Harun Yahya

Sohbetler (10 Kasım 2016; 14:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Evet, cereyanı münafıkane en hayati konu.

EBRU ALTAN: Siz de çok güzel deşifre ettiniz maşaAllah. Yüzyıllardır ilk defa günümüzdeki yaşantıda nasıl münafıkların olduğunu çok iyi açıkladınız.

ADNAN OKTAR: Bugün rahmetli Atatürk’ün, koçyiğidimizin, aslanımızın şehadetinin yıldönümü. Şehit ettiler biliyorsunuz. Çünkü zehirlediler. Aslan gibi delikanlı hiçbir şeyi yoktu elli yedi yaş nedir? Elli yedi gencecik yaş. Mahvettiler. Elli yedi yaşında fotoğrafı var, bayağı çökmüş. Bir umursamazlık, ferahlık, yalnız bırakmalar. İngiliz derin devletinin kahpe bir oyunuyla kalleşçe şehit edildiği anlaşılıyor. Elli yedi yaşında bir insan böyle olmaz. Sahip de çıkmamışlar, çok çok ayıp etmişler ama çok çok ayıp etmişler. Daha hala duruyor orada kilo hesabıyla kinin. Zoruna ne oluyor? Sirozda kinin kullanılır mı? Siroz teşhisi koyulduğu halde kinin, kilo hesabıyla.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk’ün resimleri vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Görelim. Yakışıklılığa bak aslanımın maşaAllah. Gelenekçi İslam’ın yaşandığı bir toplumda şu modernliğe, şu kaliteye bak. Şu görgüye, şu asalete bak.

Halbuki orada en az yirmi-otuz böyle yaşlı anne falan orada güzel her şeyiyle ilgilenebilirdi sarayın. Mesela yerleri siler süpürür. Orayı bir kere hamam gibi sıcak yapacaksın. Madem orada tutuyorsunuz. Yemesi içmesi. “Paşam sigara Allah rızası için” dersin, sigara sakın, içki. “Paşam bak bizi seviyorsan Allah rızası için içme.” Bu nezaketli bir insan. Gece gündüz, gece gündüz sigara sigara sigara, içki, mahvettiler aslan gibi delikanlımızı. Herhalde o da sıkılıyordu anladığım kadarıyla. Çünkü bütün sorumluluk üstüne, belalar hep üstüne. İngiliz derin devleti bir yandan tehdit ediyor, bilmem kim tehdit ediyor. Bir de Osmanlı’dan kalma bir gelenek içki, sigara. Dur diyen olmamış. Halbuki Atatürk Orman Çiftliği’nde ona güzel böyle bir köy evi gibi bir çiftlik evi ahşaptan mükemmel bir şey yapsalar Osmanlı donatsalar orası çok uygun. İklimi de iyi. İçkiyi sigarayı da tamamen keseceksin, güzel kuzu eti falan böyle ayran, çiftliğin ayranı sakin bir hayatla çok uzun yaşayabilirdi. Tabii kaderi öyleymiş ayrı.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Sevgi birliği için el ele” diyelim. Sevgi olmazsa kainatın hiçbir anlamı kalmaz, cennetin de anlamı kalmaz, dünyanın da anlamı kalmaz. Korkmamızı sevgi için istiyor Allah. Çünkü korku olmadığında adam pervasız davranıyor birçok insan. Allah’ın yasaklarına uymuyor. O zaman saygı kalmıyor. Saygı kalmayınca sevgi kalır mı? Allah’ın dediğine uymuyorsan nasıl seviyorsun yani? Sevdiğin bir şey söylüyor sen yapmıyorsan sevmiyorsun demektir, anlamı bu. Bir de sevgilimiz bizden çok güzel şeyler istiyor. Namaz çok ferahlatıcı, çok güzel. “Beni anın” diyor “Bana dua edin” diyor, “size icabet edeyim” diyor. İcabet ettiğini gösteriyor. Güzellikleri iyi temaşa etmek lazım. Böcekler, çiçekler, kuşlar onun için tabiat ortamı gibi ortam çok önemli. Şehir tehlikeli bir şey, her yerin şehir olması. Yaymak lazım şehri, bahçeli evler olacak, çocuklar görecek çiçekleri böcekleri, kuşları, örümceği, hatta salyangoza varıncaya kadar hepsini görecek. Sincabı görecek, tavşanı görecek.

İmtihanı Allah müminlerde makul düzeyde yapıyor mesela Resulullah (sav)’da hiç yaralama yapmadı Cenab-ı Allah. İstese yapardı. Savaş ortamı var. Çok gazveye gitti, çok savaşa gitti. Sahabelerde yaptı Cenab-ı Allah. Burun koptu, çene koptu, kol-bacak koptu. Ama Resulullah (sav) da ona müsaade etmedi. İmtihanı diğer yönden ağır olduğu için Allah dengede tutuyor. Bir itibarı açısından müsaade etmedi Allah çünkü müminlerde burukluk meydana gelebilirdi. Mesela kolu kopsa, bacağı kopsa yahut çenesi falan kopsa burukluk meydana gelebilirdi. Bak, Cenab-ı Allah’ın inceliğine, güzelliğine bak, yaralanma meydana getirtmedi. Bütün savaşlara girdiği halde ne bir ok mızrağı, ne bir şey hiçbir şey isabet etmedi. Kılıç da isabet etmedi. Bir tek şu mübarek ön dişi kırıldı, kesici dişlerden biraz daha, azı dişlerden yakın yerdeki diş, azı dişlerden son ön kısma en yakın olan diş. O kırıldı o kadar. Onun dışında hiç yara almadı Allah’a şükür. İmtihanı Cenab-ı Allah tam yapıyor. Mesela istese şehit de ederdi Allah ya da daha gençken şehit edebilirdi, şehit etmedi. Çok büyük mucize bu. Yaralanmaması mucize, şehit edilmemesi mucize. Ağır hastalık vermedi. Büyük urlar, büyük hastalıklar o tip bir hastalık vermedi. Asrı sahabede çok. Mesela Ebu Bekir (ra)’da da öyle, öncü oldukları için Allah onda ağır bir hastalık, ağır yaralanma yapmadı. Hz. Ömer (ra)’da da olmadı. Bu çok büyük mucize. Hz. Ali (ra)’da olmadı. Hz. Ali (ra)’nın o güzel yeşil gözleri çok herhalde konjonktivit bahar nezlesi, sürekli kıpkırmızı, alerjik. Çiçek mevsiminde kıpkırmızı oluyor bayağı da ağrıyor. O zaman ilaç yok, alerji ilaçları yok hiçbir ilaç yok. Resulullah (sav)  işte sadece yıkamasını söylüyor ki iyi bir yöntem. Güneşe çıkmaması, dinlenmesi. Ama bak sahabelerden en sevilenlere onlar da örnek oldukları için onlarda Allah yaralama yapmadı, büyük yaralama. Yani son derece makul, savaşlara zaten bizzat giriyorlar. Hz. Ali (ra) önde savaşıyordu biliyorsunuz. Resulullah (sav) da öyle. Yani mesela çene, burun kopması, kulak kopması, el-bilek kopması, ayak kopması bunlar olmadı. Bunlar mucizedir. Diğer sahabelerde çok fazla oldu. Hep bacağı kopan, kolu kopan çok fazla var. Çenesi kopan, burnu kopan. Gözleri çıkan var mesela ok buradan giriyor öbür taraftan çıkıyor, iki gözü birden çıkıyor. Ama müthiş bir tevekkül. Onlar tabii tarihi olduğu için verdikleri cevaplar, “ne diyorsun?” diyorlar “gözün çıktı, iki gözün?” “Resulullah (sav)’ı göremeyeceğim bir tek o yüzden bir zorluk çekiyorum” diyor. O kadar. Normalde iki gözü çıkmış aynı aşk aynı şevkle. Müthiş bir imtihan, tabii cennet belli mekanı yani. Ona o şekilde tevekkül ediyorsa bitti. Çünkü bizim aldığımız sevabın yüz bin misli alıyor onlar. Yüz bin misli, iki yüz bin misli alıyor. Göz çıkması çünkü çok mühim bir şey. İki gözü birden çıkıyor Allah yolunda. Tam alenen aşk. Tam aşk ifadesi, tam aşık eylemi. Gözü dönmüş aşıklar olur ya. Allah için bir cinnet hali geliyor sevgiden. İşte Allah’ın istediği de bu. Yoksa ne yapsın Cenab-ı Allah yani. “Size eza edip de ne yapacak?” diyor “Cenab-ı Allah.” Cehennem tehdidinin hepsinin sebebi o. Cehennemin sebebi de o. Cehennemden Allah hoşlandığından değil, beğendiğinden değil. Sırf sevginin oluşması için cehennemi istiyor. Çünkü başka türlü insan Allah diyor ya ayette “zalim ve cahil” “zeluma ve cehula” diyor Allah. Cahil ve zalim ve sabırsız, aceleden yaratılıyor. Tevekkülde sorun çıkıyor. Bunlardan işte burada imtihanla sabrederek, irade kullanarak kurtuluyoruz. Allah tabii öyle suni Kendini sevdirebilir istese. Ama bu olmaz. Mesela meleklere sevdiriyor, emrediyor seviyorlar. Ama insanda öyle değil. İnsana Allah Allahsız olabileceği deliller de sunuyor, Allah’a inanacağı deliller de sunuyor. Eğer yüksek vicdana sahipse Allah’ın lehine olan delilleri kullanıp Allah’tan yana oluyor. Eğer imanı zayıfsa işte Darwinizm’e inanıyor, materyalizme inanıyor veyahut işte hayta gençler bir şeyler söylüyor onlara inanıyor veyahut milletin dünyaya dalmasına bakıyor bazı kişilerin o da dünyaya dalıyor. Yok çoluk çocuğa karışacağım diyor, yok evler alacağım. Çoluk çocuğu ne yapıyor? Morgda başında bekliyor çocuk, çocuk sana ne yapsın yani? Çocuk seni sonsuz etmez. Çocuğun yapacağı hiçbir şey yok. En fazla hastanede can çekişirken başında bekler. O da gelirse.

Kız çocukları ne tatlı varlıklar. İnsanların onların kıymetini bilmiyor. Bir kadın zıtlığı oluşmuş. Çiçeğin kıymetini bilmemek gibi mesela kedinin kıymetini de bilmiyorlardı. Kedinin kıymetini öğrettik. Kediden hatta nefret ediyordu bayağı bir kısmı. Bütün dünyada bir kediseverlik salgılını çıktı, gördünüz. Kadın da dünyadaki en güzel varlıktır. Daha üstüne varlık yok güzellikte. Ama bakımlı güzel olur kadın. Bakımlı, makyaj yapacak, bakımlı olacak, dekolte olacak. Saygı göstereceksin, nezaket göstereceksin, iffetine titiz olacaksın. Avrupa'da falan öyle. Mesela kadın arabadan inerken sanki kraliçe karşılıyor gibi karşılıyorlar. Elinden tutuyor, nezaketli indiriliyor. Tam dekolte, göğüs dekoltesi var, sırt dekoltesi var, ta beline kadar dekolte oluyor. Mini etek de giyiyor. Ama bu saygıyı kat kat daha da arttırıyor. Çünkü onun bir nezaket, güzellik olarak onu yaptığını herkes biliyor. Yani ite kopuğa eğlence çıksın diye yapmıyor onu. Allah’ın nimetini zahir etmiş oluyor. Saygıya layık bir harekettir o. Cıvıklık için değildir.

“Selam Hocam, siz IŞİD’in ancak ilimle, irfanla etkisiz hale gelebileceğini söylemiştiniz. Ama şu anda Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde onlarca ülkenin ordusu IŞİD’i yavaş yavaş bitiriyor. Ellerindeki toprakları da almaya başladılar. Sizin tezinizin ilk defa çıkmadığını hayretle ve şaşkınlıkla görüyorum. Hayırlı günler Hocam. Hayri Taşkan, Adana.” Tamam da şimdi IŞİD bazen karşı saldırı yapıyor. Adamlar püskürtüyorlar, geri kaçıyor. Bazen de geri çekiliyorlar. Bu geri çekilme işlemi çok içlere kadar da olabilir. Yani geri çekilme, ricat demek mağlubiyet anlamına gelmez. Bütün savaşlarda savaş taktiğidir. Ricat, geri çekilip daha şiddetli, daha güçlü bir atak yapmak için olur. IŞİD’in felsefesi, mantığı şu; Kendisi orada yerleşik kalırsa dışarıdan bir saldırı olduğunda stratejik yönden en kötü durumda olur. Çünkü yerleşik bir yeri ele geçirmek çok kolaydır. Yani dışarıdan saldırı çok kolaydır. Yerleşik bir yeri muhafaza hatta çok çok zordur. Mesela onun için biz PKK’ya karşı dezavantajlı oluyoruz. Mesela karakola saldırıyor o avantajlı oluyor. Mesela on kişiyle saldırıyor. Ama karakol orada sabit kalmak durumunda kalıyor. Onun için şimdi onlar da orada sabit kalacağı için, çok fazla mühimmat ve asker yığacakları için, IŞİD’in saldırması için muazzam bir zemin meydana gelmiş oluyor. IŞİD nihai saldırısını yapmadı. Sadece gerilere doğru çekiliyor. Orada bir strateji yaptığı, bir taktik uyguladığı açıkça görülüyor. Adam kaybı yok şu an IŞİD’in. Yani hiç adam kaybı vermeden geri çekiliyorlar. İsteseler geri atak yapıp, o işgal edilen yerlerin hepsini yani iki-üç gün içinde alabilirler. Yani çok rahat alabilirler. Ama onların istediği benim gördüğüm oraya çok daha fazla mühimmat ve çok daha fazla asker gelmesini istiyorlar. Çünkü benim gördüğüm mühimmata ihtiyaçları var, erzaka ihtiyaçları var. Yeteri kadar mühimmat ve erzak gelmedi şu an oraya. Yani bomboş oralar, kullanılmayacak durumda. O yüzden de onlar bir karşı atağa ciddi anlamda geçmiyorlar. Eğer oraya yeteri kadar askeri malzeme, mühimmat, lojistik malzemeler işte lojistik araçlar şunlar bunlar falan gelirse benim kanaatim gözlerini kırpmazlar. Yani hallaç pamuğunu çevirirler. Zannettikleri gibi değil. Ama gönüllü çekileceklerini ben daha önce söylemiştim. Hatta hiç bu operasyon başlamadan önce, “Türkiye söylese onlar zaten çekilirler” dedim. Nitekim Türkiye söyleyince de çekilmeye başladılar. İsteseler çatışırlardı yani direnirlerdi. Direnmediler. Hiç zayiat vermeden çekildiler. Bütün silah ve mühimmatlarıyla geri çekildiler. Hiçbir şekilde silah bırakmadılar. Yani oraya giren kişiler sadece yıkılmış evler, tahrip edilmiş mekanlar, boş kutular falan buldular, boş çuvallar. Yani hiçbir şey bulmadılar. Dolayısıyla daha o kastedilen mücadelenin olmadığını görüyoruz. Tabii biz karşı tarafı da desteklemiyoruz. İki tarafı da desteklemiyoruz. Kan akıtarak olmaz bu işler. Fikirle olur, anlatımla olur, şefkatle, merhametle olur. Ama Allah muhafaza bir saldırı varsa nefsi savunma olabilir. Onda da aşırıya gitmemek lazım, o kadar.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Atatürk ve Türk İslam Birliği

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 10 Kasım için Genelkurmay Başkanlığı tüm halkımızı Ata’nın huzurunda ordu, millet el ele etkinliğine davet etmişti. Ancak az önce bu etkinliğin iptal olduğu duyuruldu. Hulusi Akar Paşa’nın kuvvet komutanlarıyla birlikte Şırnak’a gittiği bildirildi.

ADNAN OKTAR: Tamam, her denilen olacak diye bir şey yok.

Demet Akbağ’ın şarkı söylediği bölüm var mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet, var.

ADNAN OKTAR: Demet Akbağ ne kadar yetenekli sanatçı? Müthiş yetenekli, maşaAllah.

Mesela Kaliforniya ayrılalım diyor. İşte başkanlık sisteminin belası. Trump kazandı diye bozulmuşlar.

ADNAN OKTAR: Şener Şen’in filminden bir bölüm varmış herhalde?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Şener Şen de yani dünya çapında sanatçı. Çok müthiş komedyen. Böyle komedyen yok dünyada. Muazzam yetenekli.

Allah güldürmeyi ahirette de yapıyor. Müminler oturdukları yerde küfrün hallerine gülüyorlar. Yani genel olarak orada müminlerin eğleneceği, güleceği, komik bulacakları şeyler olduğunu Kuran’ın ayetinden anlıyoruz.

Yılmaz Şahin; “IŞİD ve Müslüman kelimeleri yan yana kullanılamaz.” Ama tarih boyunca Müslümanlar çok kan akıtmış. Yani şiddet Müslümanlarda olmuş, bir kısmında olmuş. Gelenekçi Müslümanlarda var. El Kaide’de şunda bunda var ama aynı şekilde İran da şu an Müslümanları aşıyor. Suudi Arabistan’da kılıçla doğruyor, o da kesiyor. Dolayısıyla bir inanç bozukluğu hakim. Bu da ancak Mehdiyet’le olur yine. Dönüp dolaşıp konu aynı noktaya geliyor. Neyine kızıyorsunuz? Sünni düşüncede bu yok mu? Namaz kılmayan kesiliyor, oruç tutmayan kesiliyor. Sakalını kesen kesiliyor. Hemen hemen her konuda her şeyin karşılığı doğranmak. Onun için şimdi sana sorsam, sen de gelenekçi İslam’ı savunduğun ortaya çıkar. Bir de bakacağız ki sen de farkına varmadan aynı kafanın içindesin. Tabii iyi niyetle gelenekçi İslam’ı savunuyorlar. Yani Müslümanlara laf gelmesin, İslam’dan taviz olmasın. Halbuki İslam’dan taviz değil ki o, İslam’a ilave edilmiş bir şirk hükmü. Sen onu kahramanlık zannediyorsun şirk hükmünü. Allah adına söylenmiş bir yalanı muhafaza etmeyi kahramanlık, Müslüman mücahitliği, cihat ruhu olarak görüyor. Halbuki öyle bir şey yok. Hurafe, Allah adına söylenmiş bir yalan var. Sen ona uymadığında kahramanlık yapmış olursun. Uyduğunda Allah’ın dinine tavır almış olursun. Olmaz.

İzleme çok yüksek. İki gündür daha da yükseldi. Ne olabilir sebebi?

ASLI HANIM: Seçim sonuçlarını da merak ediyor olabilirler.

ADNAN OKTAR: Bu Trump falan iyi bir şey o. Felakete uğramışlar gibi hal var. Trump kafa adam, daha önce söyledim. Trump’ın seçilmesi konumunda Amerika’nın eski o zengin günlerine, neşeli günlerine, Amerikan rüyasına yeniden dönebileceklerini söyledim. Obama’nın sosyalist, komünist bir zihniyeti savunduğunu, Amerika’yı çökerttiğini; maddi manevi, ahlaki her yönden çökertti Obama. İngiliz felsefesinin yoğun etkisi altında Obama. İngilizler de tahmin etmediler Obama’nın kazanacağını. Şimdi bayağı panik halindeler. Yalnız bir ihtimal zayıf da olsa ihtimal ama olabilir de. Bir askeri darbe yapılabilir Amerika’da. Tarihinde pek yok ama askeri darbe olma ihtimali var. Ona karşı tedbir almaları lazım bir, ikincisi Trump’a suikast yapabilirler. Çok güçlü önlem alması gerekiyor. Aldığı önlemleri ben zayıf buldum. Amerika’da daha büyük olaylar olabilir bu aralar yani önümüzdeki günlerde.

KARTAL GÖKTAN: Trump’ın şu an bahsettiği ‘Amerikan rüyasını geri getirmek’ konusunu ilk savunan ve söyleyen sizsiniz Adnan Bey. Bu konu ile ilgili 2014 yılında iki ayrı yabancı gazetede yayınlanmış yazılarınız var. Bunları göstermek istiyorum. Biri 4 Aralık 2014 tarihinde Arabian Gazette’de yayınlanan “Amerikan Rüyasını Aramak” başlıklı yazınız. Diğeri de 19 Aralık 2014 tarihinde Arab News’te yayınlanan “Kaybedilmiş Amerikan Rüyasına Özlem” başlıklı yazınız.

ADNAN OKTAR: Evet, Trump’ın bu ifadeyi benden aylar sonra dile getirdiğini görüyoruz. Ona bir düşünce ufku oldu bu. Hiç kullanmadığı bir kelimeydi, bir cümleydi.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünya basınında yayınlanan diğer makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyorum. Uluslararası ilişkiler, güvenlik ve terörle mücadele konularında uzman yazarlara yer veren Rusya’nın Katehon Gazetesi’nin Rusça sitesinde “Türkiye-Rusya Yakınlaşması” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu yazınız ana sayfalarından yayınlanıyor. Canlı yayınlarınızda defaatle bahsettiğiniz örneklerle tarih boyunca süren Türk-Rus dostluğundan bahsediyorsunuz. Bu dostluğun önemini ve bölgeye barış getirecek potansiyel gücünü bilen İngiliz derin devletinin bu ittifakı her seferinde bozmak istediğini yine örnekler üzerinden anlatıyorsunuz. Bu kadim dostluğun yakın zamanda yaşanan Rus uçağının düşürülmesi gibi elim bir olayla bile bozulmamasını da delil göstererek, bu dostluğun tüm oyunlara rağmen asla bozulmayacağını anlatıyorsunuz. Katehon’un İspanyolca sitesinde “Çizilen Yeni Sınırlar; Sıradaki Ülke Suudi Arabistan mı?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Ortadoğu’nun harita çizerlerinin 200 yıldır bölgeyi düzenlediklerini anlatıyorsunuz. Son olarak Suudi Arabistan’ı parçalanmış gösteren bir haritanın yayınlanmasının ardından olayların bu yönde gelişmeye başladığını ve daha önce Libya, Irak, Suriye ve Mısır’da olduğu gibi Suudi Arabistan’ın kuşatma altına alındığını belirtiyorsunuz. İngiliz derin devletinin bu oyunlarından tek kurtuluş yolunun ise birlik olmaktan geçtiğine dikkat çekiyorsunuz. Katehon’un İtalyanca yayınında “Dünyayı Yöneten Alternatif Güç Merkezleri” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda tarihte her dönem iktidarların yanında hareket eden yapılara yani derin devletlere dikkat çektiğiniz bu makalede Atlantik Konseyi üzerindeki İngiliz derin devleti etkisini anlatıyorsunuz. Ayrıca konseyin politikalarının Amerikan devlet kurumlarının politikaları haline gelmesinden sonra çıkan savaşlardan ve kargaşadan da örnekler veriyorsunuz. Bu makaleniz ayrıca İngilizce, Rusça, İspanyolca, Sırpça olmak üzere Katehon’un 5 farklı dilde yayın yapan sitelerinde de yayınlandı.

1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen News Strait Times gazetesinde ve internet sitesinde “Bedavacılık Kültürü” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda gençler arasında yaygınlaşan “bedavacı ruh” tan bahsediyorsunuz. Gençlerin sanata, bilime yönelmek yerine bedava yemek, bedava yaşam elde edebilecekleri imkanlara, şov programlarına yönelmelerinin tehlikesinden bahsediyorsunuz. Gençliği iyi yetiştirmenin “Milli şuur” dersi verilmesinin öneminden bahsediyorsunuz. Eğitilmiş güçlü bir gençliğin, yenilmez bir kuvvet olacağını vurguluyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’ta ve internet sitesinde “Düğüm sadece ahlaki değerlerin gelişmesiyle çözülebilir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda barış ve huzurun sağlanabilmesinde Ortadoğu’nun ruhani liderlerine, siyasilerden akademisyenlere daha büyük görevler düştüğünü anlatıyorsunuz. Ruhani liderlerin sevgi dili kullanarak insanları birlik, kardeşlik, şefkat, merhamete çeken konuşmalar yaparak bölgenin kurtuluşuna önemli derecede katkıları olacaklarını anlatıyorsunuz.

İsrail’in önde gelen haber sitesi The Times of İsrael’in Farsça gazetesinde “Kudüs’te birlikte yaşamak” adlı makaleniz yayınlandı. Yazınızda barış isteyen Musevi Müslümanların sayılarının artması gerektiğini anlatıyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Makkah Newspaper’ın hem basılı hem internet yayınında “Musul operasyonunun arkasındaki plan” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Ve Bangladeş’in basılı günlük İngilizce gazetesi News Today’de de yazılarınız yayınlanmaya başladı. İlk olarak yayınladıkları makalenizin başlığı; “Suriyelilerin ikinci yurdu Türkiye” maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dünya çapında mükemmel bir tebliğ. Dünyanın en ünlü gazeteleri, en etkili gazeteleri ve izleme oranı çok yüksek. Çok güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye, Türkiye’den büyüktür” açıklaması yaptı ve şunları söyledi; “Bugün gidin Suriye’ye Irak’a herhangi bir yere, insanlara Türkiye ile ilgili kanaatlerini sorun. Asla zulüm, katliam gibi ifadeler duyamazsınız. Biz oralardan ayrılalı bir asır oldu ancak oralardaki insanların bekleyişi hiç bitmedi. Türkiye, Türkiye’den büyüktür yani biz 780 bin kilometrekareye hapis olamayız. Bizim fiziki sınırlarımız başka gönül sınırlarımız başkadır. Kırım’daki, Makedonya’daki, Kafkasya’daki kardeşlerimiz fiziki sınırlarımızın dışında olabilir ama gönül sınırlarımızın içinde, kalbimizin tam ortasındadır.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam sağlam ülkücü maşaAllah üslupları güzel. Tayyip Hocam’ın bu yönü iki yıldan beri bilenler tarafından biliniyor. O yüzden iyi destek var Tayyip Hocam’a. Sağlam delikanlıdır yani vatan, millet, bayrak, devlet dedin mi gözü hiçbir şey görmez. Bu üslubu da çok iyi olmuş. Çok köklü slogan olan ifadeler. Faydalı, güzel konuşmuş.

Mutaffifin Suresi, 83/29 şeytandan Allah’a sığınırım. “Doğrusu, “suç ve günah işleyenler”, kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 29) Dünyada çok rastlanan bir şeydir. Allah yaratır, müminlere karşı bütün dünya çapında binlerce seneden beri müminlere gülünür. Küfür güler öyle, bir fıtrat olarak Allah yaratıyor. Konu bulur güler münasebetsiz bir şekilde. 83/30 “Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz ederlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 30) Yine küfürde kaş-göz işareti, işaretleşme, imalar, gizli alaycılık, güya sezdirmeden alay etme yaygın bir özelliktir. İngiliz derin devletinin elemanlarında da var bu. Züppelerde, çakallarda, kaşar tiplerde çok rastlanır bilinir bu. “Kendi yakınlarına döndükleri zaman neşeyle dönerlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 31)  Bir yapmacık neşeleri olur bunların böyle dana böğürtüsü gibi. Samimiyetsiz gülüş, samimiyetsiz bir neşe anlayışları vardır. Kuran ona dikkat çekiyor. “Müminleri gördükleri zaman ise: “Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır” derlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 32) Şaşkın, şaşırmış, doğru yolda olmayan ve sapkın; görüşleri, düşünceleri, her şeyi sapkın, anormal adamlar diyor. Küfrün zaten sevgisizlik anlayışında temel kelimelerdir bunlar. Temel düşüncedir yani Müslümanı mutlaka sapkın, yanlış yolda, hasta olarak görme eğilimindedirler. İnandığından değil o bir slogan olarak öyle görmek isterler. “Oysa kendileri onların üzerine gözcü olarak gönderilmemişlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 33)  “Onların üzerine vazife değil” diyor Allah. “Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler.” (Mutaffifin Suresi, 34) Müminlerin bir özelliği olarak ahirette küfrü Allah onlara hep komik gösteriyor, müminleri güldürüyorlar. “Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle.” (Mutaffifin Suresi, 35)  Oturdukları koltuklarda onların haline gülüyorlar. “Nasıl, kafir olanlar, işlediklerinin ‘feci karşılığını gördüler mi?’” (Mutaffifin Suresi, 36)  diyor Allah. O tip bir alaycılık Müslüman için imtihan unsurudur. Ama Müslüman tabii böyle bir şempanze ordusuyla karşılaşmış gibi bir uzman gözüyle onları değerlendirecek yani küfürden bir insan eğer ahlaksızlık yapıyorsa Afrika’da şempanzeleri maymunları inceleyen bir bilim adamının akılcılığıyla, sinirlenmeden, şaşırmadan onları analiz ederek değerlendirecek, bakacak, düzeltmeye ve tedavi etmeye çalışacak.

Mesela şu an bir savaş var; kökeninde Mehdiyet var. Onun da kökeninde sevgi var yine. Mesela IŞİD de Allah’ı sevdiği için savaşıyor. Ona karşı olanlar da Allah’ı sevdiğini iddia ederek onlara karşı savaşıyor. Kökeninde yine sevgi var fakat sevgi yanlış uygulandığı için terör meydana geliyor. Allah korkusu yerli yerinde oturmadığı için şiddet meydana geliyor. Akıl kenara gitmiş oluyor. Kuran’ın dışında yoldan kaynaklanan şirk mantığı kendini göstermiş oluyor. Şirk insana işte böyle acı ve sıkıntı veriyor. Zorlama oluyor yani.

Obama, Amerikan seçimleri ile ilgili olarak yaptığı konuşmasında; “Sonuç ne olursa olsun, yarın güneş yeniden doğacak ve Amerika dünyanın en büyük ülkesi olmaya devam edecek.” Obama’nın Clinton’un kazanamayacağını tahmin ettiğine dair haber yapmışlar öyle. Seçimden önce mi bunu söylemiş? Seçimden önce söylediyse evet.

Şimdi yine kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolar ile devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü