Harun Yahya

Sohbetler (21 Ekim 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne diyelim? Sevgi birliğiyle ilgili bir etiket yapalım. “Sevgi birliği imandandır” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Doğu ve Güneydoğu’daki kanaat önderleri ve STK temsilcileriyle yaptığı toplantıdan beş bin ilave korucu alınması kararı çıktı. Korucular için geçici ya da köy korucusu tanımı kullanılmayacak. Adları ‘güvenlik korucusu’ olarak tanımlanacak. Korucuların sosyal ve özlük hakları dışında da iyileştirilmeler yapılacak. 55 olan emekli yaşının daha aşağıya inmesi, 40 ya da 45 olması planlanıyor. Emekliye ayrılacak korucuların kadrolarına da akrabaları alınacak.

ADNAN OKTAR: İyi güzel. Sürekli bir iyileştirme yapmak lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cizre’de 11 Ağustos’ta PKK tarafından evinin önünde başına sıkılan 3 kurşunla şehit edilen Kale Mahallesi Muhtarı Mehmet Zeki Macartay’ın 15 Temmuz gecesi darbecilere karşı verdiği mücadelenin görüntüleri ortaya çıktı. Şehidimiz 15 Temmuz gecesi çekilen görüntülerde etrafına topladığı kalabalığa Cizre halkının bayrağına, vatanına, devletine sahip çıkması ve bu hainlerle bir olup kargaşaya izin verilmemesi gerektiğini anlatırken görülüyor. Şehidin oğlu “Babam PKK tarafından sürekli olarak tehdit ediliyordu. Bu tehditlere karşı çok mücadele etti. Meclise kadar gitmişti. Son olarak 15 Temmuz gecesi verdiği mücadeleden sonra tehditler iyice artmaya başlamıştı. Babamı devlete bağlılığı yüzünden eline bayrağını aldı diye öldürdüler” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte bu tarzda kişilerin ailelerine ve komşularına kendilerini savunacak imkan vermeleri lazım. Vatandaş silahsız, PKK silahlı burada bir gariplik var. Yani vatandaşın da kendini koruyacak konumda olması lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ali Koç, İslam diniyle ilgili şöyle bir açılama yaptı: “Hayatımıza çağdışılığı ve şiddet, getiren dinler değil, dinlerin bilerek ya da bilmeyerek yanlış yorumlanması ve politik emeller için kullanılmasıdır.” İslam’ın hoşgörü dini olduğunu, tüm diğer semavi dinler gibi insani değerleri, sevgiyi ve birliği yücelttiğini söyledi Ali Koç. Bu noktada Atatürk’ü andı. “Bu büyük lider, çağdaş evrensel değerlere dayanan, barış ve adaleti temel alan bir vizyon ile İslam kültürünü laik ve demokratik bir potada bütünleştirerek güçlü bir toplumsal modeli inşa etmeyi başarmıştır” dedi.

ADNAN OKTAR: Ali Koç, kim bu görebiliyor muyuz resmini? Evet.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mili Gazete’den Mevlüt Özcan, Abdülhamit döneminde cumhuriyet döneminden daha fazla içki içiliyor olmasını o dönemdeki gayrimüslimlerin daha çok olmasına bağladı ve yazısında şunları yazdı: “2. Abdülhamit döneminde gerçekleşen onca gelişmeyi göz ardı edip o dönem açılan bira imalathanesini dillerine dolayanlar o dönemde yaşayan milyonlarca gayrimüslimi unutuyor. 2. Abdülhamit döneminde bira imalathanesini açan özel sektördür ve devlet de buna belli kurallar dahilinde izin vermiştir” dedi.

ADNAN OKTAR: Peki gayrimüslimin günahı ne? Onu niye zehirliyorsun alkolle? Onun dinine göre de haram. Şarapla, rakıyla, birayla bu mazlum insanları perişan etmenin alemi ne peki? Ayrıca o devirde şarap, bira, rakı satışı herkese serbestti. Meyhaneler herkese açıktı. Kerhaneler de herkese açıktı, kumar oynayanlar da istediği gibi kumar oynuyordu. Devlet eliyle kumar oynanıyordu zaten. Osmanlı’nın çöküşünü ilk başlatan kişilerden biri Abdülhamit. Ve feci bir çöküş maddi manevi. Hem Darwinist-materyalist yaparak hem de şarapla, sigarayla dumanla ümmet perişan edilmiş.

O devrin kahvehanelerini resmi var mı? Millet duman altı o devirler ben görmüştüm internette. Göster. Bu meyhane Osmanlı dönemi. Bunlar gayrimüslim falan değil normal Osmanlı delikanlıları zil-zurna içmişler eğleniyorlar işte. Bunlar da Osmanlı yani normal vatandaş Osmanlı vatandaşları.

KARTAL GÖKTAN: Bomonti bira fabrikasında bira içen bir aile.

ADNAN OKTAR: Hayır, tamam Hristiyanlardan da içenler vardı ama Osmanlı çok kalabalıktı Osmanlı nüfusu.

Fil masum bir hayvan, tabii ben mesela benim bulunduğum evde fil de var küçük biblo olarak süs olarak alıyorum. O hayvanın bir suçu yok. Bunların sembol olarak kullanılması ilginç. Yoksa ne balığın suçu olur, ne zürafanın suçu olur, ne diğer hayvanların bir suçu olur hepsi masum hayvanlar. Ama bunları birbirleriyle tanışmada sembol olarak kullanmaları manidar. İngiliz derin devletine hizmet eden casus kadınlar genellikle homoseksüel karakterliler. Erkeksi, azgın, çirkef, şirret, arsız, yüzsüz, utanma hissi olmayan, yüzüne tükürsen yağmur yağıyor zanneden, dolandırıcı, sahtekar, yalancı, akıl hastası gibi şizofren manyaklardan oluşuyor. Bütün İngiliz derin devletinin casuslarının özelliği bu. Ama tabii İngiliz devletine hizmet eden kadınlarda da yahut İngiliz felsefesi diyelim savunan kadınlarda da tipik birbirine benzeme özellikleri oluyor. Teknik yönden de birbirlerine çok benziyorlar. İngiliz bayrağının renkleri kullanma, kısa saç erkeksi bir görünüm. Kısa saç kadınlara yakışır birçoğu güzel oluyor bir suç değil. Ama kendi aralarında anlaşma vesilesi olarak kullanmaları dikkat çekiyor yani tanıtım olarak. Yani o felsefenin bir modası olarak bunu yaşıyor olmaları dikkat çekici. Birbirlerini tanıma metotları falan çok ilginç. Birbirlerini tanıtma yöntemleri de çok ilginç. Birçoğunun sahte internet hesabı var. Mesela bir kişinin yirmi otuz tane sahte internet hesabı oluyor. O internet hesabında hem kendini övüyor, hem o homoseksüelleri övüyor, hem İngiliz derin devletini destekliyor bir garip yapılanma. Yani Facebook kullanma veyahut interneti kullanma MI6 bunlara muazzam programlar geliştirmiş ve muazzam bilgiler vermiş. Program çözme, işte şifre çözme şu bu falan akıl almaz. Böyle toplanma yerleri var bunların, kendi kulüpleri var internette orada toplanıyorlar. Orada konuşmalar yapıyorlar kendi aralarında. Bu kafayı kendi aralarında yaymışlar özel şifrelerle, özel anlatımlarla. Hepsi birbirine bu bilgiyi aktarmış. Ve hemen hemen benim gördüğüm tamamı uyguluyorlar ve uygulama halindeler. Bunları biz eleştirdiğimizde, mesela “homoseksüellik haramdır” diyoruz. Kuran’la bize homoseksüelliğin helal olduğunu söylemeye kalkıyorlar. Yani bu adamlarla yapılan mücadelede bunların cevap şekilleri yine Kuran’la oluyor ama saptırarak, dil eğip-bükerek yapıyorlar. Hani münafıklarda da var ya, Resulullah (sav) mesela diyor ki “bu sıcakta savaşa çıkacaksınız,” çünkü Müslümanlar kitle halinde şehit edilecek başka türlü bir çözüm yok. Adam diyor ki “bu sıcakta savaşa çıkılır mı?” diyor. Müminlere eziyet edenlerle ilgili ayetleri Peygamber (sav)’e okuyor. Müminlere eziyet edenlerle ilgili ayeti, yani “sen bize eziyet ediyorsun” diyor. Veyahut savaşa çıkacak, diyor ki “ben savaş yapmayı bilmiyorum ehil değilim yani yeteneğim yok” diyor. Peygamber (sav) de diyor ki “olsun sen git Allah rızası için savaş elinden geldiği kadar.” Peygamber (sav)’e ayet olarak “işi ehline veriniz” ayeti var ya o ayeti okuyor. Yani çok kahpedir münafıklar, çok alçaktır. Peygamber (sav)’i Kuran’la mat edeceğini zannediyor. Münafık ayetleri iniyor “müminlere iftira atmayın” ayetleriyle cevap veriyorlar münafıklarla ilgili ayet inince. Halbuki “sen münafıksın” demiyor zaten Peygamber (sav) genel ayet iniyor onlar alınıyor üstüne. Bu sefer de Peygamber (sav)’e münafıklarla ilgili o ayet inince iftira ayetleriyle cevap veriyorlar. Mesela iftira ayetlerini okuyor, Peygamber (sav) münafık ayetlerini okuyunca o da iftira ayetlerini okuyor. “Ben kimseyi kastetmiyorum öylesine ezberden aklıma geldi de okuyorum” diyor. Yani sinsice kendince cevap vermiş oluyor. Halbuki münafıklarla ilgili haklı bir açıklama o doğru ve çeki-düzen vereceksin. Sen münafıksın da demiyor ayrıca, değil mi? O da iftira ayetleriyle cevap veriyor. Böyle sinsi kahpe ve kalleş bir kafası vardır münafıkların, hastadırlar yani. Yüzlerce örneği var Resulullah (sav) zamanında hep Kuran’la karşılık vermişlerdir. Mesela Hz. Ali (kv)’yi şehit ediyor adam, haşa işte “kafirleri bulduğunuz yerde öldürün” ayetini söylüyor. “Allah’ın emri onu yerine getirdim” diyor. Peki o kafir mi? Veli bir insan, tertemiz mümin muttaki. İşte münafık alçaklığı, deli yani şizofren, başka bir yapacak bir şeyi yok adamın.

Maide Suresi’nde münafıkların bu özelliğine Allah dikkat çekiyor: “Onlar kelimeleri 'konuldukları yerlerden' saptırırlar” (Maide Suresi / 13) diyor yani başka türlü anlam verirler.

Fatır Suresi’nde de Cenab-ı Allah 5’te, “…ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır Suresi, 5) Diyor. Peygamber (sav)’e karşı hep Kuran ayeti kullandı münafıklar Resulullah (sav) zamanında.

Mesela Dırar Mescidi’ni yapıyor, Müslümanların mescitleri onarması ve korumasıyla ilgili ayeti söylüyorlar Peygamber (sav)’e. Peygamber (sav) yıkıyor mescidi ya, Dırar Mescidi’ni, onlar da mescidin korunmasıyla ilgili ayeti söylüyorlar. Halbuki orası fitne yuvası olmuş, ahlaksızlık yuvası olmuş. Orası mescit hükmünden çıkmış fitne yuvasına dönüşmüş. Resulullah (sav)’ın orayı yıkması ayrıca vahiyle yapıyor. Ona karşı Kuran’a cevap veriyorlar. Yani münafıkların bu oyununa da çok dikkat etmek lazım. Çok kindar ve çok alçaktırlar. Kuran’a inanmadığı halde Kuran’la Kuran’a karşı mücadele verir münafıklar. Hz. Mehdi (as) devrinde de Peygamberimiz (sav) söylüyor münafıkların Hz. Mehdi (as)’a Kuran’la mücadele vereceklerini söylüyor. “Mehdi Kuran’la çıkacak ama münafıklar da ona Kuran’la karşılık verecekler” diyor.

Mesela Bakara Suresi 11-12’de, şeytandan Allah’a sığınırım, “Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde:” genel olarak, "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.” Kuran ayetleriyle cevap veriyorlar. Fesat çıkarıyorsun işte belli, onu düzelt. Ayetle karşılık veriyor “ıslah edicileriz” diye. “Savaşa çık” deniyor çıkmıyorsun Peygamber (sav)’in dediğinin tersini yapıyorsun. Uymak farz. Fesat çıkarıyorsun, on binlerce Müslümanın şehit olmasına vesile olacaksın bu fesattır. Nerenin ıslahı bu? “Biz savaşa çıkmayın demekle ıslah edici oluyoruz” diyor. Sen fitne çıkartıp ahlaksızlık yapıyorsun. Peygamber (sav) bilmez mi sıcakta savaşa çıkılıp-çıkılmayacağını? Çünkü çıkmadığında on binlerce Müslüman şehit olacak. Çıktığında en fazla sıcağın rahatsızlığını yaşarsın. Yaşa ne olur?

Münafıklara ayet indiğinde “sen bize söylüyorsun” diyor. Allah Allah, eğer varsa sende anormallik zaten düzelt. Ama ayet zaten şahıs belirtmiyor şu şu falanca demiyor. Genel anlamda herkese yöneliyor. Senin bundan kin duyman ruhundaki hastalığı ve münafık tiynetli olduğunu gösterir. Varsa münafık alameti düzeltirsin. Yoksa niye alınıp-rahatsız oluyorsun? Hayır, varsa zaten itiraz etmene gerek yok. Hemen sevinçle düzelt. Yoksa üzerine alınıp ahlaksızlık yapman için sebep ne?

 

Mesela meşhur münafık Abdullah bin Umeyr’e “Senin hakkında pek şiddetli ayetler nazil oldu. Resulullah’a git de senin için Allah’tan af dilesin” diyorlar. “Benim iman etmemi emrettiniz” diyor haşa bak “emrettiniz” halbuki Allah söylüyor. Peygamber (sav) söylemiyor onu Allah söylüyor. “Benim iman etmemi söylediniz iman ettim, malımın zekatını vermemi emrettiniz” halbuki Allah emrediyor bak müşrik kafalı olduğu için ahlaksız, peygamber demiş gibi peygamberi suçlayarak söylüyor. Yani değiştiriyor. “Onu da verdim” diyor. “Muhammed’e secde etmemden başka bir şey kalmadı” diyor. Yani Allahlık iddia ediyora getiriyor Peygamber (sav)’i. Halbuki Peygamber (sav) Allah’tan ona gelen vahyi bildiriyor. Kendine secde edilmesini de istemiyor. Münafığın böyle iftira etme, ahlaksızlık yapma, alçaklık yapma özellikleri vardır çok kahpedir. Aklı zayıf olanlar da münafığa uyarlar genellikle. “Vay be” diye peşinden gidebilirler. Onun için biz münafıklık konusunu çok geniş işliyoruz ki münafıkların eli-ayağı tamamen kesilsin diye bu yüzyılda.

Ahzap Suresi 12’de, şeytandan Allah’a sığınırım: “Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: " Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı” diyor. Yani “zafer olacak, İslam hakim olacak yayılacak” diyor Peygamber (sav) “boş bir aldanış bu” diyor. Cennet vadediyor “bu da boş bir aldanış” diyor. İmanı, aklı da zayıf, hem kendini helake sürüklüyor hem çevresindekini helake sürüklüyor münafık karakteri. Onun için ne kadar çok anlatılırsa o kadar faydalı münafık kişiliği.  

Lokman Suresi 7’de; “Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir.” Münafık Kuran ayeti okunurken kaçması mevzubahistir. Bu bir mucizedir. Kaçar yani Kuran’a tahammül edemez. Yani çok büyük bir mucize. Normalde yapmaması lazım. Etini koparmıyor bir şey yok yani.  Çok belirgin çok büyük bir mucize. Kuran ayeti okunduğunda kaçıyor. Bak ayette diyor ki, Lokman Suresi 7’de; “Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi,” hem de enaniyetli bak “büyüklük taslayarak” lakayt yani bön bön bakarak, ayette diyor ya “gözlerini akıtırlar” diyor “ölüm baygınlığı gibi gösterir kendini” diyor, “boş ve ahmak bir görüntü verir” diyor ve “sırtını çevirir kaçar” diyor ayette. Bak hem anlamıyor gibi yapıyor, ilgilenmiyor gibi yapıyor hem de arkasından kaçıyor. Bu bir mucize elle tutulur bir mucize. Kuran’ın bir mucizesidir bu, Kuran’dan meydana gelen Allah’ın bir mucizesi. 

Hac Suresi 72’de: “Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin.” Acayip rahatsız oluyor. “Neredeyse kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar.” Yani akıl almaz nefret ediyor öfkeleniyor. Kinle mesela birden kalkıp-gidiyor. “De ki: "Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş... Allah, onu inkar edenlere vadetmiş bulunmaktadır; ne kötü bir duraktır." 

Ali İmran Suresi 23: “Aralarında Allah'ın Kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. Onlar, işte böyle arka dönenlerdir.” Arka dönüp yine dönüp kaçan anlamında.

Nisa Suresi 61: “Onlara: ‘Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin’ denildiğinde,” yani Kuran’ı uygulayalım Kuran’la yaşayalım, elçiye de uy itaat et, “o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.” Münafığın ünlü özelliği. Bu çok büyük bir mucize elle tutulur bir şey. Kuran okunurken dayanamaz.

Kehf Suresi 101: “Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kuran'ı) dinlemeye katlanamazlardı” diyor Allah. Izdırap duyuyor Kuran duyduğunda, kaçıyor.

Kalem Suresi 51’de de: “O inkar edenler, zikri (Kuran'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi.” Nefretle bakıyorlar Peygamber (sav)’e Kuran okuyor diye. "‘O, gerçekten bir delidir’ diyorlar” diyor. Kendi aralarında öyle konuşuyorlar münafıklar. Tabii yüzüne karşı söylemiyorlar da arkasından konuşuyorlar.

Bunlar insanlardan daha akıllı oldukları kanaatinde oluyorlar münafıklar. İşte sembollerle kendi aralarında anlaştıklarını, kelimelerle kendi aralarında anlaştıklarını, sözlerin içinde böyle gizli imaları insanların fark edemediklerini. Sonunda ne oluyor? İşte yiyorsun içiyorsun ölüp-gidiyorsun sonunda ahirete. Her tarafın münafık olsa ne olur? Her yerin ajan olsa ne olur? Her yerin casus olsa ne olur? Her yerin İngiliz derin devletinin elemanı olsa ne olur. Mezarın içinde patlayıp darmadağın oluyorsun. Neyine sükse yapacaksın? Ve böyle pis sükse mi olur? Böyle iğrenç bir sükse mi olur yani?

Mesela Türkiye’de on binlerce güzel tarihi yer, bina, manzara var. Adamlar hep böyle İngiliz derin devletinin hatırası olan binaları ve yerleri seçiyorlar. Onun dışında seçmiyor. Mesela Galata onların en yoğun oldukları yer. Galata’dan başka semt mi yok İstanbul’da? Niye kafayı Galata’ya takıyorsun? Çünkü onlar hep orada yerleşmiş, hep orada Galata bankerleri, hep genelevler orada açılmış, İngiliz derin devleti oraya yerleşmiş, işkenceler orada yapılmış, cinayetler orada işlenmiş. Onun için Galata ve Galata Köprüsü onlar için kutsal. Ama bizim için Galata fethedilmiş gazi Galata. Yani Galata semti gazidir. İngiliz derin devletinin elinden aldık. Biz orayı fethettik yeniden. Yani bizim kendi mülkümüz şu an. Tabii ki iftiharla kullanırız. Her yerde resmini de kullanırız. Ama onların kullanış amacı başka oluyor. Yoksa biz, mesela Kız Kulesi gazi Kız Kulesi’dir. Yani orada yüzlerce can almıştır İngiliz derin devleti. Ama sonunda fethettik aldık. Biz tabii ki her yerde kullanırız. Ama İngiliz derin devletinin kullanma amacı bir işaret vermek. Yani “buralar bizimdi bunu unutmayın” mantık bu. “Biz buraları zamanında işgal etmiştik yine zamanı gelince işgal edeceğiz” mantığında bir bakış açıları var. Yoksa Türkiye’nin hiçbir semti yahut hiçbir hayvan bu konuda sorumlu olmaz, suçlu olmaz. Her resim güzeldir hepsini kullanırız. Fil de kullanırız, zürafa da kullanırız hepsi kullanılır. Semtler de güzeldir, Galata Kulesi de güzeldir hepsi güzeldir. Hepsi gazidir bunların, gazidir hepsi. Galata Kulesi’nde yüzlerce aslanımız şehit edildi oraya götürülüp oradaki karakollarda, binalarda. Ama Galata semti bütün cinayetlerin işlendiği yerdi ve bütün zulmün yapıldığı yerdi. Var mı oraya ait resimler bizde?

KARTAL GÖKTAN: İşgal yıllarında tam bir İngiliz üssüydü. Özellikle Galata Kulesi Sokak, Kuva-yı Milliye’cileri izlemeye çalışan İngiliz istihbaratının merkeziydi. Galata Kulesi İngilizler tarafından gözetleme kulesi olarak kullanıldı. Üzerinde İngiliz bayrağı dalgalanıyor. O yıllarda kule üzerinde külah şeklinde çatı yok. Kademeli çatı üzerinde bir baraka duruyor. Bu barakada İngiliz askerleri tarafından kent gözetleniyor. İstihbarat amaçlı baraka daha sonradan ekleniyor. Galata Kulesi’nin derinliğinde bulunan çukurların altındaki kanalda birçok kafatası, insan kemiği bulunmuş. Orta boşluğun bodrumu zindan olarak kullanılmıştır. Yine Galata Kulesi üzerinde gözetleme yapan İngiliz bahriyeliler görülüyor resimde. Kule üzerinde barakanın penceresinden gözetleme yapan İngiliz askerleri. 13 Kasım 1918’den bu fotoğraf. Kulenin tepesi Haliç’i ve İstanbul’u geniş bir alanını kapsayacak şekilde gösteren bir konuma sahipti. Galata Kulesi ve civarının güvenliğini sağlayan İngiliz piyadeler görülüyor merdivenlerin üzerinde. Galata Kulesi’nin kapı nöbetçisi ve devriyeden dönen İngiliz askerleri. Galata rıhtımında İngiliz süvarilerini görüyoruz. İngiliz işgalciler Galata Köprüsü üzerinde. İngiliz M1 Denizaltıları Galata Köprüsü yanına demirlenmiş şekilde. İngiliz işgali döneminde postane İngilizler tarafından istihbarat için kullanılıyordu. Aynı şekilde İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Galata Kulesi Sokak’ta Kuledibi Hastanesi’nin arkasında işgal döneminde binlerce insanın fişlendiği, işkence gördüğü, Kuva-yı Milliye hareketine karşı casusluk faaliyetlerinin yürütüldüğü bir bina var, onu görüyoruz şu anda. İlk başta İngiliz hapishanesi olarak inşa ediliyor ancak İngilizler İstanbul’u işgal ettikten sonra karakola dönüştürüyorlar. Galata’daki arazi üzerinde kurulan İstanbul’un ilk Mevlevihane’sini görüyoruz. İngilizler burayı işgal döneminde burayı istihbarat için kullandılar. İngiliz denizcileri Galata Köprüsü’nden geçerken görüyoruz. Yine Galata Köprüsü üzerinde İngiliz askerleri. İşgal gemileri Haliç önlerinde Galata’dan görülecek şekilde Galata Köprüsü’nün girişini kapatmışlar bu resimde. İngiliz Bahriye Hastanesi’ni görüyoruz. Eminönü’nden Karaköy’e bakıldığında Galata Kulesi’nin hemen sol altında küçük bir kule göze çarpıyor. Bu kule İngiliz hastanesinin rasat kulesi. Amaç, bu kuleden İstanbul’a gelip-giden gemileri gözetlemek ve istihbarat toplamak. İngilizler bu hastaneyi askeri ve istihbarat amaçlı kullandılar. İngiliz savaş gemilerini boğazda görüyoruz. Galata’da açılan ilk geneleve ait bir resim.

ADNAN OKTAR: Bu Abdülhamit dönemi, evet.

KARTAL GÖKTAN: Evet. İngiliz birlikleri Galata rıhtımında yürüyorlar 1920 yılında. 16 Mart 1920 sabahı İngiliz askerleri tarafından Osmanlı Devleti’nin Harbiye Nezareti yani savaşta yönettiği karargah merkezi işgal ediliyor. Beyoğlu’nda işgalci İngiliz birliklerinin yürüyüşü, 1920’den bir fotoğraf. İngiliz askerleri Beyoğlu’nda geçit töreni yapıyor. Yine İngiliz askerleri İstanbul tepelerinde. Ve Galata Kulesi’nde nöbet tutan bir İngiliz askeri, 1919 işgal yıllarından.

ADNAN OKTAR: Onun için o İngiliz derin devleti açısından kutsal ama bizim için de gazi olduğu için kutsal yerler. Yoksa bu yerlerin herhangi bir yerde yayınlanması yahut buraları bizim sahiplenmemiz yanlış bir şey olamaz. Çünkü gazi olan beldelerimiz. Bizim için de çok değerli. Ama İngiliz derin devleti için de o devrin sembolleri olarak kullanılıyor. Yoksa ben her yerde oraların resimlerini kullanıyorum. Bu hayvanları da, bu kastedilen hayvanların hepsinin biz resmini kullanıyoruz. Biblolarını da kullanıyoruz, onlarda bir suç yok. İngiliz derin devletini bu konuda şifre olarak bu yerleri kullanması dikkat çekici. Anormal olan bu. Mesela Kız Kulesi de öyle, gelip-geçen gemileri orada durduruyorlardı. Bizim aslanlarımızı oradan tevkif edip getirip Kız Kulesi’nde sorguluyorlardı. Birçoğunu orada şehit ettiler. Sonra da oradan mavnalarla falan alıp çok ileride açıklara götürüp ayağına taş bağlayıp denize atıyorlardı aslanlarımızı. Bak hiçbirinin adı sanı belli değil şu an, hiçbirinin cesedine de ulaşılamadı. Ama Kız Kulesi gazidir. Biz tabii ki oranın resimlerini de kullanırız güzel olarak değerlendiririz iftihar ederiz. Çünkü fethettiğimiz yerler. Galata’yı da fethettik ellerinden aldık. Ama onların hala içinde bir uhdedir oraları almamız. Daha hala sembol olarak kendi aralarında anlaşmalarında kullanırlar. Bunları bileceğiz.

Peygamberimiz (sav)’i mesela o zaman münafıklar “Sana ahirette bunun hesabını soracağız” diyorlardı o 300 münafık. O kadar kendinden eminler. “Ahirette seninle davalaşacağız” diyor. Her türlü ahlaksızlığı pisliği yapıyorsunuz zalim adamlar. Tam mücadele anında Müslümanları bırakıp kaçıyorsunuz. Peygamber (sav) ne derse tersini yapıyorsunuz ve nefret dolusunuz. Peygamber (sav) Kuran okurken kaçıp çekip gidiyorsunuz. Bir de “ahirette seninle davalaşacağız” diyorlar Peygamber (sav)’e. Çok pişkin ve kaşar, çok arsızdır münafıklar. Kuran’a inanmadıkları halde Kuran’la Müslümanlara karşı mücadele etmek isterler. Çok alçaktırlar yani şizofren karakterli böyle manyak tiynetlidirler. Resulullah (sav) ne derse tersini yapıyor adamlar. Hatta Resulullah (sav)’i haşa yalancı çıkartmak için o zamanın bir züppesi var onu alıp-getiriyorlar. 19 şifresini gördüğü halde, Kuran’ın mucize olduğunu gördüğü halde, Müddessir Suresi’nde var ya 19 ayet, “ölçtü biçti” diyor Allah ölçüyor biçiyor “nasıl bir ölçü koydu?” diyor Allah. “Yine kahrolası nasıl bir ölçü koydu?” Allah kahrolmalarını istiyor bu alçakların. Allah “kahrolsun” dedi mi kahrolur zaten. Allah, onları kahredeceğini göstermiş oluyor. Ama münafıklar hep Peygamber (sav)’e ayetle karşılık vermişlerdir. Yani peygambere inen vahyi peygambere karşı kullanıyorlar.

Bütün şehitlerde hep Kuran ayetlerine göre şehit ettiklerini iddia ettiler. Hz. Hasan (ra), Hz. Hüseyin (ra)’ı, Hz. Osman (ra)’ı. Mesela Hz. Osman (ra)’ı şehit edenler Kuran’a göre hareket ettiklerini, “fitne katilden beterdir” ayetini kullanıyor mesela Hz. Osman (ra)’a karşı. Böyle alçaktır bunlar. Ve “ahirette de hesaplaşacağız sizinle” diyorlar müminlere. Acayip haysiyetsizler. O 300 münafığın başı mesela öyle diyor Resulullah (sav)’e, “seninle hesaplaşacağız ahirette” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Allah yete şöyle buyuruyor: “Onlara: ‘Gelin Allah'ın Resulü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin,’ denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.” [Münafikun Suresi, 5] Diyor.

ADNAN OKTAR: Yani çirkeflikleri, şirretlikleri tarif edilecek gibi değil. Mesela o zaman derin devletle tam anlamıyla bağlantı halindeler. Roma derin devletiyle bağlantı halindeler. Çaktırmadan yaptıklarını zannediyorlar. Hıyanet üstüne hıyanet, adilik üstüne adilik, bir tane iki tane on tane değil daha hala mesela bunlarla ilgili vahiy inmesine rağmen daha hala “ahirette seninle hesaplaşacağız” diyorlar Peygamber (sav’)’e. Yani hep böyle kendilerini haklı doğru yolda gören ve manyak bir zihniyetleri oluyor. Bu konuyu biraz sonra daha detaylı inceleyeceğiz, Kuran ayetleriyle anlatacağım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yörünge belgesel serisinin dördüncü bölümü Evren’deki Geometri 22 Ekim Cumartesi saat 19:00’da A9 TV ekranlarında olacak Adnan Bey. Bu bölümde evrenin her noktasında dikkat çeken geometrik düzenden ve doğada bulunan kusursuz matematik örneklerinden bahsediliyor. Ayrıca altın oran, uzayda bir yıl yaşam deneyi, yörüngelerdeki sanat, elmas gezegen gibi ilgi çekici konular da yer alıyor. İzleyicilerimizin bu bölümü mutlaka izlemelerini öneriyoruz. 22 Ekim Cumartesi saat 19:00’da A9 TV ekranlarında Yörünge belgesel serisinin dördüncü bölümü Evren’deki Geometri’yi izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Güzel.

Osmanlı döneminden kahvehane resimleri istemiştim, geldi mi onlar? Osmanlı derken Abdülhamit devri. 2. Abdülhamit döneminde kahvehaneler. Bak; adamların elinde hep nargile. Hepsi duman altı, her yerde görüyorsunuz nargile ve sigara. Bu hep Abdülhamit dönemi. Her kahvehane böyle. Her yer duman altı olmuş. Tütünle, tömbekiyle beyinler uyuşuyor, şarapla uyuşuyor, rakıyla uyuşuyor, birayla uyuşuyor. Kerhaneler bir yandan, Darwinist propaganda bir yandan, devlet eliyle kumar oynatılması bir yandan. Milletin maneviyatı akıl almaz çöküyor. Ve Osmanlı toprakları da paramparça ediliyor.

KARTAL GÖKTAN: Bir resim daha gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Hepsinde sigara ve nargile hakim. Hepsi Abdülhamit dönemi.

Abdülhamit'in atı var; Ferhan, göster. Şahane bir at. O devrin kıyafetleri de efe kıyafeti. Görüyorsunuz. Ama hayvan çok şeker, değil mi? Arap kısrağı çok güzel. Arap atı yani, kısrak değil de, at.

Mesela, Bediüzzaman diyor ki; "Ahir zamanda" diyor, "Mehdiyet'in yeri olarak; Basra, Kufe ve Şam gibi yerler tasavvur edip söylenmiş" diyor. "Rivayetler arasında çelişki var gibi görülüyor" diyor. "Halbuki hiç öyle değil" diyor "dikkatlice bakıldığında" diyor. "Ravi İslam aleminin başkentinden çıkacak" diyor. Ama o ara Ravi mesela, farz edelim ki; hicretten beş yüz yıl sonra anlatırken; eğer, Basra ise başkent Basra diyor. Kufe ise mesela, ilerde daha. Sonra Kufe’ye geçince Kufe diyor. Şam'a geçince Şam diyor. Şam'da çıkacak diyor. Yani her şerh eden kişi, son başkent neredeyse, oraya göre açıklama yapmış. Dolayısıyla hepsinde aynı. Mesela beş-altı ayrı rivayet var; Mekke, Medine, Şam, Basra, Kufe... gidiyor yani. Halbuki oradaki açıklama, İslam aleminin başkenti. "Son neredeyse orada çıkacak." diyor Resulullah (sav). İstanbul olduğuna göre son, çıkacağı yer İstanbul. İşte o kadar. "Merkez-i Hilafet eski zamanda Irak'ta veya Şam'da veya Medine'de bulunduğundan Raviler kendi içtihatlarıyla daima öyle kalacak gibi mana verip Merkez-i Hükümet-i İslamiye yakınlarında tasvir etmişler." Peygamberimiz (sav), "Merkez-i Hükümet-i İslamiye" diyor. Şam falan demiyor. "Halep ve Şam demişler. Hadisin mücmel haberlerini kendi içtihatlarında tafsil etmişler. O yüzden çelişki var gibi görünüyor." diyor. Ama çelişki yok. (Şualar, 585)

Zümer Suresi, 36. Şeytandan Allah'a sığınırım "Allah, kuluna yeterli değil mi?" Cezaevinde açtığımda bu ayet çıkmıştı. Daha önce söylemiştim. "Seni O'ndan başkalarıyla” -deccallarla mı korkutuyorlar, putlarla mı- korkutuyorlar. -deccaliyet seni korkutmak mı istiyor?- “Allah, kimi delaltte bırakırsa,” -yani deccal taraftarı kılarsa- “artık onun için bir hidayetçi” -Mehdi- “yoktur. [Zümer Suresi, 36] Hani Mehdi yoktu? Var işte, geçiyor. Hidayetçi. Mehdi'nin anlamı ne? Hidayetçi. Burada ne geçiyor? Aynı kelime. Eleyesallahu bi kafihin abdeh ve yuhaffifunuke billezine min dunih ve men yudüllahu femalehu min hadin. Hadin ne? Mehdi. Aynı kelime. Muhtedun: Mehdiler. Hani yoktu Kuran'da? Bilmediğini düşünelim bu adamların. Anlatıyoruz. Peki buna rağmen niye doğruyu söylemiyorsun? Halk nasıl olsa bilmiyordur diye anlatıyorlar. Peki biz bunu anlatıyoruz; sonra ne yapacaksın? Mahcup oluyorsun tabii oluyorsan eğer. Yağmurla tabii haram varsa o ayrı mesele.

Münafıklar, zannediliyor ki mantıkla açıklıyorlar öyle yapmıyorlar ayetle açıklıyorlar. Her şeyde Peygamber'e karşılık hep Kuran ayetleriyle cevap veriyorlar. Çok alçak olur münafık, çok kahpe olur. İnanmadığı halde Kuran'ı şeytani bir amaçla kullanmaya çalışıyor. Mesela "'Allah bize mescid edinin.' dedi. Geldiniz, mescidi yıktınız. Ve 'mescidleri koruyun' diye ayet var, Allah'ın ayeti. Geldiniz yıktınız." diyor. Halbuki vahiyle yıkılıyor. Ve sen oraya mescid kurmuyorsun ki şeytanın evini kurmuşsun sen. Mescid ayrı, şeytanın evi ayrı. Mescid, Allah'ın evi. Sen şeytanın evini kurmuşsun, münafık kalesi yapmışsın. Sahtekar, kimi kandırıyorsun sen?

Amerika'ya bugün Rusya ve Çin tarafından ortak siber saldırı yapılmış. Amerika'nın yüzde yetmiş sekizi internetsiz kalmış. Zarar yedi milyar dolarmış. Nasıl oluyor böyle bir şey? Rusya ve Çin ortaklaşa niye yapsın? Yapacaksa ayrı ayrı yaparlar. Ve Rusya'da bir adam vardır, yapar. Devlet bunu bu şekilde yapmaz. Çok mantıksız. Savaş için ortalıkta bir zemin hazırlamaya çalışıyorlar.

Tayyip Hoca bu adamlarına çok dikkat etsin. Şu perçemli falan var ya, "Bak" diyor, "Padişah seçemediğimiz için başkan seçiyoruz." diyor. Yani aslında padişah seçmek peşindeyiz diyor, Tayyip Hoca'nın da padişahlık peşinde olduğunu söylüyor. Bu darbe için muazzam bir gerekçe. Ve iç ayaklanma için de muazzam bir gerekçe. Fitne çıkarmak için de bir gerekçe. Nerede görülmüş böyle bir şey? Oyun mu oynuyorsun sen? Kafaya bak sen. Adamlar bunu böyle değerlendirebilir. Biz fitneyi yatıştırmaya çalışıyoruz. Adam da habire fitneyi uyandırmaya çalışıyor.

MaşaAllah çingene kızları ne kadar güzel oluyorlar. Çok güzel oynuyorlar. Müthiş yetenekliler. Hepsini çok seviyorum. Çingene demek güzellik demektir. Çingene demek sanat demektir, tevazu demektir, insancıllık demektir, neşe demektir. Sevinç dolu bir kelimedir çingene. Onlarla iftihar ediyoruz ve çok seviyoruz.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Yavrularını kurtaran bir rakun ailesi vardı. 

ADNAN OKTAR: Hayret, o hayretin de üstünde. Müthiş bir akıl göstermiş hayvan. O onu tutuyor, o onu tutuyor, o da onu tutuyor. Zincirleme tutuyorlar birbirlerini. Ufaklığı yukarı çıkarttılar. Yavrusuna düşkünlükleri hayvanların.

Masaüstü Görünümü