Harun Yahya

Sohbetler (11 Kasım 2016; 14:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bak, diyor ki Fethullah Gülen o zaman: “Getirisi olan bir şey karşısında bazen kafamıza uymayan şeylere katlanabiliriz.” Nasıl kafamıza uymuyor? Mesela özerklik. “Buna katlanacağız” diyor. “Bunun için de elden gelen her şeyin yapılması, gerekirse kan kusulması ama ‘kızılcık şerbeti içmiştim’ denilmesi gerekiyor” diyor. Kan kusmak nasıl olur? Güneydoğu’yu federasyon olarak ayırırsın kan kusarsın. “Ne oldu?” denildiğinde “kızılcık şerbeti içtim” diyecekmişiz. Kastedilen bu. “Milli onur milli gurur ayaklar altına alınmamak kaydıyla” bak ayaklar altına; milli onur gururun kırılması ayrı bir de ayaklar altına alınması. Ayaklar altına alınması ne demek? Yani iyice rezil olmak tamamen. Yani Güneydoğu’ya özerklik verilmesi bu şey değil diyor ama toprak olarak tamamen verilmesi, işte Türkiye’nin haşa böyle çok zor duruma düşürülmesi, ezilmesi “bu olmaz” diyor ama özerklikte bir şey yok; anlatmak istediği bu. “O mefkureye saygı devam ettiği müddetçe bence el de öpülebilir etek de öpülebilir.” Yani el-etek ne demek? Kimin elini öpecek, kimin eteğini öpecek belli. Kimlerin eli, karşımızda kim var bizim? Karşımızda olan adamların elini, ayağını, eteğini öpeceğini söylüyor. “Fethullah Gülen’le tüm Ortadoğu’da demokratik bir siyaset için birlikte çalışabiliriz” diyen kimdi? Abdullah Öcalan’dı. Fethullah Gülen’e böyle diyor. “Tüm Ortadoğu’da demokratik bir siyaset için birlikte çalışabiliriz.” Birlikte çalışmak.

Ne diyelim? Bir etiket yapalım “Barış için sevgi birliği” diyelim.

Evet, dinliyorum.  

KARTAL GÖKTAN: Reuters’in haberine göre, Irak’ta IŞİD’den alınması için 17 Ekim’de operasyon başlatılan Musul’da ordu ilerleme sağlayamadığı gibi aldığı bölgeleri de elde tutmakta zorlanıyor. Iraklı yetkililer IŞİD mensuplarını sivillerden ayırt etmekte zorluk çektiklerini, örgütün tünelleri kullanarak sürpriz saldırılar düzenlediğini söyledi. Barzani’yse yaptığı açıklamada Musul’da Kürtler için bir tehlike kalmadığını ve peşmerge kuvvetlerinin Musul operasyonundan çekileceğini ifade etti.

ADNAN OKTAR: Daha önce söyledim bak aynısı. “Çekilirler sonra saldırıya geçerler” dedim. Çünkü saldırmak daha kolaydır savunmak daha zordur. Onlar orada sabit kalıp savunacağına çünkü yeri belli yurdu belli çekiliyor. Çekilip onları hedef haline getiriyor, hedef haline getirdikten sonra da saldırıyor. Ve kendi de zayiat vermemiş oluyor. Olay bu. “Bunu yapacaklar” dedim “yaparlar” dedim. 

Evet, şimdi kısa bir ara verelim devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Evet, kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Özerklik ya da Federatif Sistem Şu Dönemde Neden Tehlikelidir?

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Takvim Gazetesi İngiliz derin devletiyle ilgili yazı dizisi başlattı Adnan Bey. “İngilizlerin casus oyunu” başlıklı yazıda “Petrole sahip olmak için her yolu deneyen İngilizler Osmanlı’ya bağlı Ermeni işadamı Gülbenkyan’a şirket kurdurdu. Sonra o şirkete sahip oldu. Ortadoğu’nun siyah altınını ele geçirmenin yolunu buldu. Kut’ül Amare’de bozguna uğrayınca casus kullanarak Osmanlı’ya karşı Arap aşiretlerini isyan ettirdi” denildi.

ADNAN OKTAR: Görebiliyor muyuz?

BÜLENT SEZGİN: Resmi yoktu.

ADNAN OKTAR: Resmi de olsa iyi olur.

Şimdi şanlı Türk devleti İngiliz derin devletinin üstüne çökeceği anlaşılıyor. Çünkü bu kadar yazar-çizer, gazete bunlar boş değil. Yani başıbozuk bir anlatım yok. Allah’a şükür öncülüğünü yaptık, yolunu açtık, teşvik ettik. Hem Türkiye’de hem Rusya’da İngiliz derin devletine karşı muazzam bir mücadelenin başlangıcında olduğumuz görülüyor. Önümüzdeki aylarda yıllarda kahredici bir kararlılıkla, ilimle irfanla, kanunla hukukla gereğinin yapılacağını hissettik, gördük, görüyoruz ve göreceğiz. Efendim, durduk yere söylemem.

Bu haberlerin önü-sonu kesilmiyor. Putin de bu konuya uyandı. Türk hükümeti Türk devleti de gereğini yapacak gibi görünüyor.

EBRU ALTAN: Dünyada bunu ilk fark eden sizsiniz bir de en güzel tarif eden de sizsiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, İngiliz derin devleti 300 yıldan beri dokunulmayan gizli bir imparatorluktu, bir deccaliyet sistemiydi. Dünyanın başına gelmiş en büyük felaket. Hitler’in finansörü de bunlar, yöneticisi de bunlar oldu. Stalin’in yöneticisi, Lenin’in yöneticisi finansörü de bunlar oldu. Dünyayı hercümerç ettiler mahvettiler. Son hamlelerini yapmaya hazırlanıyorlar idiyken yakaladık.

OKTAR BABUNA: Aslında siz ezmeye başlayınca birçok kimse de cesaret kazandı. Normalde cesaret edemeyenler vardı ima edenler ama.

ADNAN OKTAR: 300 yıldan beri cesaret edemedi kimse.

Bu, Donald Trump’la uğraşmaları çok ayıp. Amerika’da ne kadar homoseksüel, ne kadar Darwinist-materyalist varsa cinnet geçirdi. İngiliz derin devletine yalakalık yapmayacağını anladıklarını için adama demediklerini bırakmıyorlar bazı şahıslar. Bu münasebetsizliği bıraksınlar. Demokratik bir seçim oldu ve ezici şekilde iktidara geldi. Donald Trump benim gördüğüm samimi bir insan. En başta da söylemiştim. Yani seçimlerden önce altı-yedi ay önce söylemiştim.

GÖKALP BARLAN: Trump’un Başkan Yardımcısı da Adnan Bey, evrim teorisine karşı olduğunu, Allah’a inandığını söylemişti, inşaAllah biliyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet, o ekolün özelliği o.

Sokaklara çıkan tiplerin işte o şarkıcıların falan destekçileri bazı şarkıcıların, bazı homoseksüellerin destekçileri. Yani seçim demokratik seçim olduğuna göre saygı duymuyor musun sen halka, değil mi? Donald Trump başkası kazandığında kimseye bir şey demiyordu, taraftarları da bir şey demiyordu. Şimdi onlar kazanmış saygı duyacaksın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Takvim Gazetesi’nin haberinin resmi vardı Adnan Bey. Yazı dizisinin “İngilizlerin casus oyunu” diye. Sormuştunuz.

ADNAN OKTAR: Çok güzel çok güzel. Bir daha oku bir daha göster.

BÜLENT SEZGİN: “İngilizlerin casus oyunu. Petrole sahip olmak için her yolu deneyen İngilizler Osmanlı’ya bağlı Ermeni işadamı Gülbenkyan’a şirket kurdurdu. Sonra o şirkete sahip oldu. Ortadoğu’nun siyah altınını ele geçirmenin yolunu buldu. Kut’ül Amare’de bozguna uğrayınca casus kullanarak Osmanlı’ya karşı Arap aşiretlerini isyan ettirdi” diye başlıyor.

ADNAN OKTAR: İşte Allah’a şükür. Bak bütün Türkiye’de İngiliz derin devletine karşı milletimizi uyandırdık, basını uyandırdık, aydınları uyandırdık. Şimdi büyük bir cihadın başlangıcını şaşalı şekilde görüyoruz, inşaAllah. Önü-sonu gelmeyecek bunun. İngiliz derin devleti tepeleninceye kadar kanunla hukukla bu mücadele devam edecek. Tayyip Hocam da benim kanaatim basının açıklamalarının bitmesini bekliyor. O da kalıp gibi İngiliz derin devletine gereken açıklamayı yapacak. Ve böylece dünya bu büyük beladan kurtulmuş olacak. Aşama aşama.

Homoseksüelliğin sapkınlık olduğunu kimse açıklamıyordu, bütün devlet adamları çekiniyorlardı. Ben söyledikten sonra Putin çıktı, homoseksüellerin aleyhine ben konuşmalar yaptıktan sonra bayağı yüreklendi o da aleyhlerine konuşmaya başladı ve eleştirdi. Ve diğer yardımcıları da aynı şekilde konuşmaya başladılar. İngiliz derin devletini de ben eleştirdikten sonra Rusya yüreklendi onlar da esaslı şekilde eleştirmeye başladılar. Ve bizim yazarlarımız da yüreklendi. Bak 28 kişi bizden yazarlardan İngiliz derin devletiyle ilgili açıklama yaptı. Bu çok yüksek bir miktar.

EBRU ALTAN: Siz yine “Donald Trump kazanabilir” demiştiniz “iyi olabilir” demiştiniz. Hemen arkasından Putin açıklama yapmıştı “Trump kazanırsa iyi olur” diye.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ta aylar önce söyledim.

Darwinizm’e karşı mesela İran, Suudi Arabistan mağlup olmuştu. Hükümet devlet olarak mağluptular. Biz ezdikten sonra onlar da yüreklendiler.

Osmanlı’nın başına gelen bütün olayların altında İngiliz derin devleti vardır. 1. Dünya Harbi’ni, 2. Dünya Harbi’ni yönetenler yine İngilizlerdir. Amerika’yı savaşın içine sokan da İngilizler. Amerika’nın hiç alakası yoktu 2. Dünya Harbi’yle, hiç muhatap olacak değildi. “New York’u yüzlerce ton bombayla helak edecekler” dediler. Amerikan halkını, Amerikalı siyasileri inandırdılar. “Hazır uçakları falan bombaları da hazır” diye yalan söylediler. Hiç alakası yokken Amerika savaşa girdi. “New York’u yerle bir edecek” dediler “Nazi uçakları hazırlık yapıyorlar” dediler. Durduk yere. Tam istedikleri gibi yönlendirdiler her şeyi. Paris’i işgal ettirdiler Fransa’yı dize getirttirdiler. Hitler’e işgal ettirdiler. Ondan sonra Fransa İngiltere’nin dizinin dibine oturdu. Felç vaziyette ne derse yapıyor şu an. Almanya’yı feci şekilde ezdi İngiliz derin devleti mahvetti. Ve ondan sonra kendi kontrolüne aldı. Şu an Almanya bağımsız değil tamamen kontrol altında. Japonları da öyle feci şekilde ezdi İngiliz derin devleti, sonra da kendi kontrolüne aldı.

Amerika’nın Osmanlı karşıtı politika izlemesine sebep olan İngilizler. Çok kısa sürede ikna ettiler onları. Normalde Amerika ile Osmanlı’nın arası bayağı iyiydi. Birbirlerine hediye göndermeler falan hiç aralarında sorun yoktu. Türkleri sürekli Hristiyan karşıtı, Hristiyanlara düşman, işte onları asacak kesecek gibi gösterdiler. Amerikalılar da buna inandı Türklere karşı muazzam bir cephe aldılar. İngiliz basını bu konuyu sırf yazıyla halletti.

İngiliz derin devletinin kullandığı münafıkların hemen hemen tamamı homoseksüel. Kadınları da homoseksüel oluyor homoseksüel kadın kullanıyorlar ve homoseksüel erkek kullanıyorlar. Böyle çirkef, saldırgan, haysiyetsiz, şerefsiz, böyle namusuz, sinsi, ahmak ama kendini zeki zanneden, casus ruhlu, satılmış, kahpelikten kalleşlikten yüzü kızarmayan ne kadar haysiyetsiz namussuz varsa hepsini kendi derin devletlerine ajan olarak alıp kullanıyorlar. Acayip yüzsüz oluyorlar. Mesela Lawrence acayip pişkindi adam. Homoseksüel, adamın yüzünde böyle eşek oynamış yani. Utanma diye bir şey yok adamda. O kullandıkları kadın casuslar da öyle hep tam erkek gibiler. Ama Müslümanların yanına gelince işte Müslüman gibi, Hz. Muhammed (sav) diyor elini kalbine götürüyor kadın. İslam’a olan sevgisini anlatıyor, Peygamber (sav)’e olan sevgisini halbuki nefret ediyor.

Mesela bu Gertrude Bell denen kadın tam erkek, üslubu tam erkek gibi. Müslümanları, kendini Müslüman gibi göstererek hepsini kendine bağlamış. Hem Osmanlı’nın yıkılışında büyük etkisi oldu hem de bütün bölgeyi parsel parsel böldü. Haritaya bakın cetvelle çizilmiştir masada. Viski bardağı ellerinde de puro cetvelle çiziyor. “Bu ne” diyor? “İşte sınırınız” diyor. Kararı onlar veriyor.

OKTAR BABUNA: Haritayı göstermiştiniz birbirinin aynı.

ADNAN OKTAR: Tabii. Amerikalıların milli marşını da yapan yine İngilizler. Bestesi falan hepsi onlara aittir, İngilizler’e aittir. Amerikan milli marşını yapıyorlar.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Abdülhamit’in tuğrasını da İngilizler tasarladığını demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Tuğrayı da Abdülhamit’in tuğrasını İngilizler süslüyorlar, biçimlendiriyorlar, şekillendiriyorlar gönderiyorlar “bu senin tuğran olsun” diye ona da alıyor.

OKTAR BABUNA: Kendi amblemlerini koymuşlar.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Amerikan milli marşı bu Amerikalı vatandaşların işte coşkuyla söylediği marş. John Stafford İngiliz besteci o besteliyor. 1775’te besteliyor. “Cennette Anakrion” şarkısının bestesi aynısı. Bu beste aynı zamanda İngiliz meyhanelerinde de söylenen bir parça yani meyhane parçası, Amerikan milli marşı yaptılar.  

Lady Hester Stanhope, 1776-1839. 1810 yılının tam 10 Kasım’ında İstanbul’a geliyor. Önce Tophane sonra da Pera’ya yerleşiyor. İngiliz derin devletini sembolü olan yerler buralar. Lady Hester, İngiltere’den ilk büyük istihbarat servisini kurmak için gönderiliyor. İstanbul’da Osmanlı erkeği gibi giyiniyor, bak İstanbul’da Osmanlı erkeği gibi giyiniyor. Kadın ama aynı zamanda homoseksüel. Osmanlı erkeği gibi kıyafeti görüyor musun ta o devirde. Arapça, Farsçayı çok iyi konuşuyor. Bütün Müslüman din adamlarıyla tanışıyor. İslam’ı çok iyi bildiğini, fıkhı çok iyi bildiğini söylüyor. Hocalar da ağzı açık onu dinliyorlar. Casus, her yere giriyor Müslümanlarla ilgili her türlü bilgiyi İngiltere’ye aktarıyor.

Bu kadınla ilişkiye giren ayrı ayrı yedi erkek hepsi ilişkiye girdiklerinin sabahı ölü bulunuyorlar. Bak yedi kişi görüyor musun? Kadının psikopatlığına bak. Yedi erkekle ayrı ayrı ilişkiye giriyor ayrı zamanlarda, yedisi de ilişkiye girdiği günün ertesi sabahı ölü bulunuyor. Önemli gördüğü adamları alıyormuş, otele götürüyor onlara içki içiriyor, ilişkiye giriyor. Onlardaki bütün bilgiyi alıyor bilgiyi aldıktan sonra da adamları sabahına öldürüyor. Yedi kişiyi peş peşe doğal ölüm görüntüsü içerisinde katlediyor. Yani ayak bağı olmasın diye sonra. Çünkü sorgulandığı için şey yaptığı için. İstihbarat için kullandığı 200 kişiyi onun emrine veriyor İngiliz derin devleti İstanbul’da. Osmanlı erkeği kıyafetinde geziniyor kadın. Görüyor musun sapıklığı? Bak cinayet var, homoseksüellik var her türlü anormallik var, casusluk var. Böyle hep akıl hastalarını, ruh hastalarını manyakları kullanıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Lawrence’nin de fotoğrafı vardı. Kadın kılığında dolaşıyor o da. Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak bu da Lawrence. Sesi de kadın sesi gibi.

Bu Sarah Aaronsohn 1. Dünya Savaşı’nda İngilizler için çalışan kadın casus. Gazze savaşlarının sonunda düşman tarafı olan İngiliz ordusu bir şekilde Osmanlı cephesini kolaylıkla yararak hedeflerine doğru ilerliyor. Yıllar sonra İngiliz istihbarat örgütü belgelerinin bulunduğu F0 serisi dosyalar içinde Sarah’ın emrinde çalışan çok sayıda kadın casusu görev esnasında fahişelik yaparak en gizli sırları elde ettikleri yazıyor. Yani kadın fahişeleri gönderiyorlar, adamlara içki içiriyor, uyuşturucu da kullanıyor, adamla ilişkiye girdiği anda ondaki her türlü bilgiyi almaya başlıyor sabahına da adamı öldürüyor. Bak yedi kişi. Adamların umurunda bile değil, adamlar kim vurduya gittiler.

BÜLENT SEZGİN: Resmi vardı Sarah Aaronsohn’ın.

ADNAN OKTAR: Göster. Bak hep kısa saçlı görüyor musun? Adamların aklının ucundan bile geçmiyor bunun katil olduğu. Öbür adam zaten bakışlarından belli.

Ortadoğu’yu bugünkü savaşların ortasına atan 1921 yılında Kahire’de yapılan konferansta çizilen sınırlar, toplantının başkanı Winston Churchill. Oraya katılanlara “40 haramiler” diyor. 40 kişi katılmışlar, adamın verdiği isim onlara “40 haramiler.”

BÜLENT SEZGİN: Resmini gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Konferans katılımcılarına “Politik çete” “40 haramiler” deniyor. Tamamı İngiliz olan bu adamların arasında İngiliz casuslarından Gertrude Bell, Thomas Edward, Lawrence, bunların genel müttefikleri Cafer El-Askeri, Sason birçok insan var. Eskail, İngiliz işgal askeri komutanları General Edmund Allenby, Mareşal Sir Hugh Trenchard, Hubert Yang, İngiliz işgal sivil yöneticileri Herbert Samuel, Sir Percy Cox, Francis Archer, Arnold Wilson gibi kişiler var.

Churchill’in ünlü bir sözü var. Diyor ki, 1921 Kahire Konferansı’nda söylüyor, Ürdün’ü bir Pazar günü tek bir kalem hareketiyle yarattığını söylüyor. Şöyle çizmiş “burası Ürdün” demiş bitmiş bu kadar. Kendisi söylüyor “tek bir kalem hareketiyle Ürdün’ü hallettim” diyor. “Yarattım” diyor “Ürdün’ü yarattım” diyor. “Olmayan bir şey yarattım” diyor. Hemen orada on saniye içinde çizmiş kalemle “burası Ürdün” demiş “bitti bu kadar” demiş. Bak “Ürdün’ü bir Pazar günü” diyor “tek bir kalem hareketiyle yarattım” diyor. Görüyor musun? İşte İngiliz derin devleti bu, bu olaylar.

“Dünyadaki gerçekleri kimseden korkmadan belgeleriyle delilleriyle deşifre ediyorsunuz canım Üstadım, maşaAllah” diyor.

İngiliz dış istihbarat teşkilatı MI6 özel eğitimli üç ajanıyla Atatürk’ü yakın markaja almışlar o zamanlar ta o devirde.

Belediye işi son derece tehlikeli. Bak belediyeye kayyum atıyorlar. Niye atıyor? Belediyenin yetkisini genişletmek için. Yetki genişleyince ne oldu? Adamlar PKK’ya hizmet etti. Bunu durdurmak için kayyum atıyor bak kayyumu da çekip vurdu adamlar. Ben kayyumları iyi korusunlar dedim. Çok özen gösterilsin tedbir alınsın dedim. Buna rağmen bak adamlar şakır şakır vurdular. Yine söylüyorum yani çok esaslı ve güçlü tedbir alınması lazım. Çünkü iyi korunursa hiçbir şey yapamazlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: DBP’li Derik Belediyesi’ ne geçtiğimiz haftalarda kayyum olarak atanan ve PKK’lı teröristlerin Derik kaymakamlık binasına saldırısı sonucu yaralanan Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk’ün bombalı tuzaklara karşı asfalt çalışmalarını bizzat takip ettiği, hendekleri kapatmak için önemli kararları hayata geçirdiği ortaya çıktı. Baş, boyun ve karın bölgesinden ağır yaralanan Kaymakam Safitürk’ün dün hayatını kaybettiği bilgisi geldi. Resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin. Allah şehadetini makbul etsin. Cenab-ı Allah sevdiklerine uzun ömür versin.

“Eğer sen İslam ülkelerinde Sünni-Şii  kavgasını başlatabilirsen, Büyük Britanya’ya en büyük hizmeti yapmış olacaksın.” diyorlar Hempher’a. O da büyük bir gayretle bu faaliyetin içine giriyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN:  MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Binali Yıldırım’la yaptığı görüşmeye ilişkin bir mutabakatın olmadığını ancak Başbakan’ın anayasayla ilgili düşüncelerini makul bulduklarını söyledi. Devlet Bahçeli açıklamalarında: “Sorunun bir parçası değil çözümün yol başçısı, kaosun mimarı değil huzur ve düzenin yol açıcısı olmaktan başka bir tercihimiz yoktur.” dedi.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

Churchill 2. Dünya Savaşı sonunda Berlin’ de Hitler’in sığınağındaki sandalyede oturup gövde gösterisi yaparken görülüyor. Hitler’i öldürttüren de yine İngiliz derin devleti.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: 1923’te kimliğinin açığa çıkmasından çekindikleri için Polonya’ya kaçırılan İngiliz casusunun Türkçe, Rusça, Tatarca, Romence, Almanca ve İngilizce bildiği herkes tarafından malum olan bir konuymuş. Yani otelde çalışıyor. Herkesle konuşuyor. Bir onunla İngilizce öbürüyle Rusça. Yani su gibi biliyor. Bir kahvehanede görevli. Kahvehane işletiyor yani. Bu daha çok sosyeteden insanların gelip gittiği bir kahvehane. Atatürk’le ilgili konuşmalarının hepsini o toplantılarında, adamların konuşmalarını kendi garsonları ve kendi kanalıyla tespit ediyor onları İngilizlere gönderiyor o zamanlar. Bak yöntemleri görüyor musun? Hatta bu harita çizerken, Chirchill kalemle çizim yaparken bir ara hıçkırmış, hıçkırırken kalemi oynamış, onu bile haritada öyle bırakmışlar yani. Adamın hıçkırığına göre de harita şekillenmiş yani artık düşünün. Kepazeliğin boyutuna bak. Adamın hıçkırmasıyla haritanın şekli değişiyor. Adam bir elinde viski kadehi bir elinde puro harita çiziyor, hıçkırınca da haritanın şekli değişiyor. Orada bir girinti meydana geliyor hıçkırdığında.

İngiliz Casus Hempher böyle münafık üçkağıtçı sahtekarları tek tek tespit ediyormuş. Mesela diyor ki, ismini söylemeyeceğim çünkü ismi peygamber ismi olduğu için söylemeyeceğim. “Bu adamla” diyor  “tanıştım aşinalık peyda ettim.” diyor. “Sonunda kanaatim şu oldu.” diyor. “Tam casusluk yapacak adam.” diyor  “Kanaatim geldi.” diyor. “Dikkatimi çeken özellikle şuydu. Kendini çok büyük görüyordu.” diyor. Bak görüyor musun? “Gururluydu. Makam peşindeydi.”  diyor. Yani büyüklenmek, yükselmek, çok yüksek noktaya gelmek istemek. “İslam’a ve Müslümanlara kinliydi.” diyor. “Üslubundan anladım” diyor  “konuşmalarından. Herkesi tenkit ediyordu.” diyor. “Çok eleştirici, fakat büyüklük hırsı, azameti, enaniyeti de çok şiddetliydi.” diyor.  “Bunun müsait olduğunu anladım.” diyor. Bak hem münafık alametleri de görüyor onda. “Onu casus olarak yetiştirdim.” diyor ondan sonra. O da tabii yancı yalaka. O da ona uymuş. Hempher’ın Hatıratı’nda yazıyor 40. sayfasında.

Mesela 1921’de İstanbul’da, bu başka bir İngiliz ajanı, terzi dükkanı açıyor. İttihatçı çevrelerin ve Atatürk’e yakın isimlerin terzisi olmayı başarıyor. Hakikaten bayağı yetenekli bir terzi İngiliz terzi. Öyle bir hale geliyor ki Türk Dışişleri’ne girip çıkabiliyor. “Ölçü almaya geldim bilmem ne” diye. Elde ettiği bilgileri İngilizlere aktarıyormuş. Yani münafıklarda öyle bir yalakalık ruhu var ama çok şiddetli oluyor.

Osmanlı toplumunu tütün ve sigaraya İngilizler alıştırıyor. Abdülhamit devrinde. Dünyaya da, bütün dünyaya yine İngilizler yayıyor sigarayı. Amerika Birleşik Devletleri topraklarına yerleşip geniş çapta tütün elde ediyorlar orada. Yani daha kolonisiyken. İngiliz sömürgeleri olan Mısır, Avustralya, Jamaika, Nijerya, Surinam, Trinidad, Tobago, Rodezya, Borneo ve İngiliz etki alanındaki İran’ı tütün üretim merkezleri haline getiriyorlar. Yani böyle yüzbinlerce kilometrekare alan. Tütün ekiliyor. Bütün dünyayı zehirliyorlar tütünle.

OKTAR BABUNA: Siz aha önce belirtmiştiniz Çinlileri afyona alıştırıyorlar bütün Çinlileri.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Köle ticareti de mesela 200 yıl boyunca İngiliz tekelinde devam ediliyor. 10 milyon Afrikalı köle olarak Amerika’ya taşınıyor. 10 milyonu da yollarda öldürüyorlar. Yani akıl almaz perişanlık ve akıl almaz bir ızdırap içinde.

Hindistan’da üretilen afyonu Çin’e satıyorlar. Bütün Çin afyonkeş oldu. Adamlar hep içip içip uyuşuyorlardı. Mahvetmişlerdi Çin’i. Çin yöneticileri bu ticareti engellemek için müthiş bir atağa geçtiler. Bu sefer İngilizler buna gıcık oldu ülkeyi işgal ettiler. Askeri işgal. Yani “Bizim uyuşturucu satışımızı nasıl durdurursunuz?” diye. Çinli garibanların başına da bela oldular.

IŞİD’in içerisinde de İngiliz ajanlar çok. Yani onlarda da mesela, El Kaide, Taliban onların içinde de çok mebzul miktarda ajanları var. Bütün cemaatlere bütün topluluklara rahatça girebiliyorlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şehit Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk’ün babası Asım Safitürk’ün bir konuşması var Adnan Bey onu göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Ama yani, adamlar bağıra bağıra söylediler. Dediler ki: “Biz vuracağız.” dediler. Çekip vurdular. Yani koruma tedbirlerinin çok güçlü olması lazım. Adamları bu konuda tamamen püskürtecek çok kararlı bir politika gerekiyor.

Bu Ürdün’de Pakistan’da Hindistan’da İngiliz ajanı olmak bazı genç kızlar bazı genç delikanlılar için bir gurur meselesi. Halbuki burada satılmışlık, alçaklık, kahpelik, kalleşlik her türlü haysiyetsizlik mevcutken kendi vatanına kendi milletine kendi arkadaşlarına karşı casusluk yapmayı kahpelik olarak göremiyor. Görse de anlamazdan geliyor. Halbuki dünyanın en alçak hareketi, en şerefsiz hareketi. İnsan kendi sevdiklerine dostlarına karşı, kendi vatanına milletine karşı casusluk yapıyorsa o kahpelerin kahpesidir alçakların alçağıdır. Tam bir cemiyet mikrobudur.

Evet. Şimdi kısa bir ara devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Yaşamın ve Evrenin Kökeni

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Partili eski vekil ve Akşam Gazetesi Yazarı Hüseyin Besli köşe yazısında Menzil tarikatının Sağlık Bakanlığı’nda kadrolaştığını iddia etti. Şöyle diyor; “15 Temmuz darbe girişiminin millet tarafından bertaraf edilmesinden sonra FETÖ’ye yönelik temizlik ve tasfiyenin devlette ve sivil toplumda ortaya çıkardığı boşluğu doldurmaya çalışan açıkgözler türedi. Birincisi Kemalistler, ikincisi ise kimi tarikatlar ve vakıflar.”

ADNAN OKTAR: Yok, Menzil cemaatinin bir kere öyle bir kadrosu yok, aydın bir kadrosu yok. Baştaki şeyh efendi zaten ilkokul mezunu bir insan yani kendi halinde mazlum insanlar bunlar, tespih çekip, Allah’ı anıp, ahireti düşünüp, ondan huzur duyan, kalbine ferahlık gelen insanlar. Devleti ele geçirmek falan, öyle ince plan yapacak güçleri yok. Ama İngiliz derin devletiyle bağlantılı olsalar, olabilirdi. Yani İngiliz derin devletiyle bağlantısı olduğunda olur. Çünkü o zaman entelektüel bir ekibe ihtiyaç yok. Onlar, onlara dünya çapında uzman falan sağlarlar. Ama bunlar gariban insanlar, bunların böyle bir derdi de yok. Çok çekinirler İngilizlerden de, öyle bir belanın içine de girmezler, çok tehlikeli bir şey. Ama Fethullah Gülen cemaati pek çekinmemiş. Herhalde onları biz yönetiriz diye düşündüler. Öyle olmaz. Adamlar pençesinin içine almış.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Takvim Yazarı Bekir Hazar, İngiliz derin devletinin Trump’ın seçilmesinden rahatsız olduğunu yazdı. Şöyle söylüyor, ““Trump Amerika’yı imha edecek mi?” Bu soruyu İngiliz Guardian gazetesi yöneltiyor. İngilizlerin, Amerikan derin devleti tarafından tasfiye edilmesi ihtimali çok yüksek çünkü. Bunu biliyorlar o yüzden bu soruyla uyanıyorlar yeni güne. İngilizlerin hem Amerika’da hem Ortadoğu ve Afrika’ya tasfiye edilmesi demek, kullanmaya alışık oldukları Amerika’nın imhası anlamına geliyor, onlar için. Büyük korku ve endişe yaşıyorlar.

ADNAN OKTAR: Bekir Hazar bizi en iyi takip eden insanlardan bir tanesi, bak Allah razı olsun korkmadı. İngiliz derin devletine karşı o da bütün gücüyle tavır alıyor. Son zamanlarda yazıları hep bu yönde, daha önce hiç böyle bir şey yoktu. Biz yol gösterdikten sonra aynı bu mantıkta devam etmeye başladı. Trump ile ilgili daha önceki konuşmalarımı aynısıyla almış. Bu çok güzel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çankırı’dan trene yüklenen çok sayıda zırhlı araç ile asker Şırnak’ın Silopi ilçesine gitmek üzere dua ve tekbirlerle uğurlandılar. Videosu vardı onu göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, gençler maşaAllah hep mukaddesatçı, maneviyatçı dindar oldular. Eskiden böyle değildi, gittikçe de bu netleşiyor. Böyle askerler dua edecek, tekbir getirecekler, mehter marşıyla asker uğurlanacak bunlar hayal dahi edilemezdi. İşte Mehdiyet’in ayak sesleri, Mehdiyet’in mana sesleri diyelim ayak sesi demeyelim de Allah affetsin. Mana sesleri. Çok güzel Allah mübarek etsin. Allah gazayı Ekberlerini etsin mübarek ve said, Allah ömürlerini gün gibi bedid eylesin.

Mehter duası var mı sizde? Yahut bana göndersinler buraya. “Allah Allah, Celil-ü Cebbâr, Muînü’s-Settâr, Hâlik'ül-leyli ve’n-nehâr, lâyezâl, zü'l-Celâl, birdir Allah, O'nun birliğine. Hâtemü'l- Enbiya, Peygamberimiz Cenâb-ı Ahmed- i Mahmûd-u Muhammed Mustafa. Âl-i evlâd-ı resûl-i müctebâ, imdad-ı ruhaniyyetine. Pîrân, mürşidîn, aşıkîn, kurragerîn, vasılîn, hamele-i Kur'an, güzeştegân-ı ehl-i iman, Ebu'l-feth ve’l meğazi Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri'nin ervahına ve avn-u inâyetine, Bilcümle âlem-i islamın necât, saadet ve selametine. Devletimizin bekâ-u temâdisine. Ordularımızın devam-ı muzafferiyyetine. Pîrler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler demine, devrânına Hûûû diyelim. Eli kan, kılıncı kan. Sinesi üryân, ciğeri püryân. Meydan-ı şehâdette Allah yoluna revân. Kahrımız, gazabımız düşmana ziyan. Adüvden korkmadık, korkmayız hiçbir zaman.  Kuran’da zafer vaad ediyor Hazret-i Yezdân. Uğrun açık olsun ey Serdar-ı  Mücahid.  Hüdâ, kılıncın keskin eylesin, ömrünü gün gibi bedîd. Fahr-i âlemi hoşnud ettin. Hak gaza-yı ekberin etsin mübarek ve saîd…” Çok güzel dua. Mehterandan sonra bu dua okunuyor, sonra “yektir Allah yektir Allah yektir Allah” diyor “illaAllah” diyor. Sonra Mehter Hücum Marşı başlıyor.

Süfyan yedi yüz sene müddetinde İslâmiyet’in ve Kur'an'ın elinde şeref-şiar, barika-asa bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyet’in bir kısım şeairine karşı istimal etmeğe (kullanmaya) çalışır. Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. "Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor" diye rivayetlerden anlaşılıyor." (Şualar, 596) İşte derin devletin baskısından Türk ordusunun kurtulacağını Bediüzzaman hadislerden bildiriyor. Şualar, 596’da.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, makaleleriniz vardı.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kasım ayının ilk haftasında uluslararası medyanın önde gelen gazete ve dergilerinde yayınlanan makaleleriniz hakkında bilgi vereceğim. Uluslararası ilişkiler, güvenlik ve terörle mücadele konularında uzman yazarlara yer veren Rusya’nın Katehon Gazetesi’nde “Türkiye-Rusya yakınlaşması”, “Çizilen yeni sınırlar”, “Sıradaki ülke Suudi Arabistan mı?” ve “Dünyayı yöneten alternatif güç merkezleri” başlıklı makaleleriniz yayınlandı.

İsrail’den Arutz Sheva’da “Unesco’nun siyasi kararı ve tapınak tepesi.”

Katar’ın İngilizce gazetesi Gulf Times’de “Enerji çatışmanın değil barışın merkezi olmalı” ve “Düğüm sadece ahlaki değerlerin gelişmesiyle çözülebilir” başlıklı makaleleriniz.

Malezya’nın en köklü İngilizce gazetesi News Straits Times’da “Musul operasyonunun ardındaki gizli plan” ve “Bedavacılık kültürü” başlıklı makaleleriniz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça gazetesi Mekke Newspaper’de “Homoseksüellik klanına dikkat”, “Musul operasyonunun ardındaki gizli plan.”

İsrail’in önde gelen haber sitesi Times of İsrael’de “Kudüs’te birlikte yaşamak.”

Arjantin’in radyo kanalı Radyo Jai’de “Siyonizm’i anlamak nedir, ne değildir?”

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya’da “Müslümanlara dayatılmaya çalışılan yeni tehlike homoseksüellik.”

Endonezya’nın en büyük İngilizce günlük gazetesi Jakarta Post’ta “İyiler ve kötüler: Siz hangi taraftasınız?”

Hollanda’nın Hristiyan yayın organı Nederlands Dagblad’da “Unesco’nun politik kararı ve tapınak tepesi.”

Amerika New York’tan Ekurd Daily’de “Çizilen yeni sınırlar”, “Sıradaki ülke Suudi Arabistan mı?”

Tayvan’ın önde gelen İngilizce gazetelerinden China Post’da “Beş göz tek beyin.”

Amerika’dan News Rescue’da “Musul operasyonunun ardındaki gizli plan.”

Yine Amerika’dan Jefferson Corner’da “Unesco’nun siyasi kararı ve tapınak tepesi.”

Bangladeş’ten News Today’de “Suriyelilerin ikinci yurdu Türkiye” ve Kırgızistan’ın Barakelde sitesinde de beş iman hakikati yazınız yayınlandı. Başlıkları şöyle “Canlılar tehlikelere karşı birlikte karşı koyarlar”, “Canlılar tehlikelere karşı birbirini uyarırlar”, “Başkalarının çocuklarına bakıcılık yapanlar”, “Örümceklerin ipeği çelikten daha sağlam” ve “Karınca kolonilerinde yaşanan bazı fedakarlıklar” başlıklı makaleleriniz yayınlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok güzel Allah’ın lütfu bunlar. Dünya çapında çok sevindirici, bayağı güzel.

KARTAL GÖKTAN: Bunlar yalnızca Kasım ayının ilk haftasında çıkan yazılarınız.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Bir de bizim gazetecileri eskiden ben böyle aklı başında çok iyi teşhisler koyuyor zannediyordum çocukken. Baktım çocuk gibi teşhisleri falan. Bunlar nasıl insanlar ben hayret ediyorum. Şüpheleri falan, düşünceleri çok acayip oluyor yani çok yüzeysel, çok sathi ve çocukça oluyor. Koskoca adamlar seksen yaşına girmiş hiç bomboş yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adalet Bakanı Bozdağ, Avrupa’dan Türkiye ziyareti için gelecek heyetten Türkiye hakkında tarafgir raporlar yazarak PKK yanlısı algı oluşturan Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Piri'yi bakanlığa sokmadı. Piri, Türkiye'ye kadar geldi ancak Bakan Bozdağ, Adalet Bakanlığı'ndan içeri girmesine izin vermedi. Elmar Brok başkanlığındaki Dış İlişkiler Komisyonu üyeleri Adalet Bakanlığı'na Piri'siz giderek kırk dakika Bakan Bozdağ'la görüştü. 

ADNAN OKTAR: Özetle, samimi olmayan Müslümanlar İslam aleminin başına büyük bela açtılar. Münafıkları İngiliz derin devleti, dev bir ordu olarak şeytan ordusu gibi organize etti. Bu alçaklar da kendi milletinden, kendi insanından nefret edip enaniyetle kendilerini çok büyük gördükleri için bu köpekler it sürüsü gibi İslam aleminin başına bela oldular. Bu cereyan-ı münafıkane temizlenirse İslam alemi ferahlayacak. Onun için Mehdi (as)'nin görevini de Bediüzzaman o şekilde açıklıyor. "Bu cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacak." diyor, ilimle irfanla. Yoksa bu alçaklar it sürüsü gibi her yerde kendi vatanının, milletinin, arkadaşlarının aleyhine kahpece casusluk yaparak Müslümanlara nefes aldırmıyorlar; Mısır'da, Suudi Arabistan'da, her yerde.

Evet, kısa bir ara verelim, devam edelim. 

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Hazreti Mehdi (as) Arapça Bilmeyecektir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.  

Masaüstü Görünümü