Harun Yahya

Sohbetler (16 Kasım 2016; 14:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, ne diyelim? “İnsanlık sevgi birliğine muhtaç” diyelim. “İnsanlık sevgi birliğine muhtaç” öyle bir sevgi etiketi yapalım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti tarafından anayasa değişikliği ile beraber MHP’ye sunulan teklife göre sistemin adı başkanlık değil cumhurbaşkanlığı olacak.

ADNAN OKTAR: Tamam mesele yok.

KARTAL GÖKTAN: MHP’ye gönderilen mini anayasa paketi yirmi dokuz maddeden oluşuyor. Yeni sistemde ülkeyi yöneten kişi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak isimlendirilecek.

ADNAN OKTAR: Tamam. Ona bir şey yok. Yani bizim istediğimiz şu; bak belediyelere yetki adı altında federasyona kapı açılmayacak. Federasyon şu bu falan hiçbir şey istemiyoruz. Ama hem cumhurbaşkanı hem başbakan olabilir. Yani bir kişinin yönetmesi bu çok makul. Buna bir şey demiyoruz. Bununla ilgili bir alıp veremediğimiz yok. Ama federasyona tamamen kapalı yani tamamen kapalı. Ayrıca belediyelere yetki verme konusunda “emniyet, yargı ve eğitim bunlar belediyelere verilemez” diye şerh düşülmesi lazım. Yani ilkokul, ortaokul, lise öğretimi sen verdin mi onlara PKK’nın yönetiminde bir yerse bitti. Al sana PKK eğitimi. Adama diyeceksin ki “Emniyet de senden sorulur.” Dağdan indirir PKK’lıları, teröristleri polis diye başımıza diker adam. Yargı; PKK’lı hakimin karşısına mı çıkacağız biz? Değil mi? Olmaz böyle. Buna kapıyı tamamen kapamak lazım. Anayasa maddesi ile kapanması lazım. Bunun dışında çok normal yani hem başbakan olsun hem cumhurbaşkanı istediği gibi nasıl istiyorsa yapsın. Kolaylaştıracak şekilde yönetimi hızlandıracak şekilde. Orada bir sorun yok. Birde kendisi gibi yetkili başkan yardımcıları olursa mesela işini kolaylaştırmak için yapabilir böyle bir şey de yani üç kişi veyahut yedi kişi. Başkan, cumhurbaşkanı yardımcısı.

GÖKALP BARLAN: Şamil Tayyar televizyonda başkan yardımcısı olarak Devlet Bahçeli’nin de olabileceğini söylemişti Adnan Bey. İki başkan yardımcısı bunlardan biri de Devlet Bahçeli olsa iyi olur gibi fikrini belirtmişti.

ADNAN OKTAR: O konu zaten o yönde olacağı hissediliyor, anlaşılıyor. O öyle de olması gerekirdi zaten. Onlara da yine aynı şekilde geniş yetki vererek yükü üzerinden alabilir Tayyip Hoca. Çünkü her yere her şeye yetişmesi onu yorar. İki tam yetkili başkan yardımcısı olsun o zaman. Madem öyle düşünüyorlar. O başkan yardımcılarının da yardımcıları olabilir. Yahut başkan vekili olabilir. Başkan vekili. Vekalet olabilir. Başkan vekili, iki tane başkan vekili. Ve başkan vekil yardımcıları olabilir. Mesela üçer tane onların yardımcısı olabilir. Öyle bir sistem de olabilir.

En hayati konu olarak bundan sonra hep münafıklık, İngiliz derin devleti bunları işleyeceğiz. Kuran’da en ziyade ağırlık verilen konu münafıklıktır zaten. Kafir; hayır kafir söylüyor zaten kafir olduğunu. Açık konuşabiliyorsun. Ateistler özellikle “Ben Allah’a inanamıyorum” diyor. İnanamıyor olabilir. Allah hidayet vermemiştir. Bilgisi eksiktir anlatır aydınlatırsın. Ama münafık cemiyet mikrobu yani bayağı tehlikeli bir mahluktur. Yani şeytanın insan şekline girmiş modeli. Mesela bak Samiri öyleydi. Bu alçak çok yetenekli. Ama pislikte yetenekli. Fitnede yetenekli. Mesela altın buzağı heykeli yapıyor ama kusursuz mükemmel yapıyor. Ama sırf altın buzağı heykeline yeteneği var. Fitneye çok yetenekli, dedikoduya yetenekli, İslam’ın hükümlerini değiştirmeye yetenekli, Müslümanların imamı aleyhine faaliyet yapmada yetenekli. Ama çirkin bir yetenek. Yani nitelikli münafık. Nitelikli münafık. Sonra Hz. Musa (as) dağdan inince buzağıyı darmadağın ediyor, onu biliyorsunuz toz haline getiriyor. Suda eriyen toz haline getiriyor. Manna haline getiriyor. Bir kısmını denize serpiyor. Bir kısmını da yiyeceklerine karıştırıyorlar. Şimdi Samiri muazzam yetenekli olmasına rağmen, çok zeki olmasına rağmen hiçbir iş yapamayacak hale geliyor. Çünkü Tevrat’ı açıklayacak durumu yok. Tevrat’ı açıklamak istemiyor. Sıkılıyor. İstemiyor onu yapmayı. Hz. Musa (as)’yı desteklese işine gelmez. Müslümanları desteklese işine gelmez. Müslümanların bulunduğu yerleri tamir etse mesela onların evlerine, ocaklarına, yiyeceklerine bir güzellik sunmak istese işine gelmez. Müslümanları övmek istese işine gelmez. Küfürle de bağlantısı yani münafıklık anlamında bağlantısı koptuğu için deşifre olduğu için acayip sıkılıyor. Müthiş bunalıyor. Hz. Musa (as) diyor ki bak “Sen bundan sonra bana dokunmayın diyeceksin ve yalnız gezeceksin” diyor. Çünkü münafıklıkta kararlı. İslam’a hizmet etmek istemiyor. Şeytanlık yapacak gücü de kalmamış. Ahlaksızlık yapacak gücü de yok. Artık put yapacak durumu yok. Müslümanları yanlış yola sevk edecek durumu yok. Münafıkane fitne çıkaracak hali yok. Bütün yolları kapandığında bu münafık felç oluyor. O yüzden yalnız kalıyor. Cenab-ı Allah ayette de belirtiyor, Tevrat’ta da var. ‘Sen bana dokunmayın diyeceksin’ diyor yani, ‘benimle ilgilenmeyin ben apayrı bir adamım’ kafasında. Küfrüyle ve delaletiyle baş başa kalmak istiyor, fitneciliğiyle. Çünkü yanında Tevrat okusa birisi kan boğar, sıkılır. Allah’tan bahsetse kendisi istemez. O zaman yalnız kalayım bari diyor. Tevrat’ta da bu konuya dikkat çekilmiş Kuran’da da açık açık ifade ediliyor. ‘Sen bu şekilde yaşayacaksın’ diyor. ‘Bana dokunmayın’ yani yalnız yaşayacaksın. İslam’ı kabul etmiş olsa, o pisliğin içinde kalmayacak. Ama kabul etmiyor, kararlı, fitnede kararlı. Mesela daha önce Samiri boş konuşmalar yapıyor, milleti eğlendiriyor, yalanlar söylüyor, uyduruyor, Mısır’da olan olayları abartarak anlatıyor, olmayan olayları anlatıyor. Onları eğlendiriyor yani o kavmin kafalayıcısı olmuş. Birde züppelikle yapıyor. Diyor ki; ‘Musa (as) unutkan’ diyor. ‘Onun asıl ilahı oydu’ diyor. Putperest kafaydı diyor, putperest mantıktı. ‘Ama o unuttu’ diyor. ‘Normalde öyle o’ diyor bak, fitne çıkarıyor görüyor musun ahlaksızlığını? Şirk içinde olduğunu söylüyor Hz. Musa (as)’nın. ‘Aslında o da o görüşte’ diyor. ‘Ama unuttu’ diyor. İmam hakkında aleyhte propaganda yapıyor. Müslümanların imamı. Ama yanına geldiğinde tabii yağcı. Peygamberimiz (sav)’in yanına gidiyor ya, ‘Sen Allah’ın Resulüsün.’ Diyor. ‘Elbette Sen Allah’ın Resulüsün, ama onlar yalan söylüyorlar’ diyor. Nefret dolu yani.

GÖKALP BARLAN: Bir de hırsız olduğundan bahsetmiştiniz. O buzağıyı yapmak için kavminin altınlarını çalıyor, biriktiriyor gizli gizli diye açıklamıştınız, Adnan Bey. Hırsızlığına dikkat çekmiştiniz.

ADNAN OKTAR: Münafıklar hırsız olurlar. Onu ince ince planlarlar. Hatta Kuran’da Karun’un anahtarlarından bahsedilir. Hep hırsızlık sonucu elde ettiği anahtarlar. Münafığın anahtara meraklı olduğunu görüyoruz. Ya maymuncuk olacak ya anahtar olacak, bir şey olacak. Bir yerleri açacak, bir yeri kapayacak, bir şey çalacak. Kuran mühim olmayan bir şeyi anlatmaz. Mesela bak ‘anahtarları’ diyor. Bir topluluğa ağır geliyor diyor taşımak. Münafığın anahtarları hedeflediğini gösteriyor. ‘Bir yeri nasıl açabilirim? Bir yerden nasıl bir şey çalabilirim? Nasıl oyun oynayabilirim?’ Mesela ‘Müslümanların gizli bilgilerini nasıl elde edebilirim? İnternetine nasıl girebilirim?’ Mesela ‘Şifresini nasıl kırabilirim? Nasıl dışarıya casusluk yapabilirim?’ Anahtardan kasıt gizliliği kıran her şey. Müslümanları izlemek için elde edilecek her türlü vasıtayı anlatmış oluyor orda. Karun’un da anahtarlarının amacı o yani Müslümanlardan bir şeyleri gizlemek için yaptığı sistem aynı zamanda. Çünkü Müslümanlara nimetin geçmesini istemiyor, imkanların. O anahtar neyi temsil ediyor? Müslümanlara geçecek nimetin kapısını tamamen kapatmayı remz ediyor. Mesela malı varsa malını kilitliyor. Müslümanlara o mal sorulduğunda ne diyecek? ‘Benim malım yok’ diyecek. Parasını gizliyor mesela. Sorulduğunda diyecek ki; ‘benim param yok’ diyecek. Halbuki malı da var parası da var, stok etmiş. O stokçu zihniyete de Kuran dikkat çekmiş oluyor. Kilitli olduğu için bilinmiyor tabii. Malı, mülkü bilinmiyor. O yüzden de ekonomi biliyorsunuz çöküyor. Malı depoladığı için, parayı depoladığı için. O anahtarlar zaten depoladığı altınların, paraların, malların bir ifadesi olmuş oluyor. Piyasada altın kalmıyor, para kalmamış, yiyecek kalmamış. Hepsini stoklamış. Anahtarlarını da yüklemiş götürüyor. Ortalık, hayat, yaşam ne oluyor? Felç olmuş oluyor. Çünkü her yerden her şeyi çekmiş, bloke edip kilitlemiş. Kilitlediği için de hayatı da durdurmuş oluyor. Kendi zengin yaşıyor ama halk o zaman fakir yaşıyor işte. O kapitalist kafanın tipik uygulamasını Kuran gösteriyor. Çok fazla anahtardan bahsetmek için de ‘bir topluluğa ağır geliyordu’ diyor. Yani muazzam bir mülk yığıldığı anlaşılıyor. Ve bütün bu mülkü de kilitleyip hareketsiz, ölü hale getirdiği de anlaşılıyor. Müslümanlara nimetin geçmemesi için, ‘malım yok’ diyerek kilitlemiş oluyor. Veyahut ‘var ama kilitliyorum hareketlendirmeyeceğim, bekleteceğim’ diyor.

Mesela Samiri, Müslümanlardan çok kendini üstün görüyor. Acayip zeki olduğu kanaatinde. Diyor ki ‘Ben onların görmediklerini gördüm’. Yani ‘bütün kavimden daha akıllıyım ben’ diyor. ‘Onlar göremiyor, ben görüyorum.’ Bak münafığın karakterini görüyor musun? Münafık karakterini. Kuran bak ne kadar güzel Cenab-ı Allah anlatıyor. ‘Bütün kavmin göremediğini ben gördüm’ diyor. ‘Bu kadar akıllıyım’ diyor. ‘Böylece elçinin izinden bir avuç aldım attım’ diyor. Yani imamın, Peygamberin oluşturduğu yolu bozdum diyor. Kendime göre şekillendirdim diyor. ‘Böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden bir şey gösterdi’ diyor. Yani bu fitneden hoşnut oldum diyor. Ancak fitneden hoşnut olacağını, pislikten hoşnut olacağını söylemiş oluyor. Mesela desen ki ona Kuran’ı Tevrat’ı oku, İslam’dan bahset, hayırdan bahset, güzellikten bahset. Bunu yapmaz, acayip sıkılır. ‘Bilmiyorum’ der. Zaten münafıkların yöntemini Kuran belirtiyor. ‘Biz’ diyorlar ‘bilsek İslam’a hizmet ederiz. Ama bize yol gösterin yani nasıl yapacağımızı bilmiyoruz’ diyor. ‘Boş boş oturuyoruz diyor. Ama bize yol gösterirsen yaparız.’ Peki, münafıklığa nasıl kafan çalışıyor? Sahtekarlığa nasıl kafan çalışıyor? Buzağı heykeli yapıyorsun, hırsızlık yaparken bayağı organize çalışmalar yapıyorsun, planlar yapıyorsun, oyunlar oynuyorsun. Her türlü ahlaksızlığı gizlice yapıyorsun. Küfürle bağlantı kuruyorsun, onlara lafazanlık yapıyorsun, saatlerce konuşuyorsun. Orda bir yeteneğin olduğuna göre İslam’a hizmette nasıl yeteneğin olmuyor? Nasıl bilmiyorsun yani? Küfre, münafıklığa muazzam yeteneğin var ama ‘İslam’a yeteneğim yok’ diyorsun. Bu senin ahlaksızlığını gösteriyor. Bilmediğinden değil ahlaksızlığından, vicdansızlığından, iman zaafından oluyor.

GÖKALP BARLAN: Karun’u örnek vermiştiniz Kuran’daki ayeti hatırlatmıştınız Adnan Bey. ‘Bana bu bilgim dolayısıyla verildi’ diyerek kavminin karşısına öyle çıkıyordu.

ADNAN OKTAR: Evet müthiş enaniyet yapıyor. ‘Bunu bana Allah verdi’ demiyor. ‘Ben kendi yeteneğimle bu sistemi oluşturdum’ diyor. Anahtarlar onun egoistliğini, bencilliğini gösteriyor. Müslüman anahtarı hayır için kullanır. Münafık anahtarı şer için kullanır. Mümin küfürden, münafıktan sakınmak için, zalimden sakınmak için kullanır. Münafık da Müslümana fayda gelmemesi için kullanır. Müslümana zarar vermek için kendi kafasınca kullanır ama o her halükarda hayra döner. Kendine şerre döner, mümine hayra döner. Allah’ın böyle gizli bir sistemi vardır. Münafığın her yaptığı hareket kendine şerdir. Her yaptığı hareket de mümine hayırdır. Mesela aleyhte gibi görünür, mutlaka hayırdır, müminde hayırdır. Kendinin lehine gibi görünür, mutlaka şerdir münafıkta. Bu çok büyük bir mucizedir. İstisnasız mutlaka böyle olur.

Günümüzde de münafıklar hainlik yapmak için iletişim vasıtaları kullanıyor. Mesela telefonu, bilgisayarı münafık karakterini uygulamak için kullanıyor. Hiç bilmediğin sistemler. Mesela İngiliz derin devleti bak, Bylock’u öğretiyor. Sırf fitne çıkarabilmek için. Aynı zamanda bunların hepsinin yakalanması için de onlara bu sistemi öğrettikleri anlaşılıyor. Çünkü bunların hepsi yakalanıp hapse atıldığında, daha kendilerine sıkı eleman olacaklarını düşünüyorlar. Mesela titrek, ürkekse hapse girerse oldu olacak artık bittik falan der, daha güçlü olur, daha kararlı olur diye düşünüyorlar. Birde cezalandırma amaçları da var tabii. Kim bilir neye kızmıştır İngiliz derin devleti? Mesela Bylock’u onlara öğretenler de bunlar.

Mesela münafık internette çok şeytani yöntemler uyguluyor. Bunu kim öğretiyor? İşte üst akıl dediğimiz İngiliz derin devletinin ajanları. Mesela yazdığı yazıyı anında siler münafık, yakalanma korkusundan. Bir şekilde hani bilgisayarında kalır da birisi okur falan gibisinden. Hiç ummadığın tahmin etmediğin sistemler öğretiyorlar münafıklara. İngiliz derin devleti kendi elemanlarına. Bylock da hiç umulmadık bir sistemdi gördünüz. Yine böyle karmakarışık, hayret edilecek şeyler öğretiyorlar. Münafıklar da bunları tabii kendileri için bir hayır gibi görüyor fakat müthiş şer oluyor görüyorsunuz. Başları belaya giriyor.

Ali İmran Suresi 167’de “Biz mücadele etmeyi bilseydik elbette sizi izlerdik” dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı.” Yani münafıklar hep öyle ‘ben ne yapacağım bilmiyorum? İslam’a nasıl hizmet edeceğimi bilmiyorum bana yol göster.’ Peki, münafıklıkta soruyor musun? Küfürle bağlantıda soruyor musun? Ahlaksızlık, alçaklık yaparken soruyor musun? İnce ince oyunlar, planlar hazırlarken soruyor musun? Sormuyorsun. İslam’a hizmet çok daha kolay ki. Senin yaptığın melanet ahlaksızlıklarla kıyaslandığında İslam’a hizmet çok daha kolay. Bir Kuran ayetini birisine öğretsen bir nimettir. Bir iman hakikati öğretsen nimettir. Mesela bir kuşun güzelliğini bile anlatmış olsan bir nimettir. Atomun yapısını anlatsan bir nimettir. Onu araştırsan bir nimettir. Zaten bilim baştan sona kadar İslam’ı anlatıyor. Allah’ın güzelliğini anlatıyor. Bilim şu an doğrudan İslam’ın hizmetinde bir sisteme dönüştü. Eskiden bilim küfür için kullanılıyordu. Şu an sadece İslam’a hizmet eden bir sisteme Allah çevirdi. Bilimin yönünü Allah çevirdi. Şu an bilim dendi mi, İslam’a hizmet eden sistem akla geliyor. Çünkü bilim ne bulsa mucizeler çıkıyor. Ne araştırsa Allah’ın harikaları ortaya çıkıyor. Münafıklar da ‘biz bilseydik size yardımcı olurduk, İslam’a hizmet ederdik’ mantığında oluyor. Yani münafığı buradan anlayabilirsiniz. Münafığın en yakındığı noktalardan birisi de budur. Kuran buna ehemmiyetle işaret etmiş.

Bu illa adam tabii yüzde yüz biz münafık teşhisi yapmakla mükellef değiliz. Münafık alametini görürüz biz. Hiçbir zaman için bir kişiye kesin münafıktır diyemiyoruz. Ama yoğun olarak münafık alametlerini görürüz. Alameti vardır yani. Onun için şahıslara münafıktır diye teşhis koymak değil de münafık alameti var diyebiliriz.

İngiliz derin devleti çok kötü patladı. Bu sahtekarların ipini pazara çıkarmaya devam edeceğim. En çok Pakistan’a yükleniyorlar. Hindistan, Ürdün, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir oralara yükleniyorlar. İslam ülkelerindeki garibanlara daha çok yükleniyorlar. Ama asıl yüklendikleri yer yani onlar yükleniyor derken onları ezmek kastıyla. Fakat münafıkları kendileri doğal orduları olarak görüyorlar. Biz nasıl mümin arıyorsak, muttaki takva insan arıyorsak, İngiliz derin devleti de gece gündüz münafık arar. Mesela diyor ki, ‘ben bir münafık buldum sizin bulduğunuz münafıktan daha şiddetli’ diyor adam, heyecanlanıyor. ‘Tam üçkağıtçı’ diyor ‘tam sahtekar’. Kendini mesela zengin gösteriyor fakir olduğu halde, hiçbir şeyi olmadığı halde. Bir münafık buluyor. Münafık şimdi kendini çok akıllı zannettiği için İngiliz derin devletini kafalayacağını zannediyor. Orada bir köşe başı tutmak için kendini akıl almaz zengin gösteriyor. Böyle multimilyarder, işler yapan, fabrikalar-tesisler kuran, siloları olan, gemileri olan falan insan olarak gösteriyor. Oradan da anlıyorlar münafıkları İngiliz derin devleti mensupları. Karşılıklı bir kafalama oluyor. Onlar da diyor ki, ‘biz seni işte Tony Blair ile görüştüreceğiz, Teacher ile görüştüreceğiz, derin devletin elamanları ile görüştüreceğiz, sen bizim casusumuz olacaksın tarihe geçeceksin.’ Bu tarz bir üslup oluyor. Karşılıklı bir argo tabirle kafalama oluyor. Onlar onların alçak olduğunun farkında, onlar onların alçak olduğunun farkında. İki taraf birbirini akıl almaz yalanlarla kandırmaya çalışıyor. O da diyor ki, ‘seni İngiltere’ye götüreceğim. Çorba dağları, et dağları ile karşılaşacaksın. Yemyeşil ormanlarla karşılaşacaksın. Sana ben burada cennet vadediyorum’ diyor. Ama şimdi herhangi bir münafığı da seçmiyor. Zengin olmasını istiyor münafığın. Münafık da bildiği için onu, kendini akıl almaz zengin gösteriyor. Böyle köşeyi dönmüş, multi milyarder. Gemilerinin sayısını bilmiyor yani delice yalanlar söylüyor münafıklar. Mesela Ürdün’den Pakistan’dan yazanlar var bunlara. Bunlar da onlara yazıyorlar. Ve tabii bunların arasında sonradan nadim olup dönen, ifşaatta bulunan tipler oluyor. Bunların ahlaksızlıklarını anlatıyorlar. İngiliz derin devleti sandıkları gibi sağlam bir yapı değil. Chatham House da öyle hiç zannettikleri gibi sağlam bir yapı değil. Böyle nefeslerinin hissedildiği tipler var oralarda. Biri bizi gözetliyor evi gibi oralar, onu söyleyeyim de. Bak detaya giriyorum çünkü burada bir şey anlatıyorum adamlara. Pakistanlı ünlü ailelerin kızlarını falan kafalıyoruz zannediyorlar halbuki normal sıradan insanlar. Ama kendilerini akıl almaz zengin gösteriyorlar, Pakistan’ın münafıkları. Orada birisine kafayı takıyor. ‘Sen’ diyor ‘görülmemiş bir dehasın, yazılarını falan izliyorum, çok akıllısın.’ Öbürü de anlıyor onun deliliğinin derecesini. ‘Senin Pakistan’ın görülmemiş bir dehası olduğunu hissettim’ diyor. ‘Zeka fışkırıyor gözlerinden, üslubundan konuşmalarından. Pakistan’da senin gibisi yok’ diyor. O da diyor ki, ‘İngiltere’de de senin gibisi yok’ diyor. ‘Tam bulduk o zaman birbirimizi. Mükemmel bu, şahane bir şey, muazzam bir buluşma oldu’ diyor. İki taraf da ahmak. İki taraf da birbirinin sahtekarlık yaptığının farkında. ‘Sen buraya geldiğinde ben seni cennete koyacağım, cennette yaşayacaksın’ diyor. ‘Ya ben zaten burada multi milyarderim. Pakistan’ın ünlü bir ailesine mensubum ben’ diyor. Halbuki adamın onu tespit etmesi 10 dakikasını almaz. Delice yalanlar böyle, manyakça yalanlar. ‘Gemilerim Akdeniz’de dolmuş gibi geziyor artık’ diyor. Çok dangalakça yalanlar söylüyor mesela gerçek bir zenginin konuşacağı bir üslup değil yani. Aptallığının hemen anlaşılacağını da fark etmiyor. Halbuki onu casus olarak kullanacağı için, o aptalı zaten maymun gibi görüyor. Onu avucunun içinde görüyor. Ve onun yalanlarına da kanıyormuş gibi görünüyor İngiliz derin devleti. Ve bunları sonradan geniş çaplı casus olarak kullanıyorlar. Ve ömürlerinin sonuna kadar kullanıyorlar zaten diyorlar ‘sonsuza kadar beraberiz.’ Sen sonsuzluğa inanıyor musun? Allah’a inanmıyorum diyorsun, Allah’a inancımı kaybettim diyorsun, öbürünün de münafık olduğunu biliyorsun nasıl sonsuzluktan bahsediyorsun sen?

Münafıklarda müthiş bir çocuk nefreti vardır. Onun için bak denizlerde o çocuklar şehit olduklarında nefret dolu ifadeler kullanıyorlar dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum. Kadın nefreti ve çocuk nefreti çok şiddetlidir münafıklarda.

Münafıklar Müslümanların bulunduğu koordinatları da İngiliz derin devletine bildiriyorlar mesela bu havadan çekimler var ya orada yer belirleme. Zaten Müslümanların yeri belli ama onu adice bir hizmet olarak görüyor. Mesela ‘Süleymancılar burada duruyorlar’ diyor, ‘Nurcular burada duruyorlar, falancalar şurada duruyorlar.’ Ama boş bilgi bunlar zaten adamların rahatça ulaşabileceği bilgiler. Fakat bir münafık casus denemesi yapıyor kendince bu ahmaklar.

Münafık hainlik yapamadığında bunalıma girer, ahlaksızlık yapamadığında çok sıkılır. Samiri’nin bu kadar bunalmasının nedeni de o. Yalnız yaşama kararı alıyor ‘bana dokunmayın’ diyor artık manyaklaşmış adam. ‘Bana dokunmayın diyeceksin’ diyor, ‘bana dokunmayın’ diyor. Delilik derecesine varır münafıkta ahlaksızlık yapamamak. Çünkü Hz. Musa (as) onu kilitlemiş ne ileri gidebiliyor, ne geri gidebiliyor ne sağa, ne sola ahlaksızlık yapamayınca felç olmuş oluyor. Münafık da felç olduğunda adeta delirir ahlaksızlık yapamadığında. Çünkü satılmışlık yapamıyor, casusluk yapamıyor, kahpelik yapamıyor, pislik yapamıyor çok sıkılır. İslam’a hizmet etmek zaten nefret ettiği bir şey haşa. Hiçbir şekilde yapmak istemez. Ne diyor? ‘Biz eğer bilseydik İslam’a hizmet etmeyi sizin yanınızda olurduk’ diyor ayet. ‘Ama bilmiyoruz’ diyor peki münafıklığı nasıl biliyorsun? Ahlaksızlığı, kahpeliği nasıl biliyorsun? Haysiyetsizliği nasıl biliyorsun? Gizli konuşmalar, gizli planlar nasıl biliyorsun? Değil mi? Sen kendin gibi münafık olanlara bilgi aktarmadaki şeytani becerin nereden? O becerini İslam için kullansana işte, Kuran için kullansana. İman hakikatleri anlat, Kuran mucizeleri anlat. Kuran mucizelerinin ucu bucağı yok. İman hakikatlerinin ucu bucağı yok. Milyonlarca iman hakikati var. Allah diyor ki “sınıflandırarak bile saysanız bitiremezsiniz anlatmaya” diyor “Allah’ın nimetlerini. Ormanlar kalem olsa” diyor “denizler de yedi deniz ve bir o kadarı daha mürekkep olsa yine bitiremezsiniz” diyor “saymakla.” Allah’ın nimetlerini; işine gelmiyor işte Allah’tan nefret ediyorsun haşa. O zaman ne diyor? ‘Bilseydik sizinle çıkardık İslam’a hizmete. Bilmiyoruz’ diyor. Ahlaksızca yalan söylüyor.

GÖKALP BARLAN: “İnkarlarına hız kattıklarını görürsün” diyor.

SEMİH MERİÇ: Başka bir ayette de “Savaşmak isteselerdi herhalde ona bir hazırlık yaparlardı” diye Allah bildiriyor şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR: Tabii, canı istemiyor yapmak istemiyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü