Harun Yahya

Sohbetler (1 Kasım 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Ne diyelim? Bir sevgi etiketi yapalım “Sevgi birliği sonu selamet” diyelim. Sonu aydınlıkla bitecek, evet.

İki partili sistem bakalım faydalı mı? Mesela çünkü o zaman HDP ve MHP meclise girememiş oluyor, CHP ve AK Parti. Allah muhafaza mesela “HDP, CHP’yle biz seçim ittifakı yapacağız” derseler. Der mesela “Kayıtsız şartsız destekliyoruz hiçbir şartımız yok.” Yani Güneydoğu’yu siler süpürürler o zaman. Her yer gider Antalya, İzmir her yer. Bunu göz önünde bulundurmak lazım. O öyle zannedildiği gibi risksiz bir konu değil bu. Ama AK Parti’nin çok oya ihtiyacı var tamam ama halk bunu zaten takdir ediyor. İsterse seçim yapsınlar denesinler en az yüzde 60 oy alırlar. Öyle bir sorun yok. Yani millet basiretli ferasetli millet. İstediği oy olsun. Ama bu riskli. Çünkü benim kulağıma geliyor trafik polislerini, trafik kontrolünü belediyeye verme yönünde çalışma varmış eğer doğruysa. Mesela şimdi trafik Mardin, Siirt’te yol çevirdi, trafiği de onlara verdin. Allah muhafaza PKK’lıların eline geçtiğini düşün, yol çevirmesine PKK’lı girdi arabada, ne yapacak polis? “Buyur geç” diyecek ne desin yani? “Ben seni tutukluyorum gözaltına alıyorum” falan diyemeyecek. Çünkü polis de PKK’lı olmuş olacak. Çünkü orada muazzam bir PKK baskısı var, yani bir çete mafya yapılanması tarzında. İngiliz derin devletinin desteğiyle, hem sermaye desteği var, hem silah desteği var, hem siyasi destek var, hem moral destek var, hem teknik destek var her yönden destekliyorlar. Yani operasyonların nasıl olacağına kadar, en ince detaylarına kadar yol gösteriyorlar. Bu çok büyük bir tehlike. Mesela ilk Leyla Zana’lar falan mecliste zaten o zaman HDP olan, CHP’yle ittifak yapıp girmişti meclise Leyla Zana. Bu çok rahat mümkün. HDP der ki “Bizim hiçbir şart ve dayatmamız yok CHP’yi destekliyoruz, oylarımızın boşa gitmesini istemiyoruz, buyur.” Yani HDP oyları AK Parti’ye gelmez o zaman. Böyle çok vahim bir gelişme olabilir. Asıl tehlike o zaman ortaya çıkabilir. AK Parti’nin oya ihtiyacı varsa biz oy veririz zaten öyle bir konu olmaz. Koalisyon da olduğunu düşünelim, MHP’yle koalisyon yapar ne olur? Gayet mükemmel olur. MHP ayak bağı mı olacak ne yapacak yani? Daha mükemmel bir iktidar olur. Dolayısıyla bu yersiz.

Bir de bu trafik polisi işi benim kafamı bayağı bulandırdı. Bu çok riskli bir şey. Eğer bunun doğruluğu varsa bu çok vahim trafik polisini belediyeye vermek. Zaten ondan sonra adım adım gelir. Eğer alıştırma olarak bu yapılırsa, adam der ki “trafik oluyor da asayiş niye olmuyor?” der, değil mi? Bunun ne farkı var? “Asayiş oluyorsa siyasi şube niye oraya bağlanmasın” der. Gitti işte o zaman, zaten devlet oldu demektir. Polisi belediyeye bağladın mı bitti. Yani bölünme gerçekleşmiş olur. Hükümetin bu konuda böyle bir çalışması var mı, bu bir dedikodudan ibaret mi bunu merak ediyorum. Yani trafik polisinin belediyeye bağlanması çok çok vahim bir şey. PKK’lıları polis yolda çevirecek, ee ne diyecek? “Buyurun beyefendi geçin” der adam. Diyeceği bu. Çok çok tehlikeli. Amerika’nın bastırdığını biliyoruz biz. Hükümete de Tayyip Hoca’ya tam anlamıyla destek çıkıyoruz yardımcıyız. Kılına tüyüne zarar gelmez. Yani ölümüne yanındayız gerekirse şehit oluruz. Gönlü rahat olsun. Ama böyle riskli işlere girmeyelim.

2011’de Leyla Zana diyor ki “Bize artık özerklik yetmez, bizim mutlaka federasyonu sağlamamız, federasyonla ayrılık referandumuna gitmemiz ve kendi geleceğimizi kendimiz tayin etmemiz lazım” diyor.

Kürt kardeşlerimiz bizim canımız, biz onlarla iç içeyiz. Ve Kürt kardeşlerimizi biz çok seviyoruz. Türkiye’nin medarıiftiharı onlar. Dürüstlük, efendilik, güzel ahlak, dindarlık, sevecenlik, yiğitlik, kabadayılık, aslanlık, nezafet, nezaket her türlü güzellik o insanlarda. Ben bu güzel insanlarımı Stalinist, komünist, Allahsız, Kitapsız homoseksüellere teslim etmem ettirmem, buna da müsaade etmem. Her ne pahasına olursa olsun. Bak Türkiye yok olur bunu kabul ederiz. 83 milyon şehit olur bunu kabul ederiz ama vatan toprağını vermeyiz. Zaten Türkiye diye bir şey kalmaz. Yani bize yar olmayanı kimseye yar etmeyiz. Kanunla hukukla gerekeni yaparız ve kıyamet kopar söyleyeyim. Hiç şakamız olmaz denemeye de kalmasınlar. Bak bütün dünya çapında Amerika, Rusya hepsi işin içine girer. Fransa, başta İngiltere dünya dümdüz tepsi gibi olur. Sadece bir duman kalır başka bir şey kalmaz, toz ve duman kalır, sakın ha.

Zaten PKK görüyorsunuz Güneydoğu’da yollara yol kesip barikat kurup arama yapıyorlar. Oraya da kötü kötü yağlı boyayla ‘asayiş’ yazıyorlar. Ne kadar hevesli olduklarını anla. Ne diyeceksin? Bunlar trafik polisi olmuş olacak, asayiş ve trafik. Yol güvenliği bunlardan sorulacak PKK’dan. Gelen adamı orada vurur öldürür onlar yani şehit ederler. Olur mu öyle şey?

Mesela Büyükşehir yasasıyla itfaiyeyi belediyeye bağladılar. PKK yangın çıkardı, belediye itfaiye göndermedi. Yangın bitene kadar göndermedi. Genişletirsen böyle oluyor işte. Ne gerek var? Çünkü orada bir PKK tehdidi var, halk çekiniyor. Çekindiği için onların dediğine oy vermek durumunda kalıyorlar. Korkuyorlar yani büyük bölümü çekiniyor. Yapmasa öldürüyorlar, çoluğunu çocuğunu öldürüyor, kaçırıyorlar.

Belediyelerin her imkanını yol kazmak, hendek kazmak, bomba yerleştirmek için kullandılar. Belediye asfalt çalışmalarında asfaltın altına bombayı yerleştirdiler sonra da asfaltla üstünü örttü belediye. Şimdi biz buna dikkat çektik o zamanlar. “Bu büyük felaket getirir” dedim uyardım buna rağmen yaptılar. “Yapmayın etmeyin” dedim bak belediyeye “eşraftan, aşiretlerden bilinen sevilen insanlar var dindar, onları aday gösterin” dedim. Onu yapmadılar, hiç bilmedikleri adamları aday gösterdiler. Onlar da aşiretten insanları gösterdiler kazandılar. Bir de PKK desteği olunca, PKK o zamanlar zaten sırtında silahla geziyordu. Askerin gözü önünde geçiyordu böyle kimse ses çıkartmıyordu. Karakolların önünde silahla geziyorlardı fotoğrafları var görmüşsünüzdür. İstanbul’da bile omuzlarında otomatik silahla geziyorlardı. Mahkeme çadırı kurmuşlar, halk oraya gelip mahkemede ifade veriyor.

ERDEM ERTÜZÜN: Polisi marketten çıkarıyorlardı.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Çık dışarı” diyor, polis çıkıyor. Tayyip Hoca tamam duruma vakıf oldu ama çok vakit geçti. Şimdi de Amerika bastırıyor, Öcalan da bastırıyor başkanlık sistemi için. Yok istemiyoruz. Çünkü CHP-HDP işbirliğine doğru gidecek olay. Diğer sol gruplar da destekleyecek küçük partiler falan. Bir de Tayyip Hoca’ya karşı olanlar da bu sefer sırf gıcık oldukları için destekleyecek. Daha önce nasıl yapmışlardı hatırlıyorsunuz. Yani AK Parti azınlığa düşmüştü hükümet kuramamıştı başkanlık konusunu gündeme getirdiği için. Bak dedim ki “Başkanlık konusunu gündeme getirmeyin hükümeti düşürürler” dedim “Oy kaybına uğrarsınız yapmayın etmeyin” dedim. “Yok bir şey olmaz” dediler yaptılar oy kaybına uğradı ve hükümet düştü. Bak şimdi “bahsetmeyin bir daha da” dedim “oyunuz normal hale gelir millet vicdanlı millet, bundan vazgeçtiğinizi hissettirin” dedim. Vazgeçtiklerini hissettirdiler hiç ağızlarına almadılar yeniden kazandılar. Bu sefer de “pardon” diyorlar “yeniden “başa dönelim mi?” bu oyun oynamak gibi oluyor yakışık almıyor böyle. Halk işte tepkisini gösterdi. İlla başkanlık. Adam gıcık olur öfkelenir HDP de onları destekler, sol da onları destekler, Tayyip Hoca’ya muhalif olanlar da onları destekler, efendim, paralel yapının adamları kendince mağdur görenler, hapishanede yaşayanlar şunlar bunlar onların aileleri de gider desteklerler al sana bir felaket daha. İş çıkartmaya gerek yok. Milliyetçi Hareket Partisi olsun, CHP olsun, HDP de zaten şu an kanunla hukukla bir dizayn haline gelecek herhalde. Üslubunu falan düzeltecektir diye düşünüyorum.

Bu yol kesme resimleri var mı PKK’nın?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. Görüntüler Şırnak’tan. “Kaleşnikoflu PKK’lılar yol kesti” haberi. “PKK yine yol kesip kimlik kontrolü yaptı.” “Kimlik kontrolü yaptılar.” Dediğiniz gibi “asayiş” yazıyor.

ADNAN OKTAR: Bak “asayiş” yazmışlar. “KCK Asayiş.”

Başkanlıktan vazgeçti AK Parti o zamanlar tarihinin en yüksek oyunu almıştı. Yüzde 49,5 oy aldı başkanlıktan vazgeçince. Şimdi yine tutturdu başkanlık. Bu olmaz. Bir de referandum yapacaksın yüzde 80 ret çıkacak ne yapacaksın o zaman? Hükümeti gereksiz yere yıpratmış olacaksın.

Hoca İstanbul’a gelince benimle bir görüştürün siz ben bir konuşayım. Bunları görerek nasıl bu olaya böyle bakıyor ben merak ediyorum. Bir bildiği mi var, neyi kastediyor? Özel konuşursak belki anlatır.

7 Haziran’da kaybettikleri seçim sonrası kargaşayı örnek gösteriyor bugün Başbakan. O kargaşanın sebebi zaten başkanlık sistemiydi. Yani tek sebebi başkanlık sistemiydi. Yeniden başkanlık sistemine giriyorsun işte kargaşanın sebebini yine başlatmış oluyorsun. Çok iyi bir insan, çok dürüst bir insan hakikaten alabildiğine dürüst ama bu konuda nasıl böyle düşünüyor ben hayret ediyorum. Biz rapor olarak sunalım detaylı olarak anlatalım bakalım nedir görüşleri anlarız.

Bu, dağdan gelen PKK’lı kızlar “Bize siz devrimden sonra polis olacaksınız, öğretmen olacaksınız, devlet görevlisi olacaksınız, genel müdür olacaksınız bütün devlet sizden sorulacak, general olacaksınız, subay olacaksınız böyle diyorlardı” diyor. Şimdi bu nereye gider böyle bir şey?

Cizre’de PKK mahkemesi kurulmuştu. Cizre, Şırnak, Silopi, Yüksekova, Diyarbakır’ın birçok ilçesinde asayiş birimleri kurdular sözde asayiş birimleri.

Bak mesela bir PKK’lı bir yazı yazmış “Jehat Kobane” diye. “PKK’lıları ihbar edecekler. İhbar etmeden önce buna baksın. PKK ağzına 10 TL. koyup kurşuna dizmişti” diyor. Gösterebiliyor muyuz bu resmi?

BÜLENT SEZGİN: Gösteremiyor muşuz.

ADNAN OKTAR: Halkı da böyle korkutunca olay onlara dönmüş oluyor.

AK Parti’nin içindeki münafıklara çok dikkat etmek lazım. AK Parti’yi bu kadar sarsan hep münafıklar oldu. Samimi; az sayıda da olsa samimi müminle yola devam etmek lazım. “Nice azınlıklar vardır ki” diyor Allah ayette “galip gelir yığın yığın çoklara” inşaAllah. Çünkü az olması önemli değil. Halis ve samimi olması önemli.

Münafıklarda öyle bir kafa vardır. Hep bir gelecek korkusu. Mesela evlenir kadından nefret eder onu fahişe gibi görür ama ondan olacak o çocuğun onu kurtaracağını zanneder. Yani soyunun sonsuza doğru uzanacağını düşünür. Halbuki o çocuk onun ilerde ya başına bela oluyor yahut sakat oluyor. Onun için ömür törpüsü de olabiliyor. Çocuk onun malı-mülkü için hastanede onun ziyaretine de gitmiyor muhatap da olmuyor bir an önce ölsün istiyor. Çocuğunun kendini kurtaracağını zannediyor. Çocuğunu nasıl bir topluma ortama bıraktığından da haberi yok. Sen yaşlanmışsın ölüp-gidiyorsun senden sonra o çocuk nasıl bir dünyada yaşayacak, değil mi? Mesela gelmişsin farz edelim 50 yaşına, hadi 60-70-80 diyelim, üç on sene, dört on sene ki birçok hastalıklar oluyor kanser oluyor, ülser oluyor bilmem ne oluyor. Ölüp gideceksin birkaç on sene içerisinde belki de Allah bilir. Ondan sonra o çocuk ne yapacak? Onu karanlık bir dünyaya bırakıyorsun. Önce İslam’ın hakimiyeti için uğraş, önce ortalığın bir güzelleşmesi için uğraş. O çocuk seni kurtarmaz. Öyle niyet edersen Allah senin başına onu bela eder. Nitekim başlarına bela oluyor kendi çocukları. Babasını dövüyor, annesini dövüyor, malını soyuyor, parasını gasp ediyor, dolandırmaya kalkıyor. Malını-mülkünü üstüne yaptırıp onları sokağa atıyor. Çok görmüşsünüzdür. Bir an önce ölmesini istiyor annesinin babasının. Birçok kişi var öyle parasına konmak için. Onlar a onunla sonsuza ulaşacaklarını zannediyorlar. Öyle bir şey yok, zaten kıyamet yakın. Sen o çocuğu kıyamet toplumuna da teslim etmiş olacaksın daha ileride. Kıyamet toplumuna teslim edeceksin. Kıyametin son aşamasındayız herkes bunu görüyor. Türkiye hop oturup hop kalkıyor. Bütün bölge hop oturup hop kalkıyor. Mehdiyet’i inkar etmeleri zaten Hz. Mehdi (as)’ın geldiğinin en açık alameti. Muazzam bir dehşet ve panik her yeri sarmış vaziyette. Alametlerin net çıkmış olması çok şaşırttı. Onlar zannettiler ki Bodrum’da yatla gezerler, işte pastaneye gider pasta yerler, eğlenirler, yurtdışında gezerler. Baktılar oturdukları zemin altlarından kayıyor. Fransa’ya gidiyor orada da dehşet ve terör var. Türkiye’ye geliyor orada da dehşet ve terör var. Ve tırmanarak, artarak ve katlanarak gelişiyor. O arada da akılsız münafıklar işte çoluk-çocukla sonsuz olacaklarını zannediyorlar. Sonsuzluğu Allah sağlar, çocukla sonsuzluk sağlanmaz. O çocuğu Allah bela eder. Kendisi hastalanıyor, çocuğu hastalanıyor bunu hesap etmiyor. Halbuki onun için yeni bir gaile, yeni bir panik konusu olmuş oluyor. Çocuk ancak Allah rızası için olur, İslam’a, Kuran’a hizmet etmesi için. Peygamberlerin üslubunu Kuran’da görüyoruz, değil mi? “Ya Rabbi kemiklerim eridi artık yaşlandım ve neslim yok” diyor “benden sonra İslam’a, Kuran’a hizmet edecek kimse yok. İslam’a, Kuran’a hizmet edecek bir insan olsun Ya Rabbi” diyor. Üremek için söylemiyor İslam’a hizmet için istiyor. Adam köpek gibi üremenin peşinde. Köpek de ürüyor, domuz da ürüyor, eşek de ürüyor. Bir amacı olması lazım, bir gayesi olması lazım bir insanın.

Böyle bütün dünya Darwinist olacak, Allah dünyayı tutacak, her yerde terör-anarşi olacak, İngiliz derin devleti böyle şımaracak, homoseksüeller bayrak açıp gezecek ve kıyamet kopmayacak. Çoktan kıyamet kopardı, Allah mahvederdi. Sırf Hz. Mehdi (as)’dan dolayı Cenab-ı Allah durduruyor. Onlar da bunun farkında değiller. 15 Temmuz’da darbe çok rahat olurdu. Tayyip Hoca’yı da çok rahat şehit ederlerdi. 15 dakika diye bir şey olmaz. O 15 dakika Mehdiyet’in bereketidir. Mesela Başbakan için 10 dakika, bazıları için 7 dakika, bu kısa dakikalar hep Mehdiyet’in bereketiyle yoksa çok tan Türkiye harap olup helak olurdu, yani paramparça olurdu. Cenab-ı Allah Mehdiyet’e zarar gelmemesi için mucize meydana getiriyor. Onu da anladılar panik oldular, habire her Allah’ın günü “Mehdi gelmeyecek” diye yazı yazıyorlar her gün.”

Muhammed Bakır (as) şöyle diyor: “Eğer İmam Mehdi yeryüzünden bir saat çekilse” mesela farz edelim şehit olsa “tıpkı denizin insanları boğduğu gibi yeryüzü kendi ehlini hemen yutar” diyor. Derhal kıyamet kopar diyor böyle bir şey olsa. (El-Kafi, cilt 1, sayfa 137)

Ebu Hamza’dan. Resulullah (sav) ferman etti ki “Allah’ın kullarına hücceti olan İmam Mehdi olmasa yeryüzü baki kalmaz kıyamet kopar” diyor. (El-Kafi, cilt 1, sayfa 137)

Abdullah (ra)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (sav) buyurdu ki: “Ehli Beytimden ismi ismime mutabık olan bir kişi başa geçecektir.” Yani benim ismime uyacaktır ismi. “Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalmış olsa bile” bir gün yani ertesi gün kıyamet kopacak olsa “Mehdi’nin başa geçmesi için Cenab-ı Allah o günü her halükarda uzatacak” diyor. (Sünen-i Tırmızi, 4/92) Sünen-i Tırmızi sahih hadis kitabı, inkar edecekleri gibi değil.

İbni Mace ve Ebu Naim Ebu Hureyre’den tahric ettiler -hepsi sahih hadis kitapları İbni Mace ve diğerleri- o dedi: Peygamber (sav) ferman etti ki; “Eğer dünyadan bir gün kalsa Allah o günü uzatır.” Yani kıyameti durdurur ve dünyanın ömrünü uzatır. “Ve Ehli Beytimden Muhammed Mehdi’yi melik kılar.” (Kitabü'l-Burhan Fi Alameti'l-Mehdiyyi'l-Ahir Zaman, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alameti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar ve Ölüm Kıyamet ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 437)

Cizre’de PKK’lıların asayiş birimlerinin videosu var mı sende?

BÜLENT SEZGİN: Evet Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte oraya mehter takımıyla bir gireceksin Ceddin Deden’le, çil yavrusu gibi dağılırlar. Ama başıboş bırakılmış. Bak adamların ferahlığını görüyor musun? Yani “bunu hayata geçirelim. Bu resmiyete dönüşsün” diyor adam mevcut durum.

Mesela “İmran’ın karısı:Rabbim karnımda olanı” diyor bak, hamile. Şeytandan Allah’a sığınırım, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım.” [Ali İmran Suresi, 35] sırf Allah’ın rızası için “benden kabul et” diyor. Böyle üremek için, işte ben yaşlandığımda sana bakar dersen yaşlılığında da senin ölümüne sebep olur o. Senin malını-mülkünü de çalar, sana ömür törpüsü olur. 40 sene yaşayacaksan 10 sene yaşarsın, 5 sene yaşarsın Allah için olmazsa. Sen Allah’a oyun oynamaya kalkarsan Allah senin kafanı ezer. Kendini uyanık zannetmeyeceksin.

Süleyman’ın Özdeyişleri’nde “Geç öfkelenen akıllıdır, çabuk sinirlenen ahmaklığını gösterir” diyor. Yine Hz. Süleyman (as) diyor ki: “Çabuk öfkelenen ahmakça davranır” diyor. “Ahmak sinirlendiğini hemen belli eder ama ihtiyatlı olan aşağılanmaya aldırmaz.” Çünkü zaten aşağılayamaz. Sakin itidalli olmak lazım her şeyi Allah yaratıyor. Öfke çok yersiz, yani şirk. Allah’ın yarattığını bilerek nasıl sinirleniyorsun?

Mezmurlar, “Kötülük edenlere kızıp üzülme” diyor. 37/1.

Hz. Süleyman (as) diyor ki: “Öfke zalim, hiddet azgındır” diyor. “Huysuz kişiyle arkadaşlık etme, tez öfkelenenle yola çıkma yoksa onun yollarına alışır kendini tuzağa düşürülmüş bulursun.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 22-24-25) Yani öfkeli adam da senin öfkelenmene sebep olur diyor. Ondan uzak dur diyor.

“Kızıp-üzülme, işi yolunda olanlara, kötü amaçlarına kavuşanlara kızmaktan kaçın. Bırak öfkeyi üzülme. Yalnız kötülüğe sürükler bu seni. Çünkü kötülerin kökü kazınacak ama Rabbe ümit bağlayanlar ülkeyi miras alacak.” Yani üçkağıtçılık yapması seni üzmesin, Allah zaten onların belasını verecek diyor.

“Çabuk öfkelenme çünkü öfke akılsızların bağrında barınır.” (Vaiz, 7/9)

Mesela öfkelendiğinde bu kortizol gibi hormonların düzeyi artıyor, solunum hızlanıyor, nabız hızlanıyor, tansiyon yükseliyor, terleme başlıyor, gözbebekleri genişliyor. Öfkenin tetiklediği bu hormonal patlama hali çok sık veya devamlı olarak tekrarlanırsa öfkeden kaynaklanan stres hormonu artışları ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor. Öfke karlı gibi görünür ama çok tehlikeli ve çok zararlı bir şey. Allah diyor ya “öfkenizle ölün” diye, şeytandan Allah’a sığınırım, öfkenin öldürücü olacağına dikkat çekiyor Allah. Mesela Allah esirgesin kalp rahatsızlıklarına sebep olur, beyin kanamasına neden olabilir. Öfkelendiğinde insan, kaslar ve eklemler geriliyor, kan dolaşımı yavaşlıyor. Sinir, kalp, damar ve hormonal sistemin doğal dengesi bozuluyor. Kalp atışı, testosteron ve tansiyon artıyor. Öfke kalp ritminde elektriksel bozukluklara da yol açıyor aritmi oluyor yani kalp düzgün atamıyor, ekstrasistoller oluşmaya başlıyor. Baş ağrısı yapar, karın ağrısı yapar, uykusuzluk yapar öfke. Kalp hızında artış yapar, depresyon yapar, yüksek kan basıncı yapar, egzama yapar cilt bozulur cilt problemleri başlar. Yani hiç ummadık cilt problemi olur. Kalp krizine neden olabilir, inmeye neden olabilir yani nüzul meydana gelir Allah esirgesin felç. Beyin kanamasına sebep olabilir. Şiddetle kaçınmak lazım. Müslüman tevekküllü olacak.

İnsanlar vesveseli oluyor. Çok fazla doktora gitmek istiyorlar. Hemen hemen her gün doktora gitmek istiyorlar. Bir şey oluyor. Onun için hastaneler yetersiz oluyor olabilir. Ama bazıları tabii çok önemli bir şey olmadan gitmiyor.

OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi acile giden hastaların önemli bir bölümü hiç gereksiz olarak yani acil gerektirmeyen durumlarda gidiyorlarmış. Gereksiz bir şekilde. Sizin dediğiniz gibi vesveselerinden.

ADNAN OKTAR: Evet, aniden heyecanlanıyor. “Bak kalbim çarpıyor, kalbim sıkıştı öleceğim galiba” diyor. Telaş edince hakikaten kalbi sıkışıyor bu sefer. Halbuki hiçbir şeyi yok.

Münafığın Allah’a imanı zayıf olduğu için onu gelecek korkusu delirtir. En büyük kabusu gelecektir. Allah’a tevekkül edemez. Onun için aileyle çocukla kurtulacağını zanneder. Allah öyle tiplere ailesini de, çocuklarını da bela ediyor. Ekonomik yönden çöker, manevi yönden çöker. Çocuk başına bela olur. Eşi başına bela olur. Her şeyin Allah rızası için olması lazım. Allah dünyaya onu imtihan olarak koymuş. Gelecek korkusunu. En büyük imtihanlardandır. Mümin hiçbir şekilde gelecek korkusuna yenilmiyor. Mesela Resulullah (sav) hiç yenilmedi. Peygamberler hiç yenilmezler gelecekler korkusuna. “Ben ne yapacağım? Ne olacağım?” Hiç dememişlerdir. Gayet rahat Allah’a tevekkül etmişlerdir. Bütün toplumu karşısına alıyor çünkü. Adam derki “benimle kimse evlenmez. Kimse benimle iş görmez.” Yahut mesela bir peygamber de bunu diyebilir. Halktan birisi de bunu söyleyebilir. “Herkes cephe alır. Antipatik bulur. Yalnız kalırım. Çoluğum çocuğum olmaz” diyebilir. Hiç önemsemiyor.

Mesela İsa Mesih evlenmedi. Çoluğu, çocuğu da yoktu. Hiç umurunda bile değildi. Gayet rahattı. Bak Roma askerleri paldır küldür koşarak yukarıya çıkıyor. Acayip huzurlu. Hayret yani o iman düzeyi. Nasıl bir iman elde etmiş ki, maşaAllah. Başkası olsa eli ayağı boşalır. Hiç; sakin. Orada dururken birden odanın içinde Allah onu yok hale getiriyor. Madde olmaktan çıkarıyor. Nura çeviriyor. Hayal hale geliyor. Madde aleminden çıkarıyor, bir anda. O zaman zamandan da çıkmış oluyor. Mesela iki bin yıl geçiyor. Ona sorsan gösterilse “bir saniyede falan” diyecek. Göz açıp kapama kadar. “Gözümü kapattım ahirete gittim. Açtım buraya geldim” der. Çünkü zaman yok. Ne oldu? Ulul Azm Peygamber oldu. Münafık cennetteki hayatını hiç düşünmez. Varsa yoksa ne yaparsa burada bitirmeye çalışır. Halbuki çocukları onun için bir fitne oluyor. Kuran ayette bunu açıkça söylüyor. Bak onun da ayrıca hesabını veriyor. Eşi oluyor onun da hesabını veriyor. Bak durduk yere kendine yeni bela çıkarıyor. Sırf kendi günahı olacakken hem eşinin günahı hem çocuğu meydana getirdiğinde orada meydana gelen seyyiyelerden oluşan günah o da ona ekleniyor. Allah onun için diyor ki, bak “canı zorluk içindeyken, ızdırap içindeyken çıkması için biz bunu yapıyoruz onlara” diyor. “Biz onlara mallar ve çocuklar veriyoruz diye sakın imrenme, hayret etme, beğenme, takdir etmeye kalkma. Benim amacım onu felakete sürüklemek, belanın içine çekmek, canı ızdırap içindeyken canını çıkartmak. O amaçla yapıyorum” diyor Allah. Çünkü o da dört köşe oluyor. “Ne güzel mallara kavuştum, çocuklara kavuştum, eşlere kavuştum. Ticaretim tamam.” Ayette diyor ya Cenab-ı Allah “Mallar, oğullar, akim kalmasından korktuğunuz ticaret, aşiretiniz, çevreniz, eşleriniz, çocuklarınız, size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda mücadeleden” mesela münafık için Allah yolunda mücadele hiç önemli değildir. Onu Müslümanlara bırakır. “Siz ve Allah’ınız gidin savaşın, mücadele edin. Beni ilgilendirmez” der. “Ben ailemi kurtarmak, çocuğumu kurtarmak, malımı kurtarmak peşinde olurum” diyor. Münafığın özelliği. Allah bunu Kuran’da çok mühim bir husus olarak belirtiyor. Ve intikam alacağı bir husus olarak belirtiyor. Adam zannediyor ki, “o buna girmez” diyor. Halbuki o, o ekole girmiş oluyor. O dosyanın içine girmiş oluyor. Haberi yok. Kendine telkin yapıyor. “Ne var ben iş güç yapıyorum. İslam’ı tebliğ eden Müslümanlarda var. Ne üstüme vazife” diyor. “Yapıyor onlar zaten” diyor. “Ben ticaretle ailemi kurtarıyorum” diyor. “Çocuk edinmeye çalışıyorum, çoğalmaya çalışıyorum. Geleceğimi düşünüyorum. Ne var ki, bunda?” diyor. Halbuki o felaketin adı onun için. Allah onu açıklamış, tarif etmiş. Tarife tam oturuyor. Oturduğu halde yine o tarifin kendi olmadığı zannediyor. Mesela münafığı Allah tarif ediyor. Münafık diyor ki “burada benden bahsetmiyor.” Senden bahsediyor işte tam. Tıpatıp tarif uyuyor. Kaşın, gözün, ağzın, burnun her şeyin tam. Bu ummama bir felakettir. Münafık o boyuta girdiğini, o dosya içerisinde olduğunu, o ekolde olduğunu hep anlamazdan gelir. Halbuki alenen o sistem içindedir. “Mallar, oğullar, çocuklar, akim kalmasından korktuğu ticaret, eşleri, babaları Allah’tan, Resulünden” yani Kuran’dan “ve Allah yolunda mücadele etmekten” İslam’ı yaymaktan “Ona daha hayırlı geliyorsa bekleyedursun.” Beklemek ne demek? Mesela elli yaşındaysa iki on sene hadi üç on sene olsun. Bazen o kadar da hiç beklemiyor. Bazen biraz daha uzuyor, bazen biraz daha kısalıyor ama yaklaşık Türkiye ortalaması o şekilde. Çocuğu kurtaracak derken çocuğu başına bela oluyor. Son anında başına bela oluyor. Karısı kurtaracak derken, karısı bırakıp çıkıp gidiyor. Çocuğu alıp çekip gidiyor. Tek başına bırakıyor. Bak, Allah’a güvenmiyor. Ama çocuğa güveniyor, karısına güveniyor. Bu çok acayip.  Halbuki çocuğun da, karısının da kalbi Allah’ın elinde. Karısının kalbine bir kin koyuyor onu bırakıp çıkıp gidiyor. “Yeni bir genç birisini buldum” diyor kadın. Onunla gittiğini söylüyor. Öbürü de şap gibi oturuyor. Olmayacak zannediyor. Oluyor. Malla kadının gözünü kapatacağını zannediyor. Halbuki kadın mal onun üstüne olduğu müddetçe ondan nefret eder. Mal, tamamen onun üstüne geçmesini ister. Onun üstüne geçtikten sonra da süratle oradan uzaklaşmak ister. Orada durmak istemez.  O her an mal için orada durduğunu bildiği için ondan nefret eder. Ona değer vermediğini zaten biliyordur o. Kadın ona hiç değer vermediğini zaten çok iyi bilir. Onu ne kadar ucuz gördüğünü de çok iyi bilir. Bayağı delili vardır onun. Ama malından dolayı ona iyi davranır. O iyi davrandığı için o da onu seviyor zanneder.

“Bedevilerden geride bırakılanlar” Fetih Suresi, 11-12’de; Müslümanlardan geri bırakılıyorlar. Tebliğe girmiyor. Peygamberle görüşmüyor. Müslümanların imamıyla görüşmüyor. Uzaklarda, mümkün olduğu kadar uzaklarda.  “Sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti.” “Niye gelmiyorsunuz?” diyor Resulullah (sav). “Mal, ticaret, aile, eş, çocuklar, baba, anne. O yüzden biz tebliğ yapamıyoruz. İslam’ı yayamıyoruz. Artık o görev sizin” diyor. “Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.” Bir de ‘bizim af dile’ diyor görüyor musun münafık ağzını? Münafık kaşarlığı, münafık arsızlığı ve münafık ferahlığı hayret edecek boyuttadır. Onu bir felaketin beklediğini hiç tahmin etmiyor. Ölüm anının nasıl olacağını bir türlü anlamıyor. Allah’ın öylesine söylediğini zannediyor. Ve ona onun ulaşmayacağını zannediyor. Halbuki Allah öylesine söylemiyor. Gerçekten yapacağı bir şeyi söylüyor.

“Onlardan bir grup da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu” (Ahzap Suresi, 13) hep bak görüyor musun? Aile müessesiyle İslam’a karşı tavır alıyorlar. Eşi ve çocuğu. Çünkü eşi ve çocuğunu Allah gibi görüyor. Allah’ın kendini koruyamayacağına inanıyor. Ona nimet veremeyeceğini, eşinden ve çocuğundan geleceğine inanıyor. Onlar canlı ve gözünün önünde olduğu için. Allah da genelde tam tersine çeviriyor. Onları onun başına bela ediyor. Vicdan azabı içerisinde akıl bozukluğuyla, sağlık bozukluğuyla, bereketsizlikle, uğursuzlukla dünya ortamında debelenir, çırpınır durur öyle tipler. Bereket de olmaz. Tası suyla bir yandan akıtır. Öbür taraftan su çıkar. Bütün ömrü boyunca tasla su akıtır. Çırpınır. Kadın da ondan nefret eder. Parası için geldiğini bildiği için. Parasını da tam alamadığı için o onu çok huzursuz eder. Çünkü kadınların aileleri genellikle sıkıştırıyorlar. ‘Üstüne ev yaptır, araba yaptır, mallarını al.’ Mesela ev yapılıyor ‘öbür evi de üstüne yaptır’ diyor. ‘Öbür arabayı da üstüne yaptır’ diyor. ‘Mücevherler senin üstüne geçsin’ diyor. Her şeyi onun üstüne geçirtiyor. Geçirttikten sonrada ‘biz yükümüzü tuttuk’ diyor kadın. Yükünü tuttuğu kanaatinde. ‘O zaman gitsek mi acaba?’ diyor. Ve çekip gidiyor. Adam bir kalkıyor sabah yok kimse. Kadın bir mektup yazıyor çekip gidiyor. Çok fazla karşılaşılan bir olay. Veyahut kadın hasta oluyor onun başına bela oluyor. Çocuk hasta oluyor onun başına bela oluyor. Veyahut çocuk huysuz oluyor onun başına bela oluyor. Kadın huysuz oluyor onun başına bela oluyor. Allah’ın intikam çeşitleri çok çeşitlidir. Bir tane iki tane değildir. Onun için Cenab-ı Allah bak diyor ki, Tevbe Suresi, 24’te şeytandan Allah’a sığınırım “De ki: "Eğer babalarınız” babasını Allah gibi görüyor münafık. “Çocuklarınız” sonsuzluğu temsil eder onlar için çocuk. Kıyametin kopacağına da inanmaz onlar. “Kardeşleriniz” onlarda da ayrıca bir güç olacağına inanıyor. Ama kardeş daha geridedir münafık için. Asıl baba, çünkü baba malın kaynağı, malı kontrol eden kişi olduğu için. Ama çocuk da geleceği sağlayan. Baba gidici olarak görüyor. Ama çocuk kalıcı olarak görüyor yaşından itibaren. “Eşleriniz” eşine daha az güvendiği için Allah eşi daha geride tutuyor. Ama eş ona çocuk veren. Sonsuzluğun kapısını açan bir varlık gibi görüyor. Ama tabii nefret eder eşinden de. “….az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret” (Tevbe Suresi, 24) ticaretlerindeki o bereketsizliğe Allah dikkat çekiyor. Çok kazanırlar, çok harcanır. Çok gayret eder, az kazanırlar. Acayip çalışır fakat çok az kazanır. Yine kazanır çok fazla kazanır ama Allah her yere harcatır o parayı. Paranın bereketi olmaz onlarda. Hep fakir olurlar.

“Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla, Biz onların hayırlarına koşuyoruz.” O seviniyor. “Ya” diyor “kimse yapmadı ben yaptım” diyor. “Mal da kazandım, çocuk da kazandım.” Allah diyor ki, “zannettiği gibi değil Ben onu tuzağa düşürdüm aslında” diyor. “Hayır, onlar şuurunda değiller.” (Mü’minun Suresi, 55-56) Diyor Allah “ben onlara bir oyun hazırladım, tuzak hazırladım şu an farkında değiller” diyor. “Onları felakete götürecek bir tuzağın içine girdiler” şu an diyor.

“Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir” (Enfal Suresi, 27) çünkü Allah ona görüntü olarak gösteriyor. Eşi diye et kemik görüntüsü gösteriyor. Çocuğu da yine et, kemik olarak gösteriyor. “Bir imtihandır” diyor Allah. “Bir fitnedir. İmtihan olarak yapıyorum” diyor. “Allah yanında ise büyük bir mükafat vardır.” “Sen ona kafayı takıyorsun ama zaten ölüp gidecek, parçalanacak bereketsiz bir yola giriyorsun” diyor. “Bütün dikkatini Allah’a verirsen ancak kurtulabilirsin” diyor. Cenab-ı Allah “her şeyi yaratan Ben olduğum için bütün dikkati Bana verip, Bana güvenmen gerekir” diyor. “Eğer çocuğunu putlaştırırsan, babanı putlaştırırsan onların seni kurtaracağını zannedersen o put seni boğar” diyor. Nitekim de görüyorlar.

“Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin.” Müslümanlarda bazen bu oluyor. Anlamıyor Allah’ın sırrını. İmreniyor adam. Mesela gidiyor evleniyor, çoluk çocuğa karışıyor. Mallarını falan biriktiriyor. Sürünüyor ayrı mesele de. O onu yönünü görmediği için, o ızdıraplı hayatını görmediği için. Öyle insanlar hep yalnız yaşarlar. Çok yalnızdırlar. Eşi de onun için bir şey ifade etmez. Çocuğu da aslında bir şey ifade etmez. Ama o sonsuzluk duygusuna biraz kapı açmış olur onun için. Bak diyor ki, Cenab-ı Allah; “…Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azaplandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister.” (Tevbe Suresi, 55) Diyor. “Tam ölürken canlarını yakacağım” diyor Allah. Adam ummuyor. Karşılaştıktan sonra da “geri gönder Ya Rabbi bizi” diyor. Allah “şimdi mi?” Diyor.

EBRU ALTAN: Eşini, çocuklarını da fidye olarak vermek istiyorlar ahirette.

ADNAN OKTAR: Tabii, karaktersizliklerine bak ki, diyor ki; “eşimi vereyim, çocuklarımı vereyim, birkaç mislini de vereyim, dünyayı da vereyim” diyor “Ya Rabbi” beni bırak” diyor. Ona uygun bir ortam meydana getiriyor Allah. Karaktersizliği ortaya çıkması için. Böyle teklifte bulunuyor Allah’a. Allah feci şekilde intikam alıyor.

Ali İmran Suresi, 14, “Kadınlara” evlilik, çok çocuk yapma “oğullara” evlenip soyunu sürdürme. Sonsuzluğa doğru kapı açacağını zannetme. “Kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe” bak yığma kafası görüyor musun? Yığar yığar yığar hiç ona nasip olmaz o. Sadece çalışmış olur o. “Salma güzel atlara” yani hayvanlara bundan kasıt, arabalar her türlü taşıt, mal mülk. Anlaşılması için söylüyor Allah.  “Hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı.” Ama “normalde bir şey yok” diyor Allah “Ben öyle gösterdim” diyor. Çünkü gümüş metal, altın da bir metal. At bir hayvan ölür. Ne olursa olsun verilen mesela kantar kantar yığılmış da olsa. Dağ gibi de yığılmış olsa o öldüğünde altın duruyor. Ama kendi mezarın iki metre altında durur. Hayvanlar; hayvanlar da ölüyor. Hepsi ölür. Ekin; ekersin sonra solar gider. Kalıcı baki olan Allah’ın cennetidir. Cenab-ı Allah ona dikkat çekmiş. İnsanlara bak süslü ve çekici kılındı imtihan kastı ile “Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır” (Ali İmran Suresi, 14) münafığın hesap etmediği istemediği budur. Ahirettir. O olmadığı için Allah haklı olarak onları çok eziyor. Hiçbir münafık huzurlu yaşamaz. Sürekli gezer. Sürekli sıkılır. Oradan oraya gider oradan oraya gider. O sıkıntısını bir türlü bastıramaz. O yer değiştirme sıkıntının orada kalması için yaptığı bir eylem. Halbuki sıkıntı onun beyninin içine ev kurmuş zaten. Kalbinin üstüne ev kurmuş. Onunla beraber yürür. Gittiğinde bakıyor sıkıntı da gidiyor, gıcık olur. “Ya” diyor “bir yanlışlık var herhalde Japonya’ya gideyim” diyor Japonya’da da onu takip eder. “Hadi Hindistan’a gideyim” diyor Hindistan’da da onu takip eder. Her yerde yalnızdır. Sürekli mal hırsı ile uğraşıyor malda ona fayda vermiyor. Mesela bir tabak yemek yiyor, yığıyor altını gümüşü ama bir tabak yemek yiyebiliyor. Küçük bir oda da küçük bir yatakta yatabiliyor. Mesela uçsuz bucaksız ev var ama ev hiçbir işine yaramıyor odaları. Çocuk var yetiştirmeye başlıyor daha bir aylık sonra iki aylık oluyor çocuk onu uyutmuyor. Altından alıyorlar çocuğun üç aylık, beş aylık her ay onları Allah onun vesilesi ile yıpratmış oluyor. Allah’a adamadıkları için. Allah rızası için yapmadıkları için. Birinci yaşında ayrı başlarına dert açıyor. İkinci yaşında ayrı dert açıyor. Hastalıkları ile bağırtısı ile onlara bir ömür törpüsü olmuş oluyor Allah tarafından. Çünkü hayır gözü ile yaklaşmadıkları için. Sonra da ilerde Allah onları asi yapıyor. Yani muti yapmıyor. Ailesine, annesine asi yapıyor. Çok görmüşsünüzdür. Yetişiyor ama asi ve züppe oluyor. Çünkü Allah’a adanmamış, Allah için değil. Allah’ın rızasını aramadığı için o da babasının bir an önce ölmesini istiyor, annesinin de bir an önce ölmesini istiyor mallara konmak istiyor o da. Karısı da kocasının bir an önce ölmesini istiyor, mallara konmak istiyor. Oğlana da mal düşeceği için çok rahatsız. Münafığın dünyası çok korkunçtur. Anlatılacak gibi değil. Dehşet vericidir. Planları hiç düşünülmemesi gereken haldir insan aklına dahi getirmek istemez dehşet vericidir.

EBRU ALTAN: Allah bir ayette şeytandan Allah’a sığınırım “Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar geldi” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii sıkılır her nereye gitse sıkılır. Hatta Allah diyor ki Mümin Suresi’nde “Allah'ın ayetleri konusunda inkar edenlerden başkası mücadele etmez.”  İslam’a lakayt kalmak, Müslümanlara yardımcı olmamak, Allah için yaşamamak. “Öyleyse onların şehirlerde dönüp dolaşması seni aldatmasın.” (Mü’min Suresi, 4) Mesela bir o şehre gider, Allah o hastalık halinde bunu vereceğini söylüyor. Alamet olarak veriyor bunu. Şehir şehir geziyor. Paris’e gidiyor Londra’ya gidiyor. İşte Şangay’a gidiyor bir türlü aradığını bulamıyor, huzur bulamıyor. Ya bunlar hep derler zaten ‘huzuru hep aradık bir türlü bulamadım’ der. Endonezya’ya gidiyor Malezya’ya gidiyor. Yanlış bir yere mi geldim diyor mesela adalara gidiyor. Çeşitli adalara her yerde yalnız, her yerde sıkılıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayette “Mutsuzluğumuz bize galip geldi” diyor. 

ADNAN OKTAR: Evet mutsuzluğu ona galip geliyor.

Firavunlar altın gümüş, atlar hayvanlar meraklılar ya hayvan atı da öldürüyor onu da yanına gömüyor. Bu kadar delilik görülmemiş. Kediler hayvanlar onlar da ölüyor onları da yanına gömüyor onları da mumyalıyor. Küçük küçük patileriyle yazık onların da hepsi mumyalı.  Hayvancağızların başına gelmemiş kalmamış. At; akılsız adam ne yapacaksın? Ölüp gitmişsin sen ahirete. O atları yeniden oradan alıp eğer koşup bineceğini zannediyor. Binlerce sene sonra. Görüyor musun dünya bağlılığı işte o münafıkane ruh.

Mearic Suresi 11-15’te şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar birbirlerine gösterilirler”(Mearic Suresi, 11) Mesela oğlu, babası, annesi hepsi birbirine gösteriliyor. Karısını karşısında görüyor. “O suçlu-günahkarlar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;” (Mearic Suresi, 12) bak Allah’a yaptıkları teklife bak. Ahlaksızlar ya deliliğinin boyutunu görüyor musun?  Allah bir şey demiyor önce ‘oğlumu helak olmak üzere sana versem Ya Rabbi beni bırakır mısın?’ Diyor, kurban olarak. Kendi eşini teklif ediyor. ‘Ya Rabbi benim eşimi de helak et’ diyor. ‘Onu vereyim sana’ diyor. Yahut ‘oğullarımın hepsini vereyim’ diyor.  ‘Ama beni helak etme’ diyor. ‘Oğullarımın hepsini helak et beni helak etme’ diyor. “Ve onu barındıran aşiretini de” (Mearic Suresi, 13) ‘Bütün topluluğu arkadaş çevresini tamamını da verebilirim’ diyor ‘arkadaşlarımın. Hepsini’ diyor ‘Sana kurban olarak vereyim’ diyor. ‘Helak et hepsini. Ama beni elleme’ diyor. “Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa” (Mearic Suresi, 14) bu sefer teklif ediyor. ‘Ya Rabbi hepsini vereyim’ diyor. ‘Beni bırak’ diyor. Allah diyor ki “Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir” (Mearic Suresi, 15) Senin ahlaksızlığın bak orada da devam ediyor. Yine orada vicdansızlığın zalimliğin. Bak görüyor musun nasıl adam harcıyor?  Karısına çocuğuna bir münafığın nasıl baktığını Kuran’da Allah göstermiş oluyor. Alenen nefret gözüyle bakıyor, hiçbir sevgisi yok. Sadece çıkar gözüyle. Sadece kendi hayatını devam ettirmek için bir alet olarak onları kullandığını Allah ayette belirtiyor. Çocuklarını, eşini, aşiretini sadece kendi hayatı için kendi çıkarları için alçakça ve münafıkça kullandığını söylüyor Allah ayette. Başka hiçbir amacı yoktur. Hiçbirini sevmez saygı da duymaz, değer de vermez. Ama sorsan aşığım ölüyorum, bitiyorum falan diyor. Arabayı kurdele ile sardırıyor getirtiyor bak diyor. Halbuki o kaz gelecek yerden ördek esirgenmez havasında. Kızın babası zengin oluyor ondan bir şey çıkaracağını düşünüyor. Bizim bir kız arkadaşımız vardı bizden epey oldu ayrılmıştı. Annesi ile beraber yaşıyordu. Bir adam ile evlendi ayrıldı. Adam demiş ki ‘bak ben size çok güveniyorum. Size ben vekaletname vereyim ne istiyorsanız yapın’ demiş. Umumi vekaletname. ‘İster arabamı alın ister evimi alın ne yaparsanız yapın. Ben size çok güveniyorum, çünkü aileyiz’ demiş yani. Sonra demiş “A siz bana güvenmiyorsunuz’ demiş. ‘Sizin de bana bir umumi vekaletname vermeniz gerekir’ demiş. ‘Karşılıklı dostluk güven bunu gerektirir’ demiş. Onlar da umumi vekaletname vermişler. Adam satmadık hiçbir şey bırakmamış. Tamamını satmış. Oturdukları evi de satmış. Sonra evden çekip gitmiş. Evin satılan sahipleri gelmişler. ‘Rica edelim ev bizim’ falan demişler. Öbür evine gidiyormuş koşarak orada da bir adam çıkıyormuş. ‘Hanımefendi siz yanlış eve geldiniz herhalde biz burayı yeni aldık’ falan diyormuş. Tarlaya gittiler tarla satılmış. Adamlar başkası sürüyor köylüler falan var. Tam bir felaket. Arabaya gidiyorlar arabanın içinde başka adam var. Adam hepsini satmış savmış.

‘Ailemi, çocuklarımı, karımı veririm’ diyor. Bu Allah’ın anlattığı gerçek olaylar. Ve ‘sonsuza kadar onlara azap yap’ diyor bak cehennemde. ‘Aşiretim ailem, çocuklarım, babam hepsini vereceğim’ diyor. ‘Hepsine sonsuza kadar azap yap.’ Ama bak sonsuza kadar görüyor musun gaddarlığını ‘ama beni bırak’ diyor. Halbuki asıl alçak olan o. Asıl karaktersiz olan o. Allah kısa bir cevap veriyor ‘hayır’ diyor. O kadar. Olmayacak zannediyor adam. Görüntüden ibaret olduğunun da farkında değil. O görüntünün içinde bunun ne kadar kolay olacağını da akıl edemiyor. Allah diyor ki ‘Bizim için bu çok kolay’ diyor. Görüntü olarak dünyanın içinde gezdiğinden de haberi yok. ‘Tokyo’ya gittim’ diyor Tokyo ona gösteriliyor. ‘Kahire’ye ye gittim’ diyor Kahire ona gösteriliyor. O da ona inanıyor. Uçakta gittiği görüntüsü veriliyor uçakta gittiğini zannediyor. Allah onu sınıyor o da akılsızca onu kabul etmiş oluyor. Allah mal gösteriyor malın peşinden koşuyor gösteriyor. Halbuki Allah onun beyninde onu yaratıyor haberi yok. Sürekli bir koşuşturma içerisinde oluyor.

Bak diyor ki Cenab-ı Allah Abese Suresi 33-37’de “Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman” o çarpmanın etkisi ile akıl almaz bir gürültü oluyor. Kulak zarını yırtacak derecede. O ilk çarpma. Sonra ikinci çarpma oluyor işte dünyayı dağıtacak ikinci çarpma. Spin atıyor muhtemelen. Büyük bir gök cismi dünyaya çarpıyor. Dünyayı delip geçiyor. Geçtikten sonra dünyanın çekim alanına giriyor yeniden bir daha vuruyor ondan sonra. İşte o ikinci vurmayı Allah Kuran’da belirtiyor. İkinci vurmadan sonra dağılıyor dünya. İkinci vurmada dağılacağını söylüyor. “Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman” şeytandan Allah’a sığınırım Abese suresi 33-37, “Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar” öz kardeşi “Annesinden ve babasından, Eşinden ve çocuklarından” hepsinden kaçıyor. Onları bırakıyor kendini kurtarmanın peşinde. Bak görüyor musun münafık karakterini hani seviyordun çocuklarını? Önce onları kurtarsana, kendini kurtarmanın peşinde. Halbuki kurtaramayacağını anlayamıyor da. Bir yere kaçıp kurtulup, mesela yeraltına girip oradan kurtulacağını zannediyor. Halbuki yeraltı yerüstü her yer darmadağın oluyor. Bazı filmlerde uçağa binip kaçma sahneleri var. Uçağa binip nereye kaçıyorsun sen? Atmosferin içerisinden, dışına da çıksan bittin, içinde de olsan bittin. Öyle konu yok. 

Mesed Suresi 1 ve 5 şeytandan Allah’a sığınırım “Alevi olan bir ateşe girecektir” diyor Allah o münafık için.  Ebu Leheb için.  Bak evli olduğu “eşi de odun hamalı boynuna bükülmüş bir ip bağlanmış olarak.” Çünkü ikisi de birbirini batırmış bunların. O onu batırmış o onu batırmış. İkisi de cehennemde diyor Allah. İkisi de birbirini berbat edecek bir sistem içinde cehennemde yer alacaklar diyor. (Mesed Suresi 1 ve 5)

Şimdi münafıkların gözü dönüyor mesela adama gider kadın ilk evlilik teklif ediyor. Diyor ki “Eşinden boşan çocuklarından boşan seninle evlenelim” diyor. Bak eşinden de nefret ediyor çocuklarından da nefret ediyor adamdan da nefret ediyor. Ama onun malına konmak için, eşi ve çocuklar ortak olacağı için “Onları bir kere bir kenara koy. Sonra seninle evlenelim” diyor. Veyahut kadın oluyor kadına diyor ki “Bak benim imkanlarım var beni görüyorsun seni bayağı eğlendiririm. Sen eşini boşa gel benimle evlen” diyor. Bak ilk şartları bu. Çünkü mal ortaklığı olmayacak ya halbuki seviyor olsa mümin olarak sevebilir. Ama onun malına mülküne ortak olmak istiyor. Asıl orada amacı o. Onun için mesela kadınsa erkeğe tuzak hazırlar. Erkeği boşatmaya çalışır. Erkekse de kadını boşatmaya çalışır ki tuzak yerine gelsin. Kadının malına mülküne konmak için, imkanlarına konmak için böyle bir tuzak hazırlar. Onun için yuva yıkan falan derler ya münafıklarda bu çok yaygındır. Bin bir türlü tuzaklarından bir tanesi de budur. Kadını kandırmanın bin bir türlü münafıkça yöntemi vardır. Tek yöntem bu değil tabii ki. Birçok yolu var. Bu oyunlara karşı müminler Kuran’ın ışığı ile aydınlanıp gerekli tedbirleri alacaklar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü