Harun Yahya

Sohbetler (30 Ekim 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop, yeni getirilecek olan Başkanlık sisteminin yüzde 90 oranda Amerikan tipi Başkanlık modeli olduğunu söyledi. Şöyle anlattı; “Önerdiğimiz model çok büyük oranda Amerika’nınki gibi olabilir. Amerika’dakinden farklı olarak biz federal değil üniter Başkanlık ve tek meclis öneriyoruz. Birde doğrudan tek derecede seçim olacak. Bazı atamalarla ilgili farklar da olabilir. Bunun dışında Amerikan sistemine yüzde 90 oranda benziyor diyebilirim.”

ADNAN OKTAR: İşte o yüzde 10’nu da tamamlarsalar bayağı tehlikeli olabilir, onun bir garantiye alınması gerekiyor. Yüzde 90’nı, yüzde 10’nunu da ilave edelim, düzeltelim falan demeye kalkarsa ilerde birisi risk büyük olur.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım bugün Başkanlık sistemiyle ilgili şu açıklamayı yaptı; “Türkiye’de Başkanlık sistemi gelirse Türkiye bölünür diyorlar. Asıl gelmezse Türkiye’nin bölünme riski vardır. Başkanlık üniter yapıyla olacak. Başkanlık demek, federasyon demek değildir. Federasyon olan yerler de var, olmayan yerler de var. Türkiye’de Başkanlık sistemi yedi yüz seksen bin kilometrekare vatan toprağının bir karışının bile bölünmediği, ayrıştırılmadığı tek vatan, tek millet, tek devlet ülküsünün esas alındığı bir sistemdir. Bir kere bunu bir kenara açık ve net koyalım. Hiç kimse Başkanlık eyalet sistemi getirecek, Başkanlık bölünme getirecek diye yalan yanlış beyanlarda bulunmasın” dedi.

ADNAN OKTAR: Getirecek demiyor kimse öyle bir şey yok, getirebilir. Bilmiyoruz çünkü neyi söylediklerini. Biz riske karşı konuşuyoruz. Getireceğini nerden bilelim biz? Ama sisteme o şekilde korsalar getirecek derse getirir. Getirmeyecek şeklindeyse getirmez, o sunuluş şeklini biz öğrenmek istiyoruz. Daha öncekilerin hepsi getirecek moddaydı teklif ettikleri. Amerikan modeli, Meksika modeli, Fransız modeli, Güney Afrika modeli, çok fazla model teklif ettiler hepsi federasyon getirecek şekildeydi. Şimdi “getirmeyecek” diyorlar ama nasıl yapacaklarını bilmiyoruz, bunu öğrenmek istiyoruz. Belediyelerin yetkisini genişleterek aynı noktaya geleceklerse bu olmaz. Belediyelerin yetkisini genişletmekten bahsettiler o konunun üstünde duruyoruz biz, o konuya açıklık getirmeleri lazım. O muğlak kalırsa olmaz. Federasyon yok ama belediyenin yetkisini genişletmek var, federasyon o yine aynı federasyon. Federasyonun yerine kederasyon aynı şey olur. Belediyenin yetkisini genişletmek demek federasyonun en alası demektir, bu konu hallolması gerekiyor. Bunu açıklıkla bize anlatmaları gerekiyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İki yeni kanun hükmünde kararname daha yayınlandı. On bin kamu görevlisinin daha görevden uzaklaştırıldığı bu kararnameyle gelen yeni uygulamalardan biri de rektörlük seçimlerinin kaldırılması oldu. Uygulamaya göre Cumhurbaşkanı Erdoğan yükseköğretim kurumunun belirlediği üç isimden istediğini rektör olarak atayabilecek. Bu uygulama demokratik olmadığı gerekçesiyle eleştiri aldı.

ADNAN OKTAR: Nasıl olmasını istiyorlar?

KARTAL GÖKTAN: Daha önceki gibi seçimle.

ADNAN OKTAR: Kim seçecek?

KARTAL GÖKTAN: Diğer rektörler kendi aralarında.

ADNAN OKTAR: Diğer rektörler.

EREL AKSOY: Üniversite personeli seçiyordu daha önce, o şekilde teklif ediliyordu.  

ADNAN OKTAR: Şu dönemde bu uygulama daha iyi görünüyor, ortalık biraz gergin bir süre böyle gitsin yani Cumhurbaşkanı seçsin daha iyi olur. Zaten üç aday gösteriliyor, makul. Çünkü öbür türlü terörist gruplar bilmem ne devreye giriyor karmakarışık işler çıkıyor, sol gruplar devreye giriyor, baskı oluyor bilmem ne bir acayip haller oluyor, Türkiye’nin bu geçiş döneminde, bu gerginlik ortamında daha derli toplu bir hayat standardına girmesi gerekiyor, üniversitelerin de sakin olması gerekiyor bunda bir şey yok. Tamam ideali belki öyle olabilir ama huzur esas, huzurlu olan bu, güvenli olan bu.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Partili Şamil Tayyar’sa rektörlük seçimlerinin karar hükmünde kararname ile kaldırılmasını tarihi karar olarak yorumladı ve “darısı yargıya” dedi. Bu mesaj bir sonraki hamlenin işareti olarak algılandı ve üst düzey yargı mensuplarının da Cumhurbaşkanı tarafından seçileceği yorumlarına neden oldu.

ADNAN OKTAR: Şu dönem için olabilir. Derli toplu bir hayat için, karmaşasız bir toplum için böyle hayırlı olur, iyi olur bunda bir şey yok. Normal bir durum yok çünkü. Ortadoğu kaynıyor, daha yeni darbe olmuş, darbe atlatılmış her yerin bir sükunete, sakinliğe, huzura kavuşması gerekiyor. Tamam her şeyi tek bir adam yapıyor gibi görünüyor ama mühim olan memleketin huzuru, hayrı; kötü bir şey olmuyor sonucunda. Kargaşa olmuyor, şamata olmuyor. Pratiğe bakmak lazım, pratikte bizim lehimize mi, aleyhimize mi? Türkiye’nin lehine mi, aleyhine mi? Bunun sonucunda bir anormal adam ortaya çıkmıyor. Bir anormallik çıkmıyor, kargaşa çıkmıyor, terör çıkmıyor, anarşi çıkmıyor, işler çabuk gidiyor tamam yani aksilik adamlarını ortaya kimse çıkaramıyor. Birde kargaşaya ve aksiliğe çok meraklı tipler var. Hükümetle uğraşmayı marifet zannediyor. Hükümeti engelliyor. Mesela köprü yapacak “yok durduralım” diyor. Yok işte bir hayırlı iş yapacak “onları durduralım” diyor. Durdurmayı güzel bir faaliyet gibi görüyor, böyle demokrasi olarak değerlendiriyor. Mesela Cumhurbaşkanı bir laf konuşacak, bir söz söyleyecek onu konuşturmuyor mesela. “Demokratik tepkimizi koyduk ortaya” diyor. Kardeşim huzursuz ediyorsun milleti. Normal hayat yaşanmıyor, kargaşa meydana geliyor. Huzurlu, sakin bir hayat sağlıyorsa tamam ama mesela farz edelim gelen adam çok acayip bir adam olur, iş çıkartır, rahatsızlık verir falan o zaman haklısın ama böyle bir olay yok. Sakin, huzurlu bir Türkiye var mesela kim derki darbeden çıkmış bir ülke değil mi? Her yer püfür püfür mesela bak şimdi dışardaydım herkes işinde gücünde yolda bir tane polise rastlamadık. Öyle bir dikte havası falan hiçbir şey yok. Askeri rejim olsaydı bir düşünün ne olurdu, darbe rejimi olsaydı?

Birde Tayyip Hoca’yla uğraşmayı marifet zannediyor bazı tipler mesela ona zıt rektör, ona zıt dekan, sürekli uğraşan, abuk sabuk konuşan, böyle kafa tutan; övsün de demiyoruz da uğraşmasın. Herkes normal işini yapsın. Çünkü hakikaten uğraşılması gerektiği için uğraşmıyor, oyun olsun böyle iş çıksın, kargaşa çıksın, muhalif olsun. Yani haklı bir nedenden kaynaklanmıyor. Onun için millet de huzursuzluk istemiyor, sakin, normal, aklı başında yaşamak istiyor.

Birde dünyada en çok kilitlenen sistem Amerikan modeli. Mesela eğer senatoda başkanın muhalifleri güçlüyse başkanların istediği yasal değişiklikleri reformla yapamıyorlar, ekonomi onaylatılmıyor. Böylece hükümet kepenk kapatıyor, devlet iflas ediyor. Kaç defa oldu? Hükümet çöktü, devlet çöktü, kilitlendi aylarca biliyorsunuz. Amerika'da her devlet ayrı devlet, federal devletler var, her şeyi ayrı. Birde dünyada en çok kilitlenen sistem, Amerikan modeli. Devlet kaç defa çöktü. Kapandı, devlet kapandı. Onun için bunlara ne çözüm bulmuşlar, neyi kastediyorlar? Bunların hepsini açıklığa kavuşturmak lazım. İşte “federasyona gider bu durumda, bunu demeyin” bütün verdiğiniz modeller, ona gidecek modeldeydi zaten. İlk defa söylediğinize göre, gerekçesiyle ilk defa açıklıyorsunuz.  Açıklarsan milletin zaten bir sözü olmaz ama yerel yönetimleri güçlendirme neyin nesi? O zaten asıl konu, oradan geliyor. HDP’nin asıl istediği de o, Amerika'nın istediği de o, Avrupa'nın istediği de o, yerel yönetimlerin güçlenmesi.  Türkiye oraya şerh koymuştu. Şimdi şerhi kaldırırsan, şerhi kaldırdığında battık gitti, federasyon demektir. En gelişmiş şekliyle federasyon. Yani o şerh devam edecek mi? Türkiye şerhi kaldıracak mı? Devam mı edecek? Yerel yönetimlerin genişletilmesi ile neyi kastediyorsunuz? Yerel yönetimlere özerklik vermeyi düşünüyor musunuz? Veyahut yerel yönetimlerin kapasitesi ne hale getirilecek? Oradaki amacınız ne, mesela ne söylediniz? Yerel yönetimler güçlenecek dediler.  Neyi kastettiğiniz belli değil. Bunu söylemeniz lazım. PKK ile bağlantılı bilinen bu Demokratik Toplum Kongresi’nde bu konu açıklandı. Dediler ki “özerk bölge yönetiminin denetiminde yereldeki asayişin tümünü sağlayacak resmi yerel güvenlik birimlerinin kurulması” belediyeye bağlanacak güvenlik, yani asker ve polis belediyeye bağlı, belediye başkanlığına. Kardeşim işte devlet oldu, gitti. İşte sırf bu yeter yani. “Yargı sistemi, adalet hizmetlerinin özerk bölge modeline göre yeniden düzenlenmesi”  bu da aynı. Belediyeye verdiğinde sen mahkemeleri, ayrı bir devlet, PKK'lı mahkeme başkanları olacak. Orada yaşanır mı? “Her kademede eğitimin özyönetime bırakılması” yani belediyeye bırakılması “eğitim” her yerde PKK eğitimi yapılacak, polis PKK'ya teslim edilecek, asker PKK'ya teslim edilecek, mahkeme PKK'ya teslim edilecek. PKK'lı savcılar, PKK'lı hakimler olacak. Karşısına çıkıp ondan sonra vatandaş derdini anlatacak. Bitti demektir işte o zaman. Türkiye gitti Allah esirgesin. Yani bu gürültüye getirilecek bir konu değil ki.

Demirtaş'ın açıklaması vardı diyor ki “Biz özerkliği ilan etmeyeceğiz” diyor “inşa edeceğiz” diyor “adım adım ilerleyeceğiz” diyor. Ya siz kimi kafalıyorsunuz öyle? Ne yapıyorsunuz? Nereye inşa ediyorsunuz? O inşaatı biz tepetakla aşağı indiririz kanunla, hukukla. Öyle bir şey olmaz, çocuk mu kandırıyorsunuz siz? Dalga geçer gibi lafa bak yani.

Öcalan diyor ki  “Peki biz ileride ne yapacağız?” diyor Öcalan. “Kürtler özgürce kendilerini idare edecek ve yönetecektir” diyor bak. “Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İlerde olabilir mesela Avrupa Birliği Yerel Yönetim Özerklik şartı ki buna şerhi kaldırırlarsa bu mesele önemli ölçüde çözülür” diyor. Şu an şerh var. E sen ne diyorsun? Belediyelere daha geniş yetki vereceğiz. Nasıl vereceğiz? Bu şerhi kaldıracağız dersen bunda bizim bir garantimiz yok. Başkanlık sistemi de var. Gitti memleket demektir. Ne yapalım oldubitti bir kere falan derse biri çıkar ilerde o zaman bu olmaz. Bunu kabul etmeyiz. Mesela yerel yönetimler il il değil de bölgesel yapılırsa,  mesela Güneydoğu için ayrı, Karadeniz için ayrı. Sınırı zaten çizmiş oluyorsun. Adam hadi referanduma gidelim diyecek. Birleşmiş Milletler askerlerini getirecekler. Bitti. Türkiye paramparça olur. Ama başkanlık sistemi olmadığında neden Türkiye bölünür? Bilimsel bir konu, bunu söylesenize. Mesela şu nedenle olur deyin aklımız alsın. Biz illa olmaz demiyoruz hakikaten makul görürsek kabul ederiz. Vatan millet meselesi. Doğruysa sözün eyvAllah. Biz illaki olmazsa olmaz demiyoruz ama nedenini bilmek istiyoruz.

Mesela Diyarbakır Bölge Başkanı Gülten Kışanak “Bizim bölgemizde çıkan petrolün geliri bize ait olmalı” demişti. “Petrol buradan çıkıyor bize ait” diyor. Bu ne bu?

Sayın Başbakan iyiniyetli bir insan onu herkes biliyor. Bütün Türkiye biliyor. Herkes de seviyor güvendiğimiz bir insan. Başkanlık sistemi olmazsa neden bölünmeye gideriz? Bunun bilimsel bir açıklaması vardır. Bunu bize hemen söylemesi lazım, geciktirmeden. Üç beş kelime de olsa söylesin neyi kastetmiş? Hamasi bir açıklama olduğunu zannetmiyorum bunun. Yani varsa bir gerekçesi, şu an biz aradık düşündük bulamadık. Ama bir bildiği vardır bunu söylemesi lazım. Birde belediyenin yetkilerini genişleteceğiz diyor. Bundan kastı ne? Bunu da açıklaması lazım. Bizi tedirgin edecek gelişmeler olur öbür türlü bunu da istemiyoruz.

HDP’li Demir Çelik var Nisan 2014’te yaptığı bir konuşmada, Hakkari ve Şırnak’ta özerklik için pilot uygulamalar yapıldığını söylemişti. Denemeler yapıyor. Adamlar bizi tatlı tatlı alıştıracağını zannediyor. Böyle bir şey olmaz. Yani biz komünistlere, Stalinist PKK’lılara Güneydoğu’yu vermeyiz. Bir denesinler istiyorlarsa cevabı çok keskin ve açık olur. 83 milyon şehit olsa hiç düşünmeyiz söyleyeyim. Ama bir karış bile toprak vermeyiz. Bunu akıllarından çıkarsınlar. Bizim tamamımızı şehit etsinler tamamı onların olsun. Bölge bölgeye gerek yok. Ya tamamını alsınlar alabiliyorlarsa veyahut hiçbiri. Tamamını almaları için de 83 milyonun tamamını şehit etmeleri lazım. Kapasiteleri yetiyorsa buyursunlar. Bunun dışında uzatmaya gerek yok Avrupa isterse kulak zarını yırtsın vermeyeceğiz Türkiye’yi. Bize artistlik yapmanın alemi yok yani ağzımı bozdurmasınlar benim Avrupalı arkadaşlar, kanunla hukukla ilimle irfanla müsaade etmeyeceğiz buna.

Selahattin Demirtaş, Ağustos 2015 tarihinde Avusturya’da Avusturya gazetesine bir röportaj verdi diyor ki, “Erdoğan başkanlık sistemini kurarsa, bizim de federatif devlet modellerini tartışmamız meşrudur ve gerekir” diyor. Madem başkanlık sistemi artık federatif sistemde gelsin diyeceğiz diyor, bu sefer de onu artık gündeme getireceğiz diyor yani adım adım ilerlemek istiyorlarsa buna müsaade etmeyiz ama ben Tayyip Hoca’nın üslubundan Başbakan’ın üslubundan buna hiç niyetleri olmadığını görüyorum. Ama bize bunu açıklamaları lazım yani biz ne yaptığımızı bilelim yoksa tek devlet, tek millet, tek bayrak açık açık söylüyorlar zaten anlamayacak gibi değil. Birde her ikisinin de sağlam milliyetçi olduğu görülüyor, ırkçı değil Milliyetçi. Irkçılık ahlaksızlıktır, alçak insanlar ırkçı olur yani Firavunlar ırkçıydı, deccallar ırkçıdır, İngiliz derin devleti mesela ırkçıdır Anglosakson ırkçısıdır, Firavun kendi kavminin ırkçısıydı yani Nemrut da ırkçıydı bütün deccallar ırkçıydı Hülagü de, Hülagü kafatası ırkçısıydı. Yani bu bir alçaklıktır münafıklar hep ırkçıdırlar, ırk azgınlığı var üstlerinde Müslüman’da böyle bir şey olmaz. Müslüman herkesi Hazreti Adem (as)’in evlatları gibi görür ama Allah sizi diyor “milletler kavimler olarak yarattım” o bir güzellik olsun diye yaratıyor Allah onu.

Mesela bazı alçaklar Suriyeli kardeşlerimizi aşağılıyor halbuki kendisi aşağılık onun, kendisi karaktersiz, bunlar cibilliyetsiz haysiyetsiz münafıklar yani Müslüman bir insan Suriyelilere öyle çirkin bir söz söylemez, ırk olarak aşağılıyor kendince, alçaklık yapıyor. Ben işte Adanalıyım, ben işte İzmirliyim, Manisalıyım tamam da oraya nereden geldin sen? Her yerden gelmiş olabilirsin yani Adanalı olmak yahut Erzurumlu olmak yani o toprakta oturuyor olmak senin ta Adem (as) devrinden beri orda oturduğunu göstermez. Otursan da Adem (as)’in evladı olmuş oluyorsun. Kanında belki Çingene kanı da var efendim Türk kanı da olabilir Kürt kanı da olabilir her şey olabilir. Böyle alçaklara karşı çok dikkatli olmak lazım böyle ırkçı, haysiyetsiz, namussuz insanlar oluyor münafık tıynetli bunlara çok dikkat etmek lazım.

BÜLENT SEZGİN: Allah Hucurat Suresi’nde şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız (Irk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir haber alandır.”(Hucurat Suresi 13)

ADNAN OKTAR: Tabii. MaşaAllah.

Münafık böyle manyak tıynetli bir varlıktır. Kendini Türk ırkçısı gösterir ama bunu kasten yapar, insanları tahrik edip Türk milletine karşı atağa geçmesi kastıyla yapar yani ırkçılığın çirkin bir şey olduğunu bildiği için kasten ırkçılık propagandası yapıp Türk milletine karşı insanları ayaklandırmak amacıyla yapar bunu. Çok alçaktır münafık deli tıynetlidir yani tam bir cemiyet mikrobudur. Mesela İsrail’i savunuyor gibi yapar ama çok müthiş İsrail düşmanıdır aynı zamanda ve kansız karaktersiz bir kin anlayışı vardır yani onlara karşı konuşurken onlardan yanaymış gibi üslup kullanır ama gizlisinde onlara karşı son derece kinli olur yani nefretini her planda belli eder yani böyle vampir gibi gizli bir manyaklığı vardır. Mesela İngilizler Osmanlı’yı parçalarken hep ırkçılığı kullandılar, her bölgenin ayrı ırkçılığını kullandılar. Arap ırkçılığını, Bulgar ırkçılığını, Sırp ırkçılığını hepsini ayrı ayrı kullandılar.

BÜLENT SEZGİN: Allah yine başka bir ayette şöyle buyuruyor Adnan Bey, Fetih Suresi 26, “Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, ‘öfkeli soy koruyuculuğunu cahiliyenin ‘öfkeli soy koruyuculuğunu’ kılıp kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisini ve müminlerin üzerine güven ve yatışma duygusunu indirdi.” (Fetih Suresi, 26)

ADNAN OKTAR: Evet, o zaman da ırkçı ve manyak. İşte münafıkların eylemiydi o. Kendini milliyetçi gibi gösterir münafık ama milliyete şiddetle karşıdır. Mesela MHP’ye falan da öyle sızmaya çalışan çok fazla münafık oluyor halbuki MHP’ye karşı çok kinli oluyor ama kendini MHP’li gösterir böyle alçaklar. Yani münafık son derece manyak bir mahluktur çok çok dikkat etmek lazım. Mesela Firavun da ırkçı, ne diyor Hazreti Musa (as)’ya ve ‘aşağı ırktan’ diyor.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: ‘Aşağı sınıftan’ diyor yani tam bir münafık üslubu yani o devrin azılı münafığıydı Firavun. Defalarca kendisinin Müslüman olduğunu söyledi, defalarca münafık olduğunu gösterdi. Ebu Cehil de onu, bir köle altın alıyor savaşta palasını kaldırıyor tam vuracakken ‘sakın vurma’ diyor, ‘niye?’ diyor, ‘senin gibi bir kölenin beni öldürmesini istemiyorum’ diyor. Bir asilin beni öldürmesi gerekir diyor. Tabii o anda bile tabii, ‘senin ırkından bir kölenin diyor beni öldürmesini kesinlikle istemiyorum’ diyor. ‘Soylu bilinen bir aile mensubu o öldürsün beni’ diyor. Tabii o da dinlemiyor öyle deyince.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli “Tam başkanlık sistemini önereceğiz modelimiz o, onun dışındaki diğer ara modeller şu an itibariyle gündemde değil” dedi. Önerecekleri sistemin en önemli uygulayıcısının Amerika olduğunu belirten Canikli, önerecekleri sistemle Amerika’daki sistem arasında bazı nüansların olduğunu ve çalışmaların devam ettiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Münafık çok sinsidir bayağı dikkat etmek lazım. Özellikle asrımızda bunların internetten, telefondan muazzam imkanları oluştu bak mesela şu bilmem ne sistemi dediler yakında gördünüz. Akıl almaz sistemler yani İngiliz derin devleti CIA’in şunun bunun bütün imkanlarını kullanıyor, interneti ayrı adeta münafıkların emrine verdi bir yönüyle. Bu alçakların çok fazla sahte hesabı var, buralarda homoseksüel propagandası da yapıyorlar efendim MHP karşıtı propaganda da yapıyor her türlü ahlaksızlığı da savunuyor, her türlü sapıklığı da savunuyor, her türlü manyaklığı da savunuyor yani bilinçaltındaki bütün pisliği bu gizli hesaplarından yapıyorlar. Kendi hesabından yapmıyor kendi hesabını düzgün adam gibi gösteriyor. Bunların kendi hesabına kanmamak lazım, gizli hesaplarından yapıyorlar alçaklıklarını ahlaksızlıklarını yani bilinmeyen hesaplardan. Artık bilinçaltındaki asıl o manyak dünyalarını orada giriyorlar, buna çok dikkat etmek lazım. Dinle alay etmeler, İslam’a olmadık laf söylemeler hep gizli hesaplarından, münafıkların yolu bu zamanımızda. Kendi hesaplarından kendine hakim olamıyorlar yine dünyanın ünlü homoseksüelleriyle bağlantı kurmalar, Rumilerle bağlantı kurmalar, Darwinistlerle bağlantı kurmalar onlara methiyeler düzmeler, şarapçıları övmeler göklere çıkartmalar, yalakalık, sahtekarlık, her türlü adilik yani münafık bütün cemiyetin baş belası böyle mikroptur yani. Pakistan’da zibil gibi münafık bulmuşlar, Hindistan’dan zibil gibi münafık bulmuşlar, Bangladeş’ten Ürdün’den Mısır’dan Fas, Tunus, Cezayir’den her yerden buluyor bunlar ve dev bir ordu kurmuşlar. Münafık ordusu ve interneti de emirlerine almışlar adeta her türlü pislik burada yapabiliyor. PKK’yla da iş birliği halindeler, işte paralel yapıyı da ele geçirmişler, hemen hemen neredeyse tamamını. O iyi niyetli insanlar da vardır onlar içinde onları da kullanıyorlar çok garip bir yapı var, akılcı iyi bir planlamayla bu alçakların bütün oyunlarını altüst etmek mümkün. Ama çok sabırlı olmak lazım.

Mesela münafık dışarıda kendini çok kaliteli gösterir ama normalde çok çirkef ve pisliktir çok iğrençtir bayağı pis bir mahluktur yani böyle köprü altı çakalları gibidir yani köprü altı züppesi de çok felaket pis olur. Mesela Mısır’da böyle büyük bir kitle vardı bunlara baltacı deniyor her türlü ahlaksızlık var bunlarda. Azılı münafık; camiye de gidiyor başka mescide de gidiyor, tarikatlara de giriyor, homoseksüellik var, kadın satıcılığı var, haysiyetsizlik, namussuzluk var ama sorsan son derece milliyetçi, kaliteli, düzgün dürüst, aklı başında mesela konuşurken o ihvanı eleştiriyorlardı televizyona çıktılar baksan dinleniyor halbuki adamlarda her yol var. Kadın satıcılığından tut homoseksüellikten çık. Her türlü haysiyetsizlik, ağızları da bozuk, internette bunların muazzam bir sistemi var ne tür iğrençlik varsa bunlarda var ama kendi Facebooklarında falan bayağı düzgün gibi konuşmaya çalışıyorlar böyle kaliteli düzgün mesela kızsa iyi aile kızı havasında, erkekse mesela düzgün aklı başında adammış gibi.  O haysiyetsizlerin gizli hesapları çok tehlikeli buna çok dikkat etmek lazım. Mesela bir kendilerinin hesabı varsa 30 tane de gizli hesabı oluyor böyle tiplerin. O gizli hesaplarıyla bütün dünyayı birbirine katıyorlar buna çok dikkat etmek lazım.

Mesela münafığa senin yanında karşı olduğunu söyler halbuki gizli hesabında münafığı destekler. Mesela bir siyasetçiye karşı olduğunu söyler ama onu gizlice destekler yani o ruhundaki o manyaklığı öyle tatmin etmiş oluyor. Ama internetin bunlara muazzam imkan sağlamış olmasının çok üstünde durulması lazım. İnternet adeta münafığın kalesi gibi oldu münafıkların yani Müslümanlara dabbe’tül arz görevi yapıyor ama münafıklarda bu karanlık dünyalarını internet içerisinde yaşayabiliyorlar ama bunların o kirli çalışması, kirli meslekleri iyi deşifre edilirse bu alçakların yolu tamamen kapanır.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey nitelikli münafıklara dair 31 Ağustos 2016 tarihli sohbetinizden bir bölüm okuyabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet

KARTAL GÖKTAN: Müslümanların ezilmesinde hep münafıklar kullanılıyor bunlarda bilgili kültürlü oluyorlar o yüzden fark edemiyor bazı insanlar. Bir yüksek nitelikli münafık vardır yani derin devletlerle doğrudan bağlantılı onlar çok keskin şeytani bir zekaya sahiptirler, şeytanla doğrudan bağlantılı oldukları için. Özel bir klan gibidir yüksek nitelikli münafıklar. Birde orta nitelikli münafık vardır ama onların tahribat gücü, derin devletlerle bağlantısı çok dolaylıdır yani direkt derin devleti hedeflemezler. Birde niteliksiz münafıklar vardır halk arasında çok yaygındır, niteliksizdir, tahrif gücü de zayıftır ama tabii Müslümana sevap gücü de zayıftır niteliksiz münafığın, halk daha ziyade bu tip insanlarla muhatap oluyor.

BÜLENT SEZGİN: Yüksek nitelikli münafık çok nadir olur yani her yerde rastlanmaz. Onlar genellikle yönetici konumunda oluyorlar. İngiliz derin devletiyle doğrudan bağlantılılar, asıl ordu gibi çok olan az nitelikli münafıklardır. Büyük bir kitle oluşturur onlar, onları yüksek nitelikli münafıklar yönlendirirler o yönlendirme nedeniyle şu an Müslümanlar eziliyor zaten, dinin değiştirilmesi de onlarla yapıldı ta Resulullah (sav)’ın zamanında hemen vefatından sonra yaptılar hatta Resulullah (sav)’a da baskı yapıyorlardı.

ADNAN OKTAR: Evet, doğru. Münafık münafıklarla ilgili bir konu olduğunda hiç dinlemek istemez Kuran’dan bir hüküm olduğunda dinlemek istemez, ondan kurtulacağını zanneder halbuki cehennemde zaten sonsuza kadar bu konuyla muhatap olmuş olacak. Kendince kendine başka işler bulur başka oyalanacak varsa. Mesela Kuran okunurken hiç tahammül edemez münafık ama boş bir şey olduğunda hemen dalar. Ayette buna çok dikkat çekilmiştir. Boş bir şey olduğunda hemen ona yüzüstü dalarlar. Onun için münafığın her yerde Kuran’la karşılaştırılması, her yerde münafık alametleriyle karşılaştırılması için Müslümanların bunu dünya çapında gündemde tutması lazım.

Mesela Mısır’da da münafıklar mahvetti, Filistin’i de münafıklar mahvetti, Fas, Tunus ve Cezayir’de acayip güçler. Mesela İngiliz münafıkları, İngiliz Sünniliği ve İngiliz Şiiliği diye bir şey çıkarttılar, iki tarafı birbirine düşman ettiler akıl almaz berbat bir sistem yani son derece tehlikeli.  Bunları üç-beş kişiyi yönetiyor yani nitelikli münafıklar yönetiyor, niteliksiz münafıkları nitelikli münafıklar yönetiyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika, İstanbul Başkonsolosluğu’nda çalışan personel ailelerinin Türkiye’den ayrılması çağrısında bulundu. Ankara’daki Fransız büyükelçiliği ise çalışanlarına bir SMS göndererek 30 Kasım için uyarıda bulundu, mesajda “30 Kasım’da Ankara’da teröristlerin eylem yapma ihtimali var, toplu ulaşım araçlarını kullanmayın, alışveriş merkezlerinden ve hava limanlarından uzak durun” denildi.

ADNAN OKTAR: 30 Kasım.

KARTAL GÖKTAN: Evet

ADNAN OKTAR:  Ne varmış 30 Kasım’da özelliği neymiş?

KARTAL GÖKTAN: Aslında 30 Kasım’a kadar olan tarih içinde bu uyarı geçerli ama 30 Kasım’ı özellikle belirtmişler.

ADNAN OKTAR: Ama bu uyarıları sık sık yapıyorlar benim bildiğim.

BÜLENT SEZGİN: Evet daha önce de yapmışlardı.

ADNAN OKTAR: Sürekli bir korku halindeler bu da Mehdiyet’in ve İsa Mesih’in zuhurunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Gittikçe huzursuzluk artıyor dünyada yani düzelme değil sürekli bozulma gelişiyor ve hiçbir siyasi sistem bunu düzeltemiyor. Ne Amerika’daki ne dünyanın başka yerindeki siyasi sistemler bu gidişata bir dur diyemiyor, gittikçe batma noktasına doğru gidiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Allah Nur Suresi 55. Ayette, İslam birliğini tarif ederken “onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir” buyuruyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Fussilet Suresi 26’da “İnkar edenler dediler ki:” Münafıklar, küfür. "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz." Yaygara; işte mesela darbuka çalıyorlar Kuran okunurken, davul çalıyor. Veyahut işte müzik aletleri çalıyorlar. Bağırıyorlar işte şamata yapıyorlar. Yahut bağırarak topluca şarkı söylüyorlar, gürültü yapıyorlar o devirde münafıklar. Mesela Kuran okunuyor. Halbuki faydalanacaklar, istifade edecekler, hemen gürültü yapmaya başlıyorlar. Zillerle, darbukayla, davulla, müzik aletleriyle, bağırarak böyle yüksek sesle şiir söyleyerek yahut şarkı söyleyerek Kuran’ı dinlememeye gayret ediyordu o devrin münafıkları. "Belki üstün gelirsiniz." Böyle nasıl üstün geleceksin? Çok akılsızdır münafık. Zekidir ama çok akılsızdır.

KARTAL GÖKTAN: Hac Suresi’nin 72. ayetinde de, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanacaklar” buyuruyor Allah.

ADNAN OKTAR: Evet yani nefret ederler Kuran okuyandan. Allah’tan bahsedenden nefret ederler münafıklar. Yani çok kinlenir. Allah onları bir manyak olarak yaratmış yani akıl hastası gibidir. Ama bu çok yaygın. Bunun çözümü, münafığın çirkin mesleğini dünyanın her tarafında sürekli anlatmaktır. Her nereye giderse münafık bununla karşılaşması lazım. Kapıdan çıkınca bu konuyla karşılaşacak, sokakta bununla karşılaşacak, pastanede bununla karşılaşacak, her yerde. Dolayısıyla bu onun için bir çözüm olur. Ya düzelir yahut hastalığı daha da artarak devam eder.

KARTAL GÖKTAN: Kehf Suresi, 101. ayette de, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı” buyuruyor Yüce Allah.

ADNAN OKTAR: Evet, münafık çok sıkıntı duyuyor Kuran’dan.

Alak Suresi, 15-19 şeytandan Allah’a sığınırım. “Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz;” Saçından. “O yalancı, günahkar olan alnından. O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın.” Derin devletin o yalakalarını çağırsın. “Biz de zebanileri çağıracağız. Hayır; ona boyun eğme (Rabbine) Secde et ve yakınlaş.” Yani münafığa itaat etme, ona karşı akılla, ilimle, irfanla, Kuran’la mücadele ver. “Ve secde et ve yakınlaş.” Yani Allah’a ibadetine devam et, Allah’a yakınlığına devam et.

Zümer Suresi, 45. “Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların” Münafıkların. “…kalbi öfkeyle kabarır.” Çok sıkılırlar. “Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.” Böyle maymun gibi garip böyle vahşiyane sevinç alametleri göstermeye başlar münafık. Yani sevinci de vahşiyanedir. Bir maymun gibidir normal bir insan gibi değildir. Oradan da fark edilebilir münafığın karakteri.

Nisa Suresi, 91. “Diğerlerini de” Münafıkların, kafirlerin. “Diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız.” Yani “sizin bize bir zararınız olmaz değil mi?” Diyorlar Müslümanlara, kendi kavmine, oradaki kafirlere de. Hep akılları fikirleri bize bir zarar gelir mi kafasındalar, münafıkların derdi. “(Ama) Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar” diyor Allah ayette.

Ne diyelim? “Dostlukla ve sevgi birliğiyle” diyelim.

Lokman Suresi, 7’de; “Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver” diyor Allah. Kuran ayeti okunduğunda ne yapıyor? Sanki işitmiyormuş. Aslında işitiyor ama işitmiyormuş gibi. Ama bir şekilde işitiyor. “Ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi,” Hatta gerekirse eliyle kulaklarını da kapatıyor bunlar. Yani kulaklarını elleriyle kapatabiliyorlar. “Büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir” Müslümanların yanından kaçar, başka yere gider. “Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver” diyor Allah. Ama müjde diyor çünkü ona verilen azap müminler için bir müjdedir.

Mesela Peygamberimiz (sav) için de o zaman ırkçı kafayla yaklaşıyorlardı. “Ebu’l Kasım’ın yetimi mi bize baş olacak, lider olacak?” diyorlardı. “İki büyük şehrin ileri gelenleri var. Onlar olacakken ne alakası var?” diyorlar.  

BÜLENT SEZGİN: Son dakika haberi vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Söyle.

BÜLENT SEZGİN: Mardin’de PKK’lı teröristler AK Parti ilçe binasına saldırdı. Üç polisimiz yaralı.

ADNAN OKTAR: Bir de bu CHP’li bir milletvekili mi?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Genel Başkan Yardımcısı. 

ADNAN OKTAR: Genel Başkan Yardımcısı, milletvekili değil değil mi o?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Milletvekili bildiğim kadarıyla.

ADNAN OKTAR: Yani yaptıkları şey çok çok ayıp ve çirkin. Müthiş münasebetsizlik yani alenen densizlik. Oraya gelmiş misafir insan, çekip ayağından vuruyorsun. Yani bunun ne anlamı var? Amaç ne yani? Bunu eğer insanlık olarak değerlendirecek olursak yapılan hareket çok çok çirkin. Müslüman olarak çok çok çirkin. İsmi Bülent Tezcan. Bir de efendi bir insan o, kendi halinde, kimseye zararı yok, zoru yok. Yani vicdansızca, ahlaka, Müslümanlığa tamamen zıt bir tavır. Hiçbir amacı da yok. Mantığı da yok. Ne olmuş oluyor, bunu yapınca ne kazanmış oluyor, eline ne geçmiş oluyor?

BÜLENT SEZGİN: Saldırgan Abdullah Sargın yakalandı Adnan Bey. İlk açıklaması; alkollü olduğunu ve saldırıyı bilinçli olarak yapmadığını iddia etmiş.

ADNAN OKTAR: İşte alkolün bir zararı daha. Çünkü alkol beyindeki ahlakla ilgili olan merkezi de inhibe ediyor, bozuyor. Adam gayri ahlaki davranışlarda bulunabiliyor ondan sonra. Mesela yanlış bildiği bir şeyi yapacak hale gelebiliyor, zehrin etkisiyle, alkolün etkisiyle. Tabii bu bahane onu kurtarmaz. Defalarca özür dilemesi lazım. Çok çok çirkin bir harekette bulunmuş. Peki, özür diliyor mu bu ne yapıyor?

BÜLENT SEZGİN: Öyle bir ifade yoktu.

ADNAN OKTAR: Yani mantığını da bulamadım ben bunun. Neyi engellemiş oluyorsun? Yani neyden rahatsızsın da neyi hallediyorsun bununla? Amacın ne yani? Alkollüyse defalarca özür dilemesi lazım. Ve alkolün zararları da her yerde daha çok anlatılması gerekiyor. Çünkü yapmayacağı şeyi alkollüyken yapabiliyor. Mesela konuşmayacağı şeyi alkollüyken konuşabiliyor.

Sanatla insanlara böyle şizofren, karanlık bir dünya sunup, intihara, sevgisizliğe, cinayetlere insanları teşvik edebiliyorlar. İnsan zayıf bir varlık. Mesela ölümle ilgili bir şiir yahut intiharla ilgili bir şiir yayınlıyor adam. Adam o şiiri okuyor gidip intihar ediyor. Yahut bir film seyrediyor intiharla ilgili, cinayetle ilgili, gidip aynısını yapıyor. Tablolarda, resimlerde, şiirlerde, filmlerde, sevgisizliği, merhametsizliği, çirkinliği, korkuyu, münafık ruhunu anlatan çalışmalar bilinçaltına sezdirmeden veyahut açıkça yapılabiliyor. Bunlara karşı çok dikkatli olmak lazım. Sanatta da çirkin sanat anlayışı var bir ekol olarak. İnsanların ruhunu karartan, insanları sevgisizliğe iten, böyle içine kapalı, şizofren, intihara meyilli, yaşama arzusunu söndüren, hayatı güzel göremeyen, hayatın güzelliklerini çirkinleştiren mantığı el altından yine İngiliz derin devleti bütün dünyaya yaymaya çalışıyor. Bunu filmlerle çok yapıyorlar, romanlarla çok yapıyorlar. Tablolarla, heykellerle çok yapıyorlar. Veyahut başka sanat dallarıyla yapmaya çalışıyorlar. Bunlara karşı çok uyanık olmak lazım. Mesela insanlara böyle korkuyu, dehşeti hissettiren çok fazla resim var, tablolar var, heykeller var. Onlardan var mı, gösterebiliyor muyuz?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

KARTAL GÖKTAN: Milattan Önce birinci yüzyıldan itibaren Romalılar, sanatta Yunanlıların geliştirdiği idealizm yerine realist bir üslup kullandılar. Gerçek hayattaki çirkinlik ve kusurları da yansıtan, onları ön plana çıkaran ve vurgulayan çalışmalar yaptılar.

ADNAN OKTAR: Gerçek hayattaki kusurun dışında çok korkunç şeyler. Baksana bu gerçek hayatta olacak şey bile değil.

KARTAL GÖKTAN: Bu yaklaşım sonraki dönemlere de etki etti. Güzellikten çok çirkinlikleri, kusurları ve eksiklikleri vurgulayan, hoş olmayan görüntüleri ön plana çıkaran…

ADNAN OKTAR: İşte dehşet, kan, psikopatlık. Bunlarla insan bilincini bozmaya çalışıyorlar. Yani böyle insanların sevgi anlayışını, estetik, güzellik anlayışını kaldırıp onun yerine vahşet. Mesela hatta bir televizyon kanalı vardı. Ben onları da uyarmıştım. Bu Samanyolu da bunu çok yapıyordu. Gece gündüz hayvanların birbirini parçalaması, vahşet, kan. Neyi anlatmak istiyorsun? Bir aslanın yavrusunu yalamasını, sevmesini göstereceğin yerde, vahşi hayvanın birbirini parçalamasını göstermenin alemi ne? Neyi amaçlıyorsun? Yani insanların bilinçaltını çaktırmadan bozmaya yönelen bir çalışma olmuş oluyor. Bu tarz tablolarla da, resimlerle de insanların sevgi anlayışı yerine böyle karanlık, kasvetli, sevgisiz bir dünya anlayışı empoze edilmeye çalışılıyor.

Mesela yurt dışında gençler var, üniversitelerde okuyorlar. Görüyorsunuz ara ara okullara giriyor. Otomatik silah alıyor, zaten satılıyor. Ne kadar çoluk çocuk varsa hepsini gidip tarıyor. Filmlerde ne gördüyse onu yapıyor. Adam öldürmeyi böyle zevkli gibi göstermeye çalışıyorlar. Yahut teşvik ediyorlar. Bu çok korkunç.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, Oda TV’ye, ‘Mahşer gününün 2023 yılında olduğunun farkında mısınız?’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Şöyle diyor; “2023 öncelikle Cumhuriyetin ilanının 100. Yılı. AK Parti Cumhuriyetimizin 100. Yıl dönümünde ülkemize şeriat hükümlerinin hakim olacağı bir İslami devlete doğru sürüklemektedir. Hedef, Türk veya Anadolu İslam belki federe cumhuriyetidir. Bu devletin ilanı için 2023 yılının uygun olacağını düşünmektedirler” iddiasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Kim bu arkadaş? Özden Örnek, daha önce tutuklanmıştı herhalde değil mi? O bir tahmin canım 2023, biz hani Mehdiyet’ten bahsediyoruz ya tarihler veriyoruz 2019-2023 diyoruz. İslam hakim olacak diyoruz, o oradan şüphelenmiştir. Mahşer diye hani böyle bir şeyler söylemeye çalışıyor, federe devlet bilmem ne falan öyle bir şey yok, tabii ki İslam alemi birleşecek, birleşiyor da şuan zaten bu gelişme devam ediyor ama şeriat devleti onun dediği tarzda gayrı modern böyle sevgisiz, soğuk, asan, kesen öyle bir İslam anlayışı bir daha doğmamak üzere ölmüştür, o bitti. Bundan sonra sadece sevgi, şefkat, merhamet, akıl, sanat, estetik ve kalitenin hakim olduğu bir İslam anlayışı hakim olacaktır ve o geliyor, gelen odur. O tip kanlı efendim irinli, dehşet sistemi zaten her yerde denendi, hepsi boğuldu gitti. Hiçbirinde başarılı olunmadı. Afganistan’da denendi, Suriye’de, Şam’da her yerde denediler, onun insanlar içerisinde yaşaması, gelişmesi, beğenilmesi mümkün değil. İnsan fıtratında sevgi vardır, merhamet vardır, dostluk vardır, kardeşlik vardır, yardımlaşma duygusu vardır bunlar hakim olacak. Dolayısıyla Özden Hoca’nın diyelim korkacağı, çekineceği bir şey yok. Mehdiyet’in yılıdır tabii ki 2023 ama modern İslam’ın hakim olacağı bir yıldır. Her yerin gökdelenlerle dolduğu, teknolojinin çok ileri olduğu, modern bir dünyanın, kaliteli bir dünyanın İslam’la tanıştığı, İslam’ı çok sevdiği bir yıl. Dünyanın ruhu yoktu ölüydü, İslam’la yeniden diriliyor bu. Yani ölü bir bedene İslam’ın ruhu giriyor şu an. Ama bu sevgi ruhu, merhamet ruhu yani o dehşet ve şiddet şeytanın ruhuydu, o şeytanın ruhu çıkıyor, o yaban domuzlarına gidiyor şu an şeytanın ruhu. İnsanların ruhuna Allah’ın ruhu hulul ediyor şu an.

Bu münafık takımı İngiliz derin devletinin bir özelliği de bakın hiç abartmıyorum birçoğu vampir bunların, samimi söylüyorum abartmıyorum çoğu vampir. İnsan kanına çok meraklı bunlar, böyle bir manyaklıkları var bu da pek bilinmeyen bir şey. Kan dökmek, kan bunlar için çok hayati oluyor, kanı da içiyorlar da. Vampirlikleri de var, manyak bunlar bu belayı daha dünya tam anlamadı, bunların ne derece azılı manyak olduğunu. Homoseksüellik de var, vampirlik de var bu manyaklarda. Bunların inlerine girildiğinde bu daha açık görülecektir. Dünyayı inim inim inletiyorlar, elden ele, elden ele bunlar, deccallar birbirlerine el vererek bu sistemi devam ettirmişler. Mehdiler de silsile yoluyla gelir, deccaller de silsile yoluyla gelir. Mehdiler hep birbirine benzer ama bu son Mehdi hiçbirine benzemiyor onun için Bediüzzaman, “çok acip birisi olacak” diyor. Sungur Ağabey’e ne demiş? “Bambaşka” demiş böyle. Sungur Ağabey’e böyle elini açarak söylemiş “bambaşka biri olacak.” Ama bana böyle bir şey demesi hayret ya Sungur Ağabey’in hala şaşıyorum. Niye o ebcedi yaptı? Ebced hesabını yaptı? Beni görür görmez.

BEYZA BAYRAKTAR: Nur cemaatinden olmayacağını söyledi.   

ADNAN OKTAR: Mesela o çok acayip, hiçbir Nurcu bunu söylemez. Nur cemaatinden olamayacak ne demek? Kendi cemaatini dışlamış oluyor bir anlamda. Bu ancak özel bir sır olarak söylenebilir. Ama iyi ki aşağıya doğru indirmişim Hoca’yı. Kalabalıkta onu söylemezdi Allahualem. Çünkü onları öyle liyakatlı göreceğini zannetmiyorum. İşte Allah’ın hikmeti, Allah ilham etti aşağıya doğru aldım yalnız götürdüm, bir de “bambaşka olacak” diyor. Demek ki sonu dünyanın çok şaşalı.

BEYZA BAYRAKTAR: Hiçbir mezhep mensubuna benzemeyecek demek ki inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet çok acayip.

Saadet Partisi’ne sekiz yüz doksan bir delegenin sekiz yüz yetmiş birinin oyunu alan Temel Karamollaoğlu yeni Genel Başkan seçilmiş. Bu mübarekler ne emekler verdiler, bunlar partide kaldı, tabii diğerleri AK Parti’ye geçtiler. Yeniden o güzel günlere dönebilirler ama ev sohbetleri yapmıyorlar birde partiyi kapattılar halka, sadece işte çarşaflı hanımlar gelebiliyor, sakallı beyler gelebiliyor halbuki eskiden öyle değildi, o devirde başarılı olmalarının nedeni bambaşkaydı. O zaman çok modern bir vitrin meydana gelmişti, hatta 28 Şubat’ın paşaları dediler ki, “Saadet Partisi o Milli Selamet Partisi vitrine uymadı” dediler. Bir güzel vitrin meydana getirdi ama “o vitrine uymadı” dediler. Vitrinde bizim çocuklar vardı, bizim gençler vardı. Gülay Pınarbaşı vardı biliyorsunuz kongrede konuşma yapmıştı, yer yerinden oynamıştı böyle. 

OKTAR BABUNA: Bir anda oyları yükselmişti.   

ADNAN OKTAR: Tabii akıl almaz yükseldi sonra da Başbakan oldu. Onlar çok kolay zannettiler, sonra “madem öyle oluyor boş yere böyle modern olmamız mantıklı olmadı, biz modern olmayalım zaten halk bizi destekliyor” bir döndüler modern olmaktan oylar yüzde ikiye düştü, işte çok yanlış bir politika.

İtalya’da altı buçuk büyüklüğünde deprem meydana gelmiş, Roma’da hissedilmiş.

Evet dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gülten Kışanak ile Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasını protesto ederken gözaltına alınan BDP eski Milletvekili Ayla Akat Ata tutuklandı. Ata örgüt yöneticiliği iddiasıyla tutuklandı.

ADNAN OKTAR: Kim bu bayan?

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları gösterebiliriz.

KARTAL GÖKTAN: Gülten Kışanak, Fırat Anlı ve Ayla Akat Ata.

ADNAN OKTAR: Bunların hepsi milletvekili mi?

KARTAL GÖKTAN: BDP eski Milletvekili Ayla Akat Ata. Gülten Kışanak Belediye Başkanıydı.

ADNAN OKTAR: İşte kanuna, hukuka herkesin uyması lazım, kanun, hukuk olmazsa Türkiye karmakarışık olur, müthiş bir anarşi meydana gelir. Hukuka, kanuna uymak huzurlu bir ortam meydana getirir, kanuna, hukuka uyarak ne yapıyorsa yapsınlar ama kanuna, hukuka uymamak kanun devletinde olmaz. Sen ne diyorsun? “Türkiye kanun devleti” diyorsun. “Ben kanunlarına uyacağım.” Uyuyor musun? “Uymayacağım” diyorsun o zaman olmaz. O zaman ne yapsın devlet? Nasıl yapacak? Önüne gelen ben uymuyorum derse ne olacak? Uymuyorsa uymasını devlet sağlar. Mecburen devlet kendini koruyacak.

1942- 1945 yılları arasında eğitim için İngiltere’ye savaş pilotlarımız gönderilmişti, on dört pilot, on dördü de şüpheli şekilde İngiltere’de öldürüldü.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları var.

ADNAN OKTAR: Bak bu mesela bilinmiyor. Pardon falan dediler, hepsi kazara ölmüş gibi gösterdiler, on dört pilotumuz, on dördünü de öldürdüler, şehit ettiler.

Türkiye sipariş ettiği gemileri alması için 1441’de Refahiye şilebi İngiltere’ye çağrıldı, İngiltere istedi. Şilep Akdeniz’de torpille İngilizler tarafından batırıldı, yüz altmış yedi Türk askeri boğulup şehit oldu.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları var.

ADNAN OKTAR: Bu saldırıyı İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye’yi sokmak için yaptığı sonradan anlaşıldı. İngilizler tarafından yapıldı bu. Sonradan da dört denizaltımızın parasını verdiğimiz halde “ödemiyoruz” dediler, “el koyuyoruz” dediler denizaltılara. Bütün bunlara rağmen anlamazdan geliyorlar İngiliz derin devletini. Onlar da gittikçe kuduruyor, daha da saldırganlaşıyorlar.

Adnan Menderes’in uçağı 1959’da Londra’da düşürüldü. Adnan Menderes ayaklarından asıldı biliyorsunuz uçakta. Ona gözdağı verilmişti, sonra da astılar, o da İngiliz derin devletinin yaptığı bir olay. Tam usturuplu yerde düşürdüler uçağı sabotajla. Bak hiçbir uçak düşmüyor, Menderes’in bulunduğu uçak düşüyor.

Mesela bu Kut'ül Amare zaferi var 29 Nisan 1916’da İngilizlerin baskısıyla bu zafer örtülmüş, “sakın bundan bahsetmeyin” diyorlar. Aksine bahsedeceğiz, acayip gündeme getireceğiz. Tarihlerindeki en utanç verici olay olarak alıyorlar çünkü o hesap edemedikleri bir durum oldu, planları boşa çıktı yenilgiyle sonuçlandı olay. “Bundan sakın bahsetmeyin” dediler. Türkler de hakikaten bahsetmemiş uzun süre. Bir numaralı konu haline getireceğim Allah’ın izniyle. Bak Abdülaziz’i de unutturmaya çalıştılar, onun yerine Abdülhamit’i ortaya koymuşlar; tam tersi olacak, Abdülaziz’i müthiş gündem yapacağız. Şehit olduğu günde de mevlit okutacağız inşaAllah.

Evet Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dolmabahçe’de düzenlenen Abdülhamit sempozyumunun son gününde İngiltere ve Abdülhamit konusu ele alındı. Abdülhamit’in İngilizlere nasıl düşman olduğu ve batının Abdülhamit karşıtlığı üzerine konuşmalar yapıldı. İngiltere ile ilgili şunlar söylendi; “Sultan Abdülhamit, en tehlikeli devlet İngiltere’dir” demiştir. “İngiltere’nin zahirde gösterdiği bütün dostluk sergileyişlerinin amacı menfaatini temin etmek içindir. Nihai hedefi İslam dünyasına hüküm perva olabilmek için hilafeti Osmanlı’nın elinden alıp kendi kontrol edebileceği bir araba vermektir” denildi. Fotoğraflar da vardı.                                   

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ben Abdühamit’i anlattıktan sonra Türkiye’de yer yerinden oynadı, bütün dedeler nineler herkes ayaklandı. Habire çırpınıyorlar bak bir türlü sakinleşemediler. İngilizlere karşıymış falan.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir anda 174. yılını kutlamaya başladılar.

ADNAN OKTAR: 174. Kardeşim madem İngilizlere karşıymış Osmanlı donanmasını niye İngilizlere teslim etti? İçişleri Bakanlığı’nda İngiliz'in ne işi var? Osmanlı donanmasında İngiliz'in ne işi var? Kilit noktalara niye İngilizleri getirdi? Niye Kıbrıs’ı İngilizlere verdi. Her yere İngiliz kafası hakim oldu. İngilizlerin talimatı üzerine her yerde Darwinist propagandaya başladı.

BÜLENT SEZGİN: Armasını dahi İngiltere dizayn ediyor.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit'in armasını dahi İngilizler hazırlıyorlar. Artık olayın çapına bak. Nasıl İngiliz karşıtlığı var burada. Donanma Osmanlı'nın gözbebeği, donanmayı 30 yıldan fazla İngilizlere teslim etti.

OKTAR BABUNA: Osmanlı bankaları İngilizler koruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

“İngilizlere karşı” diyor İngilizlere karşı olan insan hilafet topraklarında, İslam topraklarında kerhane açtırmaz, meyhane açtırmaz, şarap fabrikaları, rakı fabrikaları açtırmaz. Milleti duman altı yapmaz tütün fabrikaları açtırıp. Osmanlı topraklarında kumar oynatmaz devlet eliyle. Bana ne anlatıyorsunuz siz? Oturmuşlar adamları toplamışlar oraya “İngilizlere karşıydı” kaç yıldan beri söylemedikleri bir söz. Bana kendilerince cevap veriyorlar. Bu konuşma yüzyıldan beri hiç duymadığımız bir konuşma. İlk defa duyuyoruz. Kimsenin haberi yok. Abdülhamit,  İngilizler iç içe, bir kere kilit noktalara getirdiği her adam İngiltere taraftarı. Hepsi İngiltere'de eğitim almış adamlar, kilit noktalara getirdiği herkes. İngiliz Necmi, İngiliz Kamil, İngiliz Hüsnü hep İngiliz. Tamamı İngiliz hayranı getirdikleri adamlar. Hep İngiltere'ye hayran olan tipler.

Osmanlı İçişleri Bakanlığı'nı İngilizler yönetiyor. Bu nasıl bir İngiliz karşıtlığı oluyor? Polis teşkilatını İngilizler yönetiyor nasıl bir karşıtlık oluyor bu? Bankaları İngilizler yönetiyor nasıl İngiliz karşıtlığı bu? Vergileri İngilizler topluyor nasıl İngiliz karşıtlığı oluyor bu? Ne kadar samimiyetsiz izahlar. Oraya üç-beş tane dedeyi toplayınca milleti ikna edeceklerini zannediyorlar.

Her yere rakı fabrikaları kurduruyor. Dürüst olun normal; adam hata yapmış, yanlış yapmış savunulacak bir yönü yok. Ama de ki mağdurdur de, İngiliz derin devleti bu insanı ezdi de. Osmanlı topraklarının hepsini verdi aşağı yukarı, Kıbrıs dahil. Adam diyor ki paraya ihtiyacı vardı ne yapsın diyor Kars’ı, Ardahan’ı o yüzden verdi diyor. Savunmaya bak da hizaya gel. Kıbrıs yani İstanbul'un güvenliği için gerekiyordu diyor, Kıbrıs’ı verdi diyor beni koruyun dedi diyor. Zatı şahanemi koruyacaksınız demiş. Zatı şahanelerinin korunması şartıyla Kıbrıs’ı verdi diyor İngilizlere yine.

Abdülaziz’i deviren Sadrazam Mithat Paşa koyu İngiliz yanlısı. Kilit noktaya getiriyorsunuz sen onu sadrazam yapıyorsun.

İngiliz kültürünü yansıtan Darwinist kitaplar bütün Osmanlı’ya hakim edildi. Yüzbinlerce kitap bastırıldı devlet eliyle her yere dağıtıldı. Bütün Osmanlı’ya. Bu İngiliz siyasetiydi bunu yapan Abdülhamit. Deki hata yaptı yanlışlık yaptı İngiliz derin devleti ezdi bu insanı dersin, mağdur de. Nereye bana bu tarz bilgiler vererek bir şeyler elde etmeye çalışıyorsun? İstanbul'un semtleri kerhanelerle doluyor. Üsküdar efendim aklına gelen her yer. Say say bitmez. Devlet eliyle kumar oynatılıyor ondan sonra da evliya. Evliyalığını bırak, dersin İngiliz derin devleti bu adamı ezim ezim ezdi dersin, mağdur. Bunu aklım alır. Bütün mason locaları açık o dönemde. Masonluğun altın çağı Abdülhamit’in devri, bu iyi. Bunu takdir ediyorum demokratik bir tavır göstermiş. İsrail'in devlet olması için elinden geleni yapmış. Allah razı olsun o da güzel. Seksen bin Musevi’yi İstanbul'da toplamış. Bu bir şefkattir. Osmanlı terbiyesi Allah razı olsun bu güzel. Onlara büyük yerleşim alanları yapmış, desteklemiş. Ama bana yanlış bilgi vermenin alemi yok. Theodor Herzl’e düşmandı diyor defol git pis Yahudi dedi diyor. Theodor Herzl’le kucak kucağa akşama kadar beraberler. Danışmanı ve sırdaşı. Theodor Herzl diyor, istiyorsan adam öldürmek gerekiyorsa öldüreyim diyor adam öyle bir tip yani.

BÜLENT SEZGİN: Özel kart bastırıp Abdülhamit’e yoluyor.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit’e ve bütün devlet ricaline gönderiyor bu kartı. Göster üstünde ne yazdığını da söyle.

KARTAL GÖKTAN: “İyi yıllar. Sultanın kalbi Allah’ın elindedir. Allah sizi siyonla kutsasın.”

ADNAN OKTAR: Abdülhamit’e teşekkür ediyor. O da onu kutluyor. Dedem diyor rom içerdi çok severdi diyor. Göstersene onu.

Galata bankerlerle dolu kerhanelerle dolu o dönemde ve Mason localarıyla dolu. Onun içi Galata’ya çok meraklıdır İngiliz derin devleti. Hep Galata aşağı Galata yukarı. Galata Köprüsü, Galata Kulesi. Abdülhamit’in sadrazamı İngiliz Kamil Paşa Abdülhamid tahtan düşünce Mısır’da İngiliz Kralı ve Kraliçe’siyle bir araya geliyor. Kraliçenin elini öpen Kamil Paşa resmini göster. Abdülhamit’i sonra indiriyorlar seni yeteri kadar kullandık sen git diyorlar. Bak görüyor musun iki büklüm olmuş dedem. Meşhur İngiliz Kamil. Hayır canım iyi yapmış ben de olsam ben de elini öperdim. Güzel kadınmış, hoş kadın, öyle kadının eli de öpülür saygı da gösterilir.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz Kamil’i gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Hay dedem helal olsun. Kamil Paşa yanında Kraliçe ayakta arkasında duran ise Kral 5. George. Hep birlikte resim çektirmişler. O zaman Osmanlı’yı avucuna almış İngiltere. Bana bıraksınlar hikaye anlatmayı. Oturmuşlar şunu bunu çağırmışlar işte dedeleri falan. Bize çok özür dilerim ama kafalama yapıyorlar. İngiltere'ye karşıydı falan. Bana cevap veriyor kendince. Ben de diyeceğim “Aa İngiltere’ye karşıymış.” Yüz yıl niye susuyorsun? Bunlar ne peki İngiltere’ye karşıysa. İçişleri Bakanlığını nasıl İngiliz’e veriyorsun? Osmanlı donanmasına nasıl İngiliz’e veriyorsun? Polisi nasıl veriyorsun. Olacak iş mi şunlar? Memleket gitmiş o devirde. Adamlar bizi ayakta uyutacağını zannediyorlar. Bıraksınlar bunları bana sökmez bunlar.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz gibi ekonomiyi de İngiltere’ye teslim ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Galata’dan yönetiliyor zaten, Galata bankerleri yönetiyor ekonomiyi. Galata silme boydan boya kerhane dolu ve Galata bankerleriyle dolu.

Keçecizade Mehmet Fuat Paşa diyor ki, “İngilizlerle ters düşmektense birkaç doğu vilayetinin gözden çıkarılması yeğdir” diyor. Ne olacak çıkaralım diyor alışmışlar öyle toprak vermeye. Şimdi de bazıları yine öyle ferah rahatça ne olacak verelim gitsin falan kafasındalar. Eskiden tutturmuşlardı Güneydoğu’yu verelim ya ne uzatıyorsunuz diyor adam istiyorsa onun olsun ne dert ekonomimiz sarsılıyor diyor Güneydoğu yüzünden diyor. Verelim daha zengin oluruz diyor. Adamın aklı fikri para. Sonra Tayyip Hoca anladı bunların oyunlarını tek vatan, tek millet, tek bayrak dedi şimdi çok sıkı tavır aldı.

İngiliz yanlısı din adamları Abdülhamit devrinde de vardı. Bayağı bir alim hoca var ya şimdi böyle tipler koro halinde aynı kafadalar. O zaman da yine koro şeklinde aynı kafada zaten Abdülaziz’i de görevden almadan önce, önce yobaz takımıyla sarayın etrafını sardılar bağnazlarla. Asıl etken güç onlardı, onları kullandılar o yobazları falan. Çünkü modern bir padişahtı Abdülaziz. Heykel, resim, müzik her şeyi savunuyordu. Yobaz takımının aklı gitmişti onun bu modernliğine. Acayip kinlendiler. Darbede onları zemin güç olarak kullandılar o zamanın o dangalaklarını. Mesela o devirde de Kurtuluş Savaşı için Anadolu’da örgütlenen bizim aslanlar kabadayılar vardı. İngiliz derin devletine karşı mücadele etmek için var güçleriyle gayret ediyorlar. Dönemin Milletvekili daha sonra Şeyhülislam olan Mustafa Sabri Efendi var şu anki hocalara benziyor var ya gelenekçi bazı hocalar var İngiliz yanlısı o da öyleydi. “İstilacılara İngiliz ve diğer ordulara karşı direnişe geçen Türk milliyetçilerinin Kuva-yi Milliye’nin fertlerinin öldürülmeleri caiz olmakla kalmayıp” diyor “hatta her Müslümanın dini görevidir bu uğurda ölenler” yani onları öldürürken ölenler Müslüman Kuva-yi Milliyecileri öldürürken ölenler “şehit, kalanlar gazi sayılır” diyor. Fetva veriyor. Görüyor musun adamı? Bak şimdi de var aynısı var. İngiliz derin devletiyle mücadele eden insanların öldürülmesinin farz olduğunu söylüyor. İngiliz derin devletiyle mücadele eden aslanların öldürülmesinin farz olduğunu söylüyor. Ve bu Şeyhülislam yani Diyanet İşleri Başkanı, düşünün ve İngiliz yanlısı. Adamlar ta o zamanlar çarkı kurmuşlar ve kendilerince o çarkı devam ettirmek istiyorlar. O dönemim Şeyhülislam’ı Haydarizade İbrahim Efendi bu fetvayı imzalamak istemedi hemen görevinden aldılar, hemen görevinden alındı yerine Dürrizade Abdullah Efendi getirildi adam o da İngiliz yanlısı hemen imzaladı. Ondan sonra bizim aslanlarımızı kitle halinde şehit etmeye başladılar. İşte Kız Kulesi’nin önünde yakalıyorlardı. Gösterdik karakollarını işkence yapılacak yerleri hepsini oralarda işkencelerle şehit ettiler. Ve yüzlerce aslanımızın hepsinin de ayaklarına taş bağlayıp denize attılar. Cesetleri hiçbirinin bulunamadı. Böyle kahpe bunlar yani. Mesela Kıbrıs’ı da vermeye kalkmışlardı biliyorsunuz. Biz buradan bir uçak dolusu milletvekili gönderdik, paşalar gönderdik, mehter takımı da gönderdik yeri göğü yıktılar Kıbrıs yüz yıl sonra mehter çaldı Kıbrıs’ta.

OKTAR BABUNA: Vesile oldunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocam da devreye girdi o zamanlar. Kıbrıs’ı da yine vatanseverler ucu ucuna kurtardılar. Oyuna getireceklerdi. Hükümeti köşeye sıkıştırmaya kalktılar Tayyip Hocam hemen anladı oyunu gereken tavrı koydular. Güneydoğu’yu vermeye kalktılar. O devrin gazetelerine bakın hepsi şak şak alkışlıyordu. Verdik vereceğiz havasındaydılar. Çok şiddetli reaksiyon gösterdik onu da yapamadılar. Tayyip Hoca da bunların oyununa uyandı o zamanlar. Var gücüyle tavır aldı.

Said Nursi bu verilen fetvayı aslanlarımızın şehit edilmesi için verilen fetvayı geçersiz saydı karşı fetva verdi o devirde görüyor musun aslanı? Kabadayıyı görüyor musun? Ondan sonra öldürmeye kalktılar Bediüzzaman’ı, şehit etmeye kalktılar. Mehmet Rıfat Efendi Ankara Müftüsü o da kabadayıydı, o da karşı çıktı Bediüzzaman’la birlikte.

Bediüzzaman diyor ki İngiliz derin devleti ile ilgili “İngiliz siyasetinin hassa-i mümeyyizesi” ayırıcı özelliği “fitnekarlık, ihtilaftan istifade, menfaat yolunda her alçaklığı irtikap etmek” yani organize etmek, “yalancılık, tahripkarlık, hariçte menfiliktir, fenalık ve kötü ahlak siyasetine vasıta olduğu için her yerde kötü ahlakı himaye ederek teşci eder” diyor. Yani homoseksüelliği, ahlaksızlığı her türlü pisliği. Büyük bölümü de vampir, yani bunlar hep kancı, yani hep kancıklar. Kancı anlamında diyorum.

O Tayyip Hoca’ya yetki verilmesi konusu ben sürekli ilanihaye olsun demiyorum. Çünkü hemen darbe arkası olduğu için. Darbeden kaç gün geçti? Ortalığın yatışması için geçici bir süre o yetki Tayyip Hoca’ya verilebilir. Yani ilanihaye değil, geçici bir süre verilebilir. Çünkü işlerin çabuk gitmesi açısından, yani yeni kargaşa, yeni gerilime Türkiye müsait değil. Belki beş-altı ay, yani ortalık yatışıncaya kadar. Zaten gereği yok, yani demokrasi daha oturacaktır tabii ki. Ama adamlar daha tanklarla milleti yeni ezmişler, tank paletlerinin izleri duruyor. Böyle bir ortamda olağanüstü şartların hemen ortadan kalkması riskli olur. Mesela OHAL yasası devam ediyor. “Hemen kaldıralım” desen, mantığı yok. Ortalığın bir yatışıp sükunete kavuşması lazım. OHAL yasaları varsa ona benzer paralel yasalar da şu an yürürlükte olur, olması gerekebilir ama ortalık biraz düzeldiğinde, yatıştığında tabii ki tam demokrasiye geçilmesi gerekiyor. Yoksa ilanihaye olsun anlamında değil. Mesela tank, topla halkı adamlar ezmeye kalktı. Sen orada ani bir atak yapıyorsun, halk sokağa dökülüyor. Normalde izinsiz toplantı olmaz. Ama acil bir durum var, halk acilen toplanmış oluyor. Bunun gibi. Yoksa belediye değil mi emniyetten izin almaları lazım, savcılıktan izin almaları lazım. Ama olağanüstü bir durum var. Olağanüstü durum mesela ne oldu halk evlerine çekildi durum biraz sakinleşince, bunun gibi. Yani öbür konular da biraz sakinleşince yine çekilebilir.

Tayyip Hocamız mübarek, muhterem bir insan. Başbakan da öyle, tertemiz bir insan. Yani bunlar tam Anadolu insanı, tam bizim milletimizin kafasına uygun insanlar. Bu milleti, bu devleti idare etmek beceri gerektiren bir şey. Yani her insanın yapabileceği bir şey değil, zor da. Yani demokrasi adı altında komünistler üniversitelerde, orada burada kepazelik çıkartmaya çalışıyorlar. Şimdi PKK ile ilgili propaganda yapıyor üniversitede adam. Ne diyeceksin? “Demokrasi var, elleme” diyor. Kardeşim, demokrasi ile ne alakası var? Memleketi bölmeye çalışıyor adam. Yani münasebetsizliğin yeri değil şu an. Ona müdahale demokrasiye müdahale değildir. Çünkü senin canına kasteden bir sistem var orada. Canına kastetmesi demokrasi olmaz. Bunun engellenmesi lazım. O yüzden Tayyip Hoca doğru yolda. Biz onun çalışmalarını destekliyoruz. Dürüstlüğüne de inanıyorum ben, iyi niyetine inanıyorum. Başbakan’ın dürüstlüğüne, iyi niyetine inanıyorum. Eleştiririm o ayrı onlar benim kardeşim tabii ki eleştiririm. Fakat yolları doğru yol. Yanlış bir şey yaptıkları yok. Türkiye’de kargaşa olmasın diye bunu yapıyorlar. Bazı züppeler, bazı çakallar, bazı münafıklar ahlaksızca ve alçakça hükümetin iyi niyetli olduğunu bildikleri halde kahpe bir ağız kullanarak çok çirkin sözler ediyorlar. Haklı eleştirilere benim hiçbir sözüm olmaz. Ama kahpeliğe sözüm olur, alçaklığa sözüm olur. Kalleşlik istemiyorum, kahpelik istemiyorum, züppelik istemiyorum. Sırf züppelik olsun diye hükümete laf söyleniyorsa bu bir ahlaksızlıktır. Ama haklı eleştiriyi ben baş tacı ederim. Dürüstsen, iyi niyetle söylüyorsan söyle. Ben zaten gece gündüz eleştiriyorum daha yeni eleştirdim hükümeti. Benim buna bir sözüm yok. Ama kötü niyetle yapılması bu beni kızdırır ve rahatsız eder.

Romanya mesela şimdi “Evlilik sadece erkek ve kadın arasında gerçekleştirilebilecek bir kurumdur” şeklinde kanunlarını değiştiriyor. Gayet düzel homoseksüelliği durdurmak için.

“Tayyip Hoca’ya nasıl yardım edebiliriz?” diyor. Alçakça ve ahlaksızca, züppece münafıkların hakaret etmesine müsaade etmezsiniz. Alçakların karaktersizce, samimiyetsiz, pis sözlerine cevap verirsin, haklı eleştirilerini desteklersin. Doğru, dürüst, samimi eleştirilerini desteklersin, bu kadar. Mesela şimdi bu son okuduğunuz şeyler, ‘Hükümetin tavrı açısından söylüyoruz.’ Kardeşim yani sen neyi konuşuyorsun? Adamlar daha düne kadar buralardaydılar. Yağmur gibi kurşun yağdırıyorlardı. Hükümetin bu kadar süratli demokrasiye geçmesi zaten mucize. Yani böyle bir darbeden sonra hükümetler yeri yerinden oynatır. Yani mesela gece sokağa çıkma yasağı falan koyar, nefes aldırmaz yani öyle bir şey olmaz devlet kendini koruması için. Hiçbir baskı yapmadı hükümet. Ben sokağa çıkıyorum her yer püfür püfür. Ama üniversitede adam kepazelik çıkartmak istiyorsa bunu engellemesi makul. Şimdi bu geçiş dönemindeyiz. Üniversitelerin sakin olması için akılcı tedbir alıyorsa bunlar makul. Yani komünist, Stalinist PKK’lılar rezillik çıkaracağı bir imkan varsa, kargaşa çıkaracağı bir ortam varsa, adamların hevesini boğazına tıkıyorsa bu güzel. Bunda bir şey yok. Sistemde yanlış olan ne olmuş oluyor? Yani hangi görevli yanlış hareket ettiyse söyleyin, ona göre tedbir alalım. Ama milletin dediği olması lazım. Sen şimdi üniversitede yüz tane komünistin sözü değil de onun sözünün değil de milyonlarca Türk evladının görüşünün esas alınması lazım. “Burası falanca Holding, burada biz borumuzu öttürürüz. Türk milletinin dediği önemli değil. İşte falanca dernek veyahut falanca devlet kurumu. Mesela burası sağlık bakanlığı, çaka çaka falanca adamlar doldu. Biz istediğimizi yaparız.” Öyle olmaz. Üniversite devletin üniversitesi. Devlet üniversitesinde milletin görüşü hakim olacak. Bak, devletin üniversitesinde milletin görüşü hakim olacak, komünistlerin görüşü değil. Sen bir avuç komünistin görüşünü üniversiteye hakim etmeye kalkarsan bu olmaz. Üniversite devlete ait değil mi? Devlete ait, yani millete ait dolayısıyla. O zaman üniversitede milletin görüşü hakim olacak. Milletin huzuru hakim olacak, milletin dediği olacak. Millet ne diyorsa seksen üç milyon onun dediği olacak. “Yok” diyor adam, “üniversitede burada yüz-yüz elli tane komünist var, Allahsız, Kitapsız onların dediği olacak” Yok kardeşim, olmayacak. Öyle bir şey yok. Milletin dediği olacak. Bunun olması için hükümet tedbir alıyorsa ben onu desteklerim. Fransa mesela terör saldırısından sonra İnsan Hakları Kararnamesi’ni askıya aldı. Bak, tedbirlere bak. Bir yıldan beri neredeyse OHAL var tek bir olay üstüne. Burada darbe olmuş Türkiye elden gidiyordu yani. Tayyip Hoca’yı yalnız bırakmak vicdanlı bir hareket olmaz. Birde ahlaksızca hakaret edenler, alçaklık yapanlar da kendilerine hakaret ediyorlar o münafıklara bunu söylerim. Yani kendilerine hakaret etmiş oluyorlar. Çünkü o pis ağızlarından o pislik çıkar geri onların tepelerine yağıyor, kendilerine yağıyor. Ahlaksızlık yapmayacaklar. Samimi eleştiriye herkes takdir gözüyle bakar ama ahlaksızca, sırf münafıklıktan insana olan nefretten ve kinden kaynaklanıyorsa o pislik tepelerine yağar, kimseye bir şey olmaz.

Mesela İçişleri Bakanı olsun diğer Dışişleri Bakanı’na bakıyorum hepsi samimiler,  Başbakan bayağı samimi tam halktan bir insan. Karısı nur gibi mazlum, demedik lafı bırakmadılar o mazlum insana. Yaşı ilerlemiş bir insan, o model değil ki. Yani yaşını başını almış bir insan. Gençlik elinden gitmiş. Her yaşlanan insanda bazen kilo alma oluyor, vücudu değişiyor, eli yüzü değişiyor. Bu insanı suçlamaya kalkmak çok büyük bir ahlaksızlık. Yani “Neden kilo aldın? Neden yaşlandın?” demek sapıkça ve ahlaksızca bir ifade. Hayır, kilo almasını eleştirmek değil, yani ondan dolayı alay etmek. Adice ve çirkef sözler etmek. Yoksa kilo için söyleyebilirsin, “kilona dikkat et, rejim yap” falan diyebilirsin. Yaşlanmaya karşı tedbir de söyleyebilirsin. Yani bunda bir şey yok. Ama ondan dolayı alay etmek, çirkin sözler söylemek, züppece ve çakalca ve münafıkça ve alçakça ve kahpece hakaret etmek alçaklığın tam daniskası yani. Ben buna karşıyım. Mazlum bir Anadolu annesi, günah, ayıp ve çok çirkin. Mesela İstanbul Valisi’nin hanımına laf ediyorlar. Başbakan’ın hanımına laf ediyorlar. İçişleri Bakanı’nın, Dışişleri Bakanı’nın hanımlarına laf ediyorlar. Bir de bir kadına laf söylemek daha da büyük ayıptır, daha da çirkindir yani. Çünkü savunmasız o insanlar ne yapsın? Çıkıp basın toplantısı mı yapsınlar. Ne kadar ayıp? İnternetten veriyorlar küfrü, veriyorlar hakareti, çok çok çirkin. Olduğu gibi kendilerine dönüyor o.

İki yüz kırk altı kişi şehit olmuş, bin küsur insan yaralanmış, gazi olmuş. “Sakın” diyorlar yani “hiç konuyu açmanıza da gerek yok. Geçmiş olsun” kafasındalar. Yok kardeşim olur mu? Her an tekrarlaması mevzubahis olabilir. Tabii ki hükümet tedbir alacak.

Her anormallik toplumu gerer. Hükümetin yatışmış, huzurlu bir toplum sunması güzel, yani her şeyin düzgün gittiği, her şeyin uyumlu olduğu bir toplum. Yani sürekli anarşi istiyor komünistler, kargaşa istiyorlar. Her yerde pislik olsun, ekonomi dursun, kargaşa olsun. Rezillik olsun, kan aksın bunu istiyorlar. Buna hükümetin müsaade etmemesi akılcı ve doğru bir davranış.

Müzmin Dehri, “Hocam, “Tayyip Hocam, Tayyip Hocam” diye söylüyorsunuz. Başkanlık geldiğinde adam Kürdistan’ı kuracak. Daha konuşun siz” diyor. Canım abartıyorsun nasıl kuracak? “Tek bayrak, tek millet, tek devlet” diyen bir insan, bu konuda kararlı olan insan, PKK’ya göz açtırmayan bir insan daha ne desin? Ne yapmasını bekliyorsun? Birde “Üniter yapıyı koruyacağım” diyor, tamam. Sadece şu belediye konusuna dikkat etmesi için hükümetin, uyarıyoruz. Çünkü oradan Avrupa bir oyun oynayabilir. Yoksa biz Tayyip Hoca’nın böyle bir çirkinliğe yanaşmayacağını milletçe gördük. Millete verilmiş sözü var. Olacak iş değil. O gereksiz bir vesvese sözü.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Başkanlık sistemi tartışmaları ve yeni anayasa çalışmaları konusuna ilişkin; “Yeni anayasadaki çalışmalar milletimize hayırlar getirip sevindirecektir. Başkanlık sistemi önlerine gelmesi halinde de milletim gerekeni yapacaktır” dedi. Erdoğan, Başkanlık sistemine verdiği destek için de MHP lideri Devlet Bahçeli’ye teşekkürlerini iletti.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım?

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Başkanlık sistemi tartışmaları ve yeni anayasa çalışmaları konusuna ilişkin; “Yeni anayasadaki çalışmalar milletimize hayırlar getirip sevindirecektir. Başkanlık sistemi önlerine gelmesi halinde de milletim gerekeni yapacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama işte gereken ne olacak bakacağız. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Erdoğan, Başkanlık sistemine verdiği destek içinde MHP lideri Devlet Bahçeli’ye teşekkürlerini iletti.

ADNAN OKTAR: Ama bak burada yanlış demiş. Başkanlık sistemine destek vermiyor. Başkanlık sisteminin halk tarafından tasdik edilip edilmemesiyle ilgili bir referandum yapılmasına destek veriyor. Kendisi karşı. CHP de karşı, MHP de karşı. Şimdi bu çok hayati bir şey. CHP ve MHP’nin karşı olması. Bir ittifak yok millette. Bunu zorlamak bence doğru değil. Başka türlü bir çözüm bulunması lazım. Çünkü ne dendiği belli değil. Türkiye’yi bölmeye götürür. Neden olduğunu söylemiyorlar. Bilimsel bir açıklama yapılması lazım. Akılcı, sosyolojik bir açıklama yapılması lazım. Yapılmıyor. Birde “belediyenin yetkilerini genişleteceğiz” diyorlar. Bu da çok tehlikeli. Burada neyi kastettiklerini bir kere muhakkak söylemeleri lazım. Eğer bunu söylemeden, belediyenin yetkilerini genişletmekten kasıtlarının ne olduğunu söylemeden seçime giderlerse yüzde seksen ret alırlar söyleyeyim. Net. MHP de, CHP’de, AK Parti’nin içindeki MHP’liler de hiç kimse desteklemez. Açıkça söylüyorum. Bu çok yanlış bir hareket olur. Halkın yarısının desteklemediği bir şeyi meclisten geçirmeye kalkmak zaten olacak iş değil. MHP, CHP ittifak halinde “kesinlikle kabul etmiyoruz” diyorlar. Daha önce de denendi. Halkın yüzde yetmiş-sekseni karşı. Ne olduğu belli değil. O yüzden bir netlik kazandırmaları gerekiyor. Ben partili cumhurbaşkanlığına “evet” dedim. Ona bir şey demiyorum. Ama burada müthiş bir karmaşa var. Birincisi, en vahimi beledilerle ilgili. “Belediyenin yetkisini genişleteceğiz” dediler. Biz buna karşıyız. Çünkü neyi kastettikleri belli değil. Bize buna açıkça bir bilgiyle kanaat getirtecekler.

BÜLENT SEZGİN: Baştan “Amerikan tipi olmayacak” diyorlardı “Türk tipi olacak” diyorlardı. Şu anda direkt “Amerikan tipine çok yakın” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Yeniden Amerikan tipi demeye başladılar. Yüzde doksan benziyor dediler. Bir garipliktir de gidiyor. Yani bir karmaşa var. Başından beri bulanık gidiyor bu iş. O zaman dediler şu model olsun. “O Olmaz” deyince. O zaman bu model olsun. Defalarca değiştirdiler. Şimdi Türk modeli diyor.  Bu sefer yeniden Amerikan modeline geçtiler. “Yüzde doksan benziyor” diyor. Kardeşim bunun bir dur durağı yok ki. Neyi kastettiğiniz belli değil. Bunun netleşmesi gerekiyor.

Çünkü bizi tedirgin eden şeyler var. Geçenlerde Cumhuriyet Halk Partisi dedi ki, “Biz başkanlık sistemine bir şey demeyiz ama bir şartla” dediler. “Amerikan modeli olursa” dediler. Tak atladılar üstüne. “Ha zaten biz de onu söylüyoruz” dediler. CHP dedi ki “ben şaka yaptım” dedi. “Biz de şaka yaptık” dediler. Olmaz. Demek ki, bir risk var. Haklıyız bu konuda. Çünkü Amerika bastırıyor bu konuda. İngiliz derin devleti bastırıyor. Abdullah Öcalan bastırıyor. PKK bastırıyor. Biz burada bir acayiplik görüyoruz. Ve gerekçesini de bize tam açıklayamadılar. Neden gerektiğini tam açıklayamadılar. Bu sefer de dediler ki, “bölünmeye götürür.” Onun da nedenini bilmiyoruz.  Bir bildiğiniz varsa bize açıklayın öğrenelim. Böyle olmaz.

Bir kere başkanlık sisteminin getireceği avantajları bize söyleyecekler. Neden bölünmeye kapı açılır aksi durumda onu söyleyecekler. Bölünmeye karşı bu sistemin kilitleyici yönü nedir? Belediyelerle ilgili görüşleri nelerdir? Bu zor mu bir siyasetçi için bunu anlatmak? Allah Allah bunu gizlemenin alemi ne? İki satır bir şey. Söylesinler duyalım. Bu açıklanmadıktan sonra mümkün değil kabul etmeyiz. İmkansız.

Hükümet konuyu güzelce açıklarsa yüzde yüz katılım olur. Ama açıklamazsa yüzde seksen ret olur söyleyeyim. Millet acayip huylanmış vaziyette bu işten. Neden başkanlık sistemi faydalı? Neden bölünmeye kapı açmaz? Çok net açıklasınlar. Açıklamadığı müddetçe millet bundan huylanır ve hiçbir şekilde yanaşmazlar. Doğru dürüst tam sıhhatli açıklasınlar. Aklımız yatarsa MHP de, CHP de destekler. Onun dışında herkes reddeder söyleyeyim. AK Partililer de reddeder. Ben açık söylüyorum. Kimsenin mahcup olmasını istemem.

Bak bir Rumi söz, Britanya Halkla İlişkiler sayfasında bu. “Eğer kalbinde ışık varsa evini, yolunu bulacaksın.” Neymiş ev? Ateistlik. Bunu gizli gizli yapmanın alemi ne? Ateistsen söyle Türkçe konuş.

Genç kızların loş ışıklı mahzende ne işi var? Ne kadar acı bir durum. Oraya şarap içmiş sızmış. Orada buldum diyorsun. Sen oturmuşsun orada duygusal şeyle yaklaşacağına orada ilk yapacağın oradan kurtarmaktır. Delikanlıysan sen. Mert, cesur bir insansan. Orada duygusallık romantiklik yapılır mı? Genç kızın içmiş, sızmış, bodrumda bir garip bir yerde ne kadar acı bir olay. İlk yapacağın şey onu oradan kurtarmak olması lazım. Daha acı, alkollü, sarhoşsa bir genç kız daha da beter. Orada oturup cilve cümbüş yapacak bir durum var mı? İlk yapacağı hazin ve felaket durumdan o çocuğu kurtarmak olması lazım. Ailesine de haber verirsin gerekirse. Kurtarırsın bir rahata erdirirsin onu. Orada cilveleşmenin bir mantığı yok.

Şimdi kısa bir ara verelim. Devam edelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü