Harun Yahya

Sohbetler (20 Ekim 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: İlim irfan meclisini kurdunuz öyle mi?

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Vesilenizle inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İyi, güzel. Allah’a hamdolsun.

Sevgi birliği ile ilgili “Sevgi birliği sonsuzdur” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari ve Mardin’den şehit haberlerimiz var Adnan Bey. Hakkari Çukurca’da Güven Dağ bölgesinde çıkan çatışmada iki askerimiz şehit oldu, beş asker yaralandı. Mardin Ömerli’de PKK saldırısında da korucumuz Hasan Gündüz şehit düştü. PKK, karakol komutanlığına ve korucu noktasına uzun namlulu silahlarla ateş açtı.

BÜLENT SEZGİN: Şehitlerimizi gösterebiliriz. Şehit Uzman Çavuş Murat Özer. Şehit Yüzbaşı Ozan Özgür Çevik.

ADNAN OKTAR: İkisine de ne mutlu. Allah şehadetlerini makbul etsin. Bu kısacık dünyada, imtihan dünyasında imtihanlarını böyle bitirip gitmişler. Böyle güzel imtihanla imtihanımızın bitmesini Allah bizlere de nasip etsin. Şehadet en kolayıdır. En netidir. Şehit oldun mu bitti.

KARTAL GÖKTAN: Korucumuzun da resmini gösterebiliriz. Hasan Gündüz.

ADNAN OKTAR: Kabadayılara bak sen. Hasan Hoca’yı göster bakayım. 

KARTAL GÖKTAN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Efem helal olsun sana efem, maşaAllah. Evet, başka.

KARTAL GÖKTAN: Şehitlerimiz bunlar.

ADNAN OKTAR: Allah geride kalanlara, sevdiklerine sabrı cemil ve uzun ömür, hayırlı bereketli uzun ömür nasip etsin. Ne mutlu koçlara. Ne mutlu efelere. Allah şehadetlerini kabul etsin. Şehadetin kabulü de çok büyük bir nimettir. Hiç acı çekmez şehit. Birden şehit alemine geçer. Yani vurulmadan önce şehit oluyorlar. Vurulduğu anda değil, vurulmadan. Birden geçer ondan sonra vurulur. Gazilerde öyle değildir. Gazilik de çok yüksek bir mertebedir. Ama tabii şehit ailelerine her yerde sahip çıkmak lazım. Bereket getirir. Nerede bir şehit ailesi varsa oraya bereket iner. Allah çünkü o aileyi seçmiş. Seçilmiş bir aile oluyor. Onun için onların bereketinden istifade etmek lazım. Hep sofralara davet etmek lazım şehit ailelerini. Hazır sofra götürmek lazım tepside. Eskiden bizim çocukluğumuzda öyleydi. Vefat eden birileri olduğunda tepsinin üstüne pilav tavuk bilmem ne. Hatırlıyorsunuz değil mi? Böyle güzel yani mükemmel sofra yapılırdı. Çocuklara taşıtırlardı. Biz götürürdük çocukken küçükken. Ağabeyim falan mahallenin çocukları birlikte götürür teslim ederdik ilgili eve. Şehit evinde bu kısa sürmez. Normal vefatlarda hadi altı, yedi gün devam eder. Sonra kesilir bizde adet olarak. Ama şehit ailelerinde bu adet anne babanın vefatına kadar devam eder. Kardeşlerinin vefatına kadar devam eder. Kesintisiz devam etmesi lazım. Her gün bir evden bir tepsiyle yemek çıkacak. Bu eve bereket getirir. Bolluk getirir. Güzellik getirir. Buna titizlikle uymak lazım. Mahallelerde şehit ailesi aramak lazım. Yakın yerlerde varsa bu fırsatı hiç kaçırmamak lazım. Çok sevaplı, çok güzel bir ahlak olur. Hele çok hoşlarına gidecek yemek hazırlayacaksın, güzel. Beraber de yenilebilir getiren de kendisi de beraber oturup yiyebilir. Ama her gün öyle. Kuran’dan kısa bir ayet okuyup. Kuran kıraati. Mümkünse Arapçasıyla da Kuran. Kısa da olsa Arapçasıyla. Ama Türkçesi özellikle Türkçe Kuran’dan ders yapıp sohbet edip oraları düzeltip varsa mesela bulaşık yıkarsın. Çamaşırı varsa yıkarsın.  Evini temizler süpürürsün. Ona göre donanımlı gitmek lazım.  Evi mesela kırığı döküğü, tavan akıyorsa tavanı aktarırsın çok sevap olur. Baktın odunu, kömürü yok. Gidersin oduncuya “doldur” dersin. Çok güzel bir sadaka. Beş yüz kilo, bir ton odun. Onları güzel yığdırırsın odunluklarına. Kömür de beş yüz kilo, bir ton da kömür çok güzel. Gönlün, vicdanın son derece rahat dönersin. Parayı vermesen de yemek parası yapsan ne olur? O yemeği yersin ölürsün. Kalbin tıkanır ölürsün.  Allah seni korur işte öyle. Yemeğe vereceğine ona ver. “Gezmeye gideceğim” diyor parayla. Gezerken araba çarpar ölürsün. Ver oraya, oraya harca. İlla olur demiyorum ama oradan vicdanını kısarsan vicdanın seni bir yerde yakalar. Allah vicdanını sana musallat eder. Vicdan Allah’ın insana müdahalesi sistemidir. Her an insana Allah vahyeder. Her an. Mesela yanlış bir şey yapacağı vakit. Şehit ailesi var ona yemek mi götüreyim? Bir tane daha ceket mi alayım? “Bir tane daha ceket alayım” diyor. Onun hayrını görmez o zaman. Allah esirgesin. Vicdanın sesini dinleyecek. Şehit ailesine yiyecek, imkan, üst baş. Mesela şehit babasının paltosu yok. Kardeşim sen paltoyla nasıl gezersin? Çıkart paltonu hemen ver. Baba dersin paltoyu bizde unutmuşsun dersin. Bir şaka yapar hemen paltonu verirsin. Sen bulursun yine bir şey. O nereden bulsun? Hemen birde. Aceleci olmak lazım.

Şehitler bir nevi rüya gibi. Tam mantığını bulamıyor. Ama ölmediğinden emin. Çünkü bir kesinti yok. Hayatı devam ediyor. Yiyor, içiyor normal insan gibi yiyip içiyor, ibadet ediyor. İbadet ediyorsa nasıl ölmüş olsun ki. Ölmediğinden emin oluyor ama çıkaramıyor. Rüyada nasıl biz mantığını çözemiyoruz? Rahat rahat yaşıyoruz rüyada. Bir sorun oluyor mu rüyada? Bayağı eminiz kendimizden. Normal hayat yaşadığımızdan bayağı eminiz. Bize biri rüyadasın demedikten sonra. Yahut kendimiz fark etmedikten sonra mümkünü yok bilmiyoruz. Şehit de bilmiyor. Sadece keyif rahatlık içinde yaşar. Allah’ın işte hayat boyutlarından bir tanesi.

Birde şehit öleceğine dair kanaati olmuyor. Yani zaten sonsuz yaşanır ne var ki falan şeyinde. Onu bilmiyor. Halbuki biz mesela bayağı biliyoruz öleceğimizi. Onlarda öyle bir şey olmuyor. Ölüm diye bir şey bilmiyor. “Ne ölümü?” diyor “normal yaşıyoruz” diyor. “Böyle yaşanır zaten” diyor. Ahirete geçiyor ondan sonra anlıyor. Yine anlamıyor. Ahirete geçiş anında da öyle bir durum yok. Sakince oraya geçiyor bu sefer. Halbuki insanda öyle değil. Ta ayaklarından itibaren canı çekiliyor. Köprücük kemiğine geliyor canı. Azrail (as) geliyor, melekler geliyor. Heyet geliyor canını almak için. Tebliğ ediliyor canının alınacağı bayağı bir şey var. Tabii müminde temiz güzel çıkar canı. Ama biliyor öldüğünü alıp götürüyorlar. Ama ondan öyle bir şey yok. Bir türlü öyle bir sistemi görmüyor. Onlara mahsus bir güzellik. Bediüzzaman diyor ki “Şehit kendini hay bilir” diyor Bediüzzaman. Hay; canlı, hayatta. “Feda ettiği hayatı sekeratı: ölüm anını tatmadığından.” Çünkü diyor “eğer ben öldürülmüş olsam görürüm” diyor. “Kurşun gelir yarasını duyarım.  Öyle bir şey yok.” diyor. “Gayri münkati; kesintisiz ve baki görüyor hayatı” diyor. Yani sonsuz görüyor diyor. “Yalnız daha nezih buluyor” diyor Daha nezih bir hayat. Daha kaliteli. Bu hayattan bir farkı yok. Daha kaliteli sadece. Yalnız daha iyi bir aleme geldiklerini biliyorlar. Onu çıkaramıyor tabii nedenini. Sadece daha iyi bir aleme geliyor. 

MUHAMMET KÜRŞAT: Cennete benzer bir alem mi? Her istedikleri oluşuyor mu orada?

ADNAN OKTAR: Yok, cennet kalitesinde değil de dünyanın daha kalitelisi. Acı çekmiyorlar. Korku yok. Baskı yok. Burada her türlü şey var. Tehdit de oluyor. Korku da oluyor. Darbe tehdidi oluyor. İftira ihtimali oluyor. Oyun oynama ihtimali oluyor. Yaralanma ihtimali oluyor. Dövülme, sövülme ihtimali oluyor. Her şey oluyor. O teyakkuzdan insanların büyük bölümünün sinirleri bozuk. Akıl almaz teyakkuzda yaşıyor. Mesela genç kızları ben görüyorum acayip stresliler. Sokakta falan. “Nasılsın?” diyor.  “Sizi ne ilgilendirir?” falan diyor birisi nasılsın dediğinde. Acayip tedirgin. Herkese şüpheyle bakıyor. Bir tek babası ve annesine güveniyor çocuklar benim gördüğüm. Ki onlar bile bazen babalarına güvenmiyorlar. Annelerine de güvenmiyorlar. Mesela annesinden her şeyi saklıyor. Babasından da her şeyi saklıyor. Güvenmiyor yani.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Cennetteyken nasıl şehit olduğunu öğreniyor mu?

ADNAN OKTAR: Cennette öğrenir tabii. Cennette her şeyi görebilir. O anı da görebilir. Milyonlarca konu görebilir. Aslında cennet işin doğrusu dünyadan çok çok da farklı değil. Yine evler çok güzel. Havada duruyor ev mesela. Sistem, mantık aynı. Eli, kolu var insanın gözü var. Ama daha yakışıklı, daha düzgün, cildi düzgün. Soğuk yok. Sıcak yok. Üşüme yok. Yoksa bu mantık örgüsü aynı. Yine imanla yaşanıyor cennette. İman devam ediyor. Adam mesela “Allah acaba sonsuza kadar bizi götürür mü?” diye aklına gelebilir. Ama imanıyla tabii ki “götürür” diyor “götürecek” diyor. Yoksa mesela Hz. Adem (as) orada şüpheye düşüyor cennette.  Şeytan diyor ki “sen zannediyorsun ki, sonsuz yaşayacaksın öyle bir şey yok. Sen bir süre sonra öleceksin” diyor. “Ama ben yedim meyveden, ben sonsuzum” diyor. “Sen de git ye bence” diyor. “Ama sezdirme, Allah bilmesin” diyor. “Git gizlice ye” diyor. “Ondan sonra tamam” diyor. “Allah’ın ondan sonra gücü yetmez sana” diyor. “Artık sen sonsuz olacaksın” diyor. Allah’a bakış açısı nasıl görüyor musun? Meyveyi yaratan Allah. Sonsuzluğu yaratan Allah. Kafa hiç basmıyor yani. Hz. Adem (as)’i o kuşku kavuruyor adeta. Dayanamıyor gidip yiyor. Hanımına da yedirtiyor, kendi de yiyor. İkisi de yiyorlar. İlk şeker vücuduna girmiş oluyor yani. Meyve şekeri. Bu da manidar. Daha önce öyle bir şey yok. Şeker hiç almıyor. Öyle anlaşılıyor. Çünkü meyve şekeri alıyor ilk defa.

Ama şimdi dünyada da tabii Allah ahir zamanı çok şaşalı yaratmış.  Mesela ahir zamanla ilgili hadislerin ben hepsinin çıkacağını çocukken pek tahmin etmiyordum. İlk Mehdilikle ilgili hadisleri incelediğimde şaşırmıştım. Olabileceğine ihtimal verdim lise sondayken. Çünkü baktım birçoğu çıkmış hakikaten. Ama sonra kesintisiz çıkmaya başladı alametler. Ama muntazam. A-b-c-d-e-f-g gidiyor yani. Daha hala devam ediyor alametler hayret. Mesela Dabık, çok detay. “Dabık’a seksen milletin insanı gelir” diyor. Doldular hakikaten. Halen sevkiyat devam ediyor Dabık’a şu an. Halen asker sevkiyatı. Seksenin üstünde millet şu an orada toplandı. Gittikçe takviye ediyorlar, güçlendiriyorlar. Ne deniyorsa oluyor. Resulullah (sav)’ın bütün söyledikleri doğru çıkıyor. İşte onun için muhbiri sadık deniyor. Mesela bu insanların tabii imanını çok güçlendiren bir şey. Bu insanların tahmin ettiği bir şey değildi. Mehdi (as)’ı gelenekçiler de hiç ummuyorlardı. Mehdi (as) onlar için çok lüks bir şeydi. İşte ahir zamanda Mehdi (as) çıkacak. Deccal çıkacak. Yani hiç olmayacak bir vaka gibi. “Uzaylılar dünyaya gelebilir” diyorlar ya. Onun gibiydi yani çok çok uç bir ihtimal olarak görüyorlardı. Baktılar yani olay hiç öyle değil, Mehdiyet’le iç içe yaşadığımızı hissettiler ama bu sefer hem korktular hem de enaniyetlerine çok ağır geldi çünkü Mehdi hepsinden üstün oluyor hepsinin Mehdi’ye itaat etmeleri gerekecek. Ayrı ayrı hepsi için demeyeyim de bir kısmı böyle, Firavun gibi enaniyetli olduğu için çok ağırlarına gidiyor Mehdi’ye tabi olmak, tahayyül dahi etmek istemiyorlar. Kendilerini üstün bir insan gibi göreceği için o onu bir türlü hazmedemiyorlar onun için her yer kaynıyor şu an. Hepsi için demiyorum tabii bu sözlerimi bir kısmı için söylüyorum. 

Şimdi Mehdiyet’in doğru olduğu anlaşıldı hatta ben dikkat ederseniz o kadar eminim ki Mehdiyet’in emin olduğundan, ben normalde Mehdiyet’in ihtişamını iyi vurgulamak insanların da hüsnü zannını güçlendirmek için böyle sarıkla cübbeyle falan da çıkabilirim istesem yani öyle mistik bir görüntü verebilirim yani hiç hata yapmam mesela dekolte falan hanım hiçbir şekilde getirtmem, masonluğa bütün gücümle karşı koyarım efendim tapınakçılara da karşı koyarım, Musevilere de çok ağır sözler de belki söyleyebilirdim yani karşı koyabilirdim. Umurumda bile değil gayet rahatım çünkü Mehdilik gerçek. Şeytan bas bas bağıracak böğürecek fakat Mehdiyet hakim olacak.

Allah’ın yardımı akıl almaz çığ gibi. Darbe günü Tayyip Hoca’ya karşı birleşmeyen o kadar az insan var ki, bak ben bu çok acı bir olaydır ben bunu söyleyemiyorum. Ben darbenin sistemini anladım. O kadar az insan var ki darbeye karşı olmayan hayret edersin devlet içinde yani muazzam bir yapı darbenin olmasını istemiş ama Mehdiyet devreye girdiği için her yerde harika meydana geldi. Adamlar bunu çözemiyor yani muazzam bir olay meydana geldi. Mehdiye’tin harikalığı her yerde tecelli etti. Yüzlerce yerde, bir tane iki tane değil her yerde Allah kilitlemiş. Darbenin olmaması mümkün değil akıl almaz organize bir şey yapılmış. Anadolu delikanlısı diye ondan nefret ediyorlar. Köy çocuğu diye, yani mazlum diye birde kimsesi yok falan zannediyorlar. Allah mazlumun yanındadır. Allah Mehdiyet’i vesile ediyor hiçbir şey yapamayacaksınız. Vazifesini yapıncaya kadar o devam edecektir. O belirli bir döneme kadar vazifeli, o vazifesini yapıncaya kadar devam edecek durduramazsınız.

Osmanlı’da materyalizme pozitivizm merkezi olan Edebiyat-ı Cedide yani yeni edebiyat akımı, yayın organı da Serveti Fünun Dergisi o zamanlar işte devlet yıkmanın sistemine bak. Abdülhamit zamanında yayına başlamış ve geliştiriliyor, hareketin önde gelen şair ve yazarlarından Abdülhak Hamit ve Recaizade Mahmut Ekrem şu fikirleri sürekli Osmanlı’da işliyorlar. Binlerce yüz binlerce yere gönderiliyor. Bir; ‘İslam Medeniyeti devrini tamamlanmıştır’ diyor Abdülhamit devrinde bak İslam medeniyeti devrini tamamlanmıştır yani artık bundan sonra İslam diye bir şey olmaz diyor çünkü artık Darwinizm var diyorlar materyalizm var. Her yerde Darwinist ve materyalist propaganda yapılıyor. ‘Batıda düşüncesiyle, sosyolojisiyle ve tekniğiyle yeni bir medeniyet çıkmıştır’ diyorlar. Yani böyle bir köylü garibanlığı, köylü ezikliğiyle ortaya çıkmıştır. Bazı insanlar var mesela köylü garibanlığı olur, köylü olmak bir şereftir ama o onu küçüklük olarak görür. Mesela bir garibanlık gelir üstüne halbuki hepimiz köylüyüz, köylü olmak bir şereftir ama o öyle görür kendi kafasına göre. O kafayla baktığı için Avrupa’ya hemen kanıyor. ‘Yepyeni bir medeniyet çıktı’ diyor. Yemiş onu yani. Bak batı düşüncesiyle sosyolojisiyle tekniğiyle yeni bir medeniyet çıkmıştır, Osmanlı’da bunu yiyen çok fazla adam oldu. Üç; ‘Osmanlı Devleti bu medeniyete karşı er geç yıkılacaktır’ diyor. Osmanlı bunu söyleyen Serveti Fünuncular bunu söylüyor. Bütün Osmanlı’ya hakim etmişler bunu. Abdülhamit de habire Darwinist propaganda yapıyor ver ver ver bütün Osmanlı topraklarını veriyor.

Bütün paşalar bütün bakanlar hepsi Darwinist Abdülhamit devrinde, tamamı. Oradan alıştıkları için yani Osmanlı’yı yıkma belli bir süreç içinde devam etsin dediler. Güneydoğu’nun ayrılması yani Osmanlı’nın yıkılması süreci kesintisiz bir süreç diyor İngiliz derin devleti, bu devam edecek Güneydoğu’yu da vereceğiz, Karadeniz’i de vereceğiz, Akdeniz’i de vereceğiz, İzmir’i de, İstanbul’u da sadece Anadolu’nun iç kısmında diyor. İşte Yozgat, Ankara işte o bölgeler. Konya o bölgelerde diyor Türk milleti toplanacak. Denize kapalı olmasını istiyor ayrıca yani sırf İç Anadolu’da yaşayan bir Türklük istiyorlar. İki türlü seçenek var diyorlar bu durumda, bunları topladığında. Ya hepsini orada toptan imha edelim veyahut Orta Asya’ya sürelim diyorlar. İki seçenekleri var, şimdi şu an uygulanmak istenen bu.

İngilizler 1. Dünya Savaşı’nda Arapları falan büyük bir kısmını parmaklarına takıp oynattılar. Her istediklerini yaptırdılar, iki üç homoseksüel ajanla her konuda yönlendirdiler, onlar da gariban hemen uyuyorlar. Abdülhamit’i de yönlendirmişler, Osmanlı sultanlarını da yönlendirmişler gayet kolay olmuş adamlar için. Kerhaneler açılıyor meyhaneler, şarap fabrikaları, rakı fabrikaları, tütün fabrikaları, Darwinist materyalist kitaplar bütün Osmanlı’yı sarıyor. Habire topraklar veriliyor. Kıbrıs veriliyor, Kars, Ardahan her yer veriliyor. Halen bu kafa devam ediyor, yine vermeye devam edeceksiniz diyor. Osmanlı paşaları kendileri zaten Türklükten nefret ediyor adamlar, bir kısmı yani Osmanlı paşalarından Türklük hakkında çok aşağılayıcı sözler söyleyenler kitaplar yazmışlar. Mevlana’dan başlıyor, Mevlana da öyle. Ya Türklükten nefret ediyor üslubunda.  Charles Darwin nefret ediyor, İngiliz derin devleti mensupları nefret ediyorlar yani bir an önce dünyadan yok edilmesi gereken bir ara tür olarak görüyorlar Türkleri haşa.

Servet-i Fünun Dergisi Abdülhamit döneminde 27 Mart 1891 tarihinde çıkartılmaya başlandı. Servet-i Fünun dergisinde pozitivizm, materyalizm, realizm ve natüralizm gibi İslam’a aykırı felsefi akımlar anlatılıyordu. Servet-i Fünun kadroları Abdülhamit döneminde açılan Darwinist eğitim öğretim yapan okullardan yetiştiler. Abdülhamit devrinde çıkan Sabah Gazetesi’nin başyazarı Şemsettin Sami İkdam Gazetesi’nin başyazarı Ahmet Cevdet ikisi de evrimciler. Tercümanı Hakikat Gazetesi’nin başyazarı Ahmet Mithat Efendi’yle birlikte dönemin üç büyük gazetesi de evrimcilerin kontrolünde. Ahmet Mithat, Darwinist olduğu için Abdülaziz zamanında yasaklanıyor, Abdülhamit, İstanbul’a getirip tam aksine ona gazete yayımlatıyor bu sefer. Abdülhamit koyu Darwinist, çok koyu Darwinist ve bütün Osmanlı’nın Darwinist olmasını sağlıyor ve bir tek bizimle de değil. Mısır’ın Ürdün’ün her yer Filistin’in her yerin Libya’nın, Fas, Tunus, Cezayir’in hepsinin Darwinist olmasını sağlıyor.

Çok fazla insanımızı İngiliz derin devleti kendine ajan yaptı. Türkiye’de çok fazla İngiliz derin devletinin ajanı var. Genç kızlardan, genç delikanlılardan. Pakistan’da, Ürdün’de, Mısır’da böyle aşağılık kompleksi olan psikopat erkekse homoseksüelliğe yatkın, kadınsa kadın homoseksüel olan yani kadın homoseksüel olan sapık, topluma isyan halinde, zekasına aklına çok güvenen, kendini çok üstün gören insanlık düşmanı böyle psikopat, manyaklıktan zevk alan, sinsi, kahpe, kalleş insanları organize etti İngiliz derin devleti. Bu internet imkanları da bu tip münafık ve alçaklar için muazzam bir imkan meydana getirdi. Ben bu alçaklara bakıyorum bak hep homoseksüellerle bağlantılılar. Seçtikleri adamlar hep bak Darwinist, homoseksüel ve Rumi ve gizlice, mesela gizli hesaplar açıyorlar kendilerine mesela adı başka mesela falanca ismi, gizli hesabı yirmi-otuz tane de gizli hesabı var. O gizli hesaplarından kendi propagandasını yapıyor bu ahmaklar. İşte beyefendi ne kadar güzel konuştunuz, ne hoş konuştunuz kendi kendine yazıyor böyle manyak yani narsist ya akıl hastası, bazı avanaklar da diyor ki bu adamın ne kadar çok hayranı var böyle yiyor onu ya. Bütün hayranları da hep homoseksüel, Darwinist, materyalist diyor bu sefer o, o sistemin içine giriyor. Halbuki hayali, hayali yani çünkü pislik cemiyet mikrobu. Bakıyor adamın acayip destekçisi var kendini Süpermen gibi gösteriyor halbuki hiçbir şeyi yok, hiçbir özelliği yok. Ne kafası çalışır, ne kültürü var, ne gösterdiği gibi özellikleri var kendinde suni özellikler gösteriyor. Yani toplumu kandırarak güçlü bir insan görünümü veriyor. Halbuki son derece karaktersiz, ruhsuz, narsist ve manyak oluyor ama öbür İngiliz derin devleti mensupları da öyle olduğu için kendi aralarında muazzam bir dayanışma yapıyorlar. İnternet de bu gizlilik için onlara muazzam imkan sunuyor. Birde internetin gizliliğiyle ilgili yeni yeni sistemler geliştirildiği için kendilerini örttürecek sistemi İngiliz derin devleti onlara sunuyor. Mesela şu şu sistemi kullanırsanız çok gizli kalırsınız diyor. Mesela var ya ByLock bilmem neler falan onun daha da gelişmişlerini de sunuyor İngiliz derin devleti. Onun için bu alçakları bazen istihbarat örgütleri yani meşru istihbarat örgütleri bile izleyemeyebiliyor. Kendi aralarında özel şifreleri oluyor, birde özel konuşma üslupları var mesela heykellerle konuşuyorlar, resimlerle konuşuyorlar. Mesela Galata Kulesi onlar için bir sembol, Galata Kulesi. Galata Köprüsü bir sembol, mesela fil bir sembol veya kirpi bir sembol anlıyor onlar birbirlerini. O resmi koydu mu tamam diyor adam, ilk alameti almış oluyor. Bakıyor homoseksüel destekçisi, bakıyor Darwinist destekçisi, bakıyor şarap hayranı hah diyor tam bu bizim adamımız diyor. Bakıyor ateistlere beğendi yapıyor tamam bu bizim adamımız diyor. Böyle gizli bir haberleşme sistemleri var ve bunlar birbirlerine yeni gelişen bütün gizli haberleşme sistemlerini de sunuyorlar. Mesela gizli kumar siteleri oluşturmuşlar gizli kumar siteleri böyle malayani pislik şeyleri yapabilecekleri siteler var gizli. Oraların sitelerin haberlerini birbirlerine veriyorlar, oralara üye oluyorlar yani her türlü melaneti internet içinde yapabiliyor bu ahlaksızlar. Onun için bunlar odalarına çekildiklerinde yalnız kaldıklarında şeytanlarıyla baş başa kalıyorlar.  Saatlerce bir şeytan bağlantısı içerisine giriyorlar ama Müslümanların yanına gelince ben homoseksüelliğe karşıyım diyor, Müslüman’ım, Türk Milliyetçisiyim, ateizme karşıyım. Hayır, ateizme karşı değil hayran ateistlere. Homoseksüele karşı değil kendisi zaten homoseksüel kafada yani kadın da olsa homoseksüel oluyor erkek de olsa homoseksüel kafada oluyor ve bütün gücüyle destekliyor. Yani zaten züppeliklerinden o tip kadınlar erkeksi görünümlerinden anlaşılıyor. Herkese tepeden bakmaları, enaniyetleri, kibirleri, huysuz ve hırçın onlarda tipik homoseksüel hırçınlığı oluyor. Homoseksüel saldırganlığı yani hepsi için demesek de genel anlamda böyle oluyor çünkü homoseksüeller, yani yüzde yüz hepsi için diyemeyiz tabii ama genel anlamda böyleler. Ateist olmak, Allah’a isyan etmek çünkü ilk homoseksüel şeytandı zaten biliyorsunuz. Lut kavmine güzel bir erkek görünümünde geldi. Ondan evvel homoseksüellik bilinmiyordu, ondan sonra dünyaya öğrettiler homoseksüelliği. Mesela kendi aralarında üslupları var, mesela diyor ki bir İngiliz’le karşılaştığında nasılsınız efendim derse diyor bil ki o anormal birisidir diyor. Mesela böyle çok anormal mantıklar geliştirmişler. Efendim bugün hava güzel derse diyor o seninle kendince alay etmeye kalkıyor demektir diyor. Böyle çok karanlık bir haberleşme sistemi kurmuşlar kendi aralarında. Yani makul bir konuşma gibi görünen şeyler onlarca ya hakaret ya alay etme veyahut karşısındakini aşağılamak için kullanılan sözler olduğu anlaşılıyor. Mesela bir İngiliz sana ben hayranım bütün kalbi derinliğimle hayranlığımı sunuyorum derse o sen aptalsın anlamında söylenmiştir diyor. Yani bak çok karanlık bir dünyaları var. Böyle yüzlerce mantık geliştirmişler. Yani listeleri var bunların yani kendi aralarında konuşması, normal konuşuyor zannediyorsun ama üçüncü şahıs onlardan olan onu anlıyor. Yani adam, konuştuğu adam anlamıyor. Mesela diyor ki pantolonunuz ne kadar güzel derse o bir aşağılama olmuş oluyor onun için bir şey oluyor veyahut mesela sizi bozuk görüyorum derse o iyi görüyorum anlamında oluyor. Yani kendi aralarında böyle karanlık bir dünyaları var. Kendi kumar siteleri ayrı, pislik yaptıkları siteler ayrı bunlar çok zor gidilen yerler bilinmiyor. Mesela yirmili şifre sistemleriyle giriliyor, bayağı karanlık bir dünyaları var ve bütün çevreleri hep homoseksüel Darwinist ve materyalist fakat Müslümanların aldatılmaması için söylüyorum bu adamlarla karşılaştığınızda ben Müslüman’ım der, ayetle de konuşur gerekirse ve homoseksüelliğe şiddetle karşı olduğunu söyler ama koyu homoseksüel çünkü bağlantılarından anlarsın. Bütün ahbapları dostları homoseksüel ve hepsi ateist. Müslüman dostu olmaz bunların bakın göremezsiniz Müslüman dostu yoktur. Bütün dostları hep homoseksüel Darwinist, materyalist ve ateisttir. Yani bir Müslüman’ın nasıl böyle dost çevresi olabilir? Nasıl inananlardan çevresi olmaz yani? İnananların çevresi yok ama sorduğunda koyu Müslüman olduğunu söylüyor. Mesela diyor ben sanatı çok severim, güzel falan diyorsun, heykeller hep homoseksüelliği çağrıştıran heykeller veyahut Allah’a isyanı çağrıştıran heykeller.  Kadınsa kadın homoseksüel olduğunu vurgulayan heykeller veyahut kocasını öldürmek isteyen kadınların resimleri veyahut kitle katliamı yapmış kadınlar veyahut geniş cinayet işlemiş kitle katliamı yapmış insanların resimleri, bunun İngiliz derin devletinde özel bölümü var yani resimlerle İngiliz derin devletinin ruhunu nasıl anlatabilirsiniz diye bölüm var. Yani dehşet dolu ama sen sanattan ne anlarsın diyor mesela, sanat bu diyor. Halbuki hep dinle alay etmek için yapılmış. Mesela rahibe gösterdik ya mesela tül üstünde var, adı mesela tesettür yahut çarşaf, çarşaflı rahibe farz edelim çünkü üç dinde de farzdır çarşaf yani kadın eğer rencide edileceği tecavüze uğrayacağı ihtimali varsa çarşaf giyinmesi gerekiyor, üç dinde de hak. Adam onla alay ediyor ama onu alıp kiliseye götürüyor anlamıyor mesela rahip olduğu halde anlamıyor oyun oynandığını. Mesela tablolarda oğlan çocuklarına homoseksüel görüntüsü vererek tablolar yapıyor onu kiliseye asıyor adam.

Evet dinliyorum.

Kartal Göktan: Dünya basınında yayınlanan en son makaleleriniz şunlar Adnan Bey; seksen ülkede takip edilen İngilizce, Almanca, Japonca, Korece, Hollandaca, Norveççe de yayınları olan ve İsrail’den yayın yapan İsrail Today Gazetesi’nin İngilizce yayınında, “Siyonizm’i anlamak ne nedir? Ne değildir?” Başlıklı makaleniz yayınlandı, bu önemli makaleniz sitelerinin ana sayfasından yayınlıyorlar. Yazınızda İslam dünyasında Siyonizm’in anlamının yanlış bilindiğini bununda zamanla Musevilere karşı gereksiz bir korku oluşturduğunu anlatıyorsunuz. Samimi Müslümanların Siyonizm’in anlamının doğrusunu açıklayarak Müslümanlar gibi bir Allah’a inanan Musevilere karşı bu yanlış nefretin kaldırılabileceğini belirtiyorsunuz. 1957 yılından beri yayınlanan günlük tirajı 110 bin olan Malezya’nın en büyük gazetelerinden biri olan Berita Harian’da ‘Avrupa’da İslamofobi ve bunu bitirmenin yolları’ başlıklı makaleniz yayınlandı bugün.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır, güzel.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’da ve internet sitesinde ‘Birleşmiş Milletlerin Reforma İhtiyacı Var’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya’da ‘Savaş çıkarmak hiçbir zaman zorunluluk değildir’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda en küçük bir savaş gerekçesini bile diplomatik ve barışçıl çözümlerle hızla ortadan kaldırmak gerektiğini belirtiyorsunuz. Uluslararası kamuoyunun, basının, sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek savaş lobilerine karşı tek bir ses olma vaktinin geldiğini anlatıyorsunuz. New York’tan yayın yapan bağımsız Kürt haber ajansı Ekurd Daily internet sitesinde ise ‘Suriyelilerin İkinci Yurdu Türkiye’ başlıklı makaleniz yayınlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR:  Çok güzel.

“Başbuğ Türkeş, Başbuğ Türkeş sensin Alparslanlara eş. Milletinin gözü yaşlı kurtar onu Başbuğ Türkeş.” Bu koro halinde ülkücüler tarafından söylenirdi, daha önce de anlatmıştım. Birisi böyle canhıraş Başbuğ diye bağırıyor ama yani bayağı canhıraş yani bir insandan öyle gür ses çıkması çok zordur. Hep birden ‘Türkeş’ diyorlar ama yani samimi söylüyorum camlar titriyordu yani böyle yani ben olay yerindeydim camlar titriyordu böyle. O aktif canlı Ülkücü sistemi yeniden istiyoruz.

İngiliz derin devletinin kadın elemanları homoseksüel kadınlar oluyorlar, kadın olmaktan nefret eder onlar, erkek gibidirler çok kindar, çok enaniyetli, azgın, manyak ruhlu ve psikopattırlar. Gizliliğin daha da gizliliğinden hoşlanır, gizli fitneden gizli pislikten çok zevk alır şeytani bir zevk alır onun için internet bunlara muazzam imkan sundu. İngiliz derin devleti de müthiş sistemler geliştirmiş internette, bu alçaklara bunları gizlice sunuyorlar onların da muazzam imkanları oluyor o yüzden. Bütün pislik ağını bu şekilde kurmuş durumdalar. Kendi aralarında hesaplaşma, kendi aralarında konuşma, her türlü melaneti işleme için her türlü imkanı sağlamış İngiliz derin devleti. Onun için Japonya’daki bir elemana da çok rahat ulaşabiliyor, Londra’daki bir elemanlarına da çok rahat ulaşabiliyorlar. Birbirlerini tanıma sistemlerini de anlattım. Adam mesela Galata Köprüsü’nü gördü mü bitiyor, fil gördü mü bitiyor yahut Galata Kulesi’ni gördü mü bitiyor yahut Galata’dan herhangi resim çünkü eskiden İngiliz derin devletinin hakim olduğu yerler orası, bir hatıra olarak onların önemli gördüğü bir şey veyahut İngiliz bayrağının renkleri, klasik bir laciverti var onun ve klasik bir kırmızısı var İngiliz bayrağında falan o tam o tonları kullanıyor mesela oradan anlaşılıyor. Veyahut mesela bir homoseksüel heykel ama en ziyade bütün tanıdıkları hep böyle Darwinist, homoseksüel, ateist efendim ipini sapını karmış adamlar, her çeşit adam yani bir tek onlar değil yani. Ama hep böyle isyankar topluma insanlara isyan etmiş, enaniyetli, hırçın, saldırgan, bir türlü ruhi denge tutturamayan manyak tipler ama bunlardan bir tanesini bulursa bir Müslüman bayağı sevinsin çünkü Alaeddin’in lambasının içerisindeki iblis gibi yani onu orda koruyup kollayacaksın ki şeytanın bütün özeliklerini görebilesin. Şeytanı tanımak için her mümin topluluğunun münafıklara ihtiyacı vardır yani münafığı apar topar göndermek değil de onu efendim bir kobay gibi besleyip onun yaptığı bütün pislikleri takip ederek şeytanın sanatını, kirli sanatını görmek lazım. Şeytanın kirli mesleğini görmek lazım çünkü bunlar av köpeği gibi kullanılabilecek tiplerdir yani burunlarının koku alma gücü yüksektir yani bunu bıraktığında hemen gider şeytanı bulur ama sen bulamazsın. Mesela iblisin adamlarını hemen gider bulur o, sen bulamazsın. Onun için yani Müslümanlar münafık beslediklerinde bundan hiç gocunup rahatsız olmasınlar ama tabii çok iyi kafa çalıştırmak lazım yani münafık avuçtaki ateş gibidir yani tehlikeli bir mahluktur. Çok iyi bir akıl iyi bir dikkat gerektirir yani şehir akımıyla oynuyor gibidir yani çok dikkatli olmak lazım. Münafığın sağı solu da belli olmaz yani çok dikkat etmek gerekir.

Mesela kendi aralarında anlaşma ama tabii Kız Kulesi’nin falan yahut Galata’nın hiçbir suçu yok. Bizim güzel semtlerimiz yani ben onu iftiharla da yayınlayabilirim yani ama öbürleriyle beraber birlikte gördüğümüzde bu bir alamettir, tek başına bir anlamı yoktur bunun. Mesela Kız Kulesi de öyle orada mesela bizim aslanlarımız Anadolu’ya silah kaçıran yiğitlerimizin tekneleri çevrilip orda infaz edildiği yerdir Kız Kulesi. Orda şehit ediyorlar mavnalarla götürüyorlardı bizim şehitlerimizi. Ne kabadayılar gitti orda, ne yiğitler şehit edildi. Mesela İngiliz polisi orda duruyor düdük çalıyorlar durdurun diyorlar, tekneler var tekneyi Kız Kulesi’ne çekiyorlar Kız Kulesi’nin içerisinde işkence yapılıyor aslanlarımıza orda şehit edip sonra mavnayla gönderiliyorlardı, çok uzak mahallerden denize ayaklarına taş bağlayıp, ağır bir cisim bağlayıp denize atıyorlardı o yüzden hiç bulunamadı bizim aslanlarımız şehitlerimiz. O devirde hep kaybolmaları oldu yani hiçbiri bulunamadı. İşte Ustura Kemaller falan o devrin o tip isimler o devrin insanları. En anlı şanlı kabadayılar yiğitler hep öyle yok edildi İngiliz derin devleti tarafından. Onun için Kız Kulesi onlar için kanlı bir kuledir. Galata da öyle kanlı kuledir onun hatırasını unutamazlar onlar. Yani hep böyle İngiliz derin devleti mensupları onları öyle bir sembol olarak kullanırlar. Ama aynı zamanda homoseksüel destekçiliği, ateist destekçiliği ile beraber görürseniz bilin ki İngiliz derin devletinin uşağı yani olması ihtimali çok yüksek demektir. Bazen de yalakalık yapıyorlar, İngiliz derin devletinin kapısında bekliyor hani alır mısınız mantığında. Sürekli mesela o,on yıl falan yalakalığını yapıyor belki bir gün kabul ederler diye. Kendilerini beğendirmek için onların hepsini alçaklıkla, şerefsizlikle boyun eğiyorlar. Çok fazla internet sahte siteleri oluyor bunların, sahte sitelerinden kendilerini övdürtüyorlar. Mesela bir homoseksüel görünümünde kendini övdürtürüyor, bir efendim İngiliz derin devleti sempatizanı görünümünde kendini övdürtüyor. Böylece İngiliz derin devletinin gözüne girmeye çalışıyor. İngiliz derin devleti böyle kolay kolay adam da almıyor. Onun için bu yalakalar yalvarıyorlar almaları için yani çok alçak bir sistem var.

Kız Kulesi karakoldu o zamanlar, İngiliz karakoluydu. O devrin binalarının karakol olarak kullanılan yerlerinin PTT binalarının onların resimlerini göstersene.

İzleyiciler diyor ki, “Oktar çıktığında tek oynasın çünkü sanat yüksek” diyorlar “ama aynı şekilde Semih de Oktar olmadan daha sanatlı oynuyor” diyorlar yani iki sanatçı aynı anda olmuyor diyorlar. Sanat sanatı boğar gibi herhalde, doğru söylüyorlar.

SEMİH MERİÇ: Siz daha güzel oynuyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Benimle kendini kıyaslarsan bitersiniz onu yapmayın.

OKTAR BABUNA: Kıyaslamıyoruz da örnek alıyoruz.

ADNAN OKTAR: Ben Ankara’dan olayın yerinden geliyorum. Tabii kaynağından yani. Biz kardeşim 60’lar 70’ler falan biz düğünlere falan giderdik. Biz ilmini yerinde yaptık. 53.54Ankara Cebeci bizim mekanımızdı yani, delikanlı aleminin kalesidir Ankara Cebeci.

BÜLENT SEZGİN: Hiçbir konuda kıyaslamamaları gerekiyor sizle.

ADNAN OKTAR: Yani evet.

OKTAR BABUNA: Yani ilmi bilmek yetmiyor.

ADNAN OKTAR: Boş yere psikolojik şeye girersiniz.

OKTAR BABUNA: Öğrensek de.

ADNAN OKTAR: Yine kurtarmıyor diyorsunuz.

Ortalık çok bozuk, genç kızlara acıyorum, delikanlılara falan ne kadar zor. Geçenlerde demin bizim çocuklardan birisi kız arkadaşını getirdi kız çok efendi, hayret edilecek. Ya dedim sen böyle bir dönemde nasıl böyle efendi kaldın böyle yani. Elinden yüzünden nur akıyor çocuğun, dedim ki Allah seni korumuş seni gelenekçi bir aileye sahip olmamışsın. Gelenekçi oldu mu bir daha onu düzeltmek o kadar zor oluyor ki yani kanına iliğine kromozomlarına kadar oturuyor. Yani bir gelenekçiyi geriye çevirmek demek cıvadan altın yapmak gibi yani. Simyacı olmak lazım yani böyle çok çok zor oluyor geriye çevirmek. Çocukların bilinçaltını akıl almaz etkiliyor. Rahmetli Atatürk Allah razı olsun onu kökten silmiş atmış.

Şimdi ne yapıyoruz? Bir mehter dinleyelim yeri göğü yıksın. Güneydoğu’daki aslanlarımıza dinletelim. Efendim hanım kardeşlerimiz o arada yerleşsin, sizde o arada bir tur atıp gelin. Bahçede cigara molası falan sakın ha. Geçenlerde bir cigaracıyı yakaladık, ben arabayla geçiyordum ondan sonra bizim araba konvoyu görmüş, sigarayı atmış yere böyle, şöyle eliyle tutup şöyle atmış birde profesyonel. Kolpaçino’daki gibi de ayağının ucuyla eziyormuş böyle sigarayı, çocuklar demişler ki ‘biz yanlış mı gördük ya?’ demişler ‘bu o değil mi demişler?’ evet o demişler. Ya diyor sıkılıyorum ondan içiyorum diyor. Ya kardeşim sıkılmaya sigara mı iyi gelir? Sıkılman; az su içiyordur kilolusun, kilolu insanda sıkıntı olur zaten. Bol su iç zayıfla, spor yap, duş al hiçbir şeyin kalmaz. Cigara acayip sıkıntı verir insana, müthiş stres yapar sigara berbat bir şey. Ne gerek ya gencecik delikanlı adamsın ciğerini batırıyorsun yani? Genç kızlara da çok acıyorum mesela güzel benim hanım kız arkadaşlarım var yeni yeni gelenler cigaracı, yavrum bak diyorum dünyalar güzelisin cildin erkenden yaşlanacaksın, ben seni seviyorum yapma etme kendine kıyma diyorum yani. Bir paket sigara, bir buçuk paket sigara bir genç kız nasıl içer, ne yapar onu o? Hemen anlaşılıyor ciltlerinden falan yazık günah değil mi? Ne zorun? Kaldır at o paketi git kuru üzüm al, fındık al, şamfıstık al aslan gibi delikanlı kızsın onları ye. Ne zorun? Hayır, nikotinamite ihtiyacın varsa B vitamin kompleksi hapları var al var içinde nikotinamit istediğin kadar var. Al günde sabah akşam iki tane istediğin kadar al istiyorsan yani yüksek dozlu değilse, yüksek dozluysa bir tane alırsın zımba gibi kız olursun ya ne zorun?

Evet, mehter vursun.

BÜLENT SEZGİN: Mehter marşıyla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Mehter Marşı

ADNAN OKTAR: Buyur Fikret Efendi.

KARTAL GÖKTAN: PYD’den Hatay’a havanlı saldırı yapıldı. Güntepe Hudut Karakolu yakınında boş araziye beş top ve havan mermisi atıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri angajman kuralı gereği Curcurum Hudut Bölüğü’nde konuştu. Fırtına obüsleri ile atış yapılarak misliyle mukabelede bulunulduğunu açıkladı.

ADNAN OKTAR: Misliyle mukabele öyle mi olur kardeşim? Orada bir kere PYD myd hiçbir şey bırakmamaları lazım, hallaç pamuğu gibi atılması lazım her yerin sonra da pardon derler. Tabii, bir gece harekatıyla bitirmek lazım sonra da yanlış hedefe gitmişiz şaşırdık dersiniz. Değil mi? Ne bilelim dersin olur biter yani uzatmaya gerek yok. Her şey usulüyle yapılır kanuna hukuka uygun olarak yapılsın. Efendim hayır bilerek yaparsın da ama pardon dersin. Burnumuzun dibinde pislik istemiyoruz biz, o lağımı oradan kazısınlar.

Değerli sanatçımız Umut Akyürek. O dünya tatlısı, güzel bir hanım ama o da ortada yok. O çocuğu hayatla boğuşturuyorlar, ekonomik sorunları oluyor. Sanatçı insanın güzel bir ortamda güzel yaşaması lazım, hayatla boğuşmaması lazım. Devlet ona on bin lira maaş verse devlet batmaz. Hiçbir sanat çalışması yapamıyor, hayatla boğuşturuyorlar bu insanları. Müslüm Gürses bak canım benim hastaneye gitti. Hanım diyor biz buraya geldik ama buranın parasını ödeyebilecek miyiz? Ne yapacağız? Diyor. Kardeşim şu kahredici bir söz. Bu nasıl bir iştir? Sanatçıya hastane mi olur? İstediği gibi gider. “Hanım nasıl ödeyeceğiz buranın parasını?” diyor. Bu dehşet verici bir şey. Bir avuç sanatçı var. Umut Akyürek gibi bir sanatçı bir daha kolay kolay gelmez. Zor bir şey de değil. TRT’den maaş alıyorlar bir avuç maaş. Nasıl geçinsin onlar? Sanatçı insan nasıl sanat yapsın? Versin devlet maaş mesela diğer sanatçılara da öyle. Ben zengin etsinler, ihya etsinler demiyorum ama rahat yaşamaları lazım sanat yapabilmeleri için.

Özellikle Kıbrıs Şeyh Mehmet Efendi ve çevresindeki o muhterem insanlar sık sık ziyaretlerine gidin. ‘Selamun aleyküm biz geldik’ tarzında değil de tabii yakışacak tarzda.

“İran Dışişleri Bakanlığı’na önemli bir düşünce kuruluşlarının yorumları sorulduğunda, Amerika Birleşik Devletli düşünce kuruluşlarının rolü çok önemli görmedi ve isteklerini yazdıklarını ama kararların hükümetlerin tarafından verildiğini söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” Düşünce kuruluşlarının tamamına İngiliz derin devleti etki eder. Ve hiçbir hükumet de şu ana kadar son üç yüz yıldan beri İngiliz derin devletine zıt bir hareket yapmamıştır. Ne Kanada’da ne Hollanda’da ne Almanya’da hiçbir yerde öyle bir şey olmamıştır. Bir fikir birliğiyle toplu hareket vardır. Kimse kimseyle zıtlaşmıyor. Ama Birinci Dünya Harbi’nde Hitler’i ve Stalin’i ortaya sürdü İngiliz derin devleti. Lenin diyor bizim üstümüzde bir güç var. Araba bizde diyor ama direksiyon başkasında diyor. Hitler’i de adam kuş gibi geldi kondu her türlü yönde onu kullandılar. İşi bitince de feci şekilde öldürdüler adamı. İngiliz derin devleti için bunlar sorun olmuyor. Bak Sayın Bahçeli ne diyor? “Kuşatma var” diyor. Onun için bir referandum yapıp milletin cevabını verelim diyor. İngiliz derin devletinin baskısını kastediyor. O yüzden İngiliz derin devletini bütün aydınlar herkes anladı. Abdülhamit’in çevresi hep İngilizciydi, hep Darwinist’ti.

Osmanlı tarihçilerinden Naima biliyorsunuz ünlüdür ve Peçevi yine Osmanlı tarih yazarları Osmanlı’ya tütünü 1600’lerin başında İngilizlerin getirdiğini anlatıyor. Hastalıklara deva keyif veren olarak tanıtmışlar. Kısa süre içinde kahvehane ve sokaklar sigara tiryakileri ile doluyor. İlk İngilizler getiriyor. Bak, görüyor musun oyunu? 1600’lerde başlamışlar. Sonra rakıcı şarapçı yaptılar milleti, Osmanlı’yı. Abdülhamit’in en sevdiği sigara markası ‘Hanımkalbi’. Amerika Birleşik Devletleri’nde satılan sigaralarda Sultan Abdülhamit’in içtiği sigara diye reklam yapılıyor.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Göster. Hanımkalbi cigarası. O sigarayı alıyor öbürünü yakıyor onu onunla birbirine bağlayarak kesintisiz sigara içiyor.

1883’te dış borç ödemelerini kontrol etmek amacıyla Düyun-ı Umumiye kuruluyor. Abdülhamit tütün ekilmesi ve işletilmesini 30 yıllığına Düyun-ı Umumiye’ye bağlı reji şirketine devrediyor bak görüyor musun? Reji şirketi cumhuriyete kadar tüm tütün ekimini yönetiyor. Reji şirketini Fransızlar yönetse de sahipleri İngiliz derin devletinin kasalarından biri olan Rothschild ailesi. Hem tütünle Osmanlı zehirleniyor hem de Osmanlı Rothschild ailesine oluk oluk para akıtıyor ve 30 yıl. Reji şirketi üreticiyi karın tokluğuna çalıştırıyor o dönemde. Kadın ve çocuk çalıştırıyor tarlalarda tütün için. Kendisinden izinsiz tütün eken ve satanlara karşı jandarma ekiplerini kuruyor yani Osmanlı jandarması gidiyor diyorlar “Sen rejinin bilgisi dahilinde ancak tütün ekebilirsin. Sen nasıl yapıyorsun?” diyorlar tutuklanıyor adamlar. O zaman emrinde 7 bin jandarma var reji şirketinin. Ağır polisiye yöntemlerden dolayı 40 sene içinde reji şirketinin elinde 20 bine yakın kişi o zor şartlarda çalışmaktan dolayı ölüyor adamlar. Akıl almaz zor ortamlarda çalıştırıyorlar, karın tokluğuna. Reji şirketi daha fazla borç tahsilatı yapabilmek için her yerde zorla tütün ektiriyor. Bütün Karadeniz boydan boya her yer. İç Anadolu her yere tütün ektiriyorlar. Bu nedenle diğer tüm tarım ürünleri pahalanıyor. Her yer tütün tarlasıyla dolduğu için. Tütün ekenler de karın tokluğuna çalıştığı için Osmanlı toplumunun her kesimi fakirleşiyor. Şarap, tütünle mahvediliyor Osmanlı nesli. O heybetli Osmanlı delikanlıları yerine böyle tütünle mahvolmuş, içkiden çökmüş perişan nesiller oluşuyor. Darwinist materyalist eğitimle de ruhaniyetini, maneviyatını kaybetmiş insanlar oluşuyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Türkiye’nin artık yeni bir güvenlik stratejisi uygulayacağını söyledi ve ekledi. “Cumhuriyet tarihimizin tamamını hattı müdafaa ile geçirmeye zorlayan bir anlayışı geride bırakmak mecburiyetindeyiz. Bundan sonra sorunların kapımızı çalmasını beklemeyeceğiz. Terör nerede yuvalanıyorsa gidip orada tepelerine bineceğiz. Sineklerle uğraşmak yerine bataklıkları kurutacağız.”

ADNAN OKTAR: İşte bataklık ilimle irfanla kurutulur, bombalamayla olmaz. Zaten rahmetli Türkeş de diyor biz diyor sineklerle uğraşıyoruz ama diyor yine kapıdan pencereden giriyorlar diyor. İlimle irfanla çürütülür başka türlü olmaz.

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan şöyle diyor; “Küresel sistemin sopası Amerika Birleşik Devletleri, beyni İngiltere.” Tabii doğru. Bir tek sopası tabii Amerika değil. Aynı şekilde Almanya, Fransa.

Osmanlı’ya tütünü İngilizler getiriyor. Reji idaresi kuruluyor Osmanlı döneminde. Bütün Osmanlı toprakları tütün tarlalarıyla doluyor. Herkese tütün tavsiye ediliyor ve bütün Osmanlı duman altı oluyor. Rakı şarap fabrikalarıyla bir yandan hem alkolle hem sigarayla hem Darwinist materyalist eğitimle maddi ve manevi feci şekilde eziliyor Osmanlı. Ve bütün Osmanlı toprakları darmadağın oluyor. Ondan sonra veli geldi diyorlar. Yani hanlar hanı geldi diyor. Ulu Hakan geldi size böyle güzellikler yaptı diyor. Mağdur, İngiliz derin devletinin ezdiği bir adam Abdülhamit, konu bu.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey tütün rejisinin ortaklarına baktığımızda üç kurucu üyenin de İngiliz derin devletiyle iç içe olan Rothschild ailesiyle ilişkisi var.

ADNAN OKTAR: Özetle dünyada bir oyun oynanmış. Bunu açıklıkla anlatıyorum. Bu felsefenin özelliği Allah’ı inkar, Allah’a düşmanlık, züppelik, homoseksüellik sırf pislik olsun diye homoseksüel diyorlar ya hormonlarım kabardı. Kardeşim senin hormonlarının bin misli kadında var. Hiçbir kadın senin gibi ahlaksızlık yapmıyor. Bırak şimdi oyun oynamayı. Ne alakası var? Diyor östrojen yükseliyor da ondan diyor. Kadında bin misli östrojen var. Kadınlar gayet namuslu yaşıyorlar. Yalan da ayrıca yani. Nerede görülmüş bir şey sen hayvan mısın? İnsansın yani. Bunu diyenler için diyorum tabii. Genç kızları böyle züppe, asi, çakal, gençleri de böyle homoseksüel yine asi, züppe ve çakal yapıp korkunç karanlık bir dünya meydana getirip kıyameti kopartmayı düşünüyorlardı. Cehenneme doluşmak istiyorlar. Allah Mehdi’sini gönderdi, İsa Mesih’i gönderdi, bunların pisliği sükut buldu. Normalde 15 Temmuz’da net olurdu bu darbe. Allah akıllarını aldı. İş çıkış vakti darbe yapmaya kalktılar. Hiç tarihte görülmemiş bir şey. Allah ayaklarına dolandırdı. Ve rezil rüsva oldular. Yüzlerce yerde harika meydana geldi Mehdiyet’in bereketiyle.

Kadınları da homoseksüel oluyor İngiliz derin devletinin. Hayret edilecek şey. Çakal ve manyak kadınlardan oluşuyor böyle it bildiğin it yani, cemiyet mikrobu. Hırçın, saldırgan, manyak tiynetli, İslam’dan Kuran’dan nefret eden, seviyormuş gibi görünen ve bu alçaklar mesela farz edelim Irak’ta faaliyet yapıyor kadın ajan. Homoseksüelliğe karşı gibi ama kökeninde çok yoğun bağlantıda ve bütün gücüyle destekliyor. Onun için bu alçakların oyununa gelmemek lazım. Koyu Darwinisttirler, Darwinizm’e karşıymış gibi görünür halbuki koyu Darwinist.

Evet, Fikret Efendi dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başkanlık sistemi konusunda sert açıklamalarda bulunan CHP milletvekili Eren Erdem; “Kanımızın son damlasına kadar bedenimizi siper ederek bütün demokratik haklarımızı kullanarak başkanlık sisteminin referanduma gitmesine karşı mücadele edeceğiz.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Referandumda ne mahsur var? Çok mantıksız, referandumla zaten olmayacağını göstermek lazım. Hükümet de bir daha ağzına almaz bu konuyu.

BÜLENT SEZGİN: Bazı araştırma şirketleri yüksek çıkartıyor.

ADNAN OKTAR: Yüksekse yüksektir o zaman yani laf mı? Ben öyle bir şey olacağını hiç zannetmiyorum. Olur mu? Halk konuyu iyi anlarsa öyle bir şey mümkün değil. Referandum yani demokratik bir çalışma niye olmasın? Aman aman halka sorma ne demek? Yok, başkanlık sisteminin kabul edilmesi için bir neden yok. Bir de halka sormak lazım. Soruyoruz hiçbiri asla kabul etmiyor. Nereden çıktı bu? Başkanlık sisteminin ne olduğunu halk bilmiyor nasıl kabul etsin bilmediği bir şeyi? Hükümet bile neyi savunduğunu bilmiyor şu an. Yıllardan beri bilmiyorlar. Fransız modeli dediler bir, Amerikan modeli, Güney Afrika modeli hepsini saydılar. Oturmuş bir şey yok. Bilmediği bir şeyi halk nasıl savunacak yani? Onu yine kamuoyuna bir soralım nereden çıkmış bu yüzde altmış? Öyle bir konu yok.

Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum 2014’e kadar İngiliz vatandaşı. Cumhurbaşkanı eski Yardımcısı ve şimdiki Danışmanı Ayad Allawi o da İngiliz vatandaşı hep bak. Irak Başkanı İbadi 10 yıl Londra’da kraliçeden maaş almış hala İngiliz vatandaşı. Irak Başbakan Yardımcısı Salah El Mutlak da İngiliz vatandaşı. Irak Dışişleri Bakanı İbrahim Caferi İngiliz vatandaşı. Irak Ticaret Bakanı Milas Abdulkerim İngiliz vatandaşı. Irak eski Maliye Bakanı Başbakan Yardımcısı şimdilerde İbadi’nin Danışmanı Kürt asıllı Hoşyar Zebari İngiliz vatandaşı. Irak Başbakanı İbadi’nin bir diğer Danışmanı Bahaa El Araji İngiliz vatandaşı. Halen Irak kabinesinde yer alan 35 bakanlıktan 18’i İngiliz vatandaşı. Olayın başını adamlar kapatmış. İngiliz derin devleti diyoruz adam anlamıyor. İngiltere’ye sadık kalacağına yemin ediyor ondan sonra İngiliz vatandaşı oluyor. İngiliz kültürüne, tarihine, milletine, devletine sadık kalacağına dair yemin ediyor.

Hollanda’nın en büyük gazetelerinden birinde bugün dağıtılan broşürleri bahane ederek beni haber yapmışlar. En başta bir resmimi koymuşlar. Hollywood yıldızı gibi hanımlar çıktığını söylüyor yayına. Avrupa’dan hanımları davet ettiğimi, el üzerinde tuttuğumu onları, şık giyinmelerini teşvik ettiğimi. Bir de konu hallolmuş bitmiş bunlar daha hala bağırıp çağırıyorlar.

Dışarıya çıkıp vatandaşa sormak lazım başkanlık sistemini savunuyor musunuz? Ben dışarda bir kişinin başkanlık sistemini savunduğunu görmedim. On binlerce kişiye sorduk bir kişiye rastlamadık. Bilinmeyen bir şeye millet nasıl evet desin? Ne olduğunu bilmiyorsun yani. Soralım madem halka sormuşlar başkanlık sistemini kabul ediyor musun? Başkanlık sistemi nedir diye bir sorsunlar. Hiçbiri bilmiyor. Hükümet de bilmiyor şu an. Bilmediği şeyin nesine evet diyecek adam? Belli değil ki şuan her şey havada.

İngilizler kutsal emanetleri de Mekke’ye taşımayı planlamışlar, Kürt kardeşlerimizi ayırmak için öyle girişimde bulununca onlar demişler ki, kutsal emanetler Türkiye’de İstanbul’da biz ayrılmayız Türkiye’den demişler. Allah ayaklarına dolandırdı beceremediler. Çünkü Mehdi’nin İstanbul’da çıkacağını biliyorlar ya.  Onu engellemek için Mekke’ye taşımayı düşündüler halbuki kaderle baş edemezler. Bak Mekke’ye taşıyıp Mehdi’den uzak tutacaklardı kutsal emanetleri. Allah ayaklarına dolandırdı yapamadılar. Hatta diyorlar ki Türkler kerhane kuruyor, meyhane kuruyor, rakı, şarap fabrikaları kuruyor bunların Müslümanlıkla alakası yok diyorlar İngilizler. Mekke’ye götürelim diyorlar herkes direniyor hiç kimse kabul etmiyor ve götüremiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf gösterecektim Bomonti Bira Fabrikası’nda, Bomonti bira bahçesinde bira içen bir ailenin fotoğrafı, açık havada.

ADNAN OKTAR: Ailece içiyorlar bak çoluk çocuğu da götürmüşler. Ben hatırlıyorum 1960’larda falan o dönemden kalma akıl almaz bir alkol düşkünlüğü vardı. Bütün Osmanlı alkolik olmuştu çok büyük bir bölümü. Yani şarap içmeyen adam parmakla sayılıyordu o dönemlerde. Daha önceki dönemleri de soruyordum öğreniyordum hep öyleydi. Hep alkol sigara muazzam bir hakimiyet ve Darwinist, materyalist sistem ve gizlice kendi aralarında bunu geliştirmişler. Muazzam bir Allahsızlık fikri gelişmiş Osmanlı’nın içerisinde.

Var mı Osmanlı’yla ilgili öyle resim göstermek istediğiniz?

BÜLENT SEZGİN: Evet bir tane daha var. Aynı şekilde açık havada yine.

ADNAN OKTAR: Kafaları çekiyorlar. Kurtarmak için işte bunlar gayrimüslimdi falan diyor. Böyle bir şey yok. Hepsi Osmanlı zaten kıyafetleri Osmanlı kıyafetleri ve şarap içki herkese satılıyordu yani kimlikle satılmıyordu. Dürüst konuşun, 350 milyon litre şarap. Sadece Hristiyanlara satılıyormuş. Dürüst olun. Her yer bira fabrikası, şarap fabrikalarıyla dolu. Her yerde meyhaneler var kerhaneler var. Kerhanede kimseye sormuyorlar sen Osmanlı tebaası mısın, Fransız mısın? Kum gibi adam doluyordu kerhaneler meyhaneler. Dürüst konuşun. Kendilerince dört koldan kurtarmaya çalışıyorlar. Ne kadar samimiyetsiz izahlar. Gayrimüslim insan değil mi? Gayrimüslimin kerhanede ne işi var? Onu niye teşvik ediyorsun haram olduğunu bildiğin halde? Şarabın haram olduğunu bildiğin halde ona niye teşvik ediyorsun? Onun dinine göre de haram ayrıca. Fuhuş gayrimüslime göre de haram. İncil’de haram, Tevrat’ta haram. Niye sokuyorsun adamı oraya? Ne kadar samimiyetsiz izahlar. Şarap Tevrat’ta yasak haram. İsa Mesih hiçbir şekilde içki içmemiştir. Ağzına damla içki koymamıştır. Niye dürüst olmuyorsun?  Ayrıca İslam’ın haram kıldığı fiili onlara neden yaptırıyorsun? Ne kadar yakışıksız yanlış işler. Birde göğsünü gere gere savunuyor.

BÜLENT SEZGİN: Kumar oynatılmaya başlanıyor.

ADNAN OKTAR: Devlet eliyle kumar oynatılıyor.  Göster belgesini. ‘Açık havada içki içilmiyor.’ Açık havada çayır çayır içiliyor görüyorsunuz fotoğraflarda.

KARTAL GÖKTAN: Abdülhamit’in tuğrasıyla 1908 yılında.

ADNAN OKTAR: Resmi olarak kumar oynatıldığına dair belge işte Abdülhamit dönemi. Abdülhamit’in tuğrası üstünde. Göster açık hava meyhanelerini. Açık havada kimse içmiyordu diyor. Herkes içiyor.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Açık havada da içiyor meyhanenin içinde de içiyor. Her yerde içiyor.

BÜLENT SEZGİN: Aile olarak gelmişler açık havada. Ve Osmanlı gençler.

ADNAN OKTAR: Osmanlı döneminde ince saz  çok iyi böyle fesli falan ince saz ekipleri oluyor.

Mesela bak Süleyman’ın Özdeyişleri’nde diyor ki Tevrat’ta, “Şarap içmek krallara yakışmaz, İçkiyi özlemek hükümdara yaraşmaz. Çünkü içince kuralları unutur, mazlumun hakkını yerler.” Bitti. “Rab, Harun’a şöyle dedi: Şarap ya da herhangi bir içki içip girmeyeceksin, yoksa ölürsünüz. Kuşaklar boyunca bir kural olsun bu.” diyor (Leviller 10/8)

İncil’den “Akılsız olmayın, Rabbin isteğinin ne olduğunu anlayın. Şarapla sarhoş olmayın, bu sizi sefahate götürür.” (Pavlus’tan Efeslilere Mektup 5/17-18) “Yahya geldiği zaman oruç tutup şaraptan kaçındı.” (Luka 7/33) Mesela bak Yahya’yı Allah müjdeliyor. “Yahya hiç şarap ve içki içmeyecek. İsrailoğulları’ndan birçoğunu Allahları Rabbe döndürecek.” İçki içmeyecek diyor, hiçbir Peygamber içki içmemiştir. Sen madem Osmanlı’sın niye vatandaşını şaraba fuhşa yönlendiriyorsun? Birde onlardan vergi alıyorsun. Osmanlı kadınları kerhanelerde çalışıyor, yazık günah değil mi o kadınlara? O kadınlar bedenlerini satıyor, para veriyorlar sen de o parayı kullanıyorsun. Sonra da “halifeyim” diyorsun. Bu nasıl bir kafa? Ve bunu savunuyorlar. Neyini savunuyorsun bunun sen? Harama girmiş, günaha girmiş, yanlış yapmış.

BÜLENT SEZGİN­: Bir fotoğraf daha gösterebilir miyim? Osmanlı meyhane fotoğrafı.

ADNAN OKTAR: Aslan gibi Osmanlı evlatlarını mahvettiler böyle içkiyle şarapla, Darwinist eğitimle, ateist yazarların kitaplarını okutarak. Tütün bir yandan rakı, bira, şarap bir yandan, kerhaneler bir yandan mahvettiler. Oturmuşlar kurtarmaya çalışıyorlar. Kurtarılacak bir şey yok, yapmış hatayı, bunu düzeltmek kalıyor bize. Hata yapılmış. Bunun neyini kurtarmaya çalışıyor? Kapı gibi ortada olay. “Gizli içiyordu” diyor. Kardeşim eroini bir adam gizli içse açık da içse bu suçtur. Bir manevi cinayettir bu. Allah’ın haram kıldığı bir işlemi yapıyorsun sen. “Gizli yapıyor” diyor, gizli yapmasa olay kurtarır mı? Üç yüz elli milyon litre şarap üretiyorsun, yazık değil mi bu Osmanlı evlatlarına?

Ortadoğu’da bugün savaşların ortasına atılan 1921 yılında Kahire’de yapılan konferansta çizilen sınırlar şu anki belanın nedeni. Toplantının başkanı Winston Churchill, katılanları Kırk Haramiler diye adlandırıyorlar bazıları. Konferans katılımcılarına “Politik Çete, Kırk Haramiler” de diyenler var. Tamamı İngiliz olan bu adamların arasında İngiliz casuslar Gertrude Bell, Thomas Adwerd, Lawrence bunların yerel müttefikleri Cafer el Askeri, Sassoon Eskell, İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General Edmund Allenby, Mareşal Sir Foch gibi tipler. Konferansta alınan kararlar. Bak hepsi orada görüyor musunuz?

BÜLENT SEZGİN: İngiliz kadın ajan Gertrude Bell, İngiliz ajan Lawrence, İngiltere Başbakanı Winston Churchill beraberler.

ADNAN OKTAR: Parmaklarına takmış oynatıyorlar adamları.

BÜLENT SEZGİN: Bu fotoğrafta da Herbert Samuel, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile beraber. İngiliz ajanı Lawrence aynı fotoğrafta ve İngiliz kadın ajan Gertrude Bell aynı fotoğrafta.

ADNAN OKTAR: Burada konferansta alınan kararlar; Filistin İngiliz mangasında kalacak. Ondan sonra zaten İsrail devleti kuruldu. O konuda hayırlı iş yaptılar. Haşimi ailesinden Abdullah Ürdün Kralı olacak. Haşimi ailesinden Faysal Irak Kralı olacak. Lübnan ve Suriye geçici olarak Fransız etkisinde bırakılacak, Fransız kontrolüne bırakılacak ama geçici olarak. Mekke Şerifi Hüseyin Hicaz bölgesini, ibn Suud ailesi Arap yarımadasını Nejdi kontrol edecek ve ikisi de İngiltere’den para yardımı almaya devam edecek. İngiliz hava kuvvetleri tüm bölgenin güvenliğinden sorumlu olacak. Bu görev doğrultusunda o zaman binlerce yerleşim alanı bombalandı İngilizler tarafından. On binlerce Müslüman şehit edildi. Bu ülkelerin bugünkü sınırları bu toplantıda çiziliyor İngiliz derin devleti tarafından. Adam da ne diyor? “Yok ya öyle bir şey yok nereden çıktı?” falan diyor.  Kardeşim görmüyor musun? Sistemin üstüne oturmuşsun haberin bile yok.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Derin Dünya Devletinin Türkiye’yi Parçalama Planı

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü