Harun Yahya

Sohbetler (28 Kasım 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Ne diyelim? “Sabırla sevgi birliği” diyelim. “Sabırla sevgi birliği” evet.

O Rohingya’da yine Müslümanları bir katletme falan psikopatlık yapmaya başladı o manyaklar. Her yeri ayağı kaldıralım kanunla hukukla. Ben böyle alçaklık görmedim. Bir avuç gariban, adamlar ne yapacağını şaşırdı veriyorlar kurşunu. Çok aşağılık adam bunlar. Ben böyle manyaklığı ahir zamanda ilk defa görüyorum. Nereye gitsek Müslüman gördü mü adamlar hemen öldürme eğilimindeler. Bir de o zor şartlarda bile orada da münafıklar yine faaliyette oluyor. Rohingya ordusuna ihbarda bulunuyorlar. Yani oradaki katillere. Çok sakat işler. Arakan Rohingya’da binlerce ev yakıldı. Mesela sadece bu kırk gün içerisinde yaklaşık yüz kişi öldü. Yüz kişiyi de, beş yüz evde yakıldı. Çocukları perişan ediyorlar.

İsrail’de olan yangın İngiliz derin devleti tarafından organize edilmiş, pek görülmeyen bir yangın şekli. Yani aynı anda bu kadar çok yerde yangın çıkması pek görülmüş bir şey değil.

Şimdi İngiliz derin devleti müthiş bir münafık zekasına sahip. Muazzam bir münafık zekası. Mesela münafık adam öldürür. Üstüne kapanır ağlar. Bu münafık özelliğidir. Bunlar da hem darbeyi yaptırıyorlar. Sonra Türkiye’nin üstüne kapanıp ağlıyorlar “Size darbe mi yapıldı? Vah vah” diye. Bir kısmı tabii bilmediğinden yapıyor. Oyuna geldiği için yapıyor. Ama İngiliz derin devleti bilerek yapıyor.

Münafık sürekli Müslümanı meşgul edip hırpalamaya çalışır. Bak İslam ülkelerini münafıklar görüyorsunuz akıl almaz meşgul ediyorlar. Savaşlarla, kargaşayla münafık sürekli olay çıkartır. Çok alçak bir mahluktur. Sürekli kargaşa çıkarır. O biter bir tane daha bulur. O biter başka bir tane daha bulur. O biter başka bir şey daha bulur. Münafığın o şeytani kirli torbası o lağım torbası sürekli kaynar. Her gün bir şey çıkartır. Her gün bir pislik, her gün bir ahlaksızlık, her gün bir kahpelik. Mesela önce bir ayaklanma yaptılar. O yetmedi darbe yaptılar. Şimdi yine bir ahlaksızlık daha düşünüyorlar. Şimdi ekonomik yönden. Mesela gittiler İsrail’in ormanlarını yaktılar. Tam münafık azgınlığı. Münafıkların bitleri vardır daha küçükleri onlar da öyle çok huzursuzdurlar. Sürekli pislik peşindedir şeytanın etkisiyle. Her münafık böyledir. Mesela evinde rahatsız eder, sokakta rahatsız eder, iş yerinde rahatsız eder, devlet içinde rahatsız eder.

Fethullah Gülen cemaatinin içine de acayip çöreklendi münafıklar İngiliz derin devleti kanalıyla. Adamları mahvettiler. Ben ta o zamanlar söyledim. “Bak” dedim “İngiliz derin devletinin pençesi bunların üzerinde. Kurtaralım pençeden. Bu pençeyi sırtlarından çıkaralım” dedim.

Münafık illaki helak değil yani münafık kargaşa ister. Huzursuzluk, pislik, kepazelik. Terör olsun, anarşi olsun. Mesela bomba patlatıyor. Ertesi gün bir tane daha bomba patlatıyor. Bütün Müslüman ülkelerin vaktini ve enerjisini alıyor münafıklar. Bir münafık özelliğidir. Şeytanın ifasıyla Müslümanları sürekli meşgul etmek münafığın özelliğidir. Sürekli gündem olur. Sürekli konuşturtur. Adeta bir makine gibi. Böyle lağım üreten bir makine gibidir.

Münafığın taleplerinin ardı arkası kesilmez. Mesela diyor ki “Türkiye’nin Güneydoğu’sunu ayıracağız” ayırıyor. Sonra? “İzmir’i de alacağız” diyor. Sonra? “İstanbul’u da alacağız” diyor. Sonra? “Antalya’yı da alacağız” diyor. Münafık azgınlığıdır bu. Bunların bitleri de böyledir. Sürekli pislik peşindedir. Sürekli kaynatır. Kendi de faaliyette bulunması İslam için mesela İngiltere, hiçbir faydası yok. Bilakis Darwinizm’le Rumilik’le İslam’ı yıkmak için uğraşır. Münafık da öyle yani. Her münafık böyledir. Bütün gücünü İslam’a zarar vermek için ayırır.

Şimdi çok iyi anlatıldığında münafıklar bak deşifre oldukça görüyorsunuz yılanın deliğine çekildiği gibi çekiliyorlar. Fark ediyor musunuz? Her türlü alçaklıktan vazgeçmeye başlıyorlar. Üslupları değişiyor, konuşmaları değişiyor, eylemleri değişiyor.

CAN DAĞTEKİN: Sahte hesaplarını kapatıyorlar.

ADNAN OKTAR: Sahte hesaplar kapanıyor. Milyonlarca sahte hesap yapmışlar. Bu alçaklardan adeta büyük bir ordu mesela bir münafık en az yüz sahte hesabı oluyor, bir münafığın. Akıl almaz bir güç gibi görünüyorlar. Halbuki hiçbir gücü yok. Onun için en azim mesele İslam aleminde münafıklığın ortadan kaldırılmasıdır. Türkiye’nin çektiği de ondan, Mısır’ın çektiği de ondan, bütün İslam aleminin çektiği münafıklardan kaynaklanıyor.

Münafık Allah kelamına dayanamaz. Ama fitne çok hoşuna gider. Mesela Rumi’nin açıklamaları çok hoşuna gider. Mesela diyor ki “Bizim yolumuzda ne kafirlik var ne Müslümanlık var” Müslümanlığı kabul etmeyen, sen kafirliği zaten kabul etmezsin. Onu demene gerek yok ki. Müslümanlığı kabul etmiyorsun. Söylüyorsun zaten açıkça. “Bizim yolumuzda” diyor “Müslümanlığa yer yok” diyor Mevlana Rumi kitabında. Dolayısıyla “kafirliğe de gerek yok” diyor. “Kafirlik diye de bir şey yoktur” diyor. “Kim olursan ol gel” diyor. Ama münafıklar ayette diyor ki Nisa Suresi 91’de Fitneye her geri çağrılışlarında” pisliğin “içine başaşağı (balıklama) dalarlar. (Nisa Suresi, 91) diyor Allah. Pislik dedin mi münafığın sanatıdır. Alçaklık, adilik, üçkağıtçılık, kaltabanlık, karaktersizlik münafığın içine işlemiş bir sistem. “Bu alem” diyor yani “Mevlevilik Müslümanlıkta da dışarıdır kafirlikten de dışarıdır. Orada ne Müslümanlığın işi vardır ne de kafirliğin” diyor. Mevlana Celalettin sayfa 198, Seçme Rubailer sayfa 18, Rubai 67, buyurun. Cayır cayır herkese “Rumi olun” diyor. Adam bunu söylüyor işte açıkça söylüyor. Daha ne desin yani?

İBRAHİM AKMUGAN: “Aşk kafiriyiz Müslümanlık başka” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Mevlana Celalettin 298. sayfada onu söylüyor. “Aşk kafiriyiz biz. Müslüman başka” diyor. “Müslümanlığın, kafirliğin dışında bir ovayız” diyor bak “Müslümanlığın, kafirliğin dışında bir ova. Ne Müslümanlığa yer var ne kafirliğe yer var bizde” diyor. Adam daha ne desin? Anlamıyor bizim adamlar hayret ediyorum. “Sen” diyorlar “bu mübareğe karşı mısın?” Peki “adam böyle diyor” diyorum. “Çok güzel demiş” diyor. Dinin imanın kalmamış oluyor bunu dediğinde be mübarek. Aklını başına al.

CAN DAĞTEKİN: “Derin anlam var” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Derin anlamı varmış da adam alenen dini imanı inkar ediyor işte daha ne desin?

Münafık Allah kelamını duymak istemez. Münafık ayetleri okunduğunda kaçıyor münafıklar ayet var. Kuran ayeti var. Kulaklarına ellerini tıkıyorlar. Kesinlikle duymak istemiyorlar. Allah’ın hikmeti bu büyük bir mucizedir bu. Halbuki Müslüman duyup öğrenip arınmak ister değil mi? Münafık öyle duymak dahi istemiyor.

Münafık Müslümanları hep yanlış yönlendirir. Buna çok dikkat etmek lazım. Mesela farz edelim sen bir şey arıyorsun değil mi? O sağ taraftaysa o da der ki “sol tarafta” der. Mesela bir şey siyahsa o ona “beyaz” der aldatmak için Müslümanları. Beyazsa o siyahtır. Onun için münafığın dediğinin tam tersini yapmak lazım. O kadınlara yöneltmiştir onu. Halbuki Peygamber (sav) “münafığın dediğinin tam tersini yapın” diyor. Onlar da “kadının dediğinin tam tersini yapın” diye değiştirmişler. Azgınlıklarından ve kinlerinden bir kısmı bazıları.

Münafık daima müminleri yanlış yönlendirir. Ters yönlendirir. Yani başarısız olmalarını sağlamak için yapar. Mesela Müslümanların düşmanını dost gibi gösterir. Dostunu düşman gibi gösterir. Sevilecek insanları kötü gösterir. Kötüleri iyi gibi gösterir. Yalancıyı doğru göstertir münafık. Doğruyu da yalancı gösterir. Münafığın özelliğidir. Onun için münafığın her dediğinin tersinin yapılması lazım. Hep tersine göre düşünmek gerekir.

Fussilet Suresi 26’da “İnkar edenler dediler ki:” münafıklar "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz."” (Fussilet Suresi, 26) Onun için münafıklar asrımızda Kuran okunurken radyo açıyor, bağırıyor, müzik çalıyor. Veyahut Kuran’ı duymayacağı bir yere giriyor. Kuran’ın sesinin gelmeyeceği bir yere girmeye çalışıyor. Veyahut radyo da çalışıyorsa radyoyu kapatıyor. Rahatsız oluyor adam. Allah’ın hükmünü duymak istemiyor vakti ve imkanı olduğu halde. Münafığın vasfıdır o yani bir şekilde ya gürültüyle ya teknik bir imkanla Kuran’ı dinlemek istemez. Allah’ın hükümlerini duymak istemez. Münafık alametlerini hiç duymak istemez. Mesela bak Casiye Suresi 8’de “Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken işitir” diyor ayette “sonra müstekbirce (inatla büyüklük taslayarak)” münafıkta o bir delilik tarzındadır. “sanki işitmemiş gibi ısrar eder.” (Casiye Suresi, 8) Münafıklıkta adilikte devam ediyor deliliği yine devam ediyor. Lokman Suresi 7 “Ona” münafığa “ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir.” (Lokman Suresi, 7) Münafık için büyüklük çok büyük önemli konudur. Enaniyet yapmak, sükse yapmak, insanlara poz yapmak, büyüklüğünü insanlara ispat etmek onun için yapmadığını bırakmaz. Mesela Samiri birçok yabancı dil bilen, heykel sanatını çok iyi bilen, Mısır kültürünü çok iyi bilen birisiydi. Acayip alimdi yani. Ama alçak. Sürekli kargaşa yaratıp, sürekli Müslümanları boş işlerle meşgul eden onların enerjilerini tüketen, imkanlarını tüketen bir ahmaktı.

Nuh Suresi 7’de Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor Hz. Nuh’un ağzıyla “Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde” bağışlanmasını istiyor yine bak mümin görüyor musun? Adam alçak oğlu alçak, karaktersiz münafık olmasına rağmen dua ediyor ki düzelsin. Belki iyi olur diye. “…onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar" yani duymak istemediler. Ya kaçtılar ya gürültü yaptılar. “…örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.” (Nuh Suresi, 7) Münafıkta en büyük olay büyüklüğünün vurgulanmasıdır. Kendini över, kültürünü över, aklını över, konuşmasını över, memleketini över, sokağını över, şehrini över. Manyaklık derecesindedir. Müminleri küçültür kendince kendini büyütür. Halbuki Allah onu rezil eder asıl. Müminler gittikçe büyür. Onun için İsa Mesih diyor “Küçülen büyür, büyüyen küçülür” diyor. 

Hac Suresi 72’de “Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin.” Yani o kadar pis, alçak bir yüz ifadesi oluyor ki o kadar karaktersiz bir yüzü oluyor ki hemen anlaşılıyor yüzünden. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler.” (Hac Suresi, 72) Yani saldırgan, psikopat, manyak ruhlarına dikkat çekiyor Kuran. Aniden ağlar. Aniden saldırganlaşır. Etrafına zarar vermeye kalkar. Manyaktır münafıklar. Mesela bunun geniş çaplı sosyal olanı, mesela Suriye’de Kuran okunuyor ne yapıyor? Müslümanların üzerine saldırıyorlar. Bombalıyorlar, yerle bir ediyorlar. Irak’ta Müslümanlara mesela dindar takva Müslümanlar hepsini bombalayıp yerle bir ediyorlar. Onların dindarlığına tahammül edemiyor adamlar.

Kehf Suresi 101’de “Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı.” (Kehf Suresi, 101) acayip sıkılıyorlar Kuran okunduğunda.

Mesela bu Müdessir Suresi’ndeki kişi de. O bahsedilen kişi de. “Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti.” (Müddesir Suresi, 18)Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?” (Müddesir Suresi, 19) “Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?” (Müddesir Suresi, 20) “Sonra bir baktı.” (Müddesir Suresi, 21) “Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.” (Müddesir Suresi, 22) bak görüyor musun? Ne kadar adilik yapıyor. Çeşit çeşit. Düşünüyor ama şeytani. Sonra ölçü tespit ediyor şeytani. Allah “Kahrolası” diyor. Kahrolacağına işaret. “Nasıl bir ölçü koydu?” (Müddesir Suresi, 19) diyor. Pislik ve alçakça. “Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?” (Müddesir Suresi, 20) diyor. Allah çok şaşılacak bir ahlaksızlık yaptığı için buna müminlerin şaşırmasını söylüyor Allah. “Sonra bir baktı” (Müddessir Suresi, 21) pis bir bakış “Sonra kaşlarını çattı.” Pisliğinin daha da artması için, yüzünün itici olması için çattı. “Ve yüzünü ekşitti” (Müddessir Suresi, 22) yani yüzünün berbatlığını Kuran açıklıyor. Münafığın yüzünün iğrençliğini. “Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar).” (Müddessir Suresi, 23) Bak Müslümanların yanından gidiyor. Sonra ne yapıyor? Büyüklük taslıyor. Bak her ayetin sonunda büyüklük taslamaya dikkat çekiliyor. Görüyor musunuz? Kardeşim sen küçük bir sperm parçasından olmuş zavallı bir varlığın görüntüsüsün sen, görüntü. Ve bütün gücü, kuvveti sana Allah veriyor. Ve zavallı bir varlıksın. Ve sonunda öleceksin.  Kısa bir süre sonra öleceksin. Ahirete gideceksin. Büyüklük senin neyine? Enaniyet senin neyine? Nasıl sen aczini bilmezsin? Nasıl kendini büyütmek istersin? Kendilerini büyütmek istemeleri çok büyük bir mucizedir. Hayret edilecek bir olaydır.

SEMİH MERİÇ: Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım “Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla hakkı inkar ettiler…” (Neml Sures, 14) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Anladığı halde bak. Mesela münafık da alçakça anlar, doğruyu anlar. Fakat ahlaksızlıkta alçakça direnir. 

Kalem Suresi, 51’de şeytandan Allah’a sığınırım           “O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi.” Akıl almaz bir nefret var üstlerinde. ““O gerçekten bir delidir” diyorlar.” (Kalem Suresi, 51)  Müslümanın arkasından konuşuyorlar. Münafığın özelliğidir Müslümanın yüzüne güler ama kendi şeytanlarıyla baş başa kaldığında ayetin de ifadesiyle alçakça Müslümanların aleyhine konuşurlar.  “Biz onlarla alay ediyoruz. Aslında hiç itibar ettiğimiz bir yapı yok. Onları hiç önemli görmüyorum. Fikirlerine de katılmıyorum. Düşüncelerine de katılmıyorum. Zaten yardımcı da olmuyorum, olmam da. Ben sizden yanayım. Yardımcı olsam bile yardımcı olup onlara faydalı olacakmış gibi görünüp aslında zarar vermeye çalışıyorum.” Hakikaten münafığa bir görev verdiğinde yardım yapar, kasten. Bir şeye yaramayacak şekilde yapar. Mesela farz edelim “suyu kaynat” dersin. Kirli suyu gider kaynatır. Sen onu yemek yapacaksındır. Gider kirli suyu kaynatır. “Pardon yanlışlık olmuş” der. Baş belası olur. Veyahut yine “suyu kaynat, ısıt” dersin. Boş kabı kor kabı yakar. “Haberim yoktu” der. Yani sürekli ahlaksızlık ve pislik peşindedir. Bir yere gönderirsin. Mesela bir şeyi kırıp yıkar devirir. Veyahut kaybeder. Kasten yapan bunları. Müslümanların başına bela açmak için. Onun için ayette diyor ki, “sizin yanınıza gelseler size zarardan başka faydaları olmazdı” diyor Allah. Hani müminler diyor ya “keşke dursa yanımızda kalsa” falan diyor ya “Sadece başınıza bela olur” diyorlar Allah. Onun için münafık nereye gitse Müslümanların hep aleyhinedir. Yemekte, içmekte şunda bunda her şeyde. Müslümanlara nasıl zarar verebileceğini düşünür. Ama tabii sezdirmeden zarar vermenin peşindedir. İblis gibi. İşte bunlar bir güç elde ettiğinde, derin devletin içerisinde bir güç olduklarında bu alçaklardan oluşan muazzam kahpe bir ordu meydana gelmiş oluyor. Mesela gördünüz darbe gecesi halk, evine gidiyor. Arabasının içinde çocuğu var, yaşlı annesi var. Alçağa bak. Tankla üstüne çıkıyor arabanın. Arabayı kasten eziyor. Sonra halk yolun kenarına toplanmış merak ediyorlar ne oluyor, ne bitiyor diye. Halkı kenarı sıkıştırıp duvarın arasına tankla sıkıştırıp halkı ezip öyle geçiyor. İşte bunlar alçak, Allahsız, Kitapsız, dinsiz, imansız alçaklar bunlar, psikopat. Sonra da maymun gibi dizilmişler bakıyorlar. Gördünüz resimlerini. İnsan değil yani şeytan. Yüzlerine bakın hiçbirinde insan ifadesi yok. Ölü bunlar. İblis bunların, ruhuna girmiş, bedenine girmiş. Sadece bedenlerini kullanıyor bu mahlukların.

Kıyamet Suresi, 32 “Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.” Bak münafık hep yalanlar Müslümanların konuşmasını. Mesela bir şey söylese hemen yalancı çıkartmaya çalışır. Biri bir şey söylese hemen yalancı çıkartmaya çalışır. Münafık ama sürekli kendisi yalan söyler. Ama mümini sürekli yalancı çıkartmaya çalışır. Kuran ona dikkat çekiyor. Tanınması için.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım, “Yalanlarının üstüne yemin ederler” diyor Allah ayette.

ADNAN OKTAR: Evet, münafıklar onu pekiştirmek istiyorlar genellikle yalanlarını. Yeminle pekiştiriyorlar. Mesela kendi aralarında da hayret edecek bir şey. Mesela homoseksüel nikahı kıyıyor. Besmeleyle yapıyor. Şu olaya bak. Mesela şarap içiyor. Besmeleyle içiyor. Alay eder gibi. Müslümanlarla kendince alay etmiş oluyor. Fuhuş yapıyor. Besmeleyle. Fuhuş bak, fuhuş. Besmeleyle yapıyor. Hz. Ali (ra)’yi şehit eden alçak ayetler söylüyor. Besmeleyle şehit ediyor. Bunlar böyle kahpedir. Müslümanları şaşırtmak için yapıyorlar. Hayrete düşürmek için. Mesela mızrağın ucuna Kuran geçiriyorlar Müslümanlarla savaşırken. Müslümanlar tereddütte kalıyor. Bunlar Kuran’la geliyor. Biz bunlara şimdi karşı koysak. Kuran’a karşı olmuş oluruz. Böyle tereddüde düşürmek istiyorlar münafıklar. O yüzden çok dikkat etmek lazım. Bu oyuna gelmemek gerekiyor.

Tabii bu asrımızda modern anlamda kelime kullanacak olursak, süslü kelime kullanacak olursak, bir mikro münafık vardır. Birde makro münafık vardır. Mikro münafık halk arasında olanlar. Küçük küçük adilikler yapar. Karaktersiz. Makro olanlar derin devleti içerisinde kitle katliamı yapan alçaklardır. Onlar nitelikli münafıktır. Mikro olanlar da niteliksiz münafıklardır. Onlar küçük küçük alçaklıklar yapar. Mesela Müslümanın evinde ne yapabilir? Elektrik israfı yapar. Farz edelim. Nasıl zarar verebilir? Suyu mesela sürekli açar. Su israfı yapabilir. Müslümanın masrafa girmesine sebep olur. Masraf ettirir. Meşgul eder. Sürekli boş konularla Müslümanın vaktini alır. Müslümanın olduğu ortamda yalan konuşur Müslümana. Yalan bilgiler verir. Yanlış bilgiler verir. Onu yanıltmaya çalışır. İslam’ın doğru bilgileriyle yalan bilgileri karıştırarak verir. Onun beynini bulandırmaya çalışır. Yani hakla batılı karıştırır. Deccallik öyledir zaten. Münafık mikro deccaldir. Makro deccaller işte büyük asıl deccallerdir yani Mesih deccaldır makro deccaller. Mikro deccaller küçük küçük Müslümanlara zarar verebilir. Ama makro olanlar tabii bu nitelikli münafıklar büyük kitlevi zarar veriyorlar. Ama mikro deccallerden makro deccaller olur. Onlardan oluşturuyor ordusunu. Zaten hadiste var. Diyor “Etrafa şeytanlarını gönderir.” Şeytan nasıl oluyor? İns şeytanlar. Nasıl oluyor? Münafığın ruhunu şeytan fetheder. Onun bedeni, onun cismi artık bir makinedir. Şeytan için. Onun etini kullanır. Etini, kemiğini, bedenini makine gibi kullanır. Ruhunu da kontrol altına aldığı için. Ruhunu esir eder şeytan. Artık ölür o kişi. Ölüdür. Bir zombi gibi artık. Hani var ya filmlerde görüyoruz zombi. O artık bir zombidir. Zombilerden oluşan bir ordusu oluyor deccalin. Onları istediği gibi kullanır. Bu alçaklar da alıştıkları için mikro deccalliğe böyle makro deccallere seve seve hizmet ederler. Huzursuzluk çıkarır, pislik çıkarır. Boş konularla Müslümanların vaktini alır. Kargaşa meydana getirir. Kepazelik çıkartır. Gözleriyle Müslümanları rahatsız eder Kuran’da var. Konuşmalarıyla pis üslubuyla, sivri dilleriyle ayetin ifadesiyle. Sivri dilleriyle Müslümanları huzursuz etmeye çalışır. Sürekli alçaklık peşindedir. Ama büyük bir kitle olduğu için bunlar derin devletler bunları kusursuz kullanmak istiyor. Ama bunlara bir din de vermek istiyor. Onun için hem Darwinizm’i, hem de Rumiliği kullanıyorlar. Direkt dinsizsiniz demiyor onlara. “Siz Rumi’siniz, Darwinist’siniz” diyor. Darwinist olunca zaten otomatik dinsiz oluyor. Birçoğu öyle, yüzde doksan dokuzu öyle. Çünkü “Allah yaratmadı tesadüfen oldu” diyor. Rumilikte de ne diyor? “Kafirlik de yok bizde, Müslümanlık da yok” diyor. “Müslümanlık olmadığı için kafirlik yok” diyor. Yani “Müslüman değiliz biz” diyor. Açıkça söylüyor adam. Müslüman olmadı mı adam “sen kafir misin?” desen “ne kafiri hemşerim?” der. Çünkü kafirlik Müslümanlığa göre var. Adam Müslümanlığı reddettiği için kafirliği de reddediyorum diyor “öyle bir şey yok” diyor. Açıkça söylüyor. Nisa Suresi, 89’da Cenab-ı Allah buna dikkat çekiyor. “Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız.” (Nisa Suresi, 89) Bizim de Darwinist olmamızı istiyorlar. Bizim de Rumi olmamızı istiyorlar. Rumi olunca getirecek kitabı gösterecek Mevlana Rumi’nin kitabını. Bak ne diyor? Sen Rumi değil misin? “Elhamdülillah Rumi’yim” diyor. Elhamdülillah Müslümanım demiyor. “Elhamdülillah Rumi’yim” diyor. Peki, burada ne diyor? “Bizim yolumuzda Müslümanlık da yok, kafirlik de yok” diyor. “Sen Müslümanım diyorsun” diyor “Sen Rumi olmazsın” diyor. “O zaman ne yapman gerekir? Müslümanlığı reddetmen gerekiyor” diyor. Adam reddediyor. “Hah şimdi Rumi oldun sen” diyor. “Gerçek yolu, doğru yolu şimdi buldun” diyor. Adam açıkça “Allah’ım ben” diyor. “Yok ya öyle demek istemedi” diyor. Allah Allah adam açıkça söylüyor. Bir şey söylüyor “inşaAllah” diyor. “Ya ne biçim konuşuyorsun sen?” diyor. “Ben konuşuyorum zaten” diyor. “Bana niye inşaAllah diyorsun sen” diyor. “Haşa ben Allah’ım zaten” diyor. 

BÜLENT SEZGİN: Mevlana da Peygamberimiz (sav)’e hoş olmayan sözler söylüyor. İsmiyle hitap edip intihara eğilimli olduğunu söylüyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, “Mustafa” diyor (haşa), Hz. Resulullah (sav)’dan bahsediyor. Zaman zaman içine intihar etme eğilimi gelirdi” diyor “sıkıldıkça” diyor. “Sonra ona Cebrail gelirdi” diyor. “Sana mülkten verilecek, mal mülk verilecek, devlet verilecek” diyor. “Öyle deyince sevinir vazgeçerdi” diyor. “Sonra yeniden kendini atmak isterlerdi kayalardan, intihar etmek isterdi” diyor. “Yine Cebrail gelirdi. Sana devlet verilecek, mal mülk verilecek derdi” diyor. “Sevinip vazgeçerdi” diyor. Kardeşim dine, İslam’a bu kadar vurma açıkken bunu nasıl siz anlamazdan geliyorsunuz? Daha adam hala Rumiliğin propagandasını yapıyor. De, en azından “şunlar yanlış, kötü konuşmuş bunları” de.  Bunu da demiyorlar.

GÖKALP BARLAN: “Aracıyla gelen uçup gider” diyor. Vahiy için, Kuran için. Ama kendisine direkt Allah’tan kitap geldiğini iddia ediyor.

ADNAN OKTAR: Tabii Peygamberimiz (sav)’e gelen Kuran’ın aracıyla geldiğini söylüyor. Yani Cebrail (as) kanalıyla “o yok olup gider” diyor. “Ama ben doğrudan Allah’tan aldım” diyor. “O yüzden benim Mesnevi’m kıyamete kadar gitmez” diyor. “Kuran yok olacak. Ama Mesnevi kalacak” diyor. 

GÖKALP BARLAN: Mesnevi için Allah’ın en büyük fıkhı diye bahsediyor. Yüce Rabbimiz’se Kuran’da kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım “Artık vay hallerine; Kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah Katındandır" diyenlere.” (Bakara Suresi, 79) diye buyuruyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İşte bunları bu adamlara ısrarla anlatmak gerekiyor. Ben şimdi bunu kitap haline getiriyorum. Kitap da aşağı yukarı bitti gibi çok az bir şey kaldı. Fakat baktım bunlar şerhler de yapmışlar. O şerhlerine de cevap verilmesi gerekiyor. Onun için birkaç gün daha uzayacak herhalde.

YASİN GÖKER: Bir ayette de şeytandan Allah’a sığınırım “Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.” (Zuhruf Suresi, 36)

ADNAN OKTAR: Kabuk gibi, işte bir elektromanyetik alan gibi üstüne çöküyor şeytan. Zaten manyak gibi oluyor münafıklar. Dikkat ederseniz çok huysuz, dengesiz, deli tiynetli, gerginler. Sürekli yer değiştirmek ister münafık. Çok sıkılır. Şeytan onun ruhunu ablukaya aldığı için, İslam’dan, Kuran’dan uzaklaştığı için. “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor. Münafık Allah’ın zikriyle felah bulacağını zannetmez. Gezerek felah bulacağını zanneder. Onun için oradan oraya gider, orada oraya gider. Onun için Cenab-ı Allah diyor ki, “Onların gezip tozması seni aldatmasın” diyor “Biz onlara eza veriyoruz” diyor Allah. “Bela vermek için bunu yapıyoruz” diyor. “Sen onlara imrenme” diyor. Münafık sıkıntıyı kamyon gibi yüklenir üstüne. Gezdirir, nereye giderse o kendisiyle beraber gelir. Sıkıntı hamalıdır. Azap hamalıdır münafık. Nereye giderse peşinde onu götürür. Sırtına koyar onu torba gibi. Nereye giderse beraber giderler. Onu bırakamaz. Onun için o huysuzluğunu, ahlaksızlığını Müslümanlara yansıtmaya çalışır. Anarşi çıkartır, kargaşa çıkartır, kepazelik çıkartır. Mesela PKK’nın durup durup kepazelik çıkartmasının nedeni o. Kargaşa, kan dökmek, huzursuzluk yapmak, alçaklık yapmak, yalan söylemek, Müslümanlara iftira atmak. Mesela münafık bir ahlaksızlık yapar hemen Müslümanlara iftira atar. Farz edelim dersin ki, bu eşyayı niye buraya koydun? “Onu sizden birisi oraya koymuştur” der. Mesela ocağın altını açık bırakır. Yangına sebep olur. “Ben yapmadım falanca Müslüman yapmıştır onu” der. Müslümanlara iftira atar. “Benim yapacağım bir şey değil” der. Çok alçaktır münafık. Onun için Müslüman gözünü dört açacak her yerde.

Münafığın en mühim özelliklerinden bir tanesi sürekli bir anarşi kaynaması vardır münafıkta. Onun için bunlar hep terörist, anarşist olurlar. Sürekli bir kepazelik peşindedir. Mesela rahat duramaz. Sakin, normal yaşayamaz. Mesela bomboş odada bile olsa mutlaka bir konu bulur. Mutlaka bir kepazelik konusu bulur. Onu halletse bir tane daha. Onu halletsen bir tane daha. Önü sonu gelmeyen ruhunda bir anarşi, kargaşa vardır münafığın. Buradaki amaç Müslümanların gücünü kırmak. Vaktini almak. Onların İslam’ın hakimiyetinde ayak bağı olmak. Mesela Türkiye, PKK olmasaydı dünyanın en büyük devletlerinden birisi olacaktı. Milli gelirin yarısı neredeyse PKK’ya gidiyor şu an. PKK’yla mücadeleye gidiyor. Oraya asker, polis, lojistik, şu, bu falan harcamalar Türkiye bütçesinin neredeyse yarısı. Münafığın özelliğidir bu.

“Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İnkar edenler” münafıklar “ise, metalanırlar ve hayvanların yemesi gibi yerler;” münafık boğazına çok düşkündür. Ayrı Kuran ona dikkat çekiyor. “Hayvanların yemesi gibi yerler; ateş, onlar için bir konaklama yeridir.” (Muhammed Suresi, 12) en son diyor. Normal bir Müslüman gibi yaşamak istemez. Allah yemesine de çok dikkat çekmiş. “Metalanırlar” diyor. Eşyaya meraklı oluyor. Eşya ve yiyecek. Doymaz münafık. Bir daha, bir daha, bir daha… Müsriftir, israfla Müslümanları ezmek ister. Mesela deccalin vasfı olarak Beiüzzaman, Risale-i Nur’da da geçiyor, “İsraf yapan onun damına düşer” diyor.  “Onun eline düşer” diyor. “İsrafatla elinde mal durmaz akar” diyor. “Deccalin eli deliktir” diyor. Yani müsriftir. Müslümanlara sürekli iş çıkartır, olay çıkartır. Yani Müslümanların malını, mülkünü harcamak ister, harcatır. “‘Elinde mal durmaz, akar.’ Bu anlamdadır” diyor Bediüzzaman.

BÜLENT SEZGİN: Bir son dakika haberi vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’ın Silvan ilçesine bağlı çardak mahallesinde nöbet değişimine giden koruculara teröristler tarafından ateş açıldı. Açılan ilk ateşle birlikte yaralanan üç korucudan biri hastaneye götürülürken yolda şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Hay benim kabadayım hay, yiğitliğine, şanına yakışır, şanın yeter Allah bize de nasip etsin senin yiğitliğini, delikanlılığını. Güzelliğini görmüş olduk. Allah şehadetini makbul etsin, kabul etsin. Anana, babana, sevdiklerine Allah uzun ömür versin. İmrendik imrendik maşaAllah. Kabadayının, delikanlının sonu şehit maşaAllah.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Halep’te tam bir Müslüman katliamı yaşanıyor. Rejim güçleri sivil halkı her gün bombalıyorlar. Hiçbir hastane hizmet veremiyor. Otuz kilometrekarelik bir alana sıkışan üç yüz bin sivil için ekmek üreten sadece üç fırın ve yaralılara sağlık yardımı yapan sadece altı doktor kaldı. Bütün hastaneler bombalandı. Şu an için hastane kalmadı. Şehre doksan üç gündür insani yardım ulaştırılamıyor. İnsanlar açlıktan ve hastalıktan ölüyorlar. Sadece Kasım ayında yani bir ay içinde Halep’te altı yüz sivil hayatını kaybetti, iki bin kişi yaralandı.

ADNAN OKTAR: İşte bu deccaliyetin, münafıklığın ortaya çıkarttığı bir kepazelik, her gün bir adilik yapıyorlar. Mesela bir gün kan akmasa rahat edemiyorlar mesela hastane özellikle seçiyorlar. Pislik, ahlaksızlık daha koyu olsun diye yapıyorlar, daha şiddetli olsun. Çünkü hastane de kim olur? Hasta olur. Gidip hastayı vuruyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi vermek istiyorum. 1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında News Straits Times Gazetesi’nde ve internet sitesinde “Mültecilere Karşı Umursuzluk” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda dünyanın birçok ülkesinde mültecilere yardım etme konusunda umursuzluğun hat safhada olduğunu anlatıyorsunuz. Bu durum kabul edilemez olsa da bunun altında yatan sebepleri Müslümanların görmesi ve buna göre tedbirler almasının önemini vurguluyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlük Gazetesi Gulf Times’te ve internet sitesinde, “Amerika’nın ihtiyacı olan savaş değil, barıştır” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Amerika’nın dürüst, korkusuz, vicdanlı, barışçıl ve derin devlet tehditlerine boyun eğmeyen liderlere, yöneticilere ihtiyacı olduğunu vurguluyorsunuz. Sömürgeci sistemin en büyük mağdurlarından Ortadoğu ve Türkiye’de barışı isteyen samimi, vicdanlı idareciler ve kanaat önderleri olduğunu belirtiyorsunuz. Böyle ahlaklı ve akılcı insanlar arasında oluşacak bir ittifakın refah ve mutluluğun anahtarı olacağını ve dünyayı kendi sömürgesi olarak tutmaya çalışan odakların oyunlarını bozacağını anlatıyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’ın hem basılı, hem internet yayınında, “Açlığın, savaşların, ahlaki çöküntünün ortasında büyüyen gelecek nesiller” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda zulmü uzaktan izlemenin ve fitnenin ortadan kalkması için gayret etmemenin de bir zulüm olduğunu, herkesin elini taşın altına sokması gerektiğini, aksi takdirde akan her damla kandan sorumlu olunacağını hatırlatıyorsunuz.

İran’da en çok dağıtımı yapılan ve en çok okunanların başında gelen günlük Shark Gazetesi’nde “Amerika Trump’ı neden seçti?” başlıklı makaleniz yayınlandı.

İsrail’den seküler ve dindar gazetecilerin yer aldığı haftalık sağcı Gazete Macor Rishon’da “UNESCO’nun siyasi kararı ve Tapınak Tepesi” başlıklı makaleniz yayınlandı. Ve son olarak merkezi Kanada’da bulunan internet sitesi Terre Promise, “İslami bakış açısıyla Tapınak Tepesi üzerinde Musevilerin hakları” başlıklı yazınızı Fransızca olarak yayınladı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bütün İsrail’de, bütün Kudüs’te Müslümanların, Hristiyanların; Müslüman, Hristiyan, Musevi hepsinin hakkı vardır, hepsi istediği gibi ibadet eder, her yeri istedikleri gibi kullansınlar. Şuraya giremezsin, buraya giremezsin, böyle şey olur mu? Her yer Allah’ın. Adam mescide geliyorsa ne güzel gelsin, daha ne istiyorsun mescide geliyorsa? Dua etsin ne güzel. Hayır Müslümanlar sinegoga da gitsinler, onlar da orda dua etsinler, ne olur? Hepsi Allah’ın yeri.

Abdülhamit devlet parasıyla beş yüz kişiyi Avrupa’ya gönderiyor, hepsi Darwinist eğitim alıp koyu Darwinist olarak geri dönüyorlar ve devletin kilit noktalarına bunlar yerleştiriliyor. Şu akıl mı?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’dan Fatih, Bilal, Faruk, Furkan ve Selim kardeşlerimiz Almanya’nın Aachen şehrinde altı bin adet PKK Kürtlerin temsilcisi değildir ve Darwinizm’in geçersizliği broşürlerinden dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Aferin gençlere maşaAllah çok iyi yapmışlar.

Sizin temizliğinizle, güzelliğinizle -ben bazı kişilere programlarda bakıyorum, kızlara falan bakıyorum- akıl almaz fark var arada. Siz bir kere çok terbiyelisiniz, saygılısınız, nezaketlisiniz, kibarsınız, görgülü ve kültürlüsünüz, çok çok temizsiniz, nurlusunuz, imanlısınız fakat bazı genç kızlar görüyorum asi, küstah, deli tiynetli ne yapacağı belli olmayan, ağzı bozuk, zırvalayan, münasebetsiz bayanlar görüyorum bu çok korkunç bir şey. Pis ve itici de oluyorlar, bedenen de pisler, ruhen de pisler, yazık hakikaten bir kurtuluş yolu da bulamıyorlar. Size hakikaten hayranlar ama o hayranlık akıl almaz bir kıskançlığa dönüşüyor. Bu insanlar halbuki hasetten kurtulsalar, kıskançlıktan kurtulsalar, sevgiyle baksalar, imanlı olsalar Allah sizlere verdiği nimeti onlara da verir. Haset ettikçe daha çirkinleşiyorlar, kıskançlık yaptıkça daha çirkinleşiyorlar, çirkefleştikçe daha çirkinleşiyorlar çok yanlış bir yola girmiş oluyorlar, batağa doğru gidiyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: İnsanların Adnan Bey, tek bir kızı oluyor veya eşi oluyor onu ahlakıyla ilgili konularda sabır gösteremiyorlar tek bir kişi bile olsa. Siz yüzlerce kişinin, binlerce kişinin ahlakına hep sabır göstererek vesile oldunuz. Normal bir insan sabrının çok üstünde maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama hakikaten millet bir tane kızı yetiştiremiyor birçoğu, birçok insan bak yüzlerce hanım kız var maşaAllah. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hükümete yakın Milat Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Serdar Arseven, batının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerine Abdullah Gül’ü hazırladığını öne sürdü. Yazısında; “Avrupa kulislerinde batının Erdoğan’ın ipini çekmeye karar verdiği ve yerine Abdullah Gül’ün düşünüldüğü konuşuluyor.”

ADNAN OKTAR: Bak şimdi onlara bir şey söyleyeyim. O ipi alırız biz dürer, büker onların masasının üstüne koruz. Tayyip Hoca’nın kılına dokundurtmayız unutsunlar, öyle bir şey olmaz. Herkes hakkıyla, demokratik gücüyle iktidara gelecek, yok öyle şey. Batı öyle söyledi, kuzey şunu söyledi, güney bunu söyledi hiç takmayız, yok öyle şey, bunu unutacaklar.              

Özetle bizim hiç kimseye bir öfkemiz falan yok. Bizim milletimiz güzel insanlardan oluşuyor. Fakat oyuna gelmeyelim. İngiliz derin devleti doğru. Deccaliyet doğru. Peygamberimiz (sav) hadislerde belirtmiş aynısıyla oldu. Hepsi doğru. Mehdiyet de doğru. Bak deccali görüyorsunuz. Kan döktüğünü de görüyorsunuz. Dehşet saçtığını görüyorsunuz. İslam alemini paramparça ettiğini görüyorsunuz. Deccaliyet, ta Abdülhamit devrinde Osmanlı’ya girmiş. Ve halen de etkisini devam ettiriyor. Deccaliyet bir süreç. İşte buna karşı “Ali beyt-i nebevinin silsile-i nuraniyesine bağlanan Muhammed Mehdi isminde bir zati nurani” diyor. “Bu cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır” diyor. Yani bu İngiliz derin devletinin münafık sistemini dağıtacak. Darwinizm’le, Rumilikle ve münafıkane bir ruhla ortaya çıkıyorlar.

Yalnız tabii iman hakikatlerini, Kuran mucizelerini, Allah’ın harikalarını anlatmak ayrı bir sanat. Şimdi bak iki türlü Allah’ın sanatı var. Bir maddenin hakikatini öğretirsen adamlara bir insana, televizyon, radyo, bilgisayar hepsi iman hakikati olur. Fincan, iman hakikati olur. Ve bunu gören insan iman etmeye mecbur kalır. Ama maddenin hakikatini bilmesi gerekiyor bunun için. İyice kavraması lazım. Ama insanların yüzde 99.99’u maddenin hakikatini bilmediği için dış alemdeki harikalarla anlatabiliriz. Bir kendi bedeninde görme duyusu, işitme bu inkar edilecek gibi değil, inkar edemezler bunu açık. Buradan çok iyi anlayabilirler.

Abdülaziz ne kadar mübarek bir insanmış. Ne kadar güzel parçalar, müzik parçaları bestelemiş. Ne kadar büyük sanatçı çok mükemmel tablolar yapıyor.  O devirde Abdülhamit’ten önceki dönem mükemmel. Çok şahane o “Valse davet” mesela çok çok güzel. Her şey mükemmel. Heykele, resme, müziğe müthiş sevgisi var. Şu an yok mesela Türkiye’de. O ilericilik, o aydın ruh şu an bile Türkiye’de yoktur. O devirde bağnazlar ayaklanmış, medrese öğrencileri bir kısmı tabii. Darbede öncü kuvvet olarak onları kullanmışlar. Gelenekçi, bağnaz bir grubu kullanmışlar. Heykel, resim, müziğe eğilimli ya sevgisi var. Oradan kinlenmişler adamlar. Aslında katil fetvası alınmış gizlice. İngiliz derin devleti acayip kepazelik yapmış. Ahlaksızlık yapmış. O dönem çok önemli. Bakıyorum aydınlar pek o konuyla ilgilenmiyorlar,  Abdülaziz konusuyla. Varsa yoksa Abdülhamit. Abdülhamit’in desteklemesinin nedeni İngiliz derin devletinin yaptığı propagandadır. Abdülaziz asıl büyük olan değerli olandır. Abdülaziz gölgede kaldı. Abdülhamit’i ön plana çıkardılar. Neredeyse peygamber ilan edecekler. Bak diyor ki, “Allah’ın velisi” diyor. “Böyle bir insan, sigara içmesi onun veli olmasını kaldırır mı? ”diyor. Veliliği o kadar kesinleşmiş ki sigarayı içse bir şey olmuyor. İçki de içse bir şey olmuyor. Kerhane açsa da bir şey olmuyor. Meyhane açsa da bir şey olmuyor. Hiçbir şey olmuyor. Veliliği bir tülü kalkmıyor. Velilik sabitleşmiş. “O açtı demiyorum” ben ama izin veriyor. Adamlar talep ediyor. O da izin veriyor. Meyhane için adamlar talepte bulunuyor o da izin veriyor. İzin vermek ne demek? Aynısı yani. İstese engellerdi. Engellememesi bile bizzat uygulamacı anlamına gelir. Bizzat teşvik edici anlamına gelir.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz gibi Abdülaziz engelliyor.

ADNAN OKTAR: Abdülaziz engelliyor. Müslüman bunu yapar. Abdülhamit engellemediği gibi teşvik de ediyor. Hem sigarayı, hem içkiyi.

BÜLENT SEZGİN: Darwinist eserleri durduruyor. “Bir daha yazılmasın bunlar” diyor.

ADNAN OKTAR: Darwinist kitapların yayılması için bizzat Abdülhamit talimat verip, teşvik ediyor ve devlet yardımı yapıyor. Devlet eliyle basılıyor kitaplar. Daha hala veli padişah. Veliliğini kaldırır mı? Allah’ın velisini olmasını kaldırır mı? Peygamber gibi makam vermişler adama. O makam bir türlü gitmiyor adamdan. Mağdur de, zavallı de, ezdiler de. Ama peygamber gibi bir üslup kullanmana gerek yok.

Güneydoğu insanları dünyanın en tatlı insanları olabilir. Çok güzel ahlaklılar. Misafirperverlikleri, dindarlıkları, insancıllıkları, temizlikleri, dindarlığın en alasını, en güzelini yaşıyorlar maşaAllah. Çok saygılıdırlar, hürmetlidirler, çok asildirler. Delikanlı, kabadayıdırlar ama PKK yüzünden başları belada.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımızın sonuna geldik. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü