Harun Yahya

Sohbetler (27 Ekim 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Ne diyelim? Bir etiket yapalım. “Birliğimiz sevgimizde” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, “En kısa sürede Münbiç’i PYD terör örgütünden temizlemekte kararlıyız. Ya gidecekler ya da gitmedikleri takdirde biz gereğini yapacağız” dedi. Ve şöyle devam etti: “Biz Lozan deyince ‘Irak topraklarında gözünüz mü var?’ deniliyor. Bizim hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz yok. Bizim fiziki sınırlarımız başkadır ama gönül sınırlarımız bambaşkadır.”

ADNAN OKTAR: Doğru güzel.

KARTAL GÖKTAN: “Buradan bir kez daha ifade ediyorum; Türkiye; Irak’ta ve Suriye’de yaşanan her gelişimin içinde mutlaka yer alacaktır.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam yaman. Tayyip Hocam’ın doğru yolda gitmesi Mehdiyet bereketiyle. Mehdiyet sevdalısı bir topluluk var Türkiye’nin içinde ve dışında. Bunlar 3500 yıldan beri faaliyet yapıyor 3500 yıldan beri. Hep Allah’ın korumasında olmuşlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Star Yazarı Yakup Köse, Mehdiyet’e karşı mücadele edenlerin samimiyetsizliğine dikkat çeken şöyle bir yazı yazdı: “Ey ümmeti Muhammed, ey her yerde şehit edilen Müslüman kardeşlerim; müjde kurtulduk. Meğer kurtuluşumuzun formülü Mehdi inancından vazgeçmemizmiş. Topraklarımızın işgale uğraması, katliamlar hep Mehdi’ye olan inancımız yüzündenmiş. Her yerde ‘Mehdi inancının zararları ve beklenen kurtarıcı gelmeyecek’ yazıları yazıyorlar. Beklenen kurtarıcı panelinde de yıllardır duyduğumuz yalanları sıraladılar. Mehdi beklentisi Müslümanları tembelliğe itiyormuş. Hayırdır, yeni ihale size mi verildi? Bu yalanı ortaya atanlar göstersinler bakalım, Mehdi’yi bekleyen hangi cemaat, hangi teşkilat miskin miskin oturuyor? Tam aksine canla başla Mehdi talebesi olmak için çalışıyorlar. Hristiyan’ı Yahudi’si Mesih gelecek motivasyonuyla topraklarımızı işgal ederken var mı bu saldırılara bir çözümünüz? 3 ay sonra yeniden toplanacaklarmış. Git birebir sor ‘siz neyi bekliyorsunuz?’ Büyük ihtimalle ‘günümün dolmasını’ diyecekler.”

ADNAN OKTAR: Evet. Star Yazarı Yakup Köse. Bu konuda iyi konuşmuş doğru konuşmuş. Bu tabii mucize ahir zamanda Mehdiyet’e böyle tavır. 3500 yıldan beri yok böyle bir şey ilk defa oluyor. İslam tarihinde de yok, 1400 yıldan beri yok “Mehdi gelmeyecek” şamatasının ahir zamanda yoğunlaşacağını söylüyor Resulullah (sav). Aynısıyla oluyor büyük bir mucize.

Çingeneler ne güzel insanlar çok yetenekliler, maşaAllah. Onların neşesi, sanat gücü görülmemiş bir boyutta, maşaAllah. Çok muhterem güzel insanlar. Çoğu da tasavvuf ehli. Çok böyle dindar muttaki insanlar, maşaAllah. Tevazuları, insan sevgileri çok güzeldir. “Çingene deme” diyor “Roman de” diyor. Çingene çok güzel bir söz. Çingene olmak şereftir. Çingene nurludur, sanatçıdır, güzel insandır. Sevgi insanının adına Çingene denir. Dünyada kanında Çingene kanı olmayan kimse de yoktur ayrıca. Şerefli bir nesil, güzel bir nesil. Savaş bilmez, kan dökmez, varsa yoksa sanat, güzellik, estetik, sevgi. Ee, ne konuşuyorsun o zaman sen? Sevgi de Allah sevgisi olmadan olmaz. Allah’ın onlara verdiği bu güzel yetenek o.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi vermek istiyorum Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Washington’da yayınlanan Capitol Hill bölgesinde günlük tirajda bir numara olan Amerikan kongresi ve cumhuriyetçiler tarafından yakından takip edilen sağcı politik gazete The Hill’de “Güçlenen Rusya-Türkiye ittifakı Amerika’yı endişelendirmeli mi?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Türk hükümetinin Amerikan hükümetini müttefik olarak gördüğünü, Türk halkının Amerikan halkını sevdiğini belirtiyorsunuz. Ancak özellikle Suriye’de Amerikan yönetimi tarafından terör örgütü PYD’ye verilen açık desteği riskli gördüğümüzü anlatıyorsunuz. Dolayısıyla Amerika’nın, Türkiye-Rusya yakınlaşmasından çok Türk halkının nezdindeki bu güvensizliği yok edecek somut adımlar atması gerektiğinin altını çiziyorsunuz.

Amerika’da Hristiyanlara yönelik yayın yapan Christian Media Magazin’de “Hristiyanlara zulmetmek Allah’a karşı savaş açmaktır” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Hristiyanların sadece inançlarından dolayı uğradıkları eziyet ve haksızlıkları dile getiriyorsunuz. İslam dışı bağnaz anlayış sonucu ortaya çıkan tehlikeli eylemleri İslam’a, Kuran’a, Peygamber (sav)’e mal etmenin haçlı vahşetinin, bir sevgi ve merhamet dini olan Hristiyanlığa mal etme cehaletinden hiçbir farkı olmadığını anlatıyorsunuz. Sayısız Kuran ayetinin, Kitap Ehli olan Hristiyan ve Musevilere karşı en güzel bir biçimde sevgi ve şefkat anlayışıyla davranmayı ve öğütlediğini anlatıyorsunuz.

Merkezi İsrail’de yer alan 19 ülkede çalışmaları bulunan Hadsad Haseni Kamu Diplomasisi isimli kuruluşun İspanyolca yayın yapan ve geniş bir kitleye hitap eden resmi internet sitesi Hadsad Haseni’de “Siyonizmi anlamak nedir ne değildir?” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Uluslararası ilişkiler, güvenlik ve terörle mücadele konularında uzman yazarlara yer veren Rusya’nın Katehon Gazetesi’nin Rusça ve İngilizce versiyonunda yeni makaleniz yayınlandı. Başlığı, “Çizilen yeni sınırlar; sıradaki ülke Suudi Arabistan mı?” Bu makalenizde, Ortadoğu’nun harita çizerlerinin 200 yıldır bölgeyi düzenlediklerini anlatıyorsunuz. Son olarak Suudi Arabistan’ı parçalanmış olarak gösteren bir haritanın yayınlanmasının ardından olayların bu yönde gelişmeye başladığını ve daha önce Libya Irak, Suriye ve Mısır’da olduğu gibi Suudi Arabistan’ın kuşatma altına alındığını belirtiyorsunuz. İngiliz derin devletinin bu oyunlarından tek kurtuluş yolunun ise birlik olmaktan geçtiğine dikkat çekiyorsunuz.

“Tıbbi yöntemlerle işlenen bir cinayet türü: Ötenazi” başlıklı makaleniz Azerbaycan’ın çok okunan haber siteleri Anolog.az, Azeri News, Haber TV, Demokratik Musavat, News Bakü, Paol.az, Seher Haber, Bakü’nün Sesi, Arena TV, Haber İnfo ve Fine TV sitelerinde yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Azerbaycan bizim canımız.

Kuran’da kurtarıcı bekleniyor. Bak, Allah diyor ki Nisa Suresi 75’te. "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar…” İşte mesela Suriye, Irak, Afganistan zalim yani adamlar kan döküyor. “…bize Katından bir veli (koruyucu sahip) gönder…” Hani yoktu? Hani Allah’tan bir kurtarıcı istemek yoktu? Bak, “…bize Katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” “Mücadele etmiyorsunuz” diyor Allah. Nisa Suresi 75. Demek ki Allah Katından bir kurtarıcı beklemek, bir kumandan, bir veli, bir baş beklemek, Müslümanlara bir lider istemek Müslümanların yapması gereken bir ibadeti.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz’da vurulduktan sonra defalarca ameliyat geçiren Mustafa Zorova adlı dedemizin hastane tedavisi devam ediyordu. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın talimatıyla dedemiz GATA’nın en güzel odalarından birine alındı. Tedavisi burada devam edecek. Kendisi bu durumdan çok memnun. Konuyla ilgili bir görüntümüz de vardı.

ADNAN OKTAR: Ne şeker insan. Acayip güzel ahlaklı. Tam Anadolu insanı. Bir banka hesabı verseler de yardım yapılsa. Hükümet bir önayak olsa rahat etse. Biraz nefes darlığı da var herhalde bir parça, değil mi? Yahut heyecanlanmış olabilir. Ama çok şeker insan ne kadar güzel ahlaklı. Anadolu insanının bozulmaması bir mucize. Ne yaptılarsa bozulmadı, maşaAllah. İşte dünyaya örnek olacak Mehdiyet topluluğu bu insanlar. Sevgiyi öğretecek insanlar bu insanlar. Bak gaziliğin şerefiyle seviniyor. Allah ömrünü uzun etsin, Allah şifa versin.

Abıhayat, “Mehdi gelse de o sen değilsin. Çünkü oynayan Mehdi düşünemiyorum.” Hay Allah razı olsun. İlk defa bir yardımıma gelen oldu. İşte ben de onu anlatıyorum zaten. Diyorum, kaşıkla oynuyorum artık. Nerede görülmüş? Kaşıkla oynayan Mehdi mi olur, değil mi? Mini etekli kızlar, mason oluyor adam gidip 33 derece. Bir de tapınak şövalyesi üstadı, İsrail’le yoğun bağlantı, Musevileri savunuyor, şarkı söylüyor. Artık kanaatiniz gelsin. Zır cahillik de var daha ne diyelim yani, inşaAllah. Arapça da bilmiyorum, tarikat mensubu da değiliz, hiçbiri yok o yüzden içiniz rahat olsun. Ayrıca bak yemin de ettim hiçbir şekilde Mehdilik iddia etmeyeceğime. Nasıl içiniz rahat etmiyor? Bütün hepsi ayaklandı gece-gündüz toplantılar toplantılar, gazeteler, yazılar. Bunların bir tane derdi var, daha da panik artıyor. Bir şey yok sakin olun Allah aşkına.

OKTAR BABUNA: Siz rahat oldukça onlar daha çok acı çekiyor.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Karar Gazetesi Yazarı Mehmet Ocaktan, “Başkanlık sistemi neden diktatörlük olsun ki?” başlıklı bir yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: Mehmet Ocaktan. Kim o? Göreyim. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Yazısında şunları söylüyor: “Deniyor ki; başkanlık sistemi demokrasinin bir unsuru değildir. Nasıl yani? Amerika diktatörlükle falan mı yönetiliyor? Biliyoruz ki haklar ve özgürlükler anlamında şu anda dünyanın belki de en gelişmiş demokrasi örneği Amerika’dır. Unutmayalım, bugün dünyada adı başkanlık olan pek çok diktatörlükler olduğu gibi parlamenter görünümlü despotik yönetimler de mevcuttur. Bu konuda en dramatik örnek Hitler Almanya’sıdır. O gün Almanya parlamenter sistemle yönetiliyordu. Ama Hitler gibi bir diktatör dünyanın başına musallat oldu.”

ADNAN OKTAR: Evet. Bizim başkanlık sistemiyle alıp-veremediğimiz yok. Biz sadece oradan federasyon çıkartırlarsa, ona bir yerden kapıyı açarlarsa bu bir felaket olur. Nitekim belediyelerin yetkilerinin genişletilmesinden bahsediyorlar. Zaten asıl belanın akacağı yer orası. Yani en zayıf nokta orası. Daha önce de zayıf nokta orasıydı. Bunu zaten Avrupa Birliği de oradan yakalamış. Belediyelere geniş yetki verilmesi. Yani “belediye madem orada bir kurum” diyor “yol yapıyor, köprü yapıyor, temizlik yapıyor eğitimi de ona verin” diyor. Adam diyor ki “doğru” diyor. “Eğitimi veriyorsan güvenliği de ona ver” diyor “sana ne merkezden niye oraya adam polis gönderiyorsun?” diyor. “Kendi güvenliğini sağlasın” diyor. Ee? “Kendi askerini kendi oluştursun” diyor “sen sana ne, devlet küçülsün” diyor “senin ne işin var bırak” diyor. Ee? “Ne güzel işte bu kadar” diyor. Kardeşim, ayrı devlet oldu o, ayrı devlet oldu. Ee sonra? “Sonra istiyorlarsa referandum yapsın adam sana ne?” diyor. Ee? “Ayrılmak isterse ayrılsın” diyor. PKK başında diyorsun silahı dayamış kafasına. “Artık ona bir şey diyemeyiz” diyor “o kadar olacak” diyor. O zaman o kadar olmayacak. Ona müsaade etmeyeceğiz. PKK orada olduğu müddetçe böyle bir şeye müsaade etmeyiz. PKK olmasa başkanlık sistemiyle bizim bir alıp-veremediğimiz yok. Ama PKK orada halkın üzerinde muazzam bir baskı gücü, dünyanın en büyük mafya yapılanması. Buna müsaade etmeyiz. Halk özgür değil orada.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bazı Amerikalı diplomatlar Sayın Erdoğan’a yurtdışında kendi doğrularından taviz vermeyi reddettiği için sevilmediğini belirten açıklamalar yaptılar. Geçtiğimiz günlerde Amerika’nın Eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, Sayın Erdoğan ile ilgili şunları söyledi: “Suudlular, Mısırlılar her koşulda bize yaranmaya çalışıyor. Erdoğan ise bizimle çatışıyor çelişkilerimizi yüzümüze vuruyor. Bu yüzden Erdoğan Washington’da ve Avrupa’da sevilmiyor. Bize yaranmaya çalışsa böyle olmayacak” demişti. Şimdi de Amerikalı eski bir diplomat Sayın Erdoğan ile ilgili bir açıklama yaptı: “Bugüne kadar çalıştığımız tüm dünya liderleri bize kapalı kapılar ardında ‘ben yurtiçi siyasetin gereği öyle konuşuyorum ama siz bunlara fazla önem vermeyin, onlar iç politika gereğidir. Amerika’yla biz dış politikanın gereklerini yaparız’ derdi. Bizler Erdoğan’dan bu tür konuşmanın ikinci bölümünü hiç duyamıyoruz. Yani halka ne dediyse dış politikasını da ona göre ayarlıyor. Ve böylece aramızda kapalı kapılar ardında konuşma imkanı da kalmıyor” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Alkışlayalım Tayyip Hocam’ı. Demek ki kabadayı delikanlıymış. Dedim ya daha önce de söyledim; adamlar hazmedemedi. Alışmışlar onlar öyle tiplere. Darwinist olacak, homoseksüel destekçisi olacak, Rumi olacak, bunlar ne derse alttan alta kabul edecek; yok öyle şey.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Star Gazetesi, Türkiye’nin Musul’daki haklarına ilişkin araştırma yapmak üzere özel olarak görevlendirilen 5 yıl süren araştırmasını raporlaştırıp cumhurbaşkanına sunacağı gün, 1973 yılında bir otel odasında ölü bulunan Raif Karadağ hakkında bir haber yaptı. Karadağ, o dönemde Türk ve İngiliz arşivlerinde Türkiye lehine belgeler bulmuş, Amerikan ve İngiliz şirketlerin açtığı kuyularda Abdülhamit’in hazırlattığı raporları inceledikten sonra Türkiye’nin kendisine 100 yıl yetecek petrolü olduğunu raporlamış. Karadağ’ın oğlu, o dönemde babasının yayınları nedeniyle İngiliz büyükelçisi tarafından tehdit edildiğini, hatta bir gün yolda bir arabanın kendisini ezmek istediğini anlattı. Ve babasının İngiliz derin devleti tarafından öldürülmüş olma ihtimalinin üzerinde durdu.

ADNAN OKTAR: Tabii çok doğru bir ihtimal, çok doğru bir iddia. Araştırılsın. Birçok cinayetin asıl faili onlardır, İngiliz derin devletidir. Ama işte derin devleti kullanır, derin devletin katillerini kullanır, örgütleri kullanır ama asıl patron İngiliz derin devletidir. Mesela Türkiye’de de birçok aydın suikastla yok edildi. Bunların asıl ağababası İngiliz derin devletidir. Gazeteciler, profesörler hatırlıyorsunuz, devletin en seçkin evlatları, milletin en seçkin evlatları milliyetçi duruşuyla dimdik duran soldan olsun sağdan olsun aydınlarımızı tek tek şehit etti İngiliz derin devleti. Ama işte solcular yaptı dediler, sağcılar yaptı dediler. Halbuki her iki tarafı da yöneten, her iki cinayeti de işleten İngiliz derin devletinin profesyonel katilleri. Ve bunlar hep faili meçhul olarak kaldı. Çünkü İngiliz derin devletinin katilleri hep faili meçhul cinayet işliyorlar. Yakalanmazlar genellikle.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Malatya Ticaret Borsası Başkanı Gürsel Özbey’in astsubay oğlu Semih Özbey görev yerinde kanser hastası annesini Malatya’da ziyaret ederken Tunceli karayolunda PKK’lılar tarafından kaçırılmıştı. 13 aydır bulunamıyor. Babası herkesten yardım istiyor. Baba Gürsel Özbey oğullarının yanı sıra 12 polis ve askerin daha PKK’nın elinde olduğunu söyledi. Kaçırılanların tümü Kürt ailelerin çocukları. “Sesimiz duyulsun ciğerimiz yanıyor. Buna bir çare bulunsun. Çocuklarımız serbest kalsın” şeklinde bir açıklama yaptı. Kaçırılan askerimizin fotoğrafı da var. Kaçırılan Semih Özbey’in en son 2015 Aralık ayında PKK tarafından yayınlanan bir videodaki görüntüleri görüldü. Sonrasında bir daha haber alınamadı.

ADNAN OKTAR: Nerede olabileceği ihtimali üstüne o bölgeyi hallaç pamuğu gibi atsın asker. Yani 50 bin asker sokarız o bölge neresiyse taşların altına kadar her yere bakarız. Onu ararken de başka şeyler de buluruz.

Mesela PKK İngiliz derin devletinin bir çete yapılanmasıdır. İngiliz derin devletine bağlı bir askeri operasyon birliğidir PKK. Ama adı PKK. Halbuki İngiliz derin devleti askerleridir onlar. Paralı asker yahut parasız asker, gönüllü asker, ikna edilmiş asker, tehdit edilmiş asker, bu tarzda yapılanmaları çok İngiliz derin devletinin. Paralel yapıyı da kontrol altına aldılar. Onun için direkt İngiliz derin devletini hedef alan çalışma meseleyi kökten halleder. Ama yan dallarla uğraşılırsa ana dal sürekli canlı kalacağı için ana daldan sürekli o karanlık dallar çıkmaya devam edecektir. Bataklığın merkezi Londra’da İngiliz derin devletidir.

Şehidimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun en yakınında bulunan Basın Müşaviri Şükrü Demir, dün A Haber’e şu açıklamayı yapmış: “Şehidimiz Yazıcıoğlu 7 ay önce gittiği İngiltere dönüşü ‘bizim kalemimizi kırdılar’ dedi” diyor. Demek ki orada tehdit etti, Chatham House’a mı gitti kim bilir nereye gitti. “Şehadetten yaklaşık 7 ay önce İngiltere’de Lordlar Kamarası’nda 40 dakika bir konuşma yaptı. İngiltere’de 3 gün kaldı. İngiltere’nin daha derin olan meclisi Avam Kamarası’nda kendisiyle görüşmek istedi. Türkiye aleyhine bir şey söyletmek veya bu tip bir yorum yaptırmak isterler endişesiyle bu görüşmeyi kabul etmedi.” Bak, “Türkiye aleyhine bir şey söyletmek veya bu tip bir yorum yaptırmak isterler endişesiyle bu görüşmeyi kabul etmedi. Türkiye dönüşünde özel bir görüşmede şehit liderimiz ‘bizim kalemimiz İngiltere’de kırıldı’ dedi” diyor. İşte tamam, İngiliz derin devletinin bir cinayeti. Hiç alakasız yerler, işte falanca memur yaptı, paralel yapı yaptı. Kardeşim, paralel yapıyı kullanıyor adam. Asıl yapan failinin üstüne git sen. Asıl yapan İngiliz derin devletidir. Bak günlerden beri anlatıyoruz herkes İngiliz derin devletini ifşa etmeye başladı. Bizden sonra cesaret buldular elhamdülillah, herkes çok daha rahat anlatmaya başladı.

Bak, diyor ki Seyit Abdülhakim Arvasi. Necip Fazıl Kısakürek’in Hocası. Hüseyin Hilmi Işık’ın da Hocasıdır. Hüseyin Hilmi Işık biliyorsunuz Nakşibendi Şeyhi. “İslam’ın en büyük düşmanı İngiliz derin devletidir” diyor. “İslamiyet’i bir ağaca benzetirsek başka kafirler fırsatını bulunca bu ağacı kökünden keser. Müslümanlar da bunlara düşman olur. Fakat bu ağaç bir gün filiz verebilir. İngiliz böyle değildir” İngiliz derin devleti “bu ağaca hizmet eder besler Müslümanlar da onu sever. Fakat gece kimse anlamadan köküne zehir sıkar.” İşte Darwinizm’le, Rumilikle. “Ağaç öyle kurur ki bir daha büyüyemez. ‘Çok üzüldüm’ diyerek Müslümanları aldatır” yani bir de Müslümanlardan yana çıkar diyor. Hakikaten öyle yapıyorlar. “İngiliz derin devletinin İslam’ın böyle zehir salması demek para, mevki ve kadın gibi nefsani arzular karşılığında satın aldığı yerli münafıkların” makam mevki bak görüyor musun? “Para mevki ve kadın gibi” diyor “nefsani arzular karşılığında satın aldığı yerli münafıkların soysuzların elleriyle İslam alimlerini, İslam kitaplarını bilgilerini ortadan kaldırmalarıdır” diyor “faaliyetleri” diyor. Şimdi de “Mehdiyet’i ortadan kaldırın” dedi İngiliz derin devleti. Dört koldan, adamların haberi yok onlara uyuyorlar. Çünkü deccaliyetin karşısındaki en büyük güç Mehdiyet. Onu nasıl durduracak? Bak direkt kendi devreye girmiyor, hocalarıyla, alimleriyle giriyor. Veyahut kandırdığı adamları devreye sokarak o adamların haberi olmadan, o hocaların, o alimlerin haberi olmadan onları da devreye sokuyorlar, yönlendirerek.

Birde bu enaniyetli hocaların çok ağırına gidiyor Mehdi çıkarsa, bunlar -adı geçenleri tenzih ediyorum da- rezil olacaklarını düşünüyorlar, çok aşağılanacaklarını düşünüyorlar birde bunlar enaniyet davulu gibi şişmiş vaziyetteler. Mehdi çıktığında tabii enaniyet yapamayacaklar, daha ayakları yere basacak. Çünkü bunların hepsi haşa kendini ilah gibi görüyor, çok büyükler.

Musul o zamanlar Lozan Antlaşması’na ve o zamanki Milliyetler Cemiyeti raporuna istinaden Musul 25 yıllık İngiliz manda yönetimi sonrasında yani 1932’de Türkiye’ye devredilmesi gerekiyordu Musul. 1932’de öyle antlaşma yapılmıştı. Yani Lozan’ı Türkiye Musul’u geri almak şartıyla kabul etmişti Lozan Antlaşması’nı. Ama tam o sırada Şeyh Said ayaklanması çıktığı için Türkiye Musul’la ilgilenme imkanı olmadı. Şeyh Said ayaklanmasını zaten İngiliz derin devleti çıkartmıştı. Şimdi işin doğrusu Musul, antlaşmalara göre yani uluslararası antlaşmalara göre Türkiye’ye ait şu an. Yani Türkiye toprağı. Bir gariplik var o devirde bu işlem yapılamamış yapılmamış. Bunun aksine hiçbir kanunun maddesi yok. Çünkü 25 yıl İngiliz yönetiminde kalacak deniliyor sonra Türklere devredilecek, Türkiye’ye devredilecek. Bütün antlaşmalar bu yönde ama olmadı. Bunun uygulanması gerekiyor hakikaten burada bir haksızlık var.

OKTAR BABUNA: Siz Kıbrıs için de belirtmiştiniz 1978 yılında Kıbrıs'ın kiralanma süresi bitiyor aslında. 1978 yılında Türkiye’ye geçti tamamı Kıbrıs’ın ama onu da uygulamıyorlar.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

OKTAR BABUNA: Kıbrıs’ı Abdülhamit 100 yıllığına kiralamıştı siz belirtmiştiniz 1978 yılında bu süre dolmuştu.

ADNAN OKTAR: Ama İngiltere açıklama yaptı çok daha evvel. ‘Ben ilhak ettim geçmiş olsun’ dedi. ‘Vermiyorum’ dedi yani. Hepsinde öyle yapıyorlar. Donanmaya, mesela Osmanlı’ya ‘donanma yapalım’ diyor tamam diyorlar. Osmanlı parasını pulunu bütün imkanlarını veriyor donanma yapılıyor bitiyor ‘haydi donanmayı ver’ diyorlar ‘yok’ diyor ‘ben ilhak ettim’ diyor, ‘vermeyeceğim el koydum’ diyor. Bir şirretlik bir zulüm almış başını gidiyor ama Osmanlı’nın da onlara güvenmesi çok anormal. Abdülhamit’in onlara güvenmesi inanılır gibi değil. Osmanlı donanmasının başına İngiliz general getiriyor, 30 yıldan fazla Osmanlı donanmasının başında duruyor adam, İngiliz general. İnanılır gibi değil mucize yani.

Bediüzzaman bu alimler için diyor, “Enesi kavi’ imanı zayıf diyor. ‘Alimler Mehdi’yle ilgili hadisleri reddediyorlar’ diyor. Bak enesi kavi, imanı zayıf diyor. Hakikaten bunların birçoğunun imanı yok söylüyor adam ‘iman etmiyorum’ diyor. Enaniyetten de artık şişmiş vaziyetteler bir kısmı.

1800’lerin sonundan 1924’lere kadar Musul’daki yerlerin tapularının Osmanlı’ya ait olduğuna dair kayıtlar, belgeler bizde mevcut. Resmi tapuların hepsi bizim üzerimize ama bize ait değil. Fakat tabii biz öyle bir yöntem değil de bütün bölgeyi manen almak durumundayız. Çünkü gidip alsak bizim hedefimiz oluşmuş olmaz. Biz bütün İslam alemini, bütün Türklük alemini, bütün dünyayı istiyoruz. Herkesin, her yerin kardeş olmasını, birbirini sevmesini, dost olmasını istiyoruz. Sınırların kalkmasını istiyoruz yani sınır derken mayın tarlası falan istemiyoruz ama doğal bir sınır varsa tamam o kalsın. Mayın tarlası utanç verici. Benim inancım açısından utanç verici mayın tarlası. Asla kabul edilecek gibi değil. Dost bir ülkeyle mayın tarlası olmaz. Ancak düşman tehlikesi vardır falan o zaman akıl alır.

Dün bir Gazi’yi göstermişler TRT’de, çene kemiği tamamen parçalanmış. Demişler ki ‘Senin çenende iz kalacak ne diyorsun?’ demişler. ‘Ben gülümsedim’ diyor Gazi, ‘O benim Allah’ın yolunda gittiğime nişanem daha ne isteyeyim dedim’ diyor. İlk yaralandığında acil görevlisinin yakasına yapışıp ‘Ben inşaAllah şehit olurum’ demiş. Tam anlattığımız konular.

Her yerde, her şeyde Allah’ın mührünü görmek; buna insanın kendisini alıştırması lazım. Şimdi mesela şu tavuklara baktım bunların kanadının bir tüyü, bu tavuğun milyonlarca özelliği onun içinde kodlu. Kalbi nasıl olacak, karaciğeri nasıl olacak, tüyleri nasıl olacak mesela diğer tavuk cinslerinden ayrı. En ince detayına kadar kodu belli. Ve ondan ona nesilden nesile bu gelişiyor mesela nasıl bağıracak, ciyak ciyak bağırıyor. Şu tespihin taşı da mesela ta kainat yaratılırken bu taş oluşmuş. Çok güzel bir renk. İçinde şenlik var katrilyonlarca atom dans ediyor. O onun etrafında dönüyor o onun etrafında dönüyor. Protonlar, nötronlar bunların şenliği on beş milyar seneden beri devam ediyor. Adam bıkıp usanmadan dans ediyor. Bunların dansı hiç bitmiyor habire dön dönüyor dönüyor. Ve akıl almaz bir hızla dönüyor. Gazı yok, tuzu yok, benzini yok bıkmadan usanmadan on beş milyar yıldan beri dönmeye devam ediyor taşın içinde. Dönmese bu taş böyle olmaz, döndüğü için böyle oluyor. Mesela altın da öyle, atomları kendine has bir dizilimi var sonunda bu altın şeklini alıyor o dizilimden kaynaklanıyor. Göz alıcı bir görünüm. Onlar böyle gayret etmese dans etmeseler bu altın olmayacak. Çöker bu, yok olur. Mesela halının yününe bakıyorum koyun yününden yapılmış. Koyunun bütün kod özellikleri, katrilyonlarca koyunun kod özellikleri orada duruyor. Ayağımızın altında kromozom olarak duruyor. Çoğaltsan alsan hayvanın aynısı olur. Hangi davarsa alınan, koyunsa aynısı olacak. Mesela bakterilerde öyle. Acayip uyanıklar. Virüsler falan acayip yaman. İlaç falan da sökmüyor adamlara. Penisilin geliyor, “ben buna alışığım” diyor. Bayağı şapur şupur yiyor adam. “Var mı başka? Yine gönder” diyor hiç dinlemiyor yani.

Bahçelerde yoldan geçerken küçük küçük otlar var. Gayretli gayretli bak, kaç milyon seneden beri neslini devam ettirmiş. Kaç milyonuncu nesil belki. Kaç milyon gün geçmiş, kaç yüz asır geçmiş hiç değişmemiş. Dedesinin, babaannesinin aynısı. Sabırla devam ediyor. Süratli geri film sarması gibi olsa dedesine kadar ulaşırız, büyükbabalarına kadar. Hepsinde öyle.

Banyodaydım elektrik prizine baktım. Ya dedim elektrik ne kadar normal karşılıyor insanlar yani. Bir kere özel olarak yaratılmış. Sırf bu işler için, ahir zamanda kullanılsın diye yaratılmış elektrik. Başka hiçbir nedeni yok. Yolda buldum falan, öyle bir şey yok. Özel yapılmış. Hazır paketlemiş koymuş Allah, sen de gidip paketi açmışsın almışsın. İki küçük yer, iki küçük boşluk. Metal oraya soktun mu istediğin şeyi vantilatörü de çalıştırıyor, şunu da çalıştırıyor bunu da çalıştırıyor. Radyo, internet her şeyi. Adeta ruh veriyor her şeye. Sıradan bir şey gibi anlatıyorlar. Allah onu bahane ediyor o iki küçük boşluğu. Kablolar var diye inanıyor insan işte barajdan geliyor. Halbuki o orada yaratılıyor, tam olduğu yerde yaratılıyor. Çeşme de barajdan su geliyor diyor. Halbuki orada yaratılıyor. Ama aklın ihtiyari alınmaması için baraja ihtiyaç oluyor. Allah barajdan getiriyor. Cennet işte öyle değil. Su anında orda oluşur. Her şey orda oluşur. Onun için Allah diyor ya ayette; “Allah’ın nimetlerini saymakla bitiremezsiniz.” Diyor. Ucu bucağı yok ama tabii dikkatlice bakılması lazım.

Mesela hipotalamus bezi kanda su oranı azaldığında hemen haber alıyor. Bizim haberimiz yok, onun haberi var. Su azaldığında hemen susama hissi veriyor. Adam su su diye aranmaya başlıyor. Yani şiddetli bir his olarak veriyor su içme hissini. Adam kana kana içiyor mesela normal su ihtiyacı oluyor içemiyor, veriyorlar suyu bir yudum alıyor içemiyor. Ama susama hissi şiddetli verilince adam neredeyse bir maşrapa suyu daha içecek hale geliyor.

OKTAR BABUNA: O da ihtiyacı olduğu kadar oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Evet, kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Kuran’da Hz. İsa (as)’ın “Kıyamet İçin Bir Alamet” Olduğu Bildirilmiştir.

ADNAN OKTAR: Allah’a hamd etmek, teşekkür çok önemli. Çünkü her an bütün yaratılışı Allah yaptığına göre sevgiyi biz bilemeyiz, sevgiyi yaratıyor. Çok hayati bir konu sevgi. Sevgi olmazsa dünya mahvolur. Mahvoluruz, hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Beyinde bir sistem, bir gittiğinde mahvoluruz. Hiçbir şeyin anlamı yok yaşamanın, hayatın hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Bir kere sevgiye de imana da teşekkür ediyoruz, sevgiye de teşekkür ediyoruz Allah’a. Ayda yılda bir de değil, sürekli yarattığı için, her an yarattığı için. Mesela konuşmayı yaratıyor, bu mucize yani. Konuşmak istiyoruz kafamızdan konuşma geçiyor hemen konuşmayı yaratıyor. Sevdiklerimizi görmek istiyoruz hemen başımızın çevrilmesi hissini meydana getiriyor, hemen görüntüyü görüyoruz.

Allah aslında insanlar zora girsinler istemiyor, öyle bir şey demiyor Allah. Sadece “vicdansızlık yapmayın” diyor Allah. “Dürüst olun” diyor. Çünkü “Benim yarattığımı görüyorsunuz, sevgiyi de benim verdiğimi görüyorsunuz. Beni unutursanız bu bir ahlaksızlık, vicdansızlık” diyor. Doğru söylüyor Allah. “Beni unutmayın Ben de sizi unutmayayım, Beni sevin ben de sizi seveyim” diyor. Bundan makul ne olabilir? “Beni unutursanız Ben de sizi unuturum” diyor. Cenab-ı Allah haklı. Öyle bir zulüm yapılınca, karşılığının en az öyle olması gerektiği anlaşılıyor. Cenab-ı Allah en azını veriyor zaten.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayette; “Size gözler ve gönüller veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz?” (Mülk Suresi, 23) Diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii bak gözler ve gönüller. Sevme ve bunu görecek göz, duyacak kulak. Zorlamaya dayalı bir din yok. Rahatlığa dayalı bir din var. İslam rahatlık dinidir, kolaylık dinidir. Mesela derler gelenekçi Müslümanlar “İslam kolaylık dinidir.” Sen ne yapıyorsun? Muazzam bir zorluk çıkarıyorsun. Dilinde var kolaylık, kafanda yok. Ne kadar zorlaştırırsan o kadar hoşuna gidiyor.

Eğitim süresi çok iyi dünyadaki, yeterli. Birde Allah’ın delilleri için yani illa sincabın hayatı, çekirgenin hayatı, kalp-damar sistemine takılı kalmamak lazım. Hazır sürekli var. Mesela ışık yaratmış, müthiş harika. Güzel insanlar yaratıyor onu sevdiriyor Allah, müthiş harika. Beynimizde gördürüyor ben tabii fazla da o konuya giremiyorum çünkü çok derin, uçsuz bucaksız bir konu. Her şey mesela bak, ipek örtü var. İpek böceğinin bütün özellikleri içinde kodlu. Organik bir madde olduğu için, içinde ipek böceğinin kromozomları kodlu. İleriki nesilleri mesela ipek gömlek düşünelim. Yüz milyonlarca, trilyonlarca ipeğin, ipek böceğinin kodu var. İleriki nesillerin de kodu bak, bir tek onun değil yani.

“Allah’ınız Rab’bi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz.” (Yasa’nın Tekrarı 6/5 Tevrat) “Allah’ınız Rab Kendisi’ni bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır.” Museviler bu hükümlere uydukları için Allah onları başarılı kılıyor. Çok önemli. “Allah’ınız Rab sizden ne istiyor? Yalnız şunu istiyor: Allah’ınız Rab’dan korkun, O’nun yollarında yürüyün, O’nu sevin; bütün yüreğinizle, bütün canınızla O’na kulluk edin.” (Yasa’nın Tekrarı 10/12) “Üzerinize iyilik gelsin diye bugün de bildirdiğim buyruklarına, kurallarına uyun. Allah’ınız Rab’bi sevin. Uyarılarına, kurallarına, ilkelerine, buyruklarına her zaman uyun.” (Yasa’nın Tekrarı 11/1) “Beni sevenleri Ben de severim.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 8/17) Tabii Hz. Süleyman (as) Peygamberdi. Söyledikleri ilhamla gelen vahiy.

Gelenekçi Müslümanlar ben o dönemden de geçtim biliyorum, bir saplantı halinde oluyor. Kuran ayetleri bayağı açık, çok net. Allah’ın hükmünün yeterli olduğunu, Kuran’da her şeyi Allah’ın açık açık anlattığını, o kadar tekrarlı anlatıyor ki Allah yani anlamadım derse insan Allahualem rezil olur. Çok kalın kafalı olması lazım anlamaması için. Şöyle en az 7 metre kalınlığında beton falan olması lazım. Mümkün değil anlaşılmaması. Alenen Allah her yönüyle vurgulamış. Zaten zorluğun içinde insanın kafası çalışmaz. Allah dini onun için zor yaratmamış. İstese zor yaratırdı, kolay yaratmış. Bir de konfor çok fazla. Her yerde konfor yaratıyor. Çok düşünmüş Allah insanı.

Mesela eczanelerin önlerinden geçiyorum. Allah içinde en az iki bin ilaç yaratmış, bakıyorum. Yani iki bin çeşit de hastalık vardır demektir. Kendisi yaratıyor. İlaçları da Allah kutuya koyup eczaneye koymuş. Kağıdını da koymuş, açıklamasını da koymuş. Dozunu da belirtmiş. Yani bu çok titiz bir yakınlık. Manavlara yiyecekleri diziyor Allah. Bakkallara yiyecekleri diziyor. Her yere dizmiş. Yani bize çok titiz olduğu görülüyor. Atomlara görev vermiş. Nötronlara, protonlara görev vermiş. Onlar hizmetçiliklerini on beş milyar yıldan beri hiç yorulmadan yapıyorlar. Benim gördüğüm canlılar çünkü çok akıllı hareket ediyorlar, birbirine çarpmaması olacak iş değil. O nötron, elektron falan dönme olayında, pilotlukları on beş milyar yıllık pilot bunlar. Muazzam yönetiyorlar. Hiçbiri birbirine dokunmuyor. Ve on beş milyar yıldan beri dokunmuyor. Yani hız korkunç. Göz gözü görmeyecek bir hızla gidiyor. Ama asla dokunmuyor. Ve o kadar çok üst üsteler ki. Çorba gibi karışık. Karmakarışık yörüngeleri yani birde nerden nereye gidecekleri belli olmuyor. Pilot ani karar veriyor. Bilinemiyor yörüngesi. Bilinmemesine rağmen hiçbir şekilde çarpmıyor birbirine. On beş milyar yıllık pilotlar bunlar. İnsan pilot olsa herhalde üç yüz milyar kere falan çarpardı en az. Hatta üç yüz katrilyon kere çarpardı. Habire bindirirdi. Ama o bindirmiyor. Müthiş bir akıl olduğu için. Yani Allah’ın aklını taşıdıkları için. Okuduk, ben “Sabit yörüngeleri var.” dedim. “Sabit değil.” diyor “yörüngesi.” diyor. Kendi kafasına göre gidiyor. O zaman şuurlu. Nasıl olur da çarpmaz? Birde o konu benim çok acayibime gitti. Adamlar bilimsel çalışma yapıyor. İzlendiğini anladığında ayrı hareket ediyor. İzlenmediği kanaatinde olduğunda ayrı hareket ediyor. E o zaman uçsuz bucaksız bir akıl bütün dünyayı sarmış. Bunu hafife alıyorlar. Halbuki bu konu Allah’ın varlığının açık ispatı. Yani uçsuz bucaksız ilahi bir akıl her yeri sarmış. Gözüyle gördükleri halde akıl almaz bir inatla inanmıyorlar. Niye inanmıyorlar? Çünkü bizim imtihanımız için inanmayanlar gerekiyor. Herkes inansaydı bizim inancımızın kıymeti çok düşerdi. Beynimizin içinde bize inanmayanlar gösteriliyor. Biz böylece imtihan olmuş oluyoruz. Herkes inansa bayağı düşer gücü. İşler sürekli yolunda gitse bayağı düşer.

Her beş senede bir bütün vücudumuzun tamamı yenileniyor. Bak beş senede vücudumuz yok oluyor, bir vücut tamamen yok oluyor. Yerine yeniden bütün vücut bir daha gelir. Her beş senede bir. Atomların tamamı gidiyor eski beş yıllık atom kalmıyor. Yani onların askerlik süresi beş sene insan vücudunda. Beş sene sonra hiçbir atom eski atom kalmıyor. Her yeni gelen yeni atom olmuş oluyor. Ama her yeri yenileniyor.   

EBRU ALTAN: Normalde beş yıl sonra o insanın kendini tanıyamıyor olması gerekirdi.

ADNAN OKTAR: Evet, tabii ki. Yani yepyeni bir adam oluyor. Her beş senede bir tamamen ölüyoruz. Ama sessiz sedasız ölüyoruz. Sessiz sedasız yeni bir beden daha geliyor. Adam diyor ki, “Ölünce nasıl yeni beden gelecek?” diyor. Halbuki ömrü boyunca her beş senede bir sürekli yeni beden oluyor. “Olur mu yeni beden?” diyor. “Bir kere gelmiş o.” diyor. “Bir daha olmaz.” diyor. Her beş senede bir yenilendiğinin farkında değil. Sıfırdan beden oluyor beş senede bir.

Tabii Allah o konuların üstünde çok duruyor. Cenab-ı Allah o konuda haklı. “Beni unutursanız, Ben de sizi unuturum.” diyor. Sürekli şuurlu, akıllı, samimi Allah ile bağlantı lazım. Ama yorarak değil, kafasını yorarak değil. Yani huzurlu, rahat bir bağlantı olması lazım. İbadette yorulma varsa şeytan devreye girmiş demektir. Abdestte kişi yoruluyorsa şeytan onunla oynuyor demektir. Namazda yoruluyorsa şeytan onunla oynuyor demektir. Kuran okurken yoruluyorsa şeytan onunla oynuyor demektir. Sevgiden yoruluyorsa yine aynı. Hayırda yoruluyorsa yine aynı. Yorulmaması lazım. Tabii insanın performansı ayrı. Çünkü namaz zaten çok kısa bir şey. Mesela sadakada insan yorulmaz. Sadakayı vermek on saniye falan sürer en fazla. Niye yorulsun bir adam? Hac da çok kolay. Onu çok zorlaştırmışlar. Yani eziyete çevirmişler. Şimdi o konunun üstüne ben gitmiyorum ama öyle zor bir hac yok. O konuyu işlemedik, anlatmadık.

Allah’ı hatırlama; ışığı gördün mü zaten hatırlarsın. Adım atarken her adımı Allah attırıyor. Oradan hatırlarsın. Mesela konuşmak istiyoruz Allah konuşturuyor. Çeneyle ağızla konuşamazsın. Öyle bir şey olmaz. Ses teli mes teli falan onlar hepsi onun sebep kısmı. Böyle bir şey olmaz. Kaderde olan konuşma gibi geliyor onu duyuyoruz. Yani biz konuşmadan önce konuşma hazır geliyor zaten. Biz o konuşmayı mecburen yaparız.

Mesela akşam uyku veriyor Allah, uyuyoruz. O da sıkılmayalım diye yapıyor Allah onu da. Tekdüzelik olmasın diye. Öbür türlü çok zor olur. Yani sürekli gündüz olsa insanın tahammül edeceği gibi olmaz. Her gün yeni bir başlangıç oluyor. Mevsimler yaratıyor Allah. Onlar da heyecan meydana getiriyor. O tekdüzeliğin kırılması Allah’ın beğendiği bir şey. Tekdüzelik istemiyor Allah.

“Oo elektriği buldu.” diyor “adam.” diyor. Allah koyarsa bir yere, saklarsa o da bulur. Yoktan var etmiş değil.

BEYZA BAYRAKTAR: Şu anda da bazı şeyleri Allah saklıyor. O yüzden bulamıyorlar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela aslında Allah istese Tabut-u Sekine’yi buldururdu. İnsanların onu işte görmelerini son zamana ahir zamana Allah saklıyor. Rahat görebilsinler diye. Çünkü her şeyi başında yapıp bitirse Allah, heyecanları da bitebilir. Onun için Mehdi’yi sona bırakıyor. İsa Mesih’in gelişini sona bırakıyor. Ama bazı şeyleri kafalarında çok büyütüyorlar. Mesela Mehdi, çok şamata yapıyorlar bunlar “Gelmeyecek, gelmeyecek” diye ama zaten Mehdiyet’in etkisi altındalar şuan. Boş yere didiniyorlar. Mehdi ne derse onu yapıyorlar şu an zaten. Yani “Mehdi gelmeyecek.” demeleri gerekiyor. Yapıyor onlar da bunu bu bir mucize olarak bunu. Onlar zannediyorlar ki böyle pozitif mucize olur zannediyorlar. Negatif mucize de vardır. Mesela efendim göktaşı düşer farz edelim. Bu negatif mucizedir. Efendim mesela Kâbe’de baskın olur. Negatif mucizedir. “Mehdi gelmeyecek.” denir. Mesela bu negatif mucizedir. Ama mesela kuyruklu yıldız çıkar. Pozitif mucizedir. Yani her ikisi de mucizedir ama. Mesela köprüde çatışma oluyor. Negatif mucizedir. Kanlar akar insanlardan ama o negatif mucize. Mehdiyet’in mucizesi. Adam ister mi? Mesela bilse Fethullah Gülen hareketi, İngiliz derin devleti böyle bir mucizenin meydana gelmesini engellerdiler. Ama elinde değil. Yapıyor, iki köprüyü de yaptırıyor Allah onlara önce. Sonra da köprüde çatışma meydana getiriyor. Sonra kan akıyor. Kadınlar ölüyor. Askerleri oraya getirtiyor. Askerilerin gelmesi kaderde var. İllaki geliyorlar. Asla istemedikleri bir şey bu. Yani inadına yapmaz birçoğu. Ama Allah yaptırıyor. Negatif mucizede onlar dirense de yaparlar. Mesela bak gelenekçilere Allah “Mehdi gelmeyecek, deyin.” diyor. Bağıra bağıra “Mehdi gelmeyecek.” “Şimdi uyuyun.” diyor Allah hepsi uyumaya başlıyor. Mesela ona da direnemiyor. Allah onları mesela küçük düşürmek istiyor uyutuyor ve ona boyun eğiyorlar. Acze düşmüş durumdalar. Mesela IŞİD’i Allah oraya gönderiyor. Negatif mucizedir bu. Kan döktürüyor negatif mucize. Adamlar bilse mesela hiç baştan sokmazlar onları oraya. Ama engelleyemiyorlar.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan az önce yaptığı konuşmada, “Musul, Irak, Kerkük, Telafer ve Sincar’da bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Sincar yeni bir Kandil olma yolunda. Müsaade edemeyiz. Telafer’de mezhepler hususunda çatışma var. Telafer’e sesleniyorum, bırakın bu mezhep çatışmasını mezheplerin üstünde İslam var. İslam’da birleşin. Suriye ve Irak’ta bekamızı tehdit eden hiçbir gelişmeye sessiz kalmayacağız.” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam sanki Mehdi maşaAllah. “Mehdilik yok.” diyorsunuz ama bak Mehdilik uygulanıyor şu an. Bin üç yüz seneden beri mezhebe kimse karşı çıkamıyordu. İlk defa. Hiçbir halife de karşı çıkmamıştır mezhebe. Yani hiçbir Osmanlı halifesi karşı çıkmamıştır. Bilakis, mezhebe çok titiz davranmışlardır. Hatta “Ey Şeyhi Şah Erdebil, mertlik nasıl olmuş gör de bil. Sultan Yavuz geliyor kaçabil.” diye böyle bir meydan okumalı şiirlerle müthiş mezhep savaşlarına girmişlerdir. Yani kahredici mezhep savaşları. Nice alevi canlar şehit edilmiştir. Şiiler şehit edilmiştir. Ama bak bin dört yüz sene sonra Mehdiyet devreye girdiği için hiçbir gücün yapamayacağını Allah onlara yaptırtıyor. Ve hükümet alenen ve açıkça hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan ile mezheplere karşı çıkıyor. Bin üç yüz seneden beri olmayan bir şey oluyor. İlk defa oluyor. Ve bütün gelenekçi sistem karşı olmasına rağmen gürül gürül mezhep karşıtı hareket oluyor. Çünkü Mehdiyet’in sistemi şu an devrede.

Bu darbeden hükümetin kurtulması mümkün değildi. En kapsamlı, en gelişmiş darbe şu ana kadar yapılmış. En çok teknik kullanılan, en yüksek silah gücü kullanılan darbe. Yani bunun üstünde bir güç olmamıştı. Ama buna rağmen darbe sıfır darbe hükmünde oldu. Bu da Mehdiyet’in harikasıdır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’dan Rakka operasyonu ile ilgili bir açıklama geldi. Ve YPG’nin Rakka’daki rolü ile ilgili Türkiye ile görüşüyoruz, açıklaması yapıldı. Amerika’nın Rakka’yı IŞİD’den özgürleştirmek için düzenlenecek operasyona daha çok yerel Suriyeli gücün katılmasını planladıklarını YPG’nin de bu güçlerden biri olduğunu ve operasyonda yer alacağını açıkladılar. Amerikalı bir general bu konuda Türkiye ile görüşmelerin devam ettiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Tamam görüşsün. Kardeşim bir kere ben otuz kere söyledim. Daha önce de söyledim. IŞİD ile savaş diye bir konu olmaz. “IŞİD isterseniz geri çekilir.” dedim. Türkiye istediğinde geri çekilir IŞİD. Nitekim de çekildi geri. Söylememiş miydim? Tabii öyle bir şeye ihtiyaç yok.

Ekrem Kızıltaş Takvim Gazetesi’nde başkanlığın federasyonla yönetilmek anlamına gelmediğini yazmış. Federatif yapının olmayacağını söylüyorsun ama belediye yetkilerini genişletmekten bahsediyorsun. Federatif yapıdan daha vahim bir şey bu. Sen belediyeye “Yetki genişleteceğim.” dediğinde biz düşünüyoruz diyoruz ki belediyenin yol yapma izni var, efendim hastaneler oluşturuyor, pastaneler oluşturuyor her şey yapıyor. Temizlik yapıyor. Yapamadığı ne var? Emniyet, asker ve eğitim. Geriye bu kalıyor. Yetki genişleteceğin başka yer kalmıyor. O zaman burada ikisini de genişleteceksin. Genişlettiğinde bu adam devlet olmuş oluyor zaten. Ben bir kurnazlık yapılmasını istemiyorum. Çok dikkatlice izliyorum. Adam diyor ki, “Yetkisini genişletmekte ne fayda var? Hizmet çoğalacak.” diyor. Kardeşim adama sen gazoz fabrikası açtırmayacaksın. Yetki genişletecek iki alan var sadece; eğitim ve askeriye. Yani güvenlik. Polis, asker ve eğitim. Okulu adama teslim edeceksin belediyeye. Güvenlik; “Güvenliği biz sağlarız.” diyor “rica ederiz. Ne masrafa gerek var?” diyor yani “siz polisi çekin. Biz yaparız.” diyor. Neyle yapacaksın? “PKK’lılar boşuna mı duruyor? Sokakta dağda geziyorlar.” diyor “indiririz. Gelir burada polis görevi yaparlar.” diyor. Türkiye gitti demektir ondan sonra. Şimdi ondan sonra başkanlık sistemi ne anlamı kaldı? Ama diyorsa, “Seçim sisteminde kolaylık olsun, iktidara.” Kardeşim zaten yüzde 70 oy veriyoruz sana Tayyip Hocam daha ne yapalım? Ve istiyorsan “Siyaset yapamıyorum.” diyorsan anayasanın o maddesini değiştirelim. Tek bir madde var. “Cumhurbaşkanı siyaset yapmaz.” diyor. Çıkartırız o maddeyi bitti. Bu kadar. İlave yapmaya da gerek yok. O maddeyi çıkaracaksın. Açıklama yapmaya da gerek yok. Konu bitiyor, kökünden halloluyor. Ee ne sorun var? Tıkandığı noktayı söylesin Tayyip Hoca. Hemen mecliste Allah’ın izniyle çözelim. Yani hayır, iyi niyetli olduğunu biliyorum ben Tayyip Hoca’nın. Samimi olduğunu da biliyorum. Hakikaten hizmet. Tamam ne gerekiyorsa yapalım. Biz tıkanmadan yana değiliz ki. Ama başkanlık sisteminde bak durup durup aynı şeyi söylüyorsunuz. Hoca da “Ankara’dan gelince bir Hoca’yla görüşeyim.” falan dedi benim için. Beni ikna edecek çok tatlı. Nasıl ikna edeceksin? Ne diyeceksin? Diyorsun ki, “Belediyelerin yetkisini genişleteceğiz.” diyorsun. “Nasıl genişleteceksin?” deyince “Zamanı gelince düşünürüz.” diyor. Kardeşim yapma, etme Allah aşkına elini ayağını öpeyim yani belli olayın nereye gideceği. Biz bunu istemiyoruz.

Görgü, kültür, zeka kadını kadın yapar. Temizlik, iffet, akıl, derinlik, tutku ve sevgi normal bir kadınsa akıl almaz güzel olur. Yani kadının süsü bunlar.

Sevgi çok büyük bir nimettir, insanların elinden deccal onu aldı. Birde köpek; kendini acayip saklıyor müthiş kurnaz deccal. ‘Aman aman diyor şundan bahsettirmeyin, bundan bahsettirmeyin’ ya her şeyden konuşuluyor Türkiye’de, dünyada. Komünizmden bahsediyor, faşizmden bahsediyor her şeyi serbest bırakıyorsun, homoseksüelliğe varıncaya kadar serbest bırakıyorsun, Mehdiliği niye serbest bırakmıyorsun? Mehdilik de anlatılsın, ne korkuyorsun? Yoksa tamam daha iyi işte, daha ne istiyorsun senin açından ama daha iyi görüyor ama daha büyük felaket senin için. Mehdiliği önlemeye kalkan herkes helak oldu. Firavun önlemeye kalktı helak oldu. Nemrut önlemeye kalktı helak oldu. Hitler, Mussolini hepsi helak oldular.

Böbrek ve beyin kanseri gibi birçok kanser tedavisinde kullanılan bir şey işte ilaç ismini vermeyelim SGK kapsamından ödenmiyormuş, ilaç beş bin beş yüz lira tutarındaymış. Bir çok kişi ilacı kendi imkanlarıyla alamıyormuş. Allah rızası için hükümet böyle bir şey yapmasın. Bir kere kanser ilacı parayla satılmasın, devlet doğrudan versin. Adam kansere yakalanmış birde üstüne para mı alınıyor? Adam beyin kanseri,  “ne kadar?”, “beyefendi size indirim yapalım iki yüz bin liranızı alırız” diyor. Adam mahvolacak kardeşim yapma, etme. Evini falan satıyorlar, aileyi böyle felaketin içine sürüklemenin alemi ne? Adam zaten çalışamaz hale geliyor, zaten çekiniyorlar ailece moralleri sarsılıyor birde üstüne iki yüz, üç yüz bin lira para ödettiriyorsun adama. Kanser hastalığından para alınmasın. İlacından, tedavisinden para alınmasın. Teşhis konduğunda da para alınmasın. Ama sağlıklı çıktığıysa alsın devlet parayı ama kanser teşhisi konduğunda para alınmasın. Muayeneden de, tedaviden de, ameliyattan da para alınmasın. Ne istiyorlarsa yapalım kardeşim, seksen üç milyonuz, yılda bin lira versek, bir kişi bin lira verse havada uçarlar hastalar falan hepsi, hatta yüz lira bile versek bak seksen üç milyon, yüz lira verse hepsinin tedavisi mümkün olur. Yapmasınlar, etmesinler Allah rızası için ben böyle bir şeyin bir an önce hallolmasını istiyorum. Ne kadar korkunç bir şey eczaneye gidiyor adam bütün parasını, pulunu karısının takılarını, bileziklerini falan satıyorlar kanser ilacı alıyor, şu olacak iş mi? Adam arabası var evinin onu satıyorlar, bir tane evi var o satılıyor kiraya çıkıyorlar bu dehşet verici. Bu devlete yakışmaz, hükümete yakışmaz, bizlere yakışmaz. Sureti katiyede para alınmaması lazım.

Geçenlerde birisi anlatıyor eğer doğruysa bilmiyorum, kadında kanser teşhisi konmuş ultrason için bilmem kaç ay sonrasına gün vermişler. Ya kardeşim hastalık bu arada ilerliyor adam ölecek etme, o kadar ay beklenir mi? Abartılı diye ben şey yapmadım bir buçuk yıl sonrasına vermişler de, hadi diyelim altı ay diyelim, bir buçuk yılsa zaten rezalet, çok korkunç, altı ay da çok anormal bir şey. Kanser süratle ilerleyen bir şey, altı ay adam bekletilir mi? Hemen o gün yapılması lazım, kanser teşhisi konduğunda hemen o gün çünkü sıçrıyor, oraya buraya sıçrıyor altı ay sonra götürürsün, adam sen al geri götür diyorlar bu sefer. Derhal muayeneye sokulup, derhal teşhis yapılıp, derhal tedaviye geçilmesi lazım. Zaten çok hızlı cinsleri var işte indiferansiye mi bir şey karsinom cinsi yıldırım hızıyla yayılıyor. Sen alay mı ediyorsun? Adama altı ay sonra gel diyorsun. Altı ayda adam ölür Allah vermesin. Şimdi bunun mutlaka hallolması gerekiyor, bunu dilekçelerle daha önce de söylemiştik hükümete, yeniden rica edelim, ısrar edelim bu otursun.  

Ahmet Mehmet Öner, “Hocam, ülkemizde kapitalizm uygulanıyor, sizin bahsettiğiniz şey sosyalizmde” diyor. Doğru, sosyalizmde var ama asıl İslam’da vardır. İslam’da velayet sistemi vardır, bütün Kuran’ın tamamına hakimdir, mümin müminin velisi oluyor. Veli ne demek? Babası, annesi gibi oluyor mesela sokaktaki bir insandan sen onun annesi, babası gibi sorumlu oluyorsun. Mesela sokakta ise ev bulmakla mükellefsin. Açsa yemek bulmakla ama kendi yemeğin gibi yemek. Kıyafeti yoksa kendi kıyafetin gibi kıyafet Kuran’da açık ayet, hüküm. Kiraya ev verilmez Müslümana, doğrudan evini veriyorsun. Resulullah (sav) zamanında öyleydi kimse kiraya vermedi evini. Ensar vardı oraya oturmuş, yerleşmiş oranın yerlileri birde muhacirler vardı, muhacir geldiğinde “selamünaleyküm” diyor mesela beş odalı evi iki odasını veriyor. Mesela yüz koyunu var elli koyununu veriyor. Böyle velayet sistemi Kuran’da farz olan bir hükümdür bu. Dolayısıyla da hasta olduğunda da hastadan para alınmıyor İslam’da, bilakis yardım edersin, imkan tanır. Mesela kadınların bütün hayatı garantili, kadına hem ailesi, hem bütün sistem bakmakla mükellef bak ağabeyi, ailesi ve bütün herkes bakmakla mükellef kadına. Sokakta kalmıyor kadın. Mesela erkek boşadığında bile evinden dışarı çıkaramıyor, evinde tutmakla mükellef, en hafifi böyle oluyor en hafifi. Velayet sistemi yani sosyalizm Kuran’dan aldığı bu velayet sisteminden aldığı sosyalist düzeni, asıl sistemin kaynağı İncil, Tevrat ve Kuran’dır. İncil’de de bu velayet sistemi çok geniş anlatılır aynı Kuran’daki gibidir. Mesela bak İsa (as), peşinden gidiyor adamlar, “neyin var?” Diyor. “Tarlam var” diyor. “Git tarlanı sat” diyor, “peşimden gel” diyor. Tarlayı satıyorlar beraber hepsi kullanıyorlar. Mesela kayığı var balık tutuyor, “kayığını sat” diyor İsa Mesih. Adam kayığını satıyor İsa (as)’ın peşinden gidiyor İsa Mesih’in. Yemek yiyorlar, toplu bir kap İncil’de sürekli gösteriyor, anlatıyor. Mesela o balık pişirdikleri bir kap var, onun içinden balık alıp dağıtıyorlar, hepsi onun içinde pişiriliyor tek kap. Mesela ekmek tek kaptan dağıtılıyor Müslümanlara ve müthiş bereketli oluyor onun, işte mucize gibi anlatıyorlar ama tabii makul olur. Mesela diyor ki, “on beş bin kişiye yetti” diyor. Olmayacağı belli bunun, öyle değil; kalabalığa hakikaten yetiyor aklın ihtiyarını almayacak şekilde oluyor o, herkese ekmek düşüyor mesela birer, ikişer dilim ekmek düşüyor, lop işte yüz gram, yüz elli gram da balık düşüyor, velayet sistemiyle. Mesela sofra kuruluyor topluca yiyorlar. Kuran’da geçiyor “Allah Katından size bir sofra indirsin” diyor. Hepsi toplu bir arada gelip yiyorlar, işte bu velayet sistemidir. Sosyalizm; sosyalizm üzerinden sahte Mehdilik inancı olarak Tevrat, İncil ve Kuran’dan almıştır bu sistemi, onların bildiği bir şey değil ama Karl Marx zaten haham aileden geliyor, kendisi de hahamdır Karl Marx’ın, birde masondur. Lenin de masondur, o da masondur işin ilginç yanı o da nasıl oldu o da garip. Sahte Mehdilik olarak ortaya çıkmışlardır. Mesela Hitler de sahte Mehdilik inancında bununla çıktı. Lenin, Stalin, Marx bunlar da sahte Mehdilik olarak çıktılar, asıl kökeni Tevrat, İncil ve Kuran’dır.

Farz et mesela Müslüman dışarıya çıktığında Hz. İbrahim (as) mesela evinde oturuyor, çadırda oturuyor adam dışardan geliyor “selamünaleyküm” diyor. “Oo ve Aleykümselam” diyor “buyur” hemen diyor “bir buzağı kes” diyor daha adamlara sormadan, yemek yer misiniz demeden hemen buzağı kestiriyor, “yoğurt getirin” diyor. “kaymak getirin” diyor Tevrat’ta uzun uzun anlatılıyor, “çadırda buyurun” diyor. “Hemen elinizi, ayağınızı yıkayın” diyor. “Bir ferahlayın, serinleyin buyurun yemeğe buyurun” diyor. “Biz yemek yiyen bir şey değiliz” diyor. “Varlık değiliz” diyor ona benzer şimdi tam hatırlamıyorum da Arapçasını, onu deyince İbrahim (as) korkuyor, “korku gibi bir şey hissetti” diyor. Korktu yazıyor işte ne çekiniyorsun? “Bayağı korktu” diyor. Korkmak suç mu? Korkmuş yani. “İçini bir korku sardı” diyor çünkü ilk defa insanüstü bir varlıkla karşılaşıyor, anlıyor insanüstü olduklarını, insan olmadıklarını anlıyor, herkesi korkutur bu, ürkütür insan buna dayanabilir mi? İnsan olmayan bir varlıkla karşılaşmış oluyorsun, aklı gider birçok insanın yine iyi tevekkül etmiş, makul konuşmuş, konuşamayacak hale gelir normalde insan. “Biz infaz için geldik” diyorlar bu homoseksüel toplumu “ama” diyor “onların arasında Lut da var,” konuşacak hali var. “Bizimle tartışmaya giriyordu” diyor Allah. Anlatıyor diyor uzun yani ikna etmeye çalışıyor. Onlar da diyor ki bak, “Biz senden daha iyi biliriz” diyorlar. “Sen bize güven” diyorlar. “Orada kim, neyin hepsinin, bizim haberimiz var” diyorlar. “Nasıl kurtaracağımızı da biz biliriz” diyor. Sen karını al şeyle beraber gidin” diyor Hz. Lut (as) için, “karınla sen çıkın” diyor ayrı bir olarak, İbrahim (as)’den ayrı olarak. Mesela Hz. Lut (as)’un karısının ne yapacağı biliniyor, Hz. Lut (as)’un ne yapacağı biliniyor hepsi biliniyor, meleklerin bilgisi dahilinde ama ilk defa karşılaşıyor tabii alıştığı bir şey dieğil ama bak orada mesela benim anlattığım velayet sisteminin gereği olarak Müslüman zannettiği için onları hemen hem barındırıyor, hem yemek yedirtiyor. Elini ayağını yıka mesela karısı da var karısını da yanlarına çağırıyor gülüyor karısı, sıcak, canlı bir sosyal hayat var. Akşam yatacaklar adamlar güveniyor Müslüman diye, velayet sisteminin gereği olarak. Mesela Yakup (as) da öyleydi, çölde çadırı var, millet develerle falan geliyor, “Gelin buraya” diyor çağırıyor, adamlar geliyorlar hepsini çadırlara dağıtıyor, hepsine koyun kesiyor, kaymaklar, tereyağları falan yiyor adamlar, içiyor “hay Allah razı olsun” teşekkür edip çekip gidiyorlar velayet sistemi. Her akşam sofrası dolu, adamların kimliğini falan da sormuyor. “Selamünaleyküm Allah misafiriz” diyorlar geliyorlar bu kadar. Her yerde bu sistem vardır velayet sisteminde. Mesela İslam Türkiye’de tam yaşanmış olsa mesela sokağa çıkar adam namaz kılacak zile basar “Selamünaleyküm Allah misafiriyim” diyor içeriye giriyor. “Abdest alayım namaz kılacağım” diyor. “Ya” diyor adam “sen yorgunsun gel şöyle yat dinlen” diyor “sabah çıkarsın.” “Tamam, Allah razı olsun” diyor. Adam kendi pijamasını veriyor, “üstün iyi değil” diyor “kıyafet vereyim sana” diyor. Velayet sistemi budur. Farzdır bu Kuran’da hüküm. Bunun dışında bir Müslümanlık yok, şu an uyguladıkları falan gelenekçi sistem Müslümanlıkla alakası yok bunun. Yok karısının altının kırkta biri bilmem ne, zırnık vermem diyor öbüründen diyor. Halbuki Allah açıkça söylüyor, “ihtiyaçtan arta kalanı” diyor. Ne anlamazdan geliyorsun? İhtiyaçtan arta kalanının ne anlama geldiği belli değil mi? Yemen, içmen, üşüyüp ölmemen dışında hepsini vereceksin bu kadar basit, lafı uzatmana gerek yok, anlamayacağın gibi bir şey değil. Geri kalanı da zaten harcamak için tutabiliyorsun ve Müslümanlara harcamak için tutuyorsun, öyle bir şey yok. Malını daha da geliştiriyor ama yine Müslümanlara harcamak için geliştirebiliyor. Keyfi için Allah “böğürlerini” diyor “ondan dağlarım” diyor Allah. “O altın ve gümüş biriktirdiklerini dağlarım” diyor Allah. Müslümanın hakkı o, öyle bir şey biriktiremez.

CAN DAĞTEKİN: Allah başka bir ayette şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz.” (Ali İmran Suresi 92) diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, bir daha.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz.” (Ali İmran Suresi 92)

ADNAN OKTAR: Bir daha.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz” (Ali İmran Suresi 92)

ADNAN OKTAR: Mesela senin güzel saatin varsa mümine de ondan alıyorsun. Güzel elbisen varsa ona da öyle alıyorsun öyle bir şey yok, ayet açık anlamazdan gelecek gibi bir şey değil. Gelenekçiler anlamazdan geliyorlar. Tasadduk edeceksin diyerekten. Ne uzatıyorsun işte vereceksin mallarını, mülkünü dağıtacaksın. Birde fakirler hiç hoşlanmaz gelenekçilerden illet olur, zengini çok severler.

KARTAL GÖKTAN: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler.” (Haşr Suresi 9) diye buyuruyor. Muhacir, Ensar örneğini vermiştiniz.

ADNAN OKTAR: Kardeşim buradaki ifade çok açık. Kendi nefsine, hoşuna gitse de diyor tamam. Odası var mesela misafir odası Müslümanlara veriyor, kardeşine veriyor. Aksinde Allah intikam alıyor zaten. Mesela Resulullah (sav)’ın evinde Resulullah (as)’ın malı mülkü yoktu, sonradan Allah mal mülk verdi. En az elli kişi kalıyor misafir, her gün yani vasat elli kişi. Küçük küçük hücreler yaptırıyor eve briket hücre, üstleri o yapraklarla örtülüyor ahşaptan yapıyorlar ama serin güzel zaten kum ortam, sıcak ortam, aydınlatmaya ateş yakıyorlar onunla aydınlatıyorlar o kadar. Her gün koyun, pilav falan her gün var yemek yiyecek. Hayret ama su yok bilmem ne yok ona rağmen çok temizler, gıcır gıcır üstleri başları Resulullah (sav)’ın mesela tertemiz, eli, ayağı her yeri tertemiz. Mesela parfüme çok dikkat ediyor Resulullah (sav), gül kokusuna. Kendisi gül yetiştiriyor zaten hem gül yağı imal ediyor, hem de satıyor, uzun süre öyle geçindi Resulullah (sav). İlk ta çocukluğunda evin etrafını çevirmiş küçük bahçe yapmış evin etrafını, gül bahçesi orada gül yetiştiriyormuş ondan gül yağı çıkarıp o tatlı minik canıyla onları satıyormuş, buram buram gül kokuyor zaten.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanımız şehitler için sağlanan imkanları saymış. Şehitlerimizin mirasçılarına çeşitli başlıklar altında nakli tazminat ödeniyor. SGK tarafından kendilerine hak ettikleri emekli aylığı ve emsal aylığı bağlanıyor. Otuz yıl üzerinden ikramiye veriliyor. Çocuklarına burs veriliyor. Yurtlardan öncelikli olarak faydalanmaları sağlanıyor.

ADNAN OKTAR: Helal, helal, helal Allah razı olsun, Allah razı olsun.      

Bir, iki dakika ara verelim. Yine devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz yayınımıza.

VTR: Güneydoğu’ya Güven ve Huzur Hakim Olmalı            

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Anadolu halkı çok temiz, çok nefis, güzel ahlaklı insanlar.

Gençler Kuran’daki o velayet sistemine karşılık sosyalizmde de aynı sistemin olduğunu söylüyor. Halbuki sosyalizmde devlet zoruyla oluyor, sevgiyle olmuyor. Kavruk, ruhsuz ve teknik bir yapıdır. Zorla zenginin elinden malı alır zorla fakire verir. Bolluk, bereket, merhamet gibi olaylar yok. İnsanı esir eder sosyalizm. Öldüresiye de çalıştırır.  Çalışmayanın da eğer hastaysa falan hiçbir gücü yoktur. Ama İslam’da bu insanlar korunup kollanır merhamet edilir onlara. Az bir yemek küçük bir barınakla yaşatılır. İslam’da öyle değil. Her şeyin en güzeli hedefi vardır.

“Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes, ey kahpe rüzgar artık nereden esersen es.” Necip Fazıl’ın bu dizelerini Tayyip Hocam bugün okumuş. Çok çilenin, acının içinden geliyor tabii. Bak hiçbir şeyi unutmuyor.  Mesela Tansu Çiller şunlar bunlar o acının içinden gelmedikleri için böyle bir üsluba hiç girmiyorlardı. Bilmiyorlardı da zaten. Ama Tayyip Hoca bu acının içinden geldiği için çok iyi biliyor. Üslubu tam Mehdiyet üslubu. Akılcı yaklaşıyor gayet güzel.

Çanakkale’de teknolojiyle kazanmadık. İmanla kazandık. Dumlupınar, Birinci İnönü, İkinci İnönü imanla kazandık. Yunanistan’ı yenmemiz, Yunan ordularını yenmemiz imanladır. Bizdeki tüfeklerin halini görüyorsunuz. Yalınayak kovaladılar adamları askerlerimiz.

KARTAL GÖKTAN: Çanakkale Savaşı öncesi askerlerimizin toplu namaz kılıp dua ettikleri resimler var.

ADNAN OKTAR: Göster. Bak bu koçyiğitlerde teknolojik hiçbir imkan yoktu. Bak dağ taş aslan dolu görüyor musunuz? Bir kişi bunlardan sağ kalmadı. Hepsi şehit oldu. Rahmetli Atatürk topladı hepsini oraya aslanları “hoş geldiniz sefa geldiniz” dedi. “Ben sizi buraya savaşa çağırmadım” dedi. “Ölmeye çağırdım” dedi. “Hepiniz şehit olacaksınız” dedi. Takır takır makineli tüfek yağmur gibi yağıyor. Belli öleceği, şehit olacağı bastırıyor koşuyor, bastırıyor. “Fırla” diyorlar “siperden” fırlayan yiyor kurşunu. Fırlayan yiyor kurşunu. Ama hepsini darmaduman ettiler. Fatih imanın önemini görecek.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İçişleri Bakanlığı’na Süleyman Soylu’nun getirilmesinin ardından dün 61 bir ilin emniyet müdürü ile Emniyet Genel Müdürlüğü’nde otuz daire başkanı değişti. Kararname ile otuz dört ilin emniyet müdürü merkeze alındı. Süleyman Soylu polis teşkilatının üst yönetimini sil baştan değiştirdi. Efkan Ala döneminin tüm izlerinin silindiği söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Efkan Ala babayiğit, kabadayıdır, delikanlıdır. O bir devrin efesiydi. Ne varmış ki de böyle bir konuşma yapıyorlar. İzini sildi bilmem ne oldu falan. İzinde ne varmış? Güzel izler bıraktı. O koçyiğit, babayiğit bir insan. Yakışmamış o izah. Bir daha oku bakayım.

KARTAL GÖKTAN: İçişleri Bakanlığı’na Süleyman Soylu’nun getirilmesinin ardından dün 61 ilin emniyet müdürü ile Emniyet Genel Müdürlüğü’nde otuz daire başkanı değişti. Kararname ile otuz dört ilin emniyet müdürü merkeze alındı. Süleyman Soylu polis teşkilatının üst yönetimini sil baştan değiştirdi. Efkan Ala döneminin tüm izlerinin silindiği söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Söyleniyor. Yok, boş söylenmiş. Efkan Ala döneminde anormal hiçbir şey yoktu. O gelmiş geçmiş ünlü efelerdendir. Durumdan vazife çıkaran vatansevenlerdendir. Aslandır o. O olmasa çok büyük olaylar olurdu. Onu bilmiyor konuşan adamlar. Olur mu? Bazı şeyler bilinir ama söylenmez. Onun değerini vatanseverler bilir. Kabadayılıkları, delikanlılıkları ünlüdür onun.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Cumhurbaşkanı şöyle bir açıklama yaptı terörle mücadeleden bahsederken, “Kilis’ten Kırıkhan’a doğru uzanan bölgeden ülkemize yönelik tehditleri bertaraf etmek için gerekirse orayı da terör örgütlerinden temizlemeyi gündemimize alıyoruz. Bir de fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Bahsedilen bölge.

ADNAN OKTAR: Nereler buralar?

BÜLENT SEZGİN: Azez’den Cerablus’a kadar olan bölgeyi işaret etmiş.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Kendi siyaset arkadaşlarımdan, muhalefet partilerinden pek çok kişi bunların üstüne çok gittiğimi, haksızlık yaptığımı söylediler. Sadece milletim kayıtsız, şartsız beni dinliyor” ifadesini kullandı. “Ne darbeyi, ne darbeye dolaylı, dolaysız destek verenlerin gözünün yaşına bakmayacağız” diyen Erdoğan “Benim yakın arkadaşlarımın içinde varsa onlara da sesleniyorum. Sakın mağdur edebiyatı yapmayın. Benim mağdurlarım, mazlumlarım burada” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Canım darbecilerin affedilmesi diye bir konu olmaz. Adam seni delik deşik edecekti. Türkiye’yi paramparça edecekti. Adamın şakası olur mu? Öyle alttan alma olmaz. Ama alakasız tipler olursa tabii. Fethullah Gülen’i tanıyor olmak suç olmaz. Suç işlemiş olmak suçtur. Fethullah Gülen’i tanımayan yok Türkiye’de. O zaman bütün Türkiye suçlu olur. Olur mu öyle şey?

Şimdi münafık alametleri okuyalım biraz.

BÜLENT SEZGİN: Münafığı Sabırla ve Dikkatle İzleyip Onun Şeytani Sanatını Öğrenmek Gerekir. Münafığın, Müslümanlar tarafından fark edilmediği sürece her türlü alçaklığa, pişkince ve yüzsüzlükle devam etmesi, Allah'ın kendisini izlediğine ve yaptığı her şeyi bildiğine inanmamasındandır. Münafık için sadece 'insanların ne dediği' önemlidir.

ADNAN OKTAR: İnanmıyor tabii. İnsanların yaptığını Allah’ın gördüğü kanaatinde değil münafık. Bağımsız hareket ettiğini zanneder. Ruhunda çalkantılı, azgın, kontrolsüz bir vahşilik vardır, bir hayvan vahşiliği. O uçsuz bucaksız özgür olduğunu zannetmesinden olur. Halbuki her hareketi, her konuşması harfi harfine Allah Katında bellidir onun daha doğmadan önce. Ama onu özgürce yaptığını zannederek bu daha çok homoseksüellerde görülen azgın, taşkın, deli, gözü dönmüş ve manyak bir ruha sahiptir. Yani her münafık erkek homoseksüel eğilimli oluyor. Her münafık kadın da yine homoseksüel eğilimi olur. Şeytanın karakterine uyma ruhundan kaynaklanır bu. Şeytanın karakteri homoseksüel karakterdir. Taşkın, kontrol edilemeyen, dengesiz. Üslubuna falan dikkat ederseniz şeytanın manyakçadır, çok kontrolsüzdür. Homoseksüellerde de bu hemen tamamına yakınında bu karakter görülür. Bunu herkes bilir. Kadın homoseksüellere baktığımızda yine erkeksi, saldırgan, deli ruhun, kontrolsüz ruhun, isyankar ruhun, plancı ve oyuncu ruhun, kahpe ve kalleş ruhun, huzursuz ruhun, deli agresif karakterin bütün izleri görülür. Aynı şekilde münafık erkekte de bu böyledir. Homoseksüel karakterli, saldırgan, kontrolsüz, ne yapacağı belli olmayan ve genellikle hemen tamamında dinsizliğin bütün detayları görülür.

Firavun’un devrinde Firavun’un emrinde olan münafık kadılarda bu karakter vardı. Münafık erkeklerde de bu karakter vardır. Üsluplarına baktığımızda bu açık açık görülür. Deli ve dengesiz karakter. Nemrut devrinde de bu şekildeydi. Roma devrinde de. Mesela Roma derin devletinin mensupları genellikle hep homoseksüellerden oluşuyordu. Tarihe baktığımızda böyle. Yunan devletinde, Bizans derin devletinde erkeklere baktığımızda büyük bölümünün homoseksüel olduğunu görüyoruz. Kadınların da büyük bölümüne baktığımızda cinayete yatkın, homoseksüel ruhlu olduklarını görüyoruz. Yani derin devlet yapılanmasında. Mesela bugün İngiltere’ye de baktığımızda İngiliz derin devlet yapılanmasının yine homoseksüel ruhu şiddetle savunduğunu, cinayete çok yatkın olduğunu, kan dökücü olduğunu, psikopat ve kontrolsüz, azgın, şaşkın, dine karşı kesin tavırlı, dine karşı küstah ve alçak bir karakter gösterdiğini görürüz. Nerede böyle kontrolsüz, homoseksüel ruhlu kadın veya erkek varsa kendi etrafına toplar bunlar. Hatta bu öyle bir yapıya ulaşmış ki, mesela İngiliz derin devleti İngiltere’de yönetime getirmek istedikleri kadın ve erkeklerde mutlaka bu vasıfları arıyorlar. Bu vasıflardan bir kısmı eksikse ona pek görev vermiyorlar.

İngiliz derin devletinin elinde milyonlarca Müslümanın kanı var. Milyonlarca bak. Osmanlı evladını katleden İngiliz derin devletidir. İngilizler değil. İngilizler mazlum insanlar. Ben İngiliz halkını severim. İngiliz devletinin de bir suçu yok. İngiliz derin devletidir asıl pislik olan, ahlaksız olan bunlar. Ve bunların casus olan yancıları. Dev bir münafık ordusunu Mısır’da, Suriye’de, Türkiye’de, Ürdün’de, Fas, Tunus, Cezayir’de kendi kontrollerine almışlar. Bir kısmının kontrolünü Fransızlara vermişler. Bir kısmının kontrolünü İtalyanlara vermişler. Büyük kısmının kontrolü de bunlarda. Fransız ve İtalyanları bunlar zaten kontrol ettiği için bunların enerji harcamalarına, vakit harcamalarına da gerek kalmıyor. Hazır onların patronlarına hizmet ettikleri için oradan bir netice almış oluyorlar. Aşağılık kompleksini çok irrite edip, çok tahrik edebiliyor İngiliz derin devleti. Mesela ırkından dolayı onu aşağılıyor. Karakterinden dolayı aşağılıyor. Görünümünden dolayı, kalitesinden dolayı aşağılıyor. Her şeyinden dolayı. Bilgisinden dolayı aşağılıyor. Kendisinin de bilgisinden dolayı, şehrinden dolayı, memleketinden dolayı, görünümden dolayı büyütüyor. Enaniyet yapıyor, büyütüyor kendini. Karşısındakini sürekli aşağılayınca onu aşağılık kompleksine sokuyor.  Aşağılık kompleksine giren adam da köpek gibi onun emrine giriyor. Bu sefer onun yalakalığını yapıyor. Kuyruk sallayıcısı oluyor.  Ne kadar aşağılarsa o kadar emrine sokabiliyor. Mesela Firavun da öyleydi biliyorsunuz. Halkını aşağılıyor. Aşağılayıp onları aşağılık kompleksi içerisine sokuyor. Aşağılık kompleksi içine sokulan bir insanı kontrol etmek çok kolay oluyor İngiliz derin devleti için. Onlarda bir taktiktir bu. İnsanların zaafını çok iyi bilirler, zaaf noktalarını. Nedir mesela? En iyi adamı aşağılık kompleksine nasıl itebiliriz? “Onu aşağılayarak” diyor. Irkını aşağılıyor. Kültürünü aşağılıyor. Memleketini aşağılıyor. Hayret edecek şeyleri aşağılıyor. Hatta onun erkek olmasını bile aşağılıyor. “Homoseksüel olman gerekir” diyor adama. Adam erkekliğinden utanıyor homoseksüel oluyor bu sefer. Onların aşağılamasına uymak için. Kadını da kadına benzediği için aşağılıyor. “Sen çok kadına benziyorsun” diyor. Onu erkekleştiriyor. Onu aşağılık kompleksine sokuyor. Homoseksüel kadın konuma soktuktan sonra “Ha şimdi oldu” diyor. Onun için bütün ajanlarında aşağılık kompleksi vardır İngiliz derin devletinin. Hep aşağılık kompleksine soktuğu adamları büyüklük kompleksi vererek onlara gıda gibi onu sunarak kendi emirlerine alırlar. Hiçbir ajana para harcamaz İngiliz derin devleti. Çok pintidir onlar. Sadece enaniyet kemiği atarlar onlara, enaniyetlerini beslerler. Önce aşağılayıp sonra büyütürler. Yazışmalarına falan bakın internette. Bütün çevresindekilerini önce bir aşağılarlar. Sonunda yağcılık yaparlar. Mesela Türkiye’yi önce adam kendince -haşa- küçük düşürmeye çalışıyor. Türkiye aleyhine yazıyor. Cumhurbaşkanı aleyhine yazıyor. Bakıyor kendi kontrolüne giriyor. Girdiğine inanıyor. Bu sefer büyüklük kompleksini tahrik edecek şekilde konuşmaya başlıyor.  Ve böylece parasız kendine ram etmiş oluyor. Buna çok dikkat etmek lazım.

Münafıklar gözle görülür güce önem verirler. Mesela açıkta banka olacak, para olacak. Mesela İngiliz derin devletine baktığında bakıyor adam hükümetleri devirmiş, devletleri devirmiş, Osmanlı’yı parçalamış. Bir homoseksüel ordusu kurmuş. Taraftarlarını siyasette kilit noktalarına getiriyor. Onları büyütüyor, destekliyor. Gözle görülür güç olduğu için. Münafık Allah’a inanamadığı için, ahirete inanamadığı için gözle görülür güce tabii olmuş oluyor. Mesela İngiliz ordularına bakıyor dev bir ordu. Amerikan ordusu onlara tabi olmuş. Fransız ordusu onlara tabi olmuş. Müslümanlara bakıyor küçük bir grup. O zaman o tarafa meylediyor. Yani kuvvetten yana oluyor. Haktan yana olmaz münafık. Ama bir yandan da tabii yine de Müslümanların içerisinde olmak münafık için çok hayati bir konudur. Çünkü münafığın içinden çıktığında o casus vasfını kaybetmiş oluyor. En önemli görevini kaybetmiş oluyor. Mesela casusluk görevini bırakıp gidiyor İngiltere’ye yerleşiyor farz edelim. Veyahut onların gösterdiği bir yere yerleşiyor. “Senin görevin ne?” Diyorlar. “Benim bir görevim kalmadı” diyor. “O zaman bizim açımızdan senin bir önemin yok” diyorlar. “O yüzden sen Müslümanların içerisinde kal. Dokuz yıl kal. On yıl kal. Fakat casusluk yap. Bize bildir. Bu bittikten sonra bize gel” diyorlar. “Vazifeni bitirmeden gelme” diyor. Onun için münafıkları İngiliz derin devleti doğrudan kabul etmiyor. Önce mesela bakıyoruz tarihlerine. Hep ya Ürdün’de görev yapmış. Önce Suriye istihbaratında görev yapmış. Sonra Mısır’da casusluk yapmış. Olaylara karışmış. Yahut cinayet olaylarına karışmış. Bayağı bir geçmişi oluyor. İyice deşifre olup, ahlaksızlık yapıp, alçaklık yapıp, pislik yapıp, rezillik yapıp işi bitince, emekli olunca yanlarına kabul ediyorlar. O zaman da pek değer vermiyorlar. Aktif görevi olmayan bir münafığa İngiliz derin devleti yiyecek de vermez, imkan da vermez. Hayatta kalıp, aktif görevde kalıp alçaklık yapmasını çok önemli görürler. Mesela sanat eserlerinde, resimle, şiirle, yazıyla, filmle yoğun olarak Allahsızlık, dinsizlik, homoseksüellik propagandası yani İngiliz derin devletinin, yani deccaliyetin propagandasını yaparlar. Onlara ait filmler var mı bizde?

KARTAL GÖKTAN: Evet var, resimler var.

ADNAN OKTAR: Göster bakayım. Mesela bu bir erkek resmi. Erkeğe benziyor mu? Kadın görünümünde. Homoseksüel propagandası için yapılmış bir resim.

KARTAL GÖKTAN: Bernini’nin Uyuyan Hermafrodit heykelinin fotoğrafı bu. İtalyan sanatçı Gian Lorenzo Bernini 17. Yüzyıl Roma’sında barok tarzında çalışan heykeltıraş, ressam ve mimar. Bu tarz eserleriyle biliniyor.

ADNAN OKTAR: Mesela bak tablonun öbür tarafında cinsel organı var kadının. Yani erkek cinsel organı var. Bakan kadın tablosu zannediyor. Bir sanat eseri zannediyor. Ziyarete gelenler ona arkadan bakıyor. Diyor ki, “ne kadar güzel kadın” öbür tarafa geçtiğinde bakıyor ki erkek. Muazzam bir homoseksüel propagandası olmuş oluyor. Bernini’nin bu heykeli için oda yaptıran Cardinal Scipione Borghese homoseksüel olmasıyla tanınıyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yine İtalyan ressam Caravaggio’nun homoseksüel eğilimini gösteren heykeller var. 16. Yüzyılda yaşamış İtalyan ressam Caravaggio. Bu gördüğümüz Caravaggio’nun “Geçlerin Konseri” isimli resmi. Roma’daki ilk hamilerinden biri olan ve birlikte yaşadığı Kardinal Francesco Maria del Monte için yapmış bu eseri.

ADNAN OKTAR: Çocuklarda kadınsı figürleri kullanıyor. Bak hem oğlancılık hem de küçük yaşta çocuklara homoseksüel göstermek ve onları homoseksüelliğe çekmek için gizli bir propaganda için bu kafadaki adamlar bu tabloları kullanıyorlar. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bu meyve sepetli olan isimli eseri Caravaggio’nun bu eserini aynaya bakarak yaptığı gerçek bir oto-portre olduğu da ileri sürülüyor.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun kadın figürleri, kadınsı görünümü esas alıyor.

KARTAL GÖKTAN: Yine Caravaggio’nun Lavtacı ya da Lavta Çalan Oğlan isimli resmi.

ADNAN OKTAR: Alenen kadına benziyor görüyorsunuz. Bunu da yine bir süre yanında yaşadığı Kardinal del Monte için yapmış. Caravaggio’nun Kertenkelenin Isırdığı Oğlan tablosu.

ADNAN OKTAR: Bütün figürler tavırlar kadınsı görüyor musun? Bunları homoseksüel propagandasında kullanıyorlar Avrupa’da.

KARTAL GÖKTAN: Caravaggio’nun Bakus isimli tablosu.

ADNAN OKTAR: Aynı şekilde onda da kadınsı figürler esas.

KARTAL GÖKTAN: Donatello’nun yine Rönesans dönemi İtalyan heykeltıraşın eserlerini görüyoruz. Homoseksüel olmasıyla biliniyor Donatello da. Heykelin yapıldığı dönemde homoseksüellik yasak, homoseksüellik imasının çok riskli olduğu bir dönemde kendi seksüel tavrını resmetmiş diye açıklıyorlar. Çellini bir başka 16. Yüzyıldan İtalyan heykeltıraş o da homoseksüel olarak biliniyor. Onun eserlerini görüyoruz. Ve 17. Yüzyıldan Fransız heykeltıraş Edna Bishardon.

ADNAN OKTAR: Bak erkek çocuğu var küçük çocuk, yaşı küçük çocuk aşağı almış çocuğu. Yine bir sapık bir ilişkinin başlangıcı gibi gösteriyor. Ve bunda kullanılıyor bu heykel. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca cinayetle ilgili, cinayeti resmeden tablolar göstermiştik daha önce.

ADNAN OKTAR: Cinayetin teşvikinde kullanıyorlar bu tabloları. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Flaman asıllı Peter Paul Rubens’a ait “Masumların katliamı” tablosu. Ressam İtalya’da homoseksüel tablolarıyla bilinen Caravaggio’nun etkisi altında kalmış. Burada Roma İmparatorluğu tarafından Yahudi eyaletine atanan Kral Herod’un yaptığı katliam resmediliyor. İtalyan ressam Artemisia Gentileschi 1614 - 1620 tarihinde tamamladığı “Judith Holofernes'i öldürüyor” isimli tablosu. İsrailli Judith’in Asur generalini hizmetçisiyle öldürdüğü sahne canlandırılmış. Fransız ressam Jean Joseph Weerts’in 1880’da tamamladığı “Marat suikastı” isimli tablosu. Politikacı Marat’ın siyasi düşmanı aristokrat aileden gelen Charlotte Corday tarafından öldürülmesi resmediliyor. İngiliz ressam John William Waterhouse’ın 1903 tarihli “Danaides” isimli tablosu. Bu, aynı gece kocalarını öldüren kadınların sonsuza kadar delik bir kaba su taşımalarıyla ilgili mitolojik bir öykü. Elli kadın hepsi kocalarını bir gecede öldürüyor.  

ADNAN OKTAR: Mesela bu bir kitle katliamı. Çok korkunç bir şey, bunu sanat gibi gösteriyorlar. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Çekoslovakya doğumlu Jakub Schikaneder’in 1890 tarihli “Evde cinayet” tablosu.

ADNAN OKTAR: Öyle yine yüze yakın tablo var onları da göstereceğim. Bilinçaltı kurgulama yöntemleri halen televizyonlar, radyolar ve her türlü iletişim aracıyla bütün gücüyle devam ediyor. Boş vermişlik düşüncesi. Bedavacılık kafası. İnsanları Allah gibi gösterme iddiası.

Demirtaş, Diyarbakır Belediye binası önünde konuşuyormuş. “Herkes barışcıl gösteri ve protesto hakkını seksen bir ilde kullanmalı.” Protesto tamam eğer barışçıl insancıl bir üslup yapıyor, hukuka uygunsa tamam. Kimse bir şey demez zaten burası demokratik bir ülke. Ama neyin protestosu? Kanuna hukuka uygunsa bir şey.

Helal. Ankara Üniversitesi’nden gençler PKK’yi istemediklerine dair açıklama yapmışlar. Üniversitede PKK propagandası yapan öğrenci olamaz. Derhal kapıya. Hatta vatandaşlıktan, okuldan bir kere kaydı silinmesi lazım. Mesela bizim akademide Güzel Sanatlarda çok fazla PKK’lı var. Bu nasıl oluyor? PKK ne demek? Askeri polisi şehit eden adam demek. Bunun propagandası olur mu? Bunu serbest bıraktık olur mu? Bülent Arınç göğsünü gere gere anlatıyor. ‘Serbest bıraktık’ diyor ‘Öcalan’ın resimlerini taşımayı.’ Bayrak da diyor değil mi yanlış mı hatırlıyorum?

BÜLENT SEZGİN: Evet söylemişti.

Evet Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Bingöl, Hakkari, Diyarbakır ve Batman’da PKK saldırısı sonucu beş asker, bir korucu şehit olurken dört asker de yaralandı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Kardeşim silindir gibi ezsinler. Bir kere silah gücümüzü çok artıralım. Silah kalitesini çok artıralım. Silah çok olabilir de kaliteli olması lazım. Menzili, gücü, seri  atış gücü ve bu müthiş caydırıcı olur.

BÜLENT SEZGİN: Bingöl şehidimizin fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin aslanı koçyiğidi. Allah şehadetlerini makbul etsin. Allah şehadetlerini kabul etsin. Allah o nimetle bizleri de nimetlendirsin. Annesine babasına tebriklerimi sunuyorum. Ne mutlu onlara. Şehit annesi babası olmak ne güzel. Allah onlara uzun ömür versin, sağlık sıhhat afiyet versin, hidayet versin. Tebrik ediyoruz. Her mahallede neredeyse bir şehit ailesi oluyor. Onları el üstünde tutmak lazım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Washington Post yazarı Amerikalı gazeteci David Ignatius “Ortadoğu Amerika’ya neden güvenmemesi gerektiğini biliyor” başlıklı makalesinde Amerika’nın Ortadoğu’daki savaş taktiklerini eleştirdi. Makalede Amerika’nın Mayıs ayında Münbiç operasyonundan önce YPG’den bir heyeti İncirlik Hava Üssü’ne getirdiğini ve darbeden önce Türk generallerle görüştürdüğünü yazdı. “İncirlik’te YPG’yle görüşen generaller şimdi darbe girişimi nedeniyle tutuklu” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Adam orada burada görev almış olabilir, hiç görev almayacak diye bir şey yok. Eğer sağlam belge varsa devlet haklıdır. Belge yoksa zaten tahliye edilirler, beraat edilirler bu konuda tedirgin olmaya gerek yok. Mahkemeler şuursuzca hareket edilen, gözü kara hareket edilen müesseseler değil. Devlet de aklı başında bir devlet, tecrübeli bir devlet. Gereği yapılır.

Mesela bak Mimar Sinan Üniversitesi bizim akademi yani Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi eski onun salon girişi yani salon tarafı. Şu olacak iş mi? PKK’nın alenen propagandası. Okulun içinde bunun ne işi var? Bu nasıl iştir? Burada IŞİD propaganda yapsa buna müsaade ederler mi? Bunların bu şımarma hakkı nereden geliyor?

Efe Murat 5454, “Ben ateistim, saygı duyduğum tek Müslüman Adnan Hoca. Garip ama çağdaş bir adam, bravo” diyor. garip yani acayip diyorsun. Teşekkür ederim. Ben ateist gençlerin hepsini çok seviyorum. Kapımız açık; grup olarak, arkadaş grubu olarak da gelebilirler. İsterseler evimize de gelebilirler. Misafir de ederim. Onlar benim canım çünkü dürüst açıkça söylüyor ‘ben ateistim inanmıyorum’ diyor. Münafıklık yapmıyor, kalleşlik yapmıyor, oyun oynamıyor. ‘Benim fikrim bu’ diyor ‘düşüncem bu bana anlat’ diyor. Ne yapsın? İman edememiş Allah hidayet vermemiş. Dua ederiz, bilgilendiririz. Ben bir ateiste düşman olmam. Münafığa ben düşman olurum. Çünkü samimiyetsiz oyun oynuyor. Tabii münafığın da teşhisi olmaz. O zaman şeytana düşman olmak gibidir münafığa düşman olmak. Hiçbir Müslümanı bu münafıktır diye hüküm altına alamayız. Ahirette hükmü çok ağır olur. Allah derki “sen -haşa- vahiy almadın nereden biliyorsun?” derse ne diyeceğiz? Sen adama münafık dersin adam cennete gider, ona münafıklık istinat edeni de cehenneme koyabilir. İddia edemeyiz biz. Şeytanla mücadele edilir. Nasıl şeytan görünmüyor münafık da görünmüyor. Hayali bir düşmanla mücadele edeceğiz. Münafık alameti her Müslümanda olabilir, dolayısıyla münafık alameti anlatıldığında biz kendimize anlatmış oluyoruz, hepimize anlatmış oluyoruz. Şu şahıs şu şahıs öyle olmaz herkes üstüne alacak. Nitekim anlattıkça daha iyi oluyorsunuz. Herkes daha iyi oluyor. Yoksa falanca şahıs diye Peygamberimiz (sav) söylüyordu ama vahiy alıyordu. Şu diyordu tamam o zaman olur. Allah bildiriyor Cebrail (as)’le. Ama sen vahiy almıyorsun nereden biliyorsun? Adam münafık da olabilir vazgeçer mümin olur. Allah ayette diyor üç münafıktan bahsediyor Allah ‘dünya onlara dar geldi tövbe ettiler’ mümin oluyor. Ayette niye onu veriyor? İşari değil cennete gideceğini işaret ediyor. Çünkü “tövbe etti” diyor Allah, “Allah da tövbelerini kabul etti” diyor bu ne demek? Sen onu münafık diye damgalarsan adamı adam cennette karşına çıkacak. Nasıl olacak bu? Olmaz. Münafık alametleri anlatmamızdan kasıt eğer münafıksa veyahut kalbinde hastalık varsa geri dönmesini sağlamak. Batırmak değil. Ayrıca hiçbirimiz de kendimizden emin olamayız. Adamın belki senden çok daha imanı güçlü de olabilir. Belki senin anlatanın kalbi hasta olabilir. Dolayısıyla hepimize bakıyor. Anlatana da bakar, dinleyene de bakar bakmadığı adam olmaz. Herkes oradan kendini düzeltecek. En büyük tehlike bu olduğu için en büyük tehlikenin üzerinde duracağız.

CEYLAN ÖZBUDAK: Daha önce ayet okumuştunuz Allah ayette İsrailoğulları için şeytandan Allah’a sığınırım ben yaklaşık olarak söyleyeceğim inşaAllah “siz daha önce buzağıyı Rab edinmiştiniz Biz buna rağmen sizi bağışladık” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Allah Hz. Hamza (ra)’yı şehit eden Hz. Vahşi’yi değil mi? ‘Kardeşiniz’ diyor Resulullah (sav) söylüyor vahiyle söylüyor. İnşaAllah cennetlik Hz. Vahşi. Dolayısıyla böyle damgalayıp bitirip işte mahvolsun batsın falan bu da şeytanın bir oyunudur. Bu da ayrı bir münafıklık alameti. Batsın gitsin cehenneme gitsin dersen Müslümana, kurtulmasın diye istersen bu da bir münafık alameti olur. Çünkü münafık ister Müslümanın batıp gitmesini. Kurtulsun isteyeceksin. Kendini de kurtarmak isteyeceksin, alamet varsa onu da kurtarmaya çalışacaksın. Çünkü alamet olmayan adam hemen hemen hiç olmaz. Az veya çok olur. Bir kere bir yalan söylese bile münafık alameti olur. Namaza biraz üşenerek kalksa münafık alameti olur. Onun için kestirip atmak bunlar doğru şeyler değil Müslümana uymaz. Bak Tövbe Suresi 119 şeytandan Allah’a sığınırım “Geri bırakılan üç kişiyi de” savaştan çekiniyor “Geri bırakılan üç kişiyi de Allah bağışladı öyle ki bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti. Nefisleri de kendilerine dar ve sıkıntılı gelmişti.” Vicdan azabı çekiyorlar. “Ve onun dışında yine Allah’tan başka sığınılacak olmadığını iyice anladılar sonra tövbe etsinler diye Allah onların tövbesini kabul etti.” diyor. Bu ne, tövbesini kabul etmek demek? Cennet demektir inşaAllah. “Şüphesiz Allah tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir.”  

Odabaşı, “Bir tarafta Adnan Hoca’nın dekolte melekleri diğer tarafta kara çarşaflı bacılarımız. Her ikisi de Kuran’dan bahsediyor nasıl yani?” Her ikisi de doğru. Bir hanım derki ‘arkadaş ben kendimi güvende hissetmiyorum bana taciz uygulanabilir,  saldırı uygulanabilir’ diyorsa çarşaf ona farz olur ve çok doğru yapıyor. Ama kardeşlerimiz burada güven içindeler burada öyle bir ihtimal yok. Dolayısıyla dekolte de giyinir istediği gibi giyinir. Her ikisi de doğru.

CEYLAN ÖZBUDAK: Dışarda son derece kapalı giyiniyoruz zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii ki benim hanım arkadaşlarımı tanıyamazsınız dışarda. Bayağı kapalılar gömlek diz altlarına kadar uzun gömlek. Pakistanlılar gibi uzun gömlek giyiniyorlar. Çoğunun başı kapalı.

“Hocam isterseniz her gün en kral şekilde keyif çatarbilirsiniz. Kimse de bir şey diyemez. Ama siz her gün saatlerce yayına çıkıyorsunuz.” Doğru söylüyorsun. Cumartesi Pazar tatil diye bir şey bende görmemişsindir, kırk yıldan beri yok. Bir gün tatil, bir gün değil birkaç saat bile tatilim yok. Herkes bilir.

“Hocam, Hz. İsa (as) geldiğinde sosyalizmi savunamaz mı?” Sosyalizm İsa (as)’yı savunuyor Hz. İsa (as) niye sosyalizmi savunsun? Sosyalizmi Hz. İsa (as)’dan öğrenmiş adamlar. Uyacak olan, sosyalizm Hz. İsa (as)’ya uyması lazım. Hz. İsa (as) niye sosyalizme uysun? Sosyalizmden kasıt sosyal adalet olduğuna göre sosyal adaletin en mükemmeli İncil’de ve Kuran’dadır. Tevrat’tadır.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü