Harun Yahya

Sohbetler (23 Kasım 2016; 18:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Donald Trump Twitter’dan İngiltere’ye “Amerika Birleşik Devletleri büyükelçinizi değiştirin” demiş. Adamların bayağı ağrına gitmiş. Mesela Trump, New York Times röportajını da Twitter’dan duyurarak iptal etmişti. Sebep olarak da üsluplarının çirkinliğini belirtmişti. Bu hiç alışılmamış bir metot. Tayyip Hocam başlattı bu stili Trump da götürüyor. İngiliz derin devletine tavır alıyor artık insanlar. Bu, üç yüz yıldan bu yana görülmeyen bir olay.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye’ye Şangay beşlisinde ilk görevi verildi ve Türkiye Enerji Kulübü’nün 2017 Dönem Başkanlığı’nı üstlendi. Şangay’da ilk kez üyeler dışında bir ülkeye başkanlık verilmiş oldu bu şekilde. Enerji Kulübü’nde Çin, Özbekistan, Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Afganistan, Hindistan, İran, Pakistan, Belarus ve Sri Lanka bulunuyor. Üye ülkeler arasında enerji alanında işbirliği oluyor, enerji güvenliği konusunda ortak önlemler alınıyor, bilgi alış verişi yapılıyor. Ve üye ülkelerin enerji politikaları uygulamasında ortak bir finansal mekanizma hayata geçiriliyor.

ADNAN OKTAR: İyi güzel. Türkiye, NATO içerisinde hareket etsin yine fakat bu tip bir çıkış Türkiye’nin güvenliği açısından fevkalade faydalı, önemli, olabilecek en akılcı tavırlardan birisi bu. Rusya’yla, İran’la sürekli işbirliği yapsın Türkiye dedik hatta Çin’le de işbirliği yapsın, askeri anlaşmalar da yapsın dedik. Türkiye’nin de politikaları da o yönde gelişti Allah’a şükür. Gayet güzel.  

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Putin’in en önemli danışmanı Aleksandr Dugin, sizin Trump’la ilgili açıklamanızın ve uyarınızın birebir aynısını ifade eden bir açıklama yaptı Adnan Bey. İsim vermeden İngiliz derin devletinin Trump’a suikast yapabileceğini ifade ediyor. Açıklaması şu şekilde “Trump’ın Kennedy gibi suikasta uğrama ihtimali var. Sebebi ise Trump’ın küresel politikaları takip etmeyecek olması. Trump galibiyetinden sonra globalistlerin saldırısı altında olacak çünkü bu onlar için kaybetmek anlamına geliyor. Hegamonik emperyalist stratejinin sona ermesi demek. Bu globalistlerin tümü Amerikalı değil sadece Amerika’yı kendi emellerine kavuşmak için kullanıyorlar. Amaçlarının Amerika’nın çıkarlarıyla ilgisi yok. Trump da bu nedenle bir çeşit darbe ya da Kennedy’nin gibi bir suikasta kurban gitmekten korkmalı” dedi.

ADNAN OKTAR: Onun korkmasına gerek yok çevresi dikkatli olmalı. Adam niye korksun? Korkması için bir neden yok. Allah’a tevekkül edecek. Korkmalı dersen adamı aşağılamış gibi konuşmuş olursun değil mi? Tehdit gibi olur yanlış anlaşılır. Sen dostane yaklaşıyorsun, onu korumak istiyorsun dikkatli olsun, gereken tedbirleri alsın biz de tedbir almaya çalışıyoruz ama onun yetkisi, onun imkanları kendi ülkesi olduğu için kıyaslanmayacak derecede çok. Bu tehlikeyi önemsesin, birinci derecede ciddi bir tehlike var demesi yeterli olur.

BÜLENT SEZGİN: Ayrıca şunu söylemiş Dugin, “Clinton kazansaydı Türkiye’de ikinci darbe girişimi yaşanabilirdi” diyor.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devleti için Clinton falan dert değil öyle bir konu yok. Yine darbe girişiminde bulunabilirler. Yani o olayı değiştiren bir şey değil. İngiliz derin devletinin varlığı mevzubahis.  Clinton’un gelip gitmesi hiç önemli değil. Clinton çok alelade ehemmiyetsiz bir lider onlar için. Nasıl Obama çok ehemmiyetsizse Clinton da çok ehemmiyetsiz. Amerika’yı zaten onlar istedikleri gibi yönlendiriyorlar. Fakat şu anki yönlendirmede biraz zorlanacaklardır büyük bir ihtimalle. Ama her halükarda dediklerini yapmaya çalışırlar. Çünkü İngiliz derin devleti için dünya sadece Amerika değil. Bütün Avrupa’yı kullanıyor, her yeri kullanıyor. Birde Amerika’nın birleşik devletlerden oluştuğunu unutmamak lazım. O birleşik devletleri de ayrı ayrı kullanacağını da düşünürsek tehlikenin büyüklüğü anlaşılır. Clinton’un olmaması İngiliz derin devletini ortadan kaldırmaz. Clinton demek eşittir İngiliz derin devleti demek değil. İngiliz derin devleti eşittir Clinton artı binlerce lider ve yönetici demektir. Dolayısıyla adamların ona hiç ihtiyacı yok, dertleri de yok. Onun olup olmaması onların politikasını değiştirmez. Bu teşhis açısından eksik ve dar olmuş yanlış olmuş.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa Birliği üyelerinin Türklere karşı uygun olmayan tavırlarından bahsederken İngiltere’yi örnek verdi. “İngiltere’de on birinci Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ü görevi başındayken havalimanında uçağa binerken aradılar, ayakkabılarını çıkarttırdılar. Sen bir ülkenin cumhurbaşkanına bunu nasıl yaparsın?” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: İşte küçük düşürmek için yapıyorlar. İngiliz derin devletinin talimatıyla olmuştur o. Planlıdır orada olan memurları kullanmışlar. İngiliz derin devletini daha yeni yani insanlar kavrıyorlar. Gece gündüz anlatıyoruz, yüzün üstünde aydınımız yazarımız bu konuda çıkış yaptı Türkiye’de. Dünyada bu ilk, dünyada böyle bir olay yok. Üç yüz yıllık Osmanlı tarihinde de yok ilk defa aydınlarımız topluca İngiliz derin devletine yönelik hem teşhis, hem tedavi yönünde açıklamalarda bulundular. Bunun öncülüğünü de Allah bizlere nasip etti.  

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Trump seçimlerde Clinton’u destekleyen New York Times’e bir ziyarette bulundu. Ziyaretinde yaptığı açıklamada “Gazeteye çok büyük saygım vardı ancak ziyarete gittiğimde çok kaba muamele gördüğümü düşünüyorum” dedi. Bu gazeteyle ilişkisini tersine çevirmek istediğini bildiren Trump “Bunun yaptığım işi daha da kolaylaştıracağı düşüncesindeyim” dedi ve “gazeteyi okuyor musunuz?” şeklindeki soruya “Maalesef okuyorum okumasaydım yirmi yıl daha uzun yaşardım” yorumu yaptı.

ADNAN OKTAR: Gereksiz onlara öyle gücünü öyle vurgulamak, korkudan şundan bundan bahsetmek böyle yiğit üslup önemlidir. Korkaklık görünümünde saldırganlaşırlar daha azgınlaşırlar. Bunların gücünün sıfır olduğunu vurgulamak çok önemli. Yani şımartmaya gerek yok. Genel anlamda diyorum o gazete için söylemiyorum.

Evet dinliyorum.  

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Kut’ül Amare’den ve Sevr’den bahseden yeni bir konuşma yaptı. “Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından konulan kurallar Türkiye’nin yaşamasını ön görmüyordu. Sevr bugünkü Türkiye’yi yedi sekiz parçaya bölerek bize biçilen asıl roldür. Ama milletimiz Çanakkale Savaşı, Kut’ül Amare ve İstiklal Savaşı’yla bu taksimi reddedip onun yerine bize yine de dar gelen bir gömlek olmasına rağmen bugünkü sınırlarımızı çizmiştir. Lozan tartışılmaz kutsal bir metin değildir. Burada kaybettiğimiz bazı haklar var. Bizi hala Lozan’a hapsetmeye çalışıyorlar kimse kusura bakmasın bizim milletimize sözümüz var 2023 hedeflerine ulaşmak için tüm şartları zorlayacağız. Karanlığın en yoğun olduğu an aydınlığa en yakın olunan zamandır.”

ADNAN OKTAR: Ama şimdi Lozan’la biz hadi farz edelim toprakları elde ettiğimizi düşünelim; genişledik daha büyük. Bu mu bizim hedefimiz? Bizim hedefimiz bütün İslam aleminin birleşmesidir. Bütün Türklük aleminin birleşmesi ve kızıl elmadır. Yani biz bütün dünyayı istiyoruz. Her yere barışın, kardeşliğin, sevginin gelmesini anarşi ve terörün dünyadan kalkmasını istiyoruz. Dolayısıyla hadi farz edelim desek ki belli bir toprak parçası aldık bizim ülkümüz idealimiz yerine gelmiş diyemeyiz. O bizim için doyurucu bir şey olmaz. Tayyip Hocam İttihad-ı İslam’a vurgu yaparsa çok güzel olur. Hep onun üstüne dursun bence. 

Tayyip Hocam Lozan’ı kabul etmemesi güzel. Çünkü hakikaten bizim topraklarımız gasp edildi. Bu doğru. Ama buna rağmen yine küçük oluyor o toprak parçası, çok küçük. Bizim idealimiz o olmaz. Ana vatan toprağı olarak düşünebiliriz. Fakat bizim idealimiz o değil. Bütün İslam ümmetinin birleşmesi. Bir lider etrafında birleşmesi. Sınırların kaldırılması. Nasıl? İşte artık onu kendi yöntemleriyle ayarlayacaklar. Mesela mayın tarlaları falan olmaz. Dikenli tellere falan gerek yok. Bunlar kaldırılır. Ama tabii cemahiriyeler olur. Ayrı ayrı cumhuriyetler olur. Fakat o tip duvarlara gerek. Herkesin tarlası oluyor, bahçesi oluyor.  Mayın tarlasıyla korunmuyor. Mayın tarlaları onlara gerek yok. Duvarlar muvarlar onların hepsini kaldırmak lazım. İkinci; pasaport. Pasaport diye bir şey olmaz Müslüman ülkeye. Türlük aleminde, İslam aleminde pasaport hiç yakışık alacak bir şey değil, hiç. Hele vize tahayyül edilecek gibi değil. Misafire niye geldin denir mi? Göster pasaportunu denir mi? Sen dayını ziyarete gidiyorsun. Anneni ziyaret ediyorsun. Babanı ziyarete gidiyorsun. Baban sana pasaport sormaz. Annen sana pasaport sormaz, vize sormaz. Biz bir aileyiz. İslam alemi bir ailedir. Türklük alemi bir ailedir. Ailede pasaport, vize olmayacağına göre dikenli teller. Mayın tarlaları da olmaz. Ama cemahiriyeler tabii ki olur.

Münafıklar mal, mülk ve servetle övünmek isterler. Tekasür Suresi, 1’de “(Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.'” (Tekasur Sures,1) diyor. Manyak gibi oldu. Bak “kendinizden geçirdi” diyor. "Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü." (Tekasur Suresi, 2) Münafığın en üstünde durduğu şey, malla övünmek. Hatta peygamberlere bile “niye malı yok?” falan diyorlar biliyorsunuz.

Furkan Suresi, 7 ve 8, şeytandan Allah’a sığınırım “…kendisine bir hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?" Onun için münafığın malı olmasa da atar. “Gemilerim var, evlerim var. Gemi hibe ettim şuraya. Şuraya apartman hibe ettim. Dört yüz bin koyun verdim kestirdim. Helal olsun yesin içsinler” atar. Münafığın acayip bir atma gücü vardır. Müthiş yalan söyler. Onun bir belirgin vasfıdır bu. Belirlenmesini sağlayan bir vasıftır. Gece gündüz yalan zaten onun özelliği olarak Kuran’da belirtiliyor. Dolandıracağı adama kendini zengin gösterir münafık, dolandıracaklarına. Fakir fukarayla zaten münafık muhatap olmaz. Ama dolandıracaksa birisini. Fakir fukarayı ezmeye çalışır münafık. Bilgisiyle, kültürüyle, zenginliğiyle falan ezmeye çalışır kendi kafasınca. Ondan hayvani bir domuz gibi şeytani bir zevk olur. Ama zenginleri dolandırmak; zaten önce Müslümanları dolandırmaya çalışır. Müslümanları dolandıramayınca küfrü dolandırmaya kalkar. Onlardan zenginlerin arasına dalar. Resulullah (sav) zamanında münafıklar Resulullah (sav)’ın yanında kalıyor. Sonra bedevi Arapların arasına dalıyorlar. Onları dolandırmaya çalışıyorlar. Sonra da adamı döve döve öldürüyorlar bir tanesini. Dolandırmaya kalkan sahtekarı. Dolandırırken en meşhur taktikleri kendilerini zengin göstermektir münafıkların. İşte aslı yok yaylasında yüz bin koyunum var. Everest tepesi komple bana ait. Manyaktırlar. Acayip atarlar.

Tevbe Suresi, 75’te “Onlardan kimi de: "Andolsun,” bak bir de yemin ediyorlar “eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmiştir.” (Tevbe Suresi, 75) “Allah bol para versin” diyorlar sonra da kuduruyorlar. Mesela Resulullah (sav) zamanında da var öyle. “Ya Resulullah” diyor “Ben sürekli senin yanındayım. Sürekli sana yardım ediyorum. Ama bir dua etsen de on-on beş tane koyunum olsa. Onlardan da para kazanır İslam’a hizmet ederim” diyor. Resulullah (sav) dua ediyor hakikaten Cenab-ı Allah ona koyunlar veriyor. On beş değil daha fazla veriyor. Onlarla ilgilenmeye başlıyor. Sonra haftada bir gün gelmemeye başlıyor. Resulullah (sav)’ın yanına. Koyunların sayısı artıyor. İki gün gelmiyor, üç gün gelmiyor. Sonra haftanın yedi günü gelmemeye başlıyor. Resulullah (sav) o malın ona fitne olacağını başında söylüyor. “Bak” diyor “bu halin iyi bununla şükret Allah’a. Fazla mal içerisine girersen, fazla mal hırsına girersen dünyanı da, ahiretini de kaybedersin” diyor. Adam dinlemiyor. “Yok, hiçbir şey olmaz” diyor. “Sen bana dua et Resulullah, çok iyi olacak” diyor. Sonra hiç gelmiyor Resulullah (sav)’ın yanına. Mala dalıyor. Münafığın işte deliliğinin bir yönü de budur. Mal buldu mu kudurur, azar. Yoksa da hayali mallara sahiptir münafık. Tırları, gemileri, apartmanları. Önüne gelene de hayır yaptığını söyler. Şunlara şunu verdim. Yüz bin ağaç gerekiyordu onlara, ormanlık bölgeyi olduğu gibi verdim falan. Müthiş atma kabiliyeti vardır. Marmara Denizi’ni bile parselleyip satar kendi kafasına göre. Çok çok deli olur münafık. Yalanları manyaklık üstü bir nitelik gösterir.

Fakat münafığın en çok üstüne durduğu; Müslümanları dolandırmayı çok önemli görür. Ne hikmettir? Allah’ın hikmeti. Mesela halbuki küfür daha kalabalık, daha güçlü, zenginliği de daha çoktur. Hayvani bir içgüdüyle domuz gibi o Müslümanlara kafayı takar. Müslümanların malını, mülkünü elde etmeye çalışır. Onları dolandırmaya çalışır. Onların vaktini almaya çalışır. Faaliyetlerini durdurmaya çalışır. Hayret edecek şekilde şeytani bir güce sahiptir münafık.

Bak hava bombardımanında mesela bu iki genç Suriye’de şehit olmuş. Ne diyeceğiz? Rusya’ya ne diyelim zalimlerine?

Hayret ya Allah Kuran’da “şaşırın” diyor ya. Yani şaşırın dediği “küfre şaşırın” diyor Allah, bütününe. Çünkü iman hem lezzetli, hem kolay, hem makul, hem akılcı, hem fıtrata uygun. Münafıklık çok zor, bayağı belalı cehennem gibi. Sürekli aşağılanma, sürekli küçük düşme, rezillik, pislik, kendinin adi olduğunu bilmek. En kepaze hayat. Hayret ya münafık oluyor insanlar. İnanılır gibi değil. Dürüst Müslüman olsana. Ne gerek var münafık oluyorsun? Allah buna “şaşırın” diyor. Hakikaten çok şaşırtıcı, çok hayret verici yani.

Tabii Mehdiyet’in yavaş yavaş lüzumunu hissettiriyoruz. Bu önümüzdeki yıllarda daha da artacak, anlatacağız. Ama bu kaderdeki bir anlatım tabii yani bizim bu anlatımımızdan dolayı Mehdiyet hakim olmaz. Ama Allah vesile edecek ve ediyor. Hayrettir ya. Bütün bu alametlerin böyle yüze yakın alametin kusursuz ve düzgün olarak çıkması. İslam alimleri hiç beklemiyorlardı böyle bir şeyi. Yani Mehdilik’ten onun için göğsünü gere gere bahsedebiliyorlardı. Hurafe gibi anlattıkları için, işte havada bulutlarda uçacak, deccali kovalayacak. Hoşlarına gidiyordu millet camiye toplanıp, heyecandan dinliyorlardı. Baktılar hakikaten doğru bu sefer. Anlattıkları hurafe canlandı bu sefer. Akıl almaz çekindiler. Şimdi büyük bir panikle konuyu kapatmaya çalışıyorlar. Kapanacak gibi değil. Bak, “Mehdiyet’in anlatımını yasaklayalım” diyorlar. “Mehdiyet’i anlatan kanallar kapansın” diyor. “Mehdiyet ile ilgili kitap olmasın, kitaplar yasaklansın, Mehdi kelimesi kullanılmasın, Mehdiyet ile ilgili bütün hadisler hadis kitaplarından çıkarılsın” diyor. Sen bu kadar paniğe kapıldıysan Mehdi kesin demektir. Dünya tarihinde görülmemiş bir panik bu. Yüzde yüz emin olman gerekiyor bu kadar panik olman için. Kesin çıkmış olması gerekiyor bu kadar panik için. Yer yerinden oynuyor, bu çok şaşırtıcı. “Bütün kitapları toplatalım” diyor. “Mehdiyet’ten bahseden hiçbir kanal kalmasın” diyor hiçbir şekilde olmasın. “Bahsetmek de yasak olsun” diyor. “Bütün Diyanet teşkilatına da haber verilsin. Hiçbir yerde hiç kimse bu konuyu konuşmasın” diyor. Nurcular yapıyordu eskiden bu konuyu, bir kısmı. Evlerde falan Mehdiyet’ten bahsettirtmiyorlardı. Şimdi daha geniş çaplı dikkat etmeye başladılar. Emir nereden ya? Kuzey’den mi Ada’dan mı? İngiliz derin devletinden mi? Nereden geliyor bu emir? Ve bu paniğin sebebi ne? Bu, panik üstü bir panik. Akıl almaz bir panik.

BÜLENT SEZGİN: Hocam siz Mehdiyet’in İslam hakimiyeti olduğunu söylemiştiniz inşaAllah. Mehdiyet gelmesin diyenler İslam hakim olmasın manasında konuşma yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Zaten “Mehdi’ye karşısın” diyorsun. “Evet, karşıyım” diyor. “Peki İslam’ın hakim olmasını istiyor musun?” Diyorsun. “Öyle şey olur mu? İslam’ın hakim olması ne demek? Diyor. “Öyle bir şey olmaz zaten” diyor. “Olacak olsa Peygamber’in zamanında olurdu” diyor. Yani İslam’ın hakimiyetine de karşılar. İslam Birliği’ne de karşılar. Çünkü Birleşik Krallık bunu istemiyor. Adamın Birleşik Krallık’ı gidecek o zaman. Adı üstünde Birleşik Krallık. O zaman birleşik İslamiyet olacak, Birleşik Krallık yerine. O zaman işte BİRLEŞİK KRALLIK devreye giriyor. Birleşik Krallık’ın derin devleti, “birleşik İslam’ı kabul etmeyin” tarzında her yere haber yayıyor. Ve onlar da bu habere uyuyor. Bir kısmı bilerek bir kısmı bilmeyerek uyuyor.

Said Yüce, AK Parti milletvekili değil mi? Evrime karşı tek ve net açıklama yapan bir koçyiğitmiş. Helal olsun. Allah ömrüne bereket versin. Göreyim Said Yüce’yi. Aslansın sen aferin sana maşaAllah elhamdülillah. Senin gibi mübarek insanların Allah sayısını artırsın. Risale-i Nur kökenli bir kardeşimizmiş. Çok mübarek, muhterem bir insan. Barla Platformu Başkanı’ymış. Allah sayını artırsın. Allah yolunu açsın. Allah sana da ailene de mutluluk, başarı, huzur, uzun ömür versin. Said Yüce şiddetle evrime karşı bir aslanmış. Biz de ona aslanlar aslanı diyoruz. Adı da güzel Said. Bediuzzaman’ın ismi gibi soyadı da Yüce gerçekten yüce. Allah seni yüceltsin. Allah yolunu açsın, başarılı kılsın, mübarek etsin. Güzel, çok memnun oldum. Bu mübarek insana herkes yardımcı olsun, herkes desteklesin, herkes sevsin saysın. Böyle insanların sayısı az oluyor. Allah meclise kadar onu götürdüğüne göre bir hayır vardır. Ama oturup seyretmek olmaz. “Sen ve Rabbin gidip savaşın” diyorlar ya öyle olmaz. Böyle mübarek, muhterem insanlara her yönüyle yardımcı olmak lazım, yolunu açmak lazım. Allah’ın hıfz-ı emanında olsun.

“Ahir zamanda öyle bir zümre zuhur edecek ki” diyor, münafık zümre. “Yaşları genç, akılları kıttır” diyor Peygamberimiz (sav). “Bunlar konuştukları zaman Kuran’dan bahsederler. Kuran’ı Kerim’in kendi lehlerine olduğunu zannederler.” Yani kendi lehine zannederek Kuran’dan bahsederler. “Halbuki Kuran kendilerinin aleyhinedir ancak onların imanları gırtlaklarından öte geçmez. Okun hedefi delip geçmesi gibi dine girip çıkarlar.” Diyor. Vardır öyle hakikaten münafıklar. Bakarsın ayet söylüyor. Söylediği ayet Müslümanların aleyhine zannederek söylüyor halbuki münafıklardan bahsediyor ayet, haberi bile yok. Öyle ahmaklar oluyor. Ben açıklıyorum o zaman anlıyor. Yani münafıkların aleyhine olduğunu. Müslümanların aleyhine zannediyor ayeti. Müslümanların aleyhine zannederek böyle heyecanla okuyor. Ama açıklanınca kafası çalışmadığı için anlamıyor. Açıklanınca münafıkları yerden yere vuran bir ayet olduğunu anlıyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İnternet Haber’de Mustafa Sabri Beşer de İngiliz derin devletine dikkat çeken bir yazı yazdı Adnan Bey. Şöyle söylüyor, “İngilizler bizim elimizden Kuran’ı almayı başarmış durumda, dilimizde var ama gönlümüzden Kuran’ı kopardılar. İslam coğrafyasının son kalesi hükmünde olan Türkiye için kurtuluş Kuran’ı ve dinin özünü anlamaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Bak İslam tarihinde böyle bir olay yok. Yani İngiliz derin devletini Osmanlı’dan bu yana hiç kimse eleştirmemişti, aydınlar bizim öncülüğümüzden sonra galeyana geldi. Haddi hesabı yok bak her gün görüyorsunuz İngiliz derin devleti aleyhine bir açıklama, bu şerefli şanlı ekip cuş-u huruşa geldi maşaAllah ve dünyaya çok güzel örnek oluyorlar.

Hazreti Muhammed (sav) Uhud seferinde ordunun önünde yavrularını emziren bir kedi çıkınca, ordunun bak önünde ordu giderken yavrularını emziriyor bir kedi, kedinin ezilmemesi için başına bir nöbetçi dikip orduyu o kedinin etrafından dolaştırıyor. Bütün ordunun yönü değişiyor kediye gelmemesi için. Seferden döndüğünde o nöbetçilerden kediyi Resulullah (sav) istiyor ve sahipleniyor adını Müazza koyuyor Müazza izzet veren şereflendiren. Bir gün sohbet esnasında Resulullah Efendimiz (sav) yanındakilere Hıbbül hırrati minel iman, kediyi sevmek imandandır diyor. Hırrati kedi demek hırlıyor ya hır, bak Hıbbül hırrati minel iman diyor ama ismi çok orijinal hırrati.

“Bir gün elbisemin içinde küçük bir kedi taşıyordum, Resulullah Efendimiz beni görünce ‘nedir bu?’ diye buyurdu, ben de ‘kedicik’ dedim. Bunun üzerine Resulullah, ey Ebu Hureyre buyurdu yani kediyi seven onlara analık babalık eden kimse buyurdu.” Ondan sonra ismi Ebu Hureyre kalıyor sahabenin ismi. Biliyordunuz ünlüdür Ebu Hureyre. “Nedir bu?” diye buyuruyor, “ben kedicik dedim” diyor “bunun üzerine Resulullah ey Ebu Hureyre buyurdu” diyor, ismini Ebu Hureyre koyuyor yani kediyi seven onlara analık babalık eden kimse.

“Ey Enes doğrusu kedi de ev eşyasından biridir, bir şeyi kirletmez ve murdar da yapmaz.” Temiz hayvandır diyor.

Abdurrahman bin Sahr adlı bir sahabe sokakta kalmış kedileri götürür onları yedirip seviyormuş, kedi besliyor var ya böyle, sahabelerden biri Peygamberimiz (sav)’e şikayet etmiş ‘pis kedileri toplayıp kulübesinde bakıyor’ o anda bir şey söylememiş Resulullah Peygamberimiz (sav). Ebu Hureyre’yi daha sonra sokakta görmüş, bu zat bir kedi yavrusu bulmuş sahabenin söylediğini kendisi bildiği için Peygamberimiz (sav) bir şey söyler diye kediyi hemen hırkasının içine saklamış. Peygamberimiz (sav) kendisine “hırkanın altına ne sakladın?” demiş, hırkayı açmış küçük bir kedi yavrusu, Peygamberimiz (sav) yavruyu sevmiş okşamış o zata ‘Ebu Hureyre utanma övün sen kedi babasısın’ demiş. O günden sonra Abdurrahman bin Sahr’a artık Peygamber Efendimiz (sav)’in hitap ettiği gibi Ebu Hureyre kedi babası diye hitap edilir diyor. Abdurrahman bin Sahr asıl ismi Ebu Hureyre, kedi babası diye hitap ediyor, bütün kedilere bakıyormuş.

Bazı alçaklar, bazı pislik tipler İngiliz derin devletinin böyle alçakları kediden köpekten nefret ederler, kedi ve köpek düşmanıdırlar. O hayvanları keserler biçerler, işkence yaparlar o satanistler falan da yapıyor ya hayvanları doğruyorlar falan. Bu İngiliz derin devletinin manyaklıklarından bir manyaklık çeşididir yani hayvan öldürmek, hayvana işkence yapmak, psikopatlık, insan öldürmek, insanlara işkence yapmak derin devlet casuslarının yaptığı ahlaksızlıklardan bir tanesidir onun için onlar pek kedi ve köpek sevmezler.

Evet, Bülent dinliyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Biraz önce İnternet Haber’de Mustafa Sabri Beşer haberi okumuştuk ‘İngilizler bizim elimizden Kuran’ı almayı başardılar’ diyordu, haberin devamında İngilizlerin bu tarihi oyununu Gladstone’un anılarından bir alıntı yaparak açıklıyor.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletine iyice vakıf olmuş. Bak görüyor musun Osmanlı evlatları İngiliz derin devletini nasıl hallaç pamuğu gibi atıyor. 

BÜLENT SEZGİN: Siz çok bahsetmiştiniz Gladstone’dan.

ADNAN OKTAR: Evet ilk gündeme getiren bizdik. evet.

BÜLENT SEZGİN: Şöyle söylüyor, Gladstone, Sömürge Bakanı’na “İslam coğrafyasının tümüne hakim miyiz?” diye sormuş, Bakan ‘Hayır efendim Kuran’ın anlaşılmaya yönelik tefsirinin yapıldığı ülkelerde hakim olamıyoruz çünkü onlar Kuran’ı anladıkça Allah ile münasebetlerini koruyorlar’ demiş. Başbakan Gladstone hemen talimat vermiş, “Şu dakikadan itibaren bütün işlerinizi bırakın, işiniz İslam coğrafyasındaki insanların Kuran’la bağlantılarını koparmak ve yüreklerini ellerinden almak olsun2 demiş.

ADNAN OKTAR: İşte Darwinizm’le bunu yapıyorlar, kendi evlatlarına bunu yaptırıyorlar, Darwinist eğitimle kendi evlatlarına yaptırıyorlar. Yani adamların bu kadar Darwinizm’e önem vermesinin sebebi bu Rumilik, Darwinizm ve homoseksüellik üç konu üstünde duruyorlar. En acımasız yerlerden gelmişler yani.

Dışarıda müzik yok, dışarıda ses yok sadece titreşim var müziği bir tek insan beyni müzik olarak algılıyor, hayvanlar algılamıyor. Hayvan müzik olarak algılamıyor yani bir gürültü olarak algılıyor, müzik olarak bilmez yani onun şuurunda değil. Müziğin şuurunda olan, zevk alan bir tek insandır, insan için yaratılıyor Allah tarafından.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Rica edelim.

KARTAL GÖKTAN: 1957 yılından beri yayınlanan Malezya’nın önde gelen gazetelerinden Berita Harian Gazetesi’nde Amerikalı yaratılışçı bilim adamlarıyla sizin adınıza Ağustos ayında İstanbul’da düzenlenen yaratılış konferansı hakkındaki makaleniz Malay dilinde yayınlanmıştı. Makalenizde aralarındaki farklılıklara rağmen Hristiyan ve Müslümanların Allah’ın yaratışı konusunda ittifak etmelerinin önemi üzerinde duruyorsunuz. Dinsizliğin hakim olduğu çağımızda bu ittifakın çok elzem olduğunu dile getiriyorsunuz. Bu yazınız sosyal medyada yedi bin yedi yüz kez paylaşıldı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yedi bin yedi yüz kez. Bak Allah meydana getiriyor şu itibarı şu etkiyi görüyor musunuz? Şu tesire bak yani. Allah nasıl tesirlendiriyor insanları maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Mesiyanik Musevi ve Hristiyanların takip ettiği Israel Today gazetesinde UNESCO’nun Tapınak Tepesi kararı politik olmamalıydı” başlıklı yazınız yayınlandı. Geçtiğimiz günlerde UNESCO Tapınak Tepesi’nin Musevilikle herhangi bir bağının olmadığı kararını vermişti. Yazınızda UNESCO’nun üç İbrahimi din içinde kutsal olan tapınak tepesi için böyle politik bir karar almaya hakkı olmadığını vurguluyorsunuz. Ayrıca dindar Hristiyanların, Musevilerin ve Müslümanların Kral Moşiyah’ın ahit sandığını orada açacağını bunun Allah’ın bir kaderi olduğunu bildiklerini belirterek bu güzel günlerin yakın olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu yazınız da sosyal medyada bin yüz kişi tarafından beğenildi.

Amerika’da Hristiyanlara yönelik yayın yapan Christian Media Magazine’de “Hristiyanlara zulüm etmek Allah’a karşı savaş açmaktır” başlıklı yazınız yayınlandı. Christian Media Magazine makaleniz hakkında şu yorumu yaptı; ““Hristiyanlara zulüm etmek Allah’a karşı savaş açmaktır” başlıklı makaleye bu ay içinde en fazla okunan makalelerin başında geldi. Çok hassas olan bu konuyu Sayın Harun Yahya tarafından çok nazik ve asil bir şekilde ele alınmıştır”” yorumunda bulundular maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel, ne güzel. Ehli kitap bizim canımız. Kuran’da Cenab-ı Allah “onlarla hanımlarıyla evlenebilirsiniz” diyor. Sevgili olabiliyorsun. “Sırdaş, sevgili olabilirsiniz” diyor. “Yemeklerini yiyebilirsiniz, ticaret yapabilirsiniz” diyor. “Onları güvenlik içinde bir yerden bir yere götürün” diyor. “Canlarını koruyun” diyor ve “Kiliselerine, sinagoglarına zarar vermeyin bilakis yardımcı olun. O sinagogları, kiliseleri, camileri ayakta tutmaya gayret edin” diyor Allah. Bu adamların kafası bambaşka yerlere gidiyor. Zayıf akılları bir kısmının zayıf. Kuran gözüyle, vicdan gözüyle, akıl gözüyle bakamıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Donald Trump Eğitim Sekreteri olarak Betsy DeVos hanımı seçmiş. Fotoğrafı vardı. Bu hanım sapık evlilik yapanlara karşı olan aktivistleri desteklemiş.

ADNAN OKTAR: Helal.

BÜLENT SEZGİN: Betsy DeVos Amerika’nın en zengin kadınlarından, homoseksüel karşıtı kampanyaların en önemli finansörlerinden.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Ama İngiliz derin devletiyle çatışma demektir bu. İşte devletimiz, milletimiz Müslümanlar bu temiz insanları desteklesin. Böyle bir güç kolay kolay çıkmaz.

“Menbiç’te PKK’lı kalmadı” demişlerdi.  Orada yine ölen bir PKK’lı var. Onun cenazesini kaldırıyorlar. Bir göstersene. Hani kalmamıştı? Adamlar silahla pusatla dolu işte Menbiç’te çaka çaka doldular.

Mecliste yuh falan bunlar ayıp. Böyle şey olmaz. Yani her iki tarafta konuşma serbest mecliste. Yuh ne demek yuh? Bırakın konuşsun ne konuşuyorsa konuşsun.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü