Harun Yahya

Sohbetler (24 Ekim 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Mühim olan şu şahıs bu şahıs değil. Onlar kafayı şahsa takmışlar. İslam hakim olacak. Mehdiyet’ten gaye bu. Ne dehşete kapılıyorsunuz? Cennet gibi bir dünya olacak. Tabii ki, başında da bir insan olacak. Kim olursa olsun ne fark eder? Belki hiç tanımadığımız biri de çıkabilir, belki tanıdığımız birisi olur. İslam’ın hakimiyeti bizim asıl istediğimiz. Onlar şahsa kafayı takıyorlar. İşte şu mu bu mu? Bırakın şahsı o şahıs bir kenarda duruyor. “Sedirinden idare edecek” diyor “sedirinden.” O da fani bir insan. İslam’ın hakimiyeti çok önemli. Orada ana konuyu görmüyor da şahsa kafayı takıyor. Hakimiyeti sağlayan Allah, Hz. Mehdi (as)’ı sebep ediyor. Onlar zannediyor ki Hz. Mehdi (as) İslam’ı hakim ediyor. Hz. Mehdi (as)’ı Allah kullanıyor vesile ediyor o kadar. Nasıl küçük bir hücreden bir insan yaratıyor Allah, işte o tek bir insandan da Allah İslam’ı dünyaya hakim ediyor, vesile ediyor o kadar.

İlminizi irfanınızı artırın.

Bir sevgi etiketi yapalım yine. Ne diyelim? “Sevgi birliği için çalış” diyelim, evet.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yusuf Kaplan, İngiliz derin devletini sizin açıklamalarınız doğrultusunda deşifre eden bir yazı yazdı. Yazısında “IŞİD diye bir şey yok sadece İngiltere’nin sinsi gücü var” diyor ve şöyle devam ediyor: “IŞİD, PKK, PYD gibi örgütler maşadır. İngilizlerin kuklasıdır. İngilizler küresel sistemi yeniden dizayn etmek istiyorlar. Ve bunu da ancak İslam dünyasındaki tarihi derinliklerini yeniden harekete geçirerek yapabileceklerini çok iyi biliyorlar. 100 yıllık proje bu. Karşımızda şöyle bir dünya var artık; küresel sistemin beyni İngilizler, sopası Amerikalılar, maşası El-Kaide ve IŞİD gibi kukla örgütler. Finansör de Suudlar ve Körfez ülkeleridir.”

ADNAN OKTAR: Şahane açıklama yapmış. Doğru söylüyor tabii. Yani özetle, aylardan beri anlattığımız konunun derli toplu bir özeti. Aylardan beri anlatıyoruz. Birçok aydın bu durumu hayret ve dehşetle fark etti. Devam ediyor bu fark etme devam da edecek. Fakat karşımızda dikkat ederseniz münafık bir sistem var. Bak, dinsizlik karşımıza çıkmıyor münafık sistem var. Onun için bu cereyanı münafıkaneye karşı anti-münafık çalışma yapılması gerekiyor. Anti-münafık; çok hayati.

Münafık; yetişkin insanlar için biz tehlike olarak anlatıyoruz ama çocuklar için çok büyük bir tehlikedir münafık. Öksüz, yetimler ve küçük çocuklar için münafık, çünkü onların savunması yok. Yetişkin münafığa karşı kendini koruyabilir, topluluk da koruyabilir ama çocuk koruyamaz. Onun için münafıkların kendi aralarındaki çatışmalarının da Allah çok şiddetli olduğunu söylüyor. Yani köpek gibi kapışırlar kendi aralarında münafıklar çok azgındırlar, çok alçaktırlar. Özellikle çocukların korunması konusunu çok iyi gündeme getirelim. Mesela münafık bir erkek düşünelim, bir kadın ama aklı zayıf, iki tane de çocuğu var yahut dört tane çocuğu var, diyor ki “eşinden boşan ben seni alayım” diyor “çocuklarına da bakarım” diyor. Bu mesela çok tehlikeli bir hareket. Kadın da ona kanıyor boşanıyor, zaten münafıkların özelliğidir bu, mevcut sistemleri bozmak insanların rahatını, iyiliğini, güzelliğini dağıtmak. Boşatıyor,  diyor ki “çocuklara ben bakarım” diyor. Sonra çocuklar için o insan çok büyük bir belaya dönüşüyor, büyük bir felakete dönüşüyor. Çocukları dövüyor sövüyor, Allah vermesin ırzına geçmeye çalışıyor her türlü adilik yapıyor. Aynı şekilde kadın münafıkta da çok büyük tehlike vardır. Mesela adama diyor ki “senin çocukların var” diyor “boşan.” Kendisiyle evlenmesini söylüyor. Çocuklara bakacağını söylüyor. Çocuklar için akıl almaz bir felaket olur bu yani münafık bir kadın, tam anlamıyla bela. Her türlü rezilliği yapar. Yani çocukları maddi manevi felaket tahrip eder, büyük bir beladır. Ve çocuklar da münafıklara karşı savunmasız oluyor. En büyük risk çocuklar içindir. Onun için münafık saldırısında çocukların korunması baş konu. Çok ihtiyatlı olmak lazım. Çünkü, mesela münafık erkek diyor ki, kadın münafık tıynetli, işte “sen harcanıyorsun, dehşetsin” efendim “Cleopatra gibisin” artık onu birilerine benzetiyor kendince. “Zeka küpüsün, dahisin, sen harcanırsın” işte “benim yanıma gel.” Bak, münafık yazışmalarına hep dikkat ederseniz yalnız kadınlar, hep yolun ağzında, kapının ağzında, “bir an önce gel” işte böyle kırmızı kan, kanlar içerisinden kadın geliyor falan. Dikkatinizi çekmiştir. Hep işte o tuzağın mantığı, o tuzağın üslubu, birçok yerde görüşsünüzdür. Yüzlerce yerde vardır bu. Bunun sonucunda da münafık kadın münafık ahlaktaysa enaniyetinden yakalanabilir. Çünkü bak diyor ki “sen en üstünsün ve en akıllısın” ona bir milyar verse bu neticeyi almaz. Çünkü onun şeytani kancasından yakalıyor onu. Yani şeytani kancasına kancayı takıyor ve onu aldığıyla kaldırır. Çünkü münafık kadının en dayanamayacağı şey enaniyetidir. Enaniyetinin pohpohlanması “en büyüksün” denmesi. “En büyüksün” dendiğinde aklı gider. Münafık erkeğe de bir kadın “en büyüksün” işte “dehşetsin, böyle bir şey yok” falan dediğinde onun da aklı gider. Ve ona çok ucuza mal olur o para vermesine gerek yok. Onun için münafık ucuza satılan bir domuz gibidir. Beslenmesi de çok kolaydır ve her türlü pislikte de kullanılır. Mesela İngiliz derin devleti münafık erkekleri ve münafık kadınları çok ucuza mal etmiştir. Bunların hiçbiri zengin falan olmamıştır hep sürünmüştür. Bunların sadece enaniyetini körükleyerek ayakta tutmuşlardır. Ama mesela ne yapıyor; devlet başkanıyla görüştürüyorlar münafığı. O onu akıl almaz heyecanlandırıyor. “Demek ki ben çok büyük bir adamım” diyor. Halbuki devlet başkanı dediği adam da o da homoseksüel oluyor farz edelim. Yani sen homoseksüel, cinayet işleyen, adam öldüren bir mahluk seni büyütse ne olur? Her tarafı büyük olsa ne olur onun? Seni ne kadar büyütürse büyütsün, o büyütmeye sen nasıl inanıyorsun? Tabii homoseksüelleri anlatırken onlar dövülsün, sövülsün, ezilsin, hakaret görsünler anlamında değil. Ne dövülsünler, ne sövülsünler, ne hakaret görsünler ama mevcut durum, Kuran’daki yapıları yani gerçek hal olduğu gibi anlatılması lazım, aktarılması lazım. Mesela Allah diyor ki “iğrenç bir pisliktir homoseksüellik” bu olduğu gibi aktarılması lazım. Bu hakaret değil, o iğrenç fiilin uygulaması ve açıklaması. Çünkü iki erkeğin birbirinin pisliğini karıştırmasını Kuran böyle açıklıyor. Bu hakaret değil, burada var olan bir durumu açıklıyorsun. Yani burada dövme, sövme, öldürme talebi de yok. Öyle bir şey bile olsa asla kabul edilmez. Yapan birisi olsa bile böyle bir şeyi bu kabul edilmez.

Maun Suresi’nde, şeytandan Allah’a sığınırım, 1 ve 3. “Dini yalanlayanı gördün mü?” Münafığın özelliği. “İşte yetimi itip-kakan,” bak yetimin başına bela oluyor görüyor musun? Çocuğun başına bela olur münafık. “Ve itip-kakan” yani döver söver öldürebilir de her şeyi yapabilir. Irzını kirletebilir, sapıklık yapabilir her türlü ahlaksızlık yapabilir. “Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.” Çünkü kendisi mala çok düşkün olduğu için kimseye mal vermek istemez münafık. Yani ondan et kopuyor gibidir. Aslında her şey canını yakar münafığın. Kuran okursun canını yakar, münafık alametlerinden bahsedersin canını yakar, malını verir canını yakar, canı yanar. Bir şeyi hırsla ister onu yapamaz canı yanar. Münafıkta bitip-tükenmek bilmeyen sonsuz bir hırs vardır deli hırsı böyle. O ruhundaki homoseksüel ruh, hepsinde değil ama homoseksüellerin büyük bir bölümünde böyle çok çılgın, intihara da eğilimli, cinayete de eğilimli deli bir ruh vardır. Bilinir bu kitaplarda yazar, bütün psikiyatri kitaplarında falan yazar. Daha saldırgan, daha ne yapacağı belli olmayan bir ruh halindedir. Hepsi olmasa da büyük çoğunluğu öyledir. Bu vasıflarıyla şeytan tam bir homoseksüel kültürünü, mantığını bize ifade ediyor. Çünkü ilk homoseksüel zaten şeytandır. Kadın homoseksüel de olur, erkek homoseksüel de olur. Kadın homoseksüeller erkek homoseksüelleri çok desteklerler. Dikkat ederseniz hep onların ahbabı yarenidirler. Nerede homoseksüel varsa gider onları bulur homoseksüel kadınlar. Hep onları destekler mesela internete falan bakın onlarla iç içedirler. En büyük ahbapları onlardır. Hayrandırlar yani. Onlar da onları desteklerler. Kadını erkekleştirmek, erkeği kadınlaştırmak şeytanın bir yöntemidir. Bakın, İngiliz derin devletine baktığımızda kadınları erkekleştirdikleri, erkekleri de kadınlaştırdıklarını görüyoruz. Bütün İngiliz derin devleti mensubu kadınlar hep erkek gibiler. Aday olanlar da erkek gibi, onlara sempati duyanlar da yani İngiliz derin devletinin elemanlarına veyahut işte o homoseksüel kültüre hayranlık duyanlara baktığımızda erkek gibiler. Yani Darwinist, homoseksüel, Rumi kültürü destekleyenlere baktığımızda kadınlarda homoseksüel karakterini, erkekleşmiş karakteri görüyoruz.

O yüzden münafıklığı her yönüyle anlatacağız. Devlete yönelik şekliyle, halka yönelik şekliyle, çocuklara yönelik şekliyle her yönüyle anlatacağız. Dünyadaki en büyük tehlike münafıklıktır. Dinsizden insana zarar gelmez. Yani kafirden insana zarar gelmez. Kafir açıktır söyler, zaten bağıra bağıra söylüyor kafir olduğunu, kitap yazıyor adam gizlemiyor kendini. Ama münafık çok kahpe ve kalleş bir yapıdır bayağı tehlikelidir. Ve Müslümanların içinde yaşamak ister yani Müslümanların bedenine musallat olan bir verem mikrobu gibidir. Mutlaka antibiyotikle tedavi edilmesi lazım. Bak başka yerde yaşayamıyor bu çok manidardır. Halbuki kafir olduğuna göre küfür içinde, küfrün içinde yaşaması gerekir, değil mi? Hayret edecek şekilde Müslümanların içinde yaşar münafık, bırakmaz Müslümanı. Ama münafık olmadan da Müslüman gelişmiyor. Ne cihat yapabiliyor, ne ufku açılır gerçek anlamda, ne de gerçek anlamda sevap kazanabilir. Mesela Resulullah (sav) zamanında münafıklar olmasa çok az sevap kazanılırdı çok çok az. Mesela Hz. Ali (kv)’nin velayet mertebesi, şehadet mertebesi münafıklar vesilesiyle olmuştur. Münafık olmadan derinlik olmuyor müminde. Bir atalet olur.

Mümin Suresi 56’da Cenab-ı Allah diyor ki: “Şüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın,” atıyor yani kafadan delil yok, Allah’tan bir delil gelmemiş “Allah'ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince;” münafıklar hep Kuran ayetiyle Kuran’a karşı mücadele eder münafıklar. Kuran ayetiyle Kuran’a karşı mücadele eder. Daha önce anlatmıştım. “…onların göğüslerinde” münafıkların göğüslerinde “kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur.” Yani Allah olmak isterler münafıklar. Çok büyük olduklarına inanırlar. “Artık sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.” Yani ‘münafığı ben yendim’ yanlış. Münafığı Allah yener mümini vesile eder. Yani ‘aklımla işte onu darmadağın ettim’ olmaz. Çünkü münafığı yaratan Allah senin aklını yaratan da Allah’tır. Münafığı senin eline veren de Allah’tır. Tevrat’ta var bak diyor ki: “Allah’ın onları senin eline vereceği, senin de onları darmadağın edeceğin vakit” diyor. “Ama senin eline Ben vereceğim” diyor Allah onları. Allah imkan veriyor ve akıl veriyor, onunla münafık darmadağın oluyor.

Şu an tabii tarihin en büyük darbelerinden birini yiyor dünya münafıklığı. Hiç ses çıkarılmıyordu. Mesela hükümete de musallat oldu münafıklar. Şu anki Tayyip Hoca’nın kurduğu hükümete yahut işte Binali yıldırım Hoca’nın kurduğu hükümete. Hükümeti adeta perişan edeceklerdi münafıklar. Bak, hükümeti adeta şehir elektriği gibi sarstılar gördünüz. Bir daha bir daha bir daha, bir çelme takıyor bir hamle daha yapıyor, bir çelme takıyor bir hamle daha yapıyor, muazzam bir münafık saldırısına uğradı hükümet. Tayyip Hoca acayip şaşırdı gördünüz. Hiç ummuyordu münafık saldırısı olacağını şoka girdi adeta.

Mesela darbe girişimi de bir münafık girişimidir, bir münafık saldırısıdır. Bütün millet hayretler içinde kaldı. Münafıkların gaddarlığına, kahpeliğine, acımasızlığına hayret ettiler. Daha hala açıklanamıyor. İşte münafık azgınlığı bilinmediği için açıklanamıyor. Homoseksüel, Darwinist, kahpe, kalleş, acımasız, Rumi, manyak bir yapılanmadır.

Münafıkların kelimelerle oynama yetenekleri çok yüksektir. Çok kahpedir münafık. Sen onunla konuştuğunda kelime sahtekarıdır, kelime dolandırıcısıdır münafık. Muazzam dolandırıcıdır. Klasik kelime sahtekarıdır. Sürekli kelimeleri yerlerinden oynatır. Bak ayette diyor ki Cenab-ı Allah, Maide Suresi 41: “Onlar, yalana kulak tutanlar,” yani yalana kapısı açık, yalan imalatçısı “sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar...” Yani İngiliz derin devletine -asrımız için diyorum- haber taşıyan kahpeler kalleşler. Bak “sana gelmeyen diğer topluluk adına” diğer topluluk, işte Müslümanlara düşman olan derin devlet. Ve onlar adına ajanlık yapmak, bak açıkça Kuran ajanlığını belirtiyor münafığın. Bu ajanlığı anlatan ayettir Maide Suresi 41. “Sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır.” İşte muhbir ve ajanları anlatan ayetler, Kuran ayeti bu. Yani asrımızın ajanlarına muhbirlerine de ve bütün asırların ajanlarına ve muhbirlerine bakıyor. “Onlar,” münafıklar “kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar,” bambaşka şekilde yorumluyor. “"Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler.” Yani taktik de yapıyorlar. Mesela şunu yaparlarsa şöyle yapın, bunu yaparlarsa böyle yapın yani münafık taktiği veriyor. Oyun oynar. “Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir.” Yani eğer münafık çöktüyse battıysa sen onu kurtaramazsın. “Dünyada onlar için bir aşağılanma,” münafık tabii sürekli rezil edilir sürekli aşağılanır. Yalanı ortaya çıkar, sahtekarlığı ortaya çıkar, ajanlığı ortaya çıkar, itliği ortaya çıkar, aptallığı ortaya çıkar sürekli ortaya çıkar.  Allah bak “dünyada onlar için bir aşağılanma ahirette onlar için büyük bir azap vardır” diyor Allah. Yani o azgın ruhuyla sürekli cehennemin en derin tabakasında.

CAN DAĞTEKİN: Allah başka bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor.” [Nisa Suresi, 81]

ADNAN OKTAR: Evet. Onların özelliği özellikle görülmeyen yerler karanlıklarda pislik yapmak yani yalnızken. Ama şu anki teknoloji tabii münafıklar için muazzam imkan sunuyor. Onun için en azılı münafıklar da bu yüzyılda çıkıyor. Çünkü münafığın ve Müslümanın kullanacağı imkanlar en yüksek düzeyde şu an. Mesela münafık internetten, telefondan münafık eyleminin çok rahat yapabilecek güçte. Eski dönemlere göre şu an çok kolay.

Ali İmran Suresi 7. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Sana Kitabı indiren O'dur (Allah’tır). O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir.” Yani namaz kılın, oruç tutun gibi muhkem ayetler var ama mesela Kehf Suresi’nde Hz. Hızır (as) Kıssası’nda olduğu gibi kapalı ancak ilimde rasih olanlar tarafından açılabilecek müteşabih ayetler var. “Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar.” Yani namaz, oruç, zekat gibi açık hükümlere uyacağına o hükümleri değiştirmek için Kuran’dan “bak buradan işaret var, şuradan bir telmih var, şurada bir öyle gibi mana çıkıyor diyerek Kuran’ın hükümlerini değiştirirler” diyor Allah. Gelenekçi sistemin zaten ana yapısı budur. Kuran’ın açık muhkem hükümlerine göre değil işarete göre hareket eder, müteşabih işaretlere. Mesela “bak şu ayette” diyor “burada bir vurgu var” diyor. “Bu vurgu diğer ayetin hükmünün geçersizliğini vurguluyor” diyor. Mesela bak çok şeytani bir açıklama. Veyahut hiç olmayan bir hükmü “bak Allah burada bir hüküm vurguluyor” diyor “bir işaret etmiş burada” diyor. Kardeşim, muhkem hüküm var, muhkem hüküm varken sen işari anlamın içerisinden yine işaretler çıkartarak, telmihler çıkararak nasıl Allah’tan hüküm çıkarıyorsun? Allah “ben işari olarak konuşmuyorum” diyor bak “doğrudan muhkem olarak açıklarım ben” diyor Allah. Muhkem açıkladığına uy. Niye yalan söylüyorsun? Niye uydurmalar çıkarıyorsun?

VTR: Gerçekleşen Kıyamet Alametleri: Bethlehem Yıldızı

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Fethullah Gülen diyor ki: “Mesihiyet de öyle bir cemaattir. Ama Üstat o mevzuda eskiden o telakkiye de oradaki o esnek ifadesine temas ediyor. Önemli bir misyon için ‘Hz. Mesih (as) ahiret aleminin ta öbür ucunda olsa çıkar-gelir’ diyor. Ehli imanın” bak “saf müminlerin” saf “o mevzudaki kanaatlerine dokunmuyor. Çünkü o bir kısım dedikoduya vesile olabilir. Fakat genelde şahsı manevidir. İstifade edecek, saflaşacak, durulaşacak herhalde bir yönüyle belki de tevhide gelecek.” Yani “Müslümanlar dedikodu yaparlar diye Bediüzzaman korktuğu için” diyor “Hz. İsa Mesih (as) gelecek dedi” diyor “yoksa o biliyor gelmeyeceğini” diyor. Yalan söylemiş yani Bediüzzaman. Hz. Mehdi (as) konusunda da yalan söylemiş. “Doğrusunu ben biliyorum” buna söylemiş yani yanına gidip “Ey Fethullah doğrusunu ben sana söylüyorum” diyor “ben yalan söyledim” diyor. Fethullah Gülen en güçlü Hz. Mehdi (as) karşıtı harekettir. Bana o konuda samimiyetsiz açıklamalar yapmasınlar. Yani bütün gücüyle Mehdiyet’e tavır alan bir harekettir. Başarılı olsaydı Mehdiyet diye bir şey kalmazdı. Mehdiyet karşıtı olan her hareket helak olacak Allah tarafından. Bak bunu göreceksiniz. Ve oluyor ve olacak. Dünyanın neresinde olursa olsun Mehdiyet’in karşısında kimse duramaz. Hz. Mehdi (as)’ın geldiğinden eminsiniz onun için bu kadar dehşete düştünüz. Bütün gazeteler televizyonlar geceli gündüzlü artık cinnet derecesine getirdiler. “Mehdi yok Mehdi yok Mehdi yok…” Kardeşim, Hz. Mehdi (as) olmasa siz bacaklarınızı uzatır orada uyuduğunuz gibi uyursunuz. Acayip rahat olursunuz. Hz. Mehdi (as)’dan adınız gibi eminsiniz.

Fikret, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Rus resmi kanalı Russia-1’e konuk oldu. Ortadoğu’daki terörle mücadele sürecine değinen Erdoğan, “Bu bölgede teröre karşı ortak mücadelede saygıdeğer kıymetli dostum Putin’in desteğine ihtiyacım var. Bu alanda Rusya’yla işbirliğimiz için biz gereken her adımı atmaya hazırız.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a helal olsun. Ama bak buna zemini hazırlayan biz olduk işte. Rusya’ya esip köpürüyorlardı. Rusya düşmanlığı, Rus karşıtlığı kahramanlık gibi gösteriliyordu. Biz o dönemde Rusya’da Pravda Gazetesi en büyük gazeteleri her defasında bu konuyu işleyecek şekilde kapsamlı yazı çıkarttım ısrarla Pravda’da, nefes almadan ve en çok okunan yazı oldu Rusya’da. Ve Türk-Rus işbirliğini sürekli pekiştirdik Allah’a çok şükür. Özür dilenmesini şiddetle teşvik ettik, hükümeti de cesaretlendirdik, bunun bir ibadet olduğunu söyledik, Allah’a şükür onu da yaptılar, vesile olduk. Şimdi Tayyip Hoca’ya dedim ben “Bu samimi delikanlı Putin. Bağrına bas böyle arkadaş ol, koru-kolla, sen onu kolla, o seni kollasın. Hataları var bak senin de hatan var onun da hataları var insansınız.” Ama ikisi de dürüst delikanlı. Bölgeye çok güzel bir ışık gelecek. Tayyip Hoca’nın demek istediğini ben anlıyorum, niçin söylediğini anlıyorum. Bu Kerkük, Musul konuları için şey yapıyor. En önemli konu aslında bence Rus politikasına uygun olaya bakılması gerekiyor. Çünkü Rusya diyor ki “Suriye bölünürse Türkiye de bölünür” diyor “Türkiye bölünürse Rusya da bölünür” diyor. “Suriye bölünürse Türkiye, Türkiye bölünürse Rusya bölünür” diyor. Onun için son derece tehlikeli görüyorlar. Suriye’yi biz blok aynı eski haline getirelim hiçbir şey olmamış gibi. Irak’ı da hiçbir şey olmamış gibi blok eski haline getirelim. Oradan toprak almaya kalkmak Türkiye’nin paramparça olması demektir. Onlar verse bile biz almayalım. “Buyurun gelin” deseler bile biz almayalım. Bu parçalanmayı imkansız görenlerin imkanlı görmesine sebep olur. Bunu yapmayalım. Çünkü bak İttihad-ı İslam olacak zaten. Zaten oralarda biz iç içe olacağız yani ilhakın bir anlamı yok, gereği yok. Tamamını alacağız zaten. Küçük küçük parçaya ihtiyaç yok. Irak zaten bizim, açarız sınırları dert mi yani? Önce dost olalım, o devletin ikisinin de bütünlüğünü bir kapı gibi sağlayalım. Suriye’de hemen hükümetin kurulmasını sağlayalım, bütün yabancı unsurları da çektirmek için gayret edelim. Aslında Türkiye ile Rusya anlaşsa oradan herkes çekilir ben söyleyeyim. Ama laik yapı diye dini ezmeye kalkarlarsa orası cehennem döner. Modern dindar bir sistemi kabul ederlerse bak modern dindar fakat bunun konuşulması için de Esad’ın veyahut adamlarının Türkiye’ye gelmesi gerekiyor. Suriyeli siyasetçiler Türkiye’ye gelebilsin, Allah Allah. Polisle alalım çekiniyorsanız. MİT elemanları da olsun yanında ama gelsinler konuşalım. Giremiyorlar Türkiye’ye. Suriyeli milletvekilleri, Suriyeli düşünürler, profesörler Türkiye’ye Suriye’den uçakla doğrudan gelsinler, gelebilsinler. Güvenlik için istiyorlarsa siyasi şubenin polisleri de olsun, MİT elemanları olsun yanlarında olsunlar ama bak bu adamlar görüşmek istiyorlar, “konuyu çözelim” diyorlar. “Birlikte gelelim çözelim” diyorlar. Ben Tayyip Hocam’dan bak tekrar rica ediyorum, Suriye’de çok iyi niyetli dürüst insanlar var, siyasetçiler var, bıraksınlar Türkiye’ye gelsinler burada AK Partili ileri gelenler de olsun, isterse Tayyip Hoca kendisi de istiyorsa gelir. Konuşulur bu, tatlı, güzel bir şekilde kapanır bu insanlar makul adamlar. Savaşan it, kopuk işte kan döken onlar tamam bir kenara alırız, alınır. Suriye’yi bütün olarak Suriye’ye iade edelim. Irak’ı da bütün olarak onlara iade edelim ama çok sıkı kardeş olalım, vizeyi, pasaportu kaldıralım aldın gitti. Suriye’yi de aldın, Irak’ı da aldın ikisi de senin demektir. Türkiye de onların demektir, istedikleri gibi gelsin kardeşiz, istedikleri yerde ev kursunlar, bark kursunlar, fabrika kursunlar ne yaparsa yapsınlar. Suriye’yi çağıralım ‘arkadaş biz size vatanınızı olduğu gibi iade ediyoruz. Rusya, Türkiye birleşsin, İran, bütün yabancı unsurlarını temizledik buyurun kendi vatanınız hayırlı uğurlu olsun, istediğiniz gibi güle oynaya kullanın’ demek lazım ‘ama şu sınırları açalım’ diyeceksin yani pasaport ve vize. Akıl almaz zenginlik olur. Bizim zaten şu an müteahhitlerimiz, mimarlarımız bölgeyi kısa sürede cennete çevirirler ve muazzam bir iş imkanı çıkar.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’dan kardeşlerimizin bir faaliyeti var Adnan Bey.         

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Belçika ve Almanya’dan yaklaşık on beş kardeşimiz Belçika’nın Antwerpen şehrinde altmış bin adet broşür dağıttılar. Flamanca otuz bin adet ‘İslam Terörü Lanetler’ broşürü ve otuz bin adet ‘PKK Kürt kardeşlerimizi temsil etmiyor2 broşürü ücretsiz olarak dağıtıldı. Ayrıca Antwerpen’in Musevi mahallesinde yüz adet İbranice, ‘Fosiller Evrimi Yalanlıyor’ kitabı ve İngilizce, ‘Museviler, Hristiyanlar ve Müslümanlar birlik olmalı’ kitapçığı dağıtıldı maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Çok güzel, aferin benim canlarıma. Tabii demokratik ülkeler daha hoş görülü, daha akılcı, daha fikre açık oluyor, bazı bağnazları kitap korkutuyor, yazı korkutuyor çok vahşi oluyor reaksiyonları, kitabı ısırmaya kalkıyor falan fosil; taş adam onu yutmaya çalışıyor homort diye.  

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nda konuşan Profesör Doktor Nevzat Tarhan, “Gülen örgütünün Türkiye’de Bediüzzaman’ı, Amerika’da ise Mevlana’yı kullandığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Tamam, Bediüzzaman onlar için hiç önemli değil, Mevlana asıl. 

BÜLENT SEZGİN: “Gülenciler Türkiye’de Bediüzzaman’ın din ile bilimi birleştirici ikna edici kitaplarını çok iyi kullandılar. Bu kitaplardan hareketle insanları ikna ettiler. Türkiye’de etkili olan bu yoldu ama Amerika’daki Mevlana çünkü Amerikalılar Mevlana’ya sempati duyar, merak ederler. Ondan faydalandı diye düşünüyorum” dedi.                    

ADNAN OKTAR: Düşünmesine gerek yok öyle fiili uygulama var işte İngiliz derin devleti zaten Mevlana’yı kullanıyor. Ne kadar ateist, dinsiz varsa, homoseksüeller falan hepsi Rumiler. Mevlana Celalettin’i destekliyor. Anadolu Mevleviliği değil bu yani bizim bildiğimiz değil. Ben her zaman anlatıyorum bizim çocukluğumuzda Mevlana diye bir yaşlı, ihtiyar oturur işte müzik çalar, döner, insancıldır kim olursa olsun “gel evladım” der. Herkese şefkatlidir ama Rumiliğin gösterdiği homoseksüel propagandası var, Allah olma iddiası var, dini reddetme iddiası var, şarabı ve her türlü haram olan şeyi helal etme iddiası var. Türklükten nefret etme, kadınlardan nefret etme üslubu var yani Darwinist mantığın her çeşidi var ve Darwinizm de açıkça savunuluyor. Bu tabii dehşet verici bir şey, deccaliyet de bunu en gelişmiş şekliyle kullanıyor. İngiltere’de en büyük din Rumilik şu an yani İngiliz derin devletinin dini Rumilik, ne ararsan var.

Ben bazen çarşıya çıkıyorum, oradaki esnafla görüşüyorum. “Hocam” diyor “peynir çok güzel” diyor. Hemen oradan kesiyor “buyurun” diyor. Yani elimle alıp yememi istiyor. Kardeşim ne kadar tehlikeli bir şey, herkese yapıyorlar bunu. Zeytin oluyor, “a bak hemen bir tadına bakın” diyor. Kürekle alıyor veyahut adam elini içine sokuyor zeytin kabının ve yığılı zeytin, “buyurun bakın tadına” diyor elini sokuyor alıyor, parmaklarını da yalıyor ayrıca orada, ya kardeşim para sayıyorsun sen orada, her yere dokunuyorsun, otobüse dokunuyorsun, masaya dokunuyorsun, sarılık olan adam olur bilmem ne olur, onu olduğu gibi alıp yutuyorsun. Ne kadar tehlikeli, böyle bir ikram olmaz. Satıcılardan bunu yapmamalarını rica ederim. Bunu belediye mi açıklıyor, birisi açıklasın, son derece tehlikeli. Adam sarılık mesela sarılık taşıyıcısı otobüsün demirini tutuyor, terliyor o terinden geçiyor o virüs, sen de onu tutuyorsun sonra gidiyorsun zeytin satın almaya, elini de sokuyor diğer zeytinleri de enfekte ediyor yahut işte ne diyelim bakteriyi oraya da taşıyor yahut virüsü, alıyor “çok güzelmiş” diyor. Böyle bir sistem olmaz. Ancak kapalı bir jelatinde falan olursa alıp orada temizce kendisi yiyebilecekse o ayrı mesele, onun dışında olmaz. Jelatinde numuneler olabilir, kapalı numuneler değil mi? Mesela o peynirden küçük küçük numuneler olur jelatin içinde kapalı alsın oradan yesin ama öyle olmaz onu bir çözüm bulsunlar. Birde alışveriş merkezlerinde mescitler çok biçimsiz yerlerde, çok küçük ve bakımsız, havasız en izbe yerlere yapıyorlar bu çok ayıp ve çok yakışıksız. Koca koca mağazalar var, ferah geniş bir yer mescit olarak ayırın, tertemiz, bakımlı olsun o çarşının onuru olur bu. Ufacık bir yerde yer altında bakımsız, küf kokan bir yerde cami yaparsan hele hanımlara yapılan yerler daha da küçük, daha bakımsız ve daha kirli bu yakışık kalmıyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Bazı hastanelerde de o şekilde oluyor.               

ADNAN OKTAR: Hastanelerde de, çok korkunç bir şey bu.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bediüzzaman Hazretleri “Hz. Mehdi (as)’a Zemin Hazırlayan Bir Öncüsü ve Hz. Mehdi (as)’ın Öncü Bir Askeri” Olduğunu Söylüyor.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

Karar Gazetesi’nde “İngiliz oyununda Musul’u kaybettik” başlıklı bir haber yayılandı. Haberde şu ifadelere yer veriliyor; Musul’u uluslararası anlaşmalara ve savaş hukukuna aykırı olarak İngiliz oyunlarıyla Türkiye’nin elinden alındığı düşüncesi ne toplumun, ne devletin, ne de siyasetin hafızasından silinmedi. 1991’deki Körfez Savaşı’nda Özal, Amerikan ordusuyla birlikte Irak’a müdahaleyi savunurken Musul, Kerkük’ü geri alma planı yaptığı ancak askerleri ikna edemediği söyleniyor. Bugün de Cumhurbaşkanı Erdoğan Misak-ı Milli’yi hatırlatarak “Musul’un Türkiye’nin sınırları içinde olduğunu yeni bir oldubittiye göz yumulmayacağını ilan ediyor” dedi.         

ADNAN OKTAR: Şimdi yapılacak şey, Suriye’nin bütünlüğünü bozmamak, Irak’ın bütünlüğünü bozmamak. Suriye’den herkes bir şeyler alırsa ve Suriye de parçalanırsa adamlar ondan geri devamını getirebilir, kendilerine öz güvenleri tam gelir, bundan kaçınmak lazım. Kerkük zaten bizim. Suriye de bizim. Suriye’nin bütünü bizim zaten, hepsi kardeşimiz. Parça parça toprak alma derdimiz yok bizim, öyle bir egoist, milliyetçi anlayışımız yok. Bütün bölgeyi biz kardeş olarak görüyoruz, hepsini kendi parçamız olarak görüyoruz. Dolayısıyla sen bizimsin, sen bizim değilsin öyle bir şey yok ki. Orada Arap varsa o da bizim kardeşimiz. Kürt varsa o da bizim kardeşimiz. Niye sadece Musul? Her yer bizim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Eserlerinizden yararlanılarak hazırlanan yeni bir belgesel daha yayınlanmaya başlıyor Adnan Bey. İsmi “Nimetlerin farkına varabilmek” bu belgeselde her gün karşılaştığımız yüzlerce detayda Allah’ın bize her an, her ihtiyacımız için çok çeşitli nimetler verdiği, bizim bu nimetlerin her birinin farkına varmamızın ve sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren Allah’a yönelip şükretmemizin önemi anlatılıyor. Şükrün hem önemli bir ibadet olduğu, hem de insanları kibirlenmekten, zalimleşmekten ve vicdansızlaşmaktan koruduğu anlatılıyor. Kardeşlerimiz bu belgeseli 25 Ekim Salı günü saat 19.00’da A9 TV’de izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Allah’ın sanatı; onu anlamak, pratik anlamak önemli, böyle karmaşık değil de hafızasında insanın rahatça kalabileceği gibi anlamak, hafızada tutmak ve şaşırmak. Şaşırma gücü yoksa bu ürkütücü, Allah’tan onu istemek lazım, şaşırma gücünü istemek lazım. Birde onu pratik, rahat, kolay anlatabilmek çünkü anlatırken boğucu ve anlaşılmayan bir anlatım olmuş oluyor. Halbuki kısa ve özlü, şaşırtıcı anlatım yapılması lazım. Onun için iman hakikatlerinde en keskin böyle en net insanların anlayabileceklerinden başlamak lazım konuları anlatırken. Hücre yapısı da öyle mesela hormonlar vücuttaki o hormonların etkileyiş sistemleri mesela testosteron hormonu erkeklerin omuzlarını genişletiyor mesela bu çok garip, sakal, bıyık çıkıyor, kemikleri daha kalınlaşıyor, kasları daha güçleniyor. Testosteron bu ne ki? Molekül. Bütün vücudun her yerine emir veriyor. Vücut ona göre şekilleniyor. Mesela adale sistemi falan gelişiyor, her yerde kas sistemi testosteronun emrini dinliyor ve onun ne demek istediğini anlıyor. Mesela kemik ne demek istediğini anlıyor. Kas ne demek istediğini anlıyor. Mesela adamın sadece başparmağı gelişir değil mi? Öyle olmuyor. Omuzları genişliyor. Kemikler niçin kalınlaşsın? Mesela kemikler uzayabilir, uzamıyor kalınlaşıyor. Mesela östrojen de kadınlarda, kadınsı hatları geliştirmeye başlıyor, bu da çok şaşırtıcı. Her şeyiyle tam kadın oluyor, her yerine etki ediyor vücudunun. Dudaklarına, kaşına, gözüne, beline, göğüslerine her yerine etki ediyor, nihayet bir hormon, molekül. Geçiyor kana mesela her yerde ayrı emir veriyor. Göğüste ayrı emir veriyor efendim kalçasında ayrı emir veriyor, bacaklarında ayrı emir veriyor her bedenin her bölümünde testosteronun emrini oradaki hücreler kendi diline göre anlıyor. Mesela belini inceltiyor östrojen hormonu. Mesela beli kalınlaşabilir değil mi? Bel inceliyor. Mesela cildini düzgün hale getiriyor kadının östrojen. Anlamadığı hiçbir yer yok. Kirpiklerine kadar etki ediyor. Kaşlarına kadar etki ediyor. Mesela kemiklerinin kalınlaşmasını engelliyor östrojen kadının, ince kemikli olmasını sağlıyor, kibar, naif oluyor. Mesela erkekte de kalınlaştırıyor testosteron. Mesela kadında adale yapımını engelliyor östrojen. Adale olmuyor, adaleyi teşvik eden bir sistem değil. Mesela hafif kadının testosteron oluyor o o etkiyi yapıyor. Her hormonu hepsini tanıyor. Mesela adrenalini tanıması, adrenalin emri Allah Allah korktuğunu nerden biliyorsun da o hormon birden kana ve çok az, miligramın işte altında bir miktarda adrenalin veriyor vücuda ve vücut hopluyor onunla, akıl almaz kaslar birdenbire muazzam güçleniyor. Gözler çakmak çakmak oluyor, deli kuvveti geliyor insana bir anda adrenalinle. Nerden anlıyorsun onu? Hormon nihayet. Birde miktarı akıl almaz az, mili gramın altında. Bütün beden her yer anlıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Aldosteron hormonu var kan basıncını düzenleyen, on milyon insandan toplandığında sadece bir gram ediyor.         

ADNAN OKTAR: On milyon insandan toplandığında sadece bir gram ediyor, kan basıncını düzenleyen. Mesela kan basıncıyla ilgili o hormon bir yükselse insan ölür, düşse de ölür, tansiyon düşer ölürsün, öbürünü de tansiyon yükselir ne yaparsan yap durduramazsın yine ölür insan. O hormon bak adam vefat edene kadar gayet akılcı o dengeyi sağlıyor. Mesela düştüğünde yükseltiyor, yükselttiğinde düşürüyor tam ayarında tutuyor.

BEYZA BAYRAKTAR:  Siz büyüme hormonu da anlatmıştınız.  

ADNAN OKTAR: Mesela büyüme hormonu da öyle, yaşı uygun hale geldiğinde yaşını da biliyor, bacak boyunu ne kadar uzatacak, kolları ne kadar uzatacak işte çenesini, yüzünü ne kadar genişletecek, vücudunun hangi organları ne kadar genişleyecek hepsini ayarlıyor. İşi bitince de duruyor mesela büyümeyi yaptığında diyor tamam yeterli diyor zınk kesiyor. İstediği kıvama geldiğinde büyüme durduruyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Kalbi ne kadar büyütüyorsa, kaburgaları ona oranlı büyütüyor demiştiniz.     

ADNAN OKTAR: Hepsini aynı oranda büyütüyor tabii. Halbuki birbirinden habersiz biçimsiz büyümeler olabilir olmuyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayette; “Size şekil ve suret verdik. Suretinizi de en güzel yaptık” (Araf Suresi 11)  diye bildiriyor Allah.  

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Doğu Perinçek’in Beyaz TV’de katıldığı programda "PKK'ya karşı dik duran bir partiyiz." sözleri üzerine sunucu Perinçek'in Öcalan ile çektirdiği fotoğrafı gösterdi. Perinçek bu konuyu şöyle açıkladı, "Bu fotoğrafı yayınlayan biziz. Ben gazetenin Genel Yayın Yönetmeni olarak gittim. Mehmet Ali Birand da gitti Cengiz Çandar da gitti. Bu gizli bir toplantı değil. Biz PKK ile mücadelede şehit veren tek siyasi partiyiz. PKK'ya karşı mücadelenin merkezindeyiz. PKK'nın yayın organlarında da her zaman baş düşman ben ve partimdir. Ben PKK'nın tepesiyle görüştüm ama PKK'nın örgütü olan HDP ile her gün herkes görüşüp fotoğraf çektiriyor. Bugün Meclis'te olan HDP'liler PKK’lı değil mi? Demirtaş ile Öcalan arasında ne fark var? Demirtaş, ‘Öcalan bizim liderimiz’ diye kendisi söylüyor. Bütün AK Partililer Demirtaş'la görüşüyor." dedi. 

ADNAN OKTAR: Yok canım, o mantıksız. O tabii ki Abdullah Öcalan'ı belki kendi çizgilerine çekebilirler, hani milliyetçi çizgiye çekeriz falan diye düşünmüşlerdir. İkna etmek için gitmiştir. Yoksa Öcalan karşıtı olduğu çok açık.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Doğu Perinçek, "HDP kapatılmalı mı?" sorusu üzerine de şunları söyledi; "Tabii ki kapatılmalı. Terörün yasal partisi olamaz. Teröre yasal alanda malzeme toplama, teçhizat toplama, insan toplama olanağı vererek teröre karşı kesin sonuca ulaşamayız. Hiçbir terör örgütüne yasal alanda nefes alma imkanı vermemeliyiz." dedi. 

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Ama tabii HDP'nin üstündeki PKK baskısını devlet kırıp onu da elde edebilir. O zaman PKK'nın defedilmesiyle HDP de daha rahat nefes alabilir. Bilmiyorum onu yapabilirler mi ama yapılsa olur. Ama benim kastettiğim tabii Öcalan posterleri, PKK bayrakları... Bunlara müsaade edilmemesi lazım. Bir de açıkça PKK’lı olduğunu söyleyen adamlar var, geziniyor. Bunların tutuklanması lazım.

Kana karışan adrenalin miktarı bir pikogram yani bir gramın trilyonda biri, bir gramın trilyonda biri akıl almaz bir güç meydana getiriyor vücuda verildiğinde. Bir gramın trilyonda biri. Ve vücut o atomları zaten o molekülü her yerde tanıyor; karaciğer ayrı göreve giriyor, göz ayrı, burun ayrı, akciğer ayrı, kaslar ayrı her yer olabilecek en yüksek kapasiteye ulaşıyor. Kalp en yüksek kapasiteye ulaşıyor. Müthiş vurmaya başlıyor kalp adrenalin emrini alıp. Kaslar, akıl almaz güce sahip oluyor kas. Nereye baksak bir mucizeyle karşılaşıyoruz. Sen bunu evrimle anlatacaksın, adam da inanacak. Ben buna şaşıyorum. Ve bunu ayrıca adam beyninin içinde görüyor. Gözsüz görüyor, kulaksız da işitiyor. Bir gramın trilyonda biri pikogram. Bir gramın trilyonda biri; bir gramı trilyona ayır, o kadar. Vücudu hoplatıyor böyle. Adrenalin hormonu bütün organları tanıyor, tüm organlar da onu tanıyorlar. Her birine ayrı emir veriyor. 

BEYZA BAYRAKTAR: Kalbe insanı öldürmeyecek kadar bir enerji veriyor. Daha da fazlasını verebilir. 

ADNAN OKTAR: Tabii, verse öldürür. Biraz daha yüksek olsa öldürür. Organlar bu emri tam uyguluyorlar. Bunun dışına çıkan olmuyor. Gecikme olmuyor, aksatma yok, şaşırma yok, ben anlamadım ne yapacağımı yok. Mesela kasa ne emir veriyorsa kas hemen onu yapıyor. Kol kasları, beyin, kalp, karaciğer, ayak kasları, nefes, akciğer... Hepsi ayrı ayrı emir alıyorlar. Her birine emri ayrı adrenalinin. Yani ne anlattığını hemen anlıyorlar.

Mesela vücut sıvısını şöyle düşünelim, yüz metre çapında bir göl kadar olduğunu düşünelim. İnsan vücudu yüz metre çapında bir göl. Yüz metreyi düşünün, eni-boyu yüz metre. Ve iki metre de derinliğinde bir göl. Buna bir çay kaşığı dolusu adrenalin verdiğinde vücut hopluyor. Bir çağ kaşığı; yüz metre eninde yüz metre boyunda bir göl, iki metre derinliğinde; bir çay kaşığı adrenalin koyulduğunda vücut bazen mesela bir arabayı bile kaldıracak hale geliyor. Küçük bir arabayı mesela alıp deviriyor adam, akıl almaz güce sahip oluyor. Akıl almaz koşma gücüne sahip oluyor ve müthiş bir cesaret veriyor ayrıca. Bütün vücut organları bunu anlıyor.

Adrenalin vücuda pikogram yani gramın trilyonda biri kadar verildiğinde yaşamsal organlara giden damarlar genişliyor her yerde. Damar bir anda o emri alıp genişlemeye başlıyor. Kasa hayret verecek bir güç geliyor. Bunun bilinemiyor şu an nasıl olduğu. Mesela on kilo kaldırabilen adam, yüz kilo kaldıracak hale geliyor. Açıklaması yok. Mesela deriye, sindirim sistemine giden damarları ise daraltıyor, oradaki kanları lüzumlu yerlerde kullanmak üzere oradan çekiyor. Onun için de rengi bembeyaz oluyor adamların. Sindirim sistemindeki damarlar da yine büzülüyor. Vücuttaki kan, tam ilgili yerlere gidiyor. Oradakileri çekiyor kanın, buradakini de çekiyor ama nerelere götüreceği de belli. Halbuki damarlar bütün vücuda dağınık. Oradan çektiği kanı öbür tarafta muazzam bir yüklü hale getiriyor. Ve bunu yapan pikogram yani gramın trilyonda biri kadar bir miktar.

Mesela kana şeker yollaması emrini veriyor adrenalin, daha çok. Bir anda kana şeker verilmeye başlanıyor süratle.

Mesela adrenalinde acı hissi azalıyor. Onun için şu darbe gecesi ayağı kopanlar falan oldu biliyorsunuz, kolu; "Hissetmedim." diyor. Adrenalinin etkisiyle oluyor. Savaşlarda falan da öyle oluyor. Mesela bacağı kopuyor, adrenalinin etkisiyle hissetmiyor. Acıyı hissedemiyor. Halbuki normalde akıl almaz acır, çok şiddetli acır; hiç acımıyor. 

BEYZA BAYRAKTAR: "Baktığımda gördüm." diyor gazimiz. Kolunun olmadığını baktığında görmüş. 

ADNAN OKTAR: Evet, "O zaman anladım." diyor.

Göze alınan ışık miktarı artıyor, daha net görüyor göz. Emir veriyor göze adrenalin. Her biri ayrı.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: İngiliz yayın organı The Economist, IŞİD'in Musul'dan çıkmasına izin verilerek örgütün Suriye'nin doğusuna yönlendirilmesinin en iyi çözüm olduğunu yazdı; "IŞİD, Suriye'nin doğusunda bir İslam Devletçiği olsun." dedi.

ADNAN OKTAR: Kolayca da bombalayabilsinler sonra. Şu an çünkü dağınık yerlerdeler, rahat bombalayamıyorlar. Ama bir devlet falan olursa tanklarla toplarla falan girip, tam İngiliz derin devleti uyanıklığı, darmadağın etme imkanı oluyor. Halbuki eğitilmeleri lazım. Bilgiyle, ilimle, İslam’la, sevgiyle halletmeleri gerekirken böyle kurnazca yöntemler kullanmaya kalkıyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye ile Irak arasında Musul Operasyonu nedeniyle yaşanan gerginliğe ilişkin İran'dan açıklamalar geldi. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, terörizmle mücadelenin başka ülkelerin sınırlarını ihlal etmek için bahane olamayacağını belirtti ve dolaylı olarak Türkiye'yi eleştirdi. Ruhani, Ankara'nın Irak Hükümeti'nin izni olmadan Musul Operasyonu'na olası katılımı için "Çok tehlikeli." ifadesini kullandı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi ise, "Terörizmle mücadele bahanesiyle başka ülkelerin egemenliğini ihlal etmek kabul edilebilir değil." dedi. 

ADNAN OKTAR: Ama oradaki ülkelerin hepsi istediği yere gidiyor, istediği şekilde orada insanlara davranıyor. Türk Ordusu en merhametli ordudur, en şefkatli ordudur. Aslında bölgede sadece Türk Ordusu olsa ne kan dökülür ne kargaşa olur, ne terör olur, ne anarşi olur. Bunu herkes bilir. Türkiye; Suriye'ye, Irak'a girse Suriye'deki asayişi hemen sağlar. Irak'a girse Irak hemen kurtulur. Bunu herkes bilir. Kan da akmaz. Adaletsizlik de olmaz. Türk Ordusu hatta yetmiş iki saatte bile halleder, üç-beş günde halleder. Tam yetki verilse hemen halleder. Halk da destekler, bayağı da sever insanlar.

Evet, kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

VTR: Münafık Sükse ve Gösteriş Meraklısıdır 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü