Harun Yahya

Sohbetler (22 Ekim 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu aralar grip yaygın, mutlaka et yemeği her zaman. Günde en az iki kere et yemeği, sebze kurtarmaz. Bir de soğuk, soğuğa çok dikkat edin. Bir şey olmaz diye bir şey yok olur. Banyo yaptıktan sonra falan aman.

Genç delikanlıları, genç kızları kendilerince uzaktan böyle etki altına almak yönünde bir faaliyetleri var İngiliz derin devletinin. Onları çeşitli yöntemlerle kandırmaya çalışıyorlar, sizi işte başbakanla görüştüreceğiz, bakanla görüştüreceğiz, meşhur yapacağız, sizi yazar yapacağız, zengin yapacağız diye. Sonra da o çocukları oralara götürüp İngiltere’de mahvediyorlar. Oraya giden çocukların ırzına geçiyorlar, onları homoseksüel yapıyorlar. Kızları kötü yola düşürüyorlar, berbat ediyorlar İngiliz derin devleti. Cinayette kullanıyorlar, işte casuslukta kullanıyorlar mahvediyorlar. Zengin kızları, zengin delikanlıları kendi kontrollerine alıyorlar. Onları kendi vatanlarının aleyhine hain konumuna getirip casus olarak kullanıyorlar. Mesela Fethullah Gülen cemaatinde de bunu yaptılar, gençlerin bir kısmını homoseksüel yaptılar. Kızların bir kısmını kullandılar. Hepsi için demiyorum bir kısmını. Bu da bilinen bir konu. Pakistan’da, Hindistan’da, Türkiye’de de öyle yoğun olarak faaliyetleri bu. Eğer kız zenginse yahut delikanlı zenginse parasını pulunu da kullanıyorlar, imkanlarını da kullanıyorlar. Onun iffetini de zedeliyorlar, kendine saygısını kaybettiriyorlar sonra da her türlü casusluk ajanlık faaliyetlerinde kullanıyorlar.

Genç kızları, genç delikanlıları İngiliz felsefesi hayranı, koyu Rumi, homoseksüelliği savunan, Darwinist, Allah’a, Kitap’a, Kuran’a tavır almış garip insanlar haline getiriyor İngiliz derin devleti. Ve karanlık insanlar haline getiriyor. Şimdi kadınları da böyle erkekleştiriyor, erkekleri de kadınlaştırıyorlar. Böylece onları daha rahat kontrol altına alabiliyorlar. Kadınlarda dış kıyafet olarak böyle erkeksi bir görünüm, İngiliz bayrağı renkleri, genel politikaları. Mesela bir genç kızın fıtratını bozmak, bir delikanlının fıtratını bozmak onlar için şeytani bir zevk. Yani şeytanın ağına düşürmede bir zevk. Kadını da homoseksüel hale getiriyorlar, erkeği de homoseksüel hale getiriyorlar. Erkekler kendi aralarında homoseksüelliği çok yayıyor İngiliz derin devletinde. Kadınlar da kadınlar arasında homoseksüelliği yayıyorlar. Böyle sert erkeksi, saldırgan İngiliz derin devleti mensubu kadınlar, böyle psikopat tıynetli, kindar ve zamana karşı dirençli. Mesela bu alçaklar on yıl, on beş yıl, yirmi yıl bekleyecek şekilde eğitiliyorlar. Mesela “Yirmi yıl sonra sen bizim örgütümüzün önemli yerine geleceksin” diyor. “Ama kendi ülkende dur şu an” diyor. Yirmi yıl köpek gibi bekliyor hayret yani. Ve yirmi yıl sonra hakikaten devreye giriyor. Mesela on yıl, on beş yıl onlar için önemli olmuyor. Mesela 90 yılında, “Seni 2010 yılında şuraya alacağız” diyor. “Bu vakte kadar bekle” diyor. Bekliyor. Yani çok anormal mantıkları kafa yapıları.  

İngiliz istihbaratında 4 ünlü İngiliz kadın ajan İngiliz derin devleti mensubu, onları göster.

KARTAL GÖKTAN: Krystyna Skarbek, Melita Norwood, Violette Szabo, Virginia Hall.

ADNAN OKTAR: Mesela 40’lı yıllarda Sovyetler adına çalışıyor bu Melita, İngiliz doğumlu ajan. Yıllarca bekliyor. Mesela “On yıl sonra şurada olacaksın” diyor “yirmi yıl sonra şu olacak” diyor bekliyor.

Şimdi münafık alametlerinden konuşalım biraz. Münafıklarla ilgili kitaptan.

KARTAL GÖKTAN: Münafık, Yalan ve İftiralarla Müslümanlar Arasındaki  Sevgiyi Yok Etmeye Çalışır

 

Münafık en çok sevgiden rahatsız olur. Çünkü sinsi oyunlarla, sahtekar metotlarla dünyadaki maddi birçok nimeti elde edebilir ama ruhundaki şeytanlık ve alçak karakteri nedeniyle 'hiçbir zaman için gerçek sevgiyi yaşayamayacağını' bilir. Bu haliyle ne onun başkasını; ne de bir başkasının kendisini sevmeyeceğinin farkındadır. İşte bu da, münafık için büyük bir 'yürek acısı'dır.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Bu acı ve 'asla elde edemeyeceği bir nimete karşı duyduğu kıskançlık', münafığı her türlü alçaklığı yaparak 'intikam almaya' iter. Allah bir Kuran ayetinde münafığın, Müslümanlara zarar verebilmek ve onlardan intikam almak için başvuracağı yöntemlerden bazılarını şöyle haber vermiştir: Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık, Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik; (Kalem Suresi, 10-13)

ADNAN OKTAR: Münafığı Cenab-ı Allah Kuran’da nasıl, züppe, çakal, böyle karaktersiz, “yüzüne tükürsen yağmur yağıyor zanneder” derler ya öyle denir. Kulağı kesik; kaşar demek, hayasız yani haysiyetsiz, utanma hissi olmayan, cibilliyetsiz anlamında. Ve bak dikkat edin Allah adına yemin ediyor. Münafığın bir özelliği de Kuran ayetleriyle hareket etmesidir. Yani Müslümanı kendi Kitap’ıyla kendince vurmak ister. Mesela bir alçaklık yaptı mı yakalarsan iftira ayetini söyler. Mesela yaptığı bir pirliği ortadan kaldırırsan israf ayetini söyler. Bir pislik yapmış belli, yani Müslümanlara zarar verecek bir yapı geliştirmiş, oradan Müslümanlara tahribat oluşturmak için faaliyet yapıyor. Müslüman da onu kanunla hukukla etkisiz hale getiriyor düşünelim. O tahribatı, mesela Dırar Mescidi’nin yıkılmasını Kuran ayetiyle çelişkili olarak söylüyor münafıklar. “Allah’ın mescitlerinin tamir dilmesinden bahsediyor, mescitlerin yapılmasını söylüyor” diyor “siz burada mescit yıkıyorsunuz” diyor Müslümanlara. Halbuki orası şeytanın kalesi olmuş mescit değil ki orası. Şeytanın kalesi ayrı mescit ayrı. Ve inanmadığı halde bak kahpelik yapıyor sırf ahlaksızlık olsun.

Mesela o 300 münafık ayrılar, Müslümanlar bunları uyarıyor “sizinle ahirette hesaplaşacağız” diyor. Yine kendinden emin. Kahpelik yapıyorsun, Peygambere isyan ediyorsun, Allah’ın hükmünü haşa tamamen reddediyorsun, ahirette ne konuşacaksın? Belli ki belanın içindesin yani.

BEYZA BAYRAKTAR: Allah’ı sevmediği halde Allah’ın onun tarafında olacağını düşünüyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

EBRU ALTAN: Hz. Ali (kv)’yi şehit eden münafık için de, o da “kafirleri gördüğün yerde öldürün” ayetini kullanıyor demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hz. Ali (kv)’yi şehit ediyor. Hayret edilecek şey. “Allah’ın emrini yerine getirdim” diyor. “Kuran’daki Allah’ın emrini yerine getirdim” diyor. Tam bir münafık tavrı. Onun için münafık Kuran’la hareket edeceği için Müslümanların çok uyanık olması lazım.

Peygamberimiz (sav) duruma göre dağıtım yapıyor. Mesela adamın fazla malı oluyor ona az veriyor. Öbürünün çok az oluyor ona fazla veriyor, “sen adaletli davranmadın” diyorlar Resulullah (sav)’e. Ve ayet söylüyorlar “adaletle iş görün” ayetini söylüyor Peygamber (sav)’e. Ahmaklığına bak. Halbuki orada Allah emaneti ehline tevdi etmiş ve Resulullah (sav)’e uymaları zaten farz, kalbinde hiç burukluk duymaksızın Allah’ın hükmüne razı olması gerekiyor. O ayeti yok hükmünde görüyor münafık, adaletle iş görmeyle ilgili ayeti söylüyor Peygamber (sav)’e. Böyle kahpedir bunlar. Allah’ın hükmüne karşı olduğunu açıkça gördüğü halde orada sahtekarlık ve fitnekarlık yapıyor.

MUHAMMET KÜRŞAT: Ayetlerde de açıklandığı gibi münafık, aşağılık, zorba, saygısız ve saldırgan bir mahluktur. Her türlü hayrı ve güzelliği engelleyebilmek için elinden geleni yapar. Müslümanlar hakkında seri yalanlar uydurarak, iftira atarak, aralarında söz getirip-götürerek, asılsız haberler taşıyarak ve yalan yere yeminler ederek Müslümanlara karşı mücadele verir. Bu aşağılık yöntemlerle, Müslümanların arasını açabileceğini, onları birbirlerine düşürebileceğini ve böylece aralarındaki sevgiyi yok edebileceğini düşünür.

ADNAN OKTAR: Şimdi bunlar şöyle bir şey düşündüler; işte homoseksüelliği yayıyorlar, Darwinizm’i yayıyorlar diyor ki “Biz IŞİD mantığını, Taliban, Kaide mantığına karşı bak İngiliz kültürünü yayıyoruz. Mesela kısa saçlı hanımlar, kıyafetler, viski içiyoruz. Aynı zamanda Rumi’den de bahsediyoruz. Darwinizm’i anlatıyoruz ama Mevleviliğin güzelliğini de anlatıyoruz” diyor. “Ve dolayısıyla biz modern Müslümanız” diyor. “Başka da alternatif var mı?” diyor. Başka alternatif yok. “Ya El-Kaide, ya IŞİD yahut bu İngiliz derin devletinin ortaya koyduğu modern İslam anlayışı” diyor. İşte tam bu noktada biz devreye girdik. Homoseksüelliğe şiddetle karşı, Darwinizm’e şiddetle karşı, Rumiliğin sapkınlıklarına şiddetle karşı, modern İslam’ı bütünüyle yaşayan, hanımların rahatça dekolte de giydiği, müziğin, sanatın, estetiğin, güzelliğin her şeyin olduğu mükemmel bir alternatif meydana getirdik ve bunların bütün teorisini altüst ettik. Bunlar tek alternatifti daha önce. “Ya böyle modern Müslüman olacaksın” diyorlardı “ya El-Kaide, IŞİD gibi batacaksın veyahut Cübbeli gibi olacaksın hangisini tercih edersin” diyorlardı. Üçüncü bir yol göstermiyorlardı. Üçüncü yol olarak biz mükemmel bir yol ortaya koyunca İngiliz derin devletinin bütün oyunu altüst olmuş oldu. Yani korkunç bir açmaz. Ya IŞİD, ya İngiliz derin devletinin meydana getirdiği İngiliz dini, İngiliz İslam’ı. Zaten onlar öyle diyor “İngiliz İslam’ı” diyor. Homoseksüellik, Darwinizm, materyalizm, Rumilikten oluşan İngiliz İslam’ı. “Sufilik” diyorlar. Bunu kökünden kazımış olduk. Gıklarını da çıkaramıyorlar şu an.

OKTAR BABUNA: Bir Müslümanın yanına gidip, "Falanca şöyle bir şey dedi, bilmiyorum tabi tam olarak kimi kastetti ama, bana sanki senden bahsediyormuş gibi geldi" der. Bir başkasına yanaşıp "Şu kişiyi seninle ilgili konuşurken duydum; ortalığı dağınık bıraktığın için sana biraz kızmış herhalde" der. Yine bir başka Müslümana da, "Şu kişi senin yaptığın yemeği pek beğenmemiş, uzun uzun eksiklerini anlattı" der.

ERCÜMENT ADEMOĞLU: Bazen de bu sinsiliğini 'o an için ispat edilmesi mümkün olmayacak' konuları kullanarak yapar. Örneğin "Geçen gün şu şahsı gördüm, sana çok ters bakışlarla bakıyordu" der. Ya da "Sen iyi ki o tarafa dönük değildin de görmedin; falanca senin kıyafetine çok küçümseyen bakışlarla baktı" der. Münafığın bu sözleri baştan sona yalana dayalıdır. Dahası bunların her biri aslında günlük hayata dair çok sıradan ve önemsiz konulardır. Müslümanların da üzerinde duracağı, büyüteceği, vakit ayırıp gündem yapacakları, üzerinde uzun uzun yorumlar yapacakları mevzular da değildir. Ama münafık bu sıradan konularla bile olsa, Müslümanlar arasında fitne ve ayrılık çıkarmak, kalplerinde burkuntu oluşturmak, birbirlerine olan saygı, sevgi ve güvenlerini zedelemek ister.

BETÜL HANIM: Ayette bildirildiği gibi, 'alabildiğine ayıplayıp kötüleyerek', 'Müslümanlar arasında birbirleri hakkında haber taşıyarak', 'yalan söyleyerek', 'iftira atarak', 'konulara eklemeler-çıkarmalar yaparak', 'basit bir şeyi abartılı kelimelerle çarpıtarak' sinsice oyunlar oynar. Ancak münafık bazen de 'açıkça çirkeflik yaparak' Müslümanları birbirlerine düşürmeye çalışır. Alenen saldırganlaşarak, bağırıp çağırarak, öfkeyle, züppe ve küstah bir üslupla, 'bir Müslümanın sözde ne kadar kötü huylu, ne kadar art niyetli ve sahtekar olduğunu' anlatmaya başlar.

ADNAN OKTAR: Buradaki kişiliği görüyor musunuz? Kuran’da da bahsedildiği gibi, bu bir kısım homoseksüellerde görülen azgın deli bir ruh vardır insanlar sokakta görürler orada burada. Çok çirkef saldırgan böyle deli bir homoseksüel bir ruh vardır bazı tiplerde, bazı homoseksüellerde. Bu karakter gösteriliyor işte. Kadın olsun erkek olsun aynı kişiliği gösteriyorlar. Kadın homoseksüellerde de bu oluyor, erkek homoseksüellerde de bu oluyor. Hepsinde olmasa da büyük bir çoğunluğu bu tarzda.

HANDAN NARLICA: Sözlerinin tamamen 'iftiradan ibaret olduğu' açıktır. Bu nedenle de Müslümanlar onun hiçbir iddiasına itibar etmezler. Ama içindeki kin, öfke ve kıskançlık bir türlü yatışmadığı için, anlattıklarına inanılmamasının da ayrı bir samimiyetsizlik olduğunu iddia eder. Müslümanları adaletsizlikle, bir tarafın sözüne inanıp, diğerini haksız yere korumakla itham eder. Yalanlarının ve çirkefçe metotlarının ardı arkası kesilmez.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu münafık alametlerinin bu kadar üzerinde durmamızın nedeni, Mehdiyet’in birinci görevi cereyanı münafıkaneyi dağıtmak. Biz de Hz. Mehdi (as) talebesi olduğumuz için yahut talebelerinin talebesi olduğumuz için ben de sizler de, en azam konuyu esas yapıyoruz. Yani bu münafık cereyanla uğraşmak ve mücadele etmek. Bak diyor ki Bediüzzaman: “Bu cereyanı münafıkaneyi öldürüp dağıtacak” diyor Hz. Mehdi (as) için. Onun için bizim birinci hedefimiz münafıklık. Çünkü görünmeyen şeytanın gücü. Tabii ilimle, irfanla, sevgiyle, bilgiyle, kanunla hukukla, şiddet ve dehşetle değil.

Evet, dinliyorum.

HÜSNA HANIM: Hırsını alamadığı için, bu tür yöntemlerle 'sürekli olarak Müslümanlar hakkında aynı iftiraları atmaya, aleyhlerinde bir fikir oluşturana kadar onları kötülemeye' devam eder. İstediği, Müslümanların ona, "Evet, şu kişi gerçekten çok kötü bir insanmış; sahtekar ve samimiyetsizmiş" demeleri ve 'ona artık güvenmediklerini, onu sevmediklerini söylemeleri'dir. Çünkü münafık ancak bu sevgiyi yıprattığını görebilirse rahatlar.

CİHAT GÜNDOĞDU: Allah Kuran'da münafıkların, 'hayrı engelleyip, sürdüren' kimseler olduklarını da bildirmiştir (Kalem Suresi, 12). İşte münafıkların en sinsi yöntemlerinden biri bu tür sinsi ve alçakça yöntemlerle, 'her türlü hayrı engellemeye çalışmaları'dır. Müslümanların hoşuna gidecek, onlara nimet olacak, onları mutlu edecek, huzur getirecek, hayırlı ve güzel olan her şeye engel olmak ister. İşte 'sevgi' de Müslümanların en önem verdikleri nimetlerden biri olduğu için, münafık bu hayır ve güzelliği de mutlaka onlardan uzaklaştırmaya çalışır.

ALİ YÜCEL: Ne var ki, Müslümanlar asla ve asla bir münafığın şeytani zekasının ürünü basit yalanlarla, iman eden bir insan hakkında kanaat değiştirmezler. Aksine o kişiye yaptığı alçakça tavırlar ve attığı kalleşçe yalanlar nedeniyle, o Müslümana olan sevgi ve şefkatleri daha da artar.

PKK’yla mücadelede adam sayısı değil de silah kalitesi ve silah gücü çok önemli. Hepsinin elinde mesela silah var kaleşnikof falan çat çat böyle. Böyle olmaz kardeşim. Güçlü bir silah geliştirirsin. O silahlarla mesela orada bin kişinin toplamının bin misli bir etki yapar. Mesela el bombası atan makineli tüfekler var. Onlardan mesela dört-beş tane olmuş olsa orayı cehenneme çevirir ve orada hiçbir kimse de kaçamaz hepsini yakalarız. 

Bir de bu gençlere bedavacı programlar var televizyonlarda. Her şey bedava yatmak bedava, yemek bedava. Bedavacı ruh onların ruhunda çok büyük tahribat meydana getirir. Yani öyle tamahkar bir görüntü verebilir, tamahkar bir ruha çekebilir. Ve kendine saygıyı da kaybettirebilir. Zaten hakikaten insan bazen onların adına utanıyor. Durumları çok acı oluyor aslan gibi delikanlılar sırf yemek yemek için orada işte macera olsun diye, işte gününü gün etmesi için. Vatana millete bayağı faydalı olabilecek insanlar. O bedavacı ruh iyi bir şey değil. Bunu daha geniş değerlendirelim, fotoğraflarla belgelerle hazırlasınlar daha kapsamlı anlatalım.

Mesela ne kadar çirkin laflar, bana yayınlardan gösterdiler “Nerede beleş oraya yerleş” diyor. Bir genç bunu söylediğinde kendine saygısı ne olur bunun? Mesela hocalar da öyle çıkıyor gelenekçi hocalar, kadın diyor ki “her gün dövüyor eşim beni” diyor “sus terbiyesiz” diyor “böyle konuşulur mu?” diyor “sen niye bunu anlatıyorsun?” diyor “kol kırılır yen içinde kalır. Olmaz, ben annenin yerinde olsam direkt kocanın evine geri gönderirim seni” diyor. “Dövüyorsa dövsün” diyor. Kafaya bak mantığa bak sen.

Şimdi adam diyor ki “Nerede beleş oraya yerleş.” Şimdi bu adamın dini olmuş oluyor. Din yerine bunu yaşıyor. Mesela diyor ki “Babana dahi güvenmeyeceksin” diyor. Hiç kimseye güvenmemek ve sevmemek felsefe olarak. Ve bedavacılık.

Bir de bu başkanlık sisteminde çok samimiyetsiz bir durum var başkanlık sistemini anlatırken. Halk başkanlık sisteminin ne olduğunu bilmiyor, hükümet de bilmiyor daha, neyi teklif edecekleri de beli değil. “Halkın yüzde 70-80’i başkanlık sistemini kabul ediyor” diyorlar. Çok ayıp bu. Bilmediği bir şeyi birisi kabul ediyorsa bu çok anormal bir şey değil mi? Yani vatanını milletini seven bir insan vatanın milletin lehine mi aleyhine mi olacağını bilmediği bir şeye, anlamadığı bir şeye evet diyorsa bu ne anlama gelir? Ve bu insanlara saygıya yakışıyor mu böyle diyorlar demek? O zaman yüzde 70 halka, yüzde 70 milletin evlatlarına saygıya uygun olmayan bir bakış açısı gelişmiş olur bazı insanlarda. Bu yakışacak bir söz değil.

Hükümet başından beri yeni yeni modeller söylüyor. ‘Amerikan modeli, Fransız modeli’ bir türlü oturmuş değil. Ve zaten en büyük tehlike belediyelerin yetkilerinin artırılması, belediyelere özerklik verilmesi. Zaten biz oradan… “Federasyon vermeyeceğiz.” Federasyon vermiyorsun ama belediyelere özerklik veriyorsun, belediyenin yetkisini genişletiyorsun. Yani yetki genişletilmesi özerklik anlamına gelir. Kelime oyunları olmaz. Aynı anlama geliyor. Yani “Amerika dayatıyor, İngiltere dayatıyor ne yapalım kabul edelim” diyemeyiz. Dayatıyorsa sen de ona dayatırsın “yok arkadaş” dersin. “Dediğini yapmayacağım” dersin. Canı pahasına da olsa insan kabul etmez bunu. Geleceği varsa göreceği de var.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra Başbakan Binali Yıldırım da İslam’da mezhep ayrılığı olmadığına dair şöyle bir açıklama yaptı Adnan Bey: “Bizim Irak’ın toprak bütünlüğüne, Irak’ın devletinin parçalanmasına bölünmesine yönelik asla ve asla bir düşüncemiz olamaz. Sadece Irak’ta yeni Kerbelalar yaşanmasını istemiyoruz. Hepimiz Ehli Beyt aşığıyız. Kerbela’daki acıyı hala içimizde hissediyoruz. Hepimiz İslam’ın şerefiyle müşerref olmuş insanlarız, Müslümanız. Biz bu dünyadan ahirete gittiğimizde mezhebimizle yargılanmayacağız. Bizi bağlayan tek şey var; dinimizdir, Rabbimizdir, Peygamberimiz (sav)’dir gerisi teferruattır. Kimse mezhepleri öne çıkarmasın. Mezhepleri öne çıkarmak o bölge için yapılabilecek en büyük kötülüktür” dedi.

ADNAN OKTAR: Buram buram Mehdiyet, buram buram Mehdiyet. Bir devletin bir milletin cumhurbaşkanı çıkıyor “mezheplere gerek yok” diyor. “Tek bir din var” diyor. Ne kadar zaman sonra? 1300 sene sonra söylüyor bunu. 1300 seneden beri duyulmayan bir şey bu. Bak Mehdiyet’in imzası bu. 1300 seneden beri bu söylenmedi. Ne Selçuklularda ne Osmanlı’da hiçbir yerde söylenmedi. 1300 seneden beri ilk defa söyleniyor. Bir devlet başkanı çıkıyor cumhurbaşkanı “mezheplere gerek yok” diyor. Başbakan çıkıyor “Mezheplere gerek yok, sahabe dönemi gibi olsun Kuran bize yeterli” diyor. İlk defa oluyor İslam tarihinde 1300 yıldan beri. Ta Abbasiler döneminden beri ilk defa oluyor. Mehdiyet’in aleni açık şimşek gibi imzası.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya’da yayınlanan Pravda’da yer alan bir habere göre Rusya, Amerika tarafından ortaya konan yaptırımlara sert bir yanıt verecek. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, Amerika’yla yapılan plütonyum anlaşmasının askıya alınmasıyla ilgili olarak “Eğer Amerika sağduyuya muhalif eder ve yaptırımları artırma yolunu seçerse sizi temin ederim ki bizim de oldukça sert hamlelerimiz olur. He şeyden önce bu hamleler Amerika’nın dünyadaki konumuna ve Rusya’nın Amerikan politikasına yönelik olur. Aldığımız tedbirler kısasa kısas niteliğinde olsa bile çok ama çok sert olabilir.”

ADNAN OKTAR: İki tarafı barıştırmak lazım. Amerikan halkı da güzel, Rus halkı da güzel. İngiliz derin devleti onları parmağına takıp oynatmak istiyor. Buna ne gerek var? Nur gibi insanlar. Amerikalılar çok neşeli güzel insanlar, hoş sohbetler. Ruslar da çok terbiyeli saygılı Osmanlı terbiyesi almış insanlar. Kavgaya gürültüye hiç gerek yok. Aralarını bulup güzel yaşamalarını sağlamak lazım.

“Amerika Rusya ittifak etsin” diye bir yazı hazırlamamızda fayda var. Öyle bir yazı hazırlayayım.

Sevgi ne kadar azalmış insanlarda. Mesela şimdi iki hanım kızla görüştüm, sevgime şaşırıyor. Halbuki gayet normal, benimki normal bir insan özelliği. “Sevgi hiç kalmadı” diyor “seven insan yok” diyor şaşırıyor. Korkunç bir şey bu. Seviyor ama parasını seviyor, egoistçe seviyor, çıkara göre seviyor, menfaati bitti mi adam deliriyor yani tanınamayacak hale geliyor. Çıkarıyla çatıştığında bitti. O güzel insan gidiyor adeta bir canavar geliyor.

Kadınlar da birbirlerine çok şefkatli olsunlar. Kadınlar kadınlardan çok korkuyorlar. Ben dikkat ettim kız çocukları, kızlardan acayip korkuyor kızlar. Erkeklerden o kadar korkmuyorlar. Halbuki kızlar çok tatlı varlıklar. Buna hanımların mutlaka bir çözüm bulması merhametli olmaları lazım. Her konuştuğum kızda bunu görüyorum. Ödleri kopuyor birbirlerinden. Tabii hepsi diyemem ama büyük bir çoğunluk böyle. Şefkatli olmak lazım, merhametli olmak lazım.

Bir de kız çocuklarının böyle koca bulma derdine düşmesi, o çocukların hayatla boğuşturulması çok korkunç. Erkek bu yükü alsın üstüne. Mesela kız çocuğu var yetişmiş, “git kendine koca bul” diyor yetişkin kıza. Ne kadar ayıp, ne kadar günah yani. Ne yapsın çocuklar sokak sokak milletle gezip böyle onlarla mı uğraşacak? Millet derken yani oradaki adamlarla. Ne desin çocuk? Çok çirkin “kendine koca bul” bilmem ne falan. Erkeklerin avantajının öncelikle kadınlara verilmesi lazım. Çocuklar bayağı zor durumda kalıyor. Bir de onların çalışması daha zor. Mesela erkek sokakta her şey yapabiliyor çalışabiliyor gidebiliyor. Ama kız çocuğunun sokağa çıkması bile bir dert, değil mi? Dolmuşa binmesi bir dert, otobüse binmesi bir dert, çalışması bir de. Mesela bir mağazada çalışıyor, güzel kızsa başına bela oluyorlar. Biri geliyor biri gidiyor. Herkes teklif ediyor, biri bir şey söylüyor mağdur oluyor çocuk. Onun için kız çocuklarının korunması devletin anayasayla belirlediği mühim bir konu olması lazım.

Kızlar birbirine şefkatli olsun, hanım kızlar, kadınlar, yazık o yanlış biliniyor yani kadınlar hani böyledir, böyle dişlidir falan saldırgan olur, yırtıcı olur işte söke söke hakkını… öyle bir şey yok kuzu gibi olsun kadınlar. Ama tabii devlet desteği de şart mesela kızların rahatça iş bulması, güvenli iş bulması efendim mesela yurtlarda falan dışarda aç aç kalmamaları, öncelikli olmaları gerekiyor, o bizi rahatlatır. Mesela iş yeriyse önce kadına, kadın yoksa erkeğe olması lazım. Çünkü erkek her işi yapabiliyor, inşaatta amelelik de yapar her şeyi yapar ama kadın nasıl yapsın? Değil mi?

Birde bu kız çocuklarını falan bedavacı programlara çıkarıp çocukları mahcup etmesinler. Orada bağırtıp çağırttırıyor, onu ona kırdırıyorlar çocuğu onu ona bağırttırıyorlar, kızlar karşılıklı mahcup oluyor, aslan gibi delikanlı kızlar ya yazık günah bunlara. Birde bedavacı bir ortam; bunlar gururlu, onurlu kızlar, bir genç kızı bedavacı göstertmek küçük düşürücü, yazık, günah değil mi? Adama eğlence lazımsa başka şeyle eğlensin, çok asil şeker kızlar ben çok acıyorum.

Darbeciler darbe akşamı “ya” diyoruz “niye bu insanları şehit ediyorsunuz?” Yahut “orada halk soruyor” diyor. Bak burada kardeşlerimiz şehit ediliyor, yazık, günah değil mi? “Biz onları cennete gönderiyoruz ya” diyor “daha ne istiyorsunuz?” Diyor. Bak züppeliği görüyor musun? Kendince alay ediyor, “cennete gönderiyoruz” diyor. Bak adamları nasıl ahlaksız yetiştirmişler? Derin devlet mensuplarını nasıl ahlaksız yetiştirmişler, zalim yetiştirmiş görülüyor. Adam “bana kıyma, öldürme beni” diyor. “Yok seni cennete göndereceğim, daha ne istiyorsun?” Diyor. Haysiyetsiz herifler, sonra da bak it gibi korkuyorlar sonra toparlandıklarında da.

Irak’ta da Şii milisler Sünnilere dehşet ve vahşet uygulamaları çok yanlış, Sünniler onların kardeşleri yani o anasından Sünni doğmuş yazık günah baskı yapmaya gerek yok. Şii demek zaten Hz. Ali (kv)’yi seven insan, Ehli beyti seven demektir, orada onlara zulüm yapmanın alemi yok. İngiliz derin devletinin oyununa geliyorlar. Onları kobay gibi kullanıyor İngiliz derin devleti, çok büyük akılsızlık, bu oyunu kırsınlar, bunlar bizim Müslüman kardeşlerimiz, biz İngiliz derin devletinin oyununu kıracağız, kardeşlerimize iyi davranacağız desinler, sarılsınlar dost olsunlar.

Sen Allah’ı seversen Allah seni sever. Sen bir mümini samimi seversen o da seni sever, Allah onu öyle yaratıyor, Allah tek taraflı yaratmaz. Küfür de tek taraflıdır mesela şahıs ahlaksız oluyor, ahlaklı bir insanı seviyor, ahlaksızı bir ahlaklı insan sevemez, bundan doğal ne olabilir?

Hep böyle kalsalar çok güzel olur, işte cennette oluyor çünkü böyle de ayrı çok güzel bir nimet. Ama yeni nesilde çok güzel ahlaklı kızlar var mesela bir arkadaşımın kız arkadaşı var getirdi tanıştırmaya minicik burunu çok terbiyeli, çok güzel ahlaklı, acayip terbiyeli güzel yetişmiş hayret ettim çocuğa hiç bozulmamış. Dürüstlüğü, efendiliği, iyi niyetli bayağı zeki çok da akıllı hep dua ettim dedim Allah sana uzun ömür versin, sağlık, güzellik versin diye, kuzu gibi hayret mesela çünkü etraf çok karanlık dünya, etraflar çok karanlık yani bozulmamış. Allah Atatürk’ten razı olsun, bağnazlığın kapısını kapattı, çocuklar bağnazlığın çukuruna düşmüyorlar, düşmeyince de saf ve arı bir karakter geliştirebiliyorlar, temiz bir karakter geliştiriyorlar. Bağnazlıkta da kirlenmedikleri için dine tertemiz beyaz bir sayfa halinde geliyorlar. İslam’ı öğretmek onlara çok kolay oluyor o zaman.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin vesilenizle zaten Adnan Bey, Türkiye’de dindar bir modern kitle oluştu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela çıkıyorum çarşılara falan gidiyorum gençler sürekli resim çektiriyorlar bir arada falan biraz da utanıyorlar, çekiniyorlar, yok diyorum ben gelin çekebilirsiniz diyorum. Ama hep modern gençler böyle aslan gibi kızlar, genç kızlar, ailelerinden de öyle, tabii gelenekçi kesimden de var ama genellikle hep aydın, öyle modern gençler.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, siz anlattınız İngiliz derin devleti gelenekçiliği körüklemeye çalışırken bizi karşılarında buldular, çok güzel bir örnek model olduk modern.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bunlar kendilerince uyanıklık yapıyor, ta Abdülhamit devrinde bunları kendilerine hayran etmişler herkes. Çünkü sanat bizde, estetik bizde, güzellik bizde, güzel kadınlar bizde, güzel kadehler, saraylar, ibrikler, sandalyeler, tavır, yiyecek, içecek her şeyin güzeli bizde, dans bizde, müzik bizde, heykel bizde, öbür tarafta ne var? Gelenekçi işte uyuyan gördünüz, horlayan, kadeh gördü mü kaçan, dans gördü mü kaçan, güzel kadını kabul etmeyen, dekolteye karşı, İngilizlere dedi ki, “ya bizim görüşümüzü kabul edin işte homoseksüellikte olacak, Darwinizm de olacak, Rumilik olacak, İslam’ı bırakın Kuran’ı bırakın ama Rumilikle idare edin” gibi. İdare edin demeyim yanlış anlaşılır öyle demeyim Allah affetsin. Yani Rumilikle, din görünümünde kendinizi kandırın. Zaten İngiliz İslam’ı diyorlar buna, İngiliz İslam’ı. İslam diye bir şey yok orada, sen Peygamber (sav)’i kabul etmiyorsun, Allah’ı kabul etmiyorsun, Darwinizm’i kabul ediyorsun, Rumi’yi peygamber ilan etmişsin, peygamber değil de Allah gibi görüyorsun; orada din kalmamış ki zaten. Dolayısıyla gösterecek hiçbir model yoktu, sonra sizler ortaya çıkınca; güzellik var, estetik var, kalite var, nezaket var, temizliğin en güzeli, kalitenin en güzeli, nezaketin en güzeli, afifsiniz, haysiyetlisiniz, namuslusunuz, namusunuz çok güzel, iffetiniz çok güzel, haysiyetiniz çok güzel. Mesela bak İngiliz derin devletinin de haysiyetsizlik ve namussuzluk var. Kadınlar var ama namussuzluk var. Erkekler var ama homoseksüellik var. Adam hakikaten şık falan giyiniyor ama homoseksüel. Ama burada delikanlılar aslan, hanımlar aslan, tabii tertemiz. Müziğin, güzelliğin, estetiğin, sanatın her şeyin en güzeli var ve İslam’ın özü var, tam Kuran İslamlığı, sahabe İslamlığı, mezhep taassubu yok bu alternatifi görünce felç oluyorlar. Önce Fethullah Gülen’i onlar örnek göstermeye kalktılar, Fethullah Gülen zaten koyu gelenekçi ama birde ona Rumiliği de ekleyince, gelenekçilikte Rumilik çok korkunç bir görünüm meydana geldi. Yani gelenekçilik adı altında Rumilik, Darwinistlik ve İngiliz İslam’ı. İngiliz İslam’ıyla Fethullah Gülen düşüncesi iç içe geçti, bu sefer de asma, kesme, şiddet, dehşet, darbe yapma kafası ortaya çıktı.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz zaten anlatmıştınız Adnan Bey, gösterdikleri erkeksi kadın modelinde zaten kadınlardan hoşlanma ortadan kalkıyor. Homoseksüelliğin önü açılıyor diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, kadınlarda homoseksüelliği geliştiriyorlar, erkeklerde homoseksüelliği geliştiriyor. Çok berbat bir modelde Allah belalarını verdi. Onun için bu model, bu oluşan model en mükemmel olarak İslam’ın aydınlık nurlu yüzü olarak ortaya çıktı ve gençler arasında çığ gibi yayıldı. Onun için müthiş panik haldeler. Sempozyumlar düzenliyor, Mehdi gelmeyecek toplantıları, ne kadar hocası varsa, alimi varsa hepsini ayaklandırmış vaziyetteler ama adamlara hafakan basıp uyuyorlar. Çünkü bu Mehdiyet’in bir yansıması bizdeki bu güzellik, Mehdiyet’in bir kokusu. Mehdi öncüsü olarak biz böyleysek, Mehdi’nin kendisi kim bilir nasıl olacak?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Twitter’de bir süredir AK Silahlanma başlığı üzerinden şiddet çağrıları yapılıyor. Bazı hesaplardan “AK milisler hazır, Reis vur de vuralım, öl de ölelim, vatanı satılmış asker ve polise bırakmayız” tarzında paylaşımlar yapılıyor. Bu çağrılara son olarak Osmanlı Ocakları 1453 de katıldı. Ocağın Genel Başkanı Emin Canpolat, Erdoğan için cinayet işleyebileceklerini söyledi. Daha önce de silahlanma çağrısı yapan Canpolat sosyal medya hesabından “Erdoğan için ölür, Erdoğan için öldürürüz” dedi. Ancak bu çağrıyı yapan hesaplardan bazılarının Gülen örgütü tarafından yönetildiği söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii, onun üstüne hemen gitsinler. Tayyip Hoca’yı devirmek için sürekli atak oyun içindeler, kim bilir kim böyle bir oyun hazırladı onun tespiti mümkün, süratle onu tespit etsinler, ona benzer başka oyunlar da. Adam da çıkıp açıklama yapsın. Susuyor Canpolat mıdır, Kanpolat mıdır neyse de konuşsana? Değil mi? Madem bir fitne çıkmış konuş. Ondan sonra AK Partili gençler de açıklama yapsınlar, kısa bir açıklama, AK Parti Gençlik Kolları Başkanı açıklama yapabilir yahut ona benzer hemen böyle fitneleri anında söndürmek lazım, beklemeye gerek yok. Onlar adına biz açıklama yapıyoruz. Değil mi? Bekletmenin bir alemi yok. 

Masaüstü Görünümü