Harun Yahya

Sohbetler (29 Kasım 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Selam.

OKTAR BABUNA: Aleyküm Selam Hocam, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ne diyelim? “Sevgi birliği ruhlara güç verir” diyelim.

Darbeye karşı hükümet tedbir alması lazım, darbeye karşı. Nasıl olsa olmaz mantığı olmaz. Savcılığın hemen harekete geçmesi gerekiyordu çok geç devreye girdi savcılık. Asker tembihlenmedi daha darbeye karşı. Erlerin eğitilmesi lazım. Darbede ne yapmaları gerektiğine dair. Yani itaat olmaz darbeye. Birde darbeci sayısı her zaman çok az oluyor 1960’ta da öyle. Yani toplam nüfusun on binde biri falan oluyor, darbecilerin sayısı on binde biri. Halk rahatça yener. Ama gece vakti olması, halkın korkutulması, halkın konuyu anlayamamış olması, bilinçli olmaması bazen darbeyi başarılı kılıyor. Yoksa on binde bir sayıyla darbe yapılmaz. Bak halkın sokağa çıkması bile yetiyor. Çok az bir kısmı sokağa çıktı o bile darbeyi durduruyor. Çünkü çok kalabalık halkın sayısı. O gece halk aslında bu kalabalığın on misli çıkabilmiş olsaydı bir kişiyi bile vuramazdı asker yani tek kişiyi bile vurmazdı. Kalabalıkta yapacak bir şey yok hemen çekilirlerdi. Kalabalık meseleyi hemen halleder. En güzel şey darbe iddialarında hemen sokağa çıkıp müthiş bir kalabalık toplamak. Her yerin çok kalabalık olması yani evde insan olmaması. Darbeyi en iyi sindiren şey budur. Darbe sahte darbeydi. Daha hükümet hemen ilk açıklamayı yaptı. “Küçük bir azınlık grubun yaptığı bir kalkışma” dedi. Çünkü gerçek darbe bütün kuvvet komutanları, bütün komuta kademesi katılıyor tamamı katılıyor. Baştaki en büyük rütbeli subay kimse o açıklamayı yapıyor. Ve katılım ordunun hemen hemen tamamına hakim oluyor. Ki bu bile çok yanlış yani bu kabul edilecek bir şey değil. Ama bu sahte darbeyi millet sırf sokağa çıkarak önledi. Mehdiyet’in bereketi.

Askerler kanuni haklarını bilmiyorlardı darbe gecesi. Önce uymayacağım dediler sonra uyanlar oldu. “Adam öldür” diyen adam subay olmaz, asker de olmaz, sanıktır, suçludur. Cinayete azmettiriyorsa zaten katil hükmündedir, fitnecidir. Askerin kendini koruma hakkı olur. Kendine eğer silah doğrultuyorsa can güvenliği tehlikedeyse kendini koruması gerekir. Bu haklarının askere anlatılması lazım. Daha hala anlatılmıyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: The Economist Dergisi’nin son sayısının kapağında “2017’de dünya” manşeti altında dünyada olacak olayları resmeden 8 tarot kartı çizilmiş. Gösterebiliriz. Bazı gazeteciler bu kartlarda resmedilenleri yorumlayan haberler yaptılar. Kapakta çizilen tarot kartlarından birinin. The Hermit. Hermit sözlük anlamı itibariyle; inzivaya çekilmiş kimse, yalnız yaşayan keşiş anlamına geliyor. Bu kartın üzerinde protesto yürüyüşü yapan insanlar ve onlara elinde bir kandil bir elinde asa dağın tepesinde bakan yalnız bir insan resmedilmiş. Alt kısımda da çatlamış bir dünya resmi var. Kartla ilgili yapılan yorumlarda; “bu kartta görülen yalnız kişinin Mehdi olduğu anlaşılıyor. Ve insanların isyan ederek bir kurtarıcı beklentisi içine girdiği görülüyor” denilmiş.

ADNAN OKTAR: Güzel çok güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: The Economist Dergisi’nin üzerinde İngilizce The Judgment yani “yargı” yazan tarot kartındaysa Trump dünyanın üzerinde oturuyor. Fotoğrafı gösterebiliriz. Bir elinde taç diğer elinde asa var. Bu kart da şöyle yorumlanmış; “bu resim İngiltere veya Kraliçe’nin Trump’un arkasında olan, onu destekleyen yapılarca kontrol altına alınacağını veya İngiltere’nin sahip olduğu güç ve imkanların el değiştireceğine işaret ediyor olabilir. İngiltere’nin gücünün yani Trump’un elindeki taçtaki gücün diğer elindeki asaya geçeceği anlatılıyor olabilir. Ayrıca dinler arası bir mücadele olacağı ancak bunun metafizik bir mücadele olacağı ve iman edenlerle şeytan arasında yaşanacağı resmedilmiş gibi görünüyor” ifadeleri kullanılmış.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletini yani deccaliyeti Mehdiyet’in devireceğini anlatıyor. Hz. İsa Mesih (as)’ı sevenlerle Mehdiyet’in ittifak ederek İngiliz derin devletini alaşağı edeceği. Kanunla hukukla, ilimle irfanla bunu yapacağı anlatılıyor. Özetle konu bu.

Şimdi gençler bakın, evirip çevirip bakıyoruz her melanetin altından münafıklık çıkıyor. İslam aleminin en az önem verdiği konu, en mühim konu olduğu aşikar. En az önem verilen konu en mühim konu. Münafıklık,  o konuda sohbet edin genişleterek anlatın. Sırf okuma değil de biraz da kendiniz de yorumlayarak anlatabilirsiniz. Biraz sonra geleceğim, inşaAllah.

Gençler merhaba. İlminizi irfanınızı artırıyorsunuz iyi güzel.

Hepiniz ayrı ayrı çok çok güzel nurlusunuz. Bir nuraniyet temizlik var her yerinizi kaplamış. O nur açıkça görülüyor. Demek ki İslam dünyaya hakim olsa bütün insanlar nurlu olacak ne kadar güzel. Karanlık insan görmeyeceğiz eli-yüzü karanlık.

Ama ben münafığa şaşıyorum çok büyük mucize, Allah’ın çok büyük mucizesi. Yani gölge nasıl mucizeyse, sebep nasıl mucizeyse. Sebep ve gölgeyle ilgili ayrı ayrı kitap hazırlamamız lazım. Sebep bir kitap olur rahatça ama gölgeyi onun içinde kullanabiliriz. Öyle bir kitap, ben konuşma metni olarak vereyim, sohbet olarak hazırlayayım siz onu kitap haline çevirin.

Münafık olmak; kafirsen kafir olduğunu söylersin. Hayır yine çıkar sağlar, kafirlikte de çıkar sağlar eğer amacı çıkarsa. Ama Müslümanlara yapışıp pislik çıkartmak, bütün ömrünce sürünmek, aşağılanmak inanılır gibi değil. Ne zorun kardeşim? Küfre gitmiyor. Müslümanlara yapışmak istiyor. Az da olsa mutlaka Müslümanlardan çıkar sağlamaya çalışıyor. Mesela Resulullah (sav) zamanında, kardeşim, zaten fakir Müslümanlar ne istiyorsun? Üstelik de vahiy katibi olarak geliyor, orada ne çıkarabilirse. Hanımlarına musallat oluyorlar Resulullah (sav)’in. İkide bir işte “Ya Ayşe, Ya Hatice” daha önceden, bir geliyor iki geliyor istihbarat amaçlı. Geleceğinden değil. Sırf ne yapıyorlar onu öğrenmek istiyor. İşte sorguluyor “Ya Ayşe, Resulullah dün buraya geldi mi? Size ne anlattı?” Sana ne, sana ne, ne ilgilendirir seni? “Ne zaman çıkacak?” Elinin körü, ahlaksız adam. Suikast yapmak istiyorlar, ahlaksızlık yapmak istiyor. İlla derin devlet mensuplarına haber verecek. Onun için Cenab-ı Allah “perde arkasından konuşacaksınız” diyor. Birde kalınca perde öyle ince bir perde değil. Bu kalın kilim gibi. Peygamberimiz (sav)’in hanımlarını da, Cenab-ı Allah ayette uyarıyor “sözü sakın böyle uzatmayın, edalı söylemeyin. Kesin net kısa, hiç uzatmayın.” Çünkü adam istihbarat amaçlı geliyor. Ahlaksızlık yapacak, iftira atacak, hanımlarla uğraşacak, hanımların asabını bozacak, dedikodu çıkaracak, fitne çıkaracak. Çünkü Peygamber (sav)’in hanımlarını rahatsız edince meydana gelen gerilim Peygamber (sav)’e de yansır diye özellikle ahlaksızlık yapmak istiyorlar. Peygamber (sav)’in hanımlarını rahatsız etmeyi mühim bir münafık eylemi olarak görüyorlar. Çünkü onlara kargaşa meydana getirttirmek, gerilim meydana getirmek, dedikodu çıkartmak, fitne çıkartmak. Biliyorsunuz Hz. Ayşe (ra)’a iftira attılar. Diğer hanımlarına yönelik de Peygamberimiz (sav)’in böyle girişimleri oldu. Orada amaç Resulullah (sav)’i rahatsız etmek, yani onu tedirgin etmek. Rahatsız edince de hizmete zarar vereceklerini düşünüyorlar. Seri önlemler peş peşe geldi. Perdeyle kapatıldı, kısa konuşma. Bu sefer de Peygamber (sav) hanımlarını boşanmaya teşvik etmeye başladılar. Dediler işte “boşan mehir alırsın, gider başkasıyla evlenirsin ondan da para alırsın. Bak burada zor şartlarda yaşıyorsunuz, zenginlik her yere yayılmış siz de zengin yaşarsınız boşanın hemen başka biriyle evlenirsin. Resulullah (sav)’den de bol tazminat alırsın, evlendiğin adamdan da bol mehir alırsın keyif içinde yaşarsın” diyorlar. Bu tehlikeye karşı Cenab-ı Allah iki önlem meydana getiriyor; bir, “Peygamberin hanımları sizin annelerinizdir sakın onları nikahlamayın” diyor Cenab-ı Allah. Yani ebedi annenizdir anne. Yani sonsuza kadar annemiz hepsi. İki, “konuşmaları perde arkasından konuşsunlar” diyor Cenab-ı Allah ve kısa, sade, ciddi konuşacaklar. Edalı konuşma yok, uzun konuşma yok. Çünkü orada ne fitne çıkarabilirler o zaman, ne dedikodu yapabilirler, ne ahlaksızlık yapabilirler, ne Peygamber (sav) hanımlarını huzursuz edip o huzursuzluğu Peygamber (sav)’e iletmeye çalışma yönündeki faaliyet de yapamazlar o zaman.

Münafıklar acayip kepazelik çıkartmışlar o dönemde rezillik çıkartmışlar ve hiç üstünde durulmamış Kuran o kadar anlatmasına rağmen hemen hemen hiç kimseyi ilgilendirmemiş, bazı kişileri. Halbuki çok hayati yani Kuran’da en çok üzerinde durulan, binlerce binin üstünde ayet var münafıklarla ilgili. Bak binin üstünde münafıklarla ilgili ayet var. Namaz için bile çok az ayet var, üç-beş ayet var. Bak münafıklarla ilgili binin üzerinde ayet, bu kadar mühim bir konu. Onun için en azam konu olarak üstünde duracağız.

Mesela bak Nur Suresi 11-12’de münafıklar uydurulmuş bir yalanla geliyorlar. “Sizin içinizde birlikte davranan bir topluluktur” diyor bir münafık topluluğu, gizli bir topluluk. Ne kadar büyük tehlike görüyor musun? Özel bir topluluk oluşturmuş münafıklar sırf ahlaksızlık yapmak için. “..siz onu kendiniz için bir şer saymayın,” diyor Cenab-ı Allah. Yani bunlar eylem yaptı münafıklar pislik yaptılar, Müslümanlara zulmetti böyle bir şey yok diyor Allah. Benim bilgim dahilimde diyor Allah. “..aksine o sizin için bir hayırdır.” Çünkü sevabınız artar, gençliğiniz artar, gücünüz artar, sıhhatiniz artar, nimetiniz artar, sevabınız kat kat artar. “Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır.” Münafıklara. “Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise” asıl münafıkların liderineyse “büyük bir azap vardır.” (Nur Suresi, 11) Diyor Allah. “Onu işittiğiniz zaman, erkek müminler ile kadın müminlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: ‘Bu, açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür’ demeleri gerekmez miydi?” (Nur Suresi, 12) Diyor Allah. Yani münafığa niye alet oluyorsunuz diyor Cenab-ı Allah. Münafığı orada durdurun. “Ey münafık” diyecek kalbinden sen yalan söylüyorsun.” Dışarıya yönelik konuşmasında da “bu açık bir iftira sözü ben buna inanmam” diyecek. “Aa” diyor adam şaşırıyor “vay be öyle miymiş?” diyor. Sen Müslümansın nasıl bir insansın sen? Böyle denir mi? Peygamber hanımına iftira atılıyor sen de gidip inanıyorsun. Peygamberin hanımına inanmıyorsun. İftiracıya inanıyorsun münafık olduğunu bildiğin halde. “Özel bir grup bunlar” diyor “ayrı bir grup” diyor bak Cenab-ı Allah, münafık güruhu.

Peygamber (sav)’e akıl almaz eziyet etmişler kimse üzerinde durmuyor. Daha çok işte “Peygamber (sav) ne yerdi, ne içerdi?” Peygamber (sav)’e yapılan eziyetlere baksana sen. Binin üzerinde ayet var münafıklarla ilgili niye bundan bahsetmiyorsun?

Devletin kurumlarına sızıyor münafıklar, orduya sızıyor. Bak gördünüz kepazelik çıkarttı adamlar.

Pakistan’daki, Ürdün’deki, Fas, Tunus, Cezayir’deki, Mısır’daki genç kızlar böyle yetişkin biraz İngilizcesi olan, kültürlü olan üniversiteli kızları sürekli İngiltere’ye çağırıyorlar. “Gelin sizi İngiliz vatandaşı yapalım” işte “dünya yöneticisi olursunuz.” Sonra o casus okullarına gönderiyorlar. Sonra da o çocukların sonu belli olmuyor. Ya cinayete gidiyorlar, ya intihar etti diyorlar, ya kayboldu diyorlar. İlk yaptıkları şey o çocukları hemen fuhşa sürüklemek, gelir gelmez ilk karşılamaları bu şekilde oluyor fuhşa sürüklüyorlar. Erkek çocukların da ırzına geçiyorlar onları da homoseksüelliğe sürüklüyorlar. Kızları da fahişeliğe sürüklüyorlar. Bu İngiliz derin devletinin elemanları bunların hepsiyle ilişkiye giriyor bu çocukların. O bir güruh oluyor, onları kirlettikten sonra onları gönderiyorlar ikinci bir güruh daha getirtiyorlar onları da kirletiyorlar. Üçüncü bir güruh daha getiriyorlar böyle bir tezgah kurmuş bunlar İngiliz derin devleti. Onlar da tabii aklı zayıf oluyor. İngiliz vatandaşı olacağını düşünüyor, Londra caddelerinde mısır yiyeceğini düşünüyor yahut gazoz içeceğini düşünüyor. Bir garip kafa. Onların kafalarında canlandırdığıyla gerçek bambaşka oluyor. Kendi ülkeleri aleyhine önce onlardan bilgi istiyorlar ve hainane izahlar istiyorlar. Eğer Facebooklarında, Instagramlarında alenen yazamıyorlarsa o zaman gizli hesap istiyorlar bunlardan yüzlerce gizli hesap, her birine gizli hesap şartı getiriyorlar. Orada kendi vatanına, milletine, dinine, mukaddesatına hepsine hakaret ettiriyorlar. Hükümetine devletine, bak sahte hesaplarda kendi hükümetine devletine, devlet başkanına hepsine mukaddesatına, Allah’a Kitap’ına dine yönelik çok uygunsuz sözler ettiriyorlar. Sonra oradan mezun olmuş oluyor onlar. “Hah kanaatimiz geldi, sen hakikaten ahlaksız çirkef, haysiyetsiz, namussuz adammışsın, satılmışsın kanaatimiz geldi” diyorlar. “Şimdi gel bakalım İngiltere’ye buraya gel” diyorlar. Orada da ırzına geçtikten sonra ondan sonra casus okuluna, orada eğitim ondan sonra dünyanın orasına burasına gönderiyorlar casusluk yapmak üzere. İşi bitince de zaten genç yaşta bunların hepsini öldürüyorlar. Kimine “araba kazası” diyor, kimine işte “trenin altında kaldı” diyor, “intihar etti” diyor, “zehirlendi” diyor en çok da “kayboldu” diyorlar. “Son olarak Bangladeş’teydi diyor. “Hayret, otelindeydi” diyor “çıktı bir daha gelmedi” diyor. Polise de haber veriliyor hakikaten, polise de kaş-göz işareti yapıyorlar. Polis de onların adamı oluyor birçoğu konu bitiyor. Aileleri falan da arıyor, “biz de arıyoruz” diyorlar sonra da heykelini dikiyorlar. “Büyük kahramandı” diyorlar. Bir de güzel kızlardan da seçiyorlar. Mesela bu Christine Granville var güzel bir kız bu, 17 yaşında Polonya güzeli seçilmiş. Bunu anlamışlar üslubundan kişiliğinden falan. Özel davet edip bunu yetiştirip casus yaptılar sonra da kadını öldürdüler. Var mı resmi onun?

KARTAL GÖKTAN: Evet var.

ADNAN OKTAR: Zeki ama aklı zayıf kızları seçiyorlar ve bunları kullanıyorlar sonra da öldürüyorlar. Bunlar da macera arayan tipler. Orada para bulacaklarını, zenginlik bulacaklarını düşünüyorlar. Bu kızlar da kendilerini zengin tanıtıyorlar. “Ben” işte “şöyle multi milyarderim, trilyonerim” falan. Onların da kafası aydınlanıyor o zaman. “Tamam hem bunun parasını alırız” diyorlar hem de ırzına geçeceklerini düşünüyorlar. Nitekim bunlarda para-pul çıkmıyor tabii ondan sonra da ırzına geçiyorlar. Ondan sonra casusluk için oraya buraya gönderme faaliyetleri başlıyor.

Şimdi Fikret’le Bülent, salonu hanım kardeşlerinize bu salonu teslim edin. Onlar iman hakikatleri, Kuran mucizeleri, münafık alametlerinden sohbet ederler güzel ala. Benim değerli misafirlerim var onlarla kısa bir görüşeceğim. Yine görüşürüz, inşaAllah. Hadi saygılar sevgiler.

O kadar harika ki her şey, sırf şu görme insanın nefesini kesiyor, sırf görme. Birisi görüyor açıklanacak gibi değil, maddenin de alakası yok. Ne denebilir buna? Bak birisi gözsüz güya beyninin içinde görüyor ve gözü yok doğrudan görüyor, bu nasıl açıklanır? Birisi duyuyor, nasıl açıklanır bu?

Mahmut Hocamız’ın cemaati çok mübarek, temiz bir cemaat ama şeytan o cemaatin bütünlüğünü bozmak istiyor, oyun oynamak istiyor. Allah’ın izniyle ona müsaade etmeyeceğiz. Kanunla, hukukla, akılla, ilimle, irfanla müsaade etmeyeceğiz. Kendilerince böyle aptalca oyunlarla bu güzel topluluğu, güzide topluluğu felç etmeyi düşünüyorlar öyle bir oyunun geçiş yolu kapalı, bunu unutacaklar. Tabii çok akılcı yaklaşılması lazım, gurur yapmamak gerekiyor, gereksiz gurur zarar verir. Yanlış anlaşılmaların halledilmesi gerekir. İnşaAllah vesile oluruz. Hocamız’a bayağı iyi bakıyorlarmış, gönlüm çok rahat etti, bayağı güzel bakıyorlar bulunduğu mekan iyi yeni mekan, bayağı kalabalık bir kitle rahatça görüşebiliyor, havası zaten iyi bulunduğu yerin.

Bu Adana’daki yurt yangını küçük çocuklar mı bu çocuklar? Onların hepsi melek hükmünde.

Münafıklar Peygamberimiz (sav)’in hanımlarından haber almak için sürekli entrika içindeydiler mesela bir hanımının odasına giriyorlar, bir hanımın odasına giriyorlar güya dini amaçlı, “size bir şey soracaktım” falan “Peygamberimiz (sav) herhalde gelir biraz sonra ama ben yine de birkaç soru sorayım demiştim.” Hanım da diyor ki; “Ya” işte “üç saat sonra falan gelir.” “Hayret ya” diyor “nereye gitti ki?” Diyor. Mesela diyor “gazveye gitti” diyor. “Üç saat sonra gelir” diyor. “Tamam, neyse” diyor “ben sorumu zaten gelince de sorarım” diyor. Hemen gidip haberi ulaştırıyorlar. Münafıkların haber almada en çok Peygamber (sav9’in hanımlarını konuşturarak netice almaya çalışıyorlardı o devirde. Resulullah (sav)’ın yanında da işte vahiy katipliği yaparak konuşulanlar işte sahabeler bir şey söylüyor, Peygamberimiz (sav) de onlara cevap veriyor falan orada duyduklarını naklediyorlardı. Böyle manyak bir kafadır bunlarda, bu aşağılanarak yaşamayı kabul ediyor ama onu büyük bir marifet gibi görüyor. Sonra da Peygamber (sav) galip geldi mi? Geldi. Siz mağlup oldunuz mu? Oldunuz. Peygamber (sav) cennete gitti, sizde cehenneme gittiniz. Bre ahmaklar zorunuz neydi? Amacınız neydi?

Münafık daha önce de anlatmıştım, yılan gibi akar çok sessizdir, ani hareketleri vardır münafığın mesela ne zaman nerde biteceği belli olmaz. Mesela adam bilgisayarla yazı yazar arkasına sinsice, yılan gibi sokulur veyahut da adam bir şeye, bir yere yazı yazıyordur hiç nefes almadan gider arkasından onu izler veyahut o telefonda bir şey konuşuyordur hemen gelir duvarın dibinden dinler. Filmlerde falan da görürsünüz, tarihi filmlerde casuslar öyledir, saray casusları mesela duvarın dibine yaklaşır birisi dimi duvara yapışmış gibi durur, köşeden dinler. Münafığın özelliği de odur. Sürekli bir şeylere ulaşmanın peşindedir. Be hey ahmak zaten o konuşmayı yaptıran Allah, sana duyuran da Allah, sen zaten Allah’ın kontrolündesin ama o salak kafasıyla Allah’tan bağımsız bir şeye ulaşacağını zanneder.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz sohbetlerinde Kuran’ın bazı sırları kitabından okumuşlar. Sonraki günlerde de Bursa ve Bilecik’te bin beş yüz adet broşür ve yüz yetmiş adet kitabınızı dağıtmışlar. 13 Kasım Pazar günü Adana’dan kardeşlerimiz elli beş adet kitabınızı hediye etmişler halkımıza. Geçtiğimiz günlerde Almanya’nın Mönchengladbach ve Remscheid şehirlerinde PKK ve Darwinizm’in geçersizliğini anlatan broşür ve CD’lerden dağıtmış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Bunlar ne şeker böyle şeker, şunun tatlılığına bak sen şunun.

KARTAL GÖKTAN: 16-20 ve 23 Kasım tarihlerinde Adapazarlı kardeşlerimiz bir araya gelerek çeşitli kitaplarınızdan bölümler okumuşlar, sohbet etmişler. Ayrıca iki yüz yirmi sekiz eseriniz ile üç bin üç yüz adet broşürünün dağıtımını yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma.

KARTAL GÖKTAN: Sakarya’nın Erenler ilçesinde 19 ve 26 Kasım günlerinde Harun Yahya kitapları ve A9 TV broşür dağıtımı yapılmış. Geçtiğimiz Pazar günü Bandırma’da sizin otuz iki adet kitabınız dağıtılmış. Elli beş adet kitabınız Şanlıurfalı kardeşlerimize hediye edilmiş. 24 Kasım’da Fındıkzade’de iki kardeşimiz yirmi yedi adet kitabınızı dağıtmışlar. Uşak’ta halkımıza seksen adet kitabınız hediye edilmiş. Balıkesirli kardeşlerimiz 17 Kasım günü iki yüz yirmi beş adet kitabınızın yapıp ardından evde sohbet etmişler. Gebze’den kardeşlerimiz çeşitli günlerde ev sohbetlerinde biraraya gelerek Kuran-ı Kerim ve kitaplarınızdan bölümler okumuşlar. Bursalı kardeşlerimiz 14-16 Kasım’da ev sohbetinde biraraya geldiklerinde Münafığın Derin Karanlığı kitabınızdan okumuşlar. 20 Kasım’da da iki bin adet broşür ve elli adet kitabınızı dağıtmışlar. 19 Kasım günü Kopenhag’da fosil sergisi düzenlemiş kardeşlerimiz sokakta. Ertesi gün de elli adet kitabınız ve elli adet yaratılış CD’si ve çok sayıda da broşür dağıtımını yapmışlar. Aynı akşam Finlandiya’daki kardeşlerimizle görüntülü bağlantı kurup Kuran’dan ve münafık kitabından bölümler okuyup, sohbet etmişler. Gaziantep’te üç bin adet broşür dağıtımı gerçekleştirilmiş.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan, delikanlı kızlar maşaAllah.    

KARTAL GÖKTAN: 18 Kasım’da Mersin’de yüz adet eseriniz halkımıza hediye edilmiş. Ve geçtiğimiz Pazar günü de Kayseri’nin Gültepe ve Kılıçaslan mahallelerinde halkımıza yüz yirmi adet kitabınız ile yüz on adet CD hediye edilmiş. Sonrasında da kardeşlerimizin sohbeti gerçekleşmiş maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Güzel.

Münafikun Suresi 4 “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları” bak “sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır.” Şık böyle hoş, boylu, poslu, gösterişli. “Konuştukları zaman da onları dinlersin.” Bilmiş böyle kültürlü. “(Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler.” Yani ölmüş, bedenleri şeytan tarafından kullanılan zombilerdir. Ölü ama cesedi kokuşmamış, ölü olan cesedine şeytanın hakim olduğu ama boş kütük gibi artık, beden ölü, ruh, ruhun kontrolü gitmiş sadece şeytan kontrol ediyor. Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler.” Gelir koltuğa oturur ama bitmiş adam. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar.” Şeytanın bedenine girmesinden dolayı normal artık ruh kontrolü olmadığı için her konuşmayı, her sözü kendi aleyhlerinde zannediyorlar yani şeytanın ifasıyla çünkü şeytan bedenini kontrol altına almış sürekli ona söylüyor, “bu senin aleyhine” diyor. Bir şey konuşuyor, “bu da senin aleyhine, bak seni izliyorlar” diyor. “Seninle ilgili kötü konuşuyorlar.” İşte “bu sana dokundurma, bu seninle ilgili.” Mesela sen burada çay içiyorsun, demek istiyor ki “sen” işte “çay içmiş olsaydın enerjik olurdun bak işte ben bu yüzden canlıyım.” Çok münasebetsiz mantıklarla, münafıkta delice mantık vardır. “Onlar düşmandırlar” diyor. Niye? Çünkü şeytan içinde olduğu için, şeytan da Müslümana düşman olduğu için, düşman bir makine var karşında yani bir robot, şeytanın yönettiği etten, kemikten bir robot var ve düşman olmuş oluyor tabii ki bu. “Bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının.” Bu zombilerden kaçınıp, sakının. “Allah onları kahretsin.” Allah onlara bela versin, kahretsin. “Nasıl da çevriliyorlar” diyor. “Hayret edicidir” diyor Cenab-ı Allah, o görünümleri. Sürekli pislik peşindedir. Her sözü kendi aleyhinde zanneder, her hareketi. Hatta hükümet bir açıklama yapar onu da kendi aleyhine alır. Obama bir konuşma yapar yani manyak gibidir “bana söylüyor” falan der. Çok delidir münafık.

Münafık bedenine şeytan girdiği için o makine, robot mantıksızlığındadır. Mesela birisi uyuyorsa hayvan gibi gider uyandırır, gider üstüne çöker mesela gider “benim ayakkabımın bağı vardı nerde?” diye der. Çok densiz, münasebetsiz ve deli ruhludur. Mesela yemek yiyenin yanında onu tiksindirecek bir şey söyler veyahut durduk yere bir iş çıkartır, Müslümanları sürekli meşgul eder çünkü o beden artık makine olarak kullanılır şeytan tarafından. Şimdi şeytan da sürekli hareket halinde olduğu için mesela durur durur hiç ummazsın “bu peçeteyi niye buraya koydunuz?” Der. “Temiz mi bu peçete? Kasten mi koydunuz?” Der. Mesela sen oraya kuş korsun, “bu kuşun gagası bir yerimi çissin diye mi koydunuz?” Der. Çok şeytani ve delidir veyahut gider onu kırar, “pardon yanlışlıkla kırdım” der. Müslümanlara zarar gelsin diye. Mesela bir şey verirsin gider bozar, kasten bozar. Mesela farz edelim ceketi varsa çeker yırtar omuzunu. “Ya” der “zorlanmadan yırtılmış, kullanılmaya, kullanılmaya bir şey olmaz ama sürekli kullanınca işte böyle oluyor” falan der. Şeytanın etkisiyle zarar vermek amacıyla, irili, ufaklı sürekli pislik peşindedir münafık. Huzursuzluk çıkartır, küser, darılır, kızar, bağırır, çağırır, protesto eder, suratını asar. Ayette diyor ya; “Kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti” (Müddessir Suresi 22) diyor. Daha da olmazsa yüzüyle pislik yapar. Sorulana cevap vermez, konuşmaz, Müslümanların yanından uzaklaşır çok dengesizdir. Sürekli şüphe içinde, Müslümanların onu izlediğini düşündükleri için ve sürekli de ahlaksız yaptığı için, sürekli bir suçluluk duygusu içindedir. Şeytan da onu yönlendirdiği için çok telaşlı, kargaşalı, anarşi dolu bir ruha sahiptir ve nefes almaz. Sürekli o kargaşa ruhunda devam eder. Sabah kalkar kepazelik, akşam yatar kepazelik, münafığın sakin durduğu hiçbir anını göremezsin. Münafığın böyle yarım saat normal yaşadığını göremezsin. Münafığı oradan da anlayabilirsiniz. Kargaşa çıkartmadığı, ahlaksızlık yapmadığı yarım saat, bir saatlik bir vakti olmaz münafığın. Sürekli kepazelik çıkartır, ya yüzüyle, ya hareketleriyle mesela ya alaycı gülüşüyle, münasebetsizliğiyle, densiz çıkışlarıyla, kabalığıyla veyahut gevezeliğiyle sürekli Müslümanların dikkatini dağıtıp onları Allah’tan uzaklaştırmak ister çünkü bütün mesele Müslümanlara Allah’ı unutturmak değil mi? Şeytan da onu işte yönlendirdiği yön o oluyor. Mesela şimdi çay geliyor onu diyorum. “Bu çayı niye sıcak getirdiniz?” Der. Soğuk getirirsin. “Niye soğuk getirdiniz?” Der. Ilık gelse, “niye ılık geldi?” Der. “Niye kulpu yanda geldi” der. Veyahut “niye bana bu fincanla getirdiniz” der. Ahlaksızlık olsun konu bulur yani. Böyle binlerce, yüz binlerce konu bulur münafık. Kargaşa, anarşi, tedirginlik meydana getirmek için. Çünkü Müslümanı sürekli konuşturacağı için Müslüman da o zaman Allah’ı anamıyor bu mahluklarla uğraştığı için. Çünkü ona cevap vermesi gerekiyor, münafık sürekli kendiyle Müslümanları uğraştırır. Ki Müslüman Allah’ı anamasın, İslam’a hizmet edemesin diye. Ama bunu yaparken aslında bir makine bunu yapıyor. Makineye yaptırıyor şeytan. Onun ruhu artık iptal olmuş oluyor, ruhu ölü olmuş oluyor. Ruhunun fonksiyonu kalmıyor. Ruh devreden çıkmış şeytan devreye girmiş oluyor bedeninde. Ömrünün sonuna kadar da böyle gider münafığın. Ama mesela şeytan yakalandığını anlayınca münafığın bedenindeyken bu sefer Müslüman taklidi yapmaya kalkar. Şeytan çok taşkın bir zekaya sahiptir. Yani dünyanın en zeki varlığıdır. Alimdir ve çok zekidir. Ama çok ahmaktır, akılsızdır yani. Eğer kendinden şüphe dildiğini anlarsa bu sefer yoğun olarak Müslüman taklidi de yapmaya başlayabilir. Ama adeta onunla oynar yani. İslam’ı tenzih ederim de kendiyle oynar. Mesela bir böyle şefkatle merhametli yapar, bir saldırganlaşır, küstahlaşır birden böyle çok müşfik hale gelir. Ama bütün mesele Müslümanları zihnen, fikren yahut bedenen meşgul etmektir onun için Allah “onlardan yüz çevirin” diyor ayette. Çok dikkatli olmak lazım. Bütün İslam aleminin başında bela şu an bunlar. Mesela git Mısır’a zibil gibi münafık var ve mahvediyorlar oradaki nur gibi Müslümanları. Mahmut Hoca cemaati nur gibi bir topluluk. Ama bir avuç münafık bak o cemaati çok tedirgin ediyor. Yani bayağı tedirginler. Halbuki kendi aralarında gayet güzel yaşıyorlar.

Araf Suresi, 86 “Allah’a iman edenleri tehdit ederek” bak tehdit ederek münafığın bir özelliği de odur. Küfürle işbirliği yapma tehdidi vardır. Müslümanların aleyhine iftira atma tehdidi olur. Saldırma tehdidi olur her türlü psikopatlık ve ahlaksızlıkla ilgili tehdit eder ama tabii mümin tehdidi hiç hükmünde görür. “Allah’ın yolundan alıkoymak için” bak neymiş amacı? Allah’ın yolundan alıkoymak. “… ve onda çarpıklık arayarak.” Yani hiç olmazsa bir şeyin yapılmasını bir parça geciktirmek. Veya şeklini değiştirtmek, onun için münafık çarpıklık için sürekli yanlış bilgi verir. Mesela masanın üstünde bir kitap vardır ciltli sen ne dersin bu kitap? Halbuki dinle ilgili bir kitap değildir. “Kuran bu” der. Sen de evde Kuran var diye rahat edersin Kuran getirttirmezsin sana oyun oynar. Sonra o gidince bakarsın ki Kuran değil başka alakasız ateist bir kitap. Bu münafık için çok büyük bir başarıdır. Heyecan verir ona. Sürekli çarpıttırır. Sen dersin ki “bana Kuran’dan bir ayet gönder” Kuran’ın ayetini gönderirken bir kelimeyi ya bir harfi yanlışlıkla gibi yapmış yaparak çıkartır veyahut alakasız ayete alakasız bağlantılar kurarak gönderir. Yani akla hayale gelmeyecek her türlü kepazeliği yapabilir. Karşımızda şeytan zekası olduğu için mümin de buna karşı mümin aklıyla karşılık vermesi gerekiyor. Onun için gaflete daldığında mümin mağlup olur Allah esirgesin. Gafil olmaktan Allah’a sığınıyor o yüzden müminler, sığınıyoruz.

İsra Suresi, 27 “Çünkü saçıp savuranlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır.” Yani münafık olmuşlardır. Bilerek ve isteyerek yapıyorsa. “Şeytan ise Rabbine karşı nankördür.” Münafık da nankördür. Münafıkla şeytan aynıdır. Münafık deyince aklınıza gelsin şeytan, şeytan deyince aklınıza münafık gelecek. Çünkü şeytan dikkat ederseniz çok mümin muttaki olma iddiasıyla ortaya çıkıyor. Münafık da aynıdır. Münafık da Müslümanları hep zarara sokmak ister. Ama küçük yapabilirse küçük, yapabilirse büyük zarara sokmaya çalışır. Onun için beş kuruş vermek istemez münafık. Mesela iş adamıysa o paraları hep kendine biriktirmek ister. Ve kendi hampalarına onu vermek ister. Şeytani bir ekibi varsa onun, münafık bir ekibi varsa nefret ederek de olsa onları ortak gibi gösterir ama onları da dolandırır onlar da onu dolandırır münafıklarda öyledir sistem. Birbirlerine bunlar para verme sistemleri vardır ama dolandırmak için verir parayı. Ondan daha fazla bir şey koparmak için onlar da ondan daha fazla bir şey koparmak için verirler. Yani hayırlı amaçlı bir şey yapmaz münafık. Münafık istese o zekasıyla, o becerisiyle mesela Samiri akıl almaz güzel hizmet yapabilirdi. Musa (as) kavmini mükemmel eğitebilirdi. Ama kendini kabiliyetsiz gösterdi. Tevrat’ı öğretemeyen, Allah’ın hükümlerini yapamayan, anlatamayan o konuda ahmak gibi gösterdi. Bir türlü yapamıyorum diyor beceremiyorum. Peki şeytanlığı nasıl biliyorsun? Bak Mısır kültürünü biliyorsun su gibi ezberden ama Tevrat kültürünü bilmiyorsun. Bilmezden geliyorsun istediği her şeyi yapabilirdi ama yapmadı.

Ak Medya “Hocam sevgiyle takip ediyoruz.”

Peygamberimiz (sav)’in hanımlarından o devirde elde ettikleri istihbaratı durduran tedbir Peygamberimiz (sav)’in hanımlarının perde arkasından konuşturulmasıydı. Ve Allah kısa net konuşmalarını söyledi. Yani sözü uzatmadan, edalı olmayan bir üslupla kısaca. Böylece münafıkların istihbarat kanalları da kapanmış oldu. Hem de rahatsız edememiş oldular. Hem de fitne çıkaramamış oldular. Dırar mescidine toplanıp orada dedikodu yapıyorlardı, birde biz bir mümin dedin mi mümini hemen biliriz. Mesela orada Müslümanca yaşıyorlardı dendiğinde biz deriz ki namaz kılıyorlardı, oruç tutuyorlardı, zekat veriyorlardı, hacca gidiyorlardı, müminleri çok seviyorlardı, doğru konuşuyorlardı deriz. Münafıkların olduğu yerde de ne deriz? Haber götürüyorlardı, sinsice Resulullah (sav)’a karşı faaliyet yapıyorlardı, alçaklık ahlaksızlık yapıyorlardı. Tam bir casus karakteri içerisinde her türlü kahpeliği yapıyorlardı deriz. Çünkü münafıktan bahsediyoruz münafık zaten Kuran’da belirtilmiş ikinci bir ihtimal olmaz münafıkta. Bunun için münafığı bizim görmemize gerek yok. Müslümanı da görmemize gerek yok. Müslümansa böyledir, münafıksa öyledir zaten.

Mesela Dırar mescidi, Peygamberimiz (sav)’i çağırıyorlar mescit kuruyorlar diyorlar “buraya hiç kadın gelmiyor, çok takva mescit herkes burada toplanıyor Allah’ı anıyor. Ya Resulullah sen de gel burayı şereflendir” diyorlar münafıklar toplanmış. Ne yapar adam burada? Bir kere cinayet ihtimali çok yüksektir çünkü münafık adam öldürmeye yatkındır yani mutlaka ölümü hedefler, katil karakterlidir münafık. Hep dikkat edin münafıklarda böyle cinayet romanları, cinayet filmleri falan çok hoşlarına gider münafıkların. Cinayet tabloları, bilinçaltında hep cinayet vardır münafığın. Hatta İngiliz derin devletinin o alçaklarına bakıyoruz hep cinayet fotoğrafları yayınlıyorlar. Kanlı fotoğraflar falan. Bilinçaltında bu vardır. Casuslar da hep cinayetle sonuçlanan olaylar içine girerler, ya adam öldürürler ya kendini öldürtürdür. Yahut kendini öldürür ikisinden birisi oluyor yahut üçünden biri oluyor. O yüzden çok dikkatli olmak gerekiyor münafıklara karşı. Ve genel hüküm olarak düşünüldüğünde münafık bunları bunları zaten yapar diye düşüneceksin. Münafık zaten yalancıdır onu atıp bir kenara başka türlü açıklama yapamazsın. Mesela münafıkla ilgili bu adam yalancıdır dediğinde sen nereden çıktı bu diyemezsin. Münafık diyorsun sen zaten değil mi? Ayette münafık diyorsa aynı zamanda ayet onun yalancı olduğunu da söylüyordur. Ona delile gerek yoktur. Ayrıca bu adama yalancı diyebilirsin Kuran’da bu adamın yalancı olduğunu söylüyor diyebilirsin. Çünkü münafık zaten yalancıdır anladın mı? Bazen oluyor ya diyorlar kaynak nerden? Kuran kaynak Kuran. Kuran’ın açılımından anlıyoruz. Mümindi diyor Allah mesela iyi bir mümindi. Namaz kılıyordu dersek doğru söyleriz. Nerden biliyorsun denmez. Müminse zaten namaz kılıyordur.

Sevgisiz, kavgacı tartışmacı, iftiracı, kinci bir nesli de alttan alta Türkiye’de yetiştirmek istiyorlar bir bölüm olarak. Büyük bir bölüm değil ama deccaliyete yardım edecek bir ekip olarak yetiştirmek istiyorlar. Bu insanlara karşı sürekli uyarı görevi yapılması lazım. Pis konuşanı mutlaka ayetle kardeşlerimiz sabırla açıklama yapsınlar. Bu adam adam olmaz demek doğru değil. Bunlara hiç insan gibi muamele yapan adam olmuyor. Mesela bunlar ağzını bozuyor onlar on misli daha küfrederek cevap veriyor. O yüzden bunların bir kısmı deliriyor böyle. Bu kadar dengesiz bu kadar sevgisiz oluyor. Birde üslupları hep böyle laf sokarak, öjbe, münasebetsiz, züppelik yaparak güya zekice cevap verdiklerini de düşünüyorlar. Dangalakça konuşuyor, münasebetsiz konuşuyor ama çok esaslı laf cambazı olduğunu düşünüyor. Bunlara sakin sakin bak kardeşim diye büyüklük de taslamadan kısaca bir kere de olsa hayatında bunların uyarılmasında fayda var. Bunlara hep öfkeyle yaklaşmak doğru olmaz. Çünkü bunlar ağzı bozuk olduğu için karşılarındaki de bunun on misli ağzını bozuyor. Böyle esaslı bir kitle yetişiyor. Küçük de değil sayıları internette bunlar lağım gibi akıyorlar. Bunları hep böyle güzelliğe iyiliğe çeken konuşmalar yapmak lazım. Bu adamlar adam olmaz demek doğru değil. Konuşursun o bayağı etkilenir, ömründe ilk defa duyuyordur çünkü. Onlara hayatında bir kere bile uyaran olmaz. Bir kere bile yoktur. Kısaca da olsa uyarıldığında o hayret eder. Çok şaşırır. Dışarda da görüyoruz adam diyor ben bu kadar terslik yapıyorum diyor sen güzel cevap veriyorsun hayret ediyorsun diyor. Hayret ediyorlar. Bir iki örnek bilir onlara ömür boyu faydalı olacaktır. Tabii bunu yapanın biraz sabırlı olması lazım. Küfür etmek kolay. Aşağılamak da kolay, nefse de hoş gelir ama sabredip, güzel söz söylemek çok hayati. Bir de o insan etkileniyor, başkalarına da onu yapıyor bu sefer. 

BEYZA BAYRAKTAR: Ayette "Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir." (Fusailet Suresi, 34) diye geçiyor.

ADNAN OKTAR: Bunlara sevgiyle yaklaşan, şefkatle yaklaşan hiç kimse olmuyor. Denesinler, güzelolduğunu görecekler. Denemedin demiyorum ama iyi olur inşaAllah.

Evet Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir video gösterebilir miyim? 

ADNAN OKTAR: Severim ben senin şekerliğini. Bir daha göster bakayım. Herkes dans edince, Allahualem onların hepsini gerçek zannediyordur.

Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında münafıklar "bu sıcakta savaşa çıkmayın" diyor münafık. Şimdi "bu sıcakta savaşa çıkmayın" diyen adam hakkında biz diyeceğiz ki; aynı zamanda bu adam yalancı diyeceksin, iftiracı, sahtekar, namussuz, Peygamber (sav)' e karşı düşman, oyuncu, Müslümanların aleyhine faaliyet yapan birisidir dediğinde, Kuran'a uygun olur. Çünkü "münafık" diyor Kuran’da, Allah. Zaten vasfını açıkladığına göre münafığın Cenab-ı Allah, o bütün vasıflar onda var demektir. Münafıkta eksik vasıf olmaz. Müminde de, Allah mümin diyorsa, eksik vasıf olmaz. Müminse doğru, dürüst, iyi niyetli, sevecen, sevgi dolu, müminleri seven, Allah'tan korkan insan diyebiliriz onun için. Yani Kuran'da yazmasa dahi Kuran'a uygun olmuş olur.

Halep'e yiyecek gidemiyor bu aralar, çoluk çocuk hep aç, onu yarın Facebook'ta da rica edelim İngilizce olarak, hem de etiket yapalım. “Halepte AçlıkOlmasın” diyebiliriz. Birleşmiş Milletler'e de rica edelim, Putin'e hatırlatalım. 

İngiliz derin devleti, Türk askerine saldırdı, saldırı düzenletti ve kalleşçe onu Rusların üzerine atmaya çalıştı onların hep oyunudur o. Rusya da "biz yapmadık" diyor. Doğru söylüyor Rusya. 

BEYZA BAYRAKTAR: Rus uçağını düşürülmesinde de, İngiliz derin devleti arayı bozmak istiyor diye. 

ADNAN OKTAR: Tabii. 

“Halepte KuşatmayaSon” dersek onu kabul etmezler. Kuşatma yaparlar ama açlık, açlık insani bir şey, artık ona bir şey diyemezler. Çünkü kuşatmayı çek desek o zaman "Ne yapalım? Başka türlü yol yok." falan diyebilirler. Var ama yani oturup o konuda tartışma şu an netice vermez ama açlık önemli. Yahut “Halep’e Yardım” diyelim, “Halep’e Gıda Yardımı” diyelim değil mi? “Halep’e Gıda Yardımı” öyle diyelim. Putin’e bildirelim.

Aslında Yemen’de de bu durum var, 19 aydır süren savaşta ülkenin yarısında yiyecek sıkıntısı var. 1 buçuk milyon çocuk açlıktan ölmek üzere, 1 buçuk milyon çocuk. Arakan da öyle her yer öyle yani Irak, Suriye her yer.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Süslü at resimleri var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Eşek nasıl süslü öyle, kirpikleri falan çok şeker, saçları muazzam, Allah bayağı süslemiş, bu Arap tayı herhalde bayağı güzel. Ne zarif varlık ya çok güzel. Arap tayları böyle çok zarif oluyorlar çok şeker, daha ufak tefek ama çok hızlı koşuyorlar. Bu da Arap tayı Allahualem. Tam öpüp sevmelik bayağı şekerler.

İran, Türkiye, Rusya ittifak yapsa Suriye, Irak hemen çatışmaları durur, Tayyip Hocam hiç tereddüt etmesin bence.

İzleme yüksek fakat kardeşlerimiz felaket uykusuz kalacaklar, biz hemen gidelim onlarda hemen uyusunlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.                                                                               

Masaüstü Görünümü