Harun Yahya

Sohbetler (29 Ekim 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Bir etiket yapalım, ne diyelim? ‘Müslüman sevgi birlik insanıdır’ evet, öyle diyelim.

KARTAL GÖKTAN: Hocam bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bildiğiniz gibi. Cumhuriyetimizin ilanının 93. yılı. Bütün vatandaşlarımızın Cumhuriyet Bayramını kutluyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri Cumhuriyetin 93. yıl yıl dönümüne özel olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün 29 Ekim kutlamalarındaki görüntülerini arşivden çıkardı. Atatürk’ün Cumhuriyet kutlamalarına dair ilk defa yayınlanan görüntülerini gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Hiç bakamamışlar Atatürk’e. Kendi haline bırakmışlar. 57 yaş normalde çok küçük yaş. İyi baksalar -tabi ömür Allah Katında- çok sağlıklı olabilirdi. Yani nezaketiyle uyaran olması lazım. Osmanlı’yı hep böyle sigarayla, içkiyle Osmanlı evlatlarını perişan ettiler birçoğunu. Atatürk’ü de yani çok genç yaşta yaşlı bir insan haline getirdiler. Çok yetenekli bir insan, çok değerli bir insan. Ama alkol ve sigara Osmanlı’da çok yaygındı. Çok teşvik gördü yani.

Münafık alametleri ve münafık konusu her yönüyle önemli. Şimdi onun ikinci cildini hazırlıyoruz, kitabını hazırlıyoruz. O da gayet güzel, yeni detayları var. Münafıklığın hayatın her yönündeki eylemlerine çok önem vermek lazım. Mesela münafıklık, evlilik kurumunu çok önemli bir silah olarak görür. Yani evlilik kurumu münafıklığın kalesi gibidir adeta. Müslüman için mutluluk kaynağıdır. Münafık için de bir kaledir. İslam topluluğunu esas almaz münafık. Münafık için sadece kendi ailesi esastır. İslam'da da velayet esastır. Yani bütün Müslümanları korumak esastır. Bütün Müslümanlar ailedir. İslam sisteminde bütün Müslümanlar bir ailedir. Yani baba, oğul, kardeş gibi. Anne, kız kardeş gibi bütün aile. Münafıkta sadece kendi ailesi esastır. Egoist bir yapılanmadır. Yani, mesela faşizmde milli egoizm oluyor. Sadece kendi ırkını üstün görür. Münafıkta da aile egoizmi vardır. Sadece kendi ailesini esas alır çünkü çocuklarını malı olarak görür adam, karısını da malı olarak görür birde kendi malları da vardır onunla oluşturduğu bir sonsuz hayat mantığı vardır. Ben ölürüm ama malım çocuklarıma kalır der, çocuklarının da kendisinin yaşayacağını düşünür, dolayısıyla sonsuzluğa ulaştığını düşünür. Her şeyi kendi ailesi merkezinde yapar. Mesela Resulullah (sav) diyor ki; “Müslümanların tamamına yönelik bir saldırı var” diyor. Çocuklarımıza, kız kardeşlerimize falan, “tamam da” diyor “benim ailem ne olacak?” Diyor adam. “Ben” diyor “onlara karşı savaşa giderim, mücadeleye giderim ama ben ailemi ne yapacağım?” Diyor. “Evim açıkta kaldı” diyor. “Evim önemli” diyor. Resulullah (sav) diyor ki; “Bak bütün evleri kurtaracağız” diyor. O, “ben sadece kendi evimi kurtarmak istiyorum” diyor. Onun için mesela diyor ki Resulullah (sav); “Hadi gidelim bütün Müslümanları kurtaralım velayet gereği hepsine sahip çıkalım” diyor. “Ama bu sıcakta ben çıkamam” diyor.  Çünkü o yapı onu ilgilendirmiyor kendi yapısı kendi ilgilendirir. Münafığın da mesela münafık bir erkeğin karısı onu ilgilendirmez. Karısı bir maldır yani onun sonsuz yaşayacağını umduğu silsilesinin bir aracıdır, çocuk meydana getirecek bir araçtır onun için o. O çocuklarla, o torunlarla sonsuza kadar yaşayacağını düşünüyor ve kıyameti istemez münafıklar. Münafıklar kıyamete şiddetle karşıdır dikkat ederseniz mümkün mertebe istemezler. “Eğer varsa da” diyor,” orada da ahirette de çok iyi olacağımı düşünüyorum. “Ben kıyametin olacağını zannetmiyorum” diyor. Münafıkların özelliğidir. Kuran’da bunu ayetle belirtiyor. “Olacağını zannetmiyorum ama olursa da” diyor, “orda da yine aynı mükemmellikte olacağını düşünüyorum hayatımın” diyor. Münafık kadın da yine kocasını sonsuz yaşayacağı, yaşatacağı sistemde bir araç olarak görür. Tohum alacağı bir mahluk ve ona yiyecek getiren, onu besleyen, ona bakan efendim hastalandığında ona yardım edecek bir hastabakıcı, para getiren bir araç gibi görür, bir banka gibi görür adeta ve değer vermez bir hayvanla evlendiğini düşünür. Soyunu devam ettirecek bir hayvanla evlendiğini düşünür ve çocuklarının da ona sonsuz hayat sağlayacağını düşünür. Allah’a güvenemez münafık, ölümden çok korktuğu için, gelecekten de korktuğu için, gelecek içgüdüsüyle hayvani bir korkuyla Allah’a güvenmemenin verdiği ruh haliyle ailesine güvenir, aileyle kurtulacağını düşünür. Kocasının onu kurtaracağını, çocuğunun onu kurtaracağını düşünür. Halbuki mümin Allah’a güvenir çünkü çocuk da ölebilir, kocası da ölebilir yahut kocası ters dönebilir boşanabilir değil mi her şey olabilir. Yahut karısı evden gidebilir, ayrılabilir. Çocukları adamı terk edebilir her şey olabilir. Yahut hatta bazen adamı hasta yatağında bırakıp çekip gidiyorlar. Hastayken daha hala paralarını almaya çalışıyorlar yahut bırak ölsün gitsin falan diyor adamlar. Bin bir türlü hal oluyor biliyorsunuz. Ama mümin Allah’a güveniyor onun için çocuklarım beni kurtarır, ailem beni kurtarır demiyor Allah beni kurtarır diyor ve bütün Müslümanlara güveniyor, topluluk olarak güveniyor. Milyonlarca Müslümana güvenmiş oluyor yahut yüzlerce Müslümana güvenmiş oluyor Allah için tabii ama ibadet olarak. Ama münafık sadece ailesine güveneceği için evlilik müessesi onlarda delilik derecesinde olur münafıklarda. Delice bir içgüdüsel hedef halinde olur. İşte diyor ya Allah ayette; “Mallarınız, çocuklarınız, eşleriniz, aşiretiniz, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret” tam bir aile sistemi açıklanıyor orda Kuran’da. Ailenin bütün özellikleri anlatılıyor, bütün yan gelirleriyle falan hepsiyle anlatılıyor. Aileyi Müslüman bir mescit gibi değerlendirir Allah’a hizmet için, ailesine güvenmez Allah’a güvenir mümin. Bütün Müslümanları sever ve Müslümanların bütününe güvenir hepsini Allah için sever. Ama münafıklıkta daralmış bir egoizm vardır, şahıs önce kendini, sonra mesela karısı ve çocuklarını esas alır ama karısını ve çocuklarını korurken kendisine menfaat sağlayacağını düşünerek onları korur besler. İleriye bir yatırım olarak görür onu. Kendini koruyacak bir yapılanma olarak değerlendirir. Onun için elinden çıkmasını hiç istemez, ona güvenerek yaşar. Onun için münafıklarda evlilik kurumu cinnet derecesindedir, çocuk yaştan onlar o yönde kendilerini yönlendirirler. Hatta diyorlar ki; şeytandan Allah’a sığınırım.  “Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.” (Fetih Suresi 11) diyorlar münafıklar. Aile bütün dikkatlerini, zamanlarını alan bir şey oluyor, evlilik, aile cinnet derecesindedir ve o akıllarının tamamen gitmesinde de bir sebep olmuş oluyor. Müminde aile bir mescitken, Müslümanların toplandığı bir mescitken, münafıkta Dırar Mescidi gibidir yani felaketlerin kaynağıdır. İşte cinayetler gelir öyle ailelerde adam karısını gider bıçaklar her vaka için demiyorum da birçoğu için diyorum. Mesela karısı kocasını bıçaklıyor, dövüyor, sövüyor, küfrediyor yani nefret sistemi vardır. Çocuklar babasından nefret eder, babalar çocuklarından nefret eder, kız annesinden nefret eder, annesi kızından nefret eder muazzam bir nefret sistemine, o aile bir adeta cehennem çekirdeği gibidir münafıklarda ama yine de onun kendini koruyacağını düşünür Allah’a sığınmayı düşünemez. O yüzden adam daha lise yıllarında, ortaokul, ilkokul yıllarında gelecek içgüdüsüyle, korunma içgüdüsüyle, yalnız kalacağı korkusuyla, sonsuzluk elde etme arzusuyla evlenip, çoğalıp çocukları kanalıyla sonsuza kadar yaşayacağını düşünen bir içgüdü içerisinde hareket ettiği için evlilik kurumunu bir ızdırap haline çevirir. Her şeyi onun için yapar; yemesi, içmesi akıl almaz eziyetlere katlanır onu elde edebilmek için. Halbuki mümin ibadet olarak evlenir, Allah rızası için evlenir. Allah’ın rızasının en çoğunu aradığı için evlenir. Münafıksa o gelecek içgüdüsünün, açlık içgüdüsünün efendim yok olma içgüdüsünün verdiği ızdırapla Allah’a sığınma yerine, Allah’la sevgi bağı kurmakla bu meseleyi güzel hale getirecek şeklinde bir beklenti olması gerekirken bunu yapmıyor, bambaşka bir şeye giriyor. Tamamen şeytanın istediği tarzda yalnız kalma politikasına göre giriyor, daraltıyor onun için bak münafıklar Kuran’da bakın hep ailesiyle kurtuluşun peşindedir. Hep kocasıyla kurtuluş peşindedir. Zaman zaman da Müslümanlara münafık sızması olur. Mesela Müslüman bir kadına münafık bir erkek gelir, evlilik yoluyla onu helake sürükleyebilir mahveder o kadını, onu hem dinsizliğe sürükler, ahlaksızlığa sürükler, zulme de sürükleyebilir. Bazen de Müslümana musallat olur münafık kadın çünkü münafık erkek için Müslüman kadın idealdir, münafık için çok ideal çünkü her yönden onu yönlendirebileceğini düşünür çünkü bir kafir kadınla baş edemeyeceğini düşünür münafık erkek. Ama bir mümin kadını çok rahat yönlendireceğini düşündüğü için o zavallı Müslüman kadınlara münafık erkekler akıl almaz ızdıraplar çektiriyorlar. Çünkü hem namusuna güveniyor, aklına güveniyor her şeyine güveniyor, namusundan kasıt o aile yapısını düzgün götürebilmek, o sonsuzluk arzusunu tatmin edebilmek ve gelecek korkusunu ortadan kaldırmak oluyor. O yüzden genellikle onlar mümin kadın ararlar. Münafık kadınlar da mümin erkek ararlar yani kolayca işte başına vurur lokmasını elinden alır, istediği gibi yönlendirir, pazara gönderir efendim hastaneye annesinin, babasının muayenesini yaptırtır falan diyen düşünür ve ona tam hakim olur, hükümran olur, cinselliğiyle onu ömür boyu kullanabileceğini düşünür, bir hayvan olarak görür aslında. Para getiren, yiyecek getiren, eve işte her türlü hizmeti getiren, birisi hastalandığında alıp onu götüren ambulans falan gibi görür adeta, insan olarak değerli görmez. Onun için onun vasıflı olmasını ister, o yönleriyle sağlam olmasını ister, o zaman da geleceğini kurtaracağını düşünür, öbür türlü yalnız kalacağını, mahvolacağını düşünür. Onun için içgüdüsel olarak böyle vahşiyane bir korkuyla sürekli mümin başına vurduğunda lokmasını alacağı bir Müslüman erkek arar. Bazen de Müslüman erkekler hakikaten münafık kadınlara mağlup düşüyor. Bazen de mümin kadınlar münafık erkelere mağlup düşüyor. Mesela Kuran’da da Nuh (as)’a yanaşıyor mesela münafık kadın. Çünkü güzel ahlaklı, dürüst, efendi, temiz neslini devam ettirmek için en akıllı seçim olarak Nuh (as) olduğunu düşünüyor. O devrin en azgın kadınlarındandı karısı. Ama bilmiyor onu iyi niyetli olduğu için, normal bir insan zannediyor onunla evleniyor ve Nuh (as)’ın hem çocuklarını mahvediyor, hem Nuh (as)’a çok büyük eziyet ediyor karısı, müthiş baş belası oluyor. Tabii Allah sonunda helak ediyor o ayrı. Mesela Lut (as)’ın karısı da öyle. Lut (as) o devrin en akıllı, en sağlıklı, en güzel delikanlısı hemen kadın onu tespit ediyor, ona yanaşıyor ve onun başına bela oluyor Lut (as)’ın. Tabii Allah sonunda helak ediyor o ayrı mesele. Ama münafıklar genellikle kullanmak için hep takva müminleri ararlar. Mesela hep Peygamberimiz (sav)’in yanına üşüşüyorlar dikkat ederseniz. Zarar verebilmek, Müslümanları kullanabilmek için, evliliklerde de en akıllı gördükleri yahut en iyi kullanabileceklerini gördüğü mesela sağlıklı sıhhatliyse mesela gençse, her lafını ona geçirebileceğini düşünüyorsa, yumuşak başlıysa yahut biraz ezikse ona karşı onu ideal olarak görür ve onu mahvedecek bir cehennem elemanı olarak ona yapışır, bir şeytan gibi yapışır. Ve ömrünün sonuna kadar o mümini perişan eder. Ama tabii mümin eğer aklı varsa kendini kurtarır ama aklı yoksa ezim ezim ezilir.

Mesela Nuh (as)’ın hanımı iman etmediği gibi bütün münafıklarla bağlantı halindeydi. “Mecnun” diyor Hz. Nuh (as)’a. Herkese gidip aleyhine konuşup kakır kakır gülüyor. Niye evde duruyorsun? Çünkü kullanacağını düşünüyor. Yaptığı gemiyi de çok mantıksız görüyor, oğlu da mantıksız görüyor annesinin eğitiminden dolayı. Annesi çok etki ediyor. Münafığın belasını görüyor musun? Çocuğu da mahvediyor, çocuk da diyor ki; “Benim gemiye binmeme gerek yok” diyor. Niye? “Ben dağa çıkarım o korur biter, yüksek dağ” diyor. “Su ne kadar yükselecek ki en fazla?”  Diyor. “Belli bir dereceye kadar yükselir” diyor. “Oğlum gel” diyor. Cenab-ı Allah diyor ki; Bak “aile meselesiyle olaya bakma” diyor Cenab-ı Allah. “Sen mümin gözüyle olaylara bak” diyor. “İnkar ediyor o görüyorsun, dolayısıyla o senin ailenden değil” diyor. “Aile mantığıyla bakma” diyor Allah. Hz. Nuh (as)’a bile bak etki etmişler. O münafık kadının verdiği etki peygamber zellesine dönüşüyor. Cenab-ı Allah onu uyarıyor Nuh (as)’ı. “Sakın” diyor. “Sen Müslümanların bütününe bakacaksın, İslam gözüyle bakacaksın” diyor. İslam’ın hükümlerine göre bakacaksın, Nuhi kurallara göre bakacaksın. Dolayısıyla “aile mantığıyla olaya bakma” diyor Allah. “O senin ailenden değil” diyor. Senin ailen Müslümanlar, bütün Müslümanlardır. Ama münafık ailesi olarak görmez Müslümanları, egoisttir bir Müslüman mesela kadın varsa onu kapıp ayrı yaşatmak ister, onu kandırıp ayrı yaşatmak, Müslümanlardan koparmak ister. Müslüman topluluğun içinde kalmasını istemez. Müslüman topluluğundan münafık nefret eder, delice bir nefret vardır. Münafık kadın da Müslüman erkeği alıp, kendi topluluğundan çıkartıp yalnızlaştırmak ister. O kendi egoist dünyasında sonsuzluk arzusu içerisinde o erkeği adeta bir böcek gibi görür, insan olarak görmez ve onu kullanır sonsuz yaşamak için onu kullanır, sonsuz yaşayabileceğini düşünür silsilelerle. Ve kıyameti bak dikkat edin asla istemez münafıklar. Allah da sürekli kıyameti onlara hatırlatıyor. Münafığın en en çekindiği şey kıymettir. Çünkü çocuklarıyla o sonsuza kadar yaşayacağını düşündüğü için kıyamet onun çocuklarını da yok etmiş oluyor, onun için hiç istemez. Mesela Cenab-ı Allah onun için ayette; şeytandan Allah’a sığınırım. Bak “Babalarınız, çocuklarınız” aile müessesi anlatılıyor “kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğun ticaret, hoşunuza giden evler sizlere Allah'tan, O'nun Resulü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise” diyor Allah. Bütün bunların üstünde olan ne? Allah, Resulü ve Allah yolunda gayret etmek. Asıl bunu hedefleyeceksiniz diyor. Bu aile müessesesiyle olayı boğmaya kalkarsanız bunun karşılığı cehennem diyor Allah. O şeytani bir hedef olur diyor Allah. Aileyi Allah için kullanacaksınız diyor Allah. Yani ibadet kastıyla, bir mescit gibi kullanacaksınız. Allah’ın dinini yaymak için, İslam’a hayırlı evlatlar yetiştirmek için, İslam’ın yayılması için, Allah’ın rızasının en çoğunu aramak amacıyla yapacaksınız diyor. Cihattan kaçmak, Allah’ın Resulü’yle beraber mücadele etmek, Allah’ın Resulü’ne olan sevgiden saygıdan uzak durmak için olmaz diyor Cenab-ı Allah. Onun için bazı peygamberler evlenmiyor. Hz. İsa (as) evlenmemiştir. Evlense bile bir kısmı çocuk yapmamıştır. Ama Allah rızası için olduğunda yapmışlardır, Allah rızası için olduğunda evlenmişlerdir. Yoksa onun meraklısı olmamışlardır hiç. Mesela onlar diyor ki şeytandan Allah’a sığınırım Ahzab Suresi 13’te şeytandan Allah’a sığınıyorum “"Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu” diyor ailelerini korumanın peşindeler. Halbuki Müslümanları korumaları gerekir. Bütün Müslümanlar senin ailen sen niye orada çekirdekleşiyorsun, niye egoistleşiyorsun orada? Senin amacın orada zaten karını korumak da değil yahut kadının amacı kocasını korumak da değil o şahsi gelecek korkusu, yok olma korkusundan kaynaklandırdığı o çekirdek yapı bozulacak diye korkuyor. Çünkü onunla kurtulacağını düşünüyor. Öyle bir yapıyla kurtulacağını düşünüyor. Mesela Nisa Suresi 37’de “Onlar cimrilikte bulunurlar” şeytandan Allah’a sığınırım “insanlara da cimriliği emrederler.” Münafıklar çünkü mal egoistidir. Malda da egoist, malı çeker tutar o yüzden ekonomi de batıyor münafıkların yüzünden. Mal sürekli yığmak ister gelecek korkusundan dolayı. Çünkü Allah’a güvenmez mal yığarak mala güvenir malının onu kurtaracağını düşünür. “Allah’ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı azap hazırlamışızdır” (Nisa Suresi, 37) diyor Allah. Mesela “Şimdi o yüz çevireni gördün mü?” (Necm Suresi, 33) diyor şeytandan Allah’a sığınırım. Allah’tan, İslam’dan. “Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu.” (Necm Suresi, 34) diyor Allah ayette. Niye tutuyor? Gelecek korkusundan Allah’a güvenemiyor çünkü. Necm Suresi 33 -34’de. “Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler.” Aman diyor karısına malı sıkı tut ne olur ne olmaz. Güvenemiyor Allah’a. “Allah'ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır.” (Nisa Suresi, 37) diyor Allah. “Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele.” (Tevbe Suresi, 34) diyor Allah. Mesela altın yığıyor, gümüş yığıyor korkuyor geleceğinden. Allah’a güvenemiyor onun kurtaracağını zannediyor. Sonrada ya kanser olup ölüyor, ya bir hastalığa kapılıp ölüyor. Hep sonları felaketle biter. Allah’a bir türlü güvenemezler. Yığma arzusundan dolayı. Bu konuyu sonra genişleterek daha sonra daha geniş anlatacağız.

O zaman da hasutlar diyorlar ki Bakara Suresi 247’de bak hasede bak. “Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi."” Bak peygamber var peygambere rağmen melik gönderiyor. Adam diyor ki ‘Resulullah varken Mehdi’ye ne gerek var?’ diyor. Resulullah (sav)’ın kumandanı olarak geliyor be adam anlamazdan gelme. Resulullah (sav) onu kumandan tayin etmiş zamanında, sağken Hz. Mehdi’yi kumandan tayin etmiş “benim kumandanım” diyor. “Bu görevi yapacak” diyor. Yok diyor ben yaptırmayacağım. Seni dinlemez Allah yapar. “Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedeni gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir."” (Bakara Suresi, 247) Bak onlar da o zaman muhalefet ediyorlar Mehdi’ye o devrin Mehdi’sine. Ama Allah onların muhalefetine rağmen Mehdi’yi gönderiyor. İstemiyorlar bak gelmesini ama buna rağmen geliyor. Melik olarak. Mehdi olarak.

Saat 20:30’da 1 AN TV’de Fikret, Altuğ Berker ve Didem Hocam’ın katılacağı bir program var. Çok şahane şeyler anlatacaklar.

BÜLENT SEZGİN: Bu akşam saat 20:30’da. Program konularını okuyabilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Rica edeyim.

BÜLENT SEZGİN: “Kuran-ı Kerim’i ne kadar anlıyoruz, 1400 sene önce bildirilen gizli şifreler neler, Kutsal kitabımızdaki günümüze ışık tutan mucizeleri nasıl anlamalıyız, Kuran’da üzerine yemin edilen yıldız ve gezegenler hangileri, ebcet ve cifr hesapları nedir nasıl kullanılıyor, Kuran’daki bazı ayetlerin bazı olay ve tarihlere işaret ettiği doğru mu?” gibi konular konuşulacak.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

BÜLENT SEZGİN: Arkadaşlarımız Altuğ Berker, Kartal Göktan ve Didem Hanım programa katılacaklar.

ADNAN OKTAR: Kartal Hocamız’ın ilminden istifade ederiz, Didem Hocam da alimdir. Altuğ Berker de ağır ağabeydir, alimdir. Masalarda böyle daima ağır ağabeye ihtiyaç vardır.

BÜLENT SEZGİN: 1 AN TV’de Akıl Oyunları programı.

ADNAN OKTAR: Akıl Oyunları programı.

BÜLENT SEZGİN: Bu akşam 1 AN TV’deki programda konuşulacak konulardan bazılarını tekrar söyleyebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Saydığımız konulara ilaveten “Kuran’dan günümüze yönelik işaretler, sırlar nelerdir, Geleceğe dair sırlar var mıdır, Kurtarıcı mantığı Kuran’da var mı, Bu işaretleri görmenin ve yorumlamanın yöntemi nedir, Peygamberimiz (sav) hangi mucizeleri yaşamıştır, bu soru üzerinde Miraç ve Mekke’nin fethi. Kuran’da peygamberlere dair verilen mucize bilgileri nelerdir, Diğer peygamberler mucizelerine örnekler” olarak konular konuşulacak bu akşam.

ADNAN OKTAR: Güzel 1 AN TV’de 20:30’da.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hanefi Avcı, tarikatların ve cemaatlerin devlet içine sızma girişimleri suçtur ve cezalandırılmaları gerekir şeklinde bir açıklama yaptı. Şöyle söylüyor: “Cemaatlerin toplum içinde var olmaları suç değildir. Ancak bunların devlet içine girmesi, grup olarak devlete sızmak istemeleri suçtur. Devlet içine girip devletin gücünü o grup için kullanması suçtur. Devletin buna tedbir alması gerekir.”

ADNAN OKTAR: Ama şimdi bu çok anormal bir şey oluyor mantığını iyi oturtmak lazım. Şimdi devleti ele geçirmek kastıyla organize olarak devletin kurumlarına hakim olmak istemek bu suç olsun. Ama mesela adam sağlık bakanlığına giriyor tarikat ehli yirmi kişi var orada arkadaş görüşüyor konuşuyor normal bu. Devleti ele geçirmeye kalkışmak suç olması lazım. Yoksa bir topluluk olarak bir yerde görev almış olsalar tabii ki bir kardeşlik bağıyla birbirlerini severler hatta hemşerilik bağıyla da olur. Mesela Yozgatlı oluyor hepsi Yozgatlılar birbirilerini koruyup kolluyorlar orada bir cemaat oluşturuyorlar. Hatta Yozgatlılar derneği diye de dernek kuruyorlar toplanıp sohbet ediyorlar hemşerilik bağıyla. Bunda garip olan bir şey yok. Bunları ince detaylı düşünmek lazım. Cemaatlere karşı öfke ve kin politikası izlenirse Türkiye tamamen sahipsiz kalır. Çünkü o zaman sadece PKK devrede kalacak.  Birde Gülen örgütü devrede kalacak.  Onun dışında hiçbir şey kalmamış oluyor, cemaatler tarikatlar. Türkiye’nin bütünlüğünü onlar oluşturuyorlar. Ana omurgayı onlar oluşturuyorlar. Onun için bu riskli bir politika ve yanlış.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: AK Parti, Başkanlığı da içeren yeni bir Anayasa metni hazırladı. Başbakan Yıldırım, liderlere başkanlıkla ilgili iki seçenek sunacak. Hangisi ‘destek’ görürse o paketle yola devam edilecek. Tekliflerde bayrak vatanın bütünlüğünü gibi konuları içeren ilk dört madde korundu,  her iki paketin de üniter yapıyı koruyan metin içerdiği söylendi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim hepsi tamam olur da belediyelere sen yetki verirsin bir yerden bir tünel açarsın oradan soğuk hava dolar içeriye. Hiçbir yerden tünel açılmaması lazım. Belediyelerin yetkilerini genişleteceğim dedin mi konu bitti zaten oradan çökertirsin. Belediyeye sen güvenliği, eğitimi verdiğinde bitti. Açık nokta bırakılmaması gerekiyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kılıçdaroğlu Başkanlık Sistemi konusunda eleştirilerini dile getirdi. "Türkiye'yi ateşe atmak istiyorlarsa, siyaseten de bölünme noktasına taşımak istiyorlarsa 'evet' oyu verebilirler. Türkiye'nin bölünmesi söz konusu olabilir. Neden Başkanlık Sistemi istediklerini ve Parlamenter Sistemin nesinden şikayet ettiklerini ben hala anlamış değilim. Hala bize bunu anlatmadılar” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Risk çok büyük. Bunda bir gariplik var. Dört maddeyi koruyacağız tamam güzel ama bir boşluk bıraktılar dediler ki belediyelerin yetkisini artıracağız. Oradan açılan kanal zaten bizim en çekindiğimiz nokta. Onu yaptın mı zaten bitti. O federatif devletlere Türkiye’nin ayrılmasına sebep olur. Sen istediğin kadar üniter yapı de. Belediyeye sen geniş yetki verdin mi, ‘üniter yapım var’ fakat mesela Diyarbakır Belediyesi’nin emniyetini Diyarbakır Belediyesi yapıyor askerini polisini kendisi sağlıyor, eğitimini kendisi sağlıyor. Başı var o ne? Devlet işte. Belediye başkanı dediğin devlet başkanı olmuş oluyor. Merkezi sistem kalkmış oluyor. Adam oraya sadece PKK’lıyı getirir. PKK’lı başkan, PKK’lı asker, PKK’lı polis gitti işte vatan toprağı. Çok büyük bir risk bu.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Yeni Akit Yazarı Abdullah Büyük, kadının kocasına itaat etmesine dair şunları söyledi, “Erkeğin sorumluluğu, ailesini eğitip, yönetmek ve nafakasını temin etmek olduğundan…

ADNAN OKTAR: Şimdi ailesini yönetmek…Kadın da yapar ailesini eğitir yönetir de nafaka da temin edebilir kadın ayrıca çalışabilir kadın. Meşru makul bir işte çalışabilir. Orada kesin bölümle bir hukuk kanun oluşturmanın bir alemi yok. Böyle katı kurallar yok. Evet.

OKTAR BABUNA: “Erkek için bir adım öne çıkarılmaktadır. Kadın eşine boyun eğerek değil sevgi ve saygıyla itaat ederek onu tamamlar.”

ADNAN OKTAR: Hayır. Erkek de karısına itaat eder sevgi ve saygıyla. Sadece kadın bununla mükellef değil, erkek de mükelleftir. Bir adım öteye çıkmasının nedeni, kadına bakmakla yükümlü olduğu için yani zor işleri erkek yapması gerektiği içindir o kadar. Bir üstünlük iddiası yok.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: İngiltere’de yayınlanan haftalık Ekonomist Dergisi’nin son sayısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak ve Suriye politikalarına ilişkin, “Erdoğan’ın savaş oyunu” başlıklı bir yazı yer aldı. Yazıda uzmanlar Ankara’nın Rusya’yla bir antlaşma yaptığı görüşünde. Türkiye istemeyerek de olsa Esad’ın iktidarda kalmasını kabullenip Suriye’de rejim değişikliğini hedefleyen politikalarından vazgeçti. Erdoğan artık istediğini elde etmiş durumda. Türk askeri ve Suriyeli müttefikleri Cerablus'tan Azez'e kadar uzanan bölgeyi kontrol ediyor denildi. “Erdoğan bir taşla iki kuş vurdu. IŞİD militanlarını sınırdan yeterince uzaklaştırıp aynı zamanda da YPG’nin kantonlarını birleştirmesinin önüne geçti” yorumu yapıldı.

ADNAN OKTAR: Doğru iyi yapmış güzel yapmış. O eskiden beri bizim istediğimiz bir politikaydı. İki yıldan beri onun için uğraşıyorduk sonunda dediğimiz oldu. Rusya’yla işbirliği bizim başından beri anlattığımız konu. Özür dilemesi Rusya’yla bağlantının güçlenmesi, ittifak edilmesi, Suriye’nin bütünlüğünün korunması, hep istediğimiz şeylerdi. Tam istediğimiz tarzda bir politikayı hükümet ortaya koymuş oldu.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika öncülüğündeki koalisyon uçakları, Musul’da sivil hedeflere yeni saldırılar düzenledi. Amerikan savaş uçakları Musul'un 14 kilometre kuzeyindeki Tel Keppe köyünde bulunan bir ilkokul binasına saldırı düzenledi. Saldırı sonucunda ölenler ve yaralananlar var" Ayrıca koalisyon güçlerinin Musul'daki saldırıların yoğunluğunu artırdığını ve B-52 tipi stratejik bombardıman uçaklarının da operasyonlarda kullanıldığı açıklandı. Rus yetkililer sivil kaybın artacağını söylüyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim söyledim onlar yeraltında tünel içerisinde oluyorlar bak dün gazetelerde yine vardı. Her yer örümcek ağı gibi tünel. Dolayısıyla sivil halka bomba atmanın bir alemi yok. Bunun savaşla falan da alakası yok direkt şeytana hizmet bu. Ama Mehdi çıkmadan bu olaylar durulmaz. Başsızlık Müslümanları bu hale getiriyor, baş olsa baş devreye girer konu biter. Israrla baş olmasını istemeyenler savaşı da kışkırtmış oluyorlar. Olaylar daha da dallanıp budaklanıp genişliyor. Onlar bir avuç adama şirin görünmek için bunu yapıyorlar çünkü Mehdi’ye karşı oldu mu pirim yapıyor adam çeşitli takdirler var tabii. Paralı takdir, parasız takdir. Garip olaylar dönüyor.

“Tam olsun başkanlık olsun” ne olacak? Hiçbir şey olmaz. Başkanlığın getireceği hiçbir şey yok. Sadece boş yere riske girmiş olacağız. Eğer hukuki bir açık yapmayacaklarsa bir şey dediğimiz yok. Ama belediye yetkisini artırmak gibi bir olayın içine girerlerse memleket mahvolur. Ateşle oynamış olurlar çok tehlikeli olur. Türkiye batar çok büyük olay çıkar. Başkanlık sistemi kanalıyla Türkiye’yi bölmeye kalkarlarsa birileri bunu yapan o niyette değildir de ama yapıldıktan sonra bunu kullanmak isteyen olabilir.  O zaman dünyayı başlarına geçiririz kanunla hukukla. Keşke yapmasaydım dedirttiririz bölmeye kalkanı. Başkanlık sistemi şu bu falan, adamların derdi Türkiye’de eğer Mehdiyet’in olmayacağını kani olsalar onlar hiçbir şeyle uğraşmazlar. Ama Mehdiyet’ten dolayı Suriye’yi, Irak’ı, Türkiye’yi hallaç pamuğu gibi atma yanında kafaları. Buna Allah müsaade etmiyor görüyorsunuz. Güçleri de yetmiyor yetmez de.

İnce bir imtihan sistemi var, ince bir detay sistemi var, ince bir akıl ortaya konuluyor. İmtihan olmadan da hiçbir şeyin anlamı olmuyor. Allah’ın cenneti haşa Allah esirgesin bomboş olur o zaman. İllaki acıyla zorlukla imtihan olmuş adamların gitmesi lazım. Balla baklavayla cennete gidersen yine cennet bomboş olur. İllaki zorluk olacak.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Belediye otobüsünde, hemşire Ayşegül Terzi’yi darp ettiği gerekçesiyle yargılanan Abdullah Çakıroğlu’nun tahliyesine yapılan itiraz kabul edildi. Mahkeme sanık Abdullah Çakıroğlu hakkında verilen tahliye kararının kaldırılarak tutuklama amaçlı yakalama kararı çıkarılmasına karar verdi.

ADNAN OKTAR: Evet o infial meydana geldiği için ve o hanım kız da çok tedirgin olduğu için o çocuk bayağı huzursuz. Çok münasebetsiz hareketmiş ama gönlü çok rahat olsun. Milletçe yanındayız o bizim kendi kardeşimiz kimse kılına dokunamaz. Kanunla, hukukla gereğini yaparız. Zaten kanun, hukuk da gereğini yaptı şu an, geçen sefer söylemiştim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Milliyet yazarı Melih Aşık, Ayşegül Terzi adlı hemşireyi şort giydiği gerekçesiyle otobüste tekmeleyen Abdullah Çakıroğlu’nun ilk celsede tahliye edilmesine ilişkin şunları yazdı. “Siz erkeği ve kadını birbirinden uzak yetiştiriyor, duyguları yasaklıyor, kadını erkeğin himayesine veriyor, örtünmesini bekliyor, süslenip sokağa çıkarsa zina yapmış sayıyor. İktidar, bu zihniyeti paylaşıyorsa, bu iklimde daha çok tekmeciler çıkacak, daha çok kadın cinayetleri ve çocuk tecavüzleri yaşanacaktır’’ dedi.

ADNAN OKTAR: Çocuk tecavüzüyle bağlantıyı nereden kuruyorsun? Ama tekmeci dediğin doğru, gelenekçi Ortodoks sistemde hakikaten dekolteye karşı şiddetli bir reaksiyon görülüyor. Biz bunun her zaman karşısında olduk, anlatıyoruz. Adamlar zırzopluk yapıyor bazı tipler. Ama iktidar destekliyor demek yanlış. Hükümetin yapacağı bir şey değil onu aydınlar, aklı başında insanlar, bizler yapacağız.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Bekir Hazar, yazısında İngiliz basınının dün Sayın Erdoğan için “Artık daha fazla öngörülemiyor, ne yapacağı tahmin edilemiyor” diye ağladığını yazdı. “İngilizler, “Türkiye, Suriye’de bir taşla iki kuş vurdu” diye dövünüyor. Musul’da ne kazanacak sorusu için kafasını patlatıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Aferin işte Tayyip Hoca iyi gidiyor demek ki.

Başkanlık sisteminde, belediyelere, emniyet güçlerine kullanma yetkisi verilmeyeceği anayasaya bağlansın. Emniyet güçlerine hiçbir şekilde yetki verilmeyeceği belediye açısından, belediyenin emniyet gücü kullanamayacağı yani askeri polisi olamayacağı belediyenin. İki; eğitim Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması belediyelere okulların eğitimin bağlanamayacağı bu ikisi anayasaya konması gerekiyor. Bunları hallederlerse tamam, federasyon da hiçbir şekilde anayasada mümkün değildir diye bir şerh korsalar yani otonom sistem, hepsi.

BÜLENT SEZGİN: Siz daha önce mahkemelerin de olamayacağını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Mahkemeler evet hiçbir şekilde bağlanamayacağı. Adalet sistemi, emniyet ve eğitim belediyelere verilemez. Anayasaya madde konsun. Yoksa süper tehlikeli başkanlık sistemi; verdin mi bitti. Bunu da belediyeye verdin mi al sana federasyon. Federasyon yok ama daha alası vara getirmiş oluyorlar. Olmaz öyle şey.   

Topraklarımızı ala ala ala çok küçük bir toprak parçası bıraktılar. “Onu da böleceğiz” diyorlar. Ona müsaade etmeyiz. Musul, Kerkük, On İki Adalar, Girit hepsi bizim normalde, Kıbrıs. Tapulu malımız tapusu üstümüze yani. Böyle şey görülmemiş.

Mehmet Şirin Tanrıkulu. Mehmet Şirin, dini zorlaştırmak Müslümanın yapacağı bir şey değildir. Dinde tahfif esastır. Kuran’da birçok ayette bu vurgulanmıştır. “Hz. İbrahim’in dini gibi kolaydır” diyor Allah. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Değil mi? Ve birde “Size açıklanmamışken sormayın” diyor Allah. Hüküm, yeni yeni hüküm çıkmaması için. Dolayısıyla dinin zorlaşmasını istemen yanlış. Zorlaştığında zaten yapmıyorsun da ayrıca. Zaten uzaksın hiç yapmıyorsun. Din sade ve kolay olarak Allah tarafından ilka edilmiştir peygamberlere. Bak “Hz. İbrahim’in dini gibi kolay” ne anlıyorsun buradan? “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” ne anlıyorsun buradan? Niye zorlaştırmaya çalışıyorsun dini? Niye kargaşa meydana getirmeye kalkıyorsun?

Parlamenter sistem neyi tıkadı? Tıkadığı her yeri açalım. Nedir yani sorun? Bu belediye olayına çok dikkat etmek lazım. Eğer belediyelere özerlik verecek, belediyelerin yetkilerini geliştirecek yön anayasada açık bırakılırsa bil ki bela geliyor demektir. Sureti katiyede kabul etmeyiz. Sureti katiyede. Çünkü bak 1878’de Abdülhamit Bosna-Hersek’i özerk hale getirdi. Bak önce özerklik sonra Avusturya, Macaristan tarafından işgal edildi özerk hale getirildikten sonra. 1878 yılında Kıbrıs İngiltere’ye savaşmadan bırakıldı. 1878 yılında mesela Sırbistan’a bağımsızlık verildi. Nis Sancağı Sırbistan’a bırakıldı. 1878’de yine Kars, Batum, Artvin, Ardahan, Sancaklar Rusya’ya bırakıldı. Yine 1878 yılında Romanya bağımsızlığını ilan etti. Dobruca Sancağı Romanya’ya bırakıldı. Süratle bu dağılma başladı. Mesela 1881 yılında Fransa Tunus’u işgal etti. Osmanlı Devleti sadece protesto etti. “Niye yaptınız ki?” falan diye. Adamlar İngilizlerin teşvikiyle Fransa orayı işgal etti. Ve acayip kan döktüler. Sel gibi kan akıtıldı. 1881 yılında yine Teselya ve Narda vilayetleri Yunanistan’a bırakıldı. Say say bitmez.

Abdülhamit devrinde milleti köşeye sıkıştırmışlar. Milletin gözünün içine baka baka bütün toprakları vermişler. Halk da itiraz edememiş. O zaman internet yok, şu yok, bu yok, televizyon yok. Abdülhamit de diğerleri de enine almış arşınla satmışlar. Her yere şarap fabrikası kuruyor, kimse bir şey diyemiyor. Rakı fabrikası kurduruyor, kimse bir şey diyemiyor. Devlet eliyle kumar oynatıyor, bir şey denemiyor. Kerhaneler kuruyorlar, bir şey denemiyor. Darwinist propaganda yapılıyor, bir şey denemiyor. Diyeni de alıyorlar tımarhaneye sokuyorlar. Bir garipliktir gitmiş ve daha hala bu dayatma da devam etmiş. Sonunda bak olay ortaya çıktı. Dolayısıyla biz Türkiye’ye bir ameliyat yapılmasını kabul etmeyiz. Çünkü “bu bir süreç” diyorlar. Osmanlı dağılması devam ediyor. Şimdi Güneydoğu var sırada. Sonra Karadeniz, Akdeniz, Ege, Marmara sonra da İç Anadolu, zaten bölgeler de belli. “İç Anadolu’da Türkler oturabilir” diyorlar “onun bir mahsuru yok. Hepsini ayıracağız” diyorlar. “Hepsi ayrı devlet olacak” diyorlar. Sen İslam’ı ortadan kaldırmaya kalkarsan sen ortadan kalkarsın. Yani bütün memalikinle beraber bakterilerin, virüslerin de dahil hepsi ortadan kalkar. Kıyamet kopar aklını başına alacaksın. Defalarca söyledim belalarını arıyorlar. Öyle bir dünyada rahat yaşayamazlar. Yaşama haklarını kaybederler. Canlı kimse kalmaz dünyada. Dünya tepsi gibi dümdüz olur. Akıllarını başlarına alsınlar. Baksana Öcalan ne diyor? “Kürtler kendilerini özgürce ifade edecek ve yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır” diyor. Yani “yavaş yavaş çaktırmadan yapacağız” diyorlar. Yok kardeşim çaktırmadan falan yapamazsın. Sıkıysa yap.

“Kuran’da Mehdi yok” diyor. Kuran’da Mehdi nasıl yok? Kehf Suresi’nde Zülkarneyn’den bahsediliyor. Zülkarneyn Mehdi’dir. Bahsedilen konu Mehdi’den bahsediliyor Zülkarneyn’de. Alenen Mehdi’den bahsediyor. Yani sonra olacak bir olaydan bahsediyor Kuran. Ona işaret ediyor. Ve Zülkarneyn alenen bir Mehdi’dir, peygamber değil. Mehdi işte dünya hakimi. Nur Suresi 55. ayetinde alenen Mehdi’den bahsediliyor. Onların kurtulacağı gibi değil. Boş yere çırpınıyorlar.

BEYZA BAYRAKTAR: Yasin Suresi’nde de. “Mehdilere uyun” diye geçiyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Muhtedun.

CAN DAĞTEKİN: Müslümanlar zorda kaldıklarında “Bize bir kurtarıcı yardım eden yolla” diye dua ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik.” (Kehf Suresi, 84) Yeryüzüne hakim olmuş bir insandan bahsediyor. Peygamber değil. Ne bu? Mehdi işte. Her yere hakim oluyor. Ve bu bir lider tek kişi. İnsanlar buna bağlanıyorlar. İşte kurtarıcı. “Kurtarıcı yok” diyorsunuz Kuran’da işte kurtarıcıdan bahsediyor. Zülkarneyn bir kurtarıcıdır. Ve yine Kuran’da kurtarıcılardan bahsediyor. Kurtarıcı beklemenin önemini söylüyor Allah. Ne emrediyorsa, ne söylüyorsa yapıyor insanlar. “Kuran’da kurtarıcı yok” diyor. İşte alenen görüyorsunuz. Nasıl kurtarıcı yok? Zülkarneyn’i sorsunlar onlara bakayım neymiş Zülkarneyn. Peygamber olmayan bir kurtarıcı. Ve “kurtar bizi” diyorlar adamlar zaten Zülkarneyn’e. “Kurtar bizi” diyorlar.  

OKTAR BABUNA: Dünya hakimiyeti veriliyor.

ADNAN OKTAR: Ve ona dünya hakimiyeti veriliyor. Adam kurtarıcı bu insan işte. Yani bu insan bu mübarek insan kurtarıcı. Ve çok fazla ayetle Cenab-ı Allah açıklıyor bir tek ayet de değil. “Dediler ki: 'Ey Zu'l-Karneyn,” bir kişiye söylüyorlar, halk söylüyor bunu. “Gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar” şeytandan Allah’a sığınırım. Anarşist teröristler var. Yani halk bizar. “Bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?” (Kehf Suresi, 94) “Dedi ki: 'Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır.” İktidar sahibi. “Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım.” Bana bağlanın diyor. Biat edin. Ben de sizi yönlendireyim. Konuyu bitireyim” diyor. Hani kurtarıcı yoktu. Bu ne? Kurtarıcı işte. “Bana demir kütleleri getirin” (Kehf Suresi, 96) diyor. Halk da getiriyor. Emrediyor getiriyorlar işte.  “İki dağın arası eşit düzeye gelince, 'Körükleyin' dedi. (Kehf Suresi, 96) Ne diyorsa yapıyorlar. “İşte böyle, onun yanında 'özü kapsayan bilgi olduğunu' (veya yanında olup-biten her şeyi) biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.” (Kehf Suresi, 91) Yanında Allah onu kapsayan özü kapsayan bir bilgiyle donattığını söylüyor. Onu kaplamış o bilgi. Aynı şekilde Talut Calut kıssasında da. Talut ne peki? Peygamber değil.

BÜLENT SEZGİN: Evet, Melik.

ADNAN OKTAR: İşte o devirde hayır peygamber var ama peygamber değil. Halk onun etrafında toplanıyor. Kumandanlık yapıyor kurtarıcı işte. Tek kişi. Hani kurtarıcı yoktu? Nereye baksak kurtarıcı görüyoruz Kuran’da. Ne kadar samimiyetsizlik. Mesela özü kapsayan bir bilgi onda var Zülkarneyn’de. Başka? Hızır (as)’da var. Demek ki Zülkarneyn Hızır (as) bilgisine de sahip. O devrin Mehdi’si ama Hızır (as) bilgisine de sahip. İlmi ledüne de sahip. Şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah diyor ki “Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için Biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk.” bu konuda da yani Müslümanların bir lideri olması konusunda da bir kurtarıcı olması konusunda da açıklamada bulunduk. “İnsan, herşeyden çok tartışmacıdır. (Kehf Suresi, 54) Televizyonlarda sabaha kadar tartışıyorlar. Tartışacağın bir şey yok ki hüküm açık. Ayet de açık.

Elhamdülillahi Rabbil alemin. Errahmanirrahim. Maliki yevmiddin. İyyake neabüdü ve iyyake nestein. İhdinassıradel müstakim. Sıradallezine en amte aleyhim gayril mağdubi aleyhim. Veleddalin. Ne diyor ayette Cenab-ı Allah? “Delalete düşmüşlerin yoluna değil aydınlık olan, doğru olan insanların, mürşitlerin,  Mehdilerin yoluna yöneltmesini istiyor Allah’tan istediği bu müminin. Delalete düşmüş deccallerin değil diyor. Nimet verilenler, ilim, irfan, hidayet, güzellik. Para verilenlerin peşine düşün demiyor Allah. Orada Kuran’da peygamber de demiyor ayette. İlim, irfan, güzellik, hayır verilen İslam’ı güzel yaşayan insanların peşine düşün diyor Allah. Ona göre hareket edin. Örnek insanlar.

HÜSNA HANIM: İçinizden biri diyor.

ADNAN OKTAR: İçinizden diyor tabii. Bir Müslüman herhangi bir Müslüman. Nimet derken tabii para, pul, araba, ev anlamında değil. İlim, irfan, hidayet.

Peygamber var. Kuran’da; peygamber varken Allah melik gönderiyor. Melike uyuyorlar. Habire çırpınıyorlar işte Mehdi. Talut Mehdi, Zülkarneyn Mehdi ne inkar ediyorsunuz? Kurtarıcı, peygamber değil kurtarıcı bu insanlar. Bak “onlar da peygamberlerine dedi ki” şeytandan Allah’a sığınırım “Allah size Talut’u melik olarak gönderdi” Mehdi olarak. Ama “ biz hükümdarlığa” diyor “ona göre daha çok hak sahibiyken” diyor ağırlarına gidiyor. O Mehdi’ye itiraz ediyorlar. Bak Mehdi karşıtları her devirde var. O devirde de Mehdi karşıtları ortaya çıkıyor. Deccale bilerek veya bilmeyerek yardım ediyorlar. “Onlar: Biz hükümdarlığa ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal ve servet bolluğu verilmemişken.” Görüyor musun gelenekçi kafayı. İlla parası olacak zengin olacak ona göre tabi olacak. “Nasıl bizi yönetmek üzere hükümdarlık mülk onun olabilir?” dediler. O şöyle demişti: Doğrusu Allah onu size seçti.” Mehdi’yi de Allah seçiyor. “Ve onun bilgi ve bedeni gücünü de artırdı.” Sen istemesen de oluyor. “Allah kime dilerse mülkünü verir.” Hakimiyeti kime dilerse ona veriyor.

BÜLENT SEZGİN: Zülkarneyn’den yardım isteyenler de o devrin zenginleri aslında Zülkarneyn’e “vergi verelim mi?” diyorlar. Ama yine kurtarıcı olarak onu istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Zülkarneyn bak para istemiyorum diyor bana biat edin meseleyi halledeyim diyor. Hepsi biat ediyor meseleyi hallediyor. Mehdi de öyle Mehdi para pul istemiyor. Mehdi’nin mülkü var. Mülkü var derken yani öyle bir şeye ihtiyacı yok. Bana insani yönden yardım edin ben de size yardım edeyim diyor. Aynı Mehdi’nin hayat tarzıyla. Mesela bak hocalar hep para istiyorlar. İlahiyatçılar hep parayla geçiniyor birçoğu. Ama burada hep para istemeyen insanlarla karşılaşıyoruz. Zülkarneyn’de de aynısını gördük Talut’ta da aynısını görüyoruz.   

BÜLENT SEZGİN: Siz anlatmıştınız Alah, “Onlar Mehdilerdir ücret istemeyenler” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ücret istemeyen Mehdilerdir muhtedun. Kuran’da Mehdilik yok diyene “Zülkarneyn ne?” dersiniz. Zülkarneyn alenen Mehdidir. Talut alenen Mehdidir. Ve peygamber değil bunlar, kurtarıcı bunlar. Ve kurtarıcı isteyin diyor Allah Kuran’da zaten. Zorda kaldığınızda kurtarıcı isteyin Allah’tan diyor ayet var. Calut da o devrin deccali. Talut da devrin Mehdisi. 

BÜLENT SEZGİN: Siz yine anlatmıştınız her toplumun mutlaka bir lideri oluyor her dönemde.

ADNAN OKTAR: Tabii.

HÜSNA HANIM: Ahirette de Allah önderleriyle beraber toplanacaklar diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Önderleriyle.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Çukurca’da operasyona giden askerlerimize PKK’lı teröristlerin yaptığı havan atışı sonucu üç askerimiz şehit oldu beş askerimiz yaralandı.

ADNAN OKTAR: Adamlar da havanını alıp kaçmıştır.

BÜLENT SEZGİN: Evet. Şehitlerimizi görebiliriz. Barbaros Yılmaz, Oğuzhan Kula.

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin kuzuları onlar cennet kuzusu.

BÜLENT SEZGİN: Süleyman Aydındağ.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan. Allah şehadetlerini kabul etsin. Allah mübarek etsin. Annelerine babalarına uzun ömür, sabrı cemil, güzellik, hayır bereket ihsan etsin Cenab-ı Allah. Ne mutlu onlara şereflerinden gurur duyuyoruz. Allah bizlere de nasip etsin o güzelliği. Tayyip Hocam’ın işte adam gibi ölmek dediği şehit olmayı kastediyor. Kabadayının sonu şehittir. Yalnız bu adamlar havanıyla kovanıyla kaçıyor ben bunu anlayamıyorum. Havan topu bayağı ağır bir şey onu da orada bırakmıyor hepsini alıp tasını tarağını kaçıyor. Kardeşim o bölgenin haritadan silinmesi gerekir. Orada taş taş üstünde bırakılmaz. Adam nasıl kaçar? Gece de olsa gündüz de olsa hiçbir şekilde kaçamaması lazım. Ormanlık alana kaçar, bütün ormanı yakarsın. Cayır cayır yakarsın bütün ormanı. Adamları da yakalarsın. Ormanın telafisi mümkün.

OKTAR BABUNA: Siz İran’ı örnek vermiştiniz orada PKK eylem yapıyor dağları yerle bir ediyorlar, dağlık bölgeyi.

ADNAN OKTAR: Adamları buhar ettiler bir daha gelmiyor adamlar.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Sayın Erdoğan, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşında önce Allah’a sonra da bu millete inandığını belirten şöyle bir konuşma yaptı; “En büyük gücümüz milletimizdir. Bu durum yüz önce de doksan yıl önce de böyleydi. Gazi Mustafa Kemal karamsarlığın adeta bir kara bulut gibi ülkeye çöreklendiği dönemde ne diyor? “Milletimiz çok büyüktür hiç korkmayalım, o esaret ve zillet kabul etmez.” Evet dünyanın en güçlü ordularına karşı Kurtuluş Savaşı’nı başlattığında en büyük güven kaynağı ne top, ne tank, ne cephaneydi. Gazi önce Allah’a sonra da karakterine esaret yakıştıramadığı bu millete güveniyordu” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Böyle bir millet” diyor “esir olacağına helak olsun daha iyi” diyor. İstiklalini kaybedeceğine helak olsun daha iyi diyor. Tam bir kabadayı üslubu çok güzel.

Silahlı kuvvetlere düzenlenen hava harekatıyla karşılık vermiş. Evet öyle olması lazım. Ormana kaçtı diyorlar ormana; elli hektarsa tamamını yakarsın. Sıkıysa kaçsın. Her seferinde yüz misliyle karşılık verilmesi lazım. Yani yaptığına, yapmışlığına, yapacaklarına bin kere pişman edeceksin. Burnundan fitil fitil getireceksin. O zaman yapamaz. Yoksa adam bir daha yapıyor, bir daha yapıyor, bir daha yapıyor. Her seferinde keşke yapmasaydın dedirttirirsen olur.

BÜLENT SEZGİN: Allah Kuran’da “Sizde bir güç ve caydırıcılık görsünler” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Dindar olan ülkeler bereketli oluyor. Mehdiyet’e sevgiyle bakan ülkeler bereketli oluyor. Mehdiyet’e tavır alan her ülke bakın hep acı içinde. Mehdiyet’e tavır alanları bak, Allah hepsini uyuttu. Ekin yaprağı gibi. Elle tutulur bir harika meydana geliyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan konuşmasında ayrıca; “Bizim için tehdit unsuru olan kimseden talimat almaya ihtiyacımız yok, tahammülümüz de yok. Herkes konumunu iyi bilecek. Her an Irak ve Suriye’den bizlere tehdit olacak biz de ses çıkarmayacağız. Yok, böyle bir şey. Bu milletin karakterinde böyle bir şey yoktur, bundan sonra da olmayacaktır.” Dedi.

ADNAN OKTAR: İyi, güzel demiş. Başka neler var? Anlatın.

OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Erdoğan idam cezasının getirilmesi konusunun gündemde olduğunu işaret eden şöyle bir açıklama yaptı. “İdam yakın merak etmeyin, yakın inşaAllah. Hükümetimiz parlamentoya bunu getirecek. Ben inanıyorum ki parlamentodan bu da geçer. Bana da geldiği zaman ben de onaylarım. Batının ne dediği değil, milletimin ne dediği önemlidir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: İdam çözüm olmaz. Hiçbir şeyi getirmez idam. Yani yüzlerce adamı asacaksın. Sadece öfke getirir. Eğitim, pişmanlığın kapısını açmak ve her türlü tedbirin alınması, çözüm bu. 12 Eylül’de de astılar milleti. Ne oldu? Asmanın çözüm olmadığı açık. Ama tabii o tanklarla halkı ezenler, havadan kurşun yağmuruna tutanlar bunlar akıl hastası, manyak bunlar. Akıl hastası da yapmaz bunu, akıl hastası mazlum oluyor. Şeytani akıl hastası diyelim. Tam iblis takımı bunlar çok kahpe varlıklar. Ama bunlara müebbet hapis verip, ömür boyu o pişmanlığı yaşatmak lazım. Bir de idam nasıl uygulanacak yani? Sonradan çıkmış bir kanun geriye dönük işlemesi mümkün değil. Nasıl yapacaklar? Bundan sonrası için olabilir. Onun da bir mantığı kalmamış oluyor.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Ali Saydam başkanlık sistemi konusunda, halkın şüphelerini ve bilgisizliğini ortadan kaldıracak bir çalışma yapılması gerektiğini söyledi. “Toplumdaki tüm sorulara yanıt verebilecek bir açıklıkla basit ve kolayca anlaşılmaya yardımcı olacak bir çalışma olmalı diye düşünüyorum. Örneğin; parlamenter sistemin başkanlık sistemine ve başkanlık sisteminin parlamenter sistemi olan üstünlükleri kağıda dökülebilir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, hiçbir şey bilinmiyor.

Enbiya Suresi,73 “Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık.” Mehdiler kıldık. “Ve onlara hayrı kapsayan fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.” Kardeşim hidayete yönelten önderden bahsediyor, işte Mehdi (as). Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık.” Mehdi (as). “Onlar bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı.” (Secde Suresi,24) “Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.” (Ra’d Suresi,7) “Mehdisin” diyor Allah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Arkadaşımız Tufan Gürlek Cezayir’in başkentinde 27 Ekim tarihinde Özel Vasil Lisesi’nde on ikincisi düzenlenen ‘Evrim teorisinin çöküşü’ adlı konferans ve fosil sergisi düzenledi, Adnan Bey. Fotoğrafları var.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel. Çok şahane olmuş. Allah mübarek etsin.

Sinsice İslam’a karşı olan bir ruha karşı iyi anlatım, iyi teşhis herkesin ezberinde olması çok önemli. Çünkü kurnazlıkla insanlar Müslümanları zor duruma sokabiliyorlar. Halbuki iyi, akılcı, detaylı anlatılırsa, mesela biz münafık alametlerini çok iyi anlattık. Çok daha da detaylandırabiliriz. O zaman bu münafık zihniyetin elini-kolunu tamamen bağlamış oluyoruz. Öbür türlü Müslüman çok zor durumda kalır. Bayağı güç durumda kalır. Daha önce hep böyle zor durumda kalmışlar. Mesela bak Mısır’da güçleri yetmedi. Münafıklar her türlü gücü kullanıp Müslümanları darmadağın ettiler. Libya’da Müslümanları darmadağın ettiler. Afganistan’da darmadağın ettiler. Suriye’de mahvettiler Müslümanları, Irak’ta mahvettiler. Çok rahat Müslümanları ezme gücüne sahip oluyorlar. Türkiye’de iktidarı rahatça ele geçireceklerdi 15 Temmuz’da, bir avuç münafık.

BÜLENT SEZGİN: Siz bugün maşaAllah detaylı anlattınız Adnan Bey. Münafık sadece kendi ailesine bağlı oluyor, Müslümanları pek düşünmüyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Evet dinliyorum

BÜLENT SEZGİN: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu terörle mücadele konusunda şunları söyledi. “Bilin ki Allah da bizle beraberdir, tarih de bizle beraberdir, medeniyet de bizle beraberdir ve bu toprakların ortaya koyduğu istikamet de bizle beraberdir. Hiçbir endişeniz olmasın, bu konularda artık çok söz söylemiyoruz. Milletimizin birliğini ve beraberliğini ortadan kaldırmaya çalışanlara karşı işimizi yapıyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, Mehdiyet’in bereketi var Türkiye’nin üstünde. Mehdiyet’in bereketinden kaynaklanıyor. Böyle yüzlerce harika mucize olmaz normalde.

OKTAR BABUNA: Siz ekonomik kriz olduğunda dünyada “Türkiye bundan etkilenmeyecek” demiştiniz Mehdiyet’in bereketiyle hakikaten oldu, o şekilde oldu maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, bir acayiplik olduğunu anlıyorlar ama ona bir anlam veremiyorlar.

“Demek beni terk ettin, demek gerçekten gittin.” (Şarkıda geçen sözler) Hak etmişsindir, iman birliği varsa hiçbir şey olmaz. Kuran’da anlaşıyorsan, Allah’ın anayasasında anlaşıyorsan sorun çıkmaz ama kendin ayrı bir kafadaysan, o ayrı bir kafadaysa olmaz. Kuran’da ittifak lazım, adam Kuran’a uymuyorsa sen de uymuyorsan konu biter. Kuran bağlayıcıdır. Hablullah-ul Metin, Uhretul Vuska, Allah’ın kopmaz, koparılmaz ipine bağlanırsan kopup gitmezsin. Ama Allah’ın ipine bağlı değil de kendine bağlıysan tabii her yere savrulursun. Savrulmayacağın yön yok o zaman. Allah’ın ipine bağlı olup da ayrılan tarihte görülmemiştir. Mümkün değil, mümkün değil.

Erbakan Hocam çok şeker. Allah cennette kardeş etsin.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü