Harun Yahya

Sohbetler (14 Kasım 2016; 14:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Huzur için sevgi birliği” diyelim.

Bundan sonra estetik olan bu sanat eserlerinin hepsini tek tek itinalı şekilde gösterin. Bunlar çünkü cennetteki asıllarının kopyaları, cennetteki asılları çok daha güzel, bunları yaratan Allah. General bahçe şu bu falan yapıyor diyorlar ama değil yapan Allah’tır. Doğrudan Allah yaratır, insanları vesile eder.

“Günah işlemek kader midir?” Tabii ki kaderin içinde olur.

“Hocam sağlıkla ilgili bazı sorunlar dikkat dağınıklığına sebep olabilir mi? Siz daha önce bir insanın dikkatinin dağılmasına ‘Allah ile bağlantı eksikliğidir’ demiştiniz.” Serap Vural.  Allah ile bağlantı eksikliği tabii ki, dikkat dağınıklığı iyi bir şey değil, dikkatli olacak şahıs ama uykusuz olursa istediği kadar irade kullansın dikkatini veremez yani çok şiddetli uykusuzlukta beyni iptal olur artık rüya falan görmeye başlar. Normal sıhhatli insan için bu söz geçerli olur. Hasta olan komaya girmiş yahut zehirlenmiş bir insandan dikkat istenmez tabii ki. Gösterir dikkat ama yani o hastalığın gerektirdiği kadar dikkat gösterebilir, hastalığın müsaade ettiği kadar. Beyni iptal olmuş bir insanın dikkati ne kadar olursa o kadar olur.

Biz İslam’ın 2023’lerde çok şaşalı ve ihtişamlı olacağını biliyoruz söylüyoruz, deccal da 2023’lerde kendisinin hakim olacağını söylüyor. Taraftarlarına ‘9 yıl daha bekleyin’ diyorlar yani böyle münafıklara kendi taraftarlarına ‘9 yıl daha bekleyin’ şu an öyle bir üslupları var yani eski üsluplarını söylüyorum yani 2023’ü hedefleyerek 9 yıl diyorlar. Şu an tabii biraz daha vakit geçtiği için daha ayrı olmuş oluyor. Daha Türkçesi ‘2023 bizim hakimiyet yılımız’ diyor deccaliyet. Onların da bir planı var, ayette diyor ya Allah “Onlar bir plan kurdu Allah da plan kurdu, Allah plan kuranların daha güçlü olanıdır daha hayırlısı olanıdır” diyor. Deccal bütün dünya taraftarlarına 2023’te hakim olacağını söylüyor, onun için deccalın böyle uşakları hampaları falan heyecan içerisinde 2023’ü bekliyor. Hindistanlı, Pakistanlı, Ürdünlü böyle üçkağıtçı münafıklar sahtekarlar Müslümanların içerisinde hem istihbarat yapıyorlar hem de 2023’te şaşalı bir Anglosakson deccaliyet imparatorluğu oluşacak şeklinde düşünüyorlar. Tabii daha çok beklerler. Birde bunlara sadakat yemini yaptırıyorlar yani bütün münafıklara İngiliz derin devleti yani sadık olacağı, ömür boyu sadık olacağına, sadakatinden hiç ayrılmayacağına, İngiliz ırkına, İngiliz devletine sadık olacağına yemin ettiriyorlar ama çeşitli yemin şekilleri var bazen kendilerine de yemin ettiriyorlar. ‘Sadece bana sadık olacağına yemin et’ diyor o tarzda da var. Bu ahmakları münafıkları istihbarat amaçlı kullanıyorlar ama tabii onları çeşitli şekillerde kandırıyorlar. ‘Seni’ diyor işte ‘İngiliz Başbakanı’yla tanıştıracağım, milletvekilleriyle tanıştıracağım, seninle evleneceğim’ işte ‘boşayacağım karımı seni alacağım’ falan yahut tam tersi kadınsa kocasını boşayacağını onunla evleneceğini falan söylüyor böylece bir kafalama siyasetiyle bu ahmakları böyle idare ediyorlar ve bedavaya mal ediyorlar. İngiliz derin devletinin özelliği çok pintidir onlar beş kuruş para vermez ajanlarına münafıklara, sadece vaatle bunları ayakta tutuyorlar, bir övme birde vaat. Diyor ki mesela, ‘Ben senin zekanı ilk defa görüyorum, böyle bir zeka görmedim ben’ diyor, ‘Dünyanın en akıllı insanı olabilirsin sen’ diyor. Enaniyete yatkın olduğu için insanlar aklı gidiyor inanıyor.  ‘Ben özel yetenekliyim’ diyor yani ‘İngiliz kültürünü bildiğim için kaliteyi bilirim senin kaliteni çok iyi anlıyorum ben’ diyor ‘ama halk anlamaz, insanlar anlamaz, seni anlamak için bir kere İngiliz olmak, İngiliz kültürünü taşımak lazım’ diyor. Bunu Hintlilere de diyor Pakistanlı onlar zaten genellikle İngiliz havasındalar yani halbuki İngilizler nefret ediyor onlardan bir çoğu yani İngiliz derin devleti mensupları nefret ediyor Pakistanlılardan, Hindistanlılardan yani koyu cilt onlar için çok nefret edecekleri bir şey. Pakistanlı olmak onlar için yani çok aşağılayıcı bir şey İngiliz derin devleti için. Koyu ırkçı çünkü bunlar fakat bu ahmaklar bunlara büyük bir sadakatle, büyük bir kararlılıkla onlar övdükçe daha da bağlanarak hizmet ediyorlar. Ben daha önce para veriyorlar falan zannediyordum, baktık inceledik para falan yok sadece övme ve vaat. Bakın şeytanlığa bak 2023 yılını hedef gösteriyorlar bunu yeni öğrendik. Dünya çapında bütün münafıklara bunu söylüyorlar. Karşılıklı kafalama oluyor tabii, o da diyor ki ‘ben senin gibi harika bir insan görmedim’ diyor, ‘çok muhteşemsin’ diyor, ‘Çok çok akıllısın’ diyor. O da inanıyor ama ona yani şeytanın etkisinde olduğu için enaniyet bunları sardığı için kendilerini ilahlaştırdıkları için, kendilerini Allah gibi gördükleri için hatta Allah’tan daha üstün gördükleri için karşılıklı bir ahmak düellosu başlıyor.  O onu övüyor o ona inanıyor, o onu övüyor o da ona inanıyor ve ikisi de birbirini daha da şeytanlaştırıyor ve daha da azgınlaştırıyorlar, daha enaniyetleri büyüyor daha azametleri büyüyor böyle oldukça da Allah tabii akıllarını daha da alıyor. Şeytani zeka gelişiyor fakat akıl sürekli geriye doğru gidiyor.

Şu an mesela 7 yıl var ama onların bir ara sloganı buydu yani 2023 sloganları bu yani ‘2023’te biz’ diyorlar ‘bütün dünyaya hakim olacağız deccaliyet olarak’ tabii deccaliyet demiyor da ‘Anglosakson İngiliz İmparatorluğu olacak’ diyor. ‘Sen de orada yönetici olacaksın’ diyor. ‘Bakan da olabilirsin, milletvekili de olabilirsin, bir ülkede de seni görevlendirebiliriz’ diyorlar mesela ‘kendi ülkende de seni başbakan yapabiliriz’ diyorlar kandırırken yani sırf İngiltere’de bakan milletvekili olacaksın demiyor. Mesela ‘Mısır’da seni bakan yaparız’ diyor yahut ‘milletvekili olursun’ diyor veyahut ‘başbakan’ yahut ‘cumhurbaşkanı yaparız’ diyor onun için yüzlerce binlerce ahmağı tamamen avuçları içine almış durumdalar. Onlar da büyük bir ümitle hem bir İngiliz’le evleneceğini bol para kazanacağını düşünüyor, hem de kendi ülkesinde veya orada büyük bir makamın sahibi olacağına inanıyor.

Genç kızları genellikle fuhuş için kullanıyorlar, İngiltere’ye götürüyorlar ‘sizi bakanlarla milletvekilleriyle tanıştıracağız’ diyorlar, adamların birçoğu da zaten homoseksüel yahut cinsi sapık onlarla ilişkiye sokuyorlar kızları iyice aşağılıyorlar, o zaman daha da bağlıyorlar kendilerine yani iyice kaçamayacak hale geliyor yani iyice o işin içine girmiş oluyor. Bu sefer de kızlardan başka mesela Mısır’daki efendim başka Pakistan’da, Hindistan’daki kızları ikna etmesini söylüyorlar, bu sefer onları da getirttiriyorlar onları da rezil kepaze edip kendi ülkelerine geri gönderiyorlar aşağılıyorlar. Size İngiliz casusları anlattım ya İngiliz casus kadınları hepsi fahişe aşağı yukarı, hepsi fuhuşla elde ediyor. Mesela gidiyor bir milletvekiliyle yatıyor yahut milletvekilinin danışmanıyla yatıyor,  gidiyor ondan bilgi alıyor. En büyük silahı İngiliz derin devletinin fuhuş, haber almada veyahut delikanlılar, delikanlıları kullanıyorlar onları homoseksüel ilişkiye sokup sapık bir ruha soktuktan sonra oraya buraya gönderip yabancı homoseksüel hasta adamlarla ilişkiye sokup bu sefer onlardan bilgi alıyorlar. Mesela bu Lawrence falan öyleydi homoseksüel, erkek casusların hemen tamamına yakını homoseksüel İngiliz derin devletinin. Kadınlar da hep fahişe, büyük bir bölümü fahişe olarak kullanılıyor ama bunun kutsal olduğuna inandırılıyorlar yani hem homoseksüelliğin hem fahişeliğin kutsal olduğuna inandırıyorlar, İngiliz derin devletinin özelliği bu.  ‘Bunu Anglosakson ırkı için yapıyorsun, ülkene başbakan olacaksın sonunda, bu yollardan geçmen gerekir’ şeklinde bu ahmakları kandırıyorlar. Yıllar sonra yaşlanınca da tabii ya bunlara intihar süsü verip öldürüyorlar veya bir köşede kendileri hakikaten mahvolmuş olarak yaşayıp ölüyorlar ama genellikle intihar süsü vererek öldürmeleri çok ünlü. Bakın Amerika’da da dün anlattık evvelsi gün de anlattık, o kadar çok intihar süsü verilmiş cinayet var ki haddi hesabı yok. Siyasiler, gazeteciler yani İngiliz derin devletine hizmet eden adamları kim eleştiriyorsa mutlaka öldürüyorlar ve sıradan, hiç utanma hissi de yok adamlarda vicdan da yok, korkmuyorlar da. Amerikan basınında bu hiç haber olmuyor. Çok önemli adamlar mesela müsteşar, eski bakan, milletvekili adam öldürülüyor, gazeteci mesela ünlü gazeteci öldürülüyor gazetelerde haber olmuyor, inanılır gibi değil. Adam mesela bir şeye sarılı bir köşede bulunuyor muhatap dahi olmuyorlar.

Mesela Honduras’ta gerçekleşen darbeden Hillary Clinton’ın sorumlu olduğunu açıklayan Berta Caceres var, 3 Mart 2016’da evinde uyurken kadın öldürüldü. Böyle yüzlerce vaka var, say say bitmez inanılır gibi değil yani.

İngiliz derin devletinin üslubunda işte ‘seni sonsuza kadar bekleyeceğim’ sloganı var.  ‘Sonsuza kadar’ halbuki sonsuza zaten inanmıyor bunlar. Adam söylüyor ‘iman etmiyorum’ diyor, Allah’a iman etmiyor ama sonsuza kadar bekleyeceğim diyor yani söz verirken böyle söz veriyorlar birbirlerine o da ‘sonsuza kadar size hizmet edeceğime söz veriyorum’ diyor ‘yemin ediyorum’ diyor. Allah’a inanmıyorsun nasıl bir yemin bu? İngiliz bayrağı üstüne yemin ediyor, İngiliz devleti üstüne yemin ediyor, kraliçe adına yemin ediyor Kraliçe Allah mı haşa öyle yemin mi olur?

Birbirlerinden nefret ettikleri halde birbirlerine sürekli sevgi mesajı gönderiyor İngiliz derin devleti mensupları. Mesela erkek erkeğe, kadın kadına, kadın erkeğe, erkek kadına birbirlerini çok sevdikleri, çok bağlı oldukları sonsuza kadar birlikte olacakları gibi bir üslup halbuki zaten ırk olarak en başta nefret ediyor ve yancı ve aşağılık olarak görüyor. Kendi vatanını satan, kendi milletini devletini satan bir aşağılık adam olarak görüyor, nefret ettiği belli.  O yüzden de sabredemeyip en sonunda onları öldürüyorlar yani faili meçhulle öldürüyorlar nefretten kaynaklanıyor ama kandırırken yöntem bu. Mesela ‘2023’e kadar bekleyeceğim’ sözü aralarında müthiş yaygın.

İngiliz olmayı böyle Allah’ın bir hükmü gibi görüyorlar yani bir takvanın en yüksek derecesi gibi görüyorlar yani nasıl ‘Müslümanın en iyisi en takva olanınızdır’ diyor ya onlarda da en İngiliz olan en üstün olan olmuş oluyor. İngiltere’ye sadakat, kraliçeye sadakat zaten yemin o tarzda oluyor. Mesela İngiliz vatandaşı olabileceği vakit adamı götürüyorlar resmi konuta orda adam yemin ediyor, ‘Ben’ diyor şu diyor ismini söylüyor, ‘İngiliz vatandaşı olduğumda majesteleri kraliçe 2. Elizabeth’e ve varislerine bağlı kalacağıma, yollarını izleyeceğime’ yollar ne? Belli. ‘Her şeye kadir Tanrı’nın adıyla yemin ederim.’ ‘Tanrı kim?’ diyor, ‘Tanrı benim’ diyor adam. Yani ‘Ne Tanrı?’ diyorsun adam ‘Tanrı benim’ diyor.

BÜLENT SEZGİN: Demiştiniz birbirlerine lord diyorlar Allah anlamında.

ADNAN OKTAR: Tabii birbirlerine Allah diyorlar. ‘Yasalarını bağlılıkla yerine getireceğim ve İngiliz vatandaşı olarak görevlerimi ve sorumluluklarımı yerine getireceğim’ diye yemin ediyor. Mesela Mehmet Şimşek de İngiliz vatandaşı, birçok İngiliz vatandaşı var Türkiye’de, Irak yöneticilerinin hemen hemen tamamına yakını İngiliz vatandaşı, Mısır’da yöneticilerin büyük bölümü İngiliz vatandaşı. Pakistan’da, Hindistan’da büyük bölümü İngiliz vatandaşı bu şekilde adamları kendilerine bağlamışlar. Mesela böyle münafıkların içerisinde en azılılarını seçiyorlar Müslüman cemaatlerin içine gönderiyorlar. Oradaki mesela genç kızları kandırmak için, ‘ya’ diyor ‘sen bayağı zekisin bu topluluk içinde, çok akıllısın sen kendin farkında mısın?’ Diyor. İblis gibi. ‘Bak seni kimle görüştüreceğim?’ diyor. İngiliz derin devletinden birisiyle görüştürüyor İngiltere’de. İngiliz aksanıyla o onunla konuşuyor, o onunla konuşuyor ‘sen dehaymışsın arkadaşım bana söyledi’ diyor. ‘Ben de şimdi konuştum senin dahi olduğunu anladım’ diyor. ‘Sen olağanüstü bir insansın’ diyor. ‘Bu İngiliz imparatorluğu içerisinde senin büyük bir yerin olması gerekiyor’ diyor. ‘Sen kendinin farkında mısın?’ Diyor. Böyle sıradan birisi de olduğu için ilk defa bir enaniyet ve büyüklük hissi karşısına çıkınca, şeytanın da ifasıyla akıl almaz bir manyak boyuta giriyor bu sefer, deliriyor. ‘Ben ne kadar büyükmüşüm de haberim yokmuş’ diyor. Ondan sonra tut adamı tutabilirsen, azılı deli oluyor. ‘Bak’ diyor seni mesela ‘bakan hanım onunla görüştüreyim’ diyor. Bakanla görüştürüyorlar. ‘Biz seni çok seviyoruz’ diyor. Kardeşim adam senden bir kere ırk olarak nefret ediyor ve Allah’a inanmıyor nasıl sevsin seni? İnanıyor ona. ‘Sonsuz sadakatle sonsuza kadar senin yanındayız’ diyorlar. Fakat belirgin bir şey olması için de 2023 tarihini veriyor deccal taraftarları. Bakın Mehdiyet 2023 diyor. Deccaliyet de 2023 diyor. Görüyor musun imtihanı?

Müslümanları küçük düşürmek çok yaygın onların arasında mesela bir topluluk içerisinde birkaç kişiyi seçiyorlar diyorlar ki, ‘siz süper zekasınız ama arkadaşlarınızın hiç aklı yok, onlar çok akılsız farkında mısınız?’ Diyor. ‘Siz kendi seçkinliğinizin farkında mısınız?’ Diyor. Adam bu sefer kendi arkadaşlarından hakikaten şüphe ediyor. ‘Ya bunlar çok akılsız. Ben çok akıllıyım” diyor. Şimdi çok inandırıcı geliyor ona çünkü adam herkese demiyor bunu. Aralarından seçtiği üç münafık tiynetli, hasta, kolay yönlendirilebilir, kişiliksiz, biraz manyak ruhlu adamları seçmiş oluyor. Bunlara da enaniyet telkini yapınca, inandırıcı olması için arkadaşlarını kötülüyor bu sefer. Arkadaşlarını kötüleyince ona inanıyor o, diyor ‘bak aklı zayıf, dikkati dağınık, kültürü düşük, görgüsü düşük’ sayıyor da sayıyor. Her dediğine inanıyor, o şeytanın telkini altına giriyor. İşte deccalın hipnoz ve büyüsü böyle oluyor. Kastettikleri Bediüzzaman’ın ‘manyetizma ve ispritizmanın neviinden müthiş harikalar mazhar olan deccal’ dediği bu, müthiş bir telkin kabiliyetleri oluyor. Kız mesela inanıyor ona bu sefer. ‘Ben hakikaten İngilizceyi ana dilim gibi konuşuyorum. İngiliz kültürünü de çok iyi biliyorum, Marksist kitapları biliyorum, başka felsefi eserleri de biliyorum ama etrafımdakiler bilmiyor’ diyor. ‘O zaman ben üstünüm’ diyor. Üstünlüğün takvayla olduğunun farkında değil o, o anda aklı gidiyor. Ondan sonra deccaliyetin etkisine giriyor. O onu istediği gibi yönlendirecek hale geliyor. O hipnozun üç-beş safhası oluyor, o safhalardan geçtikten sonra onu adeta delirtip istediği gibi kontrol altına alabiliyorlar. İnsan aklı zayıf oluyor, onlar da zayıf insanların en zayıflarını seçiyorlar, akılları en zayıf, onlar da kendini en akıllı zannediyor işin tuhafı onların telkininden dolayı ve müthiş kullanıyorlar böyle bir yöntemle.

Münafıklar İngiliz derin devletinin hiç böyle kaçırmadıkları, hiç zayi etmedikleri bir topluluk. Bir tanesini bile zayi etmiyorlar, hiç kaçırmıyorlar hepsini kullanıyorlar. Nerde münafık varsa çok önemli görüyorlar. Münafıklarda büyüklük hissi içinde olduğu için, büyüklük onlar için önemli bir konu olduğu için onlara ücretsiz gıda vermiş oluyor. Onun tek gıdası büyüklük olduğu için onu sürekli büyütüyor, o büyüdükçe ona hizmeti daha da güçleniyor.

Mesela bakın bu tiplere hep Facebookları şu bu işte ne varsa internetle ilgili çalışma yaptıkları hangi grup varsa muazzam bir İngiliz hayranlığını görürsünüz. İngilizleri sevdiğinden değil sırf yalakalık yapmak için, oradan kendini sevdirebilmek için. Adam diyecek ki, ‘ya bu tam İngiliz olmuş, İngiliz’in daha İngiliz’i olmuş.’ Ama bak ahmaklığına bak onu kandıracağını zannediyor. Deccalın adamlarını kandıracağını zannediyor halbuki deccalın adamları onların zaten karaktersiz olduğunu biliyor. Onu kullanacağını biliyor o, o akmak da onu kullandığını zannediyor onun için mesela Churchill’in resmini koyuyor, bilmem kimin resmini koyuyor hepsi için demiyorum tabii bunu bir kısmı hakikaten bilmediğinden koyabilir. Fakat genelinde böyle müthiş bir telkin ve karşılıklı kafalama mantığıyla hareket ediyorlar ama İngiliz derin devleti mensupları hiçbir zaman için kafalanmıyor. Bu ahmaklar kafaladıklarını zannediyorlar, bunları köpek gibi kullanıyorlar hepsini. Hatta hadiste Peygamberimiz (sav) diyor ki, Nuaym bin Hammad’da Berzenci’nin Kıyamet Alametleri kitabında Sayfa 231’de;  “Bir kısım insanlar deccalle sohbet edecekler.” İnternetten veyahut telefondan zaten yoğun bağlantı halinde oluyorlar yani delicesine bir bağlantı, günde yedi saat, sekiz saat bile görüştükleri oluyor bazen. “Ve diyecekler ki biz deccalın kafir olduğunu biliyoruz. Yemeğinden yemek, ağacından faydalanmak için onunla arkadaşlık yapıyoruz” diyecekler diyor. Onlar da onların ahlaksız olduğunu biliyor aslında, onlar da onların vatanını, milletini satan, kahpe, arkadaşlarını satan bir alçak olduğunu biliyor. İslam’a, Müslümanlara hainlik yapan bir kahpe olduğunu biliyor ama tam aradığı o işte öyle adamın kullanılması gerektiğine inanıyorlar ve onları çok yetenekli görüyorlar. Mesela PKK’yı kullanmadaki kararlılıkları o yüzden. Nerde it, kopuk, aşağılık, köpek varsa, haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz PKK içerisinde böyle yalaka bir sistemle oturdukları için İngiliz derin devleti bunları titizlikle bir tanesini bile zayi etmeden kullanmak istiyor. Çünkü bu kadar alçağı bir arada bulmaları mümkün değil, çok zor. Mesela Türkiye’nin münafıklarını topluyorlar efendim Pakistan’ın, Hindistan’ın, Ürdün’ün münafıklarını topluyorlar ama PKK bir toplu münafık ordusu olduğu için onlar için çok kıymetli. Onun için ‘sakın ateş etmeyin, dokunmayın, yanlarına yanaşmayın’ bütün Avrupa biliyorsunuz onları destekliyor şu an. İngiliz derin devletinin talimatıyla destekliyor. Avrupa’yı esir almış vaziyette İngiliz derin devleti. On iki yıldızla ifade ediliyor zaten on iki onlar için kutsal İngiliz derin devleti için. Halbuki çok daha fazla ülke var ama on iki yıldızla ifade ediliyor çünkü on ikinin kutsallığından kaynaklanıyor bu.

Mesela diyor ki adam ‘Ben yüzlerce, binlerce insanla karşılaştım, böyle bir zekayı ilk defa görüyorum’ diyor. Şimdi tarih boyunca hep münafıklar zekası ve aklın üstünlüğü iddiasıyla ortaya çıkmışlar. Kuran’da bunu açık açık görüyoruz, Firavun’da, Nemrut’ta hepsinde bu var. O en hassas noktaları oluyor. Sen adamı aç, açık bıraksan da dert değil. Zekası aklını övdüğünde, büyüklüğünü söylediğinde cinnet geçiriyor. Münafıkları böyle bağlıyor İngiliz derin devleti, deccaliyet. Ama o da tabii onun çorba dağlarından, yemek dağlarından istifade edeceğini düşünüyor hadislerdeki gibi.

Kendi aralarında böyle özel şifre sistemleri oluyor. Mesela Facebook’a saat on birde giriyor bir kelime yazıyor, oradan ona o şifreyi vermiş oluyor. Şu an İngiliz derin devleti interneti müthiş kullanıyor. Fethullah Gülen cemaatine de biliyorsunuz bir sistem bylock sistemi; işte bu İngiliz derin devletinin onlara gösterdiği bir sistem, bunun gibi sistemler var. Münafıklara muazzam yöntemler gösteriyorlar. İnterneti kullanma ve internetin halk tarafından bilinmeyen bütün yönlerini gösteriyorlar. Mesela şifre okuma, şifre çözme, gizli yazışma, sahte hesaplar açma, sahte hesaplardan yine yeni sahte hesaplara geçme onun için muazzam bir güç gibi görünüyorlar. Gizli haberleşme sistemleri mesela münafıkların gizli haberleşme sistemleri şu an bilinmiyor yeni yeni fark ediliyor mesela bylock yeni görüldü bilinmiyor. Tabii bylocku kullananların hepsi münafıktır demiyorum ama İngiliz derin devleti tarafından geliştirilmiş bir sistem ve bu insanlara sunulmuş. Ama içinde tabii bunların çok miktarda münafık da var, hasta adam da var, haysiyetsiz, cahili de var, bilmeden bu işin içine düşeni de var hepsi var.

“Deccalın beraberinde çorbadan bir dağ, soğumayan sıcak et akan bir nehir, yemyeşil bahçelerden oluşan orman, duman ve ateş dağı mevcuttur.” Duman ve ateş de işte dünyaya yaptıkları zulüm işte Suriye’yi bombalıyorlar, başka yerleri bombalıyorlar, Irak’ı bombalıyorlar her yer duman ve ateş içerisinde. Bak duman ve ateş dağı ama yemyeşil bahçeleri de var. Mesela İngiltere’ye gidiyorsun her yer yemyeşil. Avrupa’da birçok yer yemyeşil. İngiliz derin devletine uyarsan oralarda yaşayabiliyorsun ama uymayanlar duman ve ateş dağının içinde kalmış oluyor. “İnsanlara; ‘işte bu cennetimdir, bu da cehennemimdir, işte yemek, işte içecek’ diyecek” diyor. Kıyamet Alametleri’nde Medineli Allame Muhammed bin Resul el Hüseyin, El Berzenci Sayfa 214.

Mesela iki kişi yazışıyorlar İngiliz derin devleti mensupları üçüncü kişi o yazının içerisinde bir rakam geçiriyor o rakam saat kaçta buluşacaklarını gösteriyor. Nerde buluşacaklarını da yine o konuşmanın içindeki bir kelimede geçmiş oluyor. Bunu halk anladığında o anlamıyor okuduğunda. Ama onlar anlıyorlar. Mesela bir konu geçiyor farz edelim arada Galata lafı geçiyor, sonra da üç geçiyor farz edelim veyahut işte Üsküdar diyor hatta ikiye de bölebiliyor o kelimeyi mesela Üsküdar bir yerde meydan bir yerde kelimesi bir yanda o cümlenin içinde geçiyor. Onu çözmek onları çok heyecanlandırıyor gizli olması. Böyle kendi aralarında çok sinsi, gizli müthiş sistemler kurmuşlar internetten. Ama işte dikkatlice araştırma yapılırsa, MİT incelerse, uzmanlar incelerse bunlar teker teker sökülebilir, anlaşılabilir.

Münafık kendi kendini över ve övüyorlar kendi aralarında. Mesela adamlar da onlara öyle suni makamlar veriyor. Mesela ‘bu’ diyor, ‘bilen insanlar grubunun bir üyesidir’ bilen insanlar grubu. ‘Nerden çıktı?’ “Attım öyle” diyor. Adam onu da bir şey zannediyor, bilen insanlar grubu üyesi. Kendi kendilerine de makam ihdas ediyorlar böyle. ‘Aynı zamanda’ diyor mesela ‘İngiliz parlamenterlerini sevenler grubunun bir üyesidir’ diyor. Diyorsun ki ‘nerde bu grup?’ ‘Bu gizli. Böyle halka açık bir gurup değil ki’ diyor. ‘Binasını nerde?’ ‘Binası olur mu halka açık herkes o zaman herkes oraya gelir’ diyor. ‘Öyle olmaz’ diyor. ‘Londra’da’ diyor yeri, inanmayan beri gelsin. Böyle kendi kendilerini yüceltiyorlardı böyle aptal aptal hareketlerle işte ‘Gazetelerde danışmandır’ diyor. ‘Hangi gazetede danışman?’ ‘Şimdi ismini veremem’ diyor.

Mesela İngiliz bahçeleri ünlüdür yeşillikleri bütün dünyada ünlüdür. Mesela her türlü çiçek, ot falan onlardan süsler yaparlar. İngiliz bahçesi diye bir kavram oluşmuş zaten bak hadiste de bu geçiyor. Bak dostlarını bahçelerine götürüyor ve onlara soğumayan et dağları, soğumayan çorba dağları ikram ediyor. Orada hadiste kastedilen her türlü çıkar imkanları ama bak düşmanlarına ‘ateş ve duman’ diyor. ‘Ateş ve duman dağları verir’ diyor. Şu an Suriye ve Irak’a sunulan ve onlara sunduğu ateş ve duman dağları, kendi taraftarlarına da işte yiyecek, içecek, çıkar her türlü emtia.

BÜLENT SEZGİN: Ayette de; “Bağı, bahçesi olması gerekmez miydi?” (Furkan Suresi 8) Diyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii o çok manidar bak “bağı ve bahçesi olması gerekmez miydi?” diyor. 

GÖKALP BARLAN: Firavun da çıktığında “bütün buralar benim değil mi?” Diyor. 

ADNAN OKTAR: Bir daha.

GÖKALP BARLAN: Firavun da halkın karşısına “bütün bu altımda akan ırmaklar benim değil mi?” Diye belirtiyor.      

ADNAN OKTAR: Tabii. Şimdi diyor ki, ‘fahişelik kötü bir şey’ diyor ajan yeni gelen. ‘Neye göre kötü?’ Diyor. ‘Kuran’a göre kötüdür’ diyor. ‘Kuran diye bir şey var mı?’ Diyor. ‘Sen Rumi’ye tabisin’ diyor. ‘Rumi ne diyor?’ Diyor. ‘Bizim yolumuzda küfür ve İslam diye bir şey yok’ diyor. ‘Sen nerden çıkarıyorsun bunu ya?’ Diyor. ‘Evliyken ilişkiye giriyorsun, evli değilken ilişkiye giriyorsun, ne fark eder? Evliliği nerden çıkarttın? Evlilik kavramını nerden çıkarttın?’ Diyor. ‘İki kişinin karşısında evet diyorsun. Bu şart değil ki burada. Meşru bir şey bu ve bunu sen Anglosakson ırkının dünya hakimiyeti için yapıyorsun. Bir İngiliz olarak sen bunu yapıyorsun’ diyor. Dolayısıyla onları fuhşa rahatça çekmiş oluyorlar. Sonra da Pakistan genelevlerine, Hindistan genelevlerinde o zavallılar satılıyor ve ezim ezim eziliyorlar. Sonunda hep sürünüyorlar birçoğu veyahut işte ‘intihar etti’ diyorlar ama yıllarca kullandıktan sonra, mahvediyorlar. Genç kızlar, genç delikanlılar ‘ünlü olacağız’ işte ‘tanınacağız, bizim ülkemizde bir şey yok, biz burada kalsak büyüyemeyiz’ kafasında oluyorlar, kızları fahişe, erkekleri de homoseksüel yapıyorlar. Onun için muazzam bir homoseksüel propagandası var dikkat ederseniz. Nefes aldırmadan buna dikkat ediyorlar.  Çünkü kendisine saygıyı kaybediyor adam. Önce kendisine saygısını kaybettiriyorlar sonra da ona istediğini yaptırtıyor.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey Mesnevi’den örnek göstermiştiniz. “Biz” diyor “bütün haramlar biz haslara helaldir. Şu aşağı sınıftan insanlara haramdır” diye belirtiyor diye göstermiştiniz Mesnevi’deki yeri.

ADNAN OKTAR: “Her türlü haram, size helaldir” diyor. “Bizden olmayan aşağılık sınıflara olan adamlara haram diye bir şey vardır” diyor. “Şarap akıllı adamın aklını daha da arttırır, iyi gelir şarap” diyor. Mevlana Celalettin Rumi’nin kitabı olarak gösterilen eserlerden, o adam mı yazdı kim yazdı bilmiyoruz ama şu an İngiltere’deki en büyük din Rumilik. İslam dinine şiddetle karşılar ama bütün Avrupa’da ve Amerika’da ateistler ve dinsizler arasında, homoseksüeller arasındaki en yaygın hakim din Rumilik.

Sembollerle, konuşmalarla başlıyor mesela Rumi’nin sözlerini çok geniş çapta kullanıyorlar. Mesela fil İngiliz derin devletinin sembolü daha önce anlatmıştım. Geniş çapta kendi aralarındaki anlaşma, konuşmalarında yüzlerce sembol kullanıyorlar. Mesela homoseksüel propagandası yapacağı vakit “bir heykel” diyor “çok güzel bir sanat eseri buldum” diyor “muazzam bir eser” diyor.                                                    Bir kadın, görünüşe göre, çıplak uzanmış yatıyor, heykel. Heykeli adama gönderiyor. Diyor ki; “Ne kadar güzelmiş” diyor, “çok şahane.” Sonra heykelin öbür yüzünü gösteriyor. Adamın cinsel organı var. Yani oradan baktığında kadın, öbür taraftan baktığında erkek. Ve böylece bir homoseksüel propagandası yapmış oluyorlar. Yani alıştırmada, birbirlerine mesaj vermede bunları kullanıyorlar. Veyahut mesela ünlü fahişe tablolarını gönderiyor. Yani kendisinin veyahut oradaki kişinin ne olması gerektiğini anlatan bir mesaj olmuş oluyor. Veya cinayet tabloları, ünlü cinayet tablolarını kullanıyorlar. Yani mesela bir konudan bahsediyor. Sonra cinayet tablosu gönderiyor. Adamı cinayete teşvik etmiş oluyor. Veyahut cinayeti sevdirmeye çalışıyor.

Birde bu İngiliz derin devleti mensupları her şeyde, en ahlaksız, pislik işlerinde bile Allah’ın adını kullanarak yapıyor. Bu çok manidar. Mesela cinayete adam gönderiyor. Bismillah diye gönderiyor. Halbuki Allah’a inanmıyorum diyor zaten, İslam’a inanmıyor. Ama adamı kandırmak için böyle bir yöntem. Mesela pis bir şey yapacağı vakit besmeleyle yapıyor. Mesela sapık ilişkiye giriyor, onu besmeleyle yapıyor. Kendi aralarında böyle bir sistem oluşturmuşlar. Hem azılı dinsiz hem de dindar gibi gösteriyor. Yani adamlarda müthiş bir karmaşa meydana getiriyorlar. Güya dinle de alay etmiş oluyor tabii, kendilerine göre alay etmiş oluyor. Ama aklı zayıf olan da onun hakikaten dinle yine bağlantısının kalmış olduğunu düşünüyor. Halbuki alay etmek kastıyla yapıyor o onu. Veya o aptalı kandırmak için yapıyor. Ama o aptal onu akıl edemiyor.

ERDEM ERTÜZÜN: Hülagü de fetva alıyor demiştiniz Hocam katliam yapmadan önce.

ADNAN OKTAR: Tabii, Hülagü Mevlana’dan fetva alıyor, Mevlana Celalettin Rumi’den. Ve bütün alimleri, hocaları kesip, doğruyor. Bir tek Mevlana’yı bırakıyor. “Sen, bundan sonra bütün bu Anadolu’nun tek yetkili alimi, hocasısın” diyor. “Senin fikrin, senin felsefenin dışında Anadolu’da böyle bir şey istemiyorum” diyor. “Hepsini kesip doğrayacağım” diyor. “Bir tek sen sağ kalacaksın” diyor. Niye? Çünkü şarap serbest, homoseksüellikle ilgili konuşmalar var, fuhuş serbest. Dini inanç yok, İslam’ı kabul etmek yok. Bunu zorla kabul ettirmeye çalıştı. “Sana da Rumi lakabını veriyorum” diyor Hülagü, İslam deccali. Milyonlarca Müslümanı şehit eden insan. Barada Nehri günlerce, haftalarca kıpkızıl aktı Müslüman kanından. Yüz binlerce Müslümanı şehit ettiler, nehrin kenarında doğradılar. Kızıl kan aktı. Barada Nehri, İngiliz derin devletinin çok kutsal bulduğu nehirlerden bir tanesidir. Birbirlerine Barada Nehri’nin resimlerini gönderiyorlar, o hatıraya hürmeten, kendi kafalarınca. Bak dünyada yüzlerce, binlerce nehir var. Onları ilgilendirmiyor. Onları Barada Nehri ilgilendiriyor.

Sahih Müslim, Mukaddeme bölümünde diyor ki; “Hz. Ebu Ureyre (ra): Resulullah aleyhüsselatü vesselam buyurdular. Ümmetimin sonunda yalancı deccaller olacak.” Yani şu an. “Onlar ne sizin ne de atalarınızın hiç işitmediği şeyleri anlatacaklar.” Hiç duymadığımız hiç bilmediğimiz şeyler. Mesela Darwinizm’i anlatıyor, Darwinizm’in içinde yeni yeni sapıklıklar anlatıyor. İslam’ı reddediyor, Kuran’ı reddediyor. Yahut hiç duymadığımız mesajlaşma yöntemleri, şifreler, gizli anlaşma yöntemleri. Bak, “Onlar ne sizin ne de atalarınızın hiç işitmediği şeyleri anlatacaklar.” Yani bilinmeyen yöntemlerle ortaya çıkacaklar diyor. “Onlardan sakının” diyor Resulullah (sav), imtihan olarak.

Bak Bediüzzaman bu İngiliz derin devletinin deccal sisteminden bahsettikten sonra; “Onların başına geçen en büyükleri ispritizma ve manyetizmanın hadisatı nev’inden (hipnoz ve ruhlarla bağlantı tarzındaki istidraçlarıyla) müthiş harikalara mazhar olan (yani sahip olan) deccal ise daha ileri gidip cebbarane suri hükümetini” zaten bunlar hükümet olarak görev yapıyorlar “(zor ve baskıya dayalı, aslı olmayan hakimiyetini) bir nevi rububiyet tasavvur edip (Rab gibi (Allah gibi) düşünüp) uluhiyetini (ilahlığını) (Allahlığını) ilan eder...” (Mektubat, sf. 55) Şu an açıkça ilahlığını ilan ediyorlar. Birbirlerine zaten Allah diyorlar. Bak geçenlerde de o ihtiyarı gördünüz. Ben Allah’ım diyor adam.

“Deccal pek bilgin olmayacak fakat herkesi kandırmayı becerecek. Bilhassa kadın ve köylü cahilleri daha kolayca kandırabilecek.” Köylü derken işte görgüsüz, bilgisiz anlamına da gelebilir. Veyahut hakikaten köyde yetişen, köy kökenli insanlar da kastediliyor olabilir. Bazen köylü deyince halk arasında, bilgisi olmayan, görgüsü olmayan, az yetişmiş anlamında alınıyor. Aslında hepimiz köylüyüz, köy kökenliyiz. Köylü olmak güzel bir şey. Temiz, naif insan anlamına gelir. Ama köylü cahilleri derken, okuma imkanı olmamış, araştıramamış, inceleyememiş insanlar akla gelebileceği gibi şehirlerde oturup yine kendini yetiştirememiş kişilere de bakıyor. Yani bu bir remiz bir sembol bu. Dolayısıyla kadın casusları hakikaten çok daha fazla kullanıyor İngiliz derin devleti. Ve daha rahat bağlantı kurabiliyor. Cahil olup kendini alim zannedenleri çok daha fazla kullanıyor. Mesela yine kadın ve erkek zır cahil oluyor. Ama kendini çok akıllı zannediyor. Zaten gördünüz, sık sık da görüyorsunuz. Kendini mürşit gibi görüyor, bayağı bir şeyler anlatıyor. Hakikaten en iyi düşünen, en akıllı olan kişi olduğu kanaatinde oluyor. Ama İngiliz derin devleti tabii kadınları ve cahil insanları dünya çapında muazzam kullanıyor. Bunların içerisinde tabii münafıkları seçerek kullanıyor. Müthiş netice alıyor.

Moğollar hangi Anadolu şehrini işgal etse Şems mutlaka orada oluyor. Her işgal edilen şehirde. Mevlana’nın bir numaralı adamı. Şems’in Makalat adlı eserinde, Moğol siyasetinin yayılmacılığına büyük destek verdiğini anlatıyor. Yani deccalin hakimiyetine büyük destek verdiğini anlatıyor. Kendi kitabında anlatıyor. Bu Moğol yayılmacılığı karşısında duran Ahi ve Türkmen ileri gelenlerine muazzam suikastlar düzenlendi. Kitle katliamları yapıldı. Hep fetva aynı merkezden, aynı yerden. Bu Anadolu’da Moğol istilası olunca tabii Müslüman halk ayaklandı. İsyanı bastırmak için Moğol asıllı ve Mevlana’nın müridi olan komutan Cacaoğlu Nurettin’i görevlendirdiler. Moğol asıllı Mevlana’nın müridi Cacaoğlu Nurettin azılı deccal yani tam cellat adam. Cacaoğlu Nurettin isyanı bastırmadan önce Mevlana’dan izin alıyor, fetva alıyor. Sonra muazzam bir katliama giriyor. Kitle katliamı, yüz binlerce insanı şehit ediyor.

Kraliçe Elizabeth diyor ki dini liderlerle yaptığı toplantıda -bak bütün Müslüman liderleri toplamış oraya-; “Bu son günlerde çok sayıda kişi ölecek” diyor. Nereden öğrendin? “İnsanlar sevenlerine güle güle demenin hazırlıklarını yapmaya başlamalı.” Yani bu alay eder gibi bir üslup. Mesela gelecek çocuğuna diyecek ki, güle güle. Eşine diyecek ki, güle güle. Nereye? “İşte öleceksin de onun için” diyecek. Babasına, kardeşine güle güle. Herkes birbirine güle güle diyecekmiş, Müslümanlar. Görüyor musun kadının üslubunu? Böyle bir pervasızlık, böyle bir alaycılık.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Trump, Amerika’da yaşayan siyahilerin ve Müslümanların kendisinin başkan seçilmesinden sonra dehşete düştüğünün belirtilmesi üzerine, Amerikan medyasını suçladı. “Eğer gerçekten böyle hissediyorlarsa bu berbat bir şey. Bence bu korku medya tarafından hazırlanıyor. Çünkü ülkede bazı olaylar daha önce de yaşanmış olsa da sanki şimdi başlamış gibi gösteriyorlar. Eğer ben bir şey söylememiş olsam dahi onlar bir şey bulup hikayeleştirirler. Basın bu işe yarıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam işte müspet açıklamalar yapsın. Zencilere karşı sevgisini, muhabbetini belirtsin. Zenci olmanın bir güzellik olduğunu, bu güzel insanların Amerika’yı güzelleştirdiğini, Amerika’ya bir renk verdiğini, dünyaya renk verdiğini, çoğunun sanatçı, kişilikli, kalender, sevecen, iyi insanlar olduğunu söyleyebilir. Dolayısıyla bu rahatlatıcı olur. Bu haberi bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: Trump, Amerika’da yaşayan siyahilerin ve Müslümanların kendisinin başkan seçilmesinden sonra dehşete düştüğünün belirtilmesi üzerine, Amerikan medyasını suçladı. “Eğer gerçekten böyle hissediyorlarsa bu berbat bir şey. Bence bu korku medya tarafından hazırlanıyor. Çünkü ülkede bazı olaylar daha önce de yaşanmış olsa da sanki şimdi başlamış gibi gösteriyorlar. Eğer ben bir şey söylememiş olsam dahi onlar bir şey bulup hikayeleştirirler. Basın bu işe yarıyor.”

ADNAN OKTAR: Şimdi bak Müslümanlar için de şöyle yapabilir; “Ben bağnaz, saldırgan, terörist insanlara Müslüman dahi demek istemiyorum. Ama bunlar kendilerine Müslüman diyorlar. Ama herkesi seven, insanları seven, Hristiyanlarla-Musevilerle barış içinde yaşayan gerçek Müslümanları ben tenzih ediyorum. Onlar benim dostumdur, kardeşimdir. Ben onları çok seviyorum” derse konu biter. Biraz danışmanlarında herhalde bir bozukluk, eksiklik olabilir. Nezaketiyle bunu söyleyebilir. Biz onu internetten de oraya gönderebiliriz. İngilizce hazırlayalım. Sürekli tavsiyede bulunalım. Çünkü bu aklı başında bir insan, normal, sevecen. Ama İngiliz derin devletini daha tanımıyor. Belanın büyüklüğünün farkında değil. Medya diyor. Ne medyası? İngiliz derin devleti var karşısında. Medya orkestra şefi olmadan o parçayı çalmaz. Hepsi aynı gün, aynı sloganlarla ortaya çıkıyorsa demek ki bir yöneten var demektir. Bozuk sesler çıkması lazım, birinden başka, birinden başka türlü. Ama bunlardan koro halinde düzgün ses çıkıyor. Demek ki bir organizasyon var. Bunu fark etmemiş olabilir. Onu anlatalım. İngiliz derin devleti hakkında bilgi verelim derli toplu. Müslümanlara nasıl davranması, zencilere nasıl davranması gerekiyor, onları anlatalım. Sürekli yol gösterebiliriz. Mesela bu göstericiler profesyonel dedim. Ondan sonra o da kendisi açıkladı, profesyonel dedi. Yani her konuşmamın arkasından ona benzer bir konuşma yapıyor. Yabancı basında da çıkıyor bu konuşmalarımız, yazılarımız. Zaten İngilizce olarak ona da ulaşıyor. Yalnız bırakmamak lazım. Yani sürekli Türkiye'nin desteği onu çok açar moral yönünden. Tayyip Hoca çok iyi yapmış önce Türkiye'ye davet etmekle. Türkiye'den başlarsa ziyaretlere çok etkileyici olur. Zaten birçok şeye de cevap olur. Diyorlar ya, "Müslümanlara karşı" Türkiye'ye geldi mi zaten konu biter. Hemen konu hallolmuş olur.

Küçük meyhaneler çok güzel, sohbet arkadaşlık ortamı açısından çok güzel ama alkol bulunmaması gerekiyor. Meyhane kültürü çok güzel. Her şeyi benzesin ama alkolü sokmamak lazım. Şıra içsin mesela. Şıra, boza içebilir, meyve suyu, her türlü üzüm suyu, her türlü şey olabilir. Bozuk üzüm suyu içeceğine sağlamını içsene kardeşim. Allah Allah. Ne zorun? Bozulduğunda akıl almaz pis bir tat alıyor, berbat bir şey oluyor. Yani öyle az boz bozulma değil, felaket bir şey oluyor. O içilir mi? İnsanın ciğerini yakar. Tertemiz, taze sıkılmış üzüm suyu fıçılarla gelsin hatta posalı da böyle iç istediğin gibi, sohbet de et. Alkol olmaz.

Dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Amerikan Başkan Yardımcısı Mike Pence, Amerikan halkı için "Allah'ın emrindeki bir ulus" ifadesini kullandı ve şunları söyledi; "Ülkemiz için dua etmenizi istiyorum. Amerikan rüyasını yeniden canlandırabilmemiz için dua edin. Ülkemizdeki fikir ayrılıklarını düzeltip daha zengin bir geleceğe ilerleyebilmemiz için. Ve kadere sarsılmaz bir güvenle Allah'ın emrindeki bir ulus olarak hareket ederek herkese hürriyet ve adaletle davranacağız."

ADNAN OKTAR: Kardeşim, sen bunları söylüyorsan artık senin yolun açılır. Güzel, gönlün çok rahat olsun. Çok güzel. Mümin üslubuyla konuşmuş. Bir daha. 

KARTAL GÖKTAN: Amerikan Başkan Yardımcısı Mike Pence, Amerikan halkı için "Allah'ın emrindeki bir ulus" ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Mike Pence çok güzel söylemiş. 

KARTAL GÖKTAN: Ve şunları söyledi; "Ülkemiz için dua etmenizi istiyorum. Amerikan rüyasını yeniden canlandırabilmemiz için dua edin. Ülkemizdeki fikir ayrılıklarını düzeltip daha zengin bir geleceğe ilerleyebilmemiz için. Ve kadere sarsılmaz bir güvenle Allah'ın emrindeki bir ulus olarak hareket ederek herkese hürriyet ve adaletle davranacağız."

ADNAN OKTAR: Bir kere şu kapanan kiliseleri devlet açsın. Satın alsın. Kimini meyhane yapmışlar, kimini diskotek yapmışlar. Böyle şey olmaz. Üç kişi bile olsa oranın müdavimi, oraya gelen insanlar, olur. Bulunur da ayrıca. Halk parasını ödeyemiyorsa devlet ödesin. Kilise kapanmaz. Sinagog kapanmaz. Mescit kapanmaz. Parasızlıktan ne demek? Neye ihtiyacı olabilir bir kilisenin? Neye ihtiyacı olabilir? Sadece ışık olacak bir de ısıtma, o kadar. Kapanan bütün kiliseleri açsınlar. Bereket gelir, güzellik gelir. Tabii ki dua ediyoruz, dua edeceğiz Amerikan rüyası güzel bir güzellik, güzel bir hoşluk, insanların beğendiği bir güzellik. Allah iman ettikleri için o güzelliği vermişti, iman zaafı olunca Allah o güzelliği aldı. Şimdi yeniden verecek inşaAllah İsa Mesih (as)'in bereketiyle. Belli ki İsa Mesih (as) bereketi gelmiş. Tayyip Hocam da bütün gücüyle desteklemeye devam etsin, Putin desteklemeye devam etsin, İran desteklesin. Pakistan, Hindistan destekleyebilir. Türki devletler desteklesin. Kısa sürede bu ülke düze çıksın. Amerika zengin olsun, halkı dindar olsun. Belanın içine girmesinler. İngiliz derin devletinden yakalarını kurtaralım. İngiliz derin devletinden Amerika yakasını kurtardığında acayip bir ferahlık, acayip bir güzellik olur. İngiltere'nin derin devletinin müdahalesine son. Bu bitsin. Amerikan halkının zenginliğinin en mühim sebeplerinden biri bu olur. Bütün parasını pulunu, imkanını İngiliz derin devletinin saldırganlığına harcıyor Amerika. Senin ne işin var Irak'ta, Suriye'de, orada burada? Sel gibi kan akıtıyorsun, ne zorun? Afganistan'la ne işin var yani? Kitap ver, bilgi ver. Sen güzel örnek olursan onlar örnek alır. Mesela Museviler dini anlatmak için hiç zorlanmıyorlar sadece koyu dindar oluyorlar. Bütün Arap alemi örnek aldı onları. Kıskanıyorlar dindarlıklarını, haset ediyorlar dindarlıklarına.

"Fotoğrafına kurşun sıktım. Yaktım bir cigara." Bilmem ne falan. Kızların işi çok zor Allah vermesin böyle tiplerle. Yazık çocuklara. "Sabaha kadar cigara içtim." Bilmem, "Sabaha kadar şarap içtim. Ölüyorum, geberiyorum." Bilmem ne. Çok gıcık hareketler. Leş gibi sigara kokuyorsun, leş gibi şarap kokuyorsun. Aklın havada. Dine önem vermezsin, İslam'a önem vermezsin. Tertemiz kız. E nedir amacın? "Gönlüm yanıyor." Bilmem ne falan. Kardeşim, bırak. Boş kafasın sen. Seni hiç kimse beğenmez bu kafanla. Sen iman ehli olmadıktan sonra, Allah'ı sevmedikten sonra Allah sende öyle bir şey yaratmaz. İşte yapacağın odur ancak resmine kurşun sıkarsın, bilmem ne falan. Sonra da sabaha kadar ağlarsın meyhanelerde. Meyhanenin iyi özelliği, seri ızgara yapılmadığı için ızgaralar güzel olur. Yavaş yavaş güzel pişer. Bizzat meyhanenin sahibi dostluklar kuracağı için bizzat görüşür, o da güzeldir. Büyük lokantalarda öyle bir şey yok. Öyle dostluk ortamı olmuyor. Küçük meyhaneler iyidir. Küçük meyhaneleri teşvik etmek lazım. Fakat alkol, sureti katiyede. Şıranın en alası gelsin, fıçılarla. Üzüm suyunun en güzelleri gelsin. Kara üzüm suyu, bilmem ne falan. Ne güzel zehirlenmeden çıkacaksın, evine adam gibi gideceksin. Yerlere yatıyorsun. Sabahın dördünde yağmur gibi birbirlerine kurşun sıkıyorlar. Ayıldıktan sonra; "Ben ne yaptım?" diyor. Elinin körünü yaptın. Adam öldürüyorsun. Bildiğin halde bu hale geleceğini bunu yapıyorsun. 

Çekimlerde sürekli aldığım parçalar görünsün. Yani onu yapan sanatçı da bayağı uğraşmış. Hepsi birbirinden güzel maşaAllah. El yapımı hepsi. İtalyan sanatçıların zevkine herkes hayrandır, biliyorsunuz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Parçalar mükemmel ama sergilenme teknikleri de çok şahane.

ADNAN OKTAR: Evet. Her parçayı teker teker seçerek aldım.

OKTAR BABUNA: 17-18 sene önce tarif ettiğiniz çiftlik anlata anlata hala bitirilemiyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, vesile olduk. Uzaktan, bir kere bile gitmeden, resimlerden tarif ettim.

BÜLENT SEZGİN: Bir video vardı, süper ayı gösteren.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: 21. yüzyılın en büyük süper ayı bugün Süper Ay adı verilen bu doğa olayıyla dolunay 68 yıl sonra ilk kez bu kadar parlak gözüküyor. Dolunay bugün yüzde 14 daha büyük ve yüzde 30 daha ışıklı görülecek. Los Angeles ve İspanya’da bu şekilde görüldü.

ADNAN OKTAR: Resulullah (sav) diyor ki, “İbrahim (as) gibi imam Mehdi (as) da alevlenen ateşten güvenli ve emin olarak çıkacaktır.” Yani deccaliyetin azgınlığından güvenli ve emin olarak çıkacaktır.

Saffan bin Mihran Cemal’den İmam Caferi Sadık (as) şöyle buyurdu; “Allah’ın Resulü ferman etti ki, Allah’a andolsun ki” diyor Peygamberimiz (sav), yemin ediyor. “Mehdiniz aranızda gizli olduğu dönemde” daha bilinmiyor. Var ama Müslümanların arasında gizli. “İçinizden bazı cahiller diyecek ki; Allah Ali Muhammed’e Mehdi’ye ihtiyacı yoktur. Sonra o Mehdi yeryüzüne parlak yıldız gibi zuhur edecektir.” Bak “İçinizden bazı cahiller” Mehdi daha gizli iken diyecek ki: “Allah’ın Ali Muhammed’e Mehdi’ye ihtiyacı yoktur. Sonra Mehdi yeryüzüne parlak yıldız gibi zuhur edecektir ve yeri zulüm ve haksızlıklarla dolduğu gibi adalet ve eşitlikle dolduracaktır. (Kemalüddin cilt 2, sayfa 341)

Resulullah diyor ki (sav); “İmam Mehdi tüm insanların en sakin, en sakınan” yani yanlıştan kötüden, kirden her şeyden sakınan, “en dindar, en cömert, en cesur ve en sadakatlisidir” diyor Peygamberimiz (sav). “Bütün insanlığın” diyor. (Hak el Hak cilt 13, sayfa 367)

“İmam Mehdi bütün gam ve zulmetleri giderecek güneştir.” İnsanlarda üzüntü, zulmet, anarşi, terör kalmayacak. “İhsanda bulunduğu zaman pek bereketli bir yağmurdur.” Yani “muazzam mal ve para, imkan dağıtır” diyor. (Muhammed bin Resul el Hüseyni el Berzenci Kıyamet Alametleri, 188)

Resulullah (sav) diyor ki; “Mehdi’nin varlığı bir nimettir. Onun yönetimi bir başka nimettir” diyor. Bak, “kendisi nimettir, yönetimi de bir nimettir” diyor Resulullah (sav). (Şerhi Tecrit, Tusi 389) sayfa.

Resulullah (sav) diyor ki yine; “İmam Mehdi’nin tebliğ yöntemi insanların kalplerinin derinliklerine işleyen ve Allah’a en samimi kalple yönelten türden olacak.” Son derece samimi imanla insanlar Allah’a yanaşacaklar. Öyle sahtekar hocalar gibi olmayacak diyor. Yahut işte donuk hocalar gibi veyahut bazı din mühendisleri gibi olmayacak. Nasıl olacak diyor? “İnsanların kalplerinin derinliklerine işleyen ve Allah’a en samimi kalple yönelten türden olacak” diyor yaptığı tebliğ. Mesela görülmemiş bir şey bu. Yani sahabe döneminden sonra görülmemiş. “Dinden uzaklaşmış olanlar ibadetlerine ve kanaatlerine ve güvenliğe geri dönecekler” diyor. Yani “ateist olanlar, Allah’ı inkar edenler yeniden iman edecekler” diyor. Görüyor musun Hz. Mehdi (as)’ın hedef kitlesini? Mesela cami hocalarının falan yapacağı bir şey değil bu. (İkdud Durar sayfa 156, Bihar-ül Envar, cilt 53, sayfa 36 ve 280)

Ebu Basir’den İmam Cafer Sadık (as) dedi ki; şeytandan Allah’a sığınırım, “…Suçlular çehrelerinden tanınacak.” (Muhammed Suresi, 30) ayetini şöyle tefsir etti. “Resulullah’tan duydum ki” diyor “Allah onları tanır, lakin bu ayet Kaim Mehdi hakkında nazil olmuştur. Mehdi onları münafıkları çehrelerinden tanıyacak ve ashabı ile birlikte onları darmadağın edecek.” Anti-münafıktır Hz. Mehdi (as), bakar bakmaz tanır. (Şeyh Muhammed bin İbrahim Numani, Gaybet-i Numani, sayfa 283) Tabii bu zannı galiple. Burada kastedilen zannı galip.

Hasan bin Salih-i Bezzaz’dan, Hasan bin Ali Askeri (as) şöyle buyurdu; “Resulullah ferman etti ki: Doğrusu benim oğlum Mehdi benden sonraki Mehdi’dir. Uzun ömürlülükte ve gaybette peygamberlerin sünneti onda vuku bulacaktır. Bu süre çok uzadı diye bazı kalpler taş gibi sertleşecektir. Allah’ın kalbine iman yazdığı ve rahmetiyle desteklediği kimseler dışında Mehdi’ye inanan kalmayacaktır.” “Sadece samimi müminler ona inanacaklar” diyor başlangıçta. Onun için tanınamamasının nedeni bu. “İmam Mehdi’nin hakimiyeti Allah’ın tüm yarattıkları hakkındaki delillerdendir. Bunlar öyle çoktur ki Mehdi’nin delilleri bütün insanların üzerinde galip gelecek.” Yani kitaplarıyla, eserleriyle, fotoğraflar, belgelerle öyle deliller sunacak ki diyor bütün insanlara galip gelecek. Yani aksini söyleyemeyecekler. “Ve kimsenin ona karşı getirecek bir gerekçesi, delili, nedeni olamayacaktır.” Öyle sağlam açıklıyor Hz. Mehdi (as).

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Şeyh Nazım Hocamız sizi anlatırken “Onun sözünün üstüne söz söylenmez” demişti.

ADNAN OKTAR: Biz de Hz. Mehdi (as) talebesi olduğumuz için. Gül bahçesine giren gül kokar. Bizde de Mehdiyet’in kokusu oluyor tabii ki.

İngiltere’nin yaptığı işgal döneminde beş yıl boyunca İstanbul’da işkencehane olarak kullanılan hamamlar var, oteller var, kule var, camiler var ve hanlar var işkencehane olarak kullanılan. Bunlardan bir tanesi Kroker Oteli, bu karargah haline getirilmiş o zaman. Eski halini gösterebiliyor musun? Bunun alt kat odalarında Kuvayi Milliyeci aslanlarımız tek tek muazzam işkencelerden geçirilip şehit edildiler. Şimdi öğretmenevi ve akşam sanat okulu olarak kullanılıyor bu bina.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Zelanda’da 7,8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremde iki kişi hayatını kaybetti. Dev heyelanlara yol açan deprem nedeniyle birçok yol kapandı. Depremin ardından tsunami dalgalarının beş metreyi bulabileceği belirtildi. Büyük deprem devam ederken bölge sakinleri gökyüzünde parlayan dev bir mavi ışık gördü. Sosyal medya hesaplarından paylaşılan görüntülerde parlak ışık görünüp kayboluyor. Bir video var.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Deprem anında değil mi? İstanbul’da da olmuştu.

EBRU ALTAN: Evet, denizde çok net gördüklerini söylemişlerdi.

ADNAN OKTAR: İyi yine Cenab-ı Allah onlara kolaylık meydana getirdi de büyük tahribat, büyük ölümler olmadı.

KARTAL GÖKTAN: Depremden bir görüntü daha var Adnan Bey. Depremin merkez üssüne yakın konumundaki bir kasabada iki inek ve bir dana küçük bir toprak parçası üzerinde kalmış. Allah kurtarmış maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah bayağı büyük bir çöküntü olmuş. Ama onların şekerliğine bak, Allah onları korumuş hakikaten, bu alenen mucize, çok güzel. Yani çünkü her yer gitmiş bir tek orada kalmış. Çok büyük olay olmuş.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Asya yazarı Ahmet Demirdöğmez, “Büyük Mehdi” başlıklı bir yazı yazdı Adnan Bey. Yazısında Üstad’ın ahir zamanda büyük Mehdi ve etrafındaki cemaatin İslam’ın hakimiyetine vesile olacağını anlattığını yazdı. Şöyle söylüyor: “Üstadın anlatımlarından çıkan odur ki Hz. Mehdi (as) nurani cemaatiyle ve dünya çapındaki eserleriyle insanları dünyevi ve manevi mutluluğa kavuşturacaktır. Dünya barışının sağlanmasına ve İttihad-ı İslam’ın oluşmasına vesile olacaktır. Ve İslam dünyaya Hz. Mehdi (as) ve cemaatinin eliyle hakim olacaktır inşaAllah” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel ama bir netleştirsinler yani Hz. Mehdi (as) geldi mi gelecek mi? Oradaki ifadeden gelecek gibi de görünüyor. Ama ortalı konuşmuşlar. Bir de Hz. Mehdi (as)’ın geleceği tarihi veriyor Bediüzzaman, onu da bir daha söylesinler. İki-üç yerde çok net ifade ediyor. “Şeddeli lamlar ve mim ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar Mehdi ve şakirtleridir” diyor, 2010 tarihini veriyor. Mesela onu söylemesi lazım, dürüst davranması lazım. Yine başka bir yerde “bundan yüz yıl sonra gelecek olan Mehdi” diyor. Açıkça söylüyor. Yine başka bir yerde “1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişlerdir” diyor. Onu da söyleyebilir Sözler’de. Yine Şam Hutbesi’nde, Emevi Camisi’nde “30-40 sene sonra” diyor. Yani 1981-91 ve 2001 yılları içerisinde Mehdiyet’in büyük aşamalar geçireceğini söylüyor. Bunları söylemeleri lazım. Mesela Sözler’de sayfa 318’de “İstikbali dünyeviyede” dünyanın geleceğinde “1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib yakın zannetmişlerdir” diyor. 1400 seneyi açık açık söylemiş Bediüzzaman, bunu söylemeleri lazım.

17 Ağustos depreminde karşı kıyıda hakikaten dev bir ışık oluşmuştu, mavi bir ışık. Biz bahçedeydik, bahçeye çıkmıştık. Ayağımın altında böyle kaşıyordu toprak. İki parça yani parke arası açılıp geri kapanıyordu, açılıp kapanıyordu.

Bak, diyor ki Bediüzzaman Kastamonu Lahikası sayfa 61, 62. Eğer bu Nurcu kardeşlerimiz samimiyse bunu söylemeleri lazım. Dürüst olsunlar. “Hakiki beklenilen.” Bak, “sahte beklenilen” demiyor. “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat” diyor. Kastamonu Lahikası 61,62. Niye söylemiyorsunuz bunu? “Bir asır sonra” diyor. Ne zaman söylüyor bunu? 1910 yılında söylüyor. 2010 yılından bahsediyor, niye söylemiyorsunuz? Mesela diyor ki yine Şualar sayfa 605’te “Şimdi hatıra geldi ki eğer şeddeli lamlar ve mimler ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise Hz. Mehdi’nin şakirtleri talebeleri olabilir” diyor Şualar sayfa 605, yine 2010 yılını söylüyor. Kim bu kişiler? Kim bu şahıs?

1965 yılında belediyenin Galata Kulesi’ni onarım çalışması sırasında kulenin temelini takviye amacıyla yapılan kazıda dört metre derinine inilince kulenin merkezinden geçen bir tünel ortaya çıktı. Yetmiş santim genişliğinde, yüz kırk santim yüksekliğinde muntazam taş örgülü olan tünel otuz metre kadar ilerlenebilmiş. Daha sonra çöküntülere rastlanmış. Gizli kaçış yolu olarak yapıldığı anlaşılmış. Ve birçok insan iskeletine de rastlandı bu araştırma yapılırken. Dört kafatası bulundu, eski paralar bulundu. Ama asıl tabii bu kullandıkları binalar ayrıydı. Yani işkencehane olarak kullandıkları onların resimlerini tek tek göstermiştik. Hastane, postane, hamamlar, hanlar, oteller, otellerin alt katı İngiliz gizli servisinin, İngiliz ajanlarının kullandığı işkencehanelerdi.

BÜLENT SEZGİN: Kız Kulesi de demiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Özellikle evet, Kız Kulesi’ni rasat işlerinde kullanıyordu istihbarat. O binaların hepsini gösterebiliriz tek tek.

BEYZA BAYRAKTAR: Zemininde de çok derinlerde büyük bir oda olduğunu söylüyorlar işkence için Kız Kulesi’nin.

ADNAN OKTAR: Evet, alt katı onun için kullanılıyor.

KARTAL GÖKTAN: İşgal yıllarında Galata tam bir İngiliz üssüydü, özellikle Galata Kulesi Sokak, Kuvayi Milliyecileri izlemeye çalışan İngiliz istihbaratının merkeziydi. Gözetleme kulesi olarak kullanıldı Galata Kulesi uzun süre. Galata Kulesi üzerinde gözetleme yapıyor İngiliz bahriyeliler. Burası İngiliz karakolu, İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Galata Kulesi Sokak’ta Kuledibi Hastanesi’nin arkasında bulunan, işgal döneminde binlerce insanın fişlendiği, işkence gördüğü ve Kuvayi Milliye hareketine karşı casusluk faaliyetlerinin yürütüldüğü bina, bugün restoran olarak kullanılıyor. İlk başta İngiliz hapishanesi olarak inşa ediliyor. Daha sonra İngilizler işgal ettikten sonra İstanbul’u, burayı karakola dönüştürüyorlar. Burası hastane olarak kullanılıyordu, İngiliz Bahriye hastanesi. Eminönü’nden Karaköy’e bakıldığında Galata Kulesi’nin hemen sol altında küçük bir kule göze çarpıyor. Bu kule İngilizlerin hastanesinin rasat kulesi. Amaç bu kuleden İstanbul’a gelip giden gemileri gözetlemek ve istihbarat toplamak. İngilizler bu hastane kulesini askeri ve istihbarat amaçlı kullandılar.

ADNAN OKTAR: Ayrıca işkence ve sorgulama yeri olarak kullanıldı.

Emir İbn-i Şamir’den, Ebu Cabir (as)’den rivayet edilmiştir. “Resulullah (sav) ferman etti ki “Yüce Allah’ın kitabındaki Mehdi’nin bilgisi ve onun elçilerinin sünneti Mehdimizin kalbinde bir bitkinin en güzel şekilde büyüyüp yetişmesi gibi gelişir.” Yani Kuran’ı kavrama ve anlatma yeteneği Mehdimizin kalbinde bir bitkinin en güzel şekilde büyüyüp yetişmesi gibi gelişir. (Kitab-ül Gaybet, Bihar-ul Envar, cilt 51)

“Mehdi’nin zahir olduğu yıllarda” diyor Resulullah (sav), “koyunlar çobanlarından kaçması gibi insanlar Mehdi’den kaçacaklardır” ilk başlangıçta. “Daha sonra insanlar her yerde bir ıslahatçı aramaya başlarlar.” Yani bir kurtuluş meşalesi, kurtarıcı bir insan ararlar. “Ancak ondan Mehdi’den başka kendilerine yardım edecek birini bulamadıklarından ona koşmaya başlarlar ve ona teslim olurlar” diyor. (Bihar-ul Envar, cilt 52, sayfa 356)

“Mehdi insanların kötülük ve canilik ve zulümden bıktığı, hiçbir gaip gizli yaşayan onun kadar aziz ve sevgili olmadıkça” diyor. Bak diyor ki; “Mehdi insanların kötülük, canilik ve zulümden bıktığı ve hiçbir gaip gizli yaşayan onun kadar aziz ve sevgili olmadığı bir zamanda kıyam edecektir.” Yani insanlarda müthiş bir Mehdi sevgisi olacak” diyor “sonradan.” (El-Havi cilt 2, sayfa 159)

Bütün dünyada en büyük felaket münafıklık. Müslümanların oyuna getirilmesini şeytan münafıklarla sağlıyor. Çünkü şeytanın cin ordusunun pek bir etkisi olmuyor ama ins ordusu çok yamandır. İns ordusu da işte insanlardan oluşan münafıklar. Münafıklar çok rahat organize edebiliyor, iblis takımı. Cin şeytanlar sadece insana gelir fısıldar ama ins şeytan hem insanın içine açıkça alenen girip görünüyor, gözle görülür şekilde. Konuşuyor, plan yapıyor, organizasyon yapıyor ve sırtını derin devlete dayıyor, dünya derin devletine dayıyor. O güç amansız oluyor. Hem şeytanın hulul ettiği hem de kendi nefsani deliliklerini yaşayan bir makine var karşısında. Onun için en etkili şeytani sistem münafıklardır yani ins şeytanlardır. O yüzden cin şeytanlarla ins şeytan karşılaştırıldığında cin olanlar yüzde bir ise insan şeytanlar yüzde 99’dur. Muazzam bir tahribat gücü vardır, vurma gücü vardır ama Mehdiyet karşısında münafık gücünün, şeytanın gücünden bahsedemeyiz. Sadece zavallı, köpek gibi ezilen, aşağılanan, rezil-kepaze edilen, maymun gibi denek gibi kullanılan bir domuz sürüsü hükmündedir. İngiliz derin devletinin şu anki paniği ondan. Dünya çapında büyük bir panik yaşıyorlar. Bu çok küçük bir grup karşısında.

EBRU ALTAN: Bütün yöntemlerini deşifre ettiniz siz.

ADNAN OKTAR: Evet. Çok küçük bir grup. Biz Mehdiyet’in talebelerinin talebesi olabiliriz ancak. Ama akıl almaz bir dehşet yaşıyorlar. Bütün casusları, oyuncuları, adamları falan eli ayağı boşalmış vaziyette. Birbirlerine karşı şu an İslam’ı kullanır pozisyondalar. Adam homoseksüel ilişkiye giriyor onu besmele ile yapıyor. Homoseksüelliğin dışında bir ahlaksızlık yapıyor adam öldürmeye kalkıyor besmele ile yapıyor. Yeni bir şey çıkartmışlar öyle bir yöntem. Mesela fuhuş yapıyor besmele ile yapıyor. Oyun oynuyorlar adeta. Büyük bir ahlaksızlık sistemi kendi aralarında yayılmış. Bütün bu alçaklıklarına, ahlaksızlıklarına rağmen kendi aralarında bir sonsuz sadakat yeminleri var. Bu inanılır gibi değil. Sonsuzluğa inanmadıkları halde sonsuzluk yemini ediyorlar. Allah’a inanmadıkları halde Allah adına yemin ediyorlar. “Allah’ı anlat” diyorsun birbirlerini gösteriyorlar. Böyle psikopatlık böyle manyaklık görülmedi. Elemanları olan kızların tamamını fuhuşa çekiyorlar. Elemanları olan erkek çocuklarının tamamını da homoseksüel yapıyorlar. Şu anki telaşlarını ve homoseksüel desteklerini biliyorsunuz dünya çapında, cinnet derecesinde.

En’am Suresi 121’de Cenab-ı Allah; “Üzerinde Allah’ın isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısk’tır (yoldan çıkıştır).” Yani Allah adına anılmayan, kesilen hayvanlar bunları yemeyin diyor Allah. Put adına kesilenleri yemeyin. “Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli çağrılarda bulunurlar.” Bak, ne diyor ayette dikkat edin. “Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına” yani münafıklara “gizli çağrılarda bulunurlar.” Zaten bunların bütün meselesi de gizli biliyorsunuz çalışmaları. “Onlara itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz.” Şirk koşarsınız diyor çünkü Allah’ın dediğini yapmıyorsun şeytanın dediğini yapmış oluyorsun. “Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık.” (En’am Suresi/112) Yani bak insan şeklinde şeytanlar var. Peygamberlere, imamlara bunlar musallat oluyorlar. Bunlar kadın veya erkek görünümünde de olabiliyor, ama şeytan. Bak, “insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık.” Cin şeytan da oluyor ayrıca cin şeklinde, görünmüyor. “Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.” Böyle süslü, entel konuşmalar. Çok eskiden beri var böyle anlaşılmaz, çözümlenmesi gereken entel ifadeleri. Tabii münafıkhane olan, münafıkhane entel. Yoksa entellik suç değil. “Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı.” Burada ne demek istiyor Cenab-ı Allah? “Ben yaratıyorum” diyor kaderde. “Bir güçleri yok” diyor Allah. “Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.” Yani “bir etkileri olmaz” diyor Allah. Korkulacak olan, çekinilecek olan Allah’tır. “Onlardan korkup çekinmeyin” diyor Allah.

Araf suresi 30’da da Allah; “Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti.” Kimi Mehdi oluyor kimi şeytana uyup deccal oluyor. “Çünkü bunlar, Allah’ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi.” Mesela İngiliz derin devletinin yöntemi şeytanla bağlantı kurmak, ondan emir almak. Şeytanları veli edinmişlerdi. Veli yani ne demek? Koruyucu. Bunlar ne yapıyor? İngiliz derin devletini kendilerine veli ediniyor, babası gibi görüyor, annesi gibi görüyor kendisini koruyan-kollayan, yediren-içiren güvenebileceği, onu sonsuzluğa götürecek birisi olarak görüyor. Bak sonsuzluğa inanmadıkları halde sonsuzluğa inanıyorlar. “Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar.” İngiliz derin devletini doğru yolda sayıyor, Müslümanları da sapık görüyor sapkın görüyor. Kendini çok akıllı zannediyor. Ve onun avanesini de çok akıllı zannediyor.

Şuara Suresi 221-223’te; “Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?” Şeytanlar hangi insanların üstüne iniyor. “Onlar, ‘gerçeği ters yüz eden,’” yani sürekli yalan söyleyen, üçkağıtçı, cemiyet mikrobu dediğimiz, haysiyetsiz, karaktersiz, cibilliyetsiz, namussuz tiplere. Bak, “gerçeği ters yüz eden” her şeyin tersini yapan. “Günaha düşkün” sürekli haram peşinde, sürekli pislik peşinde, sürekli Müslümanların aleyhine faaliyet yapan. “Her yalancıya inerler.” Münafıklar acayip yalancıdırlar. Sürekli sahtekarlık yapar, dolandırıcıdır. Sahtekar ve yalancıdır. “Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.” Mesela durduk yere münafık yalan söyler. Şeytana kulak verdiğinden oluyor o. Şeytan ona ilham ediyor. Hemen böyle münasebetsizce deli gibi yalan söyler. “Şunu nereden aldın?” dersin, yalan söyler. “Bunu nereye koydun?” dersin, yalan söyler. Bir haram işler yalan söyler. Kendine göre de düzenler yapar, oyunlar yapar.

Münafıklar için, münafıklardan oluşan şeytan ordusundan oluşan yakın çevre çok önemli oluyor. Onların kendilerini kurtaracağını zanneder. Allah’a inanmadığı, güvenmediği için. Onun için mümkün mertebe işte homoseksüellerden, dinsizlerden, ateistlerden, ahlaksızlardan, İngiliz derin devleti mensuplarından kendine geniş bir çevre yapar. Bu çevreyi yapmak için gerekirse bunlar sahte hesap da üretiyorlar. Mesela 20-30-40-50-100 sahte hesabı oluyor. Hem kendini övüyor hem de yeni mahluklarla bağlantı kurmak için o sistemi kullanmış oluyor. Münafıkların üstünde çok mahlukat olur. Erbabı olanlar bilir onlara baktı mı üstünde çok fazla şeytan görür. Acayip yüklü olur onlar. Ama herkesin yapabileceği, bileceği bir şey değil o. Baktı mı der mesela bunun üstünde mahlukat dolu der, üstatsa o konuda bilgi sahibi ise. Alenen kaynar böyle üstleri münafıklarda. Mebzul miktarda şeytan üstlerinde hissedilir, görülür. Ama tabii korkunç varlıklar şeklinde gözüne görünür. Ama onun tabii erbabı olan için diyorum. Bir itişir kakışır falan ama omzuna, kafasına her yerine binmiş olurlar yani sırtına.

Zuhruf Suresi 37’de; “Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları münafıkları yoldan alıkoyarlar.” Allah’ın yolundan, doğru yoldan alıkoyarlar, İslam’a hizmet etmekten. Mesela Allah’ı andırmaz, Kuran’ı dinletmez, İslam’a hizmet ettirmez. İslam’a hizmet edildiğini duyduğunda onu gürültüyle, şamatayla bozmaya çalışır. Allah anıldığında onu durdurmaya çalışır. Bak, “bu şeytanlar onları yoldan alıkoyarlar.” Yani görevi odur onların. “Onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.” Münafıklar da kendilerini hidayette olduğunu zannediyor. Hakikaten çok dürüst insan iddiasıyla ortaya çıkar münafıklar. Münafıkla birisi konuşsun yani mesela üçkağıtçı, sahtekarlardan arkadaşları olsun onun, mesela düşünelim bir yerde görsek, her yönüyle dürüst ve mükemmel görürler, hayran olurlar. Hatta ayette diyor ki “sen onların cüsselerini beğenirsin, görünüşlerini beğenirsin konuştuklarında sözlerini dinlersin” diyor. Aklı zayıf olanlar buna kanıyorlar. Yani münafığı fark edemez. Cüssesine kanar tipine ve konuşmasına kanar beğenir. Bilmiyorum görmüşsünüzdür münafıklara böyle hayran olan tipler vardır. Hayret edersin yüz kişinin içinden gider o münafığı seçer. Değil mi? İnsan hayret ediyor nasıl yapıyor neden dolayı bilmiyorsun. Bir içgüdüsel hisle şeytanın ifasıyla bir mucize olarak bunu yapar. Mesela birçok kişi birçok yerde bunu görmüştür, en ahlaksız karaktersize gider birisi yapışır.

Münafıklar için yakın çevre çok önemli. Allah’a inanmadığı için o görsel yani eliyle tuttuğu gözüyle gördüğü şeylere inandığı için yakın çevreye çok önem verir onun için bak diyor ki Allah Araf Suresi, 17’de, “O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın” diyor Allah. “Ben de zebanileri çağıracağım” diyor. Zebaniye gücü yetmiyor tabii arkadaşlarının. Şeytandan Allah’a sığınırım, Münafıklara “Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.” (Bakara Suresi, 11) Mesela İngiliz derin devleti mensuplarına bakın, dünyayı işte düzelteceğiz, savaşlar sonucunda bir güzellik ortaya çıkacak, çatışmadan mükemmellik çıkar, bu akan kan arkasından aydınlık çıkacak böyle delice iddiaları var.

Gülsenem, “Çok yakışıklı ve heybetli, elleri bembeyaz nurlu canımız” diyor.

Nursena, “Hocam senin bilgine hayranım.”

Nurcan Yıldız, “Doğru sözlü sevdiğim. İzahların mükemmel Allah aşkıyla sevdiğim” diyor.

Fatma Karki, “MaşaAllah Allah için doğruları anlatan tek kişisin bir tanem” diyor.

Zehra, “MaşaAllah sevgi öğretmenimiz.”

Yıldız Altaş, “Yeni eşyalar çok güzel renkleri harika canım Hocam.”

Derya Deniz, “Muhteşem ötesi.”

Şöyle cinslik yapan falan arıyorum ben. Yahut ilginç laflar eden.

Her münafığa bakın acayip dürüst olduğu iddiasındadır hayret edilecek şekilde. Yüzlerinde eşek oynamış. Her münafık yani en doğru sözlü, en nezaketli, en akılcı olaylara bakan, en güzel analizleri yapan. Alenen sahtekar en ufak bir utanma hisleri de olmuyor yüzlerinde. Herkes biliyor o da biliyor ama buna rağmen müthiş dürüst insan görünümündedir münafıklar.

Evet Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Operatör Doktor Aytekin Ertuğrul, ‘Durum ve Gidişat Nereye?’ başlıklı yazısında, İngiltere Başbakanı Lloyd George’nin konuşmalarına yer vermiş. Lloyd George 1933’te İngiltere Lordlar Kamarası’nda yaptığı bir konuşmasında şöyle bir bölüm varmış: “Biz kutsal amaçlarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Biliyoruz ki Türkler ne olduğunu bilmedikleri bir dine inanıyor. İşte Türkleri bu dinle yani İslam ile yıkacağız. Bilinçli veya bilinçsiz olarak bütün imamların bizim amaçlarımıza hizmet etmesi gerekiyor. İngiliz istihbaratının birinci görevi budur.”

ADNAN OKTAR: Bak günlerden aylardan beri anlattığımızın bir çözümü, hepsi olmasa da büyük bölümünü kontrol altına almış durumdalar. Bu önemli bunu tekrar tekrar hatırlatalım.

İngiliz derin devletini tanıyan bilen anlatan aydınlarımızın sayısında bir patlama oldu. 300 yıldan beri İngiliz derin devletinin aleyhine kimse konuşmuyordu. İlk defa bizim öncülüğümüzde Türkiye’de yiğidane, merdane delikanlıca bir patlama oldu. Bu Rusya’yı da salladı, Rusya’dan da peş peşe açıklamalar geliyor. İngiliz derin devletini bu mübarek millet tepeleyecek Allah’ın izniyle ilimle irfanla.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz öyle hayırlı bir insansınız ki bütün dünyayı düşünüyorsunuz. İnsanlar ya kendilerini düşünüyor ya kendi ülkelerini düşünüyor sadece ya da kendi topluluklarını. Siz herkesi düşünüyorsunuz. Uyandırdınız insanları İngiliz derin devletine karşı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok güzel ve esaslı gelişmeler olacak.

Evet Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün AK Parti Milletvekili ve Meclis Savunma Komisyonu üyesi Hüseyin Kocabıyık’ın attığı bir tweet sosyal medyada büyük bir tartışma yarattı. Kocabıyık paylaşımında halk arasında konuşulan bir konuyu gündeme getirmiş ve şöyle yazmış: “Devlet büyüklerine bir suikast halinde millet cezaevlerini basacak ve tüm Gülencileri ve PKK'lıları asacak. Halk arasında konuşulan bu” ifadelerini kullanmış.

ADNAN OKTAR: Canım olur mu öyle şey? Çok mantıksız. Cezaevine girmesi için bir kere Allah vermesin jandarmayla çatışmaya girmesi gerekir, kapıları falan kırması gerekiyor, çok acayip bir şey. Türkiye’de o tip bir ayaklanma mümkün değil. Millet aklı başında öyle bir konu olmaz. Kötü bir tehdit metodu olmuş. Yani Fetullahçılara gözdağı vermek işte PKK’ya gözdağı vermek için. Bir kere PKK hiç tınmaz böyle bir şeyi. Birde bunun oluşması son derece güç yani organizasyonu da çok güç, olacak iş değil. Zaten iç ayaklanma demektir böyle bir şey. Bu laflara itibar etmeye gerek yok. Burası kanun hukuk devleti her zaman kanun hukuk işler öyle bir şey olmaz.

En azam mesele münafıklarla mücadeledir. Küfür değil yani mesela bir ateistin kimseye zararı olmaz. Kendi halindedir ateist. Allah’a inanmaz tartışır konuşur, oturup Müslümanlara tuzak kurmaz, kahpelik yapmaz, oyun oynamaz, gidip İngiliz derin devletine muhbirlik yapmaz, haysiyetsizlik yapmaz gizli anlaşmalara girmez değil mi? Müslümanlar hakkında bilgi aktarmaz, hiç üstüne vazife olarak görmez öyle bir şeyi ama münafıkta hayvani yön geliştiği için artık insan olmaktan çıktığı için hayvanın da üstünde bir mahluk olduğu için artık şeytanlaştığı için gözü dönmüş olur. Tek amacı Müslümanları rahatsız etmektir münafığın. Hayatta başka hiçbir gayesi yoktur. İslam’a ve dine zarar vermektir. Kafir öyle değildir, kafir kendi halinde küfrünü yaşar, çok zaruri görürse bir çatışmaya girer. Onun dışında Müslümanı karşısına almaz kafir, o kendi aleminde yaşar. Ama münafık 24 saat Müslümanla çatışma halindedir Müslümanlarla. Cinayet dahil her türlü ahlaksızlığı yapacak güçtedir. Mesela Mısır’ı münafıklar yuttu, mahvettiler. Mesela Pakistan’ın çektiği bütün acıların kökeninde münafıklar vardır. Filistin’i birbirine katan hep münafıklardır. Irak ve Suriye’de bu akan kanın asıl sorumlusu münafıklardır. Sünni-Şii ayrımını yapıp birbirlerine kırdırtan, birbirlerine karşı tahrik eden yine münafıklardır.

Münafıklıkta hainlik adeta nefes almak gibidir. Münafık her an bir ahlaksızlık yapmadan rahat duramaz. On dakika bile ahlaksızlık alçaklık yapmadan duramaz. Bütün ömrü geceli gündüzlü sabah kalktığında hemen ahlaksızlık yapar. Akşam yattığında hemen ahlaksızlık yapmak ister. Uyandığında hemen ahlaksızlık yapmak ister. Küfürde böyle bir şey yoktur. Onun için mümin bütün dikkatini münafığa vermesi gerekir, münafıklara vermesi lazım. İrili ufaklı çeşitli münafık yapılanmalar olur bazıları çok şedit olur. Mesela yüzde yüz gücünde münafıklar vardır ama bazı münafıklar yüzde bir, yünde iki gücündedir. Yani halk arasında daha düşük dozdadır münafıklar ama İngiliz derin devletine organize olan münafıklar çok eşşed oluyorlar. Yani en azgın olan en şiddetli olanlar onlardır. Mesela Firavun’la bağlantılı olan münafıklar en azgınlarıydı. Resulullah (sav) zamanında da Roma derin devletiyle bağlantılıydı münafıklar. En azgınları onlardı. İsa Mesih zamanında da yine Roma. Selçuklular döneminde Hülagü yani asrın deccaliydi. Hep ona yalakalık yapmak istiyorlardı. Yani en azılı zalimler münafıklar o devirde çıktı.

BÜLENT SEZGİN: Hocam siz anlatmıştınız Firavun dönemindeki büyücüler Hz. Musa (as) eğer kaybederse öleceğini bile bile Firavun’un yanında yer almışlar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Siz, Firavun dönemindeki o büyücülerin Hz. Musa (as) kaybettiği anda öldürüleceğini bile bile Firavun’un yanında yer alıyorlar.

ADNAN OKTAR: Ama münafığa karşı tabii müminin zekası, mümin aklı devreye girer. Yani münafığın zekasıyla müminin aklı çatışır. Münafık sürekli ezilir ve aşağılanır. Yani bütün ömrü köpek gibi aşağılanmayla geçer münafığın. Ama bir türlü vazgeçmez. Resulullah (sav) zamanındaki münafıklar da mesela 900 kişiden 300 tane münafık vardı. Muazzam bir sayı. Bütün ömürleri aşağılanarak geçti. Ama münafıklıkta kararlılık kıldılar. Sonra Hz. Osman (ra)’ı şehit ettiler, Hz. Ali (ra)’ı şehit ettiler, Hz. Ömer (ra)’ı, Hz. Ali (ra)’ı. Yani bu alçakların öyle gözü kana da doymaz. Çok çok alçak, fitnecidirler. Münafıklıkta düstur sadece hainlik üzerine kurulu olduğu için münafık sevgiyi bile hainlik için kullanır. Yani seviyorum der ama hainlik amacıyla yapar.

Böyle halk silahlanıp, orayı burayı basması bilmem ne bunlar çok yersiz şeyler. Bir de cezaevindeki bütün PKK’lıları farz edelim öldürsen, hiçbir şey değişmez. Çünkü cezaevindekiler zaten etkisiz hale getirilmiş adamlar. Yani onların bir eylem gücü yok. Cezaevindekiler yapmıyor eylemi, cezaevinin dışındakiler yapıyor. Cezaevindekileri zaten onlar gözden silmişler. Zaten hepsi müebbet almış adamlar. Onları sen öldürsen ne olur öldürmesen ne olur? Yani değişen hiçbir şey olmaz. Sadece ailelerini daha da kinlendirmiş olursun. Daha fazla eleman, daha fazla taraftar demektir. Fethullah Gülen cemaatinden cezaevinde olanların hepsini öldürdüğünü düşünelim. İngiliz derin devleti kasıklarını tutarak güler buna. Çünkü elemanlarını daha da pekiştirmiş olursun. Daha fazla sayıya çıkartmış olursun. Kendilerini mağdur görecekleri için daha da şiddetli hale geleceklerdir. Ve İngiliz derin devleti de zaten kullandığı için o insanların büyük bölümünü zaten işine yaramayacağı için öldürülmeleri onların da hoşuna gidecek bir şey olur. Çünkü onlara ihtiyacı yok. Yani cezaevindeki adama ihtiyacı olmaz onların. Cezaevinin dışındaki adamlar onlar onun için önemlidir. Cezaevindekiler zaten ölmüş hükmünde onun için. Öldürürsen sen o sana teşekkür eder yani. Ve İngiliz derin devleti gücünden hiçbir şey kaybetmez bundan. Çünkü daha hükümet İngiliz derin devletinin adını ağzına alamıyor. Üst akıl diyebiliyor. Mesela bak Tayyip Hoca ne dedi? “Amerika’nın da bir üst aklı var” dedi. İngiltere diyemiyor henüz, diyemedi. Bunu bekliyoruz Tayyip Hocam’dan. Yani bunu dediği an bütün Türkiye’de konu esaslı bir gündem olacaktır. Bak 75 yazarken 7500 kişi bunu birden yazar, en az ilk planda. Ve çok büyük konu olacaktır. Tayyip Hocam bu güzelliği yapsın. İngiliz derin devleti desin. Üst akıl İngiliz derin devletidir desin, kenara çekilsin. Gerisine karışmasın. Ondan gerisini bize bıraksın.

Münafıkta hayvani bir egoistlik oluyor. Kendinden başka hiçbir şeyi, kimseyi düşünmez. Rahatı, keyfi, huzuru, pislik yapması, kepazelik çıkartması, yaygarası, kendi dertleri. Münafığın, Müslümanların dünyada çektiği sıkıntı hiç umurunda olmaz. Müslümanların başına gelenlerde mutlu olur münafık. Suriye’de Müslümanların şehit olması, Irak’ta şehit olması zaten kinli olduğu için münafığı sevindirir. Münafığın derdi günü gününü kurtarmaktır. Günlük çıkarları işte bir şeyler yesin, bir şey içsin, bir şeylerle eğlensin. Mesela film seyretsin, keyfine baksın, fitne çıkartsın, dedikodu yapsın. Orayı burayı telefonla arayıp adilik yapsın. Müslümanların huzurunu kaçırmaya çalışsın, suikast planı yapsın. Müslümanlara ait bilgileri İngiliz derin devletine aktarsın. Mısır’da olduğu gibi Müslümanları kitle halinde katletsin. Develere falan binip o baltacı denen alçaklar Müslümanları kılıçtan geçirdiler. Yani baltalarla doğradılar, ellerinde baltalarla. Hatta adamlar sokağa çıkıp direkt tabancayla ateş ediyordu halka, bir münafık ordusu. İngiliz derin devleti bunları rahatça kullandı. Yani hiç para falan da vermedi. Sadece bir parça bunları teşvik etmek yetti basında. Bir anda bunlar kudurdular.

Münafığı en delirten konu, yaptığı ahlaksızlıkların, alçaklıkların bir bir deşifre edilip, rezil edilmesidir. Çünkü o ahmak kafasında çaktırmadan yaptığını düşünür, hiç ses ettirmeden yaptığını düşünür. Ama bir bir deşifre edilmesi onu delirtir. Duymak istemez o yüzden. Köpek gibi kaçar. Oradan oraya kaçar, oradan oraya ama duymaması mümkün olmaz. Mesela ayet okunurken müthiş gürültü yapıyorlar münafıklar. Duymak istemiyorlar. Kendileriyle ilgili bir hüküm iniyor. Ama duymaması mümkün değil ki yani her yerde konuşuluyor. Planladığı ahlaksızlıkların işe yaramaması, yaptığı oyunların işe yaramaması, yaptığı istihbaratçılığın, yaptığı casusluğun kaale alınmaması, bütün oyunlarının bozulması münafığı adeta psikolojik olarak çökertir, mahveder. Onun için Allah dünyada onları azaplandıracağını söylüyor. İşte azabın bir yönü de budur. Ahiretteki azapları da sonsuz azaptır, cehennemin en derin dibidir. Bu dünyada onlara Allah psikolojik azap yapar. Bazen de hastalıkla bela verir. Ama en ziyade iç sıkıntısıyla münafıkları Allah perişan eder. Çünkü bir ahlaksızlık yapamaması, oyun yapamaması münafığı delirtir. Yani içi içini yer. Her yaptığı adiliğin yakalanması, her yaptığı haysiyetsizliğin yakalanması onu içten adeta eritir, bitirir, yakar. Kalplere tırmanan bir ateşten bahsediyor ya Cenab-ı Allah, işte o nevinden bir ateş onu yakar. Ve müthiş bir ızdıraptır bu münafık için.  

BÜLENT SEZGİN: “Mutsuzluğumuz bize üstün geldi” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğrafı vardı Cumhurbaşkanımız’ın. Şehit olan Derik kaymakamı Muhammet Fatih Safitürk’ün ailesinin evinde abdest almış Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam Anadolu delikanlısı. Normal halktan birisi. Aslında böyle kazanabilir partiler. Bunu bilmiyorlar. Halka muhalif, halka tepeden bakan veyahut halkın anlayamayacağı gibi olursa olmaz. Yani bazı parti liderlerinin halktan uzak olduğunu görüyoruz, üslup olarak, mantık olarak.

Bunlar Kaddafi’nin bir zamanlar yaptığı, 1200 kişinin katledildiği bir cezaevi saldırısı vardı. Onun gibi bir şey yapacak diyorlar Tayyip Hoca için. Tayyip Hoca bayağı aklı başında bir insan. Bunlar gözlerinde ne hale getirmişler Tayyip Hoca’yı? Yani bambaşka bir şekilde görüyorlar. Çok hayret verecek bir ruh ve bakış açısıyla değerlendiriyorlar.  

BEYZA BAYRAKTAR: Bir de siz, kasten de böyle göstermeye çalışıyorlar demiştiniz Tayyip Hoca’yı.

ADNAN OKTAR: Evet, bu şekilde dünyanın gözü önünde düşürmeye çalışıyorlar anladığım kadarıyla. Yani ne yapacağı belli olmayan, faşist görüşlü, dengesiz bir insan gibi göstermeye çalışıyorlar. Çok ayıp yapıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hilal Kaplan Sabah Gazetesi’ndeki yazısında, İngiliz yanlısı basındaki Erdoğan-Putin karşıtlığına değindi. “Anglosakson basında liberal düzenin sonunu getiren diğer iki lider olarak Putin ve Erdoğan’ın anılması boşuna değil. Mevzu, söz konusu liderlerin demokrasi karnelerinden ötürü anti-liberal olarak anılması değildir. Söz konusu olan liberal diye adlandırılan düzenin köşe başını tutan kişi ve kurumların diş geçiremediği liderlerin sayısının her geçen gün artıyor olmasıdır.”

ADNAN OKTAR: O da bak İngiliz derin devletinden dolaylı yoldan bahsetmiş. Ama bizim istediğimiz tabii çok net, açık, sarih bahsetmesi. Böyle çekingen olduğu müddetçe İngiliz derin devleti azgınlığına, şımarıklığına devam edecektir. Bir deşifre etseler bambaşka bir netice alırlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Melih Aşık, Amerika’daki eyalet sistemini öven ve Türkiye’de de yerel meclislerin olması gerektiğini anlatan bir yazı yazdı. Şöyle söylüyor; “Yeni önerilen başkanlık sisteminde Amerika’daki gibi bakanlar meclis dışından seçilecek. Ancak bu bizim vatandaşımız için büyük sıkıntı. Çünkü şu an vatandaş milletvekiline derdini anlatıyor. O da bunları bakana iletiyor. Nihayetinde bakan da bir milletvekili ve tekrar seçilmek için vatandaşın sorununu çözüyor. Ancak yeni önerilen sistemde bakan dışarıdan seçileceği için vatandaşla bir bağı kalmayacak. Amerika’da ise böyle bir sorun yok. Çünkü eyalet sistemi var. Vatandaşın her sorunu eyalet meclisinde çözülüyor. Amerika’dan esinlenerek başkanlık sistemi uygulayan ülkelerin hemen tümünde yerel meclisler mevcut. Bizim sistemde vatandaş açıkta kalacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Zaten başkanlık sistemi oldu diye bir şey yok. Bakacağız yani işimize gelmezse kabul etmeyiz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü