Harun Yahya

Sohbetler (13 Kasım 2016; 14:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi günler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Kardeşçe ve sevgi birliğiyle” diyelim.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca diyor ki, “Amerikan’ın da arkasında bir derin yapı var” diyor. İşte İngiliz derin devleti. Bunu artık söylesin Tayyip Hoca, bir mahsuru yok. Bak yetmiş beşin üzerinde yazar Allah’a şükür İngiliz derin devletini söyledi Türkiye’de, yetmiş beşin üstünde. Allah öyle yaratmış, iki güç yaratıyor bir deccal, bir Mehdi. Her devirde bu böyle olmuş. Hz. Adem (as)’den itibaren her devir Mehdi ve deccalla dolu olmuş. Bu devirde de deccal var, bu devirde de Mehdi (as) var. Her deccalın yapısı derin devlet tarzında oluyor yani orduları oluyor, askeri gücü oluyor, büyük bir güce sahip oluyor. Mehdiyet genellikle daha küçük fakat etkin oluyor Allah’ın dilemesiyle.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanımızın açıklamasını okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye için olduğu gibi, Amerika için de bir üst akıl var” dedi. “Trump gösterilerini bu üst akıl düzenliyor” vurgusu yaptı ve şöyle devam etti. “Sabırlı olmakta fayda var. Trump’a karşı yapılan bazı gösterilerin geçici olduğunu düşünüyorum. Sokağa çıkanların çoğu yakın bir zamanda Trump’tan randevu için sıraya girerlerse şaşırmam.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a desteklemesini rica etmiştik, Tayyip Hocam hemen ehli vicdan olduğu için devreye girdi. “Bu olayların arkasında İngiliz derin devleti var” dedik, işte üst akıl denen şey İngiliz derin devleti onu da söylemiş oldu.

Her devrin, her yüzyılın deccalı ve Mehdisi oluyor. Ahir zamanın deccalı işte en şiddetli olanı bu. En büyük Mehdi de ahir zamanda geliyor. Mehdi olmayan hiçbir yüzyıl olmamış. Deccal olmayan hiçbir yüzyıl olmamış. Her deccalın mutlaka büyük bir devleti, derin devleti olmuş ve çok zulüm yapmış, kan dökmüş. Allah’ın sistemini bildiğinize göre, -genel olarak insanlık için, hepimiz için söylüyorum- Allah’ın sünneti ısrarla devam ettiğine göre demek ki deccal var, demek ki Mehdi de var.

Trump ilk seyahatini Türkiye’ye yapması çok iyi olur, doğru söylüyor Tayyip Hoca çünkü bütün Ortadoğu’ya Türki devletlere çok güzel bir işaret. Türkiye’ye gelirse bütün Ortadoğu onu destekler. Bütün Türki devletler de destekler.

Fasılı da yaratan Allah, müziği de yaratan mesela bak şurada bir cihaz var, açıyoruz düğmesine basıyoruz tak müzik inin inim inletiyor. Yok ses dalgası oluyormuş, yok salyangoza geliyormuş salyangozu ters çevirip elektriğe dönüştürüyormuş, elektrik beynin içine gidiyormuş, beynin içinde mercimek kadar bir yere geliyormuş orada da birisi kulaksız olarak o müziği dinliyormuş. Doğrudan Allah’ın yaratması var, böyle olaylar yok. Sebep bir sanat, sebep bir sanat Allah’ın müthiş bir sanatı. Sebep maddeden daha da karmaşık, çok daha ince akıl gerektiren bir şey sebep. O kadar zor ki sebepleri hazırlamak.

Aslında kainat o kadar karmaşık değil ama sanat karmaşık tabii çok ince. Bir kere atom, proton, nötron falan dehşetli bir şeyle karşılaştı insanlar. Kromozomlar, kofullar falan ne alemmiş maşaAllah. Bilim çok mübarek bir sistem, Allah’ı anlamak için, Allah’ın ince sanatını görmek için bilim son derece hayati. İnsan kendi gözüyle, kulağıyla bir parça öğrenebiliyor. Bilimle çok daha fazlasını öğrenebiliyor. Bilimin sahibi Müslümanlar olması lazım.

Bir tek ahir zamanda biraz ömre ihtiyaç olduğu için ömürler uzuyor sırf ahir zamana mahsus bak çok acayiptir. Öbür dönemler için Allah önemli görmüyor ama Yusuf (as) döneminde, Yakup (as), İbrahim (as) döneminde Müslüman sayısı az olduğu için ömürleri nispeten daha uzun yapıyor Allah, yani yüz on, yüz yirmi yıl, yüz kırk yıl falan sonra ömürleri kısaltmış Allah. Ama ahir zamanda İslam’ın hakimiyeti, kıyamet de hemen kapıda olduğu için son nesile zaruretten dolayı bir ömür uzunluğu veriliyor. Bir sonraki nesilde yok aslında o, sadece Mehdiyet nesline, İsa Mesih nesline uzun ömür veriliyor o da tebliğ yapabilmeleri için, dini anlatabilmeleri için. Çünkü başka bir ekip olmadığı için ve başka ekip de olmayacağı için ondan sonra, son ekip, son nesil olduğu için İsa Mesih talebeleri ve Mehdi talebeleri uzun ömürlü oluyorlar. Bir defaya mahsus bak bir kereye mahsus bu çok manidardır. Sonraki nesilde 82’den sonra homoseksüellik yayılıyor, meşru evlilik kalkıyor o yüzden nesil de gelişmiyor, “kısırlık yayılacak” diyor hadiste Peygamberimiz (sav). “Artık çocuk olmaz” diyor, ki Allah koruyor çocukları da işte. Homoseksüellik yayılıyor bütün dünya homoseksüel oluyor kadınlarla evlenmiyorlar dolayısıyla nesil de türemiyor, gelişmiyor hadiste bu şekilde geçiyor. Kıyamet koptuğunda çok az çocuk var, onlar da şehit olarak kıyametin biraz öncesinde alınıyorlar kıyametin şiddetini görmemeleri için, çocuk hiç kalmıyor.

Uzun ömür eğer imtihan olursa mümin yani iyi kazanımları varsa, uzun ömür günahına sebep olacaksa kısa ömür hayırlıdır, hemen gitmesi iyi olur ama hayra vesile oluyorsa uzun ömür. O yüzden sadece Mehdi nesline, İsa Mesih nesline bir uzun ömür var hadislerde bu görülüyor bunu göreceğiz inşaAllah.

Allah sevilmek istedi fakat insanlar dünya tarihi boyunca Allah’ı yeteri kadar sevmediler, az seven oldu. Peygamberler var çok da fazla peygamber yok aslında yüz yirmi dört bin peygamber diyorlar ama zannetmiyorum, en en fazla üç yüz-beş yüz peygamber ancak gelmiştir, yüz yirmi dört bin çok fazla orada bir yanlışlık var, o zaman dünyanın ömrü çok acayip bir ömrü olmuş olur. Ama şöyle olabilir yüz yirmi dört bin peygamber gibi insanlar gelmiştir bu olabilir. Nasıl olsun? Üç yüz bile çok, üç yüz bile çok hadi diyelim en fazla üç yüz diyelim. Değil mi? O da sık sık gelmeleri şartıyla ve birçok bölgeye, dar bölgelere gelmeleri şartıyla olabilir. İsa Mesih’i seviyor Cenab-ı Allah. Mehdi (as)’ı seviyor. Hz. Musa (as)’ı, İbrahim (as)’ı, Resulullah (sav)’ı seviyor, “Habibim” diyor. Ahlakı çok güzel olduğu için çok seviyor Peygamberimiz (sav)’i. Müminlerden sevdikleri de tabii çok ama Allah yüksek sevgiyi çok seviyor öyle orta bir sevgiyi kimse istemez zaten ama Cenab-ı Allah yine kabul ediyor onu. Yüksek sevgi şüheda, şehitler çünkü Allah için vücudunu veriyor, bedenini veriyor Allah onları çok seviyor o yüzden şehitleri. Allah’a niyetle çıkıyor, “Ya Rabbi” diyor “bedenim senin, canımı Senin uğrunda vermek istiyorum” diyor. Şimdi bu çok yüksek bir sevgi şekli bunu seviyor Allah. Ama ömür boyu çile onu çok beğeniyor. Hz. Musa (as) mesela öyle, Ürdün Dağları’nın üstünde Allah Kenan ilini gösterdi ama “sana nasip olmayacak” dedi. Halbuki istese verirdi Allah. Sadece dünya nimetine kavuşmasın, çile çeksin diye nasip etmedi. Ta en son bak Mehdi (as)’ye bırakıyor Allah Kenan ilini vaat edilen topraklar, arzı mevud denilen Mehdi (as)’a nasip oluyor. Daha önce bak hiçbir peygambere nasip olmadı, arzı mevud değil mi? Museviler bak üç bin beş yüz yıldan beri bekliyorlar nasip olmadı. Hz. Süleyman (as)’ın mescidinin kurulması Mehdi (as)’a nasip oluyor. Kenan ilinin yani vaat edilen toprakların nasip olması yine Mehdi (as) vesilesiyle, Mehdi (as)’nin zamanında oluyor. Bütün o içine Kıbrıs’ı da alıyor hepsi yani bir ön vatan olarak birinci aşama.

Allah çok çetin bir imtihan ortamı yapıyor, gerçekten sevgi ortaya çıksın diye. İnsanlar diyor ki, “Allah’ım niye bu belaları veriyor, dertleri veriyor?” diyor. Ne istiyorsun? Sobanın başında kestane pişirip yan gelip yatacaksın, sonra da Allah’ı seviyorum diyeceksin. Orda bir sevgi ortaya çıkmaz. Olmaz öyle sıkıntı çekeceksin, çileler olacak ve iyiysen sana güzel bir rekabet ortamı meydana getirmiş oluyor Allah. Bak iyiysen, üstünsen öbür türlü iyi ve üstünsen sen, iyi ve üstün olmana rağmen en sonlarda kalırsın ama bela ve acılar, sıkıntılara zayıf insanlar, aklı zayıf insanlar, imanı zayıf insanlar, vicdanı zayıf insanlar dayanamadığı için sen öne geçersin. Ne kadar çok bela çok karmaşık olursa, girift olursa, detaylı olursa ve çok olursa, sıklığı bol olursa iyi insanlar için ileri geçmek için o kadar çok avantajdır, yüksek sevgi için o kadar avantajdır yoksa sana herkes yetişir.

Mehdi (as) öyle o tarz bir alim değil, çok okuyan birisi değil hadislerden bunu anlıyoruz. Çünkü Arapça bilmez demek ne demek? Çok okuyan birisi değil. Hikmet ilmine sahip demek ki arif, hikmet. Mesela Resulullah (sav) da öyle çok okuyan birisi değildi, ümmiydi. Ümmi; okuması, yazması olmayan demektir. Mehdi (as) da ümmi, öyle çok okuma yazması yok, Arapçası yok ama hikmetle herkesi geçiyor. Çünkü acının sırrını, imtihanı sırrını görüyor. Çilenin sırrını görüyor. Onlar göremediği için orada direkt Allah’a yöneliyor onlar. İmtihanın sırrının işte faydası bu. Bak, onca profesör biraraya geliyor Hz. Mehdi (as)’ın parmağı olamıyorlar. Bak, yüz bin alim biraraya gelse Hz. Mehdi (as)’ın tek bir parmağı olamıyorlar imtihanın sırrından. Diyorlar ki “felaketler, belalar neye yarıyor?” İşte buna yarıyor. Öbür türlü Hz. Mehdi (as) çok gerilerde kalırdı. Hiç bilinmezdi, hiç fark edilmezdi. En önde bunlar olurdu öbür türlü. Çünkü ilim bunlarda, araştırma bunlarda, gayretliler de. Akşama kadar kitap okuyor, araştırıyor. Konferanslara giriyor, toplantılara katılıyor. Ama imtihanın sırrını aklı sarmıyor. Orada gücü yetmiyor, orada düşüyor. Cenab-ı Allah bunlara ince bir oyun hazırlamış. O oyunun içerisine düşüyorlar. Hiç hesap etmedikleri bir oyun. Ben düşünüyorum “ya” dedim “hakikaten ne kadar çok dertler var, hastalıklar var” Çünkü çeşidi çok fazla. Mesela cilt hastalıkları yüzlerce, kan hastalıkları yüzlerce, mide hastalıkları yüzlerce, kulak hastalıkları ucu bucağı yok. Adı sanı duyulmamış inanılmaz hastalıklar var. Kafasında kiminin mesela plakalar çıkıyor, mesela burada bir genç kız vardı arkadaşı tanıyorduk. Aslan gibi genç kız. Kafasında plakalar oluşmuş beyninde, hayret yani. Hiç ummadık bir şey.

Mesela bak, Hz. Mehdi (as) için diyor ki Yeşeya 53:5-7’de, “Oysa Moşiyah bizim isyanlarımız yüzünden yaralandı. Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. O baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı.” İftira, hakaret her şey. “Kesime götürülen kuzu gibi, kırpıcıların önünde sessizce duran koyun gibi açmadı ağzını” diyor. “Hiçbir şey demedi” diyor Hz. Mehdi (as) için. Üç bin beş yüz yıl önce Hz. Mehdi (as)’ın çile çekeceğini Allah bildiriyor Tevrat’ta, üç bin beş yıl öncesinden. “Mesih Mehdi için şöyle yazılmıştır. Rabbin ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu onun üzerinde olacak.” Kim veriyor? Allah veriyor. Bak, “Mesih Mehdi için şöyle yazılmıştır. Rabbinin ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu” Bak, “bilgelik ve anlayış ruhu” Bu olmuyor işte, hoca efendilerin büyük bölümünde yok bu. “Öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu”  Mesela Allah’tan korkmuyor, Allah’a istediğini söylüyor. Korkmuyor nasıl oluyorsa bilmiyorum, hayret ediyorum ama oluyor. “Rab korkusu ruhu onun Moşiyah’ın üstünde olacak. Bu, onun Allah’ın ona Moşiyah Mehdi’ye salih işler ve cendere gibi sıkıntılar yüklediğini öğretir” diyor. Bak, cendere gibi sıkıntılar kime veriliyor? Hz. Mehdi (as)’a veriliyor. Moşiyah’a ona has bir özellik. Mesela hiçbir insanın kaldıramayacağı sıkıntı veriliyor. Ne oluyor? Allah onu Hz. Mehdi (as) yapıyor. Çünkü bedenen adamlar yapılı adam gayet sıhhatli adamlar, bilgi muazzam, hafıza mükemmel, konuşma hitabet mükemmel. Ne eksik? Hikmet, derinlik, Allah korkusu, vicdan derinliği bunlar eksik. Bunlar olmayınca Allah’a inanç zayıf oluyor. Hz. Mehdi (as) da öne geçiyor. İşte öne geçmemesi için hani Hz. Yusuf (as)’n kardeşleri nasıl kıskanıyorlar Hz. Yusuf (as)’ı? Şu anda da ulemanın Hz. Mehdi (as)’ı kıskanmasının nedeni Allah’ın Hz. Mehdi (as)’ı seviyor olması. Onlar öne geçmek istiyorlar şu an. Diyorlar ya Hz. Mehdi (as) için “gelmeyecek, şöyle olacak böyle olacak” falan, bayağı bir öfkeliler, yani bu kadar telaşın bir sebebi olması lazım. Bir haset olduğu anlaşılıyor. Yusuf Suresi’nde işte bu konuya dikkat çekiliyor. Kardeşleri Hz. Yusuf (as)’ı Yakup (as)’ın sevmesinden dolayı kıskanıyorlar. Bunlar da Hz. Mehdi (as)’ı, Allah’ın ve halkın sevmesinden dolayı kıskanıyorlar. Çünkü bunları seven yok, bunların hiç seveni yok. İtibar da etmiyor kimse, dinlemiyorlar da. Çünkü hikmet yok, derinlik yok, Allah korkuları zayıf, enaniyet büyük. Hepsi için demiyorum ama büyük bölümü böyle.

Moşiyah Mehdi diyor ki Tevrat’ta üç bin beş yüz yıl önce. “Ya Rab esirgeme sevecenliğini benden, sevgin sadakatin hep korusun beni. Sayısız belalar çevremi sardı” diyor. Bak, üç bin beş yüz yıl önce Moşiyah bunları söylüyor. “Önümü göremiyorum, başımdaki saçlardan daha çoklar. Ne olur Ya Rab kurtar beni yardımıma koş” Ahir zamanda olduğu için olay çok büyük. “Ya Rab utansın canımı almaya çalışanlar.” Demek ki suikastlar olacak, “yüzleri kızarsın, geri dönsün zararımı isteyenler. Rezil olsunlar. Bana “oh” diyenler” Yani oh çekenler, yani “iyi olmuş” diyenler. Başına bir bela, dert geldiğinde bir insanın derler ya “oh olmuş” falan diye. “Oh olmuş diyenler dehşete düşsün utançlarından. Sen’de neşe ve sevinç bulsun bütün Sana yönelenler “Rab yücedir” desin hep Senin kurtarışını özleyenler.” Moşiyah’ın duası bu üç bin beş yüz yıl önce. Yine var bunu demiş oluyor. Görüyor musun? Yani asrımızda bunu diyor ama üç bin beş yüz yıl önce de demiş oluyor. Nereden nereye yani. Buradan oraya mı, oradan buraya mı? “Bunu dedi” diyor Tevrat ama ahir zamanda diyor bunu fakat Tevrat’ta üç bin beş yüz yıl önce yazmış oluyor. Hangisi önce, hangisi sonra, ikisi de aynı anda. Biri birinden önce değil, ikisi de aynı anda.

İngiliz derin devletinden çok bahsedince o kelime insanlarda bir nevi alışkanlık meydana getiriyor, bir süre sonra kavrayamıyorlar. O yüzden bu kavramı genişleterek anlatmak lazım. İngiliz derin devletinin yancıları, ona hizmet eden alçaklar Hindistan, Pakistan, Ürdün, Mısır’daki genç kızları, genç delikanlıları kandırıyorlar. “Sizi İngiltere’ye götüreceğiz, başbakanlarla konuşturacağız, milletvekilleriyle konuşturacağız, lordlarla görüşeceksiniz. Size güzel imkanlar sunacağız, iş imkanı sunacağız. Yazarlık yapacaksınız. Dünyayı yönetenlerden olacaksınız” falan diyerek genç delikanlıları homoseksüel yapıyorlar ve onların ırzına geçiyorlar. Hemen hemen hepsinin ırzına geçiyorlar genç delikanlıların. Onları seçiyorlar internetten oradan buradan bir şekilde. Genç kızları da kandırıyorlar. “İşte burada gelip lordlarla evleneceksiniz, zengin adamlarla evleneceksiniz. Evliyse bile boşanır sizinle evlenir.” O şekilde kandırıp onları da oraya götürüp o çocukları fuhşa zorluyorlar. Hemen hemen hepsi sırayla o çocuklarla ilişkiye geçiyor bu İngiliz derin devletinin alçakları. Bir o, bir o, bir o, sonra iyice eziyorlar. Ya orada bir cinayete kurban gidiyor o çocuklar veyahut Pakistan’a, Hindistan’a oraya buraya gönderip kötü yollara düşürtüyorlar, geri gönderiyorlar memleketlerine. Yani güya “siz artık casussunuz, bize oradan haber gönderin, bizimle bağlantıda olun. Biz sizi eğittik, şimdi orada göreviniz casusluk” diye kendi ülkelerine gönderiyorlar. Onlar da casus olduklarını düşünerek, kendi casuslarının da fahişelik yaptığını iddia ediyorlar. Çünkü çoğu fahişe onların casuslarının gösterdik zaten, ünlü fahişeler. Onlar da fahişelik yapıyorlar yazık bu çocuklara, yani insan acıyor. Ve “fahişelik yaparak bilgi toplayın” diyorlar. Mesela gidiyor adam bir siyasetçiyle fuhuş yapıyor, onlardan laf almaya çalışıyor. Ömrü boyunca hem fahişelik yapıyor, hem casusluk yapıyor onlara yaranmak için. Yaşlılığında da oraya gittiklerinde ya bir yerde öldürüyorlar, ya “intihar etti” diyorlar. Yani bir şekilde yok ediyorlar. Bu akılsızlar da onlara yalakalık yapacağız diye bütün genç ömürlerini Rumilik, Darwinizm, casusluk, ahlaksızlık, züppelik peşinde koşarak devam ettiriyorlar. O kızlar başka kızları da kendi çizgilerine çekmeye çalışıyor. Mesela kendi o batağın içine düşerse başka dindar Müslüman kızları da o batağın içine çekmeye gayret ediyor. İngiliz derin devletine davet ediyor onları. Zincirleme, o onu davet ediyor, o nu davet ediyor. Bakın dikkat edin çok güzel kızlar var orada. Bunları kullanıyorlar şu an kullanma aşamasındalar. Bir süre sonra bunların hepsini fuhşa düşürüyorlar. Yani hemen hemen hepsinin ırzına geçiliyor o çocukların İngiliz derin devleti mensuplarınca. Erkek çocukları da geldiklerinde hemen süratle onları homoseksüellerle bağlantıya geçirip homoseksüel bir ortamda homoseksüel olmalarını sağlıyorlar. Sonra da o çocuklar başka arkadaşlarına aynı şekilde homoseksüel ortamına getirip homoseksüel yapıyorlar. Hem ajanlık yaptırıyorlar bunlara, erkek erkeğe ilişkiye girip onlardan haber alıyorlar. İstihbarat alıyorlar. Hem de erkek fahişe olarak kendi ülkelerinde veyahut başka ülkelerde görev almalarını sağlıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Trump ve Cumhurbaşkanı Erdoğan dün telefon görüşmesi gerçekleştirdi Adnan Bey, görüşmede Erdoğan Trump’ı tebrik etti. Trump, “Size gerçekten çok saygı duyuyorum. Ülkeniz için çok iyi şeyler yaptınız” diye söze başladı. Ardından da kızını kastederek “Ivanka yanımda hat bağlantısını o kurdu. Sizin çok büyük hayranınız ve taraftarınız” dedi.

ADNAN OKTAR: İyi adam yani güzel insan. Eksikleri yanlışları olur. Onlar düzeltilir. Mühim olan samimi insan. İngiliz derin devletinin de bir numaralı hedefi. MİT de bu insanı korusun, Rus istihbaratı da korusun. Kimsesi pek yok, ailesi var çevresinde. Ama karşı tarafın; binlerce örgüt ve sistem karşı tarafı koruyor. Ama bu insanı koruyan bir sistem yok. Onun için hem Rus İstihbaratı, hem Milli İstihbarat bu şahsı koruyup kollarsa çok iyi olur. Hükümetler de Rus hükümeti de korusun. Bizim hükümet de zaten hemen devreye girdi. İyi güzel bu gelişmeler.

Mesela bak, bu bir kadın casus var, 1. Dünya Savaşı’nda Sarah Aaronsohn, casus 1890-1917 yılları arasında. Bunlarda donuk bir bakış oluyor. Casus filmlerinde falan da görürsünüz. Donuk ve anlamsız bir bakış vardır ve çok soğukkanlı olurlar casuslar. Yani bir olay olunca yüzü kızarmaz, çok hayasızdır. Son derece sakin olurlar. Gazze savaşlarının sonunda düşman tarafı olan İngiliz ordusu bir şekilde Osmanlı cephesini yararak hedeflerine doğru ilerliyor. Yıllar sonra İngiliz İstihbarat Örgütü belgelerinin bulunduğu F0 serisi dosyaları içinde Sarah denilen bu kadının emrinde çalışan çok sayıda kadın casusun görev esnasında fahişelik yaparak en gizli sırları elde ettiklerini yazıyor. Bu kadın onları yönlendiriyor kadınları, genç güzel kızlar var. “Siz İngiliz derin devletinin elemanısınız. Fuhuş yapacaksınız ama bunu vatanınız için yapıyorsunuz.” Adam Pakistanlı ama “senin vatanın İngiltere” diyor. “Vatanın için yapacaksın” fahişelik yaptırıyor. Ama çok sayıda, yani mesela yüzlerce kadına yaptırtıyor. Genç kızlar mesela biri orada, biri orada, onlardan haber topluyor o haberleri o İngiltere’deki merkeze iletiyor. Genç kızlar da kanıyorlar. Diyorlar işte “sizi lordlarda evlendireceğiz, altınızda şöyle arabalar olacak, İngiliz devleti sizi takdir edecek, parlamentoda konuşma yapacaksınız, yazılarınız yayınlanacak. Meşhur ünlü olacaksınız. Gazeteler sizden bahsedecek.” Hepsini ayrı ayrı kandırıyorlar. Bu akılsızlar da bu aklın içerisinde gizlice gittiklerini zannediyorlar.  

Ebu Hureyre RadıyAllahu anh rivayetine göre “Bir gün Resululah (sav) Bilal RadıyAllahu anh’ın yanına vardı ve onun yanında biriktirilmiş bir miktar hurma gördü. Resulullah (sav) “bunlar nedir ya Bilal?” dedi. Bilal RadıyAllahu anh “Kış için biriktiriyorum ya Resulullah” diye cevap verince, Allah’ın Resulü “Biriktirmekten dolayı Allah’tan korkmuyor musun?” diyor. “Dağıt bunları ya Bilal, Arşın Sahibi’nin malını eksilteceğinden korkma” buyurdu. İnsanlar da böyle bir sorun oluyor. Mesela bir şey oldu mu onu biriktirmek, yiyeceği biriktirmek, içeceği biriktirmek, parayı biriktirmek, altını biriktirmek, gümüşü biriktirmek, Allah’ın beğenmediği sevmediği bir eylem, yani tevekküle uygun olmayan bir tavır. Çünkü o orada ya bozulacak belli ya vücuda zararlı hale gelecek. Sen ye bitir dağıt sonra yine Allah sana verir. Bir şey olmaz. Daha iyisi daha güzeliyle karşılaşırsın. Biriktirerek nereye varacaksın yani?

Tevbe Suresi 34 “Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar… Onlara acı bir azabı müjdele.” Bak bu çok acayip bir şey. Haram görüyor musun? Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamamak haram yani şarap içmek gibi kumar gibi haram. “Onlara acı bir azabı müjdele. Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için yığıp sakladıklarınızdır; yığıp sakladıklarınızı tadın" (denilecek).” (Tevbe Suresi 35) Allah’ın hiç istemediği şey saklamak biriktirmek. Sürekli akmasını istiyor Allah. O zaman ekonomi acayip parlıyor müthiş canlanıyor. Öbür türlü ekonomi ölüyor durgunluğa geliyor yani kan akışı gibi adam kan akışını birden durdurduğunda kangren meydana geliyor. Kan akışı ne kadar hızlı hareket ederse vücut o kadar dinç oluyor. Kan durduğunda insan ölüyor onun için mal durduğunda da mal biriktirildiğinde de para biriktirildiğinde de toplum çöküyor. Ekonomik krizlerin nedeni o, mesela halk bankalara koşuyor paralarını çekip biriktiriyor yastık altına koyuyor, kendini de batırıyor sistemi de batırıyor. Halbuki almasa para hareketlense kullanılsa piyasa müthiş hareketlenir kendi de zengin olacak.

Münafıklar biriktirmeye çok meraklıdır, hep yığmak isterler. Onlarda gelecek korkusu olduğu için Allah’a güvenmez münafık yani gördüğüne inanır, elinin altındakine inanır onun için hayvani bir biriktirmeye eğilimi vardır yığma özelliği vardır ve hep onlar da zayi olur genellikle. Ya talana gider, ya ziyana gider, ya bozulur, ya çürür ya bir şey olur yani.

Mesela ekmek israfı Türkiye’de akıl almaz boyutlarda yani inanılmaz boyutlarda, yemek israfı da akıl almaz boyutlarda, israf haram Allah ayette “Yiyin için israf etmeyin.” diyor. “Allah israf edenleri sevmez.” (A’raf Suresi 31) diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yani bir küfür ve münafık alameti olarak Allah belirtiyor o yüzden mümin şiddetle kaçınacak israftan. Yiyecek israfı, içecek israfı had safhada. Ekmekler dağlar gibi böyle. O buğday; ne emeklerle onu yapıyor değil mi? O küçük canıyla çıkıyor bir başak meydana getiriyor, başağın içine o unu dolduruyor emek emek, sen onu çöp kamyonlarına atıyorsun. O 6-7 ay uğraşıyor onu yapacağım diye, değil mi? O minik canıyla. Buğday toprağın altında bir bekliyor ondan sonra oradan dal çıkartıyor yukarıya doğru başak yapıyor, başağın içini unla dolduruyor. Böyle olacağını bilse yapmaz, ondan sonra çöp kamyonuna atıyorsun. Yüzlerce binlerce çöp kamyonu dolusu ekmek ya yazık günah. Yiyecek de öyle; lokantalarda kalıyor yemekler hepsi atılıyor. Otellerde yemekler kalıyor hepsi atılıyor, buna bir çözüm daha hala bulunamadı. Türkiye’de günlük üretilen 82 milyon ekmeğin 77 milyon 340 bini tüketilirken, 4 milyon 600 bini çeşitli nedenlerle israf edilerek çöpe atılıyormuş. 4 milyon 600 bin ekmek yani 4 buçuk milyon ekmek. 4 buçuk milyon ekmek ne demek? Dağ dağ dağ, ekmek dağları akıl almaz bir israf. Lokantalarda etler, sebzeler, salatalar, meyveler hepsi çöpe atılıyor. İş yerlerinde de öyle, kazan kazan yemekler çöpe atılıyor yazık günah, dehşet verici bir durum bu. Fakir fukara yani bayram eder o yiyecekler onlara verilse. Onun bir yolunu bulmak lazım. Bir kere ekmeği yiyecek alan adam, bir dilim yiyecekse bir dilim alsın. Koskoca ekmeği ortadan bölüyor, birkaç yerinden ısırıyor bırakıyor öyle olmaz. Dilimle vermek lazım. Yemeği de yani mesela bir porsiyon fazla geliyorsa yarım porsiyon verilmesi lazım, değil mi? Tamamen bitirsin yemeğini. Yemeği artırmak onu da çöpe atmak çok büyük günah. Dünyada üretilen gıdanın yüzde 30’u tüketilmeden israf ediliyormuş yani üretilen gıdanın üçte biri sofraya ulaşmadan çöpe atılıyormuş. Amerika Birleşik Devletleri’nde üretilen gıdaların yüzde 40’ı hiç yenmezken Avrupa’da her yıl 100 milyon ton yemek tüketilmiyormuş. Her yıl israf edilen 1.3 milyar tona ulaşan gıdanın ekonomik değeri ise 1 trilyon dolar. İnanılır gibi değil bu pervasızlık. Tam ahir zaman alameti yani göz görmemiş, kulak duymamıştır böyle bir israfı.

Münafık alametlerini sürekli her gün anlatalım çünkü münafıklık İslam aleminin en büyük belası. Münafıklık da öyle kolay ispat edilen bir şey olmadığı için bu alçaklar İslam alemini mahvediyorlar. Bütün İslam alemi İngiliz derin devletinin bu münafık ordusunu kullanmasıyla hercümerç içinde. İngiliz derin devleti bir avuç ama bu münafık köpekler milyonlarca, bunları rahatça kullanabildikleri için İslam alemini bunlarla esir etmiş durumdalar. Mahvediyorlar İslam alemini.

Münafık Allah’ın kelamını dinlemeye katlanamaz. En hoşlanmadığı şey Allah’ın kelamını dinlemektir, çok sıkılır bunalır yani Kuran’ın dışında bir şeyler arar o, kendini eğlendirecek. Boş işler peşindedir yani eğlence diyor ya ayette “eğlence görseler sökun ederler” diyor. Onları en çok rahatsız eden Allah kelamı ve Allah’ın anılması olduğu için münafıkları da en ziyade rahatsız edecek İslam’ın yayılması olduğu için hem İslam’ı yaymak, hem her yerde Allah’ı anmak bereket ve güzelliktir. Münafığın kalbine ızdıraptır Allah’ın anılması, müminin kalbine ferahlıktır. Mesela burada boş bir şamata olsa münafık için bu büyük bir eğlencedir ama Allah anıldığında çok bunalır münafık, Kuran’da da “Senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün” (Nisa Suresi 61) diyor ya ayette. “Elleriyle kulaklarını tıkarlar” diyor Cenab-ı Allah, “Yaygaralar koparırlar” diyor. Ahir zamanda ne yapar? Mesela müziği açıyor, gürültü yapıyor, şamata yapıyor Allah’ın adını anmamak için, duymamak için.

Kehf Suresi, 101 şeytandan Allah’a sığınırım.  “Ki onlar, Beni zikretmede gözleri bir perde içindeydi. Kuran’ı dinlemeye katlanamazlardı.”  Yani acayip ızdırap çekiyorlar. Münafığın yanına gelsen diyor ben Allah’tan dinden çok hoşnudum, Kuran’ı okumaktan zevk alıyorum, dinlemekten zevk alıyorum halbuki Kuran’ı dinlemeyi asla istemez münafık yani ona verdiği acı tarif edilmez bir acıdır. Bu garip şaşırtıcı yani hiç olmasa dinliyormuş gibi istese de görünebilir ama alenen Allah’ın kelamını dinlemek istemez münafık. Hep boş işler peşindedir işte kumar oynasın, oyun oynasın, tuzak kursun, casusluk yapsın, ahlaksızlık pislik yapsın, fitne çıkartsın, fitnecilerle bağlantı kursun, Allah düşmanlarıyla bağlantı kursun, homoseksüellerle bağlantı kursun onları teşvik etsin, Darwinistleri desteklesin, Rumilere yardımcı olsun, Müslümanların ayağına çelme takmaya çalışsın, fitne çıkarmaya çalışsın münafığın tavrı budur. Ama münafık da olmasa Müslümanlarda müthiş bir meskenet bitkinlik olur hiçbir şeyin farkına varamayacak hale gelirler. Münafık müminin hareket kabiliyetini artıran, onu şevklendiren, onun cihat azmini artıran en önemli nedendir. Münafık olmadığında müthiş bir atalet ve durgunluk oluşur Müslümanlarda. Münafık Müslüman’ın cihat şevkini yani ceht şevkini alabildiğine artırır.

“Münafıklara Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin denince” yani Allah’ın hükümlerine uyalım, imama, Allah’ın peygamberin hükümlerine uyalım dendiğinde “münafıkların senden büsbütün uzaklaştığını görürsün.”(Nisa Suresi, 61) Daha da kinlenip bak büsbütün, biraz yakınken daha da uzak oluyor münafık daha da azıyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve onların kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk.” (İsra Suresi, 46) Bak bu çok manidar bir şey “Onların kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar,” normalde anlaması lazım çok kolay bir şey ama hayret edilecek şekilde mucize şekilde anlamıyor. “Kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen Kuran’da sadece Rabbini ‘bir ve tek’ (ilah olarak) andığın zaman, ‘nefretle kaçar vaziyette’ gerisin geriye giderler.” (İsra Suresi, 46) Açıkça bu görülür yani münafık kaçar, Allah anılırken kaçar bunalır yani. Bu böyle müteşabih bir ayet değil, muhkem ayettir. Adam kaçar alenen herkes görür yani. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlara ‘Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin’ denildiğinde, münafıkların senden büsbütün uzaklaştığını görürsün.” (Nisa Suresi, 61) Müslümanlardan kaçma nedeni budur münafıkların Allah’ın anılması çok rahatsız eder yoksa Allah’ın anılmayacağına dair bir garanti almış olsalar bir yerden hemen koşarak oraya gelirler. Ama küfri mesela anormal bir şey olduğunda İslam’a zıt Kuran’a zıt bir şey olduğunda muazzam şevkli olurlar. Kuran’a zıt olduğuna inandıklarında muazzam bir yetenek, şevk ve heyecan içinde olur münafıklar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onların çoğunu günahta düşmanlıkta” bak günah, Müslümanlara “düşmanlıkta ve haram yiyicilikte” yani her türlü haram yani gayrimeşru şeyler “çabalarına hız kattıklarını görürsün.” Daha da hızlandırıyor ahlaksızlığını. “Yapmakta oldukları ne kötüdür.” diyor Allah Maide Suresi 62’de.

Şeytandan Allah’a Sığınırım, Fussilet Suresi 26’da “İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz." Bak münafıkta bir üstün gelme eğilimi oluyor ama Kuran’ı dinletmezse dinlemezse üstün geleceğine inanıyor ve öyle sapkın ve delice bir inancı oluyor.

Allah'ı çok az anıyor münafık, namaza kalktığı zaman isteksizce kalkıyor. “İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar.” Münafığın özelliği bak, namaza kalktıkları zaman isteksizce kalkıyor. İstemiyor namaza kalkmayı. İnsanlara gösteriş yapıyorlar ama Müslümanlar görüyorsa namaz kılıyormuş gibi yapar. Eğer abdest alması tespit edilemezse abdest almaz münafık, eğer abdest aldığını tespit ederlerse o zaman alır, yani görüldüğü için. Nisa Suresi, 142 “Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır;” Tamamen şeytana dönüşmüş oluyor yani mahlukat üstüne çöküyor, şeytan “böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır.” işte bir fırka, şeytanın fırkası, derin devlet bunu kullanıyor işte. İngiliz derin devleti bu şeytanın fırkası kullanıyor. Münafıklardan oluşan bir orduyu kullanıyor. “Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Mücadele Suresi, 19) Normalde hüsrana uğruyor. Mesela bak İngiliz derin devleti de göreceksiniz yerle bir olacak hampaları da, destekçileri de, hepsi.

“Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler,” yani pislik yaparlar sürekli “iyilikten alıkoyarlar,” mesela Allah anılırken anmamasını sağlar Müslüman’ın. Bir kitap yazıyor, yazmamasını sağlar, bir şey varsa Müslüman’ı meşgul etmeye çalışır, Müslüman’ı israfın içine sokmaya çalışır. Müslüman’ı faaliyetinden vazgeçirmeye çalışır “iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar.” Yani cimri bencil ve yığıcı oluyorlar, mal yığıcı oluyorlar “Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu.” Münafıklar Allah’ı unutmuş varlıklar “Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.” (Tevbe Suresi, 67) Fısk demek, yani Allah'ın hükümlerini yapmayanlardır.

Yine Bakara Suresi 206’da şeytandan Allah'a sığınırım “Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler,” münafık Allah'tan korkmaz, yani mucize olarak korkmaz. Büyüklük gururu, müthiş bir büyüklük gururu vardır üstünde “onu günaha sürükler, kuşatır.” yani İslam'ın hükümlerini yapmaz büyüklüğünden dolayı, kendine göre büyük gördüğü için “Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.”   Cenab-ı Allah.

 Evet dinliyorum.                       

KARTAL GÖKTAN: Siz ‘İngiliz derin devletinin suikast yöntemlerine karşı tedbirli olmak gerektiğini, çünkü son zamanlarda aldıkları darbelerle deliye döndüklerini’ söylemiştiniz. Cumhurbaşkanı Erdoğan da benzer bir açıklama yaptı, şunları söyledi: “15 Temmuz darbe girişiminin başarısız olması bunu yapanları adeta deliye çevirdi. Şimdi bunların sığındıkları bir teori var, darbeler başarılı olamazsa suikastlar dönemi başlar. Kaymakam Fatih yavrumuz belki de bu suikastlardan biri oldu. Daha farklı isimleri de hedef alabilirler. Dikkatli olmak lazım ama bizler şahadete inanmış insanlarız. Ölüm er veya geç mukadder, bir gün ayağımız taşa takılır öyle de gidebilirsiniz, şehit de olabilirsiniz.” dedi.

ADNAN OKTAR: İyi konuşmuş Tayyip Hocam.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım “PKK ile masaya oturun” diyenlere şöyle cevap verdi: “Bazıları ‘PKK ile oturun, konuşun. Niye böyle yapıyorsunuz?’ gibi laflar ediyor. Neyi konuşacağız arkadaşlar? Adamlar bölmek istiyor memleketi. Neyi konuşacağız? Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesiyle, milletiyle bölünmez bütünlüğü dışında konuşacak hiçbir şey yok. Bu gerçekleşmeden asla ve asla terör örgütüyle bu işler konuşulmaz.” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş.

Mike Pence, adamların ne dediğini hiç umursamazsın. Bu homoseksüellere karşı olduğu için, bir de evrimi de reddettiği için gıcık oluyorlar. Tam İngiliz derin devletinin hedef alacağı bir tip, bir kişi. Onun korunmasına da çok dikkat etsinler. Hiç kaale almasın. Allah'tan yana olsun, homoseksüelliğe karşı tavır almaya devam etsin.

Ne oldu fasıl ekibi geliyor mu?  O zaman kısa bir ara verelim burayı fasıla uygun hale getirelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, sanatçı arkadaşlarımızla yayınımıza devam ediyoruz. Öncelikle ben kendilerini tanıtacağım, sırasıyla gidiyorum. Ud’da Özgür Sesler. Keman, vokal İsmail Bigalı. Ritimde Harun Övünür kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Ağzınıza, dilinize sağlık. Allah size sağlık, sıhhat, uzun ömür versin, hidayet versin. Allah cennette kardeş etsin. Allah nuruyla sarsın, ömrünüze bereket versin. İhya ettiniz teşekkür ederiz, şereflendirdiniz. Saygılar, sevgiler, hürmetler. Allah razı olsun.

Fikret anlat bakalım bir şeyler.

KARTAL GÖKTAN: Seçim sonuçlarıyla ilgili yapılan bir analize göre Katolik ve Protestan Hristiyanlar büyük ölçüde Trump’ı desteklerken ateistler Clinton’u desteklemişler.

ADNAN OKTAR: Allah beladan çevirdi Amerika’yı. Hristiyanlık yok olmak üzereydi.  Gittikçe Hristiyanlık geriliyor, kiliseler kapanıyor, kimse kimseye gelmiyor, Allah’tan bahsedilmiyor, bereket kalmadı, ekonomi çöktü, ahlak bozuldu, homoseksüeller her tarafı sardı. Şimdi bu tersine dönecek inşaAllah. Yalnız o Trump’a bir şey yapabilirler. Özellikle Rusya ve Türkiye’nin hatta İran’ın Trump’ı çok iyi desteklemesi lazım. İstihbaratıyla, vatandaşlarıyla desteklemesinde çok büyük fayda var. İngiliz derin devletinin diş geçiremediği bir insan. Amerika eski Amerika olacak. Onu üç yıl önce söylemiştim. Amerikan rüyası yeniden canlanacak. Gerçi dünyanın ömrü çok uzun değil ama her halükarda bir hafta bile olsa ki yine de az değil yani 82’lere kadar, 1482’lere kadar var faaliyeti inşaAllah.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz “Amerika yeniden çok güçlü olsun biz çok isteriz” demiştiniz o da aynı sloganı kullandı hep “Amerika’yı yeniden güçlü yapalım” diye.

ADNAN OKTAR: Aslında ne dediysem aynısını söyledi. “Amerikan rüyası” dedim üç yıl önce aynısını söyledi. Ne dediysem aynısını. “Zengin Amerika” dedim aynısını söyledi.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Yeniden güçlü olsun” dediniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Trump tam tipik Amerikalı. Neşesiyle, estetik anlayışıyla, candanlığıyla. O insanın ayağına çelme takmak değil de yardımcı olsunlar. Ondan anormal bir şey çıkmaz. Yani negatif bir şey çıkmaz. Eleştiriye açık pozitif bir insan. Dengeli bir insan. Anormal falan biri değil. Tutarsız birisi de değil.

“Sayın Hocam biriktirmekten bahsettiniz.” Kardeşim şimdi makul bir biriktirme vardır ama bir de abartılı yani mantıksız biriktirme vardır. Mesela kış için odun alırsın koyarsın tabii ki. Ama dağlar gibi odun yığarsan bu anormal bir hareket. O kışı yetirecek kadar olsa yeter. Mesela adam erişte alıyor memleketten getiriyor yetecek kadar. Ama böyle bozulacak, çürüyecek gibi yaparsan ve onu da tüketemezsen bu olmaz. Tüketeceğin kadar alacaksın israf etmeyeceksin. Konu bu.

CEYLAN ÖZBUDAK: Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım “Yiyin için israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Bu konuda vesvese etmeye de gerek yok. Bazen hakikaten insan alır ekmeği bazen yiyemez bir parça kalır.  Onu köpeğe bir hayvana, martıya, kuşlara verirsin. O kadar da telaşlı olmaya gerek yok. Ama makul abartmamak lazım. Bilinir, göz kararıyla bilinir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan idam cezasıyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “George şöyle demiş, Hans böyle demiş. Bizi ilgilendirmiyor. Allah ne demiş o ilgilendiriyor. İdam konusu zaten hükümetin de gündemindedir. Parlamento kararı verdikten sonra Cumhurbaşkanı olarak ben onaylarım” dedi. Sayın Erdoğan’ın bu sözleri pek çok yerde “başkanlıktan sonra şimdi de şeriatı ilan etti” şeklinde yorumlandı.

ADNAN OKTAR: Şeriatla başkanlık bir kere açıklama bekliyoruz. Belediyelerin yetkisi genişletilecek falan derlerse biz başkanlık sistemini kabul etmeyiz. O mümkün değil. Yüzde seksenle geri döner o. Ama belediyelerin yetkisinin genişletmekle neyi kastettiklerini bize açıklarlarsa o zaman ayrı. Emniyet, yargı, eğitim bunlar belediyenin işi olmaz. Bu hükümetin işi olacak. Genişletme adı altında bu konulara girerlerse kabul etmeyiz. İdam darbecilere yaramaz. Şu ana kadarki PKK’lılara da yaramaz. Bunun altında bir oyun da çıkabilir. Ben açıkça söyleyeyim adamlar bir gün hükümeti yargılayıp asmayı da düşünebilirler. Allah esirgesin. Açıkça söylüyorum onun için böyle açıkça bir oyun hazırlıyor olabilirler. Yani hükümet üyelerini vatan hainliği ile suçlayıp asmaya kalkabilirler. İdam tehlikeli bir şey, idam olayına girmesinler. Hiçbir faydası olmaz idamın. Adamı alıp hapse koyuyorsun zaten manen ölmüş oluyor. Ne fark eder ha toprağın altında ha toprağın üstünde? Ne fark eder? İdam geri dönüşü olmayan olaylar meydana getiriyor. On altı yaşında çocuğu götürüp asmışlardı zamanında. Bak geri dönüşü olmadı. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan bunlara müebbet verseler yaşayacaktı bu çocuklar. Asmanın alemi ne?

EBRU ALTAN: Geriye dönüşlü olarak böyle bir şey uygulanamaz demiştiniz hukuk kuralı olarak.

ADNAN OKTAR: Zaten olmaz o, geçmişe yönelik uygulanmayacağı belli. Bunu oturup hükümete uygulamaya kalkarlar bir oyun olabilir bu. Dar planda. Hükümet bu oyuna gelmesin. Hiçbir faydası olmaz bunun. Hükümet yapacaksa Darwinizm’e karşı esaslı bir atak yapsın Darwinizm’i ezelim. Asmayla hiçbir yere varılmaz. Adamı almışsın hapse koymuşsun zaten hücre hapsi veriyorsun daha ne olsun yani? Ha hücrenin betonuna gömmüşsün ha hücrenin betonunun üstünde duruyor adam ne fark eder yani? İdam geri dönüşü olmayan bir olay çok riskli. Adam masum da çıkıyor sonra. Bu işe yanaşmasınlar bunun caydırıcılığı falan yok. Darwinist propaganda devam ettiği müddetçe komünizm devam eder. Sen idamla adamı yıldırmaya kalkıyorsan adam seninle çatışmaya giriyor zaten. Ölümden korkmuyor ki adam. Asarsan as der yani. Adam ne çekinecek? Onu yapan adamlar zaten idamdan ölümden çekinen adamlar değil. Onlar için yıldırıcı olmaz bu. İstediğin kadar as, zaten çatışmada birçoğu öldürülüyor. Adamların umurunda bile değil. Öyle bir konu yok. Tabii ki adamlar ne takar asmayı. Hatta kurtuluş olarak görür as der adam ne diyecek? İdam cezası olsaydı Ergenekon mensupları şu an asılmış olacaktı. Yargıtay onamış olacaktı asılmış olacaktı. Ne olacaktı? Balyoz da asılmış olacaktı bak hepsi beraat etti sonra. Net hüküm çıktı Yargıtay da onadı. Adamların hepsini sallandıracaklardı. Ne olacaktı? Şu an beraat etti.

CEYLAN ÖZBUDAK: Şimdiye kadar siz bütün oyunları gördünüz birkaç yıl önceden söylediniz. Gerçekten öyle bir oyun olduğunu inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Kardeşim bunun içinden bir oyun çıkabilir. Bu adamlar hükümete yönelik kafayı takmış olabilirler. İdamı hükümet için kullanmak istiyor olabilirler. Eskiden beri kafayı taktılar. Allah muhafaza Tayyip Hoca’yı hep asacağız keseceğiz falan diyor adamlar. Belki o oyun için hazırladıkları bir kumpas da olabilir bu. Buna yanaşmasın hükümet. Böyle bir şey olmaz.

2080’ler Mehdiyet’in son yılları, 2082’ler Mehdiyet’in son yılları. Yani Mesihiyet’in ve Mehdiyet’in son yılları. “Bir taifeyi azamı kübranın son zamanlarına bakar” diyor 2082. Dolayısıyla o yıllara kadar “açık, zahir, galibane” mücadele devam ediyor. Ondan sonra “gizli ve mağlubiyet içerisinde” diyor. “Vazifeyi tenviriyesine devam edecek” diyor. Ta Hicri 1543’lere kadar. Ve 43’ten de 45’e kadar. 43’te büyük bir darbe, büyük bir devrim olacağını söylüyor. Muhtemelen komünist bir devrim. Tam bilemiyorum yahut daha daha değişik bir şey de olabilir. Sonra “1545 gibi” de diyor “kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman “Allahualem” diyor. Ama hem Alak Suresi’nde hem Fatiha’da hem hadiste hepsinde çıkıyor. Hepsinde ittifak var. Hadise de uygun. 1545 tam kritik bir tarih. 46 oldu mu başka bir şeye geçmiş oluyor. Elli altı, kırk altı bunlar çok kritik.

Alkol olmadan rahatlayamıyoruz diyor gevşeyemiyoruz diyor. Kardeşim uyuşuyorsun. Muhakeme şuurun kapalı oluyor, başın dönüyor, miden bulanıyor nerede burada rahatlama? Konuştuğunu hatırlamıyorsun. Beyindeki ahlakla ilgili merkez de dumura uğruyor ahlaki kaideleri unutuyor. Rezalet çıkarıyor, kendini küçük düşürüyor. Çekip adam vuruyorlar. Meyhanelerin önünde dikkat edin meyhanelerin önünde, gazinoların önünde hep gece üç dört gibi adam vururlar şakır şakır. Yağmur gibi kurşun yağdırıyorlar. Normal aklı başında adam geldiğinde asla yapmaz. Ama alkol en yüksek düzeye çıkıyor saat dört, beş gibi sabah birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Sonra bin pişman oluyorlar. Adam vurmalar yaralamalar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 10 Kasım’da Moskova Patrikhanesi Preslavsky Piskoposluğuna bağlı Svyato-Alekseyevskaya Pustin Eğitim Merkezi’nde düzenlenen “Modern okullardaki eğitim problemleri, Yaratılış ve hayatın kökeniyle ilgili sorunlar” konulu bilimsel konferansa sizi temsilen Zafer kardeşimiz konuşmacı olarak katıldı. Konuşmasında evrimin geçersizliği ve evrim teorisinin eğitim sistemindeki olumsuz etkilerini anlattı. Evrim teorisini yerle bir eden dünya çapındaki çalışmalarınız ve eserleriniz hakkında bilgi verdiği konferansa Rusya’nın farklı şehirlerinden din adamları ve akademisyenler katıldı. Konferansa ev sahipliği yapan Svyato-Alekseyevskaya Pustin Dini Eğitim Merkezi hakkında da biraz bilgi vermek istiyorum. İçerisinde beş yüz bin kitabın yer aldığı kütüphanesi, yirmi müze, manastır, askeri ve dini okullarıyla Rusya’da bir benzeri yok. Yirmi beş yıldır konferans düzenliyorlar fakat evrim karşıtı konferansları sizin çalışmalarınız Rusya’ya girip etkisi göstermeye başladıktan sonra düzenlemeye başladılar. İkinci defa katıldığımız genelde basına kapalı bu konferanslara şimdiye kadar bizden başka yabancı kimse davet edilmemiş. Rus Ortodoks kilisesinin Preslava Piskoposluğu Diyanet Bölümü Başkanı Başrahip Sayın Dimitri Çenyak’ın sunuculuğunu yaptığı konferansa konuşmacı olarak şu kişiler katıldı. Moskova Hz. Meryem Kilisesi Başrahibi ve Misyonerlik Eğitim Merkezi Başkanı Sayın Konstantin Bufev, Rus Akademisi’nde Kıdemli Araştırmacı Jeoloji ve Mineroloji Bölümleri Doktoru Sayın Alexander Lalamov, Kuban Devlet Üniversitesi Pedagoji ve Psikoloji Bölümü Doçenti Başrahip Sayın Alexey Kasatikov, Ryazan Kilisesi Başrahibi ve Ryazan Şehri Federal Cezaevleri Eğitim Bölüm Başkanı Sayın Nikolay Marinov, Moskova Devlet Dil Bilim Üniversitesinden İlahiyat Profesörü Sayın Alexander Yevdokimov. Gazeteci Psikolog Moskova Devlet Üniversitesi’nde Eğitim ve Psikoloji Fakültesi’nden Sayın Doçent Andranik Süleymanyan ve Rus Ortodoks Patrikhanesi Misyonerlik Merkezi Başkanı Sayın Alexander Luluvka.  

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş. Hristiyanlarla ittifak ahir zamanda çok hayati bir konu. Putin de Hristiyanlara karşı çok sevgi dolu, çok şefkatli. Müslümanlara karşı çok coşkulu, çok sevgi dolu. Akıllı bir insan Putin. Şimdi meydana gelen ekip hep İngiliz derin devletine karşı ekip. Bu yapı çok iyi. Tayyip Hoca, Putin, Amerika zaten şu an mükemmel çizgiye girdi. Donald Trump tam istenen karakterde tabii eksikleri yanlışları olabilir onların hepsi düzelecek. Hataları var tabii bu insanların hatasız insan olmaz ama iyiye güzele doğru gideceği belli.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz Adnan Bey bunu da aslında söylemiştiniz “Allah bütün bu güçlü devletlerin başındaki insanları teker teker değiştirir” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii bir anda bitti bak. İsrail aleyhtarı bir politika vardı bir anda döndü. Hristiyan aleyhtarı bir politika vardı o da döndü gayet güzel şu an çizgi. Homoseksüelliği destekliyordu Amerikan yönetimi, Rumiliği destekliyordu, Darwinizm’i destekliyordu yeni hükümet tam tersi. Allah her şeyi bir anda değiştirebiliyor. Güç kuvvet Allah’ın elinde. Ama tekrar söylüyorum Trump’ın korunması önemli. Özenle korusunlar. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın da Amerika’da elemanları var, Rusya’nın da elemanları var titiz bir ittifakla FBI’la da ittifak ederek özenli bir koruma sağlasınlar. Şu anki sistemi bilmiyorum ama şu ana kadar yaptıkları korumada ben zaaf gördüm siz de gördünüz. Adamı çekip götürüyorlar, adam bağırıyor çağırıyor. Böyle şey olmaz.  Halkın arasında sivil polis olması lazım mebzul miktarda.

Sûre-i Ve’l-Asr’in dağ meyvesi namındaki nüktesine bir haşiyedir. Salihati’deki ta ahirdeki ta’lar, ekseriyetçe vakfa rastgelmesiyle, cifirce he sayılabilir. Bu noktada  illa beraberdir (1358); bu zamanımızı gösterir Ve telâffuzca he okunmadığından te  kalabilir. Bu noktadan şeddeler sayılmazsa ve illa  beraber değil iki yüz küsur sene zamana kadar” bak ‘iki yüz küsur zamana kadar’ ne zaman söylüyor bunu? Yüz sene önce söylüyor. Yüz sene daha devam edecek diyor 1980’den itibaren iki yüz sene. “iki yüz küsur sene zamana kadar iman ve amel-i salihle beraber bir taife-i azime,” Mehdi cemaati “hasârât-ı azimeye karşı” deccaliyete karşı “mücahedeye devam edeceğine işaret edip, Fatiha’nın ahirinde  sırataltelize en amte aleyhim” Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna “bin beş yüz kırk yedi veya bin beş yüz yetmiş yedi gösterdiği zamana; hem La tezalu taifeten min ümmeti zahirine alel hak hatta yeti’llahu bi emrihi.” Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar kıyamete kadar hak üzerinde olacaktır. “Birinci cümle bin beş yüz makamıyla ahir zamanda bir taife-i mücahidînin son zamanlarına” işte Mehdi (as) cematinin son zamanlarına 1506’lar. “ve ikinci cümle, bin beş yüz altı makamıyla, galibane mücahedenin tarihine ve üçüncü cümle, bin beş yüz kırk beş makamıyla, pek az bir farkla hem Fatiha’nın, hem Ve’l-Asri Sûresi’nin iki cümlesinin gaybî işaretlerine işaret edip, tevafuk eder. Demek, bu hadis-i şerifin üç cümlesinden her birisi, bin beş yüz tarihine ve mücahedenin ne kadar devam edeceğine dair işaretlerine, aynen bu ellezine amenü salihati” iman edenler ve salih amellerde bulunanlar “şedde sayılmazsa-bin beş yüz altmış bir” bin beş yüz bir “makamıyla, hem  ve tavasul bilhakkı ve tavasul bilsabr” birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler “şedde sayılır fakat bilsabr’da lâmdır-bin beş yüz altmış makamıyla iştirak edip, o taife-i azimenin mücahedatları ne kadar devam edeceğini mana-yı işârî ve cifriyle gösterirler.” Özetle 1506 ondan sonra zaten pek Müslümanlık kalmıyor, 1506’dan sonra.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Donald Trump’ın seçimi kazandıktan sonra İngiltere Başbakanı Theresa May önce İrlanda Başbakanı’nı araması Trump’ın zaferinden sonra Amerika-İngiltere ilişkilerinin sağlığı konusunda şüpheye yol açtı. Donald Trump’ın İngiliz Başbakanı’ndan önce İrlanda ve diğer ülke başbakanlarını araması dünyada yeni bir hiyerarşik sistemi uygulayacağına dair işaret olarak kabul edildi.

ADNAN OKTAR: Olayın kökenini çok iyi anlamış demek ki. İngiliz derin devletini çok iyi anladığı için ona göre bir tavır gösteriyor tabii. 

Evet dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Amerikan ekonomisinin Ortadoğu’daki savaşların maliyetini taşıyamayacağı ifade ediliyor. Yapılan bir araştırmaya göre Irak ve Afganistan işgali sonrası Amerika’nın maliyeti dört nokta yedi trilyon doları buldu.

ADNAN OKTAR: Yani.

KARTAL GÖKTAN: Bundan sonrası sürdürülemez bu şekilde diye söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Diyorlar.  Tamam bundan sonra düzelir Amerika. Artık Hz. İsa (as)’nın maneviyatı, onun ruhaniyeti Amerika’nın üstünde olacaktır.

“Ümmetimden bir taife fırkasının makamı cifrisi 2117-1542 ederek nihayet devamına ima eder. Hak üzerine olacaktır şeddesi fırkası dahi makamı cifrisi 1506-2082 ederek bu tarihe kadar zahir ve aşikarane belki galibane sonra ta 1542’ye yani 2117’ye kadar gizli ve mağlubiyet içinde vazifeyi tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder. Allah’ın emri gelinceye kadar şedde sayılır fırkası dahi makamı cifrisi 1545-2120 eder ve kafirin başına kıyamet kopmasına ima eder” diyor. Allah’ın emri gelinceye kadar çok manidar her kelime uyuyor. Her cümle uyuyor. 

“Hem kıyametin vaktini kat’î tarzda kimse bilmez; fakat böyle îmalar ile bir nevi kanaat, bir galib ihtimal gelebilir. Fatiha’da “Sırat-ı Müstakim” (dosdoğru yol) ashabının taife-i kübrasını (en büyük topluluğunu) târif eden “Ellezine En’amte Aleyhim” (kendilerine nimet verdiklerinin) fırkası, şeddesiz bin beş yüz altı veya yedi ederek tamı tamına  “Zâhirine Alel Hakk” (hak üzerinde olacaktır) fıkrasının makamına tevafuku ve manasına tetabuku (uygunluğu) ve şedde sayılsa (hadiste geçen) “Lâ Tezalü Tâifetün Min Ümmeti” (ümmetimden bir taife) fıkrasına üç manidar farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadîsin îmasını teyid edip remz (gizli işaret) derecesine çıkarıyor. Ve müteaddid âyât-ı Kur’aniyede “Sırat-ı Müstekim” (dosdoğru yol) kelimesi, bir mana-yı remziyle Risalet-in Nur’a manaca ve cifirce îma etmesi remze yakın bir îma ile; Risalet-in Nur şakirdlerinin taifesi, âhirzamanda o taife-i kübra-i azamın (o büyük topluluğun) âhirlerinde (sonlarında) bir hizb-i makbul olacağını” yani Mehdi cematinin “âhirzamanda o taife-i kübra-i azamın” büyük Müslüman gücünün   “âhirlerinde (sonlarında) bir hizb-i makbul olacağını” makbul bir topluluk olacağını   “işaret eder diye def’aten birden ihtar edildi” diyor. 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü