Harun Yahya

Sohbetler (18 Kasım 2016; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Selam. MaşaAllah ilim irfan meclisini kurmuşsunuz.

CHP’li eski değerli bir büyüğümüz geldi, onunla sohbet ettik çok kafalı bir insan bayağı akıllı, çok kültürlü, görgülü. “Hocam” dedim “sizi bakan olarak görmek isteriz.” Çok mütevazi ama muazzam genel kültürü var. Hayret ediyorum ben böyle insanlara ,niye değerlendirilmiyor? Böyle çok değerli insanlar var, hep böyle kenarda kalmış. “Hocam” dedim “devam edin.” “Yok” dedi “ben çok milletvekilliği yaptım” işte bakanlık da yapmış zamanında. Böyle kenara almalar var, milletvekili olmuş, bakan olmuş genelinde unutulup gidiyor. Halbuki çok değerli, tecrübeli insanlar. Muazzam genel kültürü var öyle insan kolay kolay yetişmez. Kenara alma mantığı çok bozuk, çok yanlış. Üç dönem milletvekili; olsun isterse on dönem olsun daha iyi, daha tecrübeli demektir, daha fazla istifade edilsin. Muazzam genel kültürü var yazık öyle bir insanı değerlendirmemek. Muhakeme yargısı mükemmel, olayları değerlendiriş şekli mükemmel, böyle milli bir insan aynı zamanda, demek ki böyle çok değerli, kıymetli insanlar unutulup gidiyor yahut köşede bırakılıyor.

Ne diyelim? “Sevgi birliği ruhun gıdası” diyelim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Siirt’in Şirvan ilçesindeki maden göçüğünde on altı işçi toprak altında kaldı. Dört kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Toprak altında kalan on iki işçiyi arama çalışmaları sürdürülüyor. AFAD’dan yapılan açıklamaya göre arazinin engebeli olması ve ikinci bir heyelan riski çalışmaları olumsuz etkiliyor. Göçük altında kalan bir işçiyle temas kurulduğu öğrenildi. İddiaya göre bu işçi göçük altından telefonla kardeşini aradı. İşçiler şu anda binlerce ton taş ve toprağın altında aşırı yağış nedeniyle heyelanın zaman zaman devam ettiği bölgede bir milyon metreküplük bir toprak hareketinin oluştuğu açıklandı.

ADNAN OKTAR: Tamam da teknik imkanlar kullanılsın, o sağ olan arkadaşı kurtaralım. Tünel açılabilir, bir şey yapılabilir. Teknik imkanlar Allah’a çok şükür elimizde mevcut, Türkiye’de bayağı güzel imkanlar var.

Son beş günden beri Mehdi (as)’dan bahsediyor yazarlar, çizerler. Çeşit çeşit bir kısmı diyor ki, “şahs-ı manevidir” bir kısmı “gelip geçmiştir” kimi “Said Nursi’dir.” Yahut “yüz yıllar sonra gelecek” ama hala hazırda olmasını bir türlü kabul etmiyorlar. Kardeşim telaş etmeyin bekleyin işte üç-dört yıl beklerseniz.                 

CHP’li değerli kardeşimiz, değerli büyüğümüzle konuşurken “Hocam geleceği ne olacak Türkiye’nin?” dedi “çok iyi olacak” dedim. “Birinci Dünya Savaşı’nı atlattık” dedim “Hocam atlattık ama toprakların hemen hemen hepsini verdik” dedi “doğru” dedim. Verdik ama yine de Allah’a çok şükür İslam alemini koruyacak güce sahibiz. Merkez olarak duracak güce sahibiz. İkinci Dünya Harbi’ni atlattık. Darbeleri atlattık, komünizm tehlikesini atlattık hiçbir şey olmadı. Bizim millet mübarek bir millettir. Her türlü riski atlatır. Ama CHP’nin muhalefetinden Tayyip Hocam rahatsız olmasın, Türkiye’yi çok demokratik gösterir bu. Muhalefet tedirgin olunacak bir şey değil. Güçlü bir muhalefet demokrasinin var olduğunun en açık teminatı, en açık delili. Laftan çok tedirgin oluyor Tayyip Hoca bir şey olmaz, sana muhalifler olduğu için sana zaten fazla oy gidiyor. Sana muhalefet sana bereket getirir muhalefet olmadığında zaten erirsin Allah esirgesin. Muhalefetten çekinme bir şey olmaz. Fakat tabii hakaret olmaz.

Türkiye’nin yapacağı bütün komşularıyla iyi geçinmek, hepsini sevmek, Yunanistan’la dost olmak. Sınırları kaldıralım, pasaportu vizeyi kaldıralım, İran’la pasaport vizeyi kaldıralım. Rusya’yla pasaport vizeyi kaldıralım. Bereket getirir İsrail’e de öyle. Suriye’yle de arayı düzeltelim yani çok uzadı bu iş, gereksiz.

Risale Haber sitesinde Zafer Akgül Mehdiyet konusunda yazmış diyor ki; Mehdiyet konusunda kararsız kalanların gerçek Mehdi’yi tespit için deccal, süfyan ve Mesih’in izini sürmelerini tavsiye ediyor. Yani süfyanın olduğu yerde Mehdi de olur diyor. Fakat Bediüzzaman diyor ki bak “deccal çıktı şu an dünyaya hakim oldu” diyor. Mehdi devrinde deccal yok olmuş oluyor. Deccal bitmiş oluyor. Bediüzzaman “şu an dünyaya yeni hakim oldu” diyor “deccal hakim oldu” diyor. Peki vefatında da deccal hakim, Bediüzzaman’ın vefatında da hakim, kelimenin tam anlamıyla hakim ve Bediüzzaman gelecek olan Mehdi’nin hakim olacağını söylüyor, hakim. “Hem hakim, hem Mehdi, hem mürşit, hem kutb’ul azam olarak” diyor “bir zatı nuraniyi gönderecek” diyor. Hakimlik yapamıyor Bediüzzaman hep mahkumdu. Hayır büyük bir şereftir ama hiçbir zaman hakim olmadı. “Mehdi hakim olacak” diyor ve “en büyük kumandan” diyor. Bediüzzaman kumandan olmadı hiç. “İslam aleminin kumandanı olacak” diyor. Ne zaman kumandan oldu Bediüzzaman? Ve “en büyük müceddit ve müçtehit” diyor. En büyük müceddit ve müçtehidin bir mezhebe uyması haram olur zaten. Bir mezhebe uyamaz yani bütün mezhepleri kaldırması lazım. Kendi mezhebinin esas olması lazım. Bediüzzaman bütün ömrü boyunca Şafi’ydi. Nasıl Mehdi oluyor o zaman? Peki ayrıca Bediüzzaman diyor ki “Ben Mehdi’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona yer hazır eden dümdarıyım” diyor. “Ona yer hazır ediyorum, onun öncüsüyüm, onun hizmetçisiyim” diyor. Yalan mı söylüyor Bediüzzaman? “Mehdi’ye yer hazır ediyorum” diyor “benim görevim bu” diyor. “Mehdi’ye zemin hazırlıyorum” diyor. “O ileride gelecek acip şahsın” diyor “o ileride gelecek acip şahsın hiçbir cihette benzeri olamam” diyor. Yalan mı söylüyor burada? Adam diyor ki “kendini gizlemek için yalan söyledi” diyor. Yalan, şöyle dersin sen “arkadaş ben Mehdi değilim” dersin. Yüzlerce sayfa yalan söylenmez bunun için. Bediüzzaman yalan söylemiyor, doğru söylüyor. Mehdiliğini reddetmek için tek kelime yeterlidir “ben Mehdi değilim” der biter. Nitekim mahkeme müdafaasında “Mehdi seyit olacak” diyor “ben seyit değilim” diyor bitti. Kestirip atıyor. Ve bak Mehdi için tarih veriyor “1400 sene sonra gelecek bir hakikat” diyor. Sözler’de açıkça söylüyor. 1400 sene sonra kim gelecek? Niye bundan bahsetmiyorsunuz? Niye gizliyorsunuz? “şeddeli lamlar ve mim ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar Mehdi ve şakirtleri olabilir” diyor. Bunu 1910 yılında söylüyor. Hesapladığımızda bir yüz yıl daha 2010 yani verdiği hesap 1910 yılını veriyor. “Bundan” diyor “bir yüz yıl sonra zulümatı dağıtacak zatlar Mehdi ve şakirtleri olabilir” diyor. Peki bu 2010 tarihini niye vermiyorsunuz? Niye gizliyorsunuz? “Yüz yıl sonra gelecek Mehdi” diyor bunu niye söylemiyorsun? Ayrıca Şam Hutbesi’nde “otuz-kırk sene sonra” diyor Mehdi’nin çıkacağını söylüyor otuz-kırk sene sonra. Yani 1981 yılında. 1991 ve 2001 yıllarını veriyor. Bunları niye söylemiyorsunuz?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sol görüşlü Amerika’nın bağımsız haber sitesi American Herald Tribune’de “Demokrasi sınırını aşmak” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda demokratik hakların insanlara kendi düşüncelerini ifade edebilmek için protesto yürüyüşleri yapma hakkı tanıdığını ancak bunun bazı ülkelerde derin devletler tarafından aslında hükümet devirmek amaçlı düzenlenmiş oyunlar olduğunu yakın tarihten örneklerle anlatıyorsunuz. Nitekim ülkemizde iyi niyetlerle başlamış olan Gezi Parkı gösterilerinin hükümeti devirme eylemlerine dönüşmesini açıklanan raporlara göre Otpor’un organize ettiğini vurguluyorsunuz ve bu tip gösterilere masum gösteriler denemeyeceğini, ülkeleri içeriden çökertmek, bölmek için derin devletlerin uyguladığı yöntemler olduğunun bilinmesi gerektiğinin öneminden bahsediyorsunuz.

İsrail’de Rusça olarak yayın yapan Channel 9 TV’nin web sitesinde ise “UNESCO’nun siyasi kararı ve Tapınak Tepesi” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda UNESCO gibi tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkan bir kurumdan beklenenin dini ve manevi değerler üzerine yorum yaparken bunu siyasi çıkarlara, kişi ve ülkelerin politik bakış açılarına göre değil, kutsal kitaplara göre yapması gerektiğini anlatıyorsunuz maşaAllah.   

ADNAN OKTAR: Evet. Bu kadar mı?    

KARTAL GÖKTAN: Evet. Faaliyet haberlerimiz de var.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz 12 Kasım’da Düzce’de, 13 Kasım’da da Ereğli’de altmış beş adet kitabı dağıtıp sonrasında da sohbet etmişler. 11 ve 12 Kasım tarihlerinde Antalya’nın çeşitli semtlerinde yüz yirmi adet eserlerinizden dağıtmış kardeşlerimiz ve arkasından biraraya gelerek A9 TV’yi seyredip sohbet etmişler. Bir kardeşimiz Kastamonu’da annesiyle birlikte beş yüze yakın A9 broşürü dağıtmış. Adapazarı’ndan kardeşlerimiz 1-13 Kasım tarihleri arasında çeşitli günlerde biraraya gelerek kitaplarınızdan bölümler okuyup sohbet etmişler. Ayrıca toplam iki bin dokuz yüz adet A9 TV broşürü ve yüz kırk adet de kitabınızı dağıtmışlar. Aralarına yeni katılan bir kardeşimiz oğlu Umut için sizden dua istemiş. 5 Kasım günü Bandırma’da kırk dört adet kitabınızın dağıtımı yapılmış. Kardeşlerimiz Fındıkzade’de eserlerinizden yirmi bir adet hediye etmişler halkımıza. 4-8 ve 10 Kasım tarihlerinde kitaplarınızdan üç yüz seksen beş adet ve çok sayıda A9 TV broşürü dağıtan Balıkesirli kardeşlerimiz sonrasında evde biraraya gelerek yemek yiyip sohbet etmişler. İzmir’den bir kardeşimiz Ödemiş Öğretmen Evi’ndekilere elli adet kitabınızı hediye etmiş. Bir kardeşimiz “Müşrikler İstemese de Mehdi” kitabınızı Gümüşhane’de uğradığı birçok yere bırakmış. Kardeşlerimiz Bursa ve Bilecik’te toplam iki bin adet broşür ve yüz elli adet kitabınızı dağıtıp sonrasında sohbet etmişler. 4 Kasım günü Gaziantep’te bir seminer düzenleyen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İhsan Şener’e, Kıyamet Günü ve Dinde Pasifizm isimli kitaplarınızı hediye etmiş kardeşlerimiz. Bursa, İnegöl, Eskişehir, Kütahya ve Gebze’deki kardeşlerimiz biraraya gelerek Kuran okumuşlar ve anlatımlarınız üzerinden sohbet etmişler. Kardeşlerimiz 12 ve 13 Kasım’da Kopenhag’da dört yüz adet kitabınızı dağıtıp, münafıklık kitabınızdan bölümler okuyup ahir zaman alametleri hakkında sohbet etmişler. Osmaniye, İskenderun ve Dörtyol’dan kardeşlerimizin katılımıyla İskenderun’da ağırlıklı olarak Alevi mahallelerinde sekiz yüz adet kitabınız dağıtılmış maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aleviler candır, Aleviler güzel insanlardır. Evet.       

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz Pazar günü Kayseri merkezde yüz adet kitabınız ve yüz yirmi adet CD hediye edilmiş. Sonrasında canlı yayınınızı seyretmiş kardeşlerimiz, Kuran okumuşlar. Bu haftaki sohbetlerinde Kayserili kardeşlerimiz Kuran ve sizin kitaplarınızdan bölümler okumuşlar. Ankara’dan da kardeşlerimiz 6 ve 14 Kasım tarihleri arasında Eskişehir yolu Yeşiltepe, Balgat, Bağlıca, Çay yolu ve TOKİ bloklarında yüz elli beş adet kitabınız ve bin yedi yüz elli adet A9 TV broşürünü dağıtmışlar maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Almanya Berlin’den de bir faaliyet haberi var Adnan Bey. Reyhan kardeşimiz kızı İrem’le beraber, resmini gösterebiliriz. Hamburg’da beş yüz yetmiş adet “PKK Kürtlerin Temsilcisi değildir” broşürü ve kırk beş adet kitabınızın dağıtımını yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Melek Şahin. “Rabbim nurunuzu artırsın. Hele koçlar hele” demiş. “Allah aşkıyla sevdiğim nurum, bir tanem küçük çocuk” diyor. “Seni çok seviyorum” diyor.

Cüneyt Çevik, “Hocam iyi ki varsınız” diyor. “Üstadım bugün başka bir nurlusunuz” diyor.

“Oraya gelmek için ne şartlar gerekiyor yani seyirci olarak?” diyor. Yeliz Seferoğlu. Yeliz sadece kapıya kadar gelirsen yeterli, biz seni içeriye alırız.

“Bir şey sorabilir miyim?” Diyor. Onu soracağına direkt sor işte. “Bu hanımlar nasıl geliyorlar?” diyor. Allah gönderiyor.

Sedat İncegöz, “Hz. Mehdi (as)’ı aramak sünnettir” diyor. Doğru.

Nursena Çevik, “Hz. Mehdi (as) seyit olacak.”

Gönül Gönül, “Ulemayı su ehli uyanın Mehdi (as) gelecek” diyor.

Ayşe İlhan, “Canımız Hocamızla beraberiz.”

Murat Cullas, “MaşaAllah Üstadım her biriniz mükemmelsiniz, suphanAllah” diyor. 

Mine Şengül, “Karanlık dünyamın ışığı.”

Zafer Çelik, “Selam alemin kralları.” Tamam öyle olur, kralı dersen tehlikeli.

Mine Şengül, “Gönlümün sultanı, asaletli, yakışıklı, sevdiğim” diyor.      

İsmail Gök, “İslim birliği için hep birlikte ısrarla dua edelim.”

Yasemin, “Allah razı olsun canım Hocam, vesilenizle İngiliz derin devletinin deccali faaliyetleri deşifre oluyor” diyor.

Şennur Çavdar, “İngiliz derin devletini çok detaylı deşifre yapıyor Hocamız. Allah gücünüzü, kuvvetinizi artırsın, aslanlar gibi cesursunuz” diyor.

Didem Yıldırım, “Dünyanın çok farklı ülkelerinde yüze yakın yerde yazıların yayınlanıyor, bu Allah’ın nasip ettiği bir nimet.” Hakikaten o şaşırtıcı.

Zihni ve bedeni engelliymiş Umut. Umut’u Cenab-ı Allah annesine cennetine vesile olsun diye imtihan olarak göndermiş. Ona baktığında, onu koruyup, kolladığında, sabrettiğinde inşaAllah Allah onu cennete gönderir. Ama tabii doğuştan genetik olarak bedensel engelliyse, zihni engelliyse benim bildiğim bunun pek bir tedavisi yok. Sadece ailesinin sabrından kaynaklanan yüksek sevap olur. Birde o kardeşlerimizin birçoğunda Allah ruh yaratmıyor, ruh vermiyor sadece imtihan için yaratılırlar. Fakat o ufaklıkta ne var bilmiyorum tabii. Nasıl bir durum var, bilmiyorum.

Vefa’ya Allah sağlık-sıhhat versin.

“Her alanda mükemmelsiniz”, diyor. Allah mükemmel olan, biz tabii hatalı insanlarız, kusurlu insanlarız, günahkarız, eksiklerimiz, yanlışlarımız var kendimizi iyi hale getirmeye çalışıyoruz, güzel hale getirmeye çalışıyoruz.

“MaşaAllah, ilminiz tartışılmaz zenginlikte seviliyorsunuz.” İlimden çok bizde cehlil var. İnşaAllah, Allah ilmimizi artırır.

Evet, çok kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Münafık, İslam’a Hizmet Konusunda Çok Tembeldir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnsanlar zannediyorlar ki İslam’ı anlatmak bütün mesele halbuki en hayati konu münafıkları deşifre etmek. Müslümanlara nefes aldırmayan münafık, başka bir sorun yok mesela ateistler var bize hiç sorun çıkartmıyor ateistler. Adamların kendilerinin siteleri var orada yazıyorlar ‘Allah’a inanıyorum’ diyor, “şu nedenle inanmıyorum” diyor. Hiçbir riski olmaz ateistin. Kafirin de hiçbir riski olmaz, küfür içinde adam inanmıyorum diyor bu kadar açık, söylüyor yani küfürse küfürünü yaşıyor. Müslümanlarla oturup uğraşmaz yani özel bir nedeni olmadıktan sonra, özel bir menfaat çatışması olmadıktan sonra yapmaz ama münafık sürekli kesintisiz pislik peşindedir.

Hazreti Süleyman (as)’ın tapınağı yapılırken bak o devirde Hazreti Süleyman (as)’ın güzelliğine bak nezaketine bak. Şimdi bir inşaat yapılsa burada, taş bina yapılıyor çekiç sesinden sabaha kadar uyuyamazsın çat çat çat değil mi? Akıl almaz gürültü olur. Tek bir çekiç sesi duyulmuyor. Bütün taşlar taş ocağında olduğu yerde düzeltiliyor yani kalıp gibi böyle mühendislik sanatının en güzel uygulamaları yapılıyor, mimari sanatının en güzel uygulamaları yapılıyor. Taş orada oluk gibi birbirine tam uygun hale getiriliyor buraya getirilip doğrudan yerine yerleştiriliyor çıt çıkmıyor.

Bak Krallar bölümü 1. Krallar 6/7 “Tapınağın yapımında kullanılan taşlar taş ocaklarında yontulmuştu.” Tevrat’tan söylüyorum, “Onun için yapım halindeki tapınakta çekiç ve balta dahil hiçbir demirin aletin sesi duyulmadı.” Hazreti Süleyman (as)’ın kibarlığını nezaketini görüyor musun? Halka olan saygısına bak insanlara, saray yapılıyor çıt yok, bitiyor çıt yok. Yoksa burada bir inşaat yapıldı desen of kompresör sesleri, çekiç, balta tak tak tak aylarca milletin sinirleri ayyuka kalkıyor, orada çıt çıkmamış. İşte peygamber aklı, peygamber nezaketi uyuyanı uyandırmaz, kan da akıtmaz diyor ya Mehdi için, Mehdi ahlakında olduğu için zaten “Moşiyah bana benzer” diyor Hazreti Süleyman (as) “ama Hazreti Musa (as)’ya daha çok benzer” diyor. “Bana şakacılığı benzer” diyor, bak “şakacılığı şefkat yönü ama çile yönü Hazreti Musa (as)’ya benzer” diyor yani sürekli tehdit, baskı altında olması, çok düşmanı olması, çok fazla düşmanı olması ve bir münafık ordusuyla mücadele etmesi açısından Hazreti Musa (as)’ya benziyor. Yani ben kendimi övmek gibi olmasın da ben de tamirlerde bilirsiniz hiç gürültü olmasını istemem, monte edilsin getirsinler derim yani birşey varsa, orada çivi çakılması falan vidalı daima vidalı olmasını söylerim getirsin monte etsinler derim.

YASEMIN AYŞE KIRIŞ: Her detayı düşünüyorsunuz eğer bulunan bir maddeyse bir masa mesela mutlaka onun havalandırılıp tüm kokusu gittikten sonra eve alınmasını sağlıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Yani tabii Allah’ın dilemesiyle.

Münafık kesintisiz bir talep içinde oluyor sıkıldığı için yani imanın güzelliğiyle kalbi ferahlamaz münafığın. Kuran ayetiyle, Allah’ın anılmasıyla, İslam’ın yayılmasıyla kalbi ferahlamaz bilakis canı çok yanar özellikle fitne çıkaramadığında daha da canı yanar, İslam’a zarar veremediğinde içi çok bunalır eğer kilitlenmişse o zaman işte sürekli talepte bulunur. Resulullah (sav) zamanında da görüyorsunuz sürekli talep mesela durduk yere bütün Müslümanlar razı hep beraber cihata çıkacaklar ‘benim evim ne olacak?’ diyor, elinin körü olacak. Resulullah (sav)’ın çocuklarının evi ev değil mi? Hazreti Ebubekir (ra)’in, Ömer (ra)’in, Osman (ra)’ın, Ali (ra)’nin evleri ev değil mi? Hepsinin ev, senin evinin ne farkı var? ‘Evimi nasıl koruyacağız, onlara yiyecek nasıl gelecek, onlar ne yapacaklar?’ sırf ahlaksızlık olsun. Bütün Müslümanlar nasıl rahat edecekse, nasıl bir yol bulduysa onlar da o şekilde olacak demektir. Senin özelliğin ne? Münafık hep ayrı baş çeker, hep ayrıdır onun konusu yani sırf orada talepte bulunmak, sıkıntı vermek Müslümanlara. Peygamber nasıl bilmez senin evinin yahut diğer Müslümanların evinin açıkta olmayacağını yani olacağını veya olmayacağını. Şimdi zaten evin erkekleri cihata gidiyor tabii ki bütün evler açıkta, burada ukalalık yapmana ne gerek var, züppelik yapmana ne gerek var? Peygamberin aklı zayıf göstermeye çalışıyor ahmak, kendini de çok zeki gösteriyor halbuki kendisinin ahmaklığını göstermiş oluyor. Peygamber onu bilmez mi? Kendi evi de açıkta, Hazreti Ebubekir (ra), bütün Müslümanların evi açıkta ama onların kendi aralarında istişare edip, kendi aralarında nasıl koruyacaklarını nasıl tedbir alacaklarını zaten Peygamber (sav) onları düzenliyor anlatıyor ondan sonra sefere çıkıyor. Adamların züppelik yapması Peygamber (sav)’i güya haşa kendilerince mahçup edecek, zor durumda bırakacak ve haşa onu akıl edemeyen bir insan gibi gösterecek. Kendini de şefkatli, akıllı, aileleri düşünen, insanları düşünen, çocukları düşünen adam konumunda gösterecek dolayısıyla diyecek ki “bu peygamber değil bu insan, olacak insan değil.” “Niye?” “Bak en kolay şeyi bile düşünemiyor ama bak peygamber olmadığım halde ben düşünüyorum dolayısıyla bana ittiba edin” yani mantığı bu oluyor. Münafık akılsızlığı her yerde büyük bir bela olduğu için ve bunlar asıl tahribatı yapanlar olduğu için İslam’ın ilerlemesini durduran asıl pislik güruh bunlardan oluştuğu için Müslüman’ın bütün dikkatini bunlara vermesi lazım. Hiç biz bir ateistle karşılaşıp zor durumda kaldık mı? Hangi ateist bize geldi ‘dininizi size yaşatmayacağız’ veyahut ‘siz yanlış yoldasınız’ bir şey dediği yok kimsenin, kendi aleminde onlar. Küfür de alenen gelir geldiğinde, açık gelir yani, kahpelik yapmaz ama münafık Müslümanların hayat damarlarına girer ta beynine kadar girer virüs gibi yani mikrop gibi ve orada gelişmeye başlar ve Müslümanların başına bela olmak ister. Şimdi Müslümanın da bak konumu şu oluyor yani bu adam diyorsun Müslüman mı değil mi? Müslüman bilmesi gerektiği için münafık olduğunu hissetse bile Müslüman muamelesi yapması durumunda kalıyor yani hastaysa iyileştiriyor tedavi ettiriyor, yiyeceğe ihtiyacı varsa yiyecek veriyor, evi yoksa ev temin ediyor her türlü Müslümanın imkanlarından faydalanır, AIDS virüsü gibi yani bünyeye yerleşir veyahut verem mikrobu gibi diyelim bünyeye yerleşir. Bünye bunu fark edemez edemiyor yani herkes fark edemiyor ancak ileri aşamaya geldiğinde fark edilir münafık yani artık vücudu sallamaya başladığında fark edilir ama peygamberler, nebiler, resuller nübüvvet derinliğiyle Allah’ın verdiği ilhamla biliyorlar. Mesela Mehdi’de de böyle bir özellik olduğunu Peygamberimiz (sav) hadislerde belirtiyor mesela münafığı hissediyor ve onu hakikaten düğümlüyor, hareket edemeyecek hale getiriyor böylece Müslümanların yolu açılmış oluyor kolaylaşmış oluyor. Mesela Tevbe Suresi 81’de Şeytandan Allah’a sığınırım “Allah’ın elçisine muhalif olarak mücadeleden geri kalanlar oturup kalmalarına sevindiler” yani birşey yapmamaları, İslam’a hizmet etmemelerine seviniyorlar yani Müslümanlara böyle zarar verdiğini düşünüyor İslam’a hizmet etmeyerek. “Ve Allah’ın yolunda mallarıyla canlarıyla gayret etmeyi çirkin görerek ‘bu sıcakta savaşa çıkmayın’ dediler” mücadeleye çıkmayın bu sıcakta “De ki;” Peygamber (sav)’e Allah söylüyor “Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir bir kavrayıp anlasalardı.” Peygamber bunu işte bildiriyor orda topluluğu çağırıp Tevbe Suresi 81 bu ayet açıklıyor yani ‘De ki’ dediği kısmı anlatıyor ama tabii münafık bununla durmaz yani “hanginizin imanını artırdı?” diyor. Peygamberimiz (sav) canım benim çok zor durumda kalmış yani çok fazla münafık sayısı var. Aslında sahabe gençler kendi aralarında bu konuyu biraz üstlenmeleri gerekirdi ama tabii her şeyi Peygamber (sav)’e sordukları için ona bırakmışlar, yoksa bu konuların ikna edilmesi mümkün, yapılması mümkün ama hep Peygamber (sav)’e bırakılmış hep o yapsın demişler. Halbuki o adamlar mesela 300 münafık bunlar ayrı geziyor toplu 900 kişi 600’ü de Müslüman var bunları bir yerde böyle muhasara altına alıp uygun bir yere götürüp ikna edebilirlerdi konuşabilirlerdi yani fakat işte Peygamber (sav)’den izinsiz böyle bir tebliğ faaliyetinde bulunmak istemediler herhalde yoksa “bu yaptığınız çok ayıp çirkin biz bunlardan çok rahatsız oluyoruz” diye değil mi böyle münasıp bir yere götürüp onları ikna edebilirlerdi sabaha kadar gerekirse, inandırabilirlerdi. Bilmiyorum şartları nasıldı? Hazreti Osman (ra)’ı saranlar da öyle mesela tavanda bekliyor adam, orada aslan gibi delikanlı Müslüman gençler var çık tavana ‘burada ne işin var arkadaşım’ dersin, değil mi? “İn aşağı şöyle gel seni rahat bir yere götürelim” alır Müslümanlardan uzak bir yere götürürsün ‘sizin sorununuz nedir bize anlatın biz size yardımcı olacağız’ dersin ikna edersin, gerekirse sabaha kadar ikna edersin kanaatleri gelince alır getirirsin. Tabii orada olmadığımız için bilemiyoruz fakat usulün böyle olması gerekir diye düşünüyorum.

Nisa Suresi 77’de  “Kendilerine; 'Elinizi (savaştan) çekin,” yani savaş durdurun “namazı kılın, zekatı verin' denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: 'Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?' dediler.” Görüyor musun münafığın Allah’tan kendini üstün görmesini görüyor musun? Allah’a akıl veriyor. Bütün münafıklarda bu azgınlık vardır, Allah’tan daha üstün görürler kendilerini “De ki: 'Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.'” (Nisa Suresi, 77)  Bu cezada da böyle mükafatta da böyle bu çok manidar bir ayet yalnız. Şimdi Cenab-ı Allah diyor ki, yaptıkları suç kadar cezalandırırım. Onun için yani sonsuz mesela bir adam birisini yaktıysa Allah da onu yakıyor, mesela kolunu koparttıysa Allah onun da kolunu kopartıyor, gözünü çıkarttıysa gözünü çıkartıyor ama tam karşılık olarak yapıyor yani ayetin hükmüne göre ama detayını biz bilmiyoruz yani nasıl Allah daha konuyu Kendi bakışıyla nasıl yorumlayacak bilmiyoruz. Allah’ın mantığını biz bilmeyiz ama “hiç adaletsizlik yapmam” diyor Allah, biz o kısma inanırız yani bizim vicdanımızda böyle olmasaydı diyeceğimiz birşey asla olamaz ahirette, “Allah çok doğru yaptı” diyeceğiz , içimizden gelerek ama yani tam kanaatimiz gelecek. Onun için cezada, bazı tipler vardır ya Allah işte insanı sonsuz cehennemde yakmaz ya kardeşim bir süre yakar ama cehennemin tatsız tuzsuz, rahatsız, huzursuz, soğuk bir yerinde onu tutar veyahut düz anlamsız bir yerinde tutar yani farz edelim böyle kötü cehennem mahallelerinde tutar yani sürekli yakmak mecburiyeti yok yani cezasını buluyor mesela o Müslümanı yakmış oluyor Allah da onu yakıyor. Tekrar tekrar tattırıyor ona onu yani o yakmayı karşılık olarak ama sonsuza kadar aynı bu şekildedir diye ben bir hüküm görmedim Kuran’da. Cehennemden çıkılmıyor sadece, cehennem de derece derece şekil şekil yani cehennemin düz anlamsız mahalleleri var adam sonsuza kadar orada yaşıyor. Cehennem sokakları var orada kavga ediyor adamlar bilmem ne yapıyorlar falan hayat monoton ve anlamsız, bunların azabı şöyle oluyor; cennetle kıyaslayarak acı çekiyorlar yani cennetteki hayatı görerek acı çekiyorlar. Birde Allah bunların vücuduna da azap veriyor yani vücutlarında sıkıntı yaşıyorlar, ayaklarından kalplerine doğru yükselen bir azaptan bahsediyor Allah, bu bir sıkıntıyı andırıyor yani vücutlarını rahatsız eden bir azap.

BEYZA BAYRAKTAR: Cehennem ehli vicdan azabı diye bir azap çeker mi? Yoksa sıkıntı mı?

ADNAN OKTAR: Sıkıntı çekiyor.Cehennem ehli aslında onu çok anlattım da bizim bildiğimiz insan gibi değiller. Münafık da öyledir bizim bildiğimiz insan gibi değildir yani insan denecek gibi değildirler. Başka bir mahluk aslında ama insan görünümünde oluyorlar çünkü bak Allah diyor ki, muhkem ayet olarak söylüyor “gözleri var” diyor, gözü var “sana baktıklarını görürsün” diyor “ama görmezler” diyor, şimdi bu müteşabih bir ayet değil. Görmez diyor Allah, alenen görmez.  “Kulakları var işitmez” diyor yani kulağı var, müteşabih değil yani duymuyor adam işitmiyor. Mesela bir kısmını Allah kötürüm olarak kullanıyor, yerde sürükleniyorlar. Ama gözü görmüyor, kulağı da işitmiyor, kalp gözü de kör. Kalp gözü kör demek şuuru kapalı anlamına gelir. Kalp demek şuur anlamında Kuran'da. Şuuru kapalı. Bizim bildiğimiz mahlukattan değiller. Bizim bildiğimiz bir insan değiller. Değişik o. Yani ben onu kapalı olarak o kadar söyleyebiliyorum.

Normal bir Müslümanın Allah'tan korkmaması imkansızdır. "Allah'tan korkmaya çalışalım." diyor ya bir adam, nasıl korkmaz? Yaratıldığı andan itibaren şuuru açılır açılmaz muazzam korkar, korkmaması mümkün değil. Yani gücü yetmez. Öyle bir şey yapamaz bir insan. Yani onun için gayret etmesi diye bir konu olmaz şuuru açık bir insanın. Ama şuur kapalılığı varsa uğraşması gerekir. Yoksa açık bir şuurla nasıl korkmaz?

Mesela Resulullah (sav) çok güzel anlatıyor. "Mümin yiğittir, zekidir, dikkatlidir, itaatlidir, acele etmeyendir, alimdir, takva sahibidir." Görüyor musun bak; yiğit, zeki, dikkatli, itaatli, acele etmeyen alim ve takva sahibi. Münafık nasıl oluyor? Tam tersi; yiğitse kahpe oluyor, zekiyse ahmak oluyor yani zeki görünümünde ahmak oluyor, dikkatliyse dikkati kapalıdır münafığın. Çok dikkat çekmiştir münafıklarda değil mi çok ahmakçasına bir dikkat kapalılığı vardır. İtaatlidir mümin; münafık çok itaatsizdir, çok asidir yani böyle züppedir, itaatsizdir. Tersinden anlama da çok kolaydır. Hadislere bakarken "müminin vasfı böyle" derken, anlatıyorsa Resulullah (sav), aksini de münafığı anlamış oluyoruz. Mesela diyor ki; "acele etmeyendir" münafık akıl almaz acelecidir. Sürekli sıkıntıdadır. Mesela bir yere gidecek hemen acele olsun ister, yiyecek hemen yemek yemek ister mesela bir şey bir yere takılacaksa hemen takılsın der yahut bir şeyi bir yerden almak istiyorsa hemen almak ister. Akıl almaz bir ızdırap vardır içinde. Mümin öyle değil, mümin sabırlı. "Acele etmeyendir mümin" diyor. Mümin alimdir. Münafıkta alimlik yoktur eşeğin yük yüklenmesi gibi kirli bilgi yüklenmiş bir mahluktur. Alim değil. Alim faydalı bilgiyi toplayana derler. Ve takva sahibidir. Yani Allah'tan korkup Allah'ın hükümlerine çok titiz. Münafık takva değil yani sürekli ters ve ahlaksız hareketler yapar. "Münafık ise" diyor Peygamberimiz (sav), "insanları arkalarından çekiştiren ve yüzlerine karşı dil uzatan bir cehennem odunudur." Yüzlerine karşı çok hayasız yüzsüzdür münafık. Patavatsız, langır lungur konuşur yüzüne karşı. Yüzüne karşı dil uzatan bir cehennem odunudur. Yani pis bir dil uzatan bir dili var. Yani Müslümanlara karşı bir pislik kaynağıdır onun dili, ağzı. Bir cehennem odunu ama diyor Resulullah (sav). "Şüpheli şeylerde durmaz." Şüpheli bir şey; adam kim olduğunu bilmez, gider onunla bağlantıya geçer. Yanlış bir şey mi doğru mu fark etmez; helal mi haram mı hiç fark etmez münafık için. Şüphelide durmaz münafık. Özelliği. "Harama riayet etmez." Çok pervasızdır. Ahlaksızlık, kahpelik, yalancılık, üçkağıtçılık münafık için gayet normaldir. “Tıpkı gece odun toplayan kimse gibi.” Gece ve odun toplayan; bunun etrafındakiler odun gibi ya Resulullah (sav) onu çok güzel bir dille belirtiyor. Ve gece; sinsice, karanlıklarda, kimseye sezdirmeden pislik yapar münafık. "Nereden kazandığına, nereden harcadığına dikkat etmez, önem vermez." diyor. "Münafık lüzumundan fazla konuşur." diyor. Çok geveze olur münafık. Resulullah (sav) söylüyor, "gevezedir" diyor. Lüzumundan fazla konuşur. Manyak enerjisiyle çok fazla konuşur münafık. Müslümanları da lafa tutar. Dolayısıyla şeytanın maskarasıdır. Ve "münasebetsizdir" diyor. Yani aklına gelen her şeyi konuşur münasebetsiz. Tırmizi'de Cilt 3, No 2096'da.

Deylemi, Camiu's-Sağir,  İmam-ı Suyuti'de Numara 9237; Malik Bin Dinar (ra) diyor ki; "Ben Tevrat'ta gördüm, münafığın nifakı kemale erince -artık münafığın nifaklıktaki en yüksek noktaya ulaştığında- gözlerine hakim olabilir." Artık istediği an ağlar, istediği an durur. Münafığın alameti. Yani gözyaşını silah olarak kullanıyor münafık müminlere karşı. "Bundan dolayı hep deniyor ki 'Kötü insanlar gözlerine hakimdirler. İstedikleri gibi ağlayabiliyorlar." Feyd'ul Kadir, geçen hadisin şerhinde belirtiliyor. İstediği gibi, istediğinde durdurur. Bir anda ağlamaya başlar münafık. "Münafıkların selamları lanettir." diyor. Lanet gibi selam verir. Mesela pislik bir yüzle, lanet bir yüzle selam verir. Yani nefret doludur selamı. "Yemekleri gasp." Yani Müslümanlardan gasp ettiklerini yer. Allah, onlara helal olmadığı için Müslümanın malı onu gasp hükmünde görüyor. Ve gasp günahı olacak. Münafığın yediği içtiği gasptır. "Ve yağmacıdır." Yani Müslümanların malını mülkünü yağmalama peşindedir. Ne varsa almak, ne varsa koparmak, kaçırmak, çalmak ister. "Ganimetleri hile ile kazançtır." Hile ile bir şeyleri elde eder. Bir şey elde edeceği vakit hile ile oyunla, tuzakla elde etmeye çalışır. Meşru yoldan elde etmez münafık. "Mescidlere aralıklı yaklaşırlar." Yani Müslümanların toplantılarına aralıklı yaklaşırlar. "Camide kılınan namazın sonuna ancak yetişebilirler." Namaz kılmak istemedikleri için mümkün mertebe namazdan kurtulmak isterler. Gizli olduğunda namaz zaten kılmıyor münafık. Gizli olduğunda abdest almaz. "Kibirli ve enaniyetlidirler." Büyüklük hissi içerisinde, azametli, kendini sürekli yüceltir. "İşte ben falanca ırktanım, falanca ülkedenim, falanca şehirdenim, falanca eğitimi aldım, falanca okuldanım, falanca ailedenim..." Kendini sürekli büyütür. "Ne sevilirler ne de severler." Münafık ne kimseyi sever ne de kimse onu sever. "Gece odun gibi sessiz" Yani yüzünde odun gibi anlamsız küt bir ifade vardır diyor. "Gündüz gürültücüdürler." Sürekli şamata, yaygara, bağırtı, çağırtı. Müslümanların dikkatini dağıtıp Allah'ı anmalarını engellerler. (İmam-ı Ahmet Ve Bezzar Cemmul Fevait, Hadis Numarası 8110)

"Mümin omuzları halim olan kimsedir, iyi geçimlidir. O din kardeşine rahatlık verir." Yani her konuda huzurlu. Şamata yapmaz, kavga yapmaz, laf sokmaz, pislik yapmaz; hep onun hizmetindedir, ona iyilik yapar. "Münafık ise uzak durur." Müminlerden, iyi Müslümanlardan uzak durur. Onlardan nefret eder. "Ve kardeşine müminlere sıkıntı verir." Yani pislik yaparak, şamata yaparak, bağırıp çağırarak, laf sokarak, kargaşa yaratarak, sürekli bir şeyler talep ederek, sürekli bir şeyi açmaza sokarak, yeni yeni meseleler çıkararak, bunalım konuları çıkararak kardeşine sıkıntı verir. "Mümin selam vermekte atılgandır." Hemen bir an önce görsem de selam vermek durumunda olsam, kardeşimi mutlu etsem der. "Münafık ise bakar ki önce kendisine selam versinler." Enaniyetli olduğu için münafık selam vermez diyor. Kendisine selam verilmesini bekler. Yani atak değildir. Sevgiyi, saygıyı önce gösteren olmaz. Kendisine gösterilmesini ister. Ancak yapılırsa kendisi o zaman karşılık verir diyor Resulullah (sav). (Ramuzü'l Ehadis, Sayfa 230)

"Münafık gözlerine hakim olup istediği şekilde ağlar." (Deylemi, Camiu’s Sağir, İmam Suyuti, Hadis Numarası 9237)

Münafıklar, Müminun Suresi 47-48'de ateşin içinde bile, cehennemde bile iddialar öne sürerek -münafık ya, iddiacı ya, bu çok büyük bir mucize- orada bile enaniyetle iddialar öne sürüp karşılıklı tartışıyorlar. Yok ben doğru biliyorum, yok sen doğru biliyorsun diye. Bak, münafık azgınlığını görüyor musun? Orada bile devam ediyor. Hayret edilecek şey bu. “Zayıf olanlar, büyüklenen daha müstekbir daha azgın olanlara derler ki, 'Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Gerçekten Allah kullar arasında hüküm verdi artık.”

"Hocam önerge hakkında ne düşünüyor?" Ne önergesi? Önerge, var mı öyle bir konu? 

EBRU ALTAN: Başkanlık sistemi ile ilgili mi acaba?

ADNAN OKTAR: Ne olduğunu söylesinler.

"Seni sevmek bir şeref güneşim." diyor.

Sebe Melikesi Belkıs, Hazreti Süleyman (as)'ın ününü duyduğu için onu çetin sorularla sınamak için Kudüs'e geliyor. Hakikaten beni de görenler, gelenler, "Çok sorularım olacak ona" diye geliyorlar. İnsanlarda o var hakikaten. "Süleyman'ın bilgeliğini, yaptırdığı sarayı, sofrasının zenginliğini, görevlilerin oturup kalkışını, hizmetkarların ve sakilerin özel giysileri ile yaptığı hizmeti, Rabb'in tapınağında sunduğu yakmalık sunuları gören Sebe Kraliçesi hayranlık içinde kaldı, Kral'a "Ülkemdeyken yaptıklarınla ve bilgeliğinle ilgili duyduklarım doğruymuş. Ama gelip kendi gözlerimle görünceye dek anlatılanlara inanmamıştım. Büyük bilgeliğin yarısı bile bana anlatılmadı. Duyduklarımdan daha üstünsün. Ne mutlu adamlarına, ne mutlu sana hizmet eden görevlilere. Çünkü sürekli bilgeliğine tanık oluyorlar. Senden hoşnut kalan, adına egemenlik sürmen için seni tahtta oturan Tanrın Rabb'e övgüler olsun. Tanrın İsrail'i sevdiği, sonsuza dek korumak istediği için adaleti ve doğruluğu sağlamak için seni İsrail'e kral yaptı." diyor.

Tevbe Suresi 49'da münafıklar diyor ki, “Onlardan bir kısmı: "Bana izin ver ve beni fitneye katma"” Diyor Peygamber’e (sav)’e bak ahlaksız, alçağa bak. "Beni fitneye katma" Sen zaten fitne olmuşsun kendin. “Haberin olsun, onlar fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem, o inkar edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır.” [Tevbe Suresi, 49] Peygamber (sav)'e kullandıkları üslubu görüyor musun, "Beni fitneye katma" İnkar dolu ve alçakça. Sorsan, "Ben bir şey demedim. Ne dedim? Beni fitneye katma dedim." diyor. Sen fitneyi zaten almışsın, içine de girmişsin. Üslubundan, her şeyinden belli. İspat edilemeyeceğini zannediyorsun. İşte vahiy inince yapacağı bir şey kalmıyor.

Ali İmran Suresi, 168, “Onlar, kendileri oturup kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın öyleyse."” [Ali İmran Suresi, 168] Münafıklar hep ayrı bir grup olurlar. Müslümanlar tabii zor işlerin içine de giriyorlar, meşakkatli işlerin içine de giriyorlar. Ama münafık yan gelip yatar eşek gibi. Müslümanların öldürülmesi, şehit edilmesi, asılması kesilmesi, çocukların acı çekmesi münafığı ilgilendirmez. Münafıkları hep keyif, zevk içinde görürsün. Onları tebliğ, İslam, Kuran, Allah, Kitap hiç ilgilendirmez. Ama diyor ki mesela orada, "Eğer bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi yahut başına bir iş gelmezdi, zor durumda kalmazdı." Bu münafıkların yaptığı bir yöntem. Çünkü hiçbir işe girmiyorlar. Hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. Mesela soğuğa çıkmıyor, sıcakta dışarıya çıkmıyor. Müslüman mesela sıcakta zor durumda kalabiliyor Allah için, soğukta da zor durumda kalabiliyor. Ama münafığın öyle bir konusu yok. O yönüyle övünüyor. "Bize katılsalardı üşümezlerdi. Bize katılsalardı sıcaktan böyle bunalmazlardı. Bize katılsalardı paralarını sadaka olarak vermezlerdi, biriktirirlerdi." Buna benzer.

"Nacaroğulları'ndan bir kimse vardı. Bu zat Bakara ve Ali İmran Surelerini okumuştu." Bak, vahiy katibi. Bakara ve Ali İmran Surelerini yazmış ve ezberden biliyor. "Allah'ın Resulü (sav)'ne de katiplik yapıyordu." Sürekli yanında. "Derken bu adam kaçıp gitti. -Münafık oldu ya- Küfürden adamlar kendisini yüksek makamlara çıkardılar." Önemli yerlere. Hakikaten münafık ayrıldığında hemen üçkağıtçı derin devlet mensubu yahut ahlaksızlar, diğer münafık güruhu sahip çıkıyor. "Şu adam Muhammed'e katiplik yapıyordu." diyerek kendisini pek beğendiler." Oradan kendine bir güç kazandırıyor. "Aradan çok zaman geçmeden Allah onun boynunu helak etti." diyor. Allah belasını verdi diyor. Boynunu helak etti demek, Allah belasını verdi anlamında. Sahih Müslim'de bu hadis. Tabii bazen de Cenab-ı Allah bunlara imkan verir. İyice günahları artması için, cehennemleri genişlesin diye Allah bunları o bela denizine doğru çeker.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.  

Masaüstü Görünümü