Harun Yahya

Sohbetler (17 Kasım 2016; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Siz benden önce neler anlattınız? Hoş bulduk.

BÜLENT SEZGİN: İman hakikatleri Adnan Bey.

OKTAR BABUNA: Darwinizm’in geçersizliği.

ADNAN OKTAR: Şimdi Darwinizm’in geçersizliğiyle ilgili bir kere yine uluslararası konferanslar verdirelim. Onu iyi organize edelim. Birde fosil fotoğraflarının sayısını arttıralım. Fosil bunların sonunu getiren konu. Yani fosille mesele bitiyor. Çünkü açıklayamıyorlar. Diyoruz; “Bak bu durmuş milyonlarca seneden beri.” “O evrime uğramamış” diyor. Peki, bu? “O da evrime uğramamış” diyor. Bin tane görse, bir milyon tane, beş yüz milyon tane gösteriyoruz. “Bu da evrime uğramamış.” O zaman evrim yok desene, ne uzatıyorsun? Darwinizm bitti diyeceğine bin bir dereden su getiriyor. Ama tabii eğlenceli oluyor bunları bu şekilde köşeye sıkıştırmak.

Evet, bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Sevgi birliği mutluluk kaynağıdır” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriye’deki sığınmacı kamplarıyla Esad rejimi güçlerinin saldırısına maruz kalan bölgelere ulaşan ekmek ve un yardımında kesintiler oluyormuş. Bu nedenle şu an Suriye’de yüz binlerce sivil ekmek bulamaz hale geldi. Bir milyona yakın sivile ekmek ve un yardımı yapan İHH’nın stokları ise bağışların azalması nedeniyle en alt düzeye indi. İHH bu nedenle Suriye’de destekledikleri pek çok fırına şu anda yardım yapamadıklarını açıkladı. Resmi internet sitelerinde hangi numaraya bağış yapabileceklerine dair bir açıklama yayınladı İHH.

ADNAN OKTAR: Tamam, gösterelim.

KARTAL GÖKTAN: UN yazarak 3072’ye mesaj gönderenler İHH’ya 5 TL bağışta bulunabiliyorlar. Bu şekilde bir çuval un 60 TL’ye mal oluyor ve bir çuval undan beş yüz kişiye ekmek ulaştırılabiliyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Bu konuyu bir daha anlat.

KARTAL GÖKTAN: Suriye’deki sığınmacı kamplarıyla Esad rejimi güçlerinin saldırısına maruz kalan bölgelere ulaşan ekmek ve un yardımında kesintiler oluyormuş. Bu nedenle şu an Suriye’de yüz binlerce sivil ekmek bulamaz hale geldi. Bir milyona yakın sivile ekmek ve un yardımı yapan İHH’nın stokları ise bağışların azalması nedeniyle en alt düzeye indi. İHH bu nedenle Suriye’de destekledikleri pek çok fırına şu anda yardım yapamadıklarını açıkladı. Ve resmi internet sitelerinde hangi numaraya bağış yapabileceklerine dair bir açıklama yayınladı. Eğer UN yazarak 3072’ye mesaj gönderilirse İHH’ya 5 TL bağışta bulunulmuş oluyor. Ve bu şekilde bir çuval un 60 TL’ye mal oluyor ve bir çuval undan yaklaşık beş yüz kişiye ekmek ulaştırılabiliyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Nasılmış Oktar, kaça gönderecekmişiz?

OKTAR BABUNADNAN OKTAR: 3072’ye UN yazarak mesaj gönderilecekmiş.

ADNAN OKTAR: Kaç lira bağışta bulunmuş oluyoruz?

OKTAR BABUNADNAN OKTAR: 5 lira. 60 lira bir çuval. 500 kişiye ekmek üretilebilir ondan inşallah, bir çuvaldan.

ADNAN OKTAR: Çok büyük sevap. Güzel bir sadaka. Hiç tereddüt edecek bir şey yok. Bunu yapamayacak insan Türkiye’de pek olmaz. 5 lira nihayet. O 5 liraya çok fazla çocuk, kadın ekmek yiyebilecek. Bak sırf 5 liralık ekmek bile muazzam bir sayı, inşaAllah. İHH dürüst faaliyet yapan bir hayır kurumu. İHH’ya güvenebilirler. Başındakiler de, yöneticiler, hepsi dürüst insanlar. Allah için çalışıyorlar, Allah için gayret ediyorlar. “Para boşa gidiyor mu?” diye düşünmek vicdanlı bir hareket olmaz. İHH herkesin gözünün önünde. İcraatları, faaliyetleri gözünün önünde. Bu insanlar hep fakir insanlar. Yöneticileri hep fakir fukara insanlar. Akşama kadar sokaktalar, faaliyet yapıyorlar. Vicdana uymaz şüphe etmek.

BÜLENT SEZGİN: İHH’nın duyurusunun ardından Manisa, Diyarbakır ve Kayseri’den bir ton un bağışı yapıldı Adnan Bey, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir tondan ne olur? Bir ton bir avuç bir şey, bir ton çok az. Yani binler ton hesabı gerekir. Bir ton ne olacak? Zaten sırf ekmek onların yiyecekleri de yazık canlarıma başka bir şey de yok orada. Et falan yok yani hiçbir şey yok. Ekmeği de zenginleştirmek lazım. Mümkünse kepekli ekmek olsa iyi olur. İHH da düşünür ama zenginleştirilmiş ekmek olsa iyi olur. Yani elenmiş un değil de elenmemiş un. Köy unu yani. O zaman protein ihtiyaçları, vitamin, mineral ihtiyaçları da ciddi anlamda giderilmiş olur. İyi olur yani. Hatta unun içine biraz Resulullah (sav)’in sünnetine uygun, arpa unu konursa. O çok büyük mucize. Arpa unundaki proteinle buğdaydaki protein birleştiğinde yani ondaki aminoasitler buğdaydaki aminoasitlerle birleştiğinde etteki protein oluşmuş oluyor. Bak Resulullah (sav)’in mucizesine bak çok acayip bir şey bu. “Buğdayın içine mutlaka arpa unu koyun” diyor Resulullah (sav). Sonra baktık, inceledik, buğdayda bazı aminoasitler eksik. Yani hayati, vücut için ihtiyaç olan aminoasitler eksik. Baktık arpada bayağı var. Yani yüksek miktarda var arpada. İkisi birleşince et gibi olmuş oluyor.

Rusya, Suriye uçakları sürekli bombalama yaptığı için özellikle Halep’e yardım konvoyları zor ulaşıyormuş. Yardım konvoyuna yol açsın Rusya ve Suriye. Bunu rica edelim. Yardım konvoylarına da yazsınlar üstüne yardım konvoyu diye büyükçe, beyaz bayraklarla falan. İşaret konsun üstüne. Büyük, uçaktan görülecek şekilde yazılması lazım.

Münafıkların hepsi kendilerini çok güçlü gösteriyorlar. Mesela muazzam siyasi güçleri var, muazzam imkanları var, muazzam paraları var. İşte petrol yataklarının kontrolü onlarda oluyor, gemiler Akdeniz’de geziyor oluyor. Karşılıklı birbirlerine akıl almaz yalanlar söylüyorlar. Yani delilikleri, akılsızlıkları oradan anlaşılıyor. Yani zırvalama tarzında. Kitap okumuyorlar, çok fazla kitap okuyor, kütüphaneleri deviriyor gibi gösteriyor. Halbuki zır cahil oluyorlar. Kafanın içi tın tın, hiçbir şey bildikleri yok. Homoseksüellikle birçoğunun da alakası yok. Kendini hep homoseksüel gösteriyorlar. Sırf homoseksüellere yaranmak için. Mesela kadın homoseksüel gibi gösteriyor kendini. Aslında alakası yok. Ama sırf homoseksüeller ve İngiliz derin devletiyle bağlantı kurabilmek için kendilerini öyle gösteriyorlar. Böyle alçak, züppe gösteriyorlar. Mesela ahlaksız gösteriyor, haysiyetsiz gösteriyor, kalleş gösteriyor. Yani ahlaksızlık yaptığını biliyor fakat onlara yaranmak için onların beğenisi ancak öyle kazanacağını düşündüğü için öyle bir tavır içinde oluyor. Yani böyle düzenbaz, züppe, küfürbaz, ahlaksız gibi gösteriyor ki içlerine alsınlar diye. Ama hakikaten de bir kısmının mayasında oluyor bu. Ama bir kısmı da taklit yapıyor. Mesela normalde efendi bir kız. Bakıyorsun homoseksüel kadın kılığına girmiş. Kendini homoseksüel gibi gösteriyor. Halbuki garibanın teki, öyle bir şey yok. Patlıcan kızartması almış tabağına iki tane, kötü bir lokantada. “Bak, patlıcan kızartması yiyorum Londra’da” diyor. Ona seviniyor ya, yanına bir çatal koymuşlar. “Tadına doyum olmadı” diyor. “Öyle bir lezzetli ki anlatamam” diyor. Pazara gidersin, iki kilo patlıcan alırsın, kızartırsın, çoluk çocuk da yer sen de yersin. Ne lezzetinden bahsediyorsun? Ne havasını atıyorsun? Bu garibanlığa, bu zavallılığa ne gerek var? Akıl almaz ezik, çok kompleksli, çok zavallı, çok akılsız insanlar. Yani hayret edecek şekilde akılsızlar.

Münafıklar birbirlerine, İngiliz derin devleti mensupları da öyle -geçenlerde de anlattım- sonsuza kadar sadık olacaklarını söylüyorlar. Kardeşim sen ahirete inanmıyorsun, açık açık söylüyorsun. Sen nasıl sonsuza kadar sadık olacaksın? Dünyada da birbirinizi zengin ve paralı zannettiğiniz için birbirinize saygı duyuyorsunuz. Parası olmasa yüzüne bile tükürmezsin sen onun. Adam yerine bile koymazsın. O yüzden birbirilerine sürekli zengin gösteriyorlar. “Gemilerim Londra’dan geçti gördün mü?” falan diyor. Yani kafa da çalışmıyor böyle. “Londra’da uçaklar havalardan gidiyor” diyor. Yani kafa, beyin birbirine karışmış vaziyette. Zırvalıyor,  bu sefer; “Orada hakikaten deniz yoktu. Kafam karıştı” falan diyor. “Roma demek istemiştim.” Orada da deniz yok diyorsun. “Pardon kenarını demek istemiştim” diyor. Münafığın yalancılığı, sahtekarlığı tarif edilecek gibi değildir. Yani çok manyakçadır. Daldan dala sıçrar. Çok delice yalanlar söyler ve hiç utanmaz, çok hayasızdır. Yani çok haysiyetsiz olur. Yalanları kepazelik derecesinde olur. Mesela diyor ki; “Milyarlarca dolar param var. Nereye harcayacağımı şaşırdım” diyor. “Falanca bankada yatıyor paralarım” diyor. “Ama bir harcayacak kanal bulamıyorum. Ne yapsak acaba?” Adamı delirtmek istiyor kendince. O da manyak ya para manyağı, oradan onu böyle kafalayacağını zannediyor. Senin bilmez mi çulsuz olduğunu o? Açık açık belli, hayatından, her şeyinden belli. Mesela el alemin evinde resim çektiriyor. Mesela bir iş adamının evinde resim çektiriyor. Kendi evi diye gösteriyor. İş adamının arabasında resim çektiriyor, kendi arabası diye gösteriyor. Facebook’ta falan çok görürsünüz böyle. Zengin adamın havuzuna giriyor, havuzunda şey yapıyor. Kardeşim adam seni havuza sokuyor ama oradan da alıp odasına götürüyor seni. Yani ne hale geldiğin belli yani ne olduğun belli. Nerenin havasını atıyorsun sen? O kadar çok öyle zavallı insan var ki. Hayır, iyi niyetle yapanlar da vardır, ayrı mesele. Yani dürüst, iyi niyetli olanlar vardır.

Mesela diyor ki; “On yıl bekleyeceğim, yirmi yıl, otuz yıl bekleyeceğim” diyor. Nereden biliyorsun o kadar yaşayacağını? Kanser olabilirsin, beyin kanamasından ölebilirsin, trafik kazasında ölebilirsin. Astım krizine girer, ölürsün. Ne bileyim bir gıda dokunur yahut grip olursun. Gripten bile ölüm var, ondan ölürsün. Nereden biliyorsun? Birbirlerine öyle vaatlerde bulunuyorlar derin devlet mensupları. Mesela bu bütün casuslarda böyle olmuştur. Adam on yıl, yirmi yıl gidiyor, casusluk yapıyor. “Seni sadakatle sonsuza kadar bekleyeceğiz. Yirmi yıl sonra yine görüşeceğiz.” diyorlar. Hakikaten yirmi yıl da bekliyor. Sonunda tehlikeli gördükleri için onu orada infaz ettiriyorlar. Sonra da heykelini dikiyorlar, büyük kahramandı diye. Tam mafya yöntemi yani. Halbuki münafık normalde çok sabırsızdır. İki dakika bekleyemez. Şeytan onu sürekli dürtükler. Yani bir yerde bir an bile duramaz. Yani o şeytanın onu sıkıştırmasından dolayı içinde çok sıkıntı vardır münafığın. Bunalır yani sürekli yer değiştirmek ister. Mesela yemek gelmesi geciktiğinde delirir, çok sıkılır. Hemen gelsin der. Mesela bir şeyi bekliyorsa hemen gelsin der. Gitmek istiyorsa hemen gitmek ister. Acayip sıkıntılıdır. Yani çok çok acayip bir hastalık derecesindedir bu münafıklarda. Ama on yıl, yirmi yıl, otuz yıl bekleyeceğini de söyler. Halbuki öyle bir sabrı yok, öyle bir şeyi de yok. Sırf karşılıklı bir kandırma ve kafalama yöntemi.

Birbirlerine sırdaş olacaklarına dair söz veriyorlar. İngiliz derin devletinde çok önemlidir. ‘En derin sırrım olacaksın’ diye birbirlerine söz veriyorlar. Mesela odaya topluyorlar hepsini, casusları. “Size derin sırlar vereceğiz” diyorlar. “Ve bu sırrı ömür boyu saklayacaksınız. Eğer bu sırrı verirsen ölümü hak ettiğini de kabul edeceksin” diyor. Bazen işte boğazlarına kılıç dayayarak yemin ediyorlar. Bazen başka türlü. İngiliz bayrağının üstüne el koydurarak yemin ettiriyorlar. Ve bu sırları saklayacaksın diye. Yani derin devletin sırlarını saklayacaksın. “Sır saklamadığınızda bak şu, şu, şu, bunlar hep bizim ajanımızdı. Bunların hepsi öldürüldü. Siz de öldürülürsünüz” diyorlar. O yüzden münafıklarda, derin devlet elemanlarında sır saklama çok hayati bir konu oluyor. Yani birbirlerine şeytani bir sadakat gösteriyorlar o konuda. “En derin sır olacak bu. En derin sır olarak bunu saklayacağım” diye. Allah’a inanmadıkları halde Allah adına yemin ediyorlar. “Tanrı adına” diyor. “Tanrı nedir?” diyorsun. “Total enerji” diyor. “Total enerji nedir?” “Kainatı kaplayan güç” diyor. “Nasıl bir şey bu?” diyorsun. “Tarif edilemeyen bir şey işte” diyor. “Kainatın tamamı” diyor. “Mesela ben” diyor kendini gösteriyor. “Mesela siz” diyor. “Siz Lord’sunuz” diyor. Yani “Allah’sınız” diyor haşa.

Sır konusu bu derin devletlerde çok hayati bir konudur. Sırdaşlık yani casusluğun birinci şartı zaten sır saklama ve sırdaşlık. En derin sırlar. “En derin sırdaşım olacaksın” tarzında karşılıklı sözler verilir. Yani önce buna alıştırılır şahıs. Bütün İngiliz derin devletine mensup casuslarda sır saklama konusu en titiz oldukları mesele olmuştur ve hiç anlaşılamamıştır. Muazzam bir sır saklama titizlikleri olmuştur. İslam’a Müslümana sadık olmaz. Onların sırrını alır Müslümanların sırrını alır küfre verir münafık. En alelade bir şeyi bile söyler. Yani yaranmak için. Dün de anlattım ya mesela “bakkala gitti” der. Mesela “üzüm seviyor” der. “Üzüm yiyor” der. Boş şeyler yani. Ama önemli bir şey görse onu da verir. Fakat Allah ona izin vermiyor bunlarda. Allah ayaklarına dolandırtıyor. Yani bulamazsa böyle yapar yoksa tabii ki Müslümanın aleyhine olan sırrı bekler münafık. Sürekli araştırır soruşturur. Gizli bir şey var mı? Her yeri arar. Her şeyi arar. Her şeyi öğrenmek ister. Müslümanların aleyhine bilgi onun için çok hayati bir konudur. Ama bulamadığında hani çam sakızı çoban armağanı olsun gibisinden alelade bilgiler verir. Bu casuslar mesela sürekli bilgi akıtmışlardır. Irak’a gidiyor. Mesela diyor “Ürdün Kralı bugün” diyor “öğlen yemekli toplantı yaptı” diyor. Mesela hiç alelade bir bilgi. Ama mesela adamın hastalığı bir şeyi olduğunda onlar için çok hayati bir şey olmuş oluyor. Veyahut onun öldürülebileceği bir pozisyon olduğunda mesela bu çok önemli oluyor. Mesela Atatürk’ü öldürmeye gönderilen casuslar sürekli Atatürk hakkında bilgi veriyorlardı İngiliz casusları. Fakat başarılı olamadılar. Atatürk ne yedi, ne içti, nereye gitti, ne yaptı sürekli bilgi veriyorlardı, aktarıyorlardı. Ama Atatürk çok akıllı olduğu için onları yakalattı. Çok zeki olduğu için baş edemediler.

Münafık hainlik yapamadığında, casus hainlik yapamadığında deliye döner. Bütün gücüyle arar yani Müslümanların aleyhine bir şey var mı? Ne bulabilirim? Onun için lidere çok yakın olmak ister. Peygamberlere yahut Müslümanların lideri olan kişilere. Hep onun için cumhurbaşkanlarının yanında görev alırlar. Başbakanın yanında göre alır azılı münafık ve casuslar bazen. Devletin kilit noktalarına girmek isterler. Ve bunu bütün dünyada gördünüz ve görüyorsunuz. Hep önemli kilit noktalara girip oralardan casusluk faaliyeti yaparlar. Yani aleyhinde faaliyet. Mesela bizim hükümetimiz de Tayyip Hoca’nın yanına kadar geldiler gördünüz casusluk için.

Mesela İngiliz dış istihbarat teşkilatı MI6 özel eğitimli üç ajanıyla Atatürk’ü yakın markaja almıştı. “Oo Atatürk’ü biz çok seviyoruz” diyor “çok hürmet ediyoruz ve onu göremeden edemiyoruz” diyor. “Nasılsınız Paşam?” falan. Görsen hiç anlamazsın. Halbuki hain ve alçak sürekli Atatürk hakkında bilgi aktarıyor. Yani elinden gelse hemen öldürecek yani öyle. O kadar nefret ediyor. Ama görünüşte çok seviyor çok saygı gösteriyor gibi yapıyor. “Paşam” diyor “sizi Allah başımızdan eksik etmesin” diyor Allah’a inanmadığı halde.

Cenab-ı Allah diyor ki Zuhruf Suresi 80’de, “Yoksa onlar; gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar?” aralarında sır tuttuklarını; münafıkların özelliği. Kimin arasında? Derin devlet mensupları ile münafıklar arasında sır tuttuklarını. Kendi aralarında sırdaş olduklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını. Fısıldaşma demek; gizli görüşme, gizli konuşma. Şu an televizyonla, internetle işte telefonla falan her şeyle mümkün oluyor. Televizyonu bile bilgisayar olarak kullanabiliyorlar. Değil mi? Yeni yöntem, yeni şeyle. Efendim mesela adam televizyon evde var zannediyorsun sadece sen. Adam televizyonu bilgisayar olarak kullanabiliyor. Oradan mesela kamerasını açıyor gözüne evin sahibinin ne yaptığını ne ettiğini gösteriyor. Adamın haberi bile olmuyor. Değil mi? Akıl almaz bilgiler veriyorlar şu an. İngiliz derin devleti “Bilgisayar nasıl kullanır? İnternet nasıl kullanılır? Telefon nasıl kullanılır? Casusluk faaliyetleri nasıl olur?” Çok detaylı anlatıyorlar. Bak “Yoksa onlar” şeytandan Allah’a sığınırım münafıklar, “Yoksa onlar; gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar?” Halbuki “Ben yaratıyorum” diyor Allah zaten. “Biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf Suresi, 16) diyor. “Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (herşeyi) yazıyorlar.” (Zuhruf Suresi, 80) Yani melekler o anda onların dediklerini en ince detayına kadar yazıyor. Allah tarafından yaratılıyor zaten. Ama o ahmak onu gizlice yaptığını zannediyor. Bilinmediği zannediyor.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım “Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor.” (Nisa Suresi, 81)

ADNAN OKTAR: Evet. Karanlıklarda dediği o. Gizlice bağlantı kurarlar. Münafığın en titiz olduğu konu budur. Bu ayet Zuhruf Suresi 80. Bak Tevbe Suresi, 16’da şeytandan Allah’a sığınırım Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve Resûlü’nden ve mü'minlerden başka sır-dostu edinmeyenleri” kim sır dostu ediniyormuş? Allah, Resulü ve müminler. Münafık kimi dost ediniyor? Deccal, derin devlet ve münafıklar. Onlar sır dostu ediniyor. Mümin kimi? Allah, Resulü ve müminleri. Münafık, deccali, derin devleti, derin devlet mensuplarını ve münafıkları sır dostu ediniyor. Bak “Allah'tan ve Resûlü’nden ve mü'minlerden başka sır-dostu edinmeyenleri” bak sır dostu, bak sırla demek ki dostluk oluşturuyor adam. Diyor ki ben seninle en derin sırdaşınım. Evet ne oldu? En derin dost olduk diyor. Bak onun için ayette diyor “mü'minlerden başka sır-dostu edinmeyenleri” demek ki bu cahili şeytani bir dostluğa sebep oluyor. Sırdaş olmak. “sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan” demek ki Allah istediğinde ortaya çıkarıyor. Gizli kalmıyor yani çıkarmadan. “bırakılıvereceğinizi mi sandınız?” yani en son zaten ahirette hepsi oraya çıkıyor. “Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Tevbe Suresi, 16) “Hepsini biliyorum” diyor Allah. Ama münafık Allah’ın bildiğine inanmıyor. Gizlice yaptığına inanıyor. Onun için şeytani, akıl almaz bir azgınlık içinde oluyor. “Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün.” (Maide Suresi, 80) diyor Allah. Hakikaten girin Facebook’larına internete hep böyle homoseksüeller, dinsizler, imansızlar, Allah düşmanları bakarsın ki Müslümanlardan nefret etmiş. Hiç Müslümanlarla bağlantı kurmak istemiyor. En iyi Müslümanları en çok görmek istemez münafık. En aşağılık en pislik adamları görmek ister. Nerde işte it, kopuk, aşağılık böyle cemiyet mikrobu varsa kendi gibi karaktersiz, ahlaksız onlarla ahbap olur, onlarla sırdaş olur. Müminlerin en iyilerini titizlikle ayırır. Buradan da münafığı anlamak çok rahat mümkündür. Ama tabii bir adam “Allahsız, dinsizim” diyorsa o ayrı mesele. İstediğiyle görüşür o ayrı. Ama münafık “ben müminim Müslümanım” diye ortaya çıkıyor şimdi arada çok büyük fark var. Bunun dinsizin yapmasında bir şey yok yapabilir adam. Çünkü inanmıyor adam onun sınırı yok. Ama öbürü takva İslam adına ortaya çıkıyor. Onun yaptığı çok büyük bir kahpelik ve alçaklık olmuş oluyor.

Evet, şimdi kısa bir on dakika ara verelim, sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz inşaAllah.

VTR: “Darwinizm Tehlikesi Bitmiştir” Diyenlere Cevap

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Trump’un hem zenginliğini hem aklını kıskanıyorlar hem çoluğunu çocuğunu kıskanıyorlar. Bayağı modern dışa dönük bir insan. O pis, bakımsız, ayyaş Amerikalı mantığının zıddına temiz, bakımlı, kaliteli Amerikalı mantığını getiriyor. Çok güzel model de meydana getirmiş. Mesela çocuklarına bakıyoruz filinta gibi gayet şık, temiz giyinmişler. Kız evlatları yine öyle çok bakımlı ve bayağı güzeller. Haset etmeye, münasebetsizliğe falan gerek yok. Homoseksüelliğe de ahlaksızlığa, pisliğe, haysiyetsizliğe, namussuzluğa da adam karşı. Ama dışadönük birisi tabii, neşeli. Tutucu böyle bağnaz birisi de değil, modern bir insan. Dolayısıyla gıcıklık yapmaya gerek yok. Yani ona darbe yapmaya kalkarlarsa dünyayı başlarına geçiririz söyleyeyim kanunla hukukla, neye uğradıklarını şaşırırlar. Kimse densizlik yapmaya kalkmasın. Yani derin dünya devleti sakın dangalaklık yapmaya kalkmasın. Hristiyanlığa son derece saygılı. Etrafındaki insanlar dindarlar. Adam tertemiz adam, ömrü boyunca çalışmış gayret etmiş. Yetmiş yaşına gelmiş. Bütün gücüyle gayret ediyor. Bak, şu yaşında dinç ve temiz olarak, kaliteli olarak hayata güzellik sunmaya çalışıyor. Gidip işyerlerinin önünde toplanıp bağırmak çağırmak çok ayıp, münasebetsizlik. Yenilgiyi kabul edecekler karşıdaki insanlar. Amerikan halkına saygı duymayı bilecekler. Amerika yeniden o güzel günlerine dönecek. Dışarıda öyle yine filinta gibi tertemiz, yakışıklı, güzel giyinmiş, züppelikten uzak, dindar Amerikalı gençler göreceğiz. Tertemiz şık giyinmiş Amerikalı kızlar göreceğiz yine filinta gibi. Dindar Hristiyanlar göreceğiz. Kiliseler yine dolup taşacak. Museviler sinagoglara gidecekler. Müslümanlar da modern ve kaliteli olacaklar. Anarşist terörist bir Müslüman da olmayacak. Anarşist terörist, Müslüman’a karşı olmasından doğal ne olabilir? “Müslümanlar korktu” diyor. Korkacak olan kim? Anarşistler ve teröristler korksun. Doğru dürüst adamla onun alıp veremediği yok o insanın. Dolayısıyla kimse de terbiyesizlik yapmaya kalkmasın. Züppelik yapıyorlar. Adamın neresi köylü? Son derece modern yani bütün imkanlarıyla gayret etmiş, gayet klas tertemiz giyiniyor, evi barkı tertemiz, çocukları tertemiz. Ona köylü diyenler bakıyoruz birçoğu homoseksüel destekçisi, it kopuk, esrarkeş yahut kültürü bilgisi az olan görgüsüz tipler, hayvan gibi yemek yiyen adamlar. Şimdi beni konuşturmasınlar hepsini biliyorum yani birçoğunu biliyorum. Bir kısmı da kıskançlığından bunu yapıyor. Dolayısıyla densizliğe gerek yok.

Ebu Hureyre (ra)’den rivayete göre “Resulullah (sav) şöyle ferman buyurdu” diyor Ebu Hureyre, “Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile benim Ehl-i beytimden” benim soyumdan diyor. Hasan, Hüseyin demiyor. “Ehl-i beytimden ismi ismime uygun olan bir zat yani Mehdi gelinceye kadar Allah o günü muhakkak uzatır.” Kıyameti koparmaz diyor. “İsmi ismime uygun” diyor. Adı şudur budur demiyor. Ahmed bin İbn-i Hanbel Müsned’de tahriç ediyor, Müsned’inde. İbn-i Hanbel, Hanbeli mezhebinin kurucusu, mezhep imamı bunu söyleyen.

Ebu Davud ve Tırmizi, İbni Mesud (ra) naklettiklerine göre “Allah’ın Resulü şöyle buyurmuştur. Mehdi’nin ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık (uygun) olacaktır.” Nerede burada isim verme? “Uygun olacaktır” diyor uygun. (Muhammed Bin Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, sayfa 159)

“Mehdi’nin rengi Arabi” diyor Peygamberimiz (sav) İbn-i Hacer-i Mekki El-kavlu'l muhtasarında belirtiyor. “Hz. Mehdi’nin rengi Arabidir.” (Muhammed Resul Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, 163) Sarışın falan demiyor Arabi. Yani beyazla karışık kırmızı.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, hakkınızda yayınlanan bir haberle ilgili bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Merkezi Amsterdam’da yer alan Hollanda’nın günlük gazetesi Het Parool’de sizinle ilgili bir haber yayınlandı. 1941’de kurulmuş olan Het Parool, Hollanda’nın en köklü gazetelerinden biri. Gazetede sizinle yapılan röportaja yer veriliyor. Hollanda’da dağıtılmış olan homoseksüellik karşıtı broşürün düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, bu broşürlerde bir suç unsuru bulunmadığını belirtiyorsunuz. Ayrıca söz konusu broşürün sizin kapsamlı anlatımlarınızı takip eden aylarda oluşturulduğunu ifade ediyorsunuz. Homoseksüelliğin Kuran’a göre ve diğer ilahi dinlere göre haram olduğunu bu sapıklığın tüm toplumları tehdit ettiğini, homoseksüel çiftlerin evlat edinmesine izin verilmesinin çok tehlikeli olduğunu. Bu konuda yasal düzenleme yapılması gerektiğini belirtiyorsunuz. Yazıda ahir zamanda olduğumuzu, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’yi yakın bir gelecekte göreceğimizi, Peygamberimiz (sav)’in bildirdiği ahir zaman alametlerinin bir bir gerçekleştiğini anlatıyorsunuz. Yazıda sizin evrimi reddettiğiniz ve İslami yaratılışçılığın en etkili ismi olduğunuz da belirtiliyor. Ayrıca Hollanda’nın Pawn ED TV isimli televizyon kanalına ait internet sitesinde de yine aynı yazıya yer verildi, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Trump’a “köylü” diyenler, hepimiz köylüyüz. Köylü olmak güzelliktir. Münasebetsizliği bıraksınlar. Eğer cahil ve görgüsüz anlamında diyorlarsa çok ayıp yapıyorlar. Evinde hayatında son derece kaliteli bir insan olduğunu görebiliriz. Bak, cennet gibi evi gayet güzel tebrik ediyorum. Köylü diyenler öküz gibi adamlar kendileri. Yani kininden diyenleri kastediyorum, yoksa bilgisizliğinden dolayı söyleyenleri onları ayırıyoruz tabii. Baksana kızı çok güzel, çocukları güzel, torunları güzel, hayatları güzel, her şeyleri güzel. Çok kaliteli bir hayat anlayışı var. Tebrik ediyoruz Trump’u. Allah başarı versin. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin. Allah doğru yoldan ayırmasın. Allah sevgisini Allah kalbinde artırsın. İsa Mesih’e sevgisini Allah kalbinde artırsın. Doğru yolda devam etsin. Allah onunla uğraşanları da hidayetle düzeltsin, hidayet etmediklerini de Allah helak etsin. Yani Allah’a ve İsa Mesih’e düşman oldukları için eğer Trump’la uğraşıyorlarsa Allah hidayet versin. Allah hidayet vermezse Allah helak etsin. Bu çok kızdırıcı, adamcağız yetmiş yaşına gelmiş. “Etraf insanlar güzel olsun” diyor. “Amerikan rüyasına dönelim” diyor. “Amerikan sanayisini kalkındıralım” diyor. “Bağnazlık olmasın” diyor. Daha ne desin adam? “Homoseksüelliğe karşıyım” diyor. Ne yapması gerekiyordu? Ne biçim adam bunlar? Hayır, ona “köylü” diyenlere bakıyorum -bir kısmına- öküzün saman yemesi gibi yemek yiyorlar. Yani hayvan gibi mahluklar. Şimdi fotoğraflarını tek tek gösteririm, fakat yakışık almaz. Bir kısmı da bilgisizliğinden bunu söylüyor. Evi mükemmel, çok çok güzel, her yeri sanat, çocukları da çok şık giyiniyor, anlayışı da çok güzel. Onlar istiyor ki böyle yere sere serpe otursunlar homoseksüeller bir kenarda kadın kadına, erkek erkeğe esrar çeksinler, marihuana çeksinler. Ondan sonra işte entel dantel sohbetler yapsınlar. Böyle esrar kokusu etrafı alsın. Estetik anlayışları bu, kafaları bu. Böyle temiz dürüst bir hayat istemiyorlar. Onun için “beğenmiyoruz” diyorlar. Beğenmiyorsan kendi pisliğinde kalırsın. Sana kimse bir şeyi baskı unsuru olarak kullanmıyor, hakaret de etmiyor kimse sana. Sen de kimseyle uğraşma.

“Homoseksüel karşıtı kedicik taraftarı” güzel doğru. Hollanda’da gazetede öyle çıkmış. “Homoseksüel karşıtı, kedicik taraftarı” doğru.  

Trump, Allah tarafından ahir zamanda Mehdiyet’e fayda versin diye İsa Mesih’in o güzel zuhuruna fayda versin diye Allah tarafından başarılı kılınmıştır. Putin de öyle, Tayyip Hoca da öyle, bunlar İngiliz derin devletine karşı olan insanlar, tavır alan insanlar. Bu, İngiliz derin devletinin sonu demektir. İttifak edip birbirlerini koruyup kollasınlar. Bu çakalların yapacağı hiçbir şey kalmadı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünya basınında en son yayınlanan makaleleriniz şu şekilde Adnan Bey. İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’ta “Amerika Trump’u neden seçti?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda özetle Hillary Clinton’un Dışişleri Bakanlığı süresince kullandığı Ortadoğu’da savaşı körükleyen üslubunu başkanlık seçim kampanyası dönemince de sürdürdüğünü anlatıyorsunuz. Ancak Trump’un Ortadoğu’da barışçıl bir politika güden ve İran’la yeni oluşturulan bağları korumak isteyen bir üslubu olduğunu anlatıyorsunuz. Amerika’nın Rusya ve Türkiye ile yakın ilişkiler içerisinde olmasının İran’la ilişkilerinin gelişmesine vesile olacağını vurguluyorsunuz. Böyle bir yakınlaşmanın İranlı vatandaşların kalplerinin kazanılmasına ve Amerikan karşıtı tepkilerin önlenmesine vesile olacağını belirtiyorsunuz. Trump’tan Irak ve Suriye’deki krizi sonlandıracak ve Ortadoğu’da akıtılan kanlara son verecek etkili politikalar uygulamasını beklediğimizi söyleyerek yazınıza son veriyorsunuz.

ADNAN OKTAR: İran’ın en büyük gazetesi Tehran Times, evet.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da “Kopmayan Bağlar” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda Museviler ile Türkler arasında yüzyıllar öncesine dayanan dostluktan bahsediyorsunuz. Yakın zaman arasında İsrail ve Türkiye arasında yaşananlara rağmen her iki ülkenin de barışı savunduğunu ve güçlü dostluklarını pekiştirmek için gayretlerinin sürdüğünü anlatıyorsunuz. Amerikan Merkezli Jefferson Corner sitesinde ise “Düğüm sadece ahlaki değerlerin gelişmesiyle çözülebilir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda dünyanın her noktasındaki zulmün, adaletsizliğin, çatışmaların çözümünün diplomasiyle değil daha evvel hiç denenmemiş ama sizin ısrarla hatırlattığınız Kuran’a dayalı eğitim politikasıyla olacağını belirtiyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, bayağı güzel.

Trump’ın ekibi gibi açıkça Darwinizm’e ve homoseksüelliğe karşı çıkan pek yok. Bir tek Putin var. Yani açıkça “Darwinizm’e karşıyım” demiyor ama ekibi karşı yani alt kademesi karşı. Homoseksüelliğe de yine onun alt kademesi karşı ama Trump alenen hem Darwinizm’e hem homoseksüelliğe karşı, tam bir İsa (as) talebesi. Kıskançlıktan, hasetlikten ne hallere geliyorlar? Onu eleştirenlerin birçoğu onun tırnağı olamazlar. Adam ömrü boyunca başarılı olmuş, çalışmış. Gayet de güzel şeyler meydana getirmiş. Bütün tesisleri tertemiz, binaları tertemiz, evleri, ocağı her yeri tertemiz. Gayet de süslü, ihtişamlı, nezih bir hayatı hedeflediği görülüyor. Dolayısıyla bütün Müslümanların Trump’ı desteklemesi gerekir. Haset etmiyorsa, kıskanmıyorsa desteklemesi lazım. Hristiyanların da, dindar Hristiyanların da hepsinin desteklemesi lazım. Bu insana oyun oynamak isteyebilir İngiliz derin devleti, pislik yapmaya kalkabilir. Bütün dünyanın dikkati bu ahlaksızların üstünde olsun. İngiliz derin devletinin üstünde olsun. En ufak bir kıpırtıda dünyayı başlarına geçiririz kanunla hukukla. Ahlaksızlık istemiyoruz. Hiç kimseyle de alıp veremediği yok o insanın, hata yaptığında düzelten bir insan, eleştiriye de açık. Oyun istemiyoruz.

Münafıklar genellikle hastalığı silah olarak kullanırlar. Yani rahatını, huzurunu veyahut herhangi bir tehlikeyi silah olarak kullanır Müslümanlara karşı. Mesela diyorlar ya “şimdi hava çok sıcak.” “Ne olur sıcakta?” diyorsun. “Hasta oluruz” diyor. “Ben hastayım” diyor. “Beni perişan eder güneş, ışık, sıcaklık.” Diyor. “Peki, adamların hepsini öldürecek Müslümanların, kadınların ırzına geçecekler. O ne olacak?” “Ama benim sağlığım daha önemli” diyor. Münafığın kafası budur. Onun için hep sağlığını bahane ederek oyun oynamak ister. Mesela herkesin hastalığı var ama münafık bunu silah olarak kullanır Müslümanlara karşı. İşte “Sen bizi savaşa çıkarttın sıcakta, senin yüzünden hasta olduk.” Dolayısıyla hastalığın her çeşidini münafığın kullandığını anlıyoruz. Yani Müslümanları zor durumda bırakmak, onların gücünü kırmak için sağlığını bahane ettiğini anlıyoruz. Birde mücadele etmeyi bilmediğini iddia etmek de münafığın bir silahı, yöntemi. Halbuki çok özür dilerim çok iyi bilir. Küfre hizmette, münafıklığa hizmette eşek gibi bildiğine göre, domuz gibi bildiğine göre en ince detaylarına kadar günlerini, saatlerini, bütün hayatını casusluk için, münafıklık için harcadığına göre, çok şeytani zeka uygulaması yaptığına göre Müslümanlığa da hizmet etmeyi çok iyi bileceği belli. Ama Müslümanlıktan nefret ettiği için, Müslümanlardan nefret ettiği için Müslümanlığa hizmet etmek istemez. Yan çizmek için de ne der? “Bilseydim, becerebilseydim, bilgim olsa, imkanım olsa, becerim olsa yaparım.” Peki münafıklığa başarıyı nereden buluyorsun? Değil mi? Bak orada şeytanlık oldu mu peşinden gidiyorsun. “İslam’a hizmette onda bir yeteneğim yok” diyor. “Gösterin bana yapayım” diyor. Münafıklık yaparken sana gösteren oluyor mu? Olmuyor. Kendin bayağı yetenekli oluyorsun. Casusluk yaparken sana gösteren oluyor mu? Olmuyor. Bayağı yetenekli oluyorsun. Resulullah (sav)’in yanında mesela ahlaksızlık fitne çıkarırken sana biri mi yol gösteriyor? Kendin yapıyorsun. Ama Resulllah (sav)’in aleyhine faaliyet yaparken istihbarat faaliyeti yaparken azgınlığında ona şeytan yol gösteriyor. Ama İslam’a hizmet et dediğinde “hava sıcak, mücadele etmeyi bilsek gelirdik.” Bin bir türlü haysiyetsizlik. Onun için Kuran’ın bu birkaç ayeti binlerce konuyu anlatan çok özlü anlatımdır. Mesela “sıcak havada mücadeleye gidilmez” sözü üstüne kitap yazılır bu ayetin üzerine. Yani binlerce konuyu içine alan bir konu. “Yeteneğimiz, gücümüz, imkanımız, imkanım olsa, İslam’a hizmet ederdim” sözü de yine münafığın alçaklığını vurgulamak için muazzam bir Kuran ayeti. Yani bu bile tek başına bir kitap olabilecek kadar geniştir. Kuran’da onu detay detay anlatmaz Cenab-ı Allah. Ana şifreyi, omurgasını belirler, oradan bunların bütün pisliği ortaya çıkar münafığın.

Mesela münafık bir casusluk faaliyeti olduğunu farz edelim yahut bir pislik. Münafıklarla yine yahut derin devlet mensuplarıyla bağlantı kurduğunda çok rahat tercüme yapar. Saatlerce tercüme yapar, gayet araştırır inceler bakar, yani çok yetenekli olur. Sahte siteler kurmak, ahlaksızlık yapmak, o sahte sitelerde oraya buraya hakaret etmek, bilinçaltındaki o kahpeliğini, azgınlığını vurgulamak konusunda acayip yetenekli olur. Ama “İslam için bunu yap” dediğinde müthiş bir yeteneksiz görüntü verir. Münafığın da gözyaşı silahıdır. Münafığın hemen açık çeşme gibidir gözyaşı. Hatta hadiste Peygamberimiz (sav) “münafık gözyaşlarını çok iyi kullanır” diyor. Yani anında hemen o moda geçer. “Becerebilseydim yapardım, bilseydim ederdim.” Halbuki gayet iyi bilir. Yani hangi Müslüman’a kim öğretiyor İslam’a hizmet etmeyi? Kuran elindeyse bir insanın nasıl bilmez, her şeyi yaparsın. Allah’ın varlığını, birliğini, iman hakikatlerini anlatmanın ucu bucağı yok. Yani kapalı olan hiçbir yönü yok bunun.

Mesela mümin elinde şu an internet var, sosyal medya hesaplarından tamamında resim video olarak çok güzel faydalı hizmetler yapabilir. Mesela Müslüman bulunduğu bir evi gayet rahat temizleyebilir, bakımlı hale getirebilir. Kuran ahlakını çok güzel yaşayarak etrafına güzel örnek olabilir. İman hakikatlerini araştırıp, bilimsel kitaplar okuyup oradan yüzlerce iman hakikati çıkarabilir, anlatabilir. Kuran bilgisini çok iyi artırabilir, İslam tarihini Resulullah (sav)’in hayatını çok iyi öğrenebilir. İngiliz tarihini çok iyi biliyor bu münafıklar. İngiliz felsefesini çok iyi biliyor, İngiliz devlet adamlarını su gibi ezberden biliyor. Sahabeleri sorsan bilmez. Ama İngiliz derin devlet adamlarını sorsan hepsini ezberden biliyor. Bütün homoseksüelleri ezberden biliyor ama sahabeleri ezberden bilmez. Bütün alçakları, kahpeleri, homoseksüel kadınları yani homoseksüel derin devlet mensubu kadınları ezberden bilir onları canı gibi sever münafık ama sahabe hanımlardan haberi bile yoktur. Mesela Hz. Meryem’in hayatını bilmez. Öğrenmek de istemez, zaten işine gelmez yani.

İngiliz derin devleti bunlara bilgisayarı şeytani bir yetenekte kullanmayı öğretiyorlar. İşte bu son öğrettikleri yöntemi gördünüz, yani binlerce kişiyi üye yapmışlar. Böyle çok fazla sistemler mesela acil silme sistemleri, yakalanmaması için neler yapması gerektiği, sahte hesaplar nasıl düzenlenir, nasıl sezdirmeden yazı yazılır, oyun oynanır, hangi alçaklarla, hangi derin devlet mensuplarıyla nasıl bağlantı kurulur bunları onlara çok küçük detaylarla gösteriyorlar. Onlar kendi o pis yetenekleriyle bunları geliştiriyorlar. Hindistan’da, Pakistan’da falan bu işlerle uğraşan binlerce pislik adam var.

Birde bunlar mesela yüz sayfa yazıyı bile büyük bir sabırla çok rahat okuyabilen, yüz sayfa yazıyı da çok rahat yazabilen tipler. Allah’ın adını anmak istemez veya yazmak istemez. Çok sıkar onu.

Münafıkların kendi aralarında yazışmalarında mesela İngiliz derin devletin casuslarının geçmiş dönemdeki yazışmalarına baktığımızda da mesela o kadın casuslarla konuşmalarında akıl almaz sevgi sözcükleri havalarda uçuşuyor. “Canım, bir tanem, pembe gülüm, fıstıklı çikolata” bilmem ne abuk sabuk, yani böyle hepsi sahte. Sonunda çekip öldürüyorsun sen onu alçak. Ve öbürü de vatanına ihanet ediyor. Mesela Hindistan’da casusluk yapıyor, Pakistan’da casusluk yapıyor. Kendi vatanı hakkında bilgi aktarıyor. Bu kahpe bu, alçak. Sen onu nasıl sevebilirsin öyle bir adamı? Alçak oğlu alçak. Kendi vatanını, kendi dinini, kendi vatandaşını, hainane bir mantıkla gözden çıkartmış ve ona kahpelik yapıyor. Sen de ondan nefret ediyorsun. Karşındaki adam da zaten alçak, seni kötü yola sürüklemiş, sana casusluk için fuhşu bile teşvik ediyor, adam öldürmeyi teşvik ediyor, haysiyetsiz burada nasıl bir sevgi olabilir? İşte “sonsuza kadar seveceğim, sonsuza kadar seviyoruz birbirimizi, en derin sırrımsın, sırdaşız” falan. Allah senin ne dediğini her şeyini biliyor. Onu yaratan da Allah. Nerenin sırrı yani? Sonunda da ölüp gidiyorsun, zaten onlar seni öldürüyorlar. Bütün elemanlarını hemen hemen tamamını öldürmüşler şu ana kadar. Bir de utanmadan heykelini dikiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Hint asıllı kadın ajanın resmi vardı.

KARTAL GÖKTAN: Noor Inayat Khan, İkinci Dünya Savaşı’nda Londra’da Churchill’in kurduğu özel operasyonlar biriminde kadın ajan oldu. Daha sonra siz anlatmıştınız. İngilizler tuzağa düşürüyorlar. Almanlara yakalatıp öldürtüyorlar. Daha sonra bunu örtbas edebilmek için Noor Inayat Khan’ı İngiliz kahramanı olarak tanıtıp İngiltere’de Gordon Meydanı’nda büstünü yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Pakistan’da özellikle İngiliz derin devleti çok yoğun faaliyet halinde. Birçok Pakistanlı erkek, birçok Pakistanlı kadın, erkeklerin hemen hemen tamamı homoseksüel İngiliz derin devletinin, kadınları hemen hemen tamamı fahişe ve homoseksüel kadınlar, büyük bölümü. Bunları bu kültür içinde yetiştiriyorlar. Bir de hayret edilecek şekilde İngiliz hayranı olmalarına rağmen, İngiliz kültürünü, İngiliz tarihine adeta taparcasına düşkün olmalarına rağmen Pakistan kültürünü de bunlara teşvik ediyorlar. Mesela bak Inayat Khan’ı görüyorsunuz Pakistan kıyafetleri var üstünde. Pakistan müziği dinletiyorlar bunlara. Bir de kaliteden bahsediyor böyle. Cingir cingir Pakistan müziğinde Pakistan kıyafetinde, onları tavsiye ediyor adam. Bir de “ben modern İngiliz’im” diyor. Pakistan müziğinin en kötüleri yani. Yine hani iyisi güzeli olur da en berbatı böyle. Pakistan kıyafetlerinin de en berbatlarını tavsiye ediyorlar birbirlerine. Şu hale baksana. Sonra da ultra modern havası vermeye çalışıyorlar. “İngiliz hayranıyız” diyorlar. Anglosakson ırkının en üstün ırk olduğunu söylüyor. Ya kardeşim senden nefret ediyor adam haberin var mı? Senin tenin rengin koyu, o sarışın olduğu için senden çok üstün olduğuna inanıyor. Seni aşağılık ırk olarak görüyor. “Olsun” diyor yalakalık yapmaya kalkıyor haysiyetsizce. Kendilerini beğendirmek için bu casuslar yapmadıklarını bırakmıyorlar. Kendilerini mesela aşırı zengin gösterenler, çok fevkalade güzel gösterenler, müthiş bağlı gibi gösterenler. Halbuki nefret ediyorlar, sadece bir menfaat bağı var. Onlar onu sadece casus olarak kullanmak istiyor, sonunda öldürüp atmak istiyor. O da onlardan para ve çıkar, makam bekliyor. Başka bir konu yok.

Bunu münafık kitabının ikinci cildinde çok geniş anlatacağım. Bunlar tabii çok özetin özeti olduğu için hızlıca geçiyorum.

Aslında Hristiyan bütün toplulukla görüşelim de evanjelistlerle de falan bu Trump’ı iyi anlamaları konusunda konuşalım. Hem köşe yazılarını da gönderelim onlara. Dünya barışına çok büyük faydası olacak bir insan. Dünya barışı için tehlike gibi gösteriyorlar bu çok münafıkane, çok samimiyetsiz. Tam aksine dünya barışına fayda verecek bir insan. Bilmediği için söyleyenler ayrı, onları tenzih ediyorum. Yani her konuda, benim bu konuyla anlattığım her konuda bilmeyenleri tenzih ediyorum. Ben şeytani düşünenler için söylüyorum.

Çok güzel yine karısı ve çocuklarıyla bir resmi var. Nefis güzeller. Tebrik ediyorum Trump’ı. Oğulları da çok yakışıklı, kızları da nefis güzeller. Aferin Trump’a. Çok güzel bak, yetmiş yaşına gelmesine rağmen gayet titiz, kızları da çok bakımlı tertemizler. Aferin benim canlarıma. Oğulları da çok efendi. İşte tipik Amerikalı böyledir. Eskiden Amerikalı gençler 1960’larda falan hepsi kravatlıydılar, takım elbiseli falan filinta gibi gençlerdi. Kiliseye giderler, tertemiz otururlar. Bayağı dürüst, efendi mesela misafirperver, tek katlı evleri olur, birbirlerine komşuluğa giderler falan. Yalan söylemez, sahtekarlık yapmaz, dolandırmaz, oyun oynamaz, adeta cennet gibiydi. Yine öyle olması için dua ediyoruz. Trump da doğru yolda, gönlü çok rahat olsun. Hata yanlış yaparsa da eleştiririz, söyleriz.

Bak, şimdi Trump karşıtı gösterileri Twitter’da yalan haber diye yaymaya başlamışlar Mesela Venezuela’da bir sokak olayının resmi var Los Angeles diye paylaşmışlar. Görüyor musun yalanı?

EBRU ALTAN: Gezi olaylarında da aynısını yapmışlardı, siz göstermiştiniz.

ADNAN OKTAR: Aynısı, tabii. Tamam, şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Hz. Mehdi (as)’ın İsmi

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Milli Gazete Yazarı Abdulkadir Özkan da İngiltere ile ilgili bir yazı yazdı. “Ortadoğu ve üçüncü dünya nitelendirmesi İngilizlere ait bir terimdir. Türkiye de bu tanıma da dahildir. Ne yazık ki bu nitelendirmeyi hiç sorgulamadan İslam dünyasının beyinleri dışa ayarlı aydınları kabul etmişlerdir. Halbuki dünyanın konumunun İngiltere’ye göre değerlendirilmesi, İngiltere’nin hakimiyetini kabul etmek anlamına gelir. İngiltere’nin kendisini dünyanın efendisi gibi görmesini diğer ülkeleri de geri ve güdülmesi gereken ülkeler sınıfına sokmasını pek çok ülkenin aydın geçinen kişileri kabul ediyor. Gelin biz bu tanımlamayı kabul etmeyelim. Avrupa Birliği’ne girme gayreti yerine, İslam Birliği’nin kurulmasına katkıda bulunalım” dedi.

ADNAN OKTAR: Mükemmel, mükemmel alkışlayalım bu arkadaşı. Bak herkes uyandı, Allah’a şükür öncülük ettik İngiliz derin devleti konusunda şu an yüze yaklaştı yazar sayısı. İngiliz derin devletini fark eden, kabul eden, bu belaya karşı mücadele edilmesini isteyen yazar sayısı şu an yüze yaklaştı. Önce iki, üç kişiydi bak kısa sürede yüze yaklaştı. Asıl hükümetin açıklama yapmasını bekliyoruz. Tayyip Hocam ne dedi? “Amerika’nın da üst aklı var” dedi. Söyle, Amerika’dan başka ülke kalmadı, Amerika’nın üstünde Amerika olmayacağına göre Amerika’nın üstündeki üst aklın İngiltere olduğunu söylesin artık. Bu aşamaya geldiyse artık arkası gelsin.

Aslında münafık deyince insanlar tabii çok zeki olur falan diyoruz ama şeytan zekası tarzındadır münafığın zekası, çok akılsızdır onun için Allah, şeytanın akılsız hilelerinin çok zayıf olduğunu söylüyor. Nisa Suresi 76’da, “Şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır” diyor “pek zayıf,” Allah’ın hikmeti. Normalde pek güçlü olması lazım ama pek zayıftır yani çok ahmaktır münafıklar, çok akılsızdırlar. Şeytan-ı dessas diyor ama pis böyle aşağılık, karaktersiz bir cesaretleri vardır, oradan biraz kafalar insanlarda karışıyor olabilir, çok akılsız olurlar birde. Orta bir zekada bir insan bile onları rahatça yener.

Vay be! Çok şanlı bir mücadele, bak Kıbrıs’ı vermeye kalkmışlardı, asla müsaade etmedik, asla müsaade etmedik. Osmanlı’dan bu yana ilk defa mehter takımını götürdük. Cumhurbaşkanı’nı mehterle karşıladık. Generaller, profesörler, hocalar bir uçak dolusu, onda sonra muazzam bir moral geldi Kıbrıs’a, şahane olmuştu. Rauf Denktaş rahmetli mest olmuştu, Ceddin Deden’le karşılattım içeriye girerken, merdivenin iki tarafına mehter takımını dizdirdim Cumhurbaşkanı gelirken mehter başladı, Rauf Denktaş acayip mest oldu böyle gözleri yaşardı. Yer gök yıkılıyordu böyle Ceddin Deden’le. Güneydoğu’yu vereceklerdi Allahualem özerklik mözerlik diye kendilerince Tayyip Hoca’yı da bir şekilde ekarte edeceklerini düşünüyorlardı beceremediler.

“Adnan Hocam, bir insan münafıklık yapmadığı halde iç sıkıntısı duyuyorsa ne yapmalıdır?” Meryem Sezgin. İç sıkıntısı illa münafıklıkla olmaz. Peygamberlerde de iç sıkıntısı olur. Hatta bazen organik de olur yani mesela susuzluk, kilo, fazla kilo sıkıntı yapar insana bayağı sıkıntı duyar şahıs, bitkinlik de hissedebilir, özellikle susuzluk bayağı sıkıntı verir. Bazı minerallerin eksikliği, vitaminlerin eksikliği sıkıntı verebilir.

İkinci Abdülhamit’in güvenini kazanıp Padişahla yaptığı görüşmeleri direkt İngiliz yönetimine raporlayan Mısır meselesi, Ermeni sorunu gibi konularda Osmanlı devletiyle, İngiltere arasında arabuluculuk görevini üstlenmiş Macar asıllı sahte derviş İngiliz ajanı Reşit Efendi sahte ad ve kıyafetiyle Türkistan’da üç yıl gezdi. Ünlü Osmanlı paşalarından Mehmet Sadık Rıfat Paşa’nın konağında dört sene misafir edildi. Görüyor musun gafleti? İkinci Abdülhamit’in saraya soktuğu bir İngiliz casus Büyük Britanya Kralı emrine çalışıyor. Abdülhamit alıyor adamı saraya. Adam sarayda hanımlara dahi, bayanlara dahi Fransızca ders veriyor, tam anlamıyla sarayın içine giriyor. Abdülhamit bizzat koruyor adamı, bu Vambery denilen adam arkadaşı gibi oluyor Abdülhamit’in. Bu Siyonizm’in kurucusu Theodor Herzl’le Sultan ikinci Abdülhamit’le görüştüren kişi de Vambery. Yani Theodor Herzl’le de bağlayan o, bağlantı kuran. Thedor Herz de çok sıkı Alman ırkçısı Theodor Herzl yani Musevilikte falan hiçbir alakası yok ateist. İkinci Abdülhamit aracılığıyla İngilizleri saraya soktu bu casus Vambery, adam yapmadığını bırakmadı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sosyal medya ve haberlere konu olan Cerablus’taki çocuklar için biraraya gelen Fenerbahçeli futbolcuların eşleri Cerablus’a yardım malzemesi gönderilmesine vesile oldular Adnan Bey. Bazı fotoğraflar da vardı. İçerisinde bot, mont ve diğer kışlık giyeceklerin bulunduğu bir kamyon malzemeyi Cerablus’a gönderen futbolcu eşleri Özgür Suriye Ordusu’na bağlı Sultan Murat Tümeni aracılığıyla yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırdı. Askerlerden de yardımları alan Cerabluslu çocuklar Türkiye’ye ve hayırseverlere teşekkür ettiler.    

ADNAN OKTAR: O renkli gözlü bir tane var ya yanaştırsana, yüzünü yaklaştır, ah severim ben senin tatlılığını, şekerliğini, canımın içi. Bak bunun için eğer bir insan savaşmıyorsa, mücadele etmiyorsa vicdanını kaybetmiş demektir.

KARTAL GÖKTAN: Musevi çocuklara ait bazı fotoğraflar vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ne kadar güzeller ya hayret maşaAllah. Severim ben sizi o dua etmenizi, şekerliğe bak sen şekerliğe. Aferin Musevi kızlara aslan onlar aslan aferin. Küçük yaşta çok güzel, dindar yetiştiriyorlar Allah razı olsun. Çok iyi yapıyorlar.                                                           

Abdülhamit’in yakınındaki Armin Vambry, hem seyyah, hem kaşif, hem derviş, öğretim üyesi yazar, devletlerarası ara bulucu sıfatlarına sahip İngiliz derin devleti casusu. Vambry, İstanbul’da 1857 yılında geliyor. Bu zamanki görevi yabancı dil hocası güya. Abdülaziz’i deviren darbenin mimarı Mithat Paşa’nın bir önceki padişah Abdülmecit’e suikast planlayan Kuleli vakası cuntası. Yine Kuleli’de o zamanlar ayarlanıyor olay. “Kuleli vakası” deniyor buna. Şimdi de bak yine Kuleli de yapmışlardı biliyorsunuz cuntayı. Kuleli vakası cuntasını iki lideri Hüseyin Daim Paşa ve Şeyh Ahmet Efendi’nin Kırım Savaşı’nı destekleyen Sadık Rıfat Paşa’nın çocuklarının özel dil hocası olduğu büyük bir ihtimalle dikkat çekmemek için darbeciler Vambry üzerinden mesajlaşmaktaydılar o zamanlar.

BÜLENT SEZGİN: Resmi de vardı Armin Vambry.

ADNAN OKTAR: Evet, adam parmağına takıp oynatmış. Vambry daha sonra mason sadrazam Keçecizade Fuat Paşa’nın özel sekreteri oluyor. Bu sırada Nur-u Osmaniye Medresesi’ni takip ediyor. Derviş sıfatı alıyor. Bu sıfatla üç yıl boyunca imparatorluğu ve Orta Asya’yı geziyor. Bu gezide edindiği bilgileri İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na bir rapor olarak sunuyor. Görüyor musun adamdaki casus enerjisini, fitneyi. Allah için yap desen yapmaz. Hayret edecek bir azgınlık yani. Vambry, beş ayrı dine geçiyor ayrı ayrı zamanlarda. Beş ayrı din. İkisinde rahip oluyor, dört defa din değiştiriyor fakat gerçekte ateist. Vambry bu dönemde birçok yabancı basın kuruluşunun İstanbul muhabiri. Orta Asya anılarını, Orta Asya’da yaşadıklarını kitap yapan Vambry İngiltere’de büyük bir coşku ve takdir ile karşılanıyor. Onuruna ziyafetler veriliyor. Kraliçe Victoria’nın davetiyle ağırlanıyor. İleriki yıllarda Kral yedinci Edward, Vambry’i şövalye yapıyor. Ve İngiltere’nin büyük ve kadim dostu olarak tanıtıyor. 2005 yılında halka açılan İngiliz arşivlerinde dışişleri bakanlığında da casus kadrosunda çalıştığı açıklanıyor. Hep casusluk, fitne fücur. Yani İngiliz derin devletinin ana görevi budur. Birçok aydın Türkiye’de meseleyi kavradı, anladılar. Gece gündüz izliyorlar zaten maşaAllah.

Bu ahlaksızlarla bağlantı kuranların en büyük isteği casus olmak. Bu münafıkların da hayalinde en yücelttikleri şey casus olmak. Çocuğa soruyorsun, mühendis mi olmak istiyorsun? Doktor mu olmak istiyorsun? Bu alçaklara da sordun mu hayatta en büyük gayen ne? “Casus olmak” diyorlar. Casus demek; kahpelik demektir. Kalleşlik demektir. Alçaklık, pislik demektir. Kendi vatanını, kardeşlerini, dinini, imanını hiçe sayıyor -haşa-. Kahpelik ve döneklik yapıyor. Dünyanın en alçak adamı demektir casus.

Bu Vambry, casus olan Vambry on iki dili aynı mükemmellikte konuşuyormuş adam. Görüyor musun yetiştirdikleri casusların özelliğine bak. Aynı zamanda Profesör Vambry. Dışişleri Bakanı Lord Salisbury’nin emriyle ikinci Abdülhamit ve Osmanlı’ya dair uzun ve gizli rapor hazırlıyor. Vambry hem resmi bir görevli değil. Hem de Abdülhamit'in güvenini kazanmış adam.

Oğuz Tuna; “Mehdi İstanbul'dan çıkmayacak” diyorsun. Bütün hadislerde “çıkacak” diyor. Sen “çıkmayacak” diyorsun. Peygamber (sav)’in hadisine biz tabii oluruz. Konstantiniye’yle ilgili en az otuz hadis var. İstanbul'la ilgili. Hatta dolaylı yoldan anlattığı da var Peygamberimiz (sav)’in. Mesela “köprüyü geçecek” diyor. Denizin üzerinde iki köprü olacağı belirtiliyor. İki köprü. İki köprüde çatışma olacağı. Darbenin olacağı. Hepsi detay detay anlatılmış.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Kutsal emanetler.

ADNAN OKTAR: Tabii, kutsal emanetlerin olduğu yerde olacak Mehdi (as). Kutsal emanetler nerede? Burada. Mehdi (as) de orada o zaman.

EBRU ALTAN: Hilafetin merkezi burası.

ADNAN OKTAR: Tabii, hilafet merkezi en son nerede ise Mehdi (as) da orada olacak.

“Adı Muhammed olacak” demiyor Peygamberimiz (sav). “Adı adıma uygun, babasının adı babamın adına uygun olacak” diyor.

“Güneş batıdan doğmasından sonra yüz yirmi yıl” o samimi olmayan, doğru olmayan bir açıklama. Güneş batıdan doğduktan sonra zaten imtihan kalkıyor. Yüz yirmi yıl yaşamasının anlamı yok insanların. Aklın ihtiyarı kalkıyor. Kıyamet başlamış oluyor. Dünyaya bir çarpma oluyor. Ayette var o. İkinci bir çarpma daha oluyor. Dünya ters dönmeye başlıyor. Tersine dönmeye başlıyor. Ama dağılma başlıyor aynı anda. Yani kıyamet başlamış oluyor. Bu alamet olduğunda zaten imtihan kapısı kapanıyor. İmtihan kapısı kapandığı için yüz yirmi yıl yaşamanın bir anlamı yok. O doğru olmayan bir açıklama. Cübbeli’nin açıklaması. Kurtarmaya çalışıyor kendince. Dürüst olmayan bir izah.  Güneş batıdan doğduğunda imtihanın kapandığını bütün hadislerde biliyoruz. Hadis olmasa dahi biliriz. Çünkü aklın ihtiyarı kalkar. Ondan sonra imtihan olur mu? Dünya dağılıyor zaten. O çarpmanın şiddetiyle dünya ters dönmeye başlıyor. Öyle bir şeyde zaten magma her yerden fışkırmaya başlıyor. Çünkü dünyanın kabuk kısmı terse dönüyor. Magma kısmı terse dönmüyor. Magma akmaya devam ediyor o hızla. Normal kendi hızında dönmeye başlıyor. İki taraf zıtlık oluşturduğu için magma her yerden fışkırmaya başlıyor. “Denizlerin yandığını görürsün” ayeti odur Kuran’da. Dağların kum yığını gibi dağıldığını belirtiyor ayette. Kum gibi. İşte o şiddetli ve güçlü depremlerden oluşan etki. Büyük ve güçlü depremlerde dağlar un gibi dağılıyor. “Denizlerin yandığını görürsün” diyor. Denizlerden magma fışkırmaya başlıyor her yerden. Her noktadan magma fışkırıyor. Dolayısıyla öyle bir ortamda yüz yirmi yıl yaşanmaz. Hiç dürüst bir açıklama değil. Hem aklın ihtiyarı kapanmış. Hem kıyamet başlamış imtihan kapanmış. “Yüz yirmi yıl yaşayacak” denmesi doğru bir izah değil. Uydurma bir izah. Kuran’la da, hadislerle de çelişiyor. Mehdiyet devri yüz yirmi yıldır. Onu şaşırmış ravi, rivayet eden. Mehdiyet’in ömrü yüz yirmi yıl toplam. Hakikaten o kadar. Bediüzzaman’ın tarif ettiği görüntü onu gösteriyor. Yani İslam’ın işte ucu ucuna yaşandığı dönem, toplam. Yüz yılın yetmiş yıl kadarı sıhhatli yaşanıyor. Ondan sonrası da bozulma devirleri olmuş oluyor. Kastedilen o. Ama o devirde bile yine de Allah’tan, dinden bahsedilecek. Ama bir süre sonra hiç bahsedilmiyor. “Ey Ümmet!” diyor Peygamberimiz (sav). “Altı şey vardır ki; onlar olmadan kıyamet kopmaz, (altıncısı) Medine’nin fethi” diyor. Resulullah (sav)’a soruyorlar , “Hangi Medine Ya Resulullah?” diyorlar. “Resulullah ferman etti ki, Konstantiniye.” Neresi? İstanbul. Dolayısıyla o çırpınmalar yersiz. Bediüzzaman “Mehdiyet’in olacağı yer İslam aleminin hilafet merkezinin son bittiği yer neresiyse orasıdır” diyor. Hadislerde de öyle geçiyor. Ve kutsal emanetlerle yan yana olacak Mehdi (as) deniyor. Kutsal emanetler burada olduğuna göre. Mehdi (as) da burada. “Köprüyü geçecek” diyor. Köprü nereden geçilir? Mekke’de, Medine’de köprü yok. “Denizin üstünden geçecek” diyor. Mekke’de, Medine’de deniz yok. Belli ki İstanbul.

KARTAL GÖKTAN: Kar üstünde sürünerek dahi olsa onu bulun” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, “Kar üstünde sürünerek dahi olsa Mehdi (as)’ın yanına varın” diyor. Mekke’de, Medine’de kar var mı? Yok. Dolayısıyla bu izahlar boş, samimiyetsiz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: “Benim neslimdendir. Benim dilimi bilmez” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, Resulullah (sav) “Arapça bilmez” diyor pek. Mekke’de, Medine’de olan bir insan Arapça bilmez mi? Mecburen bilir. Mesela yine hadislerde “Kostantiniye’nin fethi sırasında” diyor “sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek.” İki yerde de bayrak var. İstanbul’un her yerinde büyük bayraklar var. Denizin altında yine bir açıklık olacağı. “Su kendiliğinden uzaklaşacak ve açılan yolu takip eden Hz. Mehdi (as) karşıya geçecek.” Bunun olması için toprağın, denizaltının delinmesi gerekiyor. Başka türlü bir geçiş olmaz bu açıklamanın olması için. “Su kendiliğinden uzaklaşacak” Nasıl olsun? Bir tünel olursa uzaklaşır. “Açılan yolu takip eden Hz. Mehdi (as) karşıya geçecek. Sonra bir bayrak daha dikecek.” Her yerde bayrak dikiliyor zaten. Köprülerin sonuç noktalarında. “Allah-u Teala Mehdi (as)’ın elindeki Kostantiniye’nin fethini müyesser kılar” hadis. Hani Mehdi (as) İstanbul’a gelmeyecekti, hani çıkmayacaktı?  Ne diyor? “Allah-u Teala Mehdi (as)’ın elindeki Kostantiniye’nin fethini müyesser kılar.”

Münafıklarla İngiliz derin devletiyle mücadelemizde büyük bir başarı elde ettik, 100’ün üstüne çıktı. Türk aydınları yazarları hepsi koro halinde artık İngiliz derin devletine karşı tavır aldılar. Amerika’da seçimlerde İngiliz derin devletine karşı olan bir kişi iktidara geldi, bu çok büyük bir olay. Türkiye’de Cumhurbaşkanı İngiliz derin devletine karşı; bu da çok büyük bir olay. Putin de İngiliz derin devletine karşı. İlk defa oluyor böyle ittifak, eğer iyi organize olurlarsa bu yüzyıl bu iş biter. İngiliz derin devleti diye bir şey kalmaz.

Şimdi bize, Mehdi konusunda bir kere çırpınmayın bak sahtesi bile 15 dakika arayla durdu. 15 dakika arayla, sahtesinin Türkiye’yi ele geçirmesi eğer 15 dakika geçseydi ele geçirecekti onun için Mehdiyet yok falan demeyi bir kenara bırakın bir kere, bak sahtesi bile Türkiye’yi ele geçirecekti. “İstanbul’da Mehdi çıkmayacak” o bir kere onlar yanlış. “Beldeler Mehdi’nin emrine girer Allahu Teala Mehdi’nin elindeki Konstantiniye’nin fethini müyesser kılar.” Nerede diyor? Kitabül Burhan fi Alametil Mehdiyyil Muntazar. Konstantiniye neresi? İstanbul. Yine Kıyamet Alametleri kitabının 181. sayfasında, “Allah Konstantiniye’yi çok sevdiği dostlarının ehline fethettirir” diyor yani Mehdi ve talebelerine. Naim Bin Hammad Cafer’den tahriç etti “Hazreti Mehdi talebelerini dünyanın her tarafına gönderir” bak “talebelerini dünyanın her tarafına gönderir zulüm ve zalimlerin hepsini yok eder” yani İngiliz derin devletini darmadağın eder. “Beldeler onun emrine girer Allah Teala onun elindeki” bak “onun elindeki Konstantiniye’nin fethini müyesser kılar” ne demek elindeki demek biliyor musun? Orada demektir elindekinden kasıt orası. “Fethini müyesser kılar” yani manen fetheder. (Kitabül Burhan fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman) “Muhtelif ülkelerden birçok alim birbirinden habersiz şekilde Mehdi’yi aramak üzere yollara çıkacak ve her birisine 310 kadar insan refakat edecek sonunda hepsi Mekke’de buluşurlar” diyor. Ve diyorlar ki, “Bu fitneyi önleyecek” fitne ne? Dünyadaki işte İngiliz derin devleti, Darwinizm ve her türlü anarşi, terör ve savaş, Müslümanların mahvolması. Bak “Bu fitneyi önleyecek ve Konstantiniye’yi İstanbul’u fethedecek olan Mehdi’yi arıyoruz” neredeymiş? İstanbul’daymış. Nerede arıyorlar? Arama yerleri ayrı. Bak “Muhtelif ülkelerden birçok alim birbirinden habersiz şekilde Mehdi’yi aramak üzere yollara çıkacak ve her birisine 310 kadar insan refakat edecek sonra da hepsi Mekke’de buluşuyorlar.” E sen diyorsun Mekke’de çıkacak; orada arıyorlar ve ararken diyorlar ki bak  bu fitneyi önleyecek ve Konstantiniye’yi fethedecek olan Mehdi’yi arıyoruz çünkü biz onun babasının, anasının ve ordusunun isimlerini öğrendik’ alametlerini biliyoruz diyorlar, şeklinde cevap veriyorlar. Ama fethedilen yer neresi? İstanbul. Elinde olan diyor “Elinde ne demek? Orada, olay yerinde.

İbni Mace, Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet etmiştir, “Dünyadan hiçbir zaman kalmayıp ancak tek mümin kalsa bile o günde benim ailemden, benim soyumdan bir zat Deylem Dağı’na ve Konstantiniye işlerine sahip olması için Allah muhakkak o günü uzatacaktır.” Deylem Dağı neresi biliyor musun? PKK’nın en yoğun olduğu yere deniliyor şu an Güneydoğu’daki, Deylem yani orası o zaman eyalet şeklinde Deylem, PKK’nın en yoğun olduğu bölge. Ve İstanbul’u diyor her ikisini de fethedecek alacak diyor yani PKK’yı da yenecek, İstanbul’u da alacak diyor manen. Bak “Deylem Dağı’na  ve Konstantiniye işlerine sahip olmak için Allah Celle Celalühü muhakkak o günü uzatacaktır” kıyameti koparmayacak diyor. Mehdi olmasa kıyamet kopacak. Mehdi olduğu için kıyamet kopmuyor. Nerede yazıyor? Kitabül Burhan fi Alametil Hz. Mehdiyyil Ahir Zaman 74. Sayfada. Yine Berzenci’nin Ölüm Kıyamet ve Ahiret, İmam Şarani’nin Ahir Zaman Alametleri 440. Sayfa.

PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin terör örgütünün elebaşı Salih Müslim İngiliz parlamentosunda konuşacaklarmış. Hep böyle casusları, derin devlet mensuplarını getirip orda konuşturuyorlar.

“Mehdi saraylara girip çıkacaktır” diyor, Ankara’da saray yok, İzmir’de de yok saray, İstanbul’da var saray. Saraylara diyor neresi oluyor? İstanbul. Bana bıraksınlar bu numaraları.

Amr bin Sa’d Emirul Mümin Ali bin Ebu Talib Aleyhisselam nakleder. “Ali’nin Rabbine andolsun ki, hüccet imam Mehdi ayakta olacak (kaim), dünyanın yollarında yürüyecek, evlere ve saraylara girecek ve yerin doğusunda ve batısında gezecek, sözleri duyulacak, cemaate selam verecek, görecek ama vaat edilen zamana ve gökten şu ses gelene kadar bilinmeyecek.” Bak sözleri duyuluyor, cemaate insanlara selam veriyor, insanları görüyor, insanlar da onu görüyor ama fark edemiyorlar ama vaat edilen zamana kadar ve gökten şu ses gelene kadar bilinmeyecek yani falanca Mehdi’dir denilinceye kadar Allahualem. (Şeyh Muhammed bin İbrahim Numani, Gaybetül Numani sayfa 167)

Tevrat’ta da öyle geçiyor Mehdi’nin çıkış yeri olarak, “Mesih de Roma şehrinde kendi yurdunu yıkanların arasında yaşayacaktır.” Roma bak Roma’nın başkenti İstanbul’du biliyorsunuz, Roma İmparatorluğu’nun başkenti, Roma zaten dünyayı idare eden derin devletti, başkenti İstanbul’du. Roma şehri denilen şey İstanbul. Roma İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul şehrine imparator 1. Konstantin tarafından Latince Nova Roma yani Yeni Roma ismi verilmişti, İstanbul’un ismi Yeni Roma’ydı.  Bak Tevrat’ta geçiyor, “Musa nasıl Mısır’da Firavun’un evinde yetiştiyse Mesih de Roma’da olacaktır” İstanbul’da olacaktır. (Kohelet Rabbah 1/9)

Haham Yeşua ben Levi, İlyas Peygamber ile buluşur ve sorar “Moşiyah’ı nerede bulabilirim?” İlyas ona şöyle der, “Roma’nın kapılarına git orada bulacaksın.” Topkapı Çatladıkapı değil mi? (Talmud Sanhedrin 98/A) İstanbul Surlarında biliyorsunuz elli kapı mevcut .

Pir Parke, “Ayak ayaküstüne atılıp dini sohbet dinlenebilir mi?” Diz üstü oturup dinlenebilir mi? Diz üstü oturmak bana saygıya uygun gelmiyor o zaman senin dediğine göre, bana bir acayip geliyor. Bağdaş kurup oturup olur mu? O da bana acayip geliyor. O senin kafandaki imaj. Bacağın şekline göre akıl veriyorsun. İki diz üstü oturunca bana bir acayip geliyor bana bir şey hatırlatıyor yani olur mu öyle şey yani havada uçtuğunu hatırlatıyor desem mantığı var mı bunun, gayet normal iki dizinin üstüne oturursun. Bağdaş kurman bana anormal geliyor desem, bura kahvehane mi falan desem bunun mantığı var mı? Gayet normal. Bacak bacak üstüne atmak da son derece normal, sen onu gelenekçi imajla elde ediyorsun. Diz üstü oturmak nasıl normalse, istesek biz de onu anormal karşılayabiliriz. Bacak bacak üstüne atmak da öyle normal, sen kendi kafana göre düşünme.

BÜLENT SEZGİN: Ayette Allah, “Onlar ayaktayken, otururken ve yan yatarken Allah’ı zikrederler.” ( Ali İmran Suresi, 191) diyor

ADNAN OKTAR: Bak “yan yatarken” diyor. Yan yatan, sen yapar mısın böyle bir şey kabul eder misin? Allah “yan yatarken Allah’ı zikredin” diyor. Sen ne dersin? “Aman” dersin, “yan yatılmaz, Allah yanlış diyor” diyeceksin Allah esirgesin. Allah’ın ahlakını beğenmiyorsunuz.

Nermin Onay, “Çok güzel olmak isterdim” güzelsindir.

Yusuf Torun, “İmam Mehdi’nin kıyamı için Yüce Allah bizden yalvar yakar dua bekliyor inanın nefesi ümmetin ensesinde lütfen herkesi duaya çağırın” diyor. İnşaAllah.

Abdullah Çevik, “Müzik zevkinize gıpta ediyoruz” diyor.

“Mükemmeliyette zevkiniz mükemmel” diyor “maşaAllah suphanAllah.”

“Allah senden ayırmasın Allah aşkıyla sevdiğim güneşim” diyor.

Murat, “Yakışıklı üstadım.”

Mehmet, “İyi eğlenceler.”

“Sizin duanız olmasaydı” diyor Hilmi Bilgin “Bugüne kadar taş üstünde taş kalmazdı.” Sizlerin duası, iyilerin duası inşaAllah bizlerin duası vesile oluyor.

Tunç Atılgan, “Aman ya Rabbi bunlar melek mi?” diyor. Tabii nur gibiler maşaAllah.

“Elhamdülillah çok güzel olmuş Allah razı olsun Hocam alttaki yayın dekorundaki koltuklar çok şahane görünüyor zevkinize hayranız ailece.” MaşaAllah.

“Dikkatimi çekti, ezan okunurken neden ara veriyorsunuz Adnan Bey?” diyor Zeliha Taşkın. Namaz kılıyor arkadaşlarımız geri geliyorlar. Vaktinde namazı kılsınlar diye imkan tanıyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Son dakika haberi vardı.

ADNAN OKTAR: Nedir?

BÜLENT SEZGİN: Siirt’in Şirvan ilçesinde bir maden ocağında göçük meydana geldi. Olay yerine çok sayıda ambulans ve arama kurtarma ekibi sevk edildi.

ADNAN OKTAR: Ne madeni o, kömür madeni mi?

KARTAL GÖKTAN: Bakır madeniymiş.

ADNAN OKTAR: Onlara aslında çok güçlü önlem alınabilir göçük; çelik güçlü kasalar yapılır hiçbir şekilde göçmez. Çelik kullanılması lazım ve her zaman da yine sökülüp başka yerde de kullanılabilir. İsraf da olmaz. Yine de kaderde olan bir şey.

Hakan Aydağ, “Şu sıralar Adnan Hoca’nın Fethullah Hoca’yla arasındaki acaba fark ne?” diyor. Fethullah Hoca Amerika’da ben İstanbul’dayım arada fark bir, Fethullah Hoca Rumi form sitesinde Rumiliği savunuyor, ben Rumiliğe karşıyım. Çünkü dine karşı bir sistem. Darwinizm’i savunuyorlar kitaplarında, eserlerinde  defalarca uyarmamıza rağmen. Ben Darwinizm’in kökünü kurutan bir çalışma içindeyim. Ben Mehdiyet’i savunuyorum, Fethullah Gülen; Mehdi diye bir şey yok diyor. Ben İsa Mesih’in gelişini savunuyorum, Fethullah Gülen; İsa Mesih’in gelişi diye bir şey yok diyor. Ben İttihad-ı İslam’ı, İslam Birliği’ni savunuyorum, Fethullah Gülen İslam Birliği, İttihad-ı İslam diye bir şey yok diyor. Ben devletin bekasını savunuyorum, Fethullah Gülen taraftarlarını görüyorsunuz darbe yapmaya kalktılar bilmem ne yapıyorlar. Aradaki fark say say bitmez. Ama en önemlisi ben samimi bir Müslümanım. Özümle sözüm bir benim. Benim saklım gizlim yok.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Siz “vatandan çakıl taşı vermeyiz” diyorsunuz, “öyle bir şey olursa konumumuzu belirleriz” diyor Fethullah Hoca.

ADNAN OKTAR: Tabii Fethullah Gülen diyor “Türkiye yirmiye ayrılacak öyle bir şey olsa biz konumumuzu belirleriz ona göre şekil alırız” diyor. Ben şiddetle Türkiye’nin bölünmesine karşıyım, o son derece lakayt bu konuda. “Duruma göre şekil alırız” diyor.

Hakan Aydağ, “Niye hiç peygamberin sünnetinden bahsetmiyorsunuz?” Hz. Ayşe’ye soruyorlar “Hz. Resulullah (sav)’ın sünneti neydi?” diyorlar bak dikkat et tek cevap veriyor Hz. Ayşe “Kuran’dı” diyor Kuran. Biz size nereden anlatıyoruz? Kuran’dan anlatıyoruz.

Aliye Çelikbıçak, “Öndeki kırmızılı hanım kızımızın bacağındaki dövme mi yoksa çorabının deseni mi?” Aliye Çelikbıçak. Dövme dövme.

“Bize Allah’ın vermiş olduğu harika bir nimetsin Hocam” diyor. Süleyman.

Ali Fahri “Adnan Bey size ve sizin yanınızdaki aslanlara saygılar” diyor.

Nazlı, “Hocam bir Roman havası istiyoruz” diyor.

Osman Celal “Tek geçerim dünyada tek doğruyu hakkı anlatan Adnan Oktar” diyor maşaAllah.

Abdullah Çevik “Allah’ım bu ne güzel vatan sevgisi.”

Cemre Ersoy “Allah aşkıyla delice sevdiğim.”

Reşit “Kıskananlar çatlasın.”

İsmail Çetin, “Hocam kızlar beyler seni nasıl candan dinliyorlar? Biz kendi çocuğumuza söz geçiremiyoruz hela olsun sana” diyor. Hakikaten onu çok söyleyen var. Ya diyorlar tek bir kızımıza söz geçiremiyorum diyor,  kontrol edemiyorum diyor sen acayip bir sevgi bağı kurmuşsun diyor. Hepsi sana çok saygılı, çok hürmetliler diyor. Hakikaten gelmeden önce bizim kız arkadaşlarımız falan çok modern kızlar, çok canlı kızlar. Ama ailelerdeki kızlara hakikaten bakıyoruz kontrolü çok zor kızlar oluyor. Bazen onlar geliyorlar hakikaten kuzuya dönüyorlar burada çok güzel huylu oluyorlar. Aileleri müthiş şaşırıyor. Biz sokaktan eve alamazdık diyorlar sen ne yaptın nasıl oldu böyle diyorlar.

“Kız kardeşlerimizin tutkusu çok güzel size” diyor maşaAllah “fevkaladelik arz ediyor” diyor.

“Yeşil gözlü sultanım.”

Reyhan Aksoy o da iltifatlar etmiş Allah razı olsun.

Nurcan Yıldız, “Fincanı tutan o güzel ellerini, bebek ellerini maşaAllah” diyor.

Süleyman Zengin, “Allah seni Hz. Süleyman’dan daha zengin ve daha etkili kılsın” diyor.

“Ne kadar güzel aklınız var maşaAllah” diyor.

Cüneyt Yılmaz, “Konuş Hocam cahiller bir şey öğrensin” diyor.

“Peygamberimiz (sav)’in evladını her gün aşk ile anlatan Peygamber aşığı canım Hocam.”

Cahit Öztürk, “Sizin samimi sevgi ve kalite anlayışı başka yerde yok.”

Benim arkadaşlarım kadar namazına titiz ben hiçbir cemaat görmedim. Samimi söylüyorum ben Nurcuları da gördüm, Süleymancıları da gördüm. Mesela sabah namazını rahatça kaçırıyor birçoğu. Veyahut öğlen işi oluyor kaçırıyor namazı. İkindide işi oluyor kaçırıyor bizim arkadaşlarımızda öyle bir şey yok. Ben de lise sondan beri Allah’a çok şükür çok nadirdir namazı kılmadığım. En fazla beş on kere falandır. O da Ankara döneminde burada İstanbul’da hiç olmadı.

Murat Tarlak, “FETÖ için o darbe yapmaz diyen siz değil misiniz?” Benim öyle bir sözüm yok ama hakikaten hiç aklımızın ucundan geçmiyordu böyle bir şey yapacakları. İngiliz derin devletinin onlara çengel attığını da bilmiyorduk, İngiliz derin devletini de bilmiyorduk. İngiliz derin devletini ben anlatınca bak bütün herkes ayaklandı. Yüzün üstünde yazar gündeme getirdi. Hükümetin sık sık kapalı açıklamaları oluyor İngiliz derin devletine yönelik. Amerika’da çok büyük etkisi oldu. Trump mesela, İngiliz derin devletine karşı, Putin karşı, Rus hükümeti karşı.

Öcalan’la İmralı’da görüşen Sırrı Süreyya Önder şu açıklamayı yapmıştı o zaman “Öcalan, Fethullah Gülen’e selamlarını gönderdi. Bütün Ortadoğu’daki demokratik bir siyaset ve barış için birlikte çalışabiliriz muhterem Fethullah Gülen’e selamlarımı söyleyin onu en iyi anlayan benim” dedi” diyor. Bana mesela öyle bir selam gönderemez Öcalan. Fethullah Gülen’e gönderdiğine göre işte İngiliz derin devletinin pençesinin izleri bunlar. Anlattığımız konu bu.

Taha Abdullah, “Sen bir Yahudi çocuğusun” diyor. Doğru, Davut (as) soyundan geliyorum. Hz. Davut (as) soyundan geliyorum. Ben-i İsrail kökenliyim. Ama Yehud kavminden değilim Musevilerin birde Yehud kolu var. O kavimden değilim. Davut (as) soyundanım ben.

Ali Kemal Yetim “Hocam Tayyip’e beddua eder misiniz lütfen?” diyor. Allah Tayyip Hocam’a hidayet versin, sağlık sıhhat versin, uzun ömür versin. İslam’a hizmet etmekle şereflendirsin. Hz. Mehdi (as)’ye talebe etsin. İsa Mesih’e talebe etsin. İslam’ın hakimiyetini görmekle şereflendirsin. Hayır yolda Allah onu başarılı kılsın. İşte dua istiyorsun dua ettim. Beddua diyorsun beddua deccali Allah helak etsin. İngiliz derin devletini helak etsin Allah. Allah hidayet versin, hidayet vermediklerini Allah helak etsin.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü