Harun Yahya

Sohbetler (19 Kasım 2016; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Birlikte sevgiyle coşalım” diyelim. Mümin coşkulu olacak.

İngiliz derin devletinde ekonominin kıtlığa çevrilmesi önemli bir konu. Mesela İngiliz derin devletinin bir mantığı var çok ürkütücü ve çok çılgınca. “Savaş barıştır” diyorlar “Savaş barıştır. Başkalarının savaşı bizim barışımız demektir” diyor. Çünkü onlara imkan sağlıyor savaş. Silah fabrikaları çalışıyor, oranın hammaddelerini elde edebiliyorlar, petrollerini elde edebiliyorlar. Ve en çok tabii üstlerinde durdukları silah sanayi. “Özgürlük kölelik demektir” diyor İngiliz derin devleti bak “özgürlük kölelik demektir.” Yani “insanları özgürleştirirseniz biz köle oluruz” diyor bak “bizler köle oluruz. “Onları köle yaparsak biz özgür oluruz” diyor. Adamlar hakikaten çok şatafatlı yaşıyor Müslümanlar da köle vaziyetindeler. Mesela diyorlar ki “cahillik güçtür.” Yani “kitleler cahil olursa kolay yönetilir” diyor. Mesela gelenekçi Ortodoks kitleleri rahatça El-Kaide, Taliban, DAEŞ her türlü fikir akımına üye yapabiliyorlar, o tarafa kaydırabiliyorlar. O yüzden “cahillik güçtür” diyorlar slogan. Yani “kitlelerin cahil olması bize güç verir” diyorlar. Okumuş, “kültürlü, bilgili, aydın kitleleri yönetmek zordur” diyor adamlar. “Ama cahilleri yönetmek çok kolaydır” diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ünlü Amerikan Basın Kuruluşu Foreign Policy'de Emily Tamkin imzalı, “Trump ailesi 21. yüzyılın Borgiaslarıdır” başlığıyla bir makale yayınlandı. Borgia ailesi Papa 6. Alexander’in adıyla Vatikan tahtına oturan Rodrigo Borgia’nın ailesi. Hakkında bir dizi de çekilen bu ailenin özelliği, içinde ensest ilişki gibi karanlık durumların olduğu bir aile olarak bilinmesi. Makaleyi yazan Emily Tamkin, Trump’un kızıyla olduğu imalı bir fotoğraf paylaşmış ve bu iki aile arasında benzerlikler olduğunu anlatmış. Makaleyi yazan kadın homoseksüel haklarını savunan yazılarıyla da tanınan bir gazeteci. Hem gazetecinin hem de dergide yayınlanan Trump’un kızıyla olan resmini görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Kendince böyle iftiralarla falan netice alacağını zannediyor. Trump Hristiyan dindar, homoseksüelliğe her türlü sapıklığa karşı olan bir insan. Ailesi de çok düzgün, çok kaliteli güzel insanlardan oluşuyor. Kızları da çok efendiler bayağı da güzel kızlar. Oğulları da çok efendi. Tipik bir Amerikan ailesi, Amerikan rüyasını çok güzel yansıtan bir aile. Ama bu tipler her şeyi söyleyecektir. Hiç kaale almaya gerek yok, muhatap olmaya da gerek yok. Trump öyle olsa bunlardan yana olurdu zaten ezer-geçerdi eğer bunların kafasında olmuş olsaydı. Bunların kafasında olmadığı için şimdi üstüne gidiyorlar. Ben söyledim “bayağı uğraşırlar” diye. Suikast falan yapmaya da kalkabilirler. Çok iyi korumak lazım, özen göstermek lazım. FBI’ın bu konuda gerekli titiz çalışmayı yapması boynunun borcu. Yani yapmazsa çok ayıp ederler. Onları da uyarmak lazım.

Dolar yükselmesi önemli değil mühim olan parayı tutmasın vatandaş. Yani bankada para tutmak, yastık altında para tutmak; para sürekli hareketli olsun kullansınlar normal ticaret devam etsin, harcamalar devam etsin. Para tutmak ölüm demektir sakın ha. Yani ekonominin ölümü demektir çok tehlikeli bir şeydir. Parayı bol bol dağıtacaksın herkes sürekli kullansın. Para tutmak tehlikeli. Hatta tutanları da ayrıca isim isim bile uyarmak gerekebilir. Bankada mankada hiçbir yerde yani sabit halde tutmamak gerekiyor. Parayı sürekli hareketlendirmek lazım. Bankalar da hareketlendirsin herkes hareketlendirsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Perşembe akşamı maden ocağında meydana gelen göçük nedeniyle şu ana kadar 5 kardeşimiz göçük altında şehit oldu Adnan Bey. Diğer 11 kişiye henüz ulaşılamadı. Ancak işçilerin olduğu tahmin edilen bölgede sadece 3 dozer çalışıyor. Madende çalışan işçiler şöyle söylediler: “İlkbaharda madende çatlaklar oluşmuştu. Çatlaklar o kadar büyüktü ki içine iş makineleri bile girebiliyordu. Madende yapılması gereken yöntemler uygulanmıyordu. Bu nedenle de toprak sürekli kayıyordu. Eğer gün içerisinde böyle bir şey olsaydı felaket olurdu” dediler.

ADNAN OKTAR: İşte çelik muhafaza yapılması lazım, paslanmaz çelikten. Her yerde de kullanılır yani 100 yıl bile kullanır. Çelik muhafaza toprak çökse bile hiçbir şey olmaz. Ahşap falan bunlar tehlikeli şeyler.

Bu dolardaki krizin temel sebeplerinden biri 2007 krizi olduğunda para sıkışıklığı olmasın, insanlar zorda kalmasın diye piyasaya çok fazla dolar sürmüşlerdi. Karşılıksız olarak para basıldı yani. Şimdi onu yavaş yavaş geriye çekiyorlar o da böyle bir etki meydana getiriyor. Ama mühim olan paranın bol bol harcanmasıdır. Türkiye’yi hiç etkilemez. Biz kendimiz üreten kendimiz kullanan bir milletiz. Amerika’ya da bağımlı değiliz. Rusya’yla, Çin’le herkesle işbirliği yapıyoruz. Amerika’dan en fazla mal almayız o kadar, öyle bir derdimiz yok. Amerikan malı kullanmaya mecbur değiliz. Dolayısıyla para iyi hareketli olursa hiçbir şey olmaz.

Ekonomi şu bu, Allah istese bütün dünyayı zengin eder. İmtihan için ekonomi kasten daraltılıyor Allah tarafından. Yani çok fazla şeyde azma oluyor insanların büyük çoğunluğunda. Allah’a dine karşı olmaya başlıyorlar, saldırganlık artıyor. Ekonomi kasıldığında insanlar daha Allah’a yaklaşıyorlar, daha halim-selim, daha sevgi dolu oluyorlar. Ekonominin kısılması bir sanattır. Allah’ın güzel bir sanatıdır, harikadır hayret edecek şeydir. Normalde böyle bir şey olmaz. Yani müthiş zengin olur dünya şu anki imkanlarla. Topraklar, altyapı, sanayi yani zibil gibi mal-mülk akması gerekiyor. Fakat özel olarak Allah tarafından kıtlık meydana getiriliyor bütün dünyada. İmtihan için bu gerekiyor. “Yoksa tavanlarınızı gümüşten yapardım” diyor Allah “ama Allah’a isyan edersiniz” diyor. Yani rahatlık, zenginlik isyan meydana getiriyor. Hayret edecek şey. Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında da münafıklar akıl almaz kuduruyorlar Peygamber (sav)’e karşı, acayip azgınlaşıyorlar. Allah diyor “sebebi senin onları zengin etmen” diyor. Zengin oldukları için kuduruyorlar, Peygamber (sav)’e saldırganlaşıyorlar. Saygıyı kaybediyorlar, saygıda çok ciddi kusur, hata yapmaya başlıyorlar. Onun için nerde nasıl ekonomik kriz olacağını Allah kaderde tespit etmiş bu şekilde. Bütün dünya yaratıldığından beri hep ekonomik kriz içinde yaşanmıştır. Zaman zaman bollukları olmuştur ama genellikle hep kriz. Mesela Hz. Yusuf (as) zamanında da var biliyorsunuz, ekonomik kriz vardır. Çok sık rastlanan, imtihan için Cenab-ı Allah’ın meydana getirdiği bir durum. Fakirlere dikkat edin Allah’ı daha çok severler. Daha mütevazi, daha insancıl, daha sanata yatkındırlar. Zenginlik olumsuz etki yapıyor insanlarda. Ama iyi ahlak, güzel eğitim alırsa zenginlik bereket güzellik getirir. Tavır güzelliği meydana getirir.

Zuhruf Suresi 33’te, şeytandan Allah’a sığınırım: “Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı,” yani tamamı Allahsız Kitapsız bir topluluk düşünün. Mesela belki 50-100 kişi dışında hep imansız. Böyle bir durum olacak olmasaydı diyor Allah “Rahman'ı (Allah'ı) inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık.” (Zuhruf Suresi 33) “Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar,” (Zuhruf Suresi, 34) “Ve (daha nice) çekici-süsler (de verirdik). Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır. Ahiret ise, Rabbinin Katında muttakiler içindir.” (Zuhruf Suresi, 35) Şimdi Cenab-ı Allah burada mesela güzel masalar meydana getirmiş, paravanlar var, küçük biblolar yaratmış. Mesela kristal camdan kuşlar yaratmış, istese Allah o kuşlar uçar bu kristal kuşlar, kanatlanıp uçar yani. Cennette öyle ama burada aklın ihtiyarının kalkmaması için her şey sebep denen muazzam bir sanat üstüne oturtulmuş. Mesela banyoya gidiyorum suyu açıyorum şırr su akmaya başlıyor. “Nereden geliyor?” diyoruz. “Barajdan geliyor” diyor. Barajdan gelmiyor, orada musluğun ağzında yaratılır su. Bak duvarda da değil musluğun tam çıkış ağzında yaratılır. Ama aklın ihtiyarı kalkmayacağı için gayet normal karşılıyoruz. Elektrik prizleri var, fişi taktın mı yapılmadık iş yok. Televizyon, radyo, kurutma makinesi, çamaşır, buzdolabı. Yarım santim bir boşluk var küçük bir yer, pozitif elektriğin geldiği yer yarım santim ancaktır oradan her şey yapılıyor. Koskoca ev aydınlatılıyor, yemekler pişiriliyor, ev ısıtılıyor. Televizyon seyrediyorsun, tıraş makinesi çalışıyor aklına gelen her şey. Sadece o boşluğu Allah sebep kılıyor. “Burada ne var?” diyorsun “burada elektrik var” diyorlar. “Nereden geliyor?” diyoruz “santralden geliyor” diyor. Santralden falan geldiği yok, elektrik de yapmıyor onu doğrudan Allah yapıyor elektrikle falan alakası yok, doğrudan Allah yapıyor. Mesela ışığı Allah doğrudan yaratıyor. Ama sebep denen muazzam bir sanat sistemi var. Aynı hücredeki karmaşa nasılsa incelik detaylar dantel gibi, ondan daha karmaşık dantel gibi bir mana sistemi var sebep sistemi. O şu an faal durumda. Mesela konuşmak istiyoruz, içimizden niyet ettiğimizde konuşma hemen başlıyor. Ağızda gırtlakta konuşma olmaz öyle bir şey yok. Ama anında konuşmayı duyuyoruz. Hz. İsa Mesih (as) o için diyor ki bak: “Eğer gerçekten tam iman etseniz suyun üstünde yürürsünüz” diyor. Yani şöyle; suyun üstünde yürüme, asfaltta yürüme gibi insan bir inansa. Yani asfaltta nasıl yürünüyor çok normal değil mi? Suyun üstünde de öyle yürünebileceğini normal bilse insan, suyun üstünde yürür insan, batmaz. Yani bütün mesele onun sebep sistemi içerisinde ona insanın kesin inanması. Kesin inandığında hepsi oluyor. Mesela düğmeye bastın mı ışık yanıyor. Halbuki mucize olarak dense adamın aklı durur, değil mi? “Sen bir yere basacaksın her yer pırıl pırıl aydınlık olacak” desen adam inanmaz. Düğmeye basar basmaz her yer birden aydınlanıyor. O düğmeyi Allah sebep kılmış. Ama kesin inanıyor o düğmeye o. Yani elektrik kesilmesi dışında kesin inanıyor. Bastın mı aydınlanıyor.

Sebebi kitap haline getirmek lazım. Sebep sanatı çok hayati bir sanattır. Yani aynı kainattaki sistem gibi ama onun daha karmaşığı ve daha zorudur. Mesela gölgeyi Allah ışığa sebep yapıyor. Gölgeyi yaratmak çok zordur. Yani ışıktan çok daha zor. Çünkü gölgenin her açısının düzgün olması gerekiyor tam, bir de fizik kanunlarına uygun olmuş oluyor. Fizik kanunlarını biliyorsunuz, ışık nereden vuruyorsa gölge hepsine uygun şekilde böyle mühendislik harikası olarak düzgün düşmesi gerekiyor. Kusursuz bir gölge sistemi meydana getiriyor Allah. Bunu kitap haline getirebiliriz.

Şimdi kısa bir ara verelim devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

VTR: Ümmetin İhtilafı ‘Rahmet’ Değil ‘Felaket’ Getirir

ADNAN OKTAR: Sessiz sedasız dünyanın altını oymuşlar. Hiçbir şeyden insanın haberi olmuyor. Ben tevafuken farkına vardım. Ben Mevlana deyince böyle kaval çalar, yaşlı bir ihtiyarın Konya’da bir dergahı vardır. Dervişler etrafında dönerler. O kadar insancıldır ki, Hristiyan, Musevi kim olursa olsun gelir. Yemek yerler orada, herkese İslam anlatılır. Ben öyle biliyordum. Olaya baktık, olay bambaşka. Hülagü deccalinin en beğendiği adam Mevlana Rumi. İngiliz derin devletinin en beğendiği adam. Avrupalı homoseksüel ve ateistlerin en beğendiği adam. Burada bir acayiplik var.

Bir de dünyayı bu tesadüfen yaratılmaya nasıl inandırdılar bu çok şaşırtıcı. Kainatın, her şeyin tesadüfen yaratıldığına inandırdılar koskoca adamları. Kromozomları, kofulları biliyor bilim adamları. Darwinizm’e insanlar neden inanıyor? Yani bu çok açık, fark edilmesi gereken bir gerçek. Bunu bir araştıralım. Yani psikolojik olarak bu nasıl mümkün oluyor? Bilimsel olarak nasıl mümkün oluyor? Çünkü tesadüf; olabilecek en kötü açıklama. Yani karşına çok kompleks, karmakarışık, dantel gibi ince ince özenerek yapılmış, mühendislik harikası, teknoloji harikası, muazzam canlılar, hücreler, kofullar var. “Yapan kim?” diyoruz. Tesadüf diyorlar. Şimdi bu çok berbat bir açıklama.

Mesela Hülagü döneminde 2 milyon Müslüman şehit ediliyor. Hülagü deccalinin en sevdiği, en saygı duyduğu ve bütün Anadolu’ya hakim olmasını istediği kişi… Adam Şeyhül Rum yani Anadolu’nun şeyhi diyor. Bütün şeyhleri, Nakşibendi, Kadiri şeyhlerinin hepsini şehit ediyor. “Sadece senin dediğin geçerli olacak” diyor. Bakıyoruz, “Bizim yolumuzda ne Müslümanlık var ne kafirlik var” diyor. Hülagü’nün neden desteklediği anlaşılıyor. 2 milyon Müslümanı şehit ediyor. Buna rağmen Türkiye’nin gelirinin büyük bölümü Mevlana propagandasından kaynaklanıyor. Yani turizmde en büyük gelir kaynaklarından birisi. Yani inanılır gibi değil. Bunun nasıl farkına varmıyorlar? Asıl görmeleri gereken konu bu. Adam açıkça söylüyor; “Bizim yolumuzda ne Müslümanlık var ne kafirlik var” diyor. “Şarap helaldir, haram diye bir şey yok” diyor. Kendisinin Allah olduğunu söylüyor. Adamların umurunda değil.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK saldırısı sunucu şehit olan, Mardin’in Derik Kaymakamı’nın yerine Hakan Kafkas görevlendirildi. Resmini de görebiliriz. Derik Belediye Başkanvekilliği görevini de yürütecek olan Kafkas’ın tehlikeli olmasına rağmen kendi talebi doğrultusunda gönüllü olarak bu göreve geldiği öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Herhalde Çerkez delikanlısı. Hoş gelmiş sefa gelmiş. Memleketin kabadayısı tükenmez. Güzel olmuş, hayır olmuş.

Bu Mevlana’nın sözlerini biz olduğu gibi alalım, yorumsuz. Bir kitap haline getirelim. Bunu devletin kurumlarına soralım. Yani “siz buna katılıyor musunuz?” diye. Yani yorum yapmayalım. Çünkü “niye Mevlana’ya böyle dedin?” falan diye ortaya çıkıyorlar bu sefer. Gerçi fark etmez de fakat öyle bir kitapçık hemen hazırlayalım. Mevlana’nın direkt sözlerinden alıntı, olduğu gibi hiç değiştirmeden kaynaklarından. Orijinal kaynaklarını da verelim. Kaç yıllık kaynaklarda aynısı mevcut, bunu da belirtelim. Her yere verelim. Yani “siz bu ahlaka, bu mantığa katılıyor musunuz?”

Mehmet Şevket Eygi Hocam Mehdi (as)’la ilgili yazılarını çoğalttı. Sık sık yazıyor.

Önümüzdeki hafta sonu 26-27 Kasım tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde ‘Evrim Günleri’ düzenleniyormuş. İnsan bunlara acıyor. Kimsenin de gittiği yok. Gelenlere de orada bisküvi, çay falan ikram ediyorlar. Onu yiyip sızıyor adamlar. Acayip sıkıntı basıyor. Yani hurafe dinlemek öyle zordur ki. “Gelin size hurafe dinleteceğim” diyor. Bal, baklava versen adam yine dinleyemez.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Esad rejimi ve Rusya tarafından Halep’in üç gündür bombardıman altında kalması nedeniyle muhaliflerin denetiminde bulunan hastanelerde hizmet verilemez hale geldi. Son üç günde 150 sivil hayatını kaybetti. Hastanelerde hijyen olması gereken makaslar, enjektörler, tüm aletler bombardımandan dolayı toz, toprak altında kalmış durumda. Küçük çocuklar, yaşlı kadınlar açık yaralarıyla çok kirli yerlerde yatmak zorunda kalıyorlar. Bölgeden gelen fotoğraflar halkın çok zor durumda olduğunu gösteriyor. Ülkedeki tüm hastanelerde hizmet durduğu için bir panik yaşandığı söyleniyor. Hastanedeki hastaların resimlerini gösteremiyoruz ancak kullanılan aletlerin durumlarını gösteren fotoğraflar var. Onları gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Mahvolmuş ortalık. Hoca ne diyor? “Hiçbir şey yok” diyor. “Çok rahatız” diyor. “Daha var yani” diyor.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Kasım ayının ikinci haftasında uluslararası medyanın önde gelen gazete ve dergilerinde yayınlanan bazı makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyorum. İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’ta “Amerika Trump’ı neden seçti?” başlıklı makaleniz. Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’da “20. yüzyıl benzeri işgal planı.” İsrail’de Rusça olarak yayın yapan Channel 9 TV’nin web sitesinde “UNESCO’nun siyasi kararı ve Tapınak Tepesi” ayrıca “Müslümanlar Nazilerin Musevilere uyguladıkları vahşetleri unutmamalıdırlar” başlıklı makaleleriniz. Sol görüşlü Amerika’nın bağımsız haber sitesi American Herald Tribune’de “Demokrasi sınırını aşmak.” 1952 yılında kurulmuş ve İngilizce olarak en fazla okuyucu kitlesine sahip Tayvan’ın birinci gazetesi The China Post’ta “Musul’da çözüm için savaşa değil birliğe ihtiyaç var” ve China Post’ta yine “Beş göz, tek beyin” başlıklı makaleleriniz yayınlandı. “Beş göz, tek beyin” başlıklı makaleniz hala gazetenin en çok okunanlar listesinin başında yer alıyor. Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da  “Kopmayan bağlar” başlıklı makaleniz ve Amerika’dan yine Jefferson Corner’da “Düğüm sadece ahlaki değerlerin gelişmesiyle çözülebilir” başlıklı makaleleriniz, yalnızca Kasım ayının ikinci haftasında yayınlanan makalelerinizden bazıları.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel. Allah bize böyle müthiş imkanlar veriyor, İslam’ı anlatmak için. İşte dünya güzelliği olsun. Allah istese herkesi iman ettirir ama gazeteyle, basınla, internetle, kitaplarla tebliğ yaptırıyor. Ahirete hatıra olsun, hayat renklensin diye. Ahirette de anlatılacak konular, tekrar tekrar anlatılır ahirette konular. Musa (as) dönemi, İsa (as) dönemi, Harun (as) dönemi. Çok fazla macera vardır. Onların hepsinin görülerek, duyularak, anlatılarak dinlenmesi ahiretin zevklerinden bir zevktir. İsa Mesih’in talebeleriyle nasıl buluştuğu, nasıl yaptılar, nasıl ettiler anbean görüntü olarak aynısıyla görünür. Allah bu sistemi biliyorsunuz tırnak üstünde bile oluşturuyor. Yani bu dünyada oluyor. Ahirette aslı olur. Görüntü olarak hepsini göreceğiz.

Osmanlı ordusunun bandosu olan Mehteran kilometrelerce öteden kös sesleri duyuluyor. En çok düşmanın moralini bozan olay buymuş. Yani akıl almaz, yer gök inliyor bütün araziyi salladığı için çok çok rahatsız oluyorlarmış. Osmanlı psikolojik harp yöntemi olarak mehteri kullanıyor yani mesela 5 kilometre öteden duyuluyor, 5 kilometre, 10 kilometre öteden. Yer gök yıkılıyor böyle. O da tabii pek iç açıcı olmuyor karşı taraf için.

Münafık çok üçkâğıtçıdır. Bu yayın konusunda da, internet konusunda sosyal medyada ben münafıklara bakıyorum hep başkalarının yazılarını alıp benim yazım, kendi yazım diye yayınlıyorlar. Aralarında müthiş bir bilgi hırsızlığı var. O onun yazısını çalıp yayınlıyor, o onun yazısını çalıp yayınlıyor. Bunlar hem mal hırsızı hem fikir hırsızı. Münafık dedin mi bil ki her şeyin hırsızıdır. Bakın yazılarına ince ince araştırın, başkalarından çalınmış yazıları göreceksiniz. Münafığın özelliğidir bu, çalıntıdır hep. Bir de çalıntı fikirler vardır münafıkta. Mesela kendisinin asla akıl edemeyeceği, o zaten odun kafasıyla yüz sene geçse düşünemeyeceği şeyleri bir başkasından duyduğunda kendi fikriymiş gibi anlatır. “Ben dedim ki” diye ortaya çıkar. Bunlar zaten dünyayı yönettiklerini iddia ederler. İşte ‘İsrail’e atom bombasını ilk bunlar teklif etmiştir. İlk uçağın tepkili motorlarının projesi bunlardan çıkmıştır.’ İpsiz-sapsız çok delice yalanlar söylerler münafıklar. ‘Putin’i ikna etmiştir Çin ile anlaşma için.’ Yani zırvalar birde bunlar birbirlerine avanakta takılıyorlar. O onun yalanını anlamazdan geliyor, o onun yalanını anlamazdan geliyor. “Akdeniz’deki gemilerimin haddi hesabı yok” diyor. Öbürü de “uçak filolarımın haddi hesabı yok” diyor. Acayip atış ve sahtekarlık üstüne kurulu bir dünya. İngiliz derin devleti de bu sahtekarlardan azami istifade etmeye çalışıyor.

Bu münafık bütün yazarlar İngiliz yalakası yazarlara bakın, hepsinin yazıları çalıntıdır. O ondan çalar, o ondan çalar. Bunların çalmacı başları var asıl İngiltere’de oradan buradan. Bunların yazılarını falan düzeltiyorlar, ilave yapıyorlar. O kendine başkasından bir yazı alıyor, o onun başkasından aldığı yazıyı ona ekler yapıyor falan. İngiltere kraliçesini atayan bunlar olmuş oluyor. Kraliçenin arabasının tekerleklerini değiştirmesini söyleyen bunlar oluyor. İnanılmaz atıyorlar, akıl almaz. Böyle bir sahtekarlık sistemi görülmemiş yani münafığın atışı, yalanı delide bile olmaz. Kudurmuş gibi yalan söylüyorlar. İki tarafta birbirini kandırıyor. İsrail’in ekonomisini bunlar düzeltmiş oluyorlar. Ürdün kralını görevden alan bunlar oluyor. Yani inanılmaz sahtekarlar. Şimdi örneklerini versem hayretler içinde kalırsınız.

Bunlarda aile kavramı çok yaygın yani kendi aralarında konuşurken İngiliz derin devleti mensupları “Sen ailedensin” diyorlar, bizim ailemize mensupsun. Ama İngiliz derin devleti mensupları konuşurlarken böyle konuşuyorlar. “Sen bizim ailedensin, aileden birisin” diyorlar yani herkes bilsin bu kelimeyle karşılaştığınızda bilin ki İngiliz derin devleti mensubu anlamına geliyor.

Bu ahlaksızların özelliği hep Müslümanların aleyhine kitap ve yazı yazıp para kazanmaları. Münafığın geçimi, Müslümanların aleyhine hareket etmekle elde ettikleri paralar. Mesela Müslümanların aleyhine bu alçakların büyük bir bölümü nerdeyse yüzde 99’u hep kitap yazmıştır. İslam aleyhine, Kuran aleyhine, Hz. Muhammed (sav) aleyhine veyahut halihazırda faydalı olan Müslümanlar aleyhine kitap yazmak. Bundan para kazanmışlardır. Geçim yolları budur. Yahut makaleler yazmak. Veyahut casusluk yapmak. Bununla kıt kanaat geçinirler, böyle alçaktır bunlar.

Münafıklarda acayip atma gücü vardır. Hep işte “ben söylemiştim oldu” hiçbir konuda da hiçbir şekilde de bir bildiği olmaz. Genellikle başkalarının söylediklerinin üstüne konar. Mesela birisi der ki “ilerde şunun olacağını tahmin ediyorum” der, dediği doğru çıkar. Bu onu duymuştur “ben onu demiştim” diye ortaya çıkar. “Ben onu daha önce söylemiştim” der. Onun için münafık bilgi hırsızıdır. Hani şeytanlarda var ya bilgi hırsızlığı yapıyorlar. Onları bir ateş kovalar diyor yakalar diyor. Münafık da böyle bilgi hırsızıdır. Hem mal hırsızıdır hem bilgi hırsızıdır. O konuda çok dikkat etmek lazım.

Bütün münafıklara bak dikkat edin, kendini sahte zengin gösterir. Bunlar beş parasız, çulu bile olmayan adamlar, münafıkların birçoğu öyle yani casusların birçoğu öyledir. Ama kendilerini hep zengin göstererek İngiliz derin devleti mensuplarına şirin görünmeye çalışırlar. Çünkü İngiliz derin devleti mensupları fakirden nefret ederler. Sadece zengine saygı duyarlar. Onun için bu köpekler de hep kendilerini sahtekarlıkla, yalancılıkla zengin gösterirler. Başkasının zengin birinin evinde resim çektirerek zengin gösterir. Zengin birisinin arabasına binip zengin gösterir. Olmayan uçak filolarından bahseder, tır filolarından bahseder. O ahmaklar da inanıyor buna ya, inanılır gibi değil yani. Tam ahmak ahmağı acayip ahmaklıyor yani öyle diyelim.

Trump’ı kıskanıyorlar. Her türlü ahlaksızlığı yapabilir bu alçaklar. Aman aman aman, Müslüman kardeşlerimiz korusunlar bu insanı. Dindarlar çok özen göstersinler. Milli İstihbarat Teşkilatı da kendi imkanlarıyla korumaya çalışsın. Rus istihbaratı da korumaya çalışsın. Bu alçaklardan her şey beklenir.

Münafık çok yemin eder. Ayette diyor ya Cenab-ı Allah Kalem Suresi 10-14’te, “Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık,” [Kalem Suresi, 10] Aşağılık karakteriyle yemin eder münafık. Sürekli yalan söyler olmadığı halde. “Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),” [Kalem Suresi, 11] Herkesi aşağı görür kendini yüceltmek için. Mesela Sivas iline bir şey söyler. Kayseri’ye bir şey söyler. Her yere bir şey söyler. Irklara bir şey söyler. Zencilere bir şey söyler. Japonlara bir şey söyler. Akıl almaz alçaktır münafık. Yani tam bir cemiyet mikrobu pisliktir yani. “Söz getirip götüren” casusluğudur bu da işte “söz götürüp getiren” Onlardaki merak eder. Derin devletin sırlarını da öğrenmek ister münafık. Tek taraflı bilgi akıtmaz münafık . O yanlış biliniyor. Derin devletin de sırlarını öğrenmek ister. Böyle hayvani bir meraka sahiptir. Nasıl böyle köpek, kurt falan gizli bir şeyi hayvan bulmaya çalışır, incelemeye çalışır ya onlarda manyaklık derecesinde gizli bilgilere ulaşma özelliği vardır. Derin devletin sırlarını öğrenmeye çalışır. Öğrenirler hakikaten sonunda da. Sırf o yüzden de öldürülüyorlar genelde. Derin devletin bütün sırlarını öğreniyorlar ömürleri içerisinde. Adamlar her türlü sırrı bildiği için bakın münafık ajanlar şu ana kadar hep öldürülmüşlerdir. Ya yol kenarında ölüsü bulunur ya asılmış olarak bulunurlar, ya yakılmış olarak bulunurlar. Yüzlerce binlerce örneği vardır, hepiniz bilirsiniz gazetelerde okur duyarsınız.

Mesela çok iğrenç böyle kurbağa gibi pislik tiplere münafıklar acayip yalakalık yaparlar. İltifat ederler. İşte bisküvi, çikolata ne seviyorsa kaymak efendim hamburger falan. Adama demediğini bırakmaz yahut kadına. Süper aşağılıktırlar. Halbuki hiçbir şekilde inanmaz. Sırf adamın makamını elde etmek için makam gücünden istifade etmek, parasından istifade etmek. Kadının da o parasından, imkanından, çevresinden istifade etmek için karşılıklı yalakalık yaparlar ve bu yalakalıkta asla inanmazlar o sevgiye saygıya. Birbirlerine yani köpek kadar değer vermez derin devlet mensupları.

Allah’a inanmadıkları halde sürekli Allah ile konuşur münafıklar Allah’ı anarak. Kuran’da bu çok geçer. Hep Allah adına Allah için gibi bir üslup kullanırlar münafıklar. Allah’ı inkar eder on dakika önce inkar eder. Ama bütün konuşmaları Allah ve din üstüne olur.

Münafıklar işte para manyağı olduğunu, parasını nereye harcayacağını şaşırdığını yani tırlarla parasının olduğunu, ‘Yere mi gömeyim, uçakla mı taşıyayım? Ne yapacağımı şaşırdım’ falan gibi böyle para manyağı havası verirler. Bütün münafıklarda var. İngiliz derin devletinin en etkilendiği şey paradır. Yani insanları para için severler. Zaten başındaki adamlar hep çok çok zengin insanlardır. İngiliz derin devletinin başı olan kişiler para yığmış, altın yığmış adamlardır. İçlerinde bir tane fakir bulamazsın. Dünyanın en zengin insanlarından oluşur İngiliz derin devletinin mensupları. Gizli zenginler ama bunlar bilinmeyen zenginler.

Leş gibi pislik kokan böyle amonyak kükürt kokan münafıklara karşılıklı birbirlerine yok üzüm bağım, yok kara gözlü koyunum falan böyle. İpsiz sapsız yani. Halbuki ikisi de birbirinden tiksiniyor iğreniyorlar.

“Hayrı engelleyip sürdüren” diyor Cenab-ı Allah. Hayrı hep engeller münafık. Mesela Darwinizm’i anlatırsın onu durdurmaya çalışır. Rumiliğin yanlışlığını anlatmaya çalışırsın onu durdurmaya çalışır. Homoseksüelliğin yanlışlığını anlatırsın homoseksüelliğin propagandasını yapar. Mesela pis, ahlaksız resimlerle propaganda yapmaya kalkar. Mesela anlattım ya bak oyununa bak yani çok kalleşçe bir oyun. Müslümanlara kalleşçe oyun yapıyorlar İngiliz derin devleti mensupları. Diyor ki, “Bak” diyor “sanatın, güzelliğin, estetiğin müthiş bir numunesini sana gönderiyorum” resim gönderiyor bir kadın. Yüz üstü yatmış zahiren öyle görünüyor. Yatağın nakışları bile var ince ince. Danteller falan bildiğin kadın. “Bak” diyor “bu kadının heykelinde” diyor “en ufak bir kusur var mı?” diyor. “Yok” diyor gönderiyor. Sonra bir ay sonra heykeli öbür cepheden gönderiyor. Orada da cinsel organı var heykelin. Erkelik cinsel organı var. Üstten kadın oradan erkek. Böylece homoseksüellik propagandası yapmış oluyor. Yani çok sinsi ve çok alçakça oyun oynuyorlar. Onun için Müslümanlar münafıklara karşı çok uyanık ve çok dikkatli olmaları lazım. Her konuşmalarında bir alçaklık olur. Her hareketlerinde bir alçaklık olur. Bir şey talep ettiklerinde mutlaka bir pislik vardır. Çok dikkatli incelemek lazım. İngiliz derin devleti devreye girdiğinde mesela bir iyilik yapmaya kalktığında mutlaka bir pislik amacıyla yapmıştır. Bunu hiç unutmamak lazım. Osmanlı bunu düşünmediği için hep belanın içine girmiştir. Hep iyilik diye yanaşmışlar. Mesela ‘saraya sana bir danışman gönderiyorum. Çok kaliteli akıllı biridir on iki dil bilir” diyor, adam casus. Haberi yok. Mahvediyor Osmanlı’yı. Tek bir başına mahvediyor. Diyorlar ki “Osmanlı donanması başına uzman bu işi çok iyi bilen birini gönderelim” diyorlar. “Bir İngiliz amiral gönderelim” diyorlar. “Oo çok iyi olur” diyor Osmanlı, Abdülhamit döneminde. Abdülhamit “süper olur” diyor. Adam geliyor Osmanlı donanmasını mahvedip, yok edip, çürütüp yerle bir ediyor. Bunu akıl edemiyorlar.

Münafık en ince detaylarına kadar bilgi verir gittiği bir yer olduğunu düşünelim. Mesela pastane, oraya gitse bile onun bilgisini aktarır İngiliz derin devletine. Mesela bir alışverişe gitse orayı da aktarır. Müslümanların bütün bilgilerini aktarır. Yani buna çok dikkat etmek lazım.

Bediüzzaman Hutuvat-ı Sitte adlı eserinde İngiliz derin devletinin insan şeytanlar kullandığını söylüyor. İnsan şeytanlar. “Menfaatçi, ahmak ve intikamcı kişilerden seçerler” diyor bak. Menfaatçi intikamcı ve ahmak yani tam münafık vasıfları bunlar. Yani gittikleri her yerin bilgisini. Müslümanların yemesini, içmesini her şeyini bildirirler. Farz edelim mesela internetinde şifre varsa şifresini bildirir. Evinde mesela gizli bir dolap varsa onun yerini bildirir. Ne varsa bildirir. Onun için İngiliz derin devletinin bilgi arşivi milyarlarca bilgiden oluşuyor. Gerekli gereksiz her şeyi onlar depoluyorlar bu ahmakların devreye girmesiyle. Ama tabii boş işlerle uğraşıyorlar. Sonunda o bilgileriyle beraber batacaklar. Yani eşeğe yüklenmiş bilgi diyor ya. Bunların işte bilgisayarları da eşek gibi yüklenmiş oluyor o bilgiyle. Ve hiçbir işlerine yaramayacak. Batıp gidecekler.

Trump seçimler sırasında yakın danışmanı haline gelen Jeff Sessions’ı başsavcı olarak önerdi. Sessions konuşmalarında hep İncil’den pasajlarla konuşuyor. Bu tavır İncil’e uygun değil veya bu uygulama İncil’e uygun değil diye konuşmalar yapıyormuş. Ve bu Jeff Sessions’ın iyi bir özelliği de homoseksüel evliliklerine de karşı. Göster evet. Tam tipik Amerikalı işte. Amerikan rüyasının güzel uygulayıcısı olacak bu insanlar.

Münafık münafıklıkta acayip yeteneklidir. Hiç sormaz yani “Ben ne iş yapayım? Bana bir iş verin.” Mesela bir münafık derin devlete sormaz. “Nasıl istihbarat yapacağım nereden bilgi getireceğim?” falan demez. O şeytani zekasıyla bulur. Mesela her türlü bilgiye, her türlü gizli olması gereken araştırmaya ulaşır. Ve onu münafık olan İngiliz derin devletine ulaştırır. Ama Müslümanların içindeyken “Ben nasıl İslam’ı anlatacağım, Müslümanlara nasıl İslam’ı ulaştırabilirim? Vaktim boş ama anlatacak konu bulamıyorum” ahlaksız nasıl bulamazsın? Kuran elinde. İman hakikatleri ortada, dünyanın bütün güzellikleri ortada. Allah’ın bütün sanatları ortada. Bunu nasıl görmezsin?  Nasıl anlatamazsın? Münafıklık oldu mu anlatıyorsun. Ahlaksızlık oldu mu anlatıyorsun. Ezberden anlatıyorsun her şeyi. En ince detaylarına kadar sabahlara kadar değil mi? İngiliz derin devletine bilgi veriyorsun. Mesela o münafık casus kadınlar hiç sormuyorlar. Ama onlara desek ki “İslam’ı anlatın” apışır kalır. “Nasıl yapacağız? Nereden başlayacağız? Neyi okuyacağız?” Yirmi yıl, yirmi beş yıl casusluk yapıyor. Hiç sormuyor. Kendi kendine yabancı dil öğreniyor. Girilmeyecek yerlere giriyor. Mesela hiç ulaşılamayacak bilgilere ulaşıyor. Adamlar onları telefonla takip etmiyor ki. Bunlar kendinden şevkli. Şeytani bir şevk var. Ama İslam konusunda bunlar çok kör ve duvarı uğramış görüntüsü verirler. Yani hiç beceremiyor, anlamıyor, kavrayamıyor, fark edemiyor görüntüsü verirler. Mesela bir şey yapacak; “Bugün elim ağrıdığı için yapamıyorum” der. Ertesi gün; Hava sıcak olduğu için yapamıyorum. Ertesi gün; “Dikkatim dağınık bugün” der. Ertesi gün; “Elimde kitap yok, aklıma gelmiyor” der. Halbuki iman hakikati zaten sırf tefekkürünü bile yazabilir mümin. Mesela bir şey söylesen, bilmiyorum diyorsa, yapamıyorum diyorsa ama bir münafık İngiliz derin devletinin bir talimatı olduğunda delice bir gayretle, hayret edecek şeytani yetenekle oradaki bütün bilgileri aktarma yeteneğine sahip oluyor, gücüne sahip olur.

O İngiliz kadın casusları gösterebiliyor muyuz?

Münafığın bahane üretmede üstüne yoktur. Kuran’da buna hep dikkat çekilir. Yani en önemli özellikleri alçakça ve ahlaksızca bahane üretmeleridir. Mesela, “bu sıcakta mücadeleye gidilmez” diyor. Bak, bahane. “Evim açıkta, bu yüzden gidemem.” Kuran’ın işaret ettiği, bahane konusunda çok alçak bir yeteneğe sahip oldukları ve kahpe bir yeteneğe sahip oldukları. Yani hayırlı bir işi, güzel bir işi yapmamak için bin bir türlü bahane üretecekleri anlaşılıyor.

Gösteriyorsan bekliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Evet, gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Adı ne?

KARTAL GÖKTAN: Krystyna Skarbek.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devlet mensubu, casus. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Melita Norwood, Noor Inayat Khan, Vera Atkins, Violette Szabo, Virginia Hall.

BÜLENT SEZGİN: Churchill’in özel kadın ajanları vardı.

ADNAN OKTAR: Göster. Churchill’in diye bir şey yok. İngiliz derin devleti mensubu zaten. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Anne-Marie Walters, Christine Granville, Vera Atkins, Virginia Hall, Noor Inayat Khan, Nancy Wake, Violette Szabo, Odette Sansom, Pearl Witherington, Eliane Plewman.

ADNAN OKTAR: Genellikle hep kısa saçlılar, görüyor musunuz? Yani kısa saç İngiliz derin devletinin alametlerinden. Tabii kısa saç kadınlara çok yakışıyor. Birçok kadının kısa saçı var. Ama alamet olarak bilinmesi açısından önemli görüyorum, söylüyorum.

Bu konuları anlatmaya devam edeceğiz. Kısa bir ara vereceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Münafık, Hırsız ve Dolandırıcıdır

Masaüstü Görünümü