Harun Yahya

Sohbetler (6 Kasım 2016; 14:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’in Derik ilçesinde teröristlerin önceden yola döşedikleri bombanın, ejder tipi zırhlı aracın geçişi sırasında patlatılması sonucu üç özel harekat polisimiz yaralandı.

ADNAN OKTAR: İşte bu çakalların başka hiçbir bildikleri yok. Kahpelik yapsınlar, bir yere tuzak kursunlar, bomba patlatsınlar. Bunların işte gücünü kaybettiğini gösteriyor PKK’nın, bu yönüyle. Yani aleni çatışmaya giremiyorlar. Yüreğin yetiyorsa yani öyle varsa bir babayiğitliğin senin iddia ettiğin gibi göğüs göğse mücadeleye gelmen lazım. Niye gelemiyorsun? İt gibi yılıyorsun, köpek herifler. Ancak işte bomba falan tuzaklama yapsın uzaktan, dürbünlü karabinayla falan. Bir de zarar verdiğini zannediyor. Sen o şeyle zarar vermiyorsun ki salak. Sen cehennemin dibine gideceksin, onlar sonsuza kadar cennette. Sen kaç sene yaşayacaksın? Kısa bir süre yaşayacaksın. Ve sürüneceksin ayrıca dağlarda falan, sersem. O peygamberlerle, sahabelerle olacak ve sonsuza kadar. Tüketir misin? 83 milyon tükenmez kolay kolay. İstersen bir dene. Her gün yüzlerce binlerce doğum oluyor. Kırmayla tükenmeyiz. ‘Tükenmeyiz kırmakla, sayılmayız parmakla’ diyor şair.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli, HDP’lilerin tutuklanması konusunda ne söyleyeceği merak ediliyordu. Dün yaptığı açıklama, hükümete bu konuda destek niteliğinde. “HDP’lilerin yargı önüne çıkarılmaları meşru bir karardır. Bundan hiç kimse rahatsız olmamalı. Olan varsa da öncelikle kendi niyet ve fıtratını sorgulamalıdır. Herkes kanun önünde eşittir” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, Sayın Bahçeli aklı başında bir insan. Tutarlı, kaliteli, güzel devlet tecrübesine sahip, hakiki liderdir. Coşkun sevdalı dava adamıdır, misyon insanıdır. Siyasetçi değildir. Dava adamıdır. Siyasetçi ayrıdır, o siyaset yapar. O doğrudan dava adamıdır. “Niye başbakan olmadın, niye hükümete girmedin?” diyorlar. Siyasetçi değil o. Misyon adamı, o bir misyonun eğitimini yapıyor, onun tebliğini yapıyor. Onun için insan yetiştiriyor, onun için halkı uyarıyor, anlatıyor. Dolayısıyla hiç dert değil MHP’nin iktidar olup olmaması. Misyonu önemlidir. Sayın Bahçeli’den önce de Sayın Türkeş rahmetli Başbuğ, her yere gider, ayakta sohbet ederdi. Küçük küçük ilçe teşkilatları, il teşkilatları… Bak rahmetlinin azmine bak, oturmuyor, ayakta. Herkes ayakta, o tok, yiğit sesiyle hep tebliğ yapardı. Cesaretlendirir, şevklendirir, dava adamı yetiştirirdi. En akılcı hareketi yaptı. En doğru hareket de buydu. Köklü, yıkılmaz bir sevda, yıkılmaz bir ülkü meydana getirdi. Şu an asla o fikir, o düşünce sarsılamıyor. Her gelen sağ parti, aman diyorlar bize yardımcı olun, bize destekçi olun. Demirel hep ülkücülerin desteğini istemiştir. Turgut Özal hep istemiştir. Bak Tayyip Hoca da hep istemiştir. Kim olursa bu düşüncede olmuştur. Dolayısıyla konuşması güzel olmuş.

“Sayılmayız parmak ile, Tükenmeyiz kırmak ile, Taşramızdan sormak ile, Kimse bilmez ahvalimiz, Erenler yolun güderiz, Çekilip Hakka gideriz, Gazayı Ekber ederiz, İmam Ali'dir ulumuz, Erenlerin çoktur yolu, Cümlesine dedik belli, Gören bizi sanır deli, Usludan yeğdir delimiz” diyor, yiğidin namı zaten delidir yani inşaAllah. “Gören bizi sanır deli, Usludan yeğdir delimiz” çok güzel. “Zahid bizi tan eyleme” isimli şiir.

Bakıyorum mesela dünya şartları çok zor, dikkatlice baktım. Eskiden o kadar dikkatimi çekmemişti çocukken, ortaokulda, lisede falan. Sonra dikkatimi çekti ki Allah çok fazla engel yaratmış. Mesela genç kızlar falan zımba gibi görünüyor ama insanlar sokakta yaşlılar falan hepsi hasta insanların. Yani sağlıklı insan yok gibi bir şey. Hep dertlerle uğraşıyorlar insanlar. Bin bir türlü üzüntüleri var. İşte imtihanın mucize şartı. Nasıl olur böyle bir şey? Mesela hayvanlarda böyle bir şey yok. Adamlar zımba gibi hepsi. Bütün köpeklere bakıyorum, betonun üstünde yatıyor herifler. Bozuk yemek falan veriyorlar gariplerime. Diş macunu kullanmıyorlar, gıcır gıcır dişleri hepsinin. Gözler çakmak çakmak adamların, pırıl pırıllar. Hiçbir hastalıkları da yok. Kediler de öyle, ne bulursa yiyor adamlar. İnsan çok aciz. İmtihan olan olduğu için ona acizliği Allah yüklemiş. Ayette de vurguluyor; “İnsan zayıf yaratıldı” diyor. Böceklere bile bakıyorum, zımba gibi pırıl pırıllar. Tornadan çıkmış gibi hepsi gıcır gıcır, vernikli gibi.

BEYZA BAYRAKTAR: Martılar falan tertemiz, bembeyaz.

ADNAN OKTAR: Zeybek gibi köfteler. Eve geliyorlar oraya, diri diri gözümüzün içine bakıyorlar. Yemek vermesen tak tak kapıya vuruyor. Hepsi bayağı gürbüz. En zavallı konumda olan insan. Allah kısa da bir ömür vermiş, çok kısa bir ömür. Ama buna rağmen dünyaya acayip dalıyor insanlar, ben ona çok şaşıyorum. Mesela genç kızlar var, bin bir türlü hastalığı var. Tanıyorum öyle tipler. Çok ağır hastalıkları, daha hala koca peşinde. Ölüyorsun artık perişan olmuşsun, aklını başına al. Allah’a, dine, İslam’a dön. İki günlük ömrün kalmış. Ömrünün yarısı geçmiş zaten. Ağır hastalığın da var, Allah’a dön, dönmüyor. Daha hala kafası dünyada. Bir şey var zannediyor diskolarda, orada, burada falan. Disko ne? Gidip kahve içersin, çay içersin. Evinde de var aynısı yani.

Memur olanlar oluyor. Onun için çıkaramıyoruz yayına. Memurin kanunda değişiklik yapmak lazım.

Dünya kuruldu kurulalı bu kadar büyük bir deccaliyet ve bu kadar güçlü bir deccaliyet olmamıştı. İlk defa oluyor. Yani dünyanın yaklaşık yirmi bin yıllık falan bir tarihi var. Bu tarih içerisinde böyle bir deccaliyet hareketi ilk defa oluyor. Bu kadar organize bilimsel görünümlü ve bu kadar çok insanı etkisi altına alan hiç olmamış. Yani bütün peygamberler dönemindeki deccallerin yüzlerce misli büyüklükte bu deccal hareketi. Onun için Allah ahir zamanda hem imam Mehdi’yi hem Seyyidina İsa Mesih’i gönderiyor. Bunları böyle tertemiz etmek için. Yerle bir etmek için. İngiliz derin devleti su kaynatmaya başladı sıkıntıdan “Mehdi gelmeyecek” diye ciyak ciyak düdüklü tencere gibi ötüyor. Ama bazılarının da bu konuda aynı dille konuşuyor olmaları doğru değil. Doğru değil derken tabii güzel oluyor hoş oluyor çünkü Mehdi alametini iyice vurgulamış oluyor. Çünkü Mehdi çıkmadan önce Mehdi gelmeyecek nidalarının yükseleceğini ve hutbeler de Mehdi’den bahsedilmeyeceği söyleniyor. Onun tahakkuku açısından güzel. İnsan zaman zaman da şüpheleniyor “Bunlar Mehdi taraftarı da Mehdi’nin çıkışı için özel ortam mı hazırlıyorlar” diyorum. Hakikaten sırrımı da söylüyorum. Bu kadar alenen alamet hazırlıyorlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sabah Yazarı Melih Altınok hükümete ve Sayın Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Mehmet Barlas’la bir röportaj yaptı. Mehmet Barlas röportajda üst aklın İngiltere olduğunu açıkladı.

ADNAN OKTAR: Yaşa. Bir alkış. Koçyiğitler çıkıyor meydana birbirinden merdane diyor. Şimdi bu yirmi altı oldu yazarlardan. Aman hiç kimse korkmasın deşifre olduğunda deccal biter. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Darbenin arka planında Amerika olduğunu dile getirdikten sonra “Osmanlı’da oyun bitmez derler. Amerika’da da bitmez, daha doğrusu o üst akılda oyunlar bitmez. Çünkü tek başına Amerika değil bu. Amerika’nın bir beyni var: İngiltere. Yani çok güçlüler.

ADNAN OKTAR: Üst akıl kimmiş? İngiltere. Güzel. İki yüz yıldan beri hiçbir Osmanlı aydını, hiçbir Türk aydını bunu söyleyemiyordu. Biz böyle yiğitçe ortaya çıkıp bunu kükreme tarzında anlatınca ve teşvik edince herkes cesaret buldu kapılar açıldı. Deccalın kapısını kırdık, söktük. Bab-ı Lut kapısı açıldı artık. Seyyidina İsa Mesih’i de oradan geçireceğiz. Mehdi’yi de oradan geçireceğiz inşaAllah. 

OKTAR BABUNA: İnşaAllah bize de orda olmayı nasip etsin inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Osmanlı atalar kapamış kapıyı. “Niye kapıyorsun?” diyorlar. “Mehdi geçecek de onun için kapıyoruz” diyorlar. Yüz yıllardan beri kapalı. Osmanlı “hiç kimseyi geçirtmeyiz” demiş, Osmanlı padişahları. Yani halk asla. Kapıların var mı resimleri? İsa Mesih ve Mehdi’nin geçeceği kapı yüz yıllardan beri kapalı. Örülmüş vaziyette. Taşla ördürmüş Osmanlı Sultanları. Hiç müsaade etmemişler açık kalmasını. Hatta önüne de Türk mezarlığı yaptırmışlar ki Museviler geçemiyorlar, mezarlık onlara yasak oluyor, kirlenmiş kabul ediliyor onun için özellikle de mezarlık yapılmış kimse geçmesin diye. Bu Kohenler mezara girdiğinde necis olmuş oluyorlar yani kendi inançlarına göre geçemiyorlar. Hiçbir Kohen geçmesin sadece Mehdi geçsin diye mezar yapılıp ayrıca taşlarla çok kapsamlı hem içerden hem dışardan kalınca örülmüş. Yüzyıllardan beri kapalı olması ancak Mehdi devrinde açılacak olması Resulullah (sav)’ın hadislerde belirttiği güzel bir müjde. 1541 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından kapatılıyor.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aslında koskocaman bir kapı orası, görüyor musun ustaca süslü bir şekilde örülmüş, tamamen kapalı görüyor musunuz?  Aslında işte Mehdi ve Mesih’in geçeceği kapı burası.

BÜLENT SEZGİN: Mesih Kapısı.

ADNAN OKTAR: İçten ve dıştan iki taraftan da kapalı.

OKTAR BABUNA: Onlar da Kral Mesih Kapısı diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Bak orda demirden de kapı atılmış. Taşla da ayrıca kapatılmış. Kral Mesih Kapısı. Beşinci yüzyılda yapıldı bu kapı. 810 yılında Müslümanlar kapattı yine.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç resim daha vardı Mehdi Kapısı’yla ilgili.

ADNAN OKTAR: Evet. Bak görüyor musunuz tamamen örülmüş. Kapı ayrıca demirle kapatılmış.

OKTAR BABUNA: Oraya indirmiyorlar kimseyi. Yukardan bakılabiliyor.

ADNAN OKTAR: Osmanlı da çok titiz, Museviler de çok titiz, herkes titiz. Mesih ve Mehdi (as) geçecek diye açılmıyor. Mehdi (as)’ın zuhuru zamanında bu yıkılacak şu duvar, açılacak o taş duvar. Görüyor musunuz kapanmış? Geçiş yeri orası işte. Aynı zamanda çocuklar kafa bulandırmak istemem ama kapının şekli masonik. Üstteki dörtgen de masonik yani mason sembolüdür. Bak kapının üstünde o dörtgen, bir. Aşağı in. Kapının şekli de öyle.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Mehmet Barlas’ın bazı sağlık sorunları varmış. O yüzden yazılarına bir süre ara vermiş.

ADNAN OKTAR: Onunla ilgilenilmiyor. Bazen pek beceremiyorlar. Basit bir nedenden bakamıyorlar kendilerine. Sen onunla bir ilgilensene. Bak, Şeyh Nazım Hocamız’la da mesela ilgilendik. Ölüyordu Allah vermesin. Zaten öldü diye haber çıkmıştı. Bizden sonra iki yıl daha yaşadı, maşaAllah. Her gün arıyordum her gün takip ediyordum. Bana rapor veriyorlardı; tansiyonu şu, kilosu şu, şeker oranı bu.

OKTAR BABUNA: Her şeyi tek tek tarif ediyordunuz. Geziye çıkıyordu en son kendi geziyordu.

ADNAN OKTAR: Evet tabii. Ben ne diyorsam onu yapıyordu Şeyhimiz. Benden izin alıyorlardı; şöyle yapsın mı, böyle yapsın mı? “Büyük oğlum ilgilenecek benimle bundan sonra” demiş, “kimse ilgilenmesin sağlık konusunda. Bir tek benim büyük oğlum ilgilenecek” demiş. Ben Şeyhim’in büyük oğluyum. Kendisi söylüyor, büyük oğlum diyor.

OKTAR BABUNA: Aslanımız ve ustamız da diyor sizin için, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: İşte aslında Müslüman böyle oluyor, bu tarzda oluyor. Ama hayret edecek şekilde yok ettiler. Böyle sahtekar Müslüman tipi ortaya çıkarttılar. Böyle üçkağıtçı, yalancı dolancı, oyuncu, nursuz, karaktersiz, korkak, müşrik. Hepsi için demiyorum da bayağı böyle tip meydana getirdiler. Yahut manyak tiynetli böyle akıl almaz münasebetsiz. Ama tabii insan her halükarda acıyor. Çünkü her halükarda yine iman etmiş. Ama deccaliyetin ağır baskısıyla adeta delirmiş. Şimdi deccal boğdu diye gidip de bizim de üstüne gidecek halimiz yok. Deccalin ağır yaraladığı Müslümanları şefkatle kurtarmak gerekiyor.

KARTAL GÖKTAN: Şeyhimizin eşi ve oğlu Şeyh Bahattin’le bir resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Şekerliğe bak sen şekerliğe. Sarığının yakışmasına bak sen. Anne de çok nurlu, maşaAllah. Bahattin Efendi de çok neşeli bir tip, çok dışa dönük, çok güzel huylu. Şeyhimiz dünyanın en yakışıklı delikanlısı, maşaAllah.  

BEYZA BAYRAKTAR: Kaldırması bastonunu çok sevimli.

ADNAN OKTAR: Çok şeker. O filmi var mı sende? Normalde kalkamıyordu, felçli gibiydi. Mehterde coşuyor, birden ayağa kalkıyor böyle. Hayret ediyorlar zaten koluna giriyorlar. Dünya tatlısı, maşaAllah. Bir göstersene o filmi.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü