Harun Yahya

Sohbetler (4 Kasım 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.  Siz de hoş geldiniz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Haklarında fezleke bulunan ancak ifade vermeye gitmeyen, aralarında Selahattin Demirtaş, Sırrı Süreyya Önder, Figen Yüksekdağ ve HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in de bulunduğu on iki HDP Milletvekili terör soruşturması kapsamında gece yarısı bir operasyonla gözaltına alındı. Terörle mücadele şubesine götürüldüler. Bu vekillerin PKK’yı destekleyen, propagandasını yapan, halkı sokağa çağıran, hükümeti tehdit eden, sırtını PKK’ya dayadığını ifade eden açıklamaları var. Bu açıklamaları ve PKK’ya direkt olarak destek eylemleri olduğu iddiasıyla gözaltına alındılar.

ADNAN OKTAR: Tabii mahkeme daha iyi bilir, savcılar daha iyi bilir de, benim kanaatim PKK’nın onları tehdit ettiği yön de, değerlendirilecektir diye düşünüyorum. Çünkü bu insanlar yalnız bırakılsa, yani bu kafaya girerler mi girmezler mi? Savcılığın bu yönüyle değerlendirmesinde fayda var. Çünkü bir mafya var, çete var, bu adamlara musallat olmuş. Denilebilir ki tabii “etkilerine girmesinler” ama bu mafya baskısını da göz önünde bulundurmak gerekiyordur, mahkeme de bunu değerlendirecektir, savcılar da değerlendirecektir diye düşünüyorum. Yani benim şahsi kanaatim. Hukuk işliyorsa iftihar etsinler, demokrasi işliyorsa iftihar etsinler. Çünkü devlet çekiniyorsa, devlet çöktü demektir. Çünkü herhangi bir suçtan bir insanı gözaltına alabilen devlet, başka bir suçtan vatandaşını gözaltına alamıyorsa, devlet zaafa düştü anlamına gelir. Devleti çökertecek bir üslup olduğu için bu, kabul edilemez. Bu hayırlı oldu, yani bundan tedirgin olmasın HDP’liler. Çünkü devletin zaafa düşmesi çok daha büyük bir felakettir. Bunu eğer bir felaket gibi görüyorlarsa, devletin zaafa düşmesi bütün millet için, bütün devlet yapısı için felakettir. Devlet zaaf kabul etmez. Vatandaşın devlete güveni kalmaz. Devletin sağlıklı işlediğinin gösterilmesi, hukukun ayrım yapmadığının belirlenmesi, belirtilmesi hayati bir konu, hayırlı olsun. O insanlarımız da bundan mutazarrır olmaması lazım. Bir suç işlendiyse, cezası neyse ona göre icra olunur. Yoksa da yoktur, beraat eder, rahat ama suç kavramı yoksa ceza kavramı yoksa devlet yoktur zaten. Türkiye gitmiş demektir. Bu kabul edilmez. Mantıklı düşüneceklerini düşünüyorum. Bunda öfkelenecek bir şey yok. Ne yapsaydı devlet yani? “Tamam, istediğiniz gibi hakaret edin, ne yaparsanız yapın, sizin dokunulmazlığınız var” diyemez devlet. Makul olan tavrı gösterecektir. Makul tavrı gösterdi diye devleti, hükümeti suçlamak olmaz.

Bir de Tayyip Hoca’yı da, ben rica ediyorum vatandaşlardan, şimdi adam sevmiyor olabilir Tayyip Hoca’yı. Yani bir sebepten hoşlanmıyor olabilir. Vatan millet menfaati için bu aralar desteklesinler. Mesela belki altı ay, belki bir yıl, belki iki yıl desteklesinler. Çünkü şu an bir abluka var. Şiddetli bir abluka var. O insan da devletin başı, yani keyif için başını belaya sokmuş değil. Vatanın, milletin menfaati için başını derde soktu. Yalnız bırakmak, ahlaka, vicdana, delikanlılığa yakışmaz. Yani alın, ezin diyemeyiz. Ne yaptıysa vatan için yapıyor, vatan, millet için yapıyor. Hayır, hatası da olabilir, yanlışı da olabilir, hukuki hatalar yapmış olabilir, ayrı o, çok sonra değerlendirilir onlar. Burası hukuk devleti, gerekiyorsa hukuk ona müdahale eder. Zaten hukuk ölmeyen bir sistem ama burada vatanın, milletin bekası mevzubahis. Şu badirelerden tamamen kurtuluncaya kadar, hoşlanmıyorsa dahi, büyük bir ekseriyetle destekleyelim. Sevenler, sayanlar zaten desteklesin. Ama ben sevmiyorum, desteklemeyeceğim olmaz, vatan, millet için gerekir. Hiç olmazsa bir süre, şu badireden, belalardan çıkıncaya kadar gerekir. Belki diyorum altı ay, bir sene de olabilir, iki sene de olabilir. Onu durum gösterir. Ama bu aralar muhalefetin pek bir anlamı yok. Muhalefet partileri olsun ama destek gerektiğinde destek tam verilsin ki, rahat etsin. Onun için işte Başkanlık diye ortaya çıktı Tayyip Hoca. Çekiniyor yani, AK Parti azınlıkta kalır, bu adamlar da saldırır, azarlar, devlet zaafa düşer, başımız belaya girer diye, buna gerek kalmasın. Yani Başkanlık Sistemi’ni istettirmeyelim. Yüksek oy oranıyla destekleyelim. Böyle bir dertten de kurtulsun. Yüzde altmış, yetmiş destekle ayakta tutalım. Bir süre, sonra istemeyenler kendi oylarını çeksinler. Ama şu beladan sıyrılıncaya kadar bu gerekir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde meydana gelen patlamanın PKK’lı teröristlerce bomba yüklü araçla gerçekleştirildiği tespit edildi. Saldırı Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne yaklaşık iki yüz metre uzaklıkta bulunan, daha önce polis okulu olarak kullanılan Emniyet Müdürlüğü binasının olduğu yerde meydana geldi. Patlama sonrasında ikisi polis, sekiz şehidimiz olduğu haber verildi, yüzden fazla kişi yaralı.

ADNAN OKTAR: Bu vatandaşa bir araba arama hakkı verilsin. Mesela bir milyon adet gönüllü trafik polisi yapsın devlet vatandaşlardan, bir milyon. Şüpheli her arabayı durdursun vatandaş. Onun bir işareti olur işte, yakasına takacağı devletin vereceği, bir pazıbent de verilebilir. Mesela üç beş kişi durdursunlar arabayı. Bakacak yani bu kadar basit. Çünkü bu bir ton falan oluyor, öyle az buz olmuyor. Çaka çaka yani, bu belli ki bir şey, toz şeker olmadığına göre bu, tuz olmadığına göre değil mi? Bir şey. Şüpheli arabalar da zaten hissediliyor biliniyor her yerde arama yapılsın bu nefes aldırmayacak bir sistem.  Gönüllü trafik polisi bir milyon adet, gönüllü yani pazıbent verilsin vatandaş arama yapsın. Polis arama yapamıyor, arabalar vızırcık atıyor çok nadir arama. Araba geldiğinde arama bir dakikada bitsin çok özür dileriz desinler, hoş geldiniz sefa geldiniz, sizleri çok seviyoruz,  beş dakika hemen bakacağız aç kapağını dersin hemen zaten bomba falan varsa onlar psikopatlık yapıyorlar saldırganlaşıyorlar o zaman tamam plakasını bildirebilir polise. Havadan böyle şeyde yakalamak lazım arabayı yani karadan da yakalanır da havadan da yakalanabilir. Birde birçok yerde kavşak noktalarında falan kum torbalarıyla korunmuş savunma mevzileri olması gerekir arabanın geçtiği noktalarda değil mi arabaların geçiş noktalarında yani çok güçlü mevziler, birçok yerde olur özellikle kavşaklarda viraj yerlerinde şurada burada her yerde olabilir. Bir ağır makineli tüfek bir tane tanksavar, birkaç tanksavar efendim yine otomatik silahlar bulunan özel harekatçı da olabilir asker de olabilir. Kaç kişi? 5 kişi 6 kişi olabilir. Araba kaçabilir kaçarsa telsizle bildirilir ‘sizin tarafınıza doğru geliyor’ denir orada uyarı ateşi yapar tekerleklerine falan durmuyorsa durdurulur yani durur sonuçta yani o kadar imkan, teknik imkan varken durmaması diye bir konu olmaz. Havadan da durdurulabilir, helikoptere haber verilir değil mi havadan uyarır. Durmuyorsa arabayı hareketsiz hale getirecek bir çalışma olabilir ama karadan çok rahat mümkün. Havadan geçiş yoluna birkaç el ateş etse zaten ilerleyemeyeceğini anlar ve kaçar yani. Bunlar olursa iyi olur.

Geçen gün televizyonda bir adam birkaç hanıma kızmış ‘o kadın arabadan inecek’ diye bas bas bağırıyor. Orada da adam yok mu? Ben anlamadım. Yani kadının inmesine gerek yok gel biz konuşalım neyse sorunun diye koluna gir yani biraz kabadayılığın yeri orası yani kanuna hukuka uygun olarak değil mi Türk genci delikanlı olacak. Orada oturup onu seyretmenin bir alemi yok, yani adam bös bös böğürüyor yani bağırıyor bütün gücüyle var gücüyle yani.  ‘O kadın arabadan inecek’ bilmem ne falan, ne yapacaksın inince? Bu yiğitlik mi bu, delikanlılık mı, ona mı gücün yetiyor senin? Ne kadar ayıp çirkin, ne kadar yakışıksız, gayet de makul görüyorlar yani. Kadınları ne kadar kolay görüyor adam. O kafayla senin ne yapacağın belli, belli ki saldıracaksın kadıncağızı mağdur hale getireceksin. İyi ki onları da videoya almışlar falan. Orada yani hiç delikanlı olmaması ben ona şaşıyorum, gir koluna değil mi otur sakin ‘ben seni ikna edeceğim’ dersin konuşur sakinleştirirsin, bir şeyler konuşursun yatıştırırsın. Seyretme olmaz, yani bir kadına öyle delikanlı adam bağırttırmaz. Yok diyor mesela diyor bazen de duyuyorum ‘yok kocası zannettim’ diyor. Kocasıysa zaten öyle kepazelik yapma hakkına sahip olmaz ki. Öyle bahane mi olur, dövüyor kadını ‘yok kocası zannettim’ diyor.  Nereden çıktı bu kafa? İşte hocaların bir kısmı onu teşvik ediyor. Geçenlerde bir hoca vardı ya, kadın bayağı dövüldüğünü eziyet gördüğünü  ‘ne biçim annen var senin?’ diyor ‘eve seni sokmasın’ diyor ‘senin yerin kocanın yanı git, dövse de yanında duracaksın’ diyor. Şu gelenekçi kafaya bak yani çok eski gelenekçi kafa. Kadınları çok kolay görüyorlar benim gördüğüm, bunun ortadan kalkması lazım. Devlet kadınlara çok ciddi sahip çıkan bir politika izlemesi lazım, bir kere kadına saygıyı ve sevgiyi televizyon programlarında çok güzel vurgulayabilirler. Bir kadın öfkesi gelişmiş, adam nefret ediyor ben görüyorum arabasını mesela kullanırken ‘garanti kadındır’ mesela bir şey oluyor ‘tamam mutlaka kadındır onu yapan’ farz edelim öyle olsun neyi değiştirir? Değil mi, senin terbiyesizlik yapman için bir neden mi var? Kol gücü yetmiyor olabilir, tecrübesiz olabilir, mesela it kopuğa çıtları çıkmıyor kadın oldu mu aslan kesiliyor. Mesela bak bas bas bağırıyor böğürtü derken yüksek sesle bağırmak anlamında diyorum bilmeyenler vardır. Mesela oradaki adam güçlü kuvvetli birisi olsa yani gücünün yetmeyeceği biri olsa ‘o adam aşağı inecek’ der mi bu? Asla asla. Direkt oradan kaçar. Kadına gücünün yeteceğini düşündüğü için ne kadar ucuz bir hareket ya, ne kadar sıradan bir hareket.

BEYZA BAYRAKTAR: Onun öncesinde de arabaya sıkıştırıp kaza yaptıracak şekilde önüne geçip öyle duruyor.

ADNAN OKTAR: Yani böyle tipler topluma da tanıtılması lazım bunda bir şey yok, diyorlar ki yok işte tanıtılırsa döven olur söven olur, bir şey olmaz sadece insanlar dikkatli olurlar. Mesela köpek, hayvanı köpeği arabaya takıp sürüklüyor adam epey oluyor, hayvan ölmüş yani sürüklenmekten adam koş koş koş hayvanın bütün ayakları yara içinde kalmış, kilometrelerce koşturmuş hayvanı boynuna ip bağlamış, arabaya bağlamış onu resmi de var kendi de videoya da çekmiş. Hayvanın bütün ayakları kan revan içinde kalmış caddede, ya kardeşim bu adam ilginç bir adam bu her şeyi yapabilir. Bunun devlet tarafından tanıtılması lazım bütün televizyonlarda gösterilmesi lazım, ben cezalandırılsın demiyorum ki. Adamın tanıtılmasının ne mahsuru var? Köpeğe böyle eziyet yapan adam bu, öbür türlü vatandaş kendini koruyamaz. Düşün bir çocuk o adamın eline geçtiğini düşün ne olacak? Adamın kimliğini gizlemenin alemi ne yani? Kanun eğer buna izin vermiyorsa kanun değiştirilsin. Bu tip adamlar tanıtılsın bilinsin.

Birde kadınları koruyucu çok güçlü kanunlar çıkartılsın, birde kadının güzelliği, değeri video filmlerle TV programlarıyla anlatılsın. O kadınlara karşı öfke rezalet boyutuna varmış yani kadına karşı saygısızlık rezalet boyutuna varmış. Mesela bir film seyrettim yeni komedi filmi Rus manken kadınlar var ‘hadi hadi kalkın’ falan diyor, böyle sanki hayvan kovalar gibi yani. Bu uygulanan bir usulmüş,  sonra bak düşündüm araştırdım yani bu kadınlara böyle yapıyorlarmış, ne kadar korkunç bir şey. Binlerce kilometre öteden gelmiş, saygısızlık yapman için sebep ne? Zaten onlar çok acı bir hayat yaşıyor birde ayrıca saygısızlık yapıyorsun. Eğitimle bunlar gider yani kadına sevgi, saygı, hürmet, kadının değerli bir varlık olduğu, yüce bir varlık olduğunu anlatan programlar yaptıralım. Televizyon programları, biz kendi kanalımızda da yayınlayalım oradan devlet hükümet örnek alıp kendisi yapabilir.

Birde parlamentoda yarısı kadın olsun. İş yerlerinde kontenjan en az yarı kontenjan kadınlara ayrılsın. Koruyucu çok fazla hüküm olsun. Mesela bir kadını kurtarmak isteyen vatandaş o da kanunla korunsun. Mesela geçenlerde CHP’li birkaç tane dostumuz geldi burada konuştuk, şu son Bülent Tezcan onun vurulması olayı, dedim ‘o kadar kalabalık adam niye seyrediyorsunuz?’ dedim, nasıl oluyor bu kadar? Çünkü kalabalık bir ekip, niye seyretmişler yani? Adam vurup kaçıyor ayrıca, onun orada kalması gerekirdi. Adam vurmak çok anormal bir hareket çünkü hareketsiz oturuyor, o sana silah çekmiş değil ki yani bunun kabadayılıkla delikanlılıkla alakası yok, bu vicdansızca bir hareket. Orada insan yemek yiyor, tamamen savunmasız birde işte ‘Reis’e laf söyletmem’ falan mesaj gönderiyor bu da küçük düşürücü bir ifade yani onun açısından. Kime şirin görünmeye çalışıyorsun? Tayyip Hoca hakkında aleyhinde konuşan milyonlarca insan var Türkiye’de, her biri kurşunlanıyor mu bu insanların? Vatandaş özgür konuşabilir aleyhine. Küfretmiyor, hakaret etmiyor eleştirebilir ne var bunda? Yani eleştirmek niye kurşunla cezalandırılması gerekiyor? İllet oldum yani. Seyredenlere de hayret ettim, niye seyrediyorsunuz? O kadar adamsınız tut kolundan indir. Bir kere niye kurşun sıktırıyorsun? Yani nasıl bir refleks bu, silahı çıkarttığında tut elinden al değil mi? Yani birçok şey yapılabilir, o insan korunabilir. Zaten vurulduğunda fark etmemiş herhalde o, yanına yaklaşmış vurmuş sonra fark etmiş. O nasıl oluyor fark edilmiyor mu bu?

OKTAR BABUNA: Evet o anda hissetmiyorlar. Bazen bir taş attı gibi bir şey oldu gibi veya hiç hissetmeyebiliyor sonradan anlıyorlar.

ADNAN OKTAR: Çok acayip. Her neyse de çok rahatsız oldum yani çok kızdırıcı bir hareket çünkü savunmasız bir insana ortada fol yok yumurta yok hiçbir şey yok. Eleştiriyor diye ayağına kurşun sıkılır mı? O ne kadar eziyet çekecek şimdi mesela kemiğini kırmış ayağının aylarca yürüyemez o, koşamaz adamı sakat hale getirdin şu iş mi?

OKTAR BABUNA: Sinire gelse hayat boyu sakat kalıyor.

ADNAN OKTAR: Çok gıcık hareket kardeşim, sonra da övünecek işte ‘ben çektim vurdum’ bilmem ne falan. Bu övülecek bir yönü yok bunun çok çirkin yani ve bayağı kızdırıcı.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyorum. Endonezya’nın 40 bin tiraja sahip en büyük İngilizce büyük gazetesi The Jakarta Post’ta ‘İyiler ve Kötüler Siz Hangi Taraftasınız’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Ortadoğu’da camiler hastaneler ve pazar yerleri gibi halka açık yerlerin hemen hemen her gün bombalı saldırılara maruz kaldığını ancak bu saldırıların askeri bir amacının olamayacağını bahsediyorsunuz. Bunları gerçekleştirenlerin ancak öldürmekten zevk alan hasta ruhlu insanlar olduğunu söylüyorsunuz bu nedenle iyilerin öne çıkarak, kötülere karşı güçlü bir birlik sağlanmasının Müslümanlara veya diğer masum insanlara zarar vermek isteyenlere karşı caydırıcı bir kuvvet olacağını anlatıyorsunuz.

İngilizce, Rusça ve İbranice olarak üç dilde hizmet veren İsrail National News diğer adıyla Arutz Sheva’da ‘UNESCO’nun Siyasi Kararı ve Tapınak Tepesi’ başlıklı makaleniz yayınlandı.  Yazınızda, UNESCO gibi tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkan bir kurumdan beklenenin dini ve manevi değerler üzerine yorum yaparken bunun siyasi çıkarlara kişi ve ülkelerin politik bakış açılarına göre değil, kutsal kitaplara göre yapması gerektiğini anlatıyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’da ve internet sitesinde ‘Enerji Çatışmanın Değil Barışın Merkezi Olmalı’ başlıklı makaleniz yayınlandı.

1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen News Straits Times gazetesinde ve internet sitesinde ‘Musul Operasyonunun Ardındaki Gizli Plan’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, bölgenin yüz yıldan beri gizli sahibi İngiliz derin devletinin Musul’u kendi hakimiyetinde özerk bir bölge haline getirmek istediğini belirtiyorsunuz. Bu planı bozmanın yolunun bölge halklarının ittifakı olduğunu Rusya, Türkiye, İran, Irak, Suriye, Suudi Arabistan hatta İsrail’in askeri ortak noktalarda birleşip safları sıklaştırması gerektiğini vurguluyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’da ve internet sitesinde ‘Homoseksüellik Kılanına Dikkat’ başlıklı yazınız yayınlandı.

Merkezi Arjantin Buenos Aires olan Siyonist radyo kanalı Radio C’nin internet sitesinde ‘Siyonizm’i Anlamak Nedir? Ne değildir?’ başlıklı makaleniz yayınlandı.

Katar’ın Arapça en büyük gazetelerinden Al-Raya’da ‘Müslümanlara Dayatılmaya Çalışılan Yeni Tehlike Homoseksüellik’ başlıklı makaleniz yayınlandı ve Kırgızistan’ın çok okunan haber sitesi Barakelde’de yayınlanan, iman hakikatlerini anlattığınız makalelerinizin başlıkları da şu şekilde, ‘Canlılar Tehlikelere Karşı Birlikte Karşı Koyarlar, Başkalarının Çocuklarına Bakıcılık Yapanlar, Örümceklerin İpeği Çelikten Daha Sağlam ve Karınca Kolonilerinde Yaşanan Bazı Fedakarlıklar’ maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Bir etiket yapalım ‘Sevgiden birlikten kuvvet doğar’ diyelim.

Soğukta başınızı iyice örteceksiniz.  Kasım, Aralık, Ocak, Şubat, Mart. Mart da çok soğuktur. Bu beş aya çok dikkat etmek lazım. Kafayı gözü iyice sarıp öyle çıkmak lazım, soğuğa kabadayılık olmaz. Alır indirir aşağı, insan zayıf varlık. Allah vermesin mesela şiddetli grip olur aynı anda mikrobik enfeksiyon başlar, süper enfeksiyona dönüşüyor çok tehlikeli olabilir yani normalde öldürücü bir hastalık grip yani öyle hafife almamak lazım çok dikkat etmek lazım.

Tayyip Hocam, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda kadınların lehine çok güzel bir konuşma yapmış, var mı O sende?

BÜLENT SEZGİN: Okuyayım Adnan Bey. Şöyle söylüyor Sayın Cumhurbaşkanı, “Kadını tamamıyla her şeyden uzak tutalım, ilimden irfandan her şeyden uzak tutalım, siyasi hayatın içinde bulundurmayalım, sosyal hayatın içinde bulundurmayalım, sadece evde bulunsun yeter. Bu mantıkla bu anlayışla güçlü bir milleti oluşturamazsınız, onun için de batı niye bu kadar ileride deme hakkımız da yok” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam bizden. Tayyip Hocam iyi. Bak bir daha söylüyorum, adam yani hakikaten var mesela konuşuyorum ahbaplarla falan bazıları çok öfkeli, ya kardeşim öfkeli olabilirsin ama vatan millet menfaati için en azından bir süre destekle. Yani yüksek oran olsun ki güçlü bir devlet, güçlü bir hükümetle mücadele edilebilsin. Bak sıkıştığı için Başkanlık sistemi olsun diyor aslında o da bir çözüm değil. En güzeli AK Parti’ye normalin üstünde oy sağlamak, bir süre şu badireden geçinceye kadar sonra herkes kendi oyunu kullansın nasıl istiyorsa yapsın. Değil mi duygusal davranacak bir zaman değil yani. İngiliz derin devleti kafayı taktı illaki Türkiye’yi bölecek, yok yapamayacaksın sana söyleyeyim. İngiliz derin devletinin bu 200 yıllık hedefini gerçekleştirmeleri mümkün değil, bunu unutacaklar. Asla müsaade etmeyiz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya’nın son zamanlarda İngiltere karşıtı istihbarı faaliyetlerinde artış olmuş. İngiltere iç istihbarat servisi MI5’ın Başkanı Parker, teşkilatın 150 yıllık tarihinde ilk kez bir gazeteye röportaj verdi ve Rusya’nın birçok gelişmiş araç kullanarak Birleşik Krallığı hedef aldığı söyledi. Parker, tüm dikkatlerin IŞID üzerinde olduğu bu dönemde belirli ülkelerin gizli operasyonlarının arttığını bunların içinde en dikkat çekeninin ise Rusya olduğunu ifade etti.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, Rusya İngiliz derin devletine karşı tabii karşı atağa geçti. O da Putin’in delikanlılığından kabadayılığından kaynaklanıyor, helal olsun ona. Gereğini de yapacak ve İngiliz derin devleti de yıkılacak. İngiliz derin devleti bitti bunu bilecek. Orda saklanıyorlardı, çıtları çıkmıyordu. Rusya İngiliz derin devletine karşı uyandı. Sürekli Pravda’da yazılarım çıktı. Nefes almadan devamlı çıktı, ki en yüksek izleme oranı da orada benim yazılarım. Ve Rusya şu an kendini savunmaya başladı. Bak, adamlara nasıl ağır gelmiş? Rus milleti mübarek, necip bir millettir, temiz insanlardır. Tayyip Hocam, Putin de kabadayının delikanlının hasıdır, onunla çok iyi ittifak etsin. Suriye’nin bütünlüğü, Irak’ın bütünlüğü de çok önemli. Biz orada toprak falan da istediğimiz yok. Süratle iki tarafta da hükümet kurulmasını sağlayalım. Rusya’yla da ittifak edelim bu meseleer bitsin. Ama bak, bunun olması için Suriye’den siyasilerin Türkiye’ye rahat gelebilmesi gerekiyor. Pasaport ve vizede bir kilitlenme var. Tayyip Hoca’ya defalarca söyledim, hiçbir mahsuru yok. Sırf siyasetçilere bu yasağı kaldırsın. Bak, siyasetçi ve bilim adamlarına bu yasağı kaldırsın. Gelsin adamlar konuşalım, bir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünya basınında bugün yayınlanan bir makaleniz daha var Adnan Bey. 1944 yılından beri Hollanda’da Hristiyan perspektifi sloganıyla yayınlanan okurlarına Hristiyan bakış açısını sunan ve Hollanda’nın en çok okunan gazetelerinden Netherlandsdagblad’ta, bugün Arutz Sheva’da yayınlanan “UNESCO’nun politik kararı ve tapınak tepesi” başlıklı yazınız Hollandaca olarak yayınlandı. Gazetenin okuyucu kitlesi daha çok kendisine alternatif bakış açısı arayan ve Hristiyan olmayan kişilerden oluşuyor.

ADNAN OKTAR: Hz. Süleyman (as)’ın mescidini bu yüzyılda mutlaka inşa edeceğiz. Tonlarca altın kullanacağız, yirmi dört ayar altın, cayır cayır yanacak. Baktın mı böyle yirmi kilometreden görülecek. Her yerini altın yapacağız. Hz. Süleyman (as)’ın mescidini yeniden yapacağız, sarayını da yeniden yapacağız dedemin şanına uygun olarak. Onun güzel imanının bir tezahürüydü. Onun güzel hatırasını yaşatacağız, yeniden ihya edeceğiz.

Resulullah (sav) şöyle ferman etti: “Deccal ancak kendisini kızdıran bir şey sebebiyle çıkar.” Bak, deccalı kızdıracak bir kişi vardır. O da İmam Mehdi’dir. Biz de Hz. Mehdi (as)’ın talebeleri olduğumuz için, öncüleri olduğumuz için biz de iyi kızdırıyoruz deccalı. “Deccalı insanların üzerine gönderecek ilk sebep onu gazaba getirecek bu kızgınlıktır” diyor. “Bununla kuduracak deccal” diyor. Şu anda da kudurdu. Büyük bir dünya savaşına hazırlanıyor. Zaten kraliçe de söyledi. “Büyük bir dünya savaşı geliyor” dedi. “Herkes sevdiğine mukayyet olsun” dedi. (Sahihi Müslim 2932,98-99)

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Putin, dünyaca ünlü Amerikalı dövüş ustası ve aktör Steven Seagal’a Rus vatandaşlığı verdi. Steven Seagal Türkiye’ye geldiğinde sizinle de bir görüşme yapmış ve kendisine Yaratılış Atlası hediye edilmişti. Bazı fotoğraflar vardı görüşmenizden.

Bak, Peygamberimiz diyor ki; (sav); “Deccalın sayısız planları vardır. Ordusu isteksiz kölelerden oluşur” Bak, isteksiz kölelerden, yani köleleştirdiği kişilerden oluşur, yani münafıklardan. “Deccalın yanında gergedan ve fil orduları vardır” Yani boynuzlu varlıklar, gergedan ve fil derin devleti temsil ediyor. Bak, “gergedan ve fil orduları vardır” diyor, görüyor musun? Mesela o vatandaşı görüyorsunuz, kitabının kapağında fil resmi kullanıyor. (İmam Ali, Cifr kitabı, Seyyid Ali Aşur, sayfa 516)

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP’li vekillerin gözaltına alınması konusunda şu açıklamayı yaptı. “Bu gece itibariyle AK Parti altı milyon insana “verdiğin oyların hükmü yok” demiş ve ülke bütünlüğüne ağır darbe indirmiştir. Bu gece yapılan sadece darbe değil, aynı zamanda ülkeyi bölme harekatıdır. Ülke bütünlüğüne tehdittir. Bu çok tehlikeli bir provokasyondur.

ADNAN OKTAR: Ama suç olduysa devlet o suça karşı sessiz kalırsa devlet zaafa düşer ve çöker devlet, yani aciz devlet görünümü olur. Hükümet acz içinde görünür. Bu olmaz. Yani bu açıklama olmamış. Önce devletin bütünlüğü mevzubahis, yani bir başka vatandaş yaptığında bu oluyorsa bir siyasetçi yaptığında olmuyorsa bu olmaz.

Sekiz ayrı sokağa çıkma yasağının devam etiği Şırnak’ta Kürt kardeşlerimizin bazı ricaları var özellikle Başbakan Binali Yıldırım Hocamız’dan. Şırnak’ta kış çok çetin geçti ve hala evleri olmadığı için yıkılan evlerin inşasının hızlandırılmasını istiyorlarmış. Sekiz aydır sokağa çıkma yasağı devam ettiği için odun ve kömür ihtiyaçlarının karşılanmasını talep ediyorlarmış. Bu devletimizin boynuna bir borç. Bunun hemen yapılması lazım. O çok korkunç olur öbür türlü. Çok acı çekmiş olur kardeşlerimiz, olmaz. Erzaklarının tükendiğini söylüyorlarmış. Tabii ki böyle kalorili kışın rahatça yaşayabilecekleri gibi gıda yardımı gerekiyor. Gerekirse bir banka hesabı açsınlar, oraya yatırım yapalım. Oraya bir meblağ ödenebilir. Yeni yapılacak evler site ve apartman şeklinde olacakmış. “Bu bizim kültürümüze uygun değil. Devletimiz parayı bize versin biz kendi evimizi yapalım” diyorlarmış. Yok ya bahçeli falan güzel ev yapabilirler. Yani dubleks bir şey olmaz, yani beğenirler öyle bir şey olmaz. Bahçeli, yol boyunca devam eden olur. Beğenmemeleri için bir neden yok. Apartman site olsun demiyoruz tabii ki. Bahçeli ev yapabilirler, iki katlı. Yapamazlar onlar kolay kolay; devlet daha kolay yapar, daha ucuza mal eder, daha seri olur. Onda bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kılıçdaroğlu da eleştirmiş HDP operasyonunu Adnan Bey. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu parti ismi vermeden bu sabah HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve bazı milletvekillerinin gözaltına alınmasını değerlendirirken “Demokrasiyi savunuyorsanız seçimle gelenlerin seçimle gitmesini savunacaksınız, aksi halde Türkiye’de demokrasiyi katledersiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama ne dediler? “Mecliste dokunulmazlığı kaldıralım” dediler. Kalkınca kanun, hukuk devreye girdi. O zaman şöyle diyebilirsin: “Seçilmişlerin yargılanmasını erteletecek bir kanun çıkaralım” diyebilirsin. Yani bunu kaldırdığına göre, yargılanmalarının yolunu açtığına göre, oylamada CHP’de katıldı değil mi? Tamam, hukukun, kanunun gereği yapılıyor. Devlet burada nasıl davransın ne yapsın? Görmezden mi gelsin? Devletin itibarı ne olur o zaman? Mesela cinayet işleyen birisini düşünün, katil geziyor sokakta, devlet de ellemiyor onu. Öbür katillere ne yapacak o zaman devlet? Hiçbirini ellememesi lazım. Orada bir suç varsa müdahale etmesi gerekir. Bu açıklamalar olmuyor yani başka bir açıklama yapacaklarsa olabilir. Bir de seçilmişleri nasıl görmek gerekiyor, yani “seçilmiş suç işlese dahi dokunulmazdır.” Tamam, öyle dediniz zaten ama sonra dokunulmazlığı kaldırdınız. Yeniden seçilecekse yine seçilebilir ayrıca. Cezası neyse yatar, yine seçilebilir. Yani burada garip gereksiz bir açmaz olmuş. Buna göre bir açıklama yapılması lazım. Yani makul bir açıklama yapılması lazım. Bu açıklamalar makul olmamış. Ben Kılıçdaroğlu’nu çok beğenirim, severim, saygı duyarım. Güçlü muhalefete Türkiye’nin ihtiyacı var. Tabii ki muhalif olacaktır demokrasinin işlediğinin görülmesi açısından. Kılıçdaroğlu sussa çok tehlikeli olur, yani çok anormal böyle diktatörlük gibi bir görüntü alabilir Türkiye. Güçlü bir muhalefet önemli. Ama suç varsa gereğinin yapılması da makul. Yani ona başka bir cevap versinler, başka bir açıklama yapsınlar. Onu düşünelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: İzmir’den kardeşlerimiz Alsancak sahil ve Şirinyer’de halkımıza kırk beş adet kitabınızı hediye etmişler. Kardeşlerimiz 19, 24 ve 28 Ekim tarihlerinde biraraya gelip kitaplarınızdan bölümler okuyup sohbet etmişler. Ayrıca bin yüz elli adet PKK’ya Çözüm broşürü ve imani kitaplarınızdan da yetmiş adet dağıtmışlar. Kardeşlerimizin Antalya hayvanat bahçesinde 29-31 Ekim tarihleri arasında düzenledikleri fosil sergisine vatandaşlarımızın ilgisi çok yoğun olmuş, maşaAllah. Ayrıca yüz adet de kitap dağıtımı gerçekleştirmişler. Bursa’da iki bin adet PKK’ya Çözüm broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. Ayrıca Bilecik’teki iki ayrı yerde de fosil sergisi yapmışlar ve birçok ziyaretçiyi ağırlamışlar. 25 Ekim’de Zonguldak Ereğli’de beş yüz adet A9 TV broşürü dağıtılmış. Gebze’den kardeşlerimiz 5 ve 7 Ekim tarihlerinde biraraya geldiklerinde Kuran-ı Kerim ve Münafığın Derin Karanlığı kitabınızdan bölümler okumuşlar. Mersin’in Silifke ilçesinde üç yüz elli adet, Erdemli ilçesinde iki yüz adet, Davultepe ve Tece’de üç yüz adet kitabınızın dağıtımı yapılmış. Kardeşlerimiz de geçtiğimiz pazar günü Kayseri’nin çeşitli yerlerinde halkımıza sizin eserlerinizden hazırlanmış bin iki yüz adet CD hediye edilmiş. Ankara’da 26 Ekim ve 3 Kasım tarihleri arasında Ballıca, Keçiören Dutluk, Batıkent, Ümitköy, Çayyolu Koru Sitesi ve Subay evlerinde toplam yüz kırk beş adet Harun Yahya eseri ve bin adet de broşür dağıtılmış. 19 Ekim’de kardeşlerimiz beraber yemek yiyip sohbet etmişler. 30 Kasım’da da Şeker semti ve Yeni Sanayi bölgesinde iki yüz adet eserinizi halkımıza hediye etmişler. Geçtiğimiz pazar günü Sakarya ili Erenler İlçesinde A9 TV tanıtım broşürü dağıtılmış. Bursa’dan kardeşlerimiz 26 Ekim’de evde buluşmuşlar, kitaplarınızdan okumuşlar. Ve İstanbul’dan bazı kardeşlerimiz de dün biraraya gelerek Kuran-ı Kerim ve Müslümanca Konuşmak isimli kitabınızdan bölümler okumuşlar, maşaAllah

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: HDP’lilerin gözaltına alınması konusunda Mithat Sancar ve Osman Baydemir de açıklama yaptı. Mithat Sancar, iç savaş çıkabileceği uyarısında bulunarak, “Dayanışma çağrımız bize destek çağrısı değildir, iç savaşı önleme demokrasiyi kurtarma çağrısıdır” dedi. Osman Baydemir ise doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslendi. “Erdoğan’a sesleniyorum. Bizi değil tutuklamak, mengeneye de koysan, özgürlük taleplerimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Bizde iki emanet var, biri Allah'ın verdiği can, diğeri halkımızın verdiği temsiliyet. Bu emaneti kimsenin alma hakkı yok.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim, kimsenin aldığı falan yok. Bir kere özgürlük arıyorsan güzel, özgürlüğü herkes sever. Halkı temsil etmek istiyorsan o da olur. Ama bir suç işlendiyse devlet ne yapması gerekir onu söyleyin. Yani mantıklı konuşun Allah aşkına yani. Suç işlendiğinde devlet ne yapması gerekir? Yani görmezden mi gelecek, yoksa gereğini mi yapacak? “Görmezden gelecek” diyorsan o zaman mantığını açıkla. Biz de anlayalım bunu nedir yani. Bizim bilmediğimiz bir kanun var? Yani makul konuşmak doğru olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin, HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile diğer milletvekillerinin gözaltına alınmasıyla ilgili “Haklarındaki iddialar davaya dönüşüp kesinleşene kadar milletvekilleriyle ilgili bir tutuklama kararı verilmemesinin daha doğru olacağı kanaatindeyim” diyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin, “Haklarındaki iddialar davaya dönüşüp kesinleşene kadar milletvekilleriyle ilgili bir tutuklama kararı verilmemesinin daha doğru olacağı kanaatindeyim.”

ADNAN OKTAR: Tamam, kanun çıkartın. Oluyorsa yapın, yani kimsenin bir şey dediği yok ama kanuna hukuka uygun olsun. Herkese uygulanan kanun onlara da uygulansın. Bunu kanun haline getirin. Meclis toplansın, beş dakikada karar alırsınız. Mühim olan kanun devletinin devam etmesi.

O dediklerini istiyorlarsa yapabilirler, o zaman makul olur HDP ile ilgili. Kanunu o yönde değiştirsinler ama onun dışında kanun mutlaka uygulanması lazım. Yani devletin zaafa düşmesi diye bir konu olmaz. Ama o makul, yani o dediği hemen bir günde çıkartsınlar kanun meclisten, halletsinler.

Tabii ki belirli bir özgürlük üslubunda fayda var, yani devletin hükümetin özgürlüklere önem verdiğini göstermesi güçlü bir hükümet şartıyla olur. Onun için hükümeti güçlü tutalım. Kim ne konuşuyorsa konuşsun. Kanunla, hukukla da çelişiyorsa ona göre durumuna ve konumuna göre tabii ilgili kanun maddelerine göre tecziye olunduğunda şaşırmamak gerekir. Ama alabildiğine özgür olsun insanlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: HDP Grup Başkanvekili ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tutuklandı. İdris Baluken’e yöneltilen suçlama şu şekildeydi: Suçu ve suçluyu övmek, terör örgütü propagandası, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını alenen aşağılamak.

ADNAN OKTAR: Aşağılamaya kalkan kendisi aşağılanır, kendisi küçük düşer. Kim yaparsa yapsın. Yani “aşağıladım” demeyle aşağılayamaz. Altından bir tepe olduğunu düşünün, altından bir tepe, adam üstüne çıksa tepinse hiçbir zarar veremez. Yani “aşağılanmaya gayret etti” denilebilir. “Aşağıladı” denmez, yani benim görüşüme göre. Çünkü aşağılama işlemi olmuyor. Devlet niye aşağılansın? Aşağılamaya kastetmiştir. Başaramamıştır ama onu yapmıştır. O eylemi yapmıştır yani. Yani bizim nezdimizde devlet aşağılanmış olmaz. Ama o adam suçu işlemiştir o ayrı mesele. Benim görüşüm tabii.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika yine Türkiye’deki vatandaşlarını uyarmış. Amerika Adana Konsolosluğu yayınladığı açıklamayla kentte yaşayan vatandaşlarını olabilecek bombalı saldırı ve şiddet eylemlerine karşı yeni bir uyarıda bulundu.

ADNAN OKTAR: İyi tamam.

KARTAL GÖKTAN: HDP’ye yönelik operasyonun ardından Avrupa Birliği Büyükelçileri de Ankara’da olağanüstü toplanıyormuş.

ADNAN OKTAR: Şu an yapılan anormal bir şey yok. Toplantılık falan da bir şey yok. Ama yani hükümet deminki okuduğunuz konuyu bir daha dinleyebiliyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Evet. AK Parti Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin, milletvekillerinin gözaltına alınmasıyla ilgili “Haklarındaki iddialar davaya dönüşüp kesinleşinceye kadar milletvekilleriyle ilgili bir tutuklama kararı verilmemesinin daha doğru olacağı kanaatindeyim” diyor.

ADNAN OKTAR: Tamam, o zaman onunla ilgili kanunu ayarlasınlar. Kanun müsaitse zaten öyle yapsınlar. Eğer değilse kanunu ayarlasınlar, bu kadar basit. Yani karmaşık bir şey yok. Yani yeter ki kanun işlesin. Kanun devleti olduğumuz görülsün, yani aksi vahim. Her şey kanuna, hukuka uygun olsun.

15 Temmuz’da iki yüz kırk altı şehit verdik, bin küsur gazimiz oldu. Avrupa Birliği Büyükelçileri biraraya gelip böyle bir tepki vermediler. Umurlarında dahi olmadı. Muhatap dahi olmadılar. Heyecanla haberi bekledir. Şu an bak, apar topar toplanıyorlar. Niye? Çünkü Londra’dan öyle üfürüyorlar. O ihtiyar oradan söyledikçe bunlar da buradan böyle hareket ediyorlar. Bu olmaz.

Bunun bir iç savaş senaryosu olduğu şeklinde haber yapmış Osman Baydemir. Yok, sadece devlet bir fevkaladelik olduğunu gördü, yani delice bir saldırı olduğunu gördü devlete karşı, eski rahat tavrını kaldırdı. Teyakkuza geçti. Ben aylardan beri söylüyordum. Bak, “büyük bela başımızın üstünde dönüyor. Bunların önlenmesi gerekir” dedim. “Güneydoğu’da büyük bir komünist devlet kurulmak üzere” dedim. Terör örgütü olduğunu geceli gündüzlü anlattıktan sonra, Türkiye için büyük tehlike olduğunu anladıktan sonra büyük bir gayret ve atakla şimdi bunları susturmaya çalışıyorlar. Şimdi hükümetin de burada bir hatası yok ama kanun, hukuk neyse o uygulandığına göre içleri rahat olması lazım. Fakat Şahin Hoca’nın dediği de uygulanabilir istiyorsalar, yani hükümetin iyi niyetini göstermek açısından o da uygulanabilir.

Kürt kardeşlerimiz asil ve soyludur. Zaten devletine, milletine, bayrağına karşı son derece hürmetkar ve son derece titizdir. Öyle bir şeyden nefret eder ve ona asla müsaade etmezler. Ayrıca öyle çakallık yapacaklar varsa neyi bekliyorlar zaten? “Komünist Kürdistan’ı kuracağız” diye yıllardan beri tepiniyorlar. Neyi bekliyorlar? Çıksınlar meydana bir görelim. Asfalt gibi dümdüz olurlar. Öyle bir şey olmaz. Kimse bize çakallık yapmaya kalkmasın.

“Sizin anlatımlarınız ve kardeşlerimizin şevle takip ettiği bu yol diğer cemaat ve halk arasında rağbet gören, dinden fikriyattan adeta kırmızı, sarı denecek kadar büyük bir farka sahip, dahası insanların üzerinden öyle ağırlıkları kaldırdınız ki düşünmeye dahi cesaret edip dile getiremediğim nice soruya cevap oldunuz. Ben dini tek takke, sarık, şalvar, tespih ve sakalla sarılmış insanlar olarak yaşaması gereken içi sorunlarla dolu haşa masal olarak buldum. Siz anlatımlarınız ile bizzat Allah’ın kudretini fark ettim Allah sizden razı olsun, saygılar, sevgiler canım Hocam” diyor. Ama hakikaten din böyle büyülü bir sistem gibi, karmakarışık, insanın fıtratına çok aykırı, hurafelerle dolu, böyle ürkütücü bir masal gibi insanlara sunuluyor. Dinin akla, mantığa, bilime ne kadar uygun olduğunu gayet güzel anlattık. İmanın doğru olduğunu, Allah’ın varlığının kesin olduğunu net delillerle, samimi bir anlatımla bizzat yaşadığımız ruhla anlattım ve anlattık. Bu hiç alışılmış bir şey değildi, yani yüzlerce yıldan beri karşılaşmadıkları bir şey insanların, yani çok nadir böyle şeyler böyle bir anlatım. Onun için hakikaten büyük bir beladan döndüler. Bak, Nur talebelerinde bile en garip hurafelere bile inanma eğilimi var. Mesela kadınlar sakallı, bıyıklı gezebiliyor. Favorileriyle gezebiliyor. Daha hala o acı hayata dönme eğilimleri içindeler bir kısmı. Hepsi bu beladan kurtulmuş oldu.

BÜLENT SEZGİN: Bazıları dinin bu kadar kolay olmasına da şaşırıyor Adnan Bey siz anlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Bazıları dinin bu kadar kolay olmasına da şaşırıyor Kuran’da anlatılan İslam’ın.

ADNAN OKTAR: Evet. Ummadılar, yani din hurafe gibi gördüler. Böyle dinin keskin, net, berrak, akılcı, bilimsel, doğru, vicdanlara tam hitap eden, hakikaten hayatın ta kendisi olan güzel bir sistem olduğunu ilk defa fark ettiler. Eskiden rüya gibi bir şeyden din diye bahsediyorlardı. Mehdiyet’in de gerçek olduğunu anladılar, her şeyde konu ayaklarını yere basacak şekle geldi.

Resulullah diyor ki (sav) Sahihi Buhari’de bu sahih hadis, “Şüphesiz ki bu din İslam kolaydır” diyor Resulullah (sav). “Hiçbir kimse yoktur ki bu din hususunda amellerim eksiksiz olsun diye kendini zorlasın da din ona galebe etmesin ve elini büsbütün amelden kesilmesin.” Yani “öyle bir hale gelir ki” diyor “dini hiç yaşayamayacak hale gelir o zaman, dini zorlaştırırsa kendine” diyor. “Öyle olunca ortalama gidin. (Eğer en kamili yapamazsanız, ona) yaklaşın; (en az olsa da devamlı amel ve ibadetten dolayı) sevinin; sabah, akşam ve gecenin bir cüz'ünde (ibâdete tevfîk vermesi için Allah'tan) yardım isteyin."  (Cilt 1/Syf. 191)

Mesela Resulullah (sav) diyor ki; “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin ve işlerde uygunluk gösterin.” (Buhari Sahih, İlim b11, cihad 164). Bunu Muaz İbn-i Cebel’i Yemen’e gönderdiği zaman söylüyor, sahabeye. Bak: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin ve işlerde uygunluk gösterin.” Ayrıca biz bunu var olan karmakarışık bir sistem vardı da size kolaylaştırıyoruz demedik. Hakikaten kolay dedik. Hakikaten kaynak böyle dedik ve tam doğrusunu söyledik.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı açıklama yaptı:  "Türk Hükümetinin HDP liderlerini ve diğer milletvekillerini tutuklayıp, internete erişimi engellemesi dost ve müttefik olarak bizi derinden rahatsız etti" dedi. Bu bilgiyi Amerika’daki Amerikan Türkiye Büyükelçiliği de retweet yapmış.

ADNAN OKTAR: İngiltere’deki.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’daki.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku sen.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan Dışişleri Bakanı Yardımcısı açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Amerikan Dışişleri Bakanı Yardımcısı, evet.

BÜLENT SEZGİN: "Türk Hükümetinin HDP liderlerini ve diğer milletvekillerini tutuklayıp, internete erişimi engellemesi dost ve müttefik olarak bizi derinden rahatsız etti" dedi. Bu bilgiyi Amerika’daki Türkiye Büyükelçiliği de retweet yapmış.

ADNAN OKTAR: Onlar da İngiliz hayranı, tek ekip. Bakış açısını gösteriyor. Bir kere tutuklama hukuki, internette de fitne çıkmasın diye bu tip tedbirleri Amerika da yapıyor, Fransa da yapıyor, Almanya da hepsi yapıyor. Dünyada bir tek uygulayan biz değiliz. Amerika’da böyle küçük bir parti olsa Amerika’nın aleyhine işte “Amerika’yı yıkacağız, darmaduman edeceğiz, asacağız-keseceğiz” dese gereğini yaparlar. Gerçi bunların sözü o tarz değil ama suç unsuru bir şey olsa gözünün yaşına bakmazlar.

Bakara Suresi, 185; “Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.” Bak; “Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.” Gelenekçi din neyi gösteriyor? Sadece zorluğu gösteriyor. Onlar karmaşa istiyorlar.

Kehf Suresi, 88; “Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz.” Kolay olanı. Dinde zorluk yok.

Hac Suresi, 78; “Allah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir,” güçlük yok diyor Allah, “atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi)” Hz. İbrahim (as)’in dini nasıl kolaydı? Güçlük yoktu, İslam dininde de yok diyor.

BÜLENT SEZGİN: Allah göndereceği elçi için “…onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor” (Araf Suresi, 157) buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

GÖKALP BARLAN: Başka bir ayette Allah diyor ki; kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik,” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Mehdiyet, ahir zaman deccali, dabbetül arz hakikaten benim çocukluğumda İslam dini de böyle büyülü bir rüya gibi anlatılıyordu. Akıl almaz mantıksızlıklarla dolu, karmakarışık, hayatın bütün yönlerini öldüren neşeyi, sevinci yok eden, müzik yok, resim yok, heykel yok, gülmek yok, kadınların bakım yapması yok, temiz mesela bakımlı hoş bir kadının o hayat içerisinde yaşaması adeta imkansız. Pantolon giyinemiyor kadın, dışarı çıkamıyor, parfüm kullanamıyor hiçbir şey yapamıyor. Gülemiyor, araba kullanamıyor. Bülent Arınç anlatıyordu bayağı öfkeleniyordu. İnandığından değil sırf karmaşa olsun diye yapıyordu Bülent Arınç.

OKTAR BABUNA: Kendi gelini tam tersiydi onun modern bir bayan.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bunların hepsini ortadan kaldırdık. Bir şey de yapamadılar. Öldürmek istese öldüreceği gibi bir durum yok, durdurmak istese durduracağı gibi bir durum yok birde iş işten geçmiş.

YASEMİN KİRİŞ: Siz açıkladığınız her konuya ayet gösterin dediniz. Bir kişi bile karşı çıkamadı.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Fransa’da mesela son bir yıldır olağanüstü hal var. Bütün camileri kapatıyorlar kimse bir şey diyemiyor, Türkiye yapınca şamata. Fakat varsa kanuni başka makul çıkışlar hükümet bundan çekinmez. Hükümet, ılımlı bir hükümet yani başından beri ılımlı öyle bir şiddet-dehşet hükümeti değil.

Devlete küfrü, hakareti serbest bırakmak istiyorlar, bu olmaz. Bir ara Tayyip Hoca’ya da öyle kudurmuş gibi küfür ediyorlardı annesine, kendine. Yani akıl almaz bir nefret ve sevgisizlik var bazı tiplerde. Samimi olarak direndiğine göre bu insan istese böyle bir şeye girmezdi. Değil mi? Başını belaya soktuğuna göre millet olarak da korumakla mükellefiz. Çünkü kendi keyfi için yapmıyor. Allah için yapıyor. Vatan, millet için yapıyor. Baş eğdirmek istiyorlar alışmışlar onlar baş eğdirmeye. Baş eğmeyince cinnet geçirdi adamlar. Yok öğle şey, baş eğme diye bir şey olmaz.

HDP’nin arkasında ve onu korumaya azimli görünen kendince, bizim dediğimiz gibi hareket edin diyen bir örgüt var; PKK. PKK’nın ortadan kaldırılması gerekiyor ki HDP normal, makul bir çizgiye oturabilsin.  

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Belçika mahkemesi PKK’nın Avrupa’daki üst düzey yöneticilerinden Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar’ın da aralarında bulunduğu otuz altı kişinin yargılandığı davada, PKK’nın faaliyetlerinin silahlı mücadele kapsamında olduğu için terör suçu oluşturamayacağına hükmetti.

ADNAN OKTAR: Adamların hepsi aynı kafada zaten. Darwinist, materyalist, solcu kafadalar. Hepsi birbiriyle örtüşüyor. Ama aslında Türkiye işte modern olarak bunlara cevap verebilir. Böyle sanata, bilime, estetiğe sahip çıkan. Çünkü PKK kadınlara sahip çıkıyor, sanata sahip çıkıyor, estetiğe sahip çıkıyor, özgürlüğe sahip çıkıyor. Bizim hükümetimizin özgürlüğe, sanata, kadınlara, her türlü güzelliğe sahip çıkması lazım.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Gençlere.

ADNAN OKTAR: Ama gençlik deyince tabii kadınlar asıl. Çünkü gençlere sahip çıktığı görülüyor AK Parti’nin.

PKK silahlı eylem yapınca terör saymıyorlar. IŞİD yapınca oluyor, El Kaide yapınca oluyor. PKK yapınca olmuyor diyorlar. Artık olayı serdiler yani. Gözü dönmüş bir durum var. O yüzden Türkiye’de geçici de olsa Tayyip Hoca’ya karşı iyi bir blokajla koruma yapılması gerekiyor. Yani şu an tam sahip çıkalım, şu badirelerden geçinceye kadar. Yani bak adam hoşlanmıyorsa dahi şu sistemde desteklemesi gerekir. Adamların gözü dönmüş daha artık ne desinler? Silahlı mücadele yapıyor diyor terör örgütüne. “Ne var bunda, silahlı mücadele?” diyor. Adamın üslubu gitmiş artık. Bunda konuşulacak durum kalmamış.

Demirtaş ve Figan Yüksekdağ da tutuklanmış. Ama söyledi de hükümet yani başta da söyledi. “Bunları yapıyorsunuz, bunlar suç unsuru” dedi. Umursamadılar. “Suçsa suç ne yapalım?” falan dediler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Birkaç yavru kedi resmi göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ben bunu yutarım. Şu bakışın tatlılığına bak, şekerliğine bak. Bunlar yavrular herhalde. Anneleriyle beraber. Anneleriyle ilişkileri çok güzel oluyor bunların. Anne de koma halinde uyuyor. Bunları iyice uykusuz bırakmışlar Allahualem. Ama böyle bir resim çektirmek doğru değil bence. Ölü gibi görünüyorlar, öyle değil. Canlılıklarını hissettirecek şekilde olması lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye’nin Irak sınırındaki Silopi’ye askeri sevkiyat yapmasının ardından Irak Başbakanı İbadi, ülkesini işgal etmesi halinde Türkiye’nin parçalanacağını öne sürdü. İbadi; “Irak’ın işgali Türkiye’nin parçalanmasına neden olur. Türkiye’yle savaşmak, karşı karşıya gelmek istemiyoruz. Ancak karşı karşıya gelmemiz halinde buna da hazırız. O zaman Türkiye’yi düşman olarak nitelendirir, ona göre muamele ederiz” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Türkiye’nin öyle bir şeye niyeti yok. Onu nereden çıkarıyor? Orada PKK unsurları var. Onlara karşı devlet kendini savunuyor. Irak garanti versin temizleyeceğiz diye Türkiye çekilir. Öyle bir derdimiz yok. Ama baş edemiyor kendisi. PKK’yı seyrediyor. Sen seyrediyorsun, müdahale edene de karışıyorsun. Böyle olmaz ki. O zaman kendin garanti ver temizleyeceğine dair. Ve garantiyi de yerine getir, görelim.

Mesela Demirtaş dedi ki; “Bizi ifadeye çağırıyorlar. Hiçbirimiz ifadeye gitmeyeceğiz” dedi. Sen neyi teşvik ediyorsun o zaman? O zaman adam cinayetten aranır, ifade vermiyorum der. Hırsız olur, ifade vermiyorum der. Kanun hukuk nerede kalmış olacak o zaman? Sonunda olayları kendi hazırladı. “İsterseniz gelin kendiniz alın” dedi. Onlar da gelip aldılar işte.

İlk defa aydınlarda, yirmi beş aydın oldu, yirmi beş yazar var yaklaşık; İngiliz derin devletine dikkat çekti. Bu yavaş yavaş hızla yayılmaya başladı. Bak en son haberde İngiliz derin devletini açıkça ifşa etmiş oldu. Ve bakın yüz yıldan fazla bir zamandan beri İngiliz istihbaratı açıklama yapmamıştı. İlk defa açıklama yaptılar. Ve Rusya’nın İngiliz derin devletine karşı tavrından rahatsızlıklarını dile getirdiler. Rusya da iki yüz yıldan beri böyle bir faaliyet yapmamıştı. Peş peşe yazılar, peş peşe demeçler. Rusya bundan sonra daha da güçlendirecektir demeçlerini.

Şimdi akşam namazını kılalım, ondan sonra devam edelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü