Harun Yahya

Sohbetler (25 Ekim 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Sonsuz güzel olan Allah. Allah bizlere tecelli ediyor. İnsan tabii acz içinde ama Cenab-ı Allah “Kendi suretimizde yarattım” diyor “kendi suretimde, suretimizde yarattık” diyor. Tabii özenli bir yaratılış oluyor ama dünya güzelliği bu tabii ahiret asıl cennet güzelliği asıl olan odur. Ahirete gitsek hiç görmek istemeyiz kimseyi, kimseyi demeyim de işte epey bir insanı görmek istemeyiz. Bu Allah’ın tecellisi, güzellik Allah’a mahsustur, Allah tecelli ediyor, biz de Allah’ın tecellisini beğenmiş oluyoruz yoksa şahsi bir güzellik olması mümkün değil yani kendine ait bir mülkü yok insanın. Bize beynimize gösteriyor bir tecelli onu biz kendimiz zannediyoruz, seviniyoruz halbuki doğrudan Allah’ın görüntüsüdür, tecellisidir. Orada Allah kendini bir insan şeklinde bazen mesela bir kuş şeklinde tecelli eder. Bazen bir çiçek şeklinde tecelli eder, tecelliyiz.

Ne diyelim? Bir etiket yapalım. “Sevgi Birliği Sorunları Çözer” diyelim.

Şeyh Ahmet Yasin Hocamız, bir ışık, nur, Bursa’da bir aydınlık, hem seyit, hem şeriftir. Dünya iyisi bir insan maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık, sıhhat versin. Ailesine, evlatlarına, sevdiklerine Allah hidayet nasip etsin, zenginlik nasip etsin İslam yolunda kullanmak için, Allah yolunda kullanmak için. Şeyhimizin gülü, ne güzel insanlar yetiştirdi Şeyh Nazım Hocamız. Bak nasıl güzel insanmış ki her vekili mübarek, Şeyh Mehmet Efendi, Şeyh Adnan Efendi, Şeyhi Şam. Ben Şeyh-ü Şam zannediyordum, Şeyhi Şam halbuki “ya dedim acaba Şam Şeyhimi dedim, Şam Şehrinin Şeyhimi oradan mı geliyor?” Dedim. Bayağı heybetli Şeyhimizin vekilleri, Şıh oldukları anlaşılıyor bakar bakmaz. Bazı Şeyh efendiler anlaşılmıyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Şeyhimiz geldiğimizi duyunca hemen evinden inmiş Adnan Bey. Sizin selamlarınızı ve hediyenizi iletmiş kardeşimiz kendisine. Kendisi de çok selam ve sevgilerini iletti. İki defa “sizi çok seviyorum, destekliyorum” şeklinde ifadesi oldu. Başkanlık konusunda sizinle aynı düşüncede olduğunu belirtti. Detaylı kendisine anlatım yaptı kardeşimiz. Görüşlerinizi anlatan özet bir rapor kendisine sundular.

ADNAN OKTAR: Kardeşim benim Başkanlıkla alıp veremediğim yok. Türkiye’nin bölünmesine kapı açacak yandan kenardan, pardon mardon lafına sebep olacak ben bir şey istemiyorum. Federasyona gitmedikten sonra olay, özerkliğe gitmedikten sonra, tamamen kapalı olduktan sonra veyahut belediyeden yetkilerini geliştirip aynı olaya dönecek şekilde olmadıktan sonra konuyu hiç uzatmaya gerek yok, hemen referandum yapsın ama bir yerden bunun kapısının açılması ihtimali olduğunda sureti katiye de kabul etmeyiz. Bunun imkansız olması lazım.

“Ahir zamanda” diyor “Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani” diyor bak yani, yani açıklık getiriyor, “yani Mehdi ve şakirtleri” diyor. Onu kendi el yazısıyla düzeltmiş. “Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o tohumlar sümbüllenir biz de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Çünkü Kuran’da Nur Suresi’nin 55. ayetinde “İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” diyor Cenab-ı Allah. “Her yönüyle hakim edeceğim” diyor ama bu çok önemli, “her yönüyle ve korkularınızın ardından sizi güvenliğe kavuşturacağım ama her yönüyle hakim edeceğim” diyor. Nereye hakim edeceğim diyor biliyor musun? “Bütün dünyaya” diyor.  “Daha önce olduğu gibi” diyor daha önce olduğu gibi. Biz de o zaman merak edip bakıyoruz, bakıyoruz Zülkarneyn (as) hakim olmuş. Bakıyoruz Süleyman (as) hakim olmuş. Daha önce olduğu gibi dediği işte onlara da bakın, daha önce Kuran’ın kastettiği, şimdi daha önce olduğu gibi deyince ne anlarsın? Dersinki bu ne? Daha önce ne olmuş? O zaman Kuran’a bakayım diyeceksin. Kuran’da daha önceyi gösteriyor işte Süleyman (as) ve Zülkarneyn (as). O zaman Süleyman (as) ve Zülkarneyn (as) de Mehdi’ye örnek, Mehdiyet’e örnek, “işte bu tarzda” diyor “yeniden dünyaya hakim edeceğim” diyor Allah. “Siz de görüp, bilip tanıyacaksınız” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “Fakat çiçekler baharda gelir, öyle kutsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir ve anladık ki biz bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin ishar ediyoruz” hazırlıyoruz. “O ilerde gelecek acip şahsın” bak “acip şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı” bak “ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar” önde giden öncü “bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Görevin ne dediğinde; görevim bu” diyor. “Mehdi’ye zemin hazırlayan, öncülük eden ona hizmetkar olan bir insanım benim görevim bu” diyor. İşte Risale-i Nur’un özü de budur, Mehdiyet’tir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri benim gibi o da Abdülaziz’i çok seviyor. Abdülhamit’i sevmez Bediüzzaman. Sevmez derken eleştirir, tabii ki acır, şefkat duyar mümin kardeş olarak ama tasdik etmez yaptıklarını, doğru yapıyor demez. O yanlışlıklarını kastediyorum işte kerhaneler, meyhaneler şunlar bunlar onları engellememesi, teşvik etmesi bunlar.

Bediüzzaman Birinci Şua’da Kuran’dan ayet veriyor, “Bu ayet Abdülaziz’e bakar” diyor Sultan Abdülaziz’e. Birinci Şua’da diyor, ayetin Abdülaziz’e baktığını söylüyor. Bir ayet daha söylüyor, “Bu da Abdülhamit’e bakar” diyor, “Abdülhamit’e bakıyor” diyor.

Şeytandan Allah’a sığınırım. “Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.” (İbrahim Suresi 1) O devrin karanlıklar içinde olduğunu söylüyor Bediüzzaman. İşte o kerhaneler, meyhaneler, tütün, Darwinizm. Tütün bütün Osmanlı’yı sarmış. Osmanlı paramparça oluyor sürekli topraklar veriliyor, “bu ayet Abdülhamit’e işaret eder” diyor “onun devrine” diyor. Karanlıklardan yani “karanlıklar içinde oradan inşaAllah ilerde nura çıkacak” diyor. “Şöyle ki alemi İslam için en dehşetli asır altıncı asır ve Hülagü fitnesi” Hülagü deccalı o biliyorsunuz Mevlana Celalettin Rumi’nin bir numaralı adamıydı Hülagü. “Hülagü fitnesi ve on üçüncü asrın ahiri ve on dördüncü asır ile harbi umumi fitneler” işte Abdülhamit dönemi. “Ve neticeler olduğu münasebetiyle bu cümle makamı ebcedi ve altıncı asra ve evvelki cümle gibi o güçlü ve övgüye layık olanın yoluna kelimeleriyle bu asra Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamit devirlerine ima eder.” “O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna Sultan Abdülaziz’e bakar” diyor bu ayet. Güçlü ve övgüye layık olan, hakikaten çok güçlüydü Abdülaziz ve övgüye layık. “Biz de övüyoruz onu” işari mana olarak diyor. Tabii ki Cenab-ı Allah’a bakıyor ayet de, Cenab-ı Allah’ı anlatıyor fakat işari anlamıyla Abdülaziz’e bakar diyor çünkü en kuvvetli pehlivandı o. Bak “güçlü ve övgüye layık” işte ahir zamanın vakti geldi biz de övüyoruz şimdi onu. Hiç övülmedi Abdülaziz, hep gizlenmiştir, bilinmemiştir onun için gittikçe artan oranda Abdülaziz’i öveceğiz ve tanıtacağız. Sonra da işte Sultan Abdülhamit devrine işaret eder diyor o devamı var. Bediüzzaman, İkinci Abdülhamit’in tahtan indirileceği ve büyük Osmanlı hilafetinin son bulacağının ebcedini önceden bildiriyor Kuran’dan yani Abdülhamit’in indirileceğini ve hilafetin son bulacağını Kuran’dan ebcetle bildiriyor. 12 Mart olayını her şeyi söylüyor. “Otuz senelik halifeler olan Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (ra) ebcedi ve cifri hesapları Rumi 1326, Miladi 1909 eder ki o tarihten sonra şeriatı hilafet daha tekerrür etmedi ve hilafeti aliye-i Osmaniye bitti.” (Tasdiki Gaybi Sayfa 123) Bediüzzaman 1909 tarihinde biteceğini söylüyor hilafetin. Abdülhamit’in de indirileceğini söylüyor. Her şeyi söylüyor Kuran’dan bak.

Abdülhamit biliyorsunuz Bediüzzaman’ı tımarhaneye kapattırdı, ondan sonra da hapishaneye kapattırdı. “Medresetüzzehra” İstanbul’a geliyor Abdülhamit’e rica ediyor “böyle bir üniversite kuralım” diyor. Abdülhamit bunu reddediyor “ama sana para vereyim” diyor. yani “Medresetüzzehra için para vermeyeyim” diyor. “Senin şahsı harcaman için vereyim” diyor. Bediüzzaman da reddediyor, “ben ne yapayım parayı?” diyor. “Ben kendim için istemiyorum Allah için istiyorum” diyor onu deyince “akli dengesi yerinde değil bunun” diyor Abdülhamit. “Tımarhaneye kapatın” diyor. Müslümanca bir tavra yaptığı harekete bak? Önce hapse sonra mecnun denilerek hastaneye gönderiliyor, akli dengesi yerinde olmadığı gerekçesiyle saray doktoru tarafından muayene ediliyor, akli dengesinin bozukluğu raporda belirtilerek Toptaşı Akıl Hastanesi’ne gönderiyor Abdülhamit’in doktoru. Adam İngiliz yanlısı bir adam yani malum çeşitten yani Darwinist ve Rumi adam. “Akıl hastası” diyor Bediüzzaman için, Abdülhamit’in adamı bu doktor. Toptaşı Akıl Hastanesi’ne gönderiliyor daha sonra da hapsediliyor ve acayip eziyet etti Abdülhamit o dönemde Bediüzzaman’a. Bediüzzaman Mehdiyet’i savunuyordu yani olay ta o zamanlar başlamış, bu kafa. Gelenekçi takım ta o zamanlar Abdülhamit’e destek vermişler bu mantığından dolayı. Abdülhamit Mehdiyet’e karşıydı ve Darwinizm’i de bütün gücüyle destekliyordu ve İngiliz felsefesine de hayrandı. İngiliz kültürüne de hayrandı, olayın başka yönleri de var da şimdi burada anlatmak istemiyorum ama Allah günahlarını affetsin işte demek ki İngiliz derin devletinin baskısına dayanamadı.                                                                   

BÜLENT SEZGİN: Bediüzzaman’ın gönderildiği Toptaşı Akıl Hastanesi’nden görüntüler vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Toptaşı Akıl Hastanesi burası. Bediüzzaman’ ı gönderdikleri yer. Böyle azılı delilerin içerisine Bediüzzaman’ın konması da tabii çok vahim bir hareket. Orada cinayet de işlenebilirdi her şey olabilirdi. Bediüzzaman’ı Allah korudu.

Evet, kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Hanlar Hanı Cennet Mekan Abdülaziz Han

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi vermek istiyorum, Adnan Bey. İran’da en çok dağıtımı yapılan ve en çok okunanların başında gelen günlük Shark Gazetesi’nde, “İran ve Türkiye’nin Uzun Zamanlara Dayanan Geçmişi” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda İran ve Türkiye’nin geçmişindeki benzerliklerden bahsediyorsunuz. İngiliz derin devletinin aynı Türkiye’de olduğu gibi İran’ı da kontrol altına almak için çeşitli yöntemler denediğini, darbe girişimlerinin arkasında İngiliz istihbaratı MI6’in olduğunun anlaşıldığını vurguluyorsunuz ve tarih boyunca İngiliz derin devletinin oyunlarının bölgenin iki güçlü Müslüman ülkesini benzer taktiklerle hedef aldığını anlatıyorsunuz.

Rusya’nın önde gelen düşünce kuruluşlarından Katehon’un hem İspanyolca hem de Sırpça yayınında “Dünyayı Yöneten Alternatif Güç Merkezleri” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınız bu sitede İngilizce ve Rusça olarak da yayınlanmıştı. Katehon, Rusya’nın Avrasyacılık fikrinin teorisyeni Dugin’in Beyin Merkezi. Yayın siyasi düşünürlere uluslararası ilişkiler güvenlik ve terörle mücadele konusunda uzman yazarlara yer veriyor.

1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen New Straits Times Gazetesi’nde ve internet sitesinde “Fikir ve İnanç Özgürlüklerine En Üst Düzeyde Sahip Çıkan Kuran’dır” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Kuran’ın getirdiği sistemin bütün medeniyetlerin, ideolojilerin, felsefelerin ve siyasi düzenlerin kat kat üzerinde bir güzellikte olduğunu anlatıyorsunuz. Yalnızca Müslümanların değil tüm insanlığın mutluluğunun da insana en çok değer veren bu sistemin yaygın olarak yaşanmasına bağlı olduğunu vurguluyorsunuz. Bu yazınız aynı zamanda Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde de yayınlandı.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’da ve internet sitesinde “Davos Adamının Yanılgıları” başlıklı makaleniz yayımlandı. Yazınızda her yıl Davos’ta küresel sorunları konuşmak ve dünyayı daha iyi hale getirmek iddiasıyla bir araya gelen kişilerin şu an dünyada yaşanan ekonomik sorunların asıl kaynağı olduğunu anlatıyorsunuz. Dünyayı daha iyi hale getirmek istiyorlarsa vahşi kapitalizmin çıkarcı, duyarsız ve acımasız ruhunu bir an önce terk etmeleri gerektiğini paylaşma, dayanışma, yardımlaşma, tevazu, eşitlik, kardeşlik, adalet, sevgi gibi manevi değerlere dört elle sarılmaları gerektiğini belirtiyorsunuz.

İran’dan yayın yapan Farsça haber sitesi Notte Online’da, “Dünyayı Yöneten Alternatif Güç Merkezleri” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Merkezi Belçika’da bulunan aylık ziyaret sayısı 4 milyonu bulan Sasa Post haber sitesinde, “Suriye’de Mülteciler İçin Şehir” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı New Rescue’da, “Savaş Çıkarmak Hiçbir Zaman Zorunluluk Değildir” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Ve son olarak “Batı Dünyası Geçmiş Hatalardan Ders Çıkarmalıdır” başlıklı makaleniz de Azerbaycan’ın çok okunan haber siteleri Xeberman, Arenatv.az,  Fine Tv, News Baku, Bakü’nün Sesi ve Par.az’de de yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Azerbaycan bizim canımız, kalbimiz, ruhumuz. Türkiye’nin Azerbaycan ile tek bir bütün olduğunu herkes bilir. İki devlettir bir millettir.

Fethullah Gülen hareketi Mehdiyet’i ortadan kaldırmak için harekete geçti. Mehdiyet’i meydana getirmek için değil. Mehdiyet’e son vermek için. Çünkü Türkiye parçalanacaktı, Güneydoğu’da devlet kurulacaktı, PKK devleti. Mehdiyet bitti, onlara göre. Ve Rumiliği hakim kılacaklardı Türkiye’de. Nerenin Mehdiyet’i? Mehdiyet’le uzaktan yakından alakası olan bir hareket değildir. Mehdiyet zıttı, Mehdiyet’i yıkmak için kurulmuş bir harekettir, İngilizler tarafından, Fethullah Gülen hareketi. Ama bir kısmı bunun farkında bir kısmı farkında değil. Bilmeden yönlendirdiği çok insan da var, bilerek yönlendirdikleri de var. Ta zamanında bunu ona göre ayarlamışlar. Mesela Kadıyanilik hareketi de Mehdiyet’i ortadan kaldırmak için yapılmış bir harekettir. Kendi ifadeleriyle adamların 160 milyon taraftarları var. Resmi 10 milyon taraftarı var, yazılı.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’dan kardeşlerimiz 13 Ekim’de ev sohbetinde biraraya gelerek Kuran-ı Kerim ve sizin makalelerinizden bölümler okumuşlar. 13 Ekim’de Konya Mevlana çevresinde kardeşlerimiz sizin birçok kitabınızı ücretsiz dağıtmışlar. Sakarya’da kardeşlerimiz 7-10-13 Ekim tarihlerinde bir araya gelip, kitaplarınızdan bölümler okuyarak sohbet etmişler. Ayrıca bu tarihler arasında toplam 300 Harun Yahya eseri ve 450 adet PKK tehlikesi broşürü dağıtmışlar. Geçen hafta Antalya’da sizin 500 adet eserinizi Manavgat’tan gelen kardeşlerimizle birlikte oranın halkına hediye etmiş Antalyalı kardeşlerimiz. Sohbet için biraraya geldiklerinde de sizin ‘Münafığın Derin Karanlığı’ kitabınızdan bölümler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adapazarı’nda 17 Ekim günü toplanan kardeşlerimiz kitaplarınızdan okuyup üzerine sohbet etmişler. Sonrasında da ‘Müşrikler İstemese de Mehdi’ kitabınızdan 40 adet dağıtmışlar. Almanya Berlin’de geçtiğimiz günlerde fosil sergisi ve broşür dağıtımı yapmış kardeşlerimiz. Bursa’daki bir alışveriş merkezinde kardeşlerimiz gerçekleştirdikleri fosil sergisinde beş gün boyunca faaliyet göstermişler ve halkımızın ilgisi çok güzelmiş. Şanlıurfa’dan kardeşlerimiz Antep’ten gelen kardeşlerimizin yardımıyla 2 bin adet kitabınızın dağıtımını yapmışlar. Geçtiğimiz günlerde kardeşlerimiz Osmaniye’de Alevi Derneği ve Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret edip kitaplarınızdan hediye etmişler. Ayrıca bu hafta sonu da fosil sergisi düzenlemişler. 2 Ekim günü 2050 adet ‘Müşrikler İstemese de Mehdi’ adlı kitabınız, 15 Ekim’de de 200 adet kitabınız Trabzon ve Rize’de dağıtılmış. Balıkesir’den kardeşlerimiz yemekli ev sohbetinde buluşmuşlar. Videolarınızı izleyip sohbet etmişler. Düzce’de 18 Ekim’de 35 adet kitap dağıtan kardeşlerimiz sonrasında Kuran’dan ayetler okuyup sohbet etmişler. 3 ve 12 Ekim tarihinde evde buluşan Bursalı kardeşlerimiz ‘Sinsi Bir Tehlike: Gaflet’ ve ‘Kuran’da Sabrın Önemi’ kitaplarınızdan okumuşlar sohbet esnasında. Gümüşhane’de park ve oturma yerlerine kitaplarınızdan bırakmış bir bayan kardeşimiz. İstanbul’un Tekstilkent, Yeşilköy ve Yenibosna semtlerinde 40 adet Harun Yahya eseri dağıtılmış. 15 Ekim günü Antalyalı bir kardeşimiz eşiyle birlikte çeşitli eserlerinizden hediye etmiş halkımıza. İnegöl’deki kardeşlerimiz 13 Ekim günü biraraya gelmişler. ‘Müminin 24 Saati’ isimli kitabınızı seçmişler sohbetleri sırasında okumak için. Ankara’da 13 ve 24 Ekim tarihleri arasında toplamda 190 adet Harun Yahya kitabı ve 1900 adet imani broşürün dağıtımı yapılmış. Dağıtımın yapıldığı semtler şöyle: Anıttepe, Aktepe, Ümitköy, Çukurambar, Keçiören, Kuyubaşı, Çankaya Basın Sitesi, Çayyolu ve Sıhhiye. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aferin kardeşlerimize, maşaAllah, elhamdülillah. Bir kitap verdiğinde bir mahalleye, o mahalleye nurdur o. Oraya deccal kolay kolay giremez. Bir sokakta bir Yaratılış Atlası varsa, imani bir kitap varsa, onu okuyan varsa deccal oraya girmek istemez. Yani deccali yakan sistemlerdir imani kitaplar.

Evet dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli bugün MHP’nin başkanlık sistemi konusundaki tavrını netleştirdi ve parlamenter sistemden yana olduğunu söyledi. “MHP, parlamenter sistemden yanadır, revize edilmesini istemektedir. Mahşer midillisi gibi ortalıkta gezinip koro halinde bize saldırıyorlar. Bizim ağzımızdan evet ya da hayır çıkmamışken, anayasa teklifinin ne içerdiği belli değilken, referandum yapanlar darbe şakşakçılarıdır, kriz hevesçileridirler. Bunlar nato kafa, nato mermerdir. MHP'nin Meclis’te tercihi ne olursa, milletin karşısında da tıpatıp aynısı olacaktır.”

ADNAN OKTAR: Sayın Bahçeli'nin üslubu, nüktedanlığı çok güzel. Eski siyasetçilerin o güzel üslubunu andırıyor. Türkçe’yi çok güzel kullanıyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli, Turan ülküsü ile ilgili yeni bir açıklama yaptı. “Bize göre, Balkanları düşünmemek küçülmek demektir. Kafkaslara kulak tıkamak, Orta Asya’ya duyarsız kalmak tarihimize sırt dönmektir. Vatan Turan’dır, vatan vicdanlarda çizilmiş ve teyit edilmiş fütuhat haritalarıdır. Geldiğimiz yerleri hiç unutmadık, koptuğumuz coğrafyaları hiçbir zaman hafızalarımızdan çıkarmadık. Atlarımızın nal sesleri, mehteranımızın zafer vaatleri hala tarihin derinliklerinden duyulmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, hafta sonu Bursa’da yapmış olduğu bir konuşmada dile getirdiği bazı düşünceleri bu kapsamda dikkat çekicidir. Sayın Erdoğan şöyle demiştir: “Cumhuriyet bizim ilk değil, son devletimizdir. Bu devletin sınırlarını gönüllü olarak kabul etmiş değiliz.” dedi.

ADNAN OKTAR: Son kısmı bir daha oku.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, hafta sonu Bursa’da yapmış olduğu bir konuşmada dile getirdiği bazı düşünceleri bu kapsamda dikkat çekicidir. Sayın Erdoğan şöyle demiştir: “Cumhuriyet bizim ilk değil, son devletimizdir. Bu devletin sınırlarını gönüllü olarak kabul etmiş değiliz.” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam bizden, Tayyip Hocam sağlam delikanlı, Tayyip Hocam milli delikanlı. Devlet Tayyip Hocam'a güveniyor. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Yazarı Ömer Lekesiz, Mehdiyet’i bahane ederek Müslümanlara saldıranların olduğunu ve bunların özellikle sol kesimden kişiler olduğunu yazdı. “Mehdiyet bir yönüyle dünyevi bir kültürdür ve solcularda da bir anlamda Mehdiyet kültürü vardır. Farklı bir boyutta onlar da Mehdiyet inancına sahiptirler. Çünkü Mehdiyet’te bir insan yüceltilir, ona olağanüstü yetenekler atfedilir ve kahraman ilan edilir. Zerdüşt’ten Kayıp İmam’a, Mao’dan Che Guavera’ya, Zapata'dan film karakteri Rambo'ya, Süperman'e kadar bunların hepsi mehdiliğin farklı formları ve hikayeleridir.”

ADNAN OKTAR: Ama bunlar, deccal hareketleri olarak çıkıyorlar. Mühim olan yani sahte Mehdiler. Mesela, Hitler de sahte Mehdi'dir. Lenin de mesela sahte Mehdi'dir, Marx sahte Mehdi'dir.

Şeytandan Allah’a sığınırım. Bediüzzaman diyor ki; “Gasıkın iza ve gab, ‘karanlığı çöktüğünde gecenin’ kelimeleri bu zamana değil belki gecenin karanlığı 1161, ‘çöktüğünde’ 810 ederek o zamanlarda ehemmiyetli maddi ve manevi şeylere işaret eder. Eğer beraber olsa Miladi 1971 olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa elbette tokatları dehşetli olacak” diyor. 1971 yılında anarşinin başlayacağını söylüyor. Yirmi yıl öncesinden söylüyor. 12 Mart olayını söylüyor.

Abdülhamit’e ait meşhur Osmanlı arması var biliyorsunuz, Abdülhamit’e ait olan meşhur Osmanlı armasını yapan İngiltere Kraliçesi Victoria’nın emriyle İngiliz tasarımcı Prens Charles Young’a ait. İngiltere Kraliçesi Victoria emrediyor, tasarımcı İngiliz Prens Charles Young yapıyor. 1882’de resmi arma haline getiriliyor. Armanın en üstünde padişah tuğrası güneş ile çevrelenmiş, bu üzerine güneş batmayan İngiliz İmparatorluğu’nun Osmanlı’yı çepeçevre kuşatması manasına geliyor. Göstersene. Hilafet sancağı da, Osmanlı sancağı da İngiliz güneşinin altında dikkat ederseniz, ortadaki figür gerçekte İngiliz kraliyet asasındaki olan elmas. Merkezden çıkan kılıç, mızrak benzeri figürler İngiliz kraliyet tacında da var aynısı. Armayı yapan Prens Charles Young, İngiltere Kraliçesi Victoria hazırlatıyor, talimat veriyor Abdülhamit de kullanıyor. Böyle bu kadar İngiltere ile iç içe bir yapı var. Başka olaylar da var da şimdilik ben bu kadar anlatıyorum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Binali Yıldırım, “Gülen örgütü bizim dönemimizde palazlanmadı” şeklinde bir açıklama yapmıştı.

ADNAN OKTAR: Doğru tabii çok eski. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bunun üzerine Ahmet Hakan bu sözün doğru olmadığına dair bir yazı yazmış.

ADNAN OKTAR: Hayır palazlanma devam etti, sadece o devirde palazlanmış değil. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Tamam Gülen grubunun yetmişlerde çıktığı, Ecevit, Demirel, Özal tarafından desteklendiği, 12 Eylül’den kazançlı çıktığı, 28 Şubat’tan zarar görmediği doğrudur. Ancak Gülen örgütünün AK Parti döneminde elde ettiği kazanımlar bambaşkadır. AK Parti iktidarı bile AK Parti cemaat iktidarı olarak adlandırılıyordu. Bunların darbe yapacak kadar özgüven sahibi olması AK Parti sayesinde olmuştur. Binali Yıldırım başka bir bahane öne sürse tamam derdim ama bunu demesi zekamıza ağır hakarettir” dedi.   

ADNAN OKTAR: Canım çok köklü ve eski bir örgüt. Asıl İngiliz derin devletinin desteğiyle hareket ediyor, gelişmişler. İngiliz derin devleti böyle destek yapmazsa zaten bizim hükümetlerimizin desteği de o kadar olmazdı. İngiliz derin devleti alttan alta destek verdi, hükümetler bunun farkına varmadılar. Dolayısıyla Turgut Özal zamanında da, Demirel zamanında da, Çiller zamanında da, Mesut Yılmaz zamanında da bütün güçleriyle desteklediler ama AK Parti döneminde doğru çok daha güçlü, daha kapsamlı bir destek buldu ama saf, sadece AK Parti döneminde oldu dersek bu doğru olmaz, dürüst bir ifade olmaz. Ama güçlü bir destek buldu o dönemde doğru ama Tayyip Hoca dürüst delikanlı o onlara çok iyi niyetle yaklaştı, ‘bunlar Müslüman, alnı secde görmüş insanlar bunlardan zarar gelmez’ dedi. İngiliz derin devletiyle bağlantılarını sezemediler, halen de daha tam sezebilmiş de değiller. Daha yeni yeni aydınlar uyanıyor İngiliz derin devletine. Tayyip Hoca falan da işte Lozan şu bu falan konuları zaten bizim açıklamalarımızdan sonra gündeme geldi. Bu bilinmiyordu. İngiliz derin devleti bütün gücüyle kendini gizliyordu, habire Mehdiyet’i çökertmek kendince ve deccaliyeti de gizlemek için gayret ediyorlardı. Aslında şu anda bile bak başarısı devam ediyor İngiliz derin devletinin, muazzam bir atakla devam ediyorlar. Mesela Müslümanları aşağılayacak sözler edebiliyorlar, ‘sizi şeffaflaştıracağız’ işte ‘sizi tehlike olarak görüyoruz, siz her şey yapabilirsiniz, sizden her şey beklenir dolayısıyla izlenmeniz gerekiyor, hiç birinize güvenmiyoruz.’ O arada da “Deccalden sakın bahsetmeyin” diyorlar. “Mehdi’den hiç bahsetmeyeceksiniz” diyorlar. Ve hakikaten bu amansız propaganda şu an devam ediyor yani durmuş değil, katlamalı gelişerek devam ediyor. İngiliz derin devleti yine borusunu öttürüyor.

“Hocam, en çok da Che Guavara isminin aslen nasıl Türk olduğunu merak ettik. Açıklarsanız seviniriz siz daha iyi bilirsiniz” diyor inşaAllah. Her gün birisini açıklayacağız. O olmaz, her gün ve muntazam.

Devlet Bahçeli aslan, Sayın Devlet Bahçeli hakikaten Başbuğumuz’un değerli evlatlarından, çok güzel yetiştirmiş rahmetli Başbuğ, sanki Türkeş hayatta.

Bediüzzaman diyor ki; “Bir gün olur elbette doğar şems-i hakikat, hiç böyle müebbet mi kalır zulmeti alem” diyor.       

Gençleri basitliğe teşvik ediyorlar. Basitlik deccaliyetin bir oyunu. Basit insanı dinsiz yapmak çok kolaydır. Basitlik ehemmiyetsiz gibi görünüyor ama bazı aileler insanlar tarafından. Tahribatı en çetin olan olay o. Yani ruhu en çok karartan, en çok İslam’a, Kuran’a karşı tavır alınmasına sebep olan şey basitliktir. Basitliğe karşı hiçbir tedbir alınmıyor. Bunu ayrı bir konu olarak geniş bir konu olarak işleyeceğiz. Yani bunun tehlikesi riski neden oluyor nasıl oluyor? Neden teşvik ediliyor, nasıl önlemler alınabilir bunu değerlendireceğiz.

Bu camilerde kadınlara ayrılan yerler çok bakımsız ve kirli oluyor. Ve kadınlara çok musallat oluyorlar. İşte başörtünü şöyle ört yok pantolonla namaz kılamazsın. Şu bu falan. Bunlar bir an önce kalkması gereken şeyler. Yani üstüne vazife değil. Kadınlara musallat olmasınlar camilerde. Bu hakkı onlara vermesinler. Diyanet bu konuda tedbir alsın. Namaz kılan kadının namazını bozduruyorlar. Yok saçının kenarı görünüyor, köşesi görünüyor. Sana ne?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Levent Kırca’nın bir videosu vardı?

ADNAN OKTAR: Bu da rahmetli bayağı yetenekli bir sanatçıydı.

Vay be Sayın Bahçeli tam delikanlıca konuşmuş. “Kuyumuzu kazanların kuyularını kazar enselerinden tutarız. Bölge ve dünya ile bağımızı kesmemizi bekleyenlerin alınlarını karışlarız. Türkiye’ye kefen biçmeye kalkanlara aziz milletimiz gök kubbeyi başlarına yıkar” diyor. Doğru söylüyor inşaAllah. Allah’ın dilemesi ile. 

KARTAL GÖKTAN: Van’da PKK’nın bir saldırısı olmuş Adnan Bey. Van’ın Muradiye ilçesinin AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Selçuk Yay’ın evine PKK tarafından el yapımı patlayıcı ile saldırı düzenlendi. Saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı. Maddi hasar oluştu.

ADNAN OKTAR: Tabii adamlar da elini konulu sallayarak kaçıp gitmiştir.

Diyarbakır Belediyesi Eşbaşkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınması kanun hukuk devletinin bir gereği, bu konuda şamata yapılması doğru değil. Yani bir suç varsa mahkeme bir karar alıyorsa o uygulanır. Gözaltına alınır savcılık talimatı ile ifadesi alınır. Bırakılır veyahut mahkemeye sevk edilir. Kanun devletinin gereğidir bu. Hukuk herkes için uygulanan bir şey. Kesintisiz eylem bilmem ne falan yani sen kanun hukukun işlemesini istemiyor musun? Ne olması gerekiyor yani bu adamlara kanun hukuk sökmüyor mu? Etki etmiyor mu? Kanun ve hukuktan bu kişiler muaf mı? Eğer kanun ve hukuktan muafsalar, Türkiye kanun devleti olduğuna göre bu kişiler hukukun gereğine saygı göstermek durumundalar. Bunun için şamata yapmaya, eyleme gerek yok, anlamı da yok, mantığı da yok. O zaman adam orada bir suç işleyecek; hayda eylem. Öbürü bir suç işleyecek gözaltına alınacak; hadi eylem. Ee hukuk devleti nerede? Kanun nerde o zaman? Türkiye demokratik hukuk devleti, kanun devletidir. Dolayısıyla hukuka kanuna herkes saygılı olacak. Varsa bir suç gereği yapılır. Yoksa da bırakılır. Yani eylem saygıya uygun bir hareket değil. Hukuku kanunu kabul etmemek anlamına gelir. Halkı sokağa çağırıyorlar halk gayet saygılı ve aklı başında. Vatanı, milleti, devletini koruyan kollayan nezaketli bir millet. Kürt kardeşlerimiz son derece hürmetli insanlardır, aklı başındadırlar. Niye kanun uygulanıyor, niye hukuk uygulanıyor diye sokağa dökmenin çıkmanın mantıksızlığını çok iyi bilir onlar. Nitekim de kimse muhatap olmuyor. Çok ayıp yaptıkları.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye Gazetesi Yazarı Fuat Uğur kaleme aldığı yazısında İngiliz derin devletinin Ortadoğu’daki siyasilerle olan ilgili ilişkisine Musul operasyonu ekseninde değindi.  “Cumhurbaşkanı Fuad Masum’dan Başbakan İbadi’ye kadar kabinesi ve parlamentosunun yarısı İngiliz vatandaşı olan Irak’taki Kraliçe’nin adamları bir yanda DAEŞ, PKK, PYD, HAŞDİ ŞABİ öte yanda saldırıyor” yazmış.

ADNAN OKTAR: Yani hepsi bir çanağın içinde zaten, hepsi bir kabın içinde.

Rahmetli Ciguli vardı. Onun bir parçası vardı ‘sen gelmez oldun.’ Yazık o çok temiz bir insandı. Onunla kimse ilgilenmedi. Çok mütevazi kendi halinde can bir insandı. Çocuğun ömrü hep acı ile geçti. Halbuki çok değerli bir sanatçı, çok yetenekli bir insan. Böyle birçok insan farkına varılmıyor. Veyahut farkına varılıyor ehemmiyet verilmiyor. Halbuki ne olur yani ona bakılsa, destek olsa muazzam faaliyetler yapabilir. Çok faydalı olabilir. Çok insancıldı. Hatırlıyorsunuz.

BÜLENT SEZGİN: Abdülkadir Selvi, Suriye’de Amerika’nın PYD ile birlikte Türkiye’yi parçalayacak bir oyun oynadığını yazdı.

ADNAN OKTAR: Doğru.

BÜLENT SEZGİN: Suriye’nin bütünlüğünü esas aldığı için Rusya ve İran ile işbirliği yapmak gerektiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Doğru.

BÜLENT SEZGİN: “Esad konusunda çekincelerimiz var ama önceliğimiz bu değil, önceliğimiz Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırları boyunca bir PYD-PKK bloğunun oluşmasını önlemek.”

ADNAN OKTAR: Doğru.

OKTAR BABUNA: Sizin söylediklerinizi aynen tekrar ediyor.

ADNAN OKTAR: Evet, aylardan beri anlattığımız görüşümüz resmi görüş oluyor.

Evet, kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bediüzzaman Hazretleri Sikke-i Tasdik-i Gaybi Kitabının 132. Sayfasında Tevbe Suresi’nin 32. Ayeti ile İlgili 3 Ayrı Ebced Değeri Vermiştir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü