Harun Yahya

Sohbetler (10 Aralık 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet ne konuşuyordunuz gençler?

GÖKALP BARLAN: Sevgiden bahsediyorduk. Allah sevgisinden, nasıl olması gerektiğinden.

ADNAN OKTAR: Allah sevgisi tabii hayatın en önemli nimeti. Allah sevgisi olmadı mı hiçbir şeyin sevgisi olmaz. Anlamı da olmaz. Allah’ı sevmiyorum ama diyor haşa insanı seviyorum diyor. Yalan söylüyorsun. Etin kemiğin neyini seveceksin? Sevilen Allah’tır.

Dün Akşam A Haber’de İngiliz derin devleti ve İngiliz ajanlarıyla ilgili program yayınlandı. Çok güzel oldu Allah razı olsun. Diyorlar ki bak, “Bugünü iyi anlamak istiyorsak yüzyıllık bu plana ve oyuna iyi bakmamız lazım”. Bak bu Türkiye’de artık oturmuş. Allah’a çok şükür buna öncülük yaptık. Bu fitnenin kapısını, bacasını, penceresini yerle bir ettik. İlimle, irfanla, kanunla, hukukla. Ve devam edeceğiz. A Haber’i tebrik ediyoruz. Allah razı olsun. Dün de Haber Türk’te “Amerika Birleşik Devletleri’nde ne kadar İsrail lobisi güçlüdür, yönetimde etkilidir diye düşünsek de” diyor. “Esas İngiltere’dir” diyor. “Yönetim ve sermaye İngilizlerin elindedir” diyorlar. Tabii İsrail gariban bir ülke.

Alaska ağaç kurbağası var dünden beri bakıyorum acayip şeker bir şey göstersene şunu. Nedir bunun özelliği?

BÜLENT SEZGİN: En önemli özelliği kışın donarak kalbini durdurup, bahar gelince vücut fonksiyonları tekrar çalışmaya başlıyor.

ADNAN OKTAR: Sıfırın altında olduğu için donuyor vücudu komple. Kalbi bütün vücudu donuyor. Derin dondurucuda gibi yani.

BÜLENT SEZGİN: Bahar gelince vücut fonksiyonları tekrar çalışmaya başlıyor.

ADNAN OKTAR: Buzlar çözüldü mü yeniden çalışmaya başlıyor.

BÜLENT SEZGİN: Ve hayatına kaldığı yerden devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Sen ne şeker şeysin, aferin sana.

KARTAL GÖKTAN: Bir de sincap vardı. O da kar yağınca kardan kendini korumak için kuyruğunu şemsiye gibi kullanıyor.

Bütün Türkiye’de İngiliz derin devletine karşı millet uyanıyor. Bu Dolar konusu açıldı, işte milleti Dolar’a karşı uyardık. Şimdi bir kanalda bir aklı ileride olan diyor ki “Dolar’a güvenilmez, onu kullanamayız, Euro’da güvenilmez. En iyisi Sterlin’e dönelim” diyor. “İngiliz Sterlinine” diyor. espri yapıyor herhalde.

Yeni Şafak Yazarı Yasin Aktay, “İngilizlerin dünyanın her yanında sömürgeleştirdikleri toprakların halklarına uyguladığı katliamlar, işkenceler, baskıların apayrı bir tarihi vardır” diyor. Helal olsun. Bak o da İngiliz derin devletine uyanmış. Osmanlı’nın evlatları bak 200’e dayandı sayıları. A Haber’i de tebrik ediyoruz. İngiliz derin devletine devam. Bakalım Yasin Aktay kardeşimizi bir görelim. Helal olsun sana Yasin Hoca. Güzel konuşmuşsun. Arkadaşlarını da teşvik et diğer yazarları çizerleri hepsini teşvik et. Bu İngiliz derin devletini rezil rüsva edelim. Etrafında tanıdıkların vardır hepsi demeç versinler konuşsunlar herkes herkesi uyandırsın, şevklendirsin. İngiliz derin devleti deccaliyettir. Irak’ı, Suriye’yi bu hale getirenler bunlar. Osmanlı’yı yıkan bunlar. Kıbrıs’ı da halen elimizden almaya kalkan bunlar. Hepsinin belgesi var. Kitap olarak da hazırlıyorum. İngiliz derin devleti kendini gizledi şu ana kadar, artık gizleyecek hali kalmadı.

“Sevgi birliği sözlerini yayalım” Onu etiket yapalım.

Kazakistan’da Dolar ve Euro’nun internet sitesi satışlarında uygulaması yasaklanmış, çok güzel. Reklamlarını da yasaklamışlar. Dolar’la Euro ile satış yok. Türkiye de öyle yapsın. Aman vermeyelim. Kazakistan’ın kendi para birimi ile, Çin’in kendi para birimi ile onlarla o şekilde ticaret yapalım. Euro’nun kapısı artık kapansın devri de bitsin. İngiliz derin devleti onunla milleti soyacağını zannediyordu. Yok müsaade etmeyeceğiz.

Münafıkları İngiliz derin devleti hazır ordu olarak kullanıyor. Şimdi şeytan ordusu olduğu için bunlar elemana ihtiyacı var. Münafık da mebzul miktarda var. Şimdi şeytan içine girdiği için insanın o metafizik ve çok zeki bir varlığa dönüşüyor. O yönden çok tehlikeli. Mesela orta zekada iken adam şeytan içine girdiğinde şeytanın zekası hakim oluyor ona. Ve muazzam bir yeteneğe sahip oluyor. Yani herhangi bir Müslümanın baş edeceği gibi olmuyor. Seri katil zekası vardır münafıkta. Nasıl seri katiller yakalanmıyor. Sürekli suç işliyor ama kendini belli etmiyor değil mi seri katil? Mesela adam kırk, elli, yüz kadını öldürüyor. Seri katil ama şeytana ait zeka olduğu için polis bir türlü yakalayamıyor. Adamı yakalıyorlar zaten, gözü teleskop gibi bakıyor. Akıl hastası belli. Buna deli de denemiyor. Çünkü şeytanla işbirliği içinde olduğu için doktor onu teşhis edemiyor, bunun içine şeytan girmiş diyemiyor ama deli de diyemiyor çünkü deliye benzemiyor. Halbuki içine şeytanın girdiğini görebilse teşhisi o yönde koyacak ama bilmiyor.

Münafık köstebek gibi, tarla köstebeği mesela bir yerden kapatırsın onun deliğini, çıkış deliğini pat bakarsın başka yerden çıkmış. Oradan kapatırsın bakarsın pat başka bir yerden çıkmış. Kördür biliyorsunuz köstebek, deccal de kördür, münafık da kördür yani manen kördür ve duymaz sağırdır. Mesela bir şey anlatırsın bir daha anlatırsın anlamaz, bir daha anlatırsın anlamaz, bir şey gösterirsin hafızada tutmaz yeniden yapar aynı şeyi anlamadığından, bilmediğinden değil şeytani bir hafızası vardır fakat münafık ruhunda mükerrer ahlaksızlık çok hayati olduğu için, mükerrer suç önemli olduğu için, münafık mükerrer suçu sürekli tekrar eder. Silsile halinde, teselsülen, müteselsil size biraz Osmanlıca öğretelim.

Münafığın özelliği, müthiş huzursuzluk çıkartma kabiliyeti vardır münafığın, muhalefet yönü çok güçlüdür her şeye muhalif olmak, her şeye karşı çıkmak beyaza siyah, siyaha beyaz, iyiye kötü, kötüye iyi demek yani ruhunda bir anarşi olduğu için sürekli kargaşa ister münafık. Mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Sabah erkenden mücadeleye gideceğiz İslam’ı yaymak için.” Adam çıkıyor “ya Resulullah” diyor. Yahut “ya Muhammed” diyor. Onlar pek adap, edep bilmezler, (sav)’in ismiyle hitap ederler bazen. “Hava sıcak” diyor. “Bu sıcakta çıkarsak helak oluruz” diyor. Lan sen kimsin? Hergele. Sen kime akıl veriyorsun? Peygamber havanın sıcak olduğunu bilmez mi, görmüyor mu? Helak olup olmayacağını o bilmez mi? Sen yoluna yürümekten acizsin. İşte münafık ahmaklığı, münafık görgüsüzlüğü, münafık münasebetsizliği ve münafık dangalaklığı, bütün münafıklar böyledir. Patavatsız, münasebetsiz, küstah, çakal, görgüsüz, ahlaksız ve pisliktir, lafını, sözünü bilmez. Peygambere akıl veriyor, hava sıcak diye. Neyi bahane ediyor? Sağlığını. Münafıklarda bu çok büyük bir ahlaksızlık ekolüdür. Sağlığını bahane ederek Müslümanlardan bir şeyler koparmak, Müslümanları huzursuz etmek, onları etkisiz hale getirmek için çaba sarf etmek. Bak alçağa bak, hava sıcakmış, ne olur sıcak olursa? İşte “tansiyonum çıkıyor” diyor. “Kalbim duruyor” diyor. “Beynim kaynıyor” diyor. Kendine göre işte o cahil kafasıyla ne diyecekse. Hiçbir şey olduğu yok domuz gibi aslında hiçbir şeyi yok. Sırf ahlaksızlık olsun,  kargaşa olsun hiç orada amacı ne? Peygamberi haşa düşünemeyen insan konumunda göstermek, müminlerin sağlığına ehemmiyet vermeyen insan konumunda göstermek, sağlık da önemli bir husus olduğun için, Peygamber (sav) de merhametli olduğu için Peygamber (sav)’i oradan etkisiz hale getireceğini düşünüyor ,sağlık konusundan, biliyor merhametli olduğunu Peygamber (sav)’in, düşünüyor şeytanca “ya ne desem acaba?” “Sağlığımı öne sürersem” diyor “o merhametli olduğu için benim tuzağıma düşer” diyor. Bak merhameti münafık tuzak olarak kullanır. Sağlığını tuzak olarak kullanır. Bak alçaklığa bak, sağlığını tuzak olarak kullanıyor, Peygamber (sav)’in merhametini tuzağa malzeme etmek istiyor böyle alçaktır. Peygamber (sav) de tabii duraksıyor o zaman, “o zaman” diyor “akşam serinliğinde çıkalım” diyor “madem öyle” diyor. Bu sefer yeni bir ahlaksızlık daha çıkarıyor ama bak akşama kadar bekliyor adiliğinden şeytani, ta sabah onu kuruyor planlıyor akşam “ya Resulullah çok serin” diyor “ben bayağı üşümeye başladım” diyor. Çölde akşamları soğuk oluyor ya. “Bu soğukta” diyor “bir de hava da biraz karardı” diyor “gözümüzün önünü görmeyiz” diyor. “Başımız belaya girer dağılır gideriz” diyor Müslümanlar. “Hem hasta oluruz” diyor “grip, nezle oluruz, hem de karanlıkta nasıl ilerleyeceğiz?” diyor. Halbuki istese meşale ışığı var, gayet güzel dümdüz çöl zaten her şey yapılır. Maksat ahlaksızlık yapmak, yine Peygamber (sav)’i sağlık görünümünde bir tuzakla yakalamaya çalışmak. Aksini yaparsa çünkü Peygamber (sav)’e diyecek ki, “bizim sağlığımızı düşünmüyorsun, müminlerin canına önem vermiyorsun belki ölüp gideceğiz ama sen sebep olacaksın, ölümüme de sebep olacaksın o yüzden sen bu kararından vazgeç” diyor. Çok kahpece, kalleşçe ve alçakça yüksek duyguları münafık kullanır. Merhameti, sabrı, saygıyı, nezaketi, hürmeti bütün yüksek duyguları münafık alçakça ve kahpece, haysiyetsizce ve namussuzca kullanır, Müslümanlar buna çok dikkat edecekler.

Acayip yüzsüzdür münafık. Mesela nezaketli bir konuşmayı kullanır, sabrı kullanır, Müslümanların aleyhine kullanır. Müslümanın titizliğini Peygamber (sav)’in Müslümanlara olan koruyuculuğunu o devirde münafıklar çok abartılı kullandılar ve alçakça. Diyor ya ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Size çok düşkün, sıkıntıya düşmeniz zoruna giden” diyor. “Ya Resulullah” diyor “ya ben” diyor “ne kadar istiyorum biliyor musun savaşmayı?” Diyor. Ağlıyor falan. “Güzel” diyor “işte beraber gideceğiz tebliğe, İslam’ı yayacağız” diyor. “Ama işte bilmiyorum” diyor yerlere yatıyor böyle gözyaşları fışkırarak falan, alçaklık yapıyor Peygamber (sav)’in merhametinden istifade edecek. Şimdi Peygamber (sav) de diyecek ki; “bu adam tecrübesiz bilmiyor ben bu adamı gönderirsem pisipisine başını belaya sokacak, en iyisi ben bunu göndermeyeyim” diyecek. Böyle alçakça Peygamber (sav)’in merhametini kullanıyor. Münafıklarda merhameti kullanma en yaygın alçak oyunlardan bir tanesidir. Müminlerin sabrını kullanır, nezaketini kullanır, derin düşünme gücünü kullanır, Allah’ı sevmesini kullanmaya kalkar, dine titizliğini kullanmaya kalkar.

Mesela yine Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Ey ümmeti Muhammed” diyor. “Ey aslanlarım hadi Allah’ın dinini yaymaya” diyor “sabahtan gideceğiz.” “Tamam” diyorlar “gidelim ya Resulullah” hep beraber hazırlanıyorlar develer falan “ya Resulullah” diyor “sana bir özel bir şey söylemek istiyorum” diyor. “Söyleyebilir miyim?” “Buyur evladım ne istiyorsun?” Diyor. “Yalnız söylemek istiyorum yalnız” diyor. Bu münafığın bir taktiğidir çünkü diğer müminlerin duyması yönü müminler suratına tükürecek tabii, aşağılık konuma düşecek yahut ahlaksız, haysiyetsizliği ispatlı delilli olacak onun için müminlerin duymasını istemez münafık, hep özel konuşmak ister hatta ayette ondan caydırmak için Cenab-ı Allah, “sadaka verin o zaman” diyor. Sadaka da münafığın ağrına gittiği için çünkü o kendini enayi gibi görüyor para vermeyi “o zaman vazgeçtim” diyor “konuşmaktan” diyor. Halbuki mümin zaten sadaka iftiharla verir, ne olacak beş, on kuruş vereceksin. Münafığın ağrına gidiyor bunu da veremiyor. “O zaman özel konuşmak da istemiyorum” diyor. Allah böylece onları caydırıyor münafıkları. Münafık kendinden bir fedakarlık, bir nimet Müslümanlara sunmak istemez. Zaten fitne ve pislik için gittiği için Peygamber (sav)’in yanına bir de para verecek Müslümana asla isteyemeyeceği bir şey, onun için vazgeçiyor konuşmaktan, münafık hep özel konuşmak ister. Resulullah (sav)’a “özel konuşmak istiyoruz” diyor. “Ya Resulullah” diyor “ben şimdi yeni evliyim biliyor musun?” Diyor. “Evde kadın var” diyor “karım var” diyor “ev de açık” diyor “kaynana da var” diyor, “kayınbaba var” diyor “ya ben gitmesem olur mu?” Diyor. Lan ahmak öldürecekler hepsini, katledecekler. Müslümanları korumak, onları korumak için gidiyor zaten. Şimdi dese ki Peygamberimiz (sav), ya zaten onları korumak için gideceğiz olsun bir şey olmaz dese, diyecek ki, “ya Peygamber benim ne eşime önem veriyor, ne babasına, ne annesine önem veriyor” etrafa gidip fitne yayacak. “O zaman otur oturanlarla beraber” diyor. Ayet iniyor biliyorsunuz, otursunlar oturanlarla beraber diye. Hep böyle alçakça bahanelerle İslam’a, Kuran’a hizmet etmek istemiyorlar. Münafıkların böyle bin bir türlü bahanesi olur. Bunları tabii yeni kitapta daha genişleterek anlatacağız.

Bir de münafığın en tehlikeli özelliklerinden bir tanesi de Kuran’la mücadele verir, Kuran ayetiyle. Mesela sen hadi cihada çıksın Müslümanlar gayret etsin mesela Müslümanların öldürüleceğini söylüyor pisipisine öldürüleceğini ve onu da Müslümanları öldürten insan konumuna getiriyor onları cihada davet edenleri de. “Bir Müslümanın” diyor “öldürülmesi bütün kainatın öldürülmesi gibidir” diyor “Ayet var” diyor. “Ebedi cehennemdir karşılığı” diyor. “Sen” diyor “bizi bile bile şimdi ölüme götürüyorsun” diyor. “Cinayete götürüyorsun” diyor. “Orda Allah’ın hükmü açık” diyor “cinayetle ilgili ayet var” diyor. Bak görüyor musun alçaklığı? Nerden nereye bağlantı kuruyor. Ahlaksıza bak Allah’ın emri olan dini yaymayı bak nereye götürüyor? Müslümanı nasıl bir suçlama yapıyor? Böyle alçaktır münafıklar ve gözü çok karadır onun için çok akılcı, basiretli, sabırlı bir mücadele gerekir. Müslümanlar içerisinde de bunlar it sürüsü gibi doluşurlar, bu Temmuz darbe girişimi tamamen münafık organizasyonu, tamamen. İngiliz derin devletinin bütün ordusu münafıklardan oluşuyor, hepsi münafıktır alayı münafık onun için çok usturuplu, akılcı bir mücadele şart. Bu anlattıklarım tabii bütün hepsi Peygamber (sav) dönemi için, asrımızda da tabii bambaşka şekillerde karşımıza münafıklar çıkıyor bunun aynısı olmaz da bunun çeşitli şekilleri, çeşitli yansımaları olur.

Bak mesela Enfal Suresi 5/6’da, “Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında,” şeytandan Allah’a sığınırım. “Mü'minlerden bir grup isteksizdi. (Herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile,” şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi,” “sen bizi” diyor “ölüme sürüklüyorsun” diyor. Görüyor musun? Haşa cinayetle suçluyor. “Seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı” diyor. Peygamber (sav)’le. Münafıklar çok dilbazdır, Peygamber bir şey yok diyor ona cevap veriyor, bir şey söylüyor ona… çok geveze, küstah, münasebetsiz fakat şeytani hazırcevaptır münafıklar. Zırvalar ahmakça olur ama sürekli hazırcevaplıkları vardır yani seri cevap verir münafıklar oradan anlaşılır, münafık hiç düşünmez hemen cevabı hazırdır, yalan da ağzında hazırdır sıkıştığında seri yalan söyler peş peşe, peş peşe yalan söyler.                  

Sahte İsa’lar, sahte Mehdi’ler kimseye zarar vermez. Sadece bunlar İsa Mesih’e ve Mehdi (as)’a hizmet ederler. Hiçbir şey olmaz.

Resulullah (sav) diyor ki; “Asıl dilbaz münafıktan endişe ediyorum” diyor Peygamberimiz (sav). “Çünkü o sizin hoşunuza gidecek şeyleri söyler ama hoşunuza gitmeyecek işleri yapar” diyor Peygamberimiz (sav). Çok dilbaz olur münafık. Ve şeytanın ifasıyla hazırcevaptır. Hayret edecek şekilde seri cevap verir. Ve hayret edecek şekilde hızlı yalan söyler. Baş döndürücü bir yalan söyleme gücü vardır. Samiri de öyleydi, Resulullah (sav) zamanının münafıkları da öyleydi. Akıl almaz seri yalan söylüyorlar.

SEMİH MERİÇ: Konuştukları zaman Allah onları dinlersin diye Peygamber Efendimiz’e (sav) bildiriyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yani aklı zayıf olanlar onu dinliyor. Yani böyle ukalalık, züppelik yaptığı için. Mesela o devirde Firavun’un heykellerini anlatıyor. Oradaki o altın buzağının nasıl yapıldığını anlatıyor. Sarımsağın faydalarını, soğanın faydalarını anlatıyor. İşte o cahil kafasıyla, kendi kafasına göre. Toplum leş gibi kokuyor. Bakımsız ve kirliler Firavun topluluğu. Hz. Musa (as)’ın topluluğu tertemiz. Çünkü onlarda yıkanma emri var, farz. Ama Firavun topluluğunda yok. Leş gibi kokuyorlar ve o pisliği tercih ediyorlar.

Nermin; “Seni görünce ruhum bayram yerine dönüyor. Sen iyi ki varsın. Seni yaratan Allah’a hamd olsun.”

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Almanya’dan bir faaliyet haberimiz var Adnan Bey. Resimlerle gösterebiliriz. Münih’te, yaklaşık on yedi bin adet Evrimin Geçersizliği ve PKK’nın Kürtlerin temsilcisi olmadığına dair broşürler dağıtıldı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, on yedi bin adet. 

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca Münih’in en büyük ve tanınmış Ludwig Maximilians Üniversite Hastanesi’nin elemanlarının ikamet ettiği lojmanlara ve geleceğin doktor adaylarının kaldığı yurtlara da dağıtıldı. Ayrıca bir kardeşimiz de okulda sizi anlatmış. Ve ‘Karınca Mucizesi’ kitabınızı tanıtmış.

ADNAN OKTAR: Aferin, maşaAllah. Avrupa’daki insanlar şefkat, merhamet, sevgi yönünden, olgunluk yönünden daha ileri. Türkiye’de gençliğin bir kısmını sevgisiz, merhametsiz, dar düşünen, kinci, kıskanç, kavgacı, ağzı bozuk, nefrete yatkın, kirli yüzlü, kirli elli, kirli bedenli, her yeri kirli, ruhu kirli insanlar haline getirdiler. Bu insanlarla her türlü belanın oluşabileceğine inanıyorlar. Bu çok büyük bir tehlike yani. İngiliz derin devletinin bu yönde bir politikası oluyor. Yani Darwinist, Rumi, homoseksüel. Ki bak bu ağzı bozuk tiplere bakıyorum ben, mesela böyle çirkin konuşan, kıskanç olan tipler. Mesela profillerine baktığımızda bunların büyük bölümünün homoseksüel olduğu görülüyor. Yani sevgisiz ve hasta oldukları anlaşılıyor. Bu tahrip ettikleri insanlarla darbeci yalakalığı da yaptırabilirler bunlara, üçkağıtçılık da yaptırabilirler. İşgal kuvvetlerinin böyle paspasçısı olabilir bunlar. Her türlü adilik yapabilirler. Bu insanların yetişmesi çok önemli. Bunları böyle sabırla İslam ahlakına davet etmekte fayda var. Yani tek tek mümkünse kısa da olsa hep ayet göndererek bir kere de olsa uyarmakta fayda var. Espri kabiliyetleri de yok. Pis pis konuşmalar böyle münasebetsiz espriler. Yani zekalarının da çökmüş olduğu anlaşılıyor. Böyle nüktedan da değiller. Zırvalıyorlar, hep birbirinin aynı espriler yapıyorlar. Güya espri. Dilleri ortak, üslupları ortak, içine kapalı böyle ruhsuz, kirli, fizik olarak da ruh olarak da gelişmemiş, garip varlıklar. Bunları İngiliz derin devleti ve o tarz yapının diğer yan kolları istedikleri gibi kullanabiliyorlar. Ama tabii bunların hiçbir zaman için tarih içinde güçleri olmamıştır. Yani deccal taraftarlarını böyle köpek sürüsü gibi deccaliyet besler, geliştirir. Ama bunlar akılsız güruh olduğu için hep bunlar sürünür ve aşağılanırlar. Her yerden kovulan, aşağılanan, başarısız, neşesiz, bedeni kendine isyan eden, ruhu kendine isyan eden, üzgün, sürekli ağlayan, dünyadan zevk alamayan, haset içinde kıvranan, kokuşmuş mahluklar halinde oluyorlar. Ama bunlara tabii kızıp, köşeye atmak değil de sabırla düzeltmeye gayret etmek çok önemli. Avrupalılar uyanıklar, böyle mikrop gibi adam pek yetiştirmek istemiyorlar. Ama Türkiye’de mikrop gibi adam yetişme gücü İngilizlerin desteğiyle gelişti. Mısır’da gelişti, Ürdün’de geliştirdiler, Suudi Arabistan’da geliştirdiler, Pakistan ve Hindistan’da geliştirdiler. Böyle mikrop gibi bir kitle geliştirdiler. Gerçi sayıları az ama hakikaten yani mikrop da azdır insan vücudunda ama küçük bir yerde bile bütün vücuda rahatsızlık verir. Onun için bu mikropların tedavisi, bunlara antibiyotik gibi kitapların ulaştırılması çok önemli. O yüzden kardeşlerimizin kitap faaliyetleri en hayati faaliyetler. Bunlara en etkili ilaç kitaptır. Sözlü anlatım; söz uçar, gider derler. Ama yazı kalır. Mutlaka kitapla bu insanları bu hastalıktan kurtarmaya çalışacağız. Ve her seferinde başarılı olur. Mesela bir mikrobu tedavi ettiğimizde o da gider başkasını tedavi eder. Normale dönüşür. Zincirleme bir reaksiyon meydana gelir. Münafıklar yani bu kitleyi bir süre sonra tam bir münafık karakteri içerisine sokuyorlar. Biz sahip çıkalım, İslam’a çevirelim bu insanları. Çünkü bunlar böyle nötr bir kitle. Şeytan çekerse şeytanın tarafına giderler. Ama müminler çekerlerse Rahman’ın tarafına, Allah’ın tarafına geçerler. Biz sahip çıkalım. Birbirinden nefret edip, sevgi duymadıkları için bunlar sahte hesaplar açılıyorlar. Mesela bir hastanın yahut bir münafığın yüz sahte hesabı oluyor. O sahte hesabından kendine işte gülüm, canım işte reçelim, pekmezim ne diyorsa diyor böyle. Kendini övüyor, göklere çıkarıyor. Dünyada senin gibi yok, bir tanesin, zeka küpüsün, akıl fışkırıyor, püskürüyor falan böyle abuk sabuk şeylerle o dünyada o yaşıyor. Yani ona inanıyor. Kendi yazdıklarının hakikaten başka birisi tarafından yazıldığına inanıyor bu sefer. Yani manyak gibi bir şey oluyorlar.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz, inşaAllah.

VTR: “Müslüman Savaşları Çağı”nın Sonu Yeni Bir Altın Çağ

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hayrettin Karaman, Kuran’da Tevbe Suresi’nde geçen, “Altın, gümüş biriktirip, Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele” ayetini kendince yorumlayan bir yazı yazdı. Yazısında para biriktirilebileceği konusunda fetva verdi. Ayetteki tehdidin devlete vergi ödemeyenler, servetlerini yatırım ve üretim için harcamayanlar ve zekat vermeyenler için olduğunu söylüyor. “Meşru bir amaçla para ve servet biriktirmek yasak değil gereklidir. Yasaklanan vergi, zekat vermemek ve servetini üretim için yatırmamaktır” dedi. “Kurtubi’nin de servetin zekatı ve diğer hakları ödendiği sürece biriktirmede sakınca bulunmaz” dediğini hatırlattı.

ADNAN OKTAR: Para biriktirme diye bir şey olmaz. Niye biriktirilsin para? Doldurdun çuvallarla, ne işe yarar para? Hayır, bir hayır işi yapacaksan, onun için biriktiriyorsan o ayrı mesele. Mesela Müslümanlara bir fabrika kuracaksındır, Allah için hayırlı bir şey yapacaksındır, orada akıllıdır. Ama durduk yere para biriktirilmez. Anormal bir hareket para biriktirmek yani. Hiçbir amacı yok, olur mu öyle şey? Ne olur ne olmaz mantığıyla da olmaz. Mesela para biriktirirsin, bir yurt yaptırırsın. Para biriktirir bir okul yaptırırsın yahut Müslümanlara yemek yedirirsin. Veyahut onlara kıyafet alırsın. Bu anlamda olur. Ama onun dışında para biriktirilmez. Ona fetva vermeyi yanlış bir mantıkla devam ettirirse hoca, olmaz.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim. Devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Müminlerin Birbirini Sevmesi Farzdır

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Sizden bir şeyler alalım.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gülen örgütünün 15 Temmuz’daki darbe girişimi sırasında Çengelköy’de vurularak şehit edilen Halil Kantarcı’nın İstanbul’da yaşayan ailesini ziyaret etti. Ziyaretten fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Halil Kantarcı herhangi bir Müslüman kardeşimiz değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yani öyle bir siyasi yönü falan yok. Tayyip Hocam çok iyi yapmış. Ailesi de dindar maşaAllah. Gazileri tek tek hepsini ziyaret etmek çok önemli.

Ama Yaşar Okuyan Ağabey’e 0 (sıfır) Rh (+) pozitif sağlık problemi olmayan bir verici. Özellikle hepatit, kanser, kan hastalığı, kalp hastalığı, şeker hastalığı gibi sistemik hastalığı olmayan verici gerekiyormuş. Evet, 0 (sıfır) Rh (+) pozitif.

Bu kadavradan alınma konusu herhalde biraz sorunlu bir konu anladığım kadarıyla. Çünkü tam ölüm olması gerekiyor. Onu nasıl tam uyumlu planlayıp yapacaklar? Biraz zor. Ama “Benim vücudumdan parça alınmasın” diye bir şey yok. Aslında kanun çıkarsınlar. Her vatandaştan alınacak konuma getirilsin. Bu isteğe bağlı olmasın. Bu hayati bir konu. Her vatandaştan alınacak şekilde kanun çıkarılsın. Anayasaya konsun. Değil mi? Bunun mantığı yok ki adam ölmüş zaten. Öleni ne yapacak yani? Sen adama vermiyorsun vücudunun bir parçasını ama toprak yiyor. Toprağın bakterileri yiyor. Toprağın bakterisine uygun görüyorsun da değil mi? Topraktaki mikropların yemesini uygun görüyorsun da bir vatandaşta canlı olarak kalmasını niye istemiyorsun? Böyle şey olmaz. Anayasayla kanunlaştırılsın. Kadavradan her türlü parça alınacak şekilde olsun. Yani sormadan alınsın. Nihayet ne olacak yani? Gözünü alsın gözünü alıyorsa alsın. Karaciğerini alıyorsa alsın. Kalbini alıyorsa alsın. Ne yapacak? Toprak “Yok bırakın da toprakta çürüsün” diyor adam Allah Allah. Bunun bir mantığı var mı? “Bakteri parçalasın” diyor. “Parçalamasın bakteri de işte adamın vücudunda yaşasın” yani bu bir akıl değil. Dolayısıyla bu insan hakları ile falan da alakalı bir konu değil. Nasıl askerlik şu bu falan mecburi ise bu da mecburi hale getirilsin. Bunun tartışılacak bir yönü yok.

0 (sıfır) Rh (+) pozitif, bir konuşalım. Akrabalarıyla tanıdıklarla konuşalım. Yakın akraba benim bildiğim doğru oluyor. Doğru olan oluyor. Alıp parça vücut uyuşmazlığı olur. Uyumsuzluk oluyor. O daha da kötü. Vücut reddederse bitti. Yani uyumlu olması önemli bildiğim. Onu bir araştıralım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası basında en son yayınlanan makaleleriniz şu şekilde. Suudi yayın şirketi Middle East Broadcasting Center’ın sahip olduğu Birleşik Arap Emirlikleri Dubai merkezli El Arabia haber kanalına ait El Arabia’nın Farsça yayınında “Daha iyi bir hayat için ölümle burun buruna” başlıklı makaleniz yayınlandı. 2012’de Budistler ve Müslümanlar arasında Arakan’da başlayan çatışmaların günümüzde hala devam ettiğini anlattığınız yazınızda bu son kırk günün 2012’den beri yaşanan en vahşet dolu günler olarak kabul edildiğini belirtiyorsunuz. Kimsenin bu insanların yaşadıklarına karşı umursuz olmaması ve “bir kişiden ne olur?” diyerek yardım eli uzatmak için hamle yapmaktan kaçınmamaları gerektiğini anlatıyorsunuz. Devlet liderlerinin diğer ülke liderleriyle birleşip ve Myanmar hükümetine yaptırım uygulayarak bu insanlık dışı uygulamalara bir son verdirmeleri gerektiğini vurguluyorsunuz.

İran’da elit kesimin okuduğu İran’ın en iyi gazetesi, en çok dağıtımı yapılan ve en çok okunanların başında gelen günlük Shark gazetesinin hem basılı yayınında hem internet sitesinde “Kanal İstanbul hem Türkiye’nin hem de Rusya’nın yararına” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Kanal İstanbul projesiyle hem Türkiye hem Rusya hem de dünya ticaretinin çok kazançlı çıkacağını anlatıyorsunuz. Bu projenin Türkiye ve Rusya arasındaki ikili ilişkileri daha da geliştirmek ve güçlendirmek adına da yeni bir fırsat olduğunu ancak bunun sadece bir vesile olduğunu asıl olanın her zaman için bu iki ülkenin dostluğu ve kardeşliği olduğu vurgusunu yapıyorsunuz.

1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen News Straits Times gazetesinde ve internet sitesinde Peygamberimiz (sav)’in üstün ahlakını, şevkini, sevgisini, çarpıcı güzelliğini, temizliğini, nezaketini, kitap ehline olan koruyucu tavrını anlattığınız “Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakı” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya’da “Amerika’nın ihtiyacı olan savaş değil barıştır” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Amerika’nın dürüst, korkusuz, vicdanlı, barışçıl ve derin devlet tehditlerine boyun eğmeyen liderlere, yöneticilere ihtiyacı olduğunu vurguluyorsunuz. Sömürgeci sistemin en büyük mağdurlarından Ortadoğu ve Türkiye’de barışı isteyen samimi, vicdanlı idareciler ve kanaat önderleri olduğunu belirtiyorsunuz. Böyle ahlaklı ve akılcı insanlar arasında oluşacak biri ittifakın refah ve mutluluğun anahtarı olacağını ve dünyayı kendi sömürgesi olarak tutmaya çalışan odakların oyunlarını bozacağını anlatıyorsunuz.

Pakistan’ın İngilizce haber sitesi Daily Mail’de ise “Ortadoğu haritasını modern kırk haramiler çizmişti” başlıklı makaleniz yayınlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aman aman kardeşlerimiz bu İngiliz derin devleti konusu, bak dünyanın en mühim konusu. Çok büyük bir felaket. İslam alemini mahveden, Türkiye’yi mahveden, Abdülhamit’in döneminde başlayıp halen sistemini devam ettiren azgın bir yapı. Manyak bir yapı. Eğer bunları deşifre eder de ve rezil kepaze edersek bu konu durur. Adamlar zaten kapana kısıldılar gördünüz. Neler yapıyorlar orada burada toplantılar falan. Zaten siyasiler göğsünü gere gere bunlarla toplantı yapıyor. Adamlarda utanma hissi olmuyor. Yakalanmışlar “Ha evet yaptık” diyor. “Yapıyoruz ve yapacağız da daha” diyor. İnanılır gibi değil.

Aslında en önemli noktaları biz açık açık söyledik. “Bak” dedik “Darwinizm gençliğin dinsiz imansız olmasını ve kavgacı, sevgisiz, merhametsiz olmasını sağlıyor Darwinizm. Bundan vazgeçilsin” dedim. İngiliz derin devleti Amerika’yı da yönetiyor ve bütün dünyayı yönetiyor. Osmanlı’yı yıkan onlar. Abdülhamit’i ezim ezim ezen de onlar. Yani kerhaneler, meyhaneler, işte tütün fabrikaları falan hep İngiliz derin devletinin teşvik, himaye ve desteğiyle olmuştur.  Bu tehlikeyi anlatıyoruz. Mesela Darwinist propagandanın İngilizlerin teşvikiyle olduğunu. Ama Rumilik buna ta zamanında sahip çıkmış. Hem Darwinizm’e hem homoseksüelliğe hem Allah’ın inkarına hem derin devlet yapılanmasına. Hayrettir yani ta o zamanlarda sahip çıkmış. Adamın kitabına sonradan mı eklediler, kendi mi yazdı, biri mi yazdırttı bilmiyorum. Ama var. İngilizler hazır bu Rumi sistemi almışlar şu an uyguluyorlar. Yani derin devlet felsefesini anlatan bir ideolojidir Rumi düşünce. Derin devlet için gerekli her şey var. Böyle ima yollu konuşmalar, işaretleşmeler, sembolik anlatımlar, büyüklük hissi, halkı küçük görmek, halkın anlayamayacağı dille konuşmak, halka tepeden bakmak, Allah’ı inkar etmek, Darwinist olmak, homoseksüelliği gizlice savunmak veyahut açıkça savunmak hepsi var.

Mesela Rumi konuşmalara bakıyoruz. Hiçbiri anlaşılacak gibi değil. Soruyoruz yazanlara “Ben anlıyorum” diyor. “Siz anlayamazsınız” diyor. Zaten o felsefeyi savunanları hep izliyoruz “Adam hep alenen homoseksüelliği dinsizliği savunuyor” diyoruz. “Anlayamazsınız siz” diyor. “Çok derin manalar” Ne derin manası direkt Allah’ı inkar ediyor işte. İslam’ı inkar ediyor. Alenen homoseksüellik savunuluyor. Yahut sempatik gösteriliyor. Lamı cimi yok bunu süslü göstermenin bir alemi yok.

Şimdi sizi kıskanmalarının nedeni bu, bir kere aslan gibisiniz boylu poslu. Hep 1.75, 1.80 falan. Çok temiz bir cilde sahipsiniz. Berrak bir zihne sahipsiniz. Kültürlü ve görgülüsünüz. Hepsi üniversite mezunu buradakilerin. Üniversite mezunu olmayan yok. En az iki yabancı dil ve akıl almaz bir genel kültür. Son derece saygılı, hürmetli, Allah’tan korkan, lafını sözünü bilen, nezaketli, naif, yardımsever, muhterem ve mübarek insanlar. Şimdi adam geliyor. Kız arkadaşı adam bakteri yuvası. Her yeri bakteri mikrop. Ağzından başla ayağına kadar. Her türlü bakteri, mikrop, virüs, mantar adamın üstünde var. Bir insanı öldürecek kadar bakteriye sahip adam. Ahlakı rezalet. Pisliği rezalet. Konuştuğunda küfürle konuşur. Laf sokar, imalar, çirkin sözler, küfretmeler, çakallık, saldırganlık, kepazelik, sevgisizlik, merhametsizlik. Sizi böyle görünce adamın aklı atıyor. “Ya” diyor “ben cehennemde yaşamışım. Nasıl olur bunlar cennette yaşar böyle?” Mümine Allah özel olarak yaratıyor ve birbirlerini çok sevdiriyor. Hepsi çok güzel ve sıhhatli oluyorlar. Allah zenginlik bereket içinde yaşatıyor.

Nilgün Kaleli “Canım Sevdiğim. Benim en hayret ettiğim şeylerden biri yayındaki bazı bey kardeşlerimizin ferahlığı olur” diyor. “O saç tıraşının mükemmelliği karşısında ancak dillerin lal olduğunu açıklanması gerekir” diyor. “Mükemmelsin” diyor.

Kardeşim eğer bu hızla giderse İngiliz derin devleti konusu bitecek. Osmanlı’nın evlatları iki yüz yıllık olayın intikamını ilimle, irfanla, kanunla, hukukla alıyorlar şu an. İki yüz yıl önce bize bu oyun oynandı şu an o oyunun karşılığı oluşuyor. İkincisi münafık konusunu bütün Türkiye çok iyi işlemesi gerekiyor. Çok büyük bir bela. Rumilik, deccaliyetin kullandığı bir sistem. Anadolu Rumiliği ayrı, millet halk onu bilmiyor. Beş vakit namazında Rumi oluyor adam beş vakit namazında. Halbuki namazı kabul etmez Rumilik. Rumilikte namaz olmaz. İçer adam şarabı homoseksüellik de yapar, dini imanı olmaz. Tarif ettikleri bu. Ama Anadolu’daki Rumilik öyle değil. Bu oyuna karşı da gereken önlem alınsın. Abdülhamit lanetlensin demiyorum ama övülecek bir yönü yok zavallı bir insan. Ezim ezim ezmişler. Tarihi doğru anlatalım. Bir de gençler çok sevgisiz yetişiyor büyük bir tehlike devlet sevgiyi resmi olarak anayasaya koysun. Devlet sevgiyi elde etmek için uğraşır diye madde konsun. Devletin asli görevlerinden birisi de insanların birbirini sevmesi, vatandaşların birbirini sevmesi, sevginin yayılması, insanlara, hayvanlara, bitkilere sevginin öğretilmesidir diye anayasaya madde koyalım. Tabii anayasaya böyle bir madde konulması çok önemli. Bir de havalar biraz düzelir gibi oluyor bazen, iyi hava durumu olduğunda meteorolojiye göre hareket edelim mesela on beş derece falan olursa Tayyip Hocaya yalnız değilsin diye bir güzel miting yapalım büyük. Üç-dört milyon kişi toplayalım Kazlıçeşme olur. Bunu hemen yapsınlar.  

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Münafık, Kendisine Verilen Her Nimet ve İmkanı Huzursuzluk Çıkarmak İçin Kullanır

Masaüstü Görünümü