Harun Yahya

Sohbetler (13 Aralık 2016; 18:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz. Herkes hoş geldi.

BÜLENT SEZGİN: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Esad rejimi sabaha karşı Halep’te muhaliflerin kontrolü altındaki bölgelerin tamamında zafer ilan ettiğini duyurdu. Dört buçuk aydır kuşatma altındaki doğu Halep’te 15 Kasım’dan bu yana dokuz yüz doksan bir sivil şehit edildi. Binlercesi de yaralandı.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf da var.

ADNAN OKTAR: Halep diye bir şey kalmamış ki. Enkaz yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Van merkez, Tuşba, Gevaş ve Gürpınar ilçelerinde altı saat içerisinde bir buçuk ile dört nokta üç büyüklüğünde yedi ayrı deprem meydana geldi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. Depremler daha önce çok nadir oluyordu 1980’den önce.1980’den sonra dünya tarihinde görülmemiş derecede yani yirmi bin yıllık tarih biliniyor. Daha da eskilere de gidildiğinde araştırıldığında jeolojik katmanlara bakıldığında 1980 yılından itibaren başlayan deprem sıklığı hiç olmamış. Akıl almaz bir yükselme göstermiş. “Mehdi (as) devrinde depremler artar” diyor Peygamberimiz (sav) ama öyle az boz bir artma değil. Ama tam 1980’den sonra.

“Asrımız sevgi birliği asrı” diyelim. Etiket yapalım.

Demokrat partiden Teksas eyaleti kongre üyesi Wright Patman, “Amerika’da iki hükümet var” diyor. “İkinci hükümet başıbozuk kontrol edilemeyen kimseye hesap vermeyen hükümet” diyor. Yani İngiliz derin devletinin kontrol ettiği hükümet. Pennsylvania Milletvekili Louis McFadden 1915-1935 yılları arasında “Bizim güya bağımsız ülkemizin içinde” diyor Amerika’da “kralın bankasına” yani İngiliz bankasına, İngiltere’ye “kralın bankasına bağlı bir düzen vardır. Bu düzen bizi en tepeden en alta kadar kontrol etmektedir. Beşikten mezara kadar bizi zincire vurmaktadır” diyor. İngiliz derin devletinin banka yönünden hakimiyetini açıklıyor.

“Marx” diyor bak Abdullah Öcalan “Karl Marx” yani Marksizm’in kurucusu Karl Marx “Londra’da yaşıyordu” diyor. Zaten olay bir kere oradan başlıyor. “Onu orada tuttular. Karl Marx fikirlerini orada oluşturdu.” Londra’da oluşturdu. “Oradan dünyaya yaydı. Karl Marks Kraliçe Elizabeth’in eli altındaydı Karl Marx.” Kimin eli altındaymış? “Kraliçe Elizabeth’in eli altındaydı” diyor Karl Marks için. Marksizm’in yani Karl Marks’ın oluşturduğu Marksist düşüncenin Marksizm’in kurucularından Alman Friedrich Engels’in de bu fikri aldığı, sisteminin bozulduğu sosyalist, komünist düşünceyi benimsediği yer yine İngiltere. Bütün olaylar İngiltere’de geçiyor. İngiltere’ye geldikten sonra komünist, sosyalist fikirleri kabul ediyor. Londra’da yaşıyor en çok ve Londra’da ölüyor. Bütün olaylar Londra’da geçiyor. Marx, Engels hepsi. Karl Marx haftalık yayınlanan kendi grubuna ait gazetede yazdığı yazılarda İngiliz ekonomisini acayip övüyor. Hindistan işgali nedeniyle büyük kazançlar elde ettiğini söylüyor İngiltere’nin. Halbuki bu zulüm. Yani gayri ahlaki bir hareket. Gariban bir ülkeyi gidip işgal ediyorsun sömürüyorsun. Bunun neyi takdir edilecek gibi olsun? Hindistan işgali nedeniyle büyük kazançlar elde ettiğini söylüyor İngiltere’nin. Ve bir sosyalist yapılanmayla gücüne güç katacağını sürekli yazıp Hindistan sömürüsünü ateşli bir şekilde savunuyor Karl Marx. İngiltere’yi de öve öve göklere çıkartıyor. Yani anlamayan kalmamıştır herhalde konuyu.

Biz Öcalan’ı kaynak olarak vermiyoruz. “Herkes farkında. Öcalan bile farkında” diyoruz. Artık olayın vahametini anlatmak için. Yoksa kaynak Öcalan’dır demiyoruz. Ve bunu bilmeyen yok. Herkes biliyor. Şu an bunu herkes öğrenmiş durumda.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Halep’te yüzden fazla çocuk bir binada mahsur kaldı. Suriye’nin Halep kentinde ağır saldırı altındaki bir binada yüzden fazla çocuk mahsur kaldı. Birleşmiş milletler çocuk fonu UNICEF çocukların binadan derhal tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

ADNAN OKTAR: Tabii, kısa bir ateşkes yapsınlar. Çocuklar çıkarılsın. Halep’ten de dışarı çıkarılsınlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Beşiktaş’ta gerçekleştirdiği hain saldırıyla ilgili bazı bilgiler açığa çıktı Adnan Bey. Üç hafta önce Suriye Resulayn’dan geldiği öğrenilen dört teröristin orada MLKP tarafından kurulan kampta eğitim aldıkları ortaya çıktı. Örgütün İstanbul’da bir başka merkezde eylem planı hazırlığı halinde olduğu ancak 1 Aralık’ta eylem planını değiştirdiği anlaşılıyor. Üst yüz bir devlet yetkilisinin İstanbul’da bir etkinliğe katılacağı bilgisi üzerine eylem yerinin Beşiktaş Dolmabahçe olarak değiştirildiği iddia ediliyor. O gece Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım İstanbul’da ödül törenine katıldılar. Araçta biri başörtüsü takmış kadın olmak üzere iki kişi tespit edildi. Trafikte dikkat çekmemek için birlikte gezen ve aile görüntüsü veren teröristler kameralara yakalanmamak için MOBESE ve EDS noktalarından geçerken aracın güneşliklerini indiriyorlar. Kullandıkları patlayıcı ise şöyle yapılıyor. Cıvata, soman, vida ve bilyeler, herhangi bir metal parçası ya da bozulmuş makina parçaları ev yapımı patlayıcılarla birleştiriliyor. Bu tür kalleş saldırıların maliyeti çoğunlukla yüz elli doları geçmiyor.

ADNAN OKTAR: Asıl Tayyip Hoca’ya yapılmış suikast söylemiştim. Bak yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Onun arabası geçerken falan patlatmayı düşünüyorlardı herhalde. Ama zaman ayarlamasını yapamadıkları için. Çünkü o birkaç dakika bile fark onların amacını ortadan kaldırır. Bir dakika bile onlar için önemli oluyor. Onu ayarlayamadıkları için kendi kafalarına göre orada patlatmışlar. Ama gözdağı tabii kendilerince. İngiliz derin devletinin yeni bir gözdağı yöntemi daha. Darbe, darbenin arkasından bu. Zaten “suikast yapacağız” diyorlardı. O suikastlardan biri bu. Bu direkt Tayyip Hoca’ya yapılmış bir suikast.

Evet, dinliyorum

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’da Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde çevik kuvvet polislerine hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Size verilmiş olan hakları kesinlikle terörle mücadelede kullanmaktan çekinmeyin. Bu hakkınızı kullanın. Eğer zalime merhamet ederseniz mazluma ihanet etmiş olursunuz. Asla zalime merhamet etmeyin. Gereği neyse onu yapın. Hele hele terörist. Size bu devletin yasalarının verdiği yetkiler var. Bu konuda valimiz, emniyet müdürümüzle konuştuk. Hiç çekinmeyecekler gereği neyse yapacaklar. Bizler de devlet olarak her zaman tüm polis teşkilatımızın, silahlı kuvvetlerimizin yanında olacağız.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf da vardı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam kalpak taksın kalpak. Bu soğukta başı açık olmaz. Güzel böyle Çerkez kalpağı taksın. Bayağı yakışır.

GÖKALP BARLAN: Tayyip Hocam tekrar “şehitlik bize de nasip olur” diye tekrar açıklama yapmıştı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam dindardır. Ta çocukluğundan, gençliğinden itibaren dindar. Çok çile çekmiş. Acı çekmiş. Çilenin içinden geçmiş bir insan. Gider Güneydoğu’da o zaman Milli Selamet Partisi vardı. Onun tanıtımını yapmak için evlerde kalır, yerlerde yatar. Çok fakir hayatı yaşadı. Çok zorlu bir hayat yaşadı. Allah'ı sever, dini sever, Müslümanı sever. Ama seyretmek olmaz. Hadi sen bir şeyler yap. Biz seni seyredelim olmaz. Yardımcı olmak lazım, yalnız bırakmamak lazım. Bak “yalnız değilsin” dedim. Teşekkür etti. Dedi “evet ben yalnız değilim artık” dedi. “Yalnız olmadığımı anladım” dedi. Yalnız havanın iyi bir günü o toplantıyı yapalım. Büyük bir miting yapılsın. Hava durumuna göre ayarlasınlar. “Yalnız değilsin” diye. Unutulmasın o konu.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan’ın çevik kuvvetle konuşmasından bir bölüm vardı Adnan Bey. "Rabbim şehitlerimize, tekraren söylüyorum, rahmet eylesin. Ama Kuran’ı Kerim'de müjdesini veriyor. “Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyiniz. Onlar 'diridirler' siz, bilemezsiniz.” (Bakara Suresi, 154) Birçok ayette de Rabbim’in ifadeleri var. Rabbim, cenneti karşılığında, sizin bu atacağınız adımları ne yapar? “Satın alır” ifadesi geçiyor. Çok manidardır. Onun için bu yolculuğunuz boş bir yol değil, boş bir yolculuk değil. Rabbim, inşaAllah bizlere de bu makamı lütfetsin. Ve bu yolda hep beraber omuz omuza yürüyeceğiz.”

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. Güzel demiş.

Lenin’de hep İngiltere’de Londra’da bütün faaliyetler, çalışmalar. Onu eğittikleri yer Londra. Lenin’in Londra’da yaşadığı evini göstersene. Evet, bu evde kalmış. Burada İngiliz derin devleti tarafından eğitilmiş adam. Karl Marx da British Museum var biliyorsunuz gençlik yılları hep oralarda. Hep oralarda kendini yetiştirmiş. Onu orada yetiştirmişler daha Türkçesi. Karl Marx’ın ünlü öğrencilerinden Hegel de, Mevlana’yı öven ve kitabında Mevlana’nın yirmi bir beytine yer veren bir adam. Yirmi bir beytini açıklamış Hegel, Mevlana’nın. Acayip etkisinde kalmıştır. Hegel kitabında Mevlana’dan “mükemmel Rumi” diye bahsediyor. Hepsi aynı görüyor musunuz? İngiliz derin devletinin, yönlendiren adamların bütün üslubu, dili, felsefesi hepsi aynı. Daha sonra Marx da Hegel’in okuduğu Rumi’den çok etkileniyor. Onun da aynı şekilde Rumi’yle ilgili çok fazla sözü var. Hepsi Rumi konusunda ittifak etmişler. İngiliz derin devleti de ittifak etmiş. Ed Hüseyin de ittifak etmiş.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Müslümanın Müslümanı Öldürmesi

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Şafak Yazarı Hasan Öztürk, İngiliz derin devletine dikkat çekti yazısında. Şöyle diyor, “Dün Lawrence’in kandırıp, örgütlediği bazı Arap aşiretler Hicaz’da başımıza musallat olmuştu. Bugün Michael Rubin’ler, Henry Berkeley’ler gibilerin eliyle yönlendirilen FETÖ, PKK gibi örgütlerle Anadolu’da başımıza musallat oluyorlar. Dün Medine’yi, Hicaz’ı içerideki hainlerle düşüren İngiliz aklı, bugün yine içimizdeki hainlerle İstanbul’u, Ankara’yı düşürmeye çalışıyor. 100 yıl önce içimizdeki satılmışlarla bizi lime lime edenlere bu kez fırsat vermeyeceğiz.” dedi.

ADNAN OKTAR: Resmini göreyim. Aferin, çok güzel. Tebrik ediyoruz kardeşimizi. Her gün bir aydın, her gün birkaç aydın ve önemli kişiler bunlar, İngiliz derin devletine bütün açıklığıyla dikkat çekiyorlar. Bu şimdi Ortadoğu’da bir salgın gibi yayılacak, moda gibi. Etkili bir fikir akımı olarak bu bela bütün dünya tarafından öğrenilecek. Bu kanlı porsuğu saklandığı yüz metre yerin altındaki deliğinden çıkaracağız. Bu kanlı köstebeği çıkaracağız. Bütün oyunlarını, bütün hilelerini gözler önüne sereceğiz. Kitabım da süratle hazırlanıyor. Rezil kepaze olacaklar. 150 yıldan beri aydınlar böyle açıklama yapmıyordu. İlk defa bizim öncülüğümüzde Türk aydınları şahlandı, Allah’a şükür. 150 yıldan beri yoktu böyle bir şey. İlk defa oluyor, Allah’a şükür.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz gün Suriye’de askerlerimizin Suriye uçağı tarafından vurulması olayında, İngiltere’nin parmağı olabileceği iddia edildi. Turkey Diplomatic Gazetesi’nde yazan Mark Curtis imzalı “Britanya’nın yedi gizli savaşı” başlıklı yazıda, Amerika ve İngiltere’nin ortak şekilde hangi ülkeye ait olduğu belli olmayan dronlarla hedef ülkelerde ve güçlere karşı operasyonlar düzenlediği anlatıldı. Dronları farklı ülkelere aitmiş gibi göstermek çok kolay olduğu için İngiltere ve Amerika’nın bu yöntemi kullandığı ifade edildi.

ADNAN OKTAR: Daha ilk gün söyledim İngiliz derin devletinin yaptığını. Adam günler sonra bak açıklama yapıyor. İlk gün söyledim.

Bazen böyle İngiliz derin devletine yanaşmaya çalışan Ürdünlü kızlar oluyor. Garibanlar yani Ürdün’de yaşamak istemiyor. İngiltere’de zengin bir hayat yaşayacağını zannediyor. Fakir oldukları için de bunları aşağılıyorlar, İngiliz derin devletinin elemanları. Onlar da hep sahtekarlık yapıp, kendilerini zengin gösteriyorlar. Trilyoner, gemileri var, fabrikaları var. Akıl almaz zengin, parasını nereye koyacağını şaşırmış falan. Hayret edilecek şekilde o ahmaklar da bazen inanıyorlar onlara. Paraları beraber yiyeceklerini düşünüyorlar. Onlar da o ümitle, onlarla o bağlantıyı devam ettiriyorlar kendi kafalarına göre. Ama tabii hikaye bir yere kadar gidiyor. Adamlar sonra onların sahtekar olduğunu anlıyorlar. Anladığında daha da kinlenip, kendi aralarında bunların ırzına geçip, hem bunları o casusluk konusunda mecbur olacakları şekilde bir kilitleme yapıyorlar. Çünkü hepsi ırzına geçmiş çocuğun. Yahut erkek çocuğuysa onun da ırzına geçiyorlar. O şekilde artık o, insan içine çıkamayacak hale geliyor. Ve İngiliz derin devleti bunları sonuna kadar kullanıyor. Ama bu arada da çok sevdiklerini, güvendiklerini, değer verdiklerini iddia ediyorlar. Onlar da onu yiyor. Kadın ajanları var. Hepsini öldürdüler teker teker. Genç yaşta öldürüyorlar. O eski ajanları göstersene.

KARTAL GÖKTAN: Gösterebiliriz. Christine Granville, Krystyna Skarbek, Melita Norwood, Noor Inayat Khan, Vera Atkins, Violette Szabo, Virginia Hall, Gertrude Bell, Anne-Marie Walters, Eliane Plewman, Odette Sansom, Cecile Pearl Witherington, Nancy Wake.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletinin kullandığı zavallılar bunlar. Yüzlerce erkek delikanlı çocuk var. Bayağı yakışıklı falan. Hepsinin ırzına geçmişler ve hepsini kullanmışlar.

VTR: Münafık Sürekli İyilik ve Güzel Ahlak Gördüğü Müslümanlara Karşı Çok Nankördür

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Suriye’nin kuzeyindeki Doğu Halep bölgesinde Beşar Esad rejimi ve İran komutasındaki Şii milislerin ele geçirdikleri semtlerde sivillere yönelik katliamda bulunduğu ortaya çıktı. Görgü tanığı Mahmut Şeyh, milislerin 4 kadınla 9 çocuğu diri diri yaktığını, 67 erkeği de kurşuna dizdiğini aktardı. Şeyh, Anadolu Ajansı muhabirine açıklama yaparken “Adımı kimliğimi gizlemeye gerek yok, korkacağımız bir şey kalmadı, biz de öleceğiz zaten” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Bunu diyen kim?

KARTAL GÖKTAN: Görgü tanığı Mahmut Şeyh isimli bir kişi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, Şiilerle ilgili İran’la konuşulabilir yani nihayetinde hepsi Müslüman, böyle azgınlığa kepazeliğe gerek yok. İran’la bunu konuşalım. Yani olacak iş değil. Sünnilerin içinde dangalaklar çıkabilir onların etkisinde kalmaya gerek yok yani genel olarak Sünni-Şii kardeş ama bunu alimlere açıklatmak gerekiyor yani Hazreti Ali (ra) dedin mi gözleri dolan insanlar, mübarek muhterem insanlardır.

Halep’te sivillerin ve muhaliflerin tahliyesi için anlaşma sağlanmış, Halep’teki ateşkes anlaşması Türkiye ve Rusya’nın arabuluculuğuyla sağlanmış, bu akşam 18:00 itibariyle devreye girmiş, ilk otobüsler Halep’e ilerliyormuş. Muhaliflerle siviller İdlib’e götürülecekler, otobüsler Türkiye’nin garantörlüğünde olacak. İşte bak bu da bizim duamıza icabet, daha yeni söyledik. Değil mi? Daha yeni söyledik. Allah’a şükür. Elhamdülillah. İki tarafı bir karşılıklı canlı yayında karşı karşıya getirtip konuşturtmak lazım yani birbirine sarılmalarını, kardeş olduklarını göstermek lazım. Bir kere Şii alimleri ve Sünni alimleri bir araya gelsinler, birbirlerine bir sarılsınlar. O işte Sistani şu bu falan onlar da gelsin, bizim Diyanet İşleri Başkanı da gelsin. Şii-Sünni kardeş, ne fark eder? Diyor ‘Sünniler işte şuraya hakim oldu, Şiiler buraya hakim oldu.’ Kim olursa olsun hepsi Müslüman, ne fark eder yani? Şii camisine gider ben namaz kılarım, Sünni camisinde de kılarım ne fark eder yani? Ben Şii mahallesinde olsam iftihar ederim Sünni mahallesinde olsam iftihar ederim aynı. Yani elmasın iki parçası, ikisi de elmas gibi değerli. Yalnız alimleri hocaları işte kimse itibar edilen adamları bir araya getirmek gerekiyor onun üstünde duralım. İran diyanetine bakan kimse efendim Türk diyaneti, Suriye diyaneti ileri gelenleri kimse şeyhleri hocaları bir araya getirelim birbirine sarılıp kucaklaşsınlar kardeşim. İnanılır gibi değil, Allah’ımız bir, Kitabımız bir, Peygamberimiz bir, kıblemiz bir yani ne oluyoruz birbirini doğrayacak ne var yani? Çok akılsızca hareketler. Şii milisler de laf söz dinlemeyecek adam değil bunlar, Şii ileri gelenleri konuşsa bunlar hemen itaat ederler. Gayet kolay yani kim var orda? Sistani var şey var Mukteda Es-Sadr var, tamam yani birkaç alimle konuşulsa buradan da alimler gitse konuşurlar mesele biter. Onlara rağmen bu adamlar muhalif hareket yapamaz yani Mukteda Es-Sadr yahut Sistani dese ki böyle bir şey sakın yapmayın dese konu biter. Çünkü bu İngiliz Şiiliği var çok zalim, sevgisiz. Sünni-Şii ayırımı konusunda çok kararlı, Sünnilere düşman deli bir Şiilik anlayışı, İran karşı bu Şiilik anlayışına, tamamen İngiliz derin devletinin kontrolünde bunlar. Eğer böyle bazı çakallar varsa yani bunlara katliam yapıyorsa Sistani’nin bunu kabul edeceğini zannetmiyorum, Mukteda Es-Sadr da kabul etmez, söylenir uyarılır kabul etmezlerse yine deliliklerine devam ederlerse bir tedbir alınır yani ona bir yol bulunur.

Bu arada Türkiye’nin üstüne bayağı bir saldırı var anladığım kadarıyla, şimdi aşağıda emekli tanınmış bir subayla konuştum yani çok mühim görevde olan birisi efendim yani bu konuların hepsini bilen bir insan. Şimdi Kıbrıs’ta da, o Kıbrıs’ta uç olan bir kısım var ya o bölüm istiyormuş, o bölümdeki kara parçasını istiyorlarmış Kıbrıs’taki Rum yönetimi; bu riskli hiç olmayacak bir şey. Türkiye’nin burnunun dibinde yani olacak iş mi? Yani şaka gibi, belli ki İngiliz derin devletinin kışkırtmasıyla yapıyorlar mantığı yok. Biz çok büyük bir kara parçasını onlara verdik zaten, Kıbrıs’ın tapusu bizim üstümüze, Osmanlı tapusu var resmi tapu. Biz buna rağmen Güney Kıbrıs’ı onlara olduğu gibi verdik ve çok büyük bir toprak parçası, istesek tamamını alırdık almadık verdik, konu bitmiştir bunun uzatılmasına gerek yok. O Güzelyurt falan oraları da istiyorlarmış öyle bir konu olmaz, mevcut sınırların üstünden konunun bitirilmesi lazım uzatmaya gerek yok. Ha bu anlaşma yapıldıktan sonra sınırları kaldıralım, kardeş olalım Rumlarla yani herkesin yeri belli olsun sonra sınırı açalım yani pasaport ve vize olmasın. Rum kesiminden Türk kesimine, Türk kesiminden Rum kesimine rahatça geçiş olsun. Ne fark eder ya senin benim bilmem ne falan işte adı konulmuş bitmiş. Geleceksen yine gel, ev alacaksan al buyur yani kimsenin sana bir şey dediği yok, fabrika kuracaksan gel kur ama bir şey yaptığın yok zaten.

Hamaney de barışa çağırabilir, Hameney’in de sözü dinlerler ama adam çıkar derse ki, ben Hamaney’i dinlemiyorum, Sistani’yi dinlemiyorum efendim Mukteda Es-Sadr’ı dinlemiyorum e o zaman neyi dinleyeceğin bellidir ona göre bir tedbir alınır.

Bir de Yunanistan’ın bu sıkışık durumunda iş çıkartması da yine İngiliz derin devletinin teşvikiyle oluyor bak o burun kısmını istemelerinin hiçbir mantığı yok. Ora böyle bereketli bir yer de değil, bir şey de yok yani ekime falan da müsait değil, dağlık alan orası. Sırf fitne için istedikleri belli. Askeri amaçla istiyorlar o çok tehlikeli bir şey, onu kabul etmeyeceğimiz belli. Bu İngilizlerin teşviki yani onların yapacağı iş değil bu, direkt İngiliz derin devletinin teşviki. Bir de çaktırmadan bu 12 Adaların çevresinde küçük adacıklar vardı, bunlar onları çaktırmadan almış eğer yanlış duymadıysam yani bu çok müthiş bir münasebetsizlik, şimdi o konu hakkında bana bilgi getirecekler, eğer doğruysa rezalet. 12 Adalar o Yunan işte İtalyanlarla yapılan anlaşma döneminde bırakılmıştı, çok büyük bir hata, çok galiz bir hata ama yani etrafındaki adalar yani kimse onları onlara vermedi öyle bir şey de yok.  Bunları da alıyoruz falan diye hani bakkaldan bir şey alırsın yanında oradaki bakkalın kenarında köşesinde bir şeyler varsa onları da alır götürürsün, sen aldığın şeyi almışsın, o adaları sana kimse vermemiş, önüne gelen her adayı sen işgal etmeye kalkarsan bu olmaz, müthiş bir münasebetsizlik ve pervasızlık. İktidara gelir gelmez ‘biz Yavru Vatan değiliz’ diye açıklama yapmıştı oradaki Kıbrıs’taki Türk yönetimi, çok büyük bir hata yani belli ki orası Türkiye’nin dostu olan bir toprak parçası, Türkiye’ye ait bir toprak parçası, Türkiye olmasa zaten orada Türk bırakmazlardı, bir kişi kalmazdı yani. Türkiye’nin askerini çekmesi durumunda zaten akıl almaz katliam olur orada, daha önce rezalet çıkmıştı.

Bu vahşilik yapan Şii milisler İngiliz derin devletinin yetiştirdiği Darwinist, materyalist ve homoseksüellerden oluşan azgın güruh, bunlar Şiilikle alakası olan insanlar değil. Şiiler sevgi doludurlar, aklı başındadırlar. İngiliz yanlısı Şii anlayışı. İran bunlara karşı. İranlı değerli büyük alimlerle görüşelim, büyük hocalarla görüşelim, Diyanet de devreye girsin bunlara bir kısa nasihat edilsin, uyarı yapılsın, uyarıdan anlamazlarsa anlayacakları dilden konuşuruz.

Türkiye birlik içinde hareket ettiği müddetçe kimse yenemez çünkü 83 milyon çok büyük bir sayı, muazzam bir güç yani buradan sen en az 10 milyon asker çıkartırsın. Bir de cesur bir millet olduğu için, kararlı kabadayı bir millet olduğu için müdahil olmaya kalkanlar için tehlike yüz misli daha büyük. Mesela bazı ülkeler var, adam işgal ediyor sesini çıkartmıyor cesur değil fıtraten yani kabadayı ruhu yok. Türk milletinde genetik olarak bir kabadayı ruhu var yani Allah’ın hikmeti yüzyıllardan beri var Allah öyle yaratmış.  Mesela Çanakkale’de her yerde kendini göstermiş, hayret ediyor insanlar da yani ‘bu cesaret nasıl oluyor?’ gibisinden ama var. Mesela işgal, canları çok çekti o zaman 15 Temmuz’da. Türkiye’nin Güneydoğu’suna Amerikan askerleri dolmuştu, Kıbrıs’a da yaklaşık 50 bine yakın hem komando hem paraşütçü komando getirdiler, kraliyet donanması da dayandı İzmir’e yakın yere geldiler ama sıktı yani kalpleri sıkıldı daha Türkçesi, pardon mardon deyip gireceklerdi aslında yani darbenin başarılı olmasını beklemeyeceklerdi yani onları ilgilendirmiyor darbenin başarısı. Tanklar var dışarıda, kargaşa var, bombalar atıyor meclise falan ortalık karıştı vatandaşımız var kurtaracağız bu kadar.  Bu bahaneyle gireceklerdi ama millet sokağa dökülünce çünkü normal bir ülkede, yani herhangi bir ülkede tanklar sokağa çıktığında vatandaş eve giriyor, öyle askerin karşısına millet göğsünü açıp ‘gel beni vur’ der gibi çıkmıyor, öyle bir olay yok. Dünyanın her tarafında yani darbe varsa bitti yani, bir de ufak darbe falan diye de bir şey olmuyor yani küçük darbe falan halk ses çıkartmıyor ama burada “bir dakika ne oluyor” falan dediler. Bizim semtin kabadayısı bir delikanlı vardı, oraya bir subay yüzbaşı gelmiş elinde silahla falan “herkes evine gitsin” demiş o da kahvede oturuyormuş “Ne oldu?” falan demiş. “Nereden icap etti bu?” Falan demiş. “Olur mu ya öyle şey” demiş. “Darbe marbe bırak şimdi böyle şeyleri” demiş. “Sen hadi birliğe git işine bak” falan demiş. Çok büyük arbede çıkmış orada. Yaralandı ama maşaAllah hakikaten harbi kabadayı böyle Karadenizli. Şimdi semtin adını da efendim gazi koyacağız inşaAllah o zaman teklif etmiştim. Belediye düşünüyor. Adam da şaşırmış yani elinde silah olduğu halde. “Sen ne yapıyorsun ya?” falan demiş. Bizim milletin mayasında var çocuk delikanlılara bakıyorum maşaAllah hepsi kabadayı. Nasıl bunu elde ettiler? İşte Allah kalplerine ilham ediyor.

EBRU ALTAN: Sizin anlatımlarınızın da çok büyük etkisi oldu.

ADNAN OKTAR: Eğitim tabii eğitim, imani konular, şehadetin kapsamlı anlatılması. Şehadeti gençler sevdi. Beni de en çok izleyen gençler, üniversite gençliği. Hemen hemen her yurtta gizli veya açık izleniyorum. Öğrencileri görüyorum. Geçen gün yine çarşıya çıktım. Mesela Suriyeli birisi geldi. “Hocam” dedi “Ben Suriyeliyim” dedi. “Suriye hakkında konuşuyorsunuz” dedi. “Ne konuşuyormuşum söyle?” “Hep bizi koruyorsunuz Hocam” dedi. MaşaAllah demek ki muntazam takip ediyor. Yine Iraklı birisi geldi o da öyle. Benim görüştüğüm gençler hep modern gençler. Güzel bir model meydana geldi. IŞİD mantığına da efendim işte bu FETÖ mantığına da tamamen zıt, gerçek İslam’da rahatça eğlenebileceklerini, dekolte de giyinebileceklerini, müzik de dinleyebileceklerini her şeyi gördüler. Ama rahmetli Atatürk de bu zemini hazırlamasaydı biz bu kadar rahat olmazdık işin doğrusu. Abdülhamit dönemindeki kafa devam etmiş olsaydı ne olurdu bilmiyorum.

İngiltere’nin sömürgesi olmuş ülkeleri sayıyorum yakın zamana kadar yani 1900’lere kadar; Afganistan, İran, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin, Libya bak hepsi İngiliz yönetiminde. Nijerya, Somali, Kuveyt ve Lübnan. Bu sırf küçük örnekler, yakın zaman örnekleri bunlar. O pasifikler işte Asya masya falan adamların girmediği hiçbir yer kalmamış. Pakistan, Hindistan zaten o bölgeler yani Asya’daki hemen hemen her yer bunların kontrolünde. Bak demin saydım. Karl Marx, Londra’da yaşamış. İngiliz eğitimi almış. İngiliz derin devletinin eğitiminden geçmiş. Lenin o da Londra’da eğitim alıyor. O da İngiliz derin devletinin eğitiminden geçiyor. Hitler’e oluk oluk para akıtıyor adamlar resimlerini de gösterdim. O resimler var mı? Nazilere selam veriyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Bakalım.

ADNAN OKTAR: Kraliyet mensupları.

Eskiden şehit cenazelerinde hep üzüntü mesajları olurdu. “Kahrolduk, perişan olduk, yıkıldık, ocağımıza ateş düştü, annelerin içi ağlıyor, artık ızdırap ve ateşin içinde kaldık” falan böyle. Şimdi bak gençlik hep yiğitlik, delikanlılık üstüne. “Yanlarına bırakmayacağız, Türkiye’yi böldürmeyeceğiz, asla yılmayacağız, korkmayacağız, bütün yapıp ettikleriniz boşa, ne yaparsanız yapın devam edeceğiz.”

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: “Hepimiz şehit olacağız.”

ADNAN OKTAR: “Hepimiz şehit oluruz, vatandan bir karış toprak vermeyiz” üslup buna dönüştü.

EBRU ALTAN: Bazı anneler hatta evlatlarını gülerek uğurluyorlar şehit olduklarına seviniyorlar.

ADNAN OKTAR: Bak “bir tane oğlum şehit oldu” diyor. “Bir tane daha var onu da gönderiyorum” diyor. “Ben de şehit olmak istiyorum” diyor. Böyle millet yenilmez. Adamın bütün yapıp ettiklerini sen boşa çıkarıyorsun. Ben bunu dedim diye İngiliz derin devletinin uşakları acayip bir feveran ettiler. “Sen nasıl böyle etkilenmiyoruz dersin? Nasıl yas tutmazsın? Efendim nasıl ocaklara ateş düştü demezsin? İşte nasıl perişan olduk demezsin?” diye bayağı bir ağladılar. Ben sizin kafanızda değilim bunu bileceksiniz. Benim kafam yiğitliğe çalışır, delikanlılığa, dürüstlüğe çalışır. İngiliz derin devletinin tehditlerine, alçaklığına boyun eğiyorsanız yazıklar olsun size. Sözüm kime, onlar kendilerini biliyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İngiltere tarihinde bugüne kadar işgal ettiği toprakları gösteren bir harita vardı dünya üzerinde.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Sadece yirmi iki ülkeyi işgal etmemiş. İşgal ettiği ülkeler dünyanın yüzde doksanını, mavi olan bölgeler.

ADNAN OKTAR: Bak şu mavi olan bölgeler.

BÜLENT SEZGİN: Tamamen İngiltere’nin işgal ettiği.

ADNAN OKTAR: Açık renk olanlar hariç.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bak koyu mavi olanlar hepsi İngilizlerin işgal ettiği bölgeler. Bütün dünyayı işgal etmişler. İşgal etmedikleri hiçbir yer kalmamış.

BÜLENT SEZGİN: Şu anda dünyada yirmi iki ülke Birleşik Krallık’a bağlı.

ADNAN OKTAR: Halen.

BÜLENT SEZGİN: Halihazırda evet.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

BÜLENT SEZGİN: Şu anda dünyada yirmi iki ülke Birleşik Krallık’a bağlı. Bunların arasında Kanada, Güney Afrika.

KARTAL GÖKTAN: Avusturalya, Yeni Zelanda gibi ülkeler var.

ADNAN OKTAR: Halen bağlı.

BÜLENT SEZGİN: Halen bağlı evet.

EBRU ALTAN: Kraliçe’ye hizmet ediyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Kraliçe vali atıyor bu ülkelere.

ADNAN OKTAR: Eskiden elli sene önce, otuz sene, kırk sene önce hiçbir devlet görevlisi başbakan, cumhurbaşkanı “Allah bizi de şehit etsin” dememiştir. Hiç duyulmamıştır. Ta Abdülhamit döneminden beri yok. İlk defa bizler dedikten sonra Allah’a çok şükür Allah vesile etti. Bütün devlet erkanı “Allah bizi de şehit etsin” diyorlar. “Allah bize de versin o nimeti” diyorlar ilk defa. Güzel örnek oluyoruz, vesile oluyoruz.

Demin gelen komutanımıza milis kuvvetlerini sordum. O bu işin içinde olan birisi yani konuları çok iyi bilen birisi. “Hocam çok tehlikeli olur” dedi. “Aman gözünü seveyim” dedi. “Kontrolü mümkün olmaz” dedi. “Çok zor olur” dedi. Aslında bir önüyle haklı. Çünkü siyasi iktidarlar sürekli değişiyor. Bu milislerin başı kim olacak, ideolojisi ne olacak belli olmamış olacak. Kafasına eser birisi Kabakçı Mustafa gibi başlarına geçer olay çıkartır. Ama bu Seferberlik Tetkik Kurulu daha önce işte düşman işgali olduğunda harekete geçmek üzere yaklaşık herhalde eğer yanlış bilmiyorsam üç yüz bin kişilik bir kuvveti hazır etmişlerdi. Bunların tabii tanksavar silahları da var, otomatik silahları var. Ama yeraltında gömülü. Yahut özel bir yerlerde gömülü. Ama işte bu son FETÖ operasyonlarında kozmik odaya girildi. Bu insanların hepsi deşifre edildi adresleri, evleri falan üç yüz bin kişinin. Mecburen ilga ettiler. Çünkü biliniyor hepsi, kim olduğu hepsi biliniyor. Silah depolarının yerlerini de öğrendiler. Şimdi nasıl olacak? İşte Genelkurmay başkanı yiğit, delikanlı bir insan yeniden tanzim olunabilir. “Hocam” dedi “çok vakit alır” dedi komutan. Öyle kısa, aslında olabilir niye olmasın? Yine emekli subaylardan, emekli polislerden değil mi? Zaten hizmet etmiş vatana millete, olmayacak bir şey değil. Yine yapılabilir efendim düşman işgaline karşı. Darbeye karşı, o olmuyor yani darbeye karşı. Darbede, darbe ancak düşman işgaliyle ittifak halindeyse olur. Ama normalde darbeye karşı koymuyor onlar. Çünkü benim bildiğim eğer yanlış bilmiyorsam Menderes döneminde de vardı öyle bir yapılanma ta Menderes döneminde vardı. Onda hiç karışmadılar onlar darbeye. Darbeye karışmaz da ama darbeciler hainse işgalcilerle işbirliği yapıyorsa o zaman devreye girerler tabii devreye girmeleri gerekiyor. Bu hukukla kanunla tabii sabitleştirilen bir şey.

Bak The Sun Gazetesi İngiliz kraliyet ailesine ait eski bir filmi ortaya çıkardı. Filmde İngiliz Kralı Sekizinci Edward İngiltere Kraliçesi Elizabeth ve kardeşi Margaret, Nazi selamıyla insanları selamlıyorlar. Bak çocuğa bile Nazi selamı verdirtiyorlar görüyor musun? İkinci resimde yine İngiltere Kralı Sekizinci Henry ve eşinin Hitler’le selamlaşmaları. İngiltere’nin Kıbrıs’taki Ortadoğu’yu dinledikleri büyük üssün yukarıdan çekilmiş fotoğrafı var onu göster. Bir ülke orada o artık böyle bağımsız bir ülke gibi. Kıbrıs topraklarının yüzde üçü.

BÜLENT SEZGİN: Evet, geldi.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit tarafından İngilizlere verilmiş bu bölge. Her yer casusluk için kullanılacak teknik alet edevatla dolu, her yer. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı halifesinin yanındaydı Şii kardeşlerimiz. Birinci Dünya Savaşı’nda Şii dünyası Osmanlı halifesinin yanında mücadele etti. O resimlerini göster. 

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Tek tek göster resimleri.

KARTAL GÖKTAN: Şeyh Muhammed Rıza ve mücahitler.

ADNAN OKTAR: Bak hepsi Şii bunlar aslan.

KARTAL GÖKTAN: Necef’ten Kutül Amare’ye giden Şii Ulema.

ADNAN OKTAR: Bak hepsi Osmanlı ordusuna yardım ediyor. Dikkat edin.

KARTAL GÖKTAN: Kazımiyye’den Kutül Amare’ye giden Şii Ulema.

ADNAN OKTAR: Bütün güçleriyle Osmanlı’ya yardım etmişlerdi o devirde. Mümin, Müslüman tertemiz insanlar. Osmanlı da bağrına basmıştı.

BÜLENT SEZGİN: Şamil Tayyar’ın bir açıklaması vardı Adnan Bey televizyonda.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

BÜLENT SEZGİN: “Yeni bir derin devlet oluşturulacak. Bunlar milletten emir alacak” açıklamasını yaptı. Şöyle diyor; “Derin devlet kötü bir şey değil. Türkiye gibi bu zor coğrafyada bir ülkenin mutlaka derin devletinin olması lazımdır. Kendi küllerinden kendini oluşturan bir devlet anlayışını ifade eder bu. Ama maalesef derin devleti ele geçiren bürokratik oligarşi bunu kendi iktidarının aracı olarak gördü. Şimdi diyoruz ki Türkiye’de yeni bir derin devlet oluşturulacak. Bunlar milletten emir alacak.”

ADNAN OKTAR: Hoca’yla bir görüşün. Neyi kastediyor bir anlayalım.

BÜLENT SEZGİN: Tamam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Barlas, Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu ve Gülen örgütüne aldığı tavır nedeniyle çeşitli saldırılara uğrama konusunda hazırlıklı olduğunu söyledi. Ancak bizi asıl şaşırtan ve hazırlıksız yakalayanın içimizdeki bazı insanların münafıklıkları yani hainliklerinin olduğunu belirtti. “Kendi vatanına kin kusan bu insanlar acaba hangi okullarda eğitim almışlar? Hangi çevrelerde kendi insanlarına karşı bu kadar kinle beslenmişler? Asıl şaşırtıcı olan bu” dedi.

ADNAN OKTAR: Kapalı konuşmaya ne gerek var? İngiltere’deki okulları tek tek saysın. Ne çekiniyorsun? Münafık konusunu ama çok iyi anlamış Barlas.

Hindistan’dan, Pakistan’dan böyle dolandırıcı tipler var. İngiliz derin devletini tokatlamak istiyorlar. Onları böyle kandırmak, onlardan para çıkarmak. O avanaklar da onları tokatlamak istiyor. İkisi de birbirini kandırıyor. O onlara trilyoner olduğunu söylüyor. Onlar dünyayı yönettiklerini işte ona istediği her türlü imkanı vereceğini, Kraliçe’yle karşılaştıracağını falan. Azılı sahtekarlar, azılı dolandırıcılar karşı karşıyalar.

Böyle efemine gençler var delikanlılar Pakistan’da, Hindistan’da hepsi onlarla bağlantı halinde işte “falancanın oğluyum” işte “çok zenginim” falan. İngiltere’de okumuş ülkesine dönmüş ama kaale almamışlar yeniden bir şeyler yapabilmek için, bu sefer onları götürüyorlar İngiltere’ye. Hiç ummadığınız adamlar İngiliz eski siyasetçiler şunlar bunlar birçoğu bunlarla cinsel ilişkiye giriyor ve birçoğu sonra homoseksüel oluyor. Zaten sonra da sırıtıyorlar ekranlara çıkıp konuşuyorlar. “Sonsuza kadar ayrılmayacağız” diyorlar nasıl olacaksa. Böyle kendi elemanlarına bunu söylüyor “sonsuza kadar ayrılmayacağız.” Ya kardeşim ahirete inanmıyorsunuz sonsuzluk nasıl olacak? “Otuz sene seni görmesem” diyor “yine unutmayacağım karşılaştığımızda devam edeceğiz” diyor. “Bir yerde mesela bir ülkede olsan bizden bağlantın imkanın kalmasa” diyor “otuz yıl sonra da olsa görüşsek yine” İngiliz derin devletinin devam edeceğinden emin otuz yıl. Kendinin de yaşayacağından emin onun da yaşayacağından emin. Bu hayret edilecek şey işte akıl çöküntüsünün, iman zafiyetinin yahut imansızlığının ne kadar insanı perişan hale getirdiğini gösteriyor.

EBRU ALTAN: Siz bir de sadece vaatle hiçbir şey vermeden kandırdıklarını anlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devleti hiçbir zaman için para harcamaz. Karşı tarafa sadece çok zeki, çok akıllı olduğunu, çok görgülü, çok kaliteli olduğunu, “tam bir İngiliz’sin” diyor mesela iltifat bu. “Tam bir İngiliz’sin” o da eriyor böyle hoşaf oluyor. “En güzel konuşan sensin” diyor “en zeki teşhis koyan sensin, dünyayı yönetecek olan sensin” diyor. Halbuki yolda yürümekten aciz yani zavallının zavallısı.

EBRU ALTAN: “İngiliz kültürünü bir tek sen anlayabilirsin” diyorlar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, zaten o müthiş bir üstünlük unsuru olarak biliniyor aralarında. Adam Hindistanlı Hindistan’ın H’sini bilmez. İngiltere’nin her şeyini su gibi ezberden biliyor. Kraliçe’nin ayakkabı numarasından tut ayağındaki nasıra varıncaya kadar yani. Bilmediği yok hepsini biliyor. Ve hepsi de kendisini zengin tanıtıyorlar bunlarla bağlantı kurabilmek için. İşte “falanca racanın oğluyum” işte “Hindistan’daki falanca milyarderin torunuyum, paraları nereye koyacağımı şaşırdım, dört tır dolusu para var, yerin altına mı gömeyim bankaya mı yatırayım? Kafayı çizeceğim” falan bu tarz üsluplar. O manyaklar da inanıyor ona. Tam bir rezalet. Ve bunlar dünyayı yönetmeye kalkıyorlar.

Terörist İngiliz devleti diye bir etiket varmış birinci sırada doğru mu?

KARTAL GÖKTAN: Evet, var doğru.

ADNAN OKTAR: Ben de göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Hazırlıyorum. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: “Terörist İngiliz Derin Devleti.”  Çok güzel aferin. Bak millet imanlı. Millet güçlü. Mesela bak bizim bundan haberimiz yok. Tabii bizim kendi etiketimiz ayrı. Helal olsun gençlere. Terörist İngiliz Derin Devleti. MaşaAllah çok güzel. Bak birinci olmuş çok güzel.

Bu İngiliz derin devletinin uşaklarıyla bu zavallı yancıların kendi aralarındaki bağlantılarında şu Şener Şen’in Ziya’sı var ya o tarzda akıl almaz atışlar oluyor. Onlar diyorlar “biz, yerin altı üstü bizim. Her yeri aldık Türkiye’yi biz yönetiyoruz. Almanya’yı biz yönetiyoruz.” Diyor. Hakikaten bazı ülkeler için doğru dedikleri ama Türkiye için doğru değil. O Ziya’ya ilgili kısım film var mıydı sizde?

KARTAL GÖKTAN: Vardı evet.

ADNAN OKTAR:  Çünkü İngiliz derin devleti de hep atmaya dayalı sistem. Onlara uymak isteyen münafıkların da yaptığı yöntem hep atmaya dayalı. Yani karşılıklı kafalamalar havalarda uçuşuyor.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte İngiliz derin devletiyle ona yalakalık yapan uşakların sistemi bu. İşte, tabakta yengeç yemiş. Yengeç bacağı. Onunla resim çektiriyor. “Londra’nın göbeğinde” diyor “yengeç bacağı” diyor. “Londra’da sokakta gazoz içerken ben” diyor direğe sarılmış. Yani inanılır gibi değil bunları anlamak. Yani bunların karşısında insan artık ne diyeceğini şaşırıyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey gazeteler Beşiktaş’ta şehit olan bir polis kardeşimizin cenazesinde, şehidimizin oğlunun babasının tabutu önündeki fotoğrafını yayınladılar. Gösterebiliriz. Fotoğrafta minik kardeşimizin bu soğuk havada babasının cenazesine delik ayakkabıyla geldiği görülüyor. Haberlerde bu durumun milletimizin kalbine acı verdiği ifadesini kullandılar. Bu şekilde. Şehidimizin oğlu.

ADNAN OKTAR: Bu doğrudur ya. Bir daha oku bakayım sen bu haberi.

BÜLENT SEZGİN: Gazeteler Beşiktaş’ta şehit olan bir polis kardeşimizin cenazesinde şehidimizin oğlunun babasının tabutu önündeki fotoğrafını yayınladılar. Bu fotoğraf. Fotoğrafta minik kardeşimizin bu soğuk havada babasının cenazesine delik ayakkabıyla geldiği görülüyor. Haberlerde bu durum milletimizin kalbine acı verdi ifadesini kullandılar.

ADNAN OKTAR: Canım tabii ki çok kızdırıcı yani çok büyük olay. Şimdi ben buna ne diyeyim? Şimdi çocuğa tabii ayakkabı da alırlar üst baş da alabilirler ama bir tek ayakkabıyla kalmıyordur olay. Yani olayı bir köklü araştıralım. Kaldığı ev nasıl o çocuğun? Bir tek o mu öyle acaba? Yani polisin durumunu güçlendirmek lazım. Böyle bir şey olmaz. Devlet bize zam yapmasın biz zam istemiyoruz. Yani bize yol köprü de yapmasa olur ama polisin durumu iyileştirilsin. Yani bu felaket bir manzara şu gördüğümüz, yani çok çok üzücü insanlar için çok ızdırap verici bir şey yani.

“Canım Hocam arkadaşlarınızın bütün fotoğraflarındaki mekanlar çok lüks ve mobilyalar da büyük bir zevkle döşenmiş harika ortamlar.” diyor. Yani demek ki sanatçı ruhlu birileri var. İyi bir şey yani.

Duygu, “Delikanlı yiğit Hocam. Ben senin bu yiğit yönünü çok seviyorum.” diyor.

Beyhan Caymaz, “Adam adam Adnan Hocam” diyor.

Salih Zeyrek, “İslam’ı çok güzel anlatıyorsunuz. ” diyor.

Ramazan Saraç, “Bize modern İslam’ı öğrettiniz.” diyor.

Deniz Kır, “Önemli olan imandır.”

Ahmet Temel, “Hocam, İran’ın Esad’la beraber katliam yapmasına ne diyorsunuz?” İşte diyalogla, kardeşlikle hepsi çözülür. Konuşmayla.

Bu İngiliz ordusu, Kudüs’e 11 Aralık’ta 99 yıl önce girmişti. Ondan sonra zaten zemini oluşturdular Osmanlı’nın elinden aldılar o toprakları. Fotoğrafı var gösterebiliyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet. İngiliz askerleri Kudüs’te. Her türlü olayın içinde bunlar görüyorsunuz. “Var mı ispatı?” diyor. İspat ediyoruz işte gösteriyoruz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’dan kardeşlerimizin bir faaliyeti var Adnan Bey. Bu hafta içinde bir araya gelmiş kardeşlerimiz Belçika’da. “Basitliğin Kirli Kültürü” kitabınızdan bölümler okumuşlar. Birlikte iman hakikatleri öğrenmişler ve münafıklar ile ilgili son açıklamalarınız üzerine sohbet etmişler. Resimlerdeki küçük talebeleriniz Muhammed, Eslem, Mina, Ecrin ve Sara. Onlar da sohbete katılmışlar.

ADNAN OKTAR: Bunlar en minik talebelerim benim. Ah severim ben onların tatlılığını şekerliğini ballığını. Dünya güzeliymiş onlar. Allah onlara uzun ömür versin hidayet versin. Çok şekerler.

KARTAL GÖKTAN: Burada bir bebek talebeniz daha var. O da Süleyman Burak.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Süleyman bu ne hal böyle? Gecenin ilerleyen saatlerinde Süleyman dağıtmış vaziyette. Aslan aslan aslan. Hz. Süleyman (as) gibi olacak inşaAllah.

Vay be. Birinci Dünya Savaşı’nda Bağdat’ı işgal için Kut’ül Amare’ye giren İngilizleri yenip esir alan Halil Paşa’nın zafer konuşması. “Orduma” diyor “aslanlar” diyor “Bugün Türkler'e şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında şühedamızın ruhları şad-ü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.” diyor. Şahane bir Osmanlıcayla konuşmuş. “Bize iki yüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah'a hamd-ü şükür eylerim. Allah'ın azametine bakınız ki, bin beş yüz senelik İngiliz devletinin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu.” diyor. “İlk defa çöktüler.” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Halil Paşa’nın fotoğrafı vardı hocam.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah Paşamıza. Bunlar da kabadayılar. Osmanlı’nın kabadayıları.

İngiliz derin devletinin hainliğine bakın ki; İngilizler Filistin için 3 ayrı millete “Burada devlet kurabilirsiniz.” diye söz veriyorlar. 3 ayrı millete ayrı ayrı. Aynı anda söz veriyorlar. Her birini ayrı kandırıyorlar. Birbiriyle çatıştırmak için yani müthiş ahlaksızlar. Balfour Deklarasyonu ile Musevilere söz veriyorlar. “Size” diyorlar “burada devlet kuracağız size ait olacak burası.” diyorlar. McMahon mektuplarıyla Haşimi ailesine söz veriyorlar. “Buranın kontrolü tamamen sizin olacak.” diyorlar. “Haşimi hanedanına ait olacak.” diyorlar. Kudüs Baş Müftüsü El-Hüseyni aracılığıyla da Filistinlilere vaatte bulunuyorlar. “Bu topraklar tamamen size ait olacak, Filistinlilere ait olacak.” diyorlar. Bu üç yüzlü politika yüzünden 60 yıldır bu topraklarda çatışma var. Bu bir İngiliz oyunu işte. İngiliz derin devletinin oyunu.

Bu Kut’ül Amare Savaşı’nın kazanılmasında Şii aleminin desteği çok büyük. Bak Müslümanlar ittifak edince Allah nasıl zafer veriyor? Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli zaferi ve İngiltere’nin en büyük yenilgisi Müslümanların birlik olmasıyla gerçekleştirildi. İlk defa İngilizler burada yenildiler. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İran İngiliz yönetimine girdi. Aynı Türkiye’de olduğu gibi birçok yalaka İngiliz derin devletinin uşağı oldu. Yancılık yaptılar. Homoseksüel erkekleri bağladı İngiltere, kendine bağladı. Fahişe kılıklı böyle yancı kızları kendine bağladı. Muazzam elemanları oldu. Onların kanalıyla İran’ı ele geçirdi. Sonra da o düşük rütbeli bir subaydı o zamanlar Rıza, Pehlevi ismiyle şah ilan edildi. “Şahlar şahı Şeyh-in Şah Rıza Pehlevi” diye. İran’ın tüm petrollerine İngiltere el koydu ondan sonra. Şah Rıza Pehlevi’ yi iktidara getirdi İngiliz derin devleti. Hemen ardından da İran petrollerinin tamamına el koydu. Jandarma gibi oraya İngiliz jandarması gibi İran’ı da görevlendirdi. Humeyni gelinceye kadar bu bu şekilde devam etti.

İran yönetimi İngiltere’nin petrol haklarını almaya çalıştı. Anladılar ki memleketin bütün imkanlarını İngilizler kullanıyor. Musaddık’ı MI6 anında tepetakla devirdi. Adamı hemen görevden aldılar. Darbeyle adamı uzaklaştırdılar. İngiliz çıkarları İngiliz derin devletinin çıkarları, sömürü çarkı çalışmaya devam etti. Ve İran petrollerini sülük gibi emdiler.

Mesela Rıza Pehlevi’yi de adamı tepetakla indirdiler. Pehlevi sadece yanında bir avuç toprak aldı, İran toprağı, onunla gidebildi.

Münafıklara çok dikkat etmek lazım bak İran’da hep münafıklar kullanıldı, Türkiye’de münafıklar kullanılıyor. Münafıklar fikir hırsızıdır mesela birisi bir fikir ortaya atar “O benim fikrimdi.” der bir şey olur “Bak bunları ben düşünmüştüm, önceden fark etmiştim, önceden görmüştüm.” der. Halbuki yoldan yürüyemez münafık çok akılsızdır münafık. Şeytan zekası vardır ama aklı çok kıttır. Her şeye kendi adına sahip çıkar mesela bir gemi gider denizde “Ya bu benim gemim.” der. Aksini ispat edene helal olsun deli yani. Münafık zırıl zırıl delidir yani. Mesela yolda tırlar gidiyor peş peşe “Ooo” diyor “Bizim tırlar gecikti öbürleri de gelseydi ya.” diyorlar. “Dört tanesi geçti ama” diyor “Beşincisi nerde kaldı.” falan diyorlar. Yani Sülün Osman vardı zamanın dolandırıcısı onu otuz kere geçer münafıklar acayip sahtekardırlar. Mesela biri bir fikir söyler bir şey düşünüp bir ay sora ortaya çıkar “Ya” der “ben yeni bir fikir buldum yeni bir düşünce buldum bakın benim fikrim bu.” der. Mesela biri bir yerde bir yazı yazar on gün sonra bakarsın aynı yazıyı başka bir yerde çıkartmış benim fikrim diye anlatır. Hem fikir hırsızlığı vardır hem mal hırsızlığı vardır münafıkta. Yani çok çok deli ve yüzsüzdür. Mesela gösterseler bile yani oradaki yazıyı “Ya o önceden benim yanımda konuşuyordu benden duymuş olabilir.” der yani zır deli olur yani öyle yalan söylemede bir tereddüdü olmaz münafığın. Lastik top gibi sıçrar. Mesela sen diyorsun ki “Yav adam senden 3 ay önce yazmış nasıl olur?”, “A üç ay önce ben bir konuşmuştum yanımda not almıştı.” diyor mesela. “Asıl benden almış o.” falan diyor. Yani yavuz hırsız ev sahibini bastırır derler ya o şekilde akıl almaz arsızdır münafıklar. Ama konuşan anlar anormal olduğunu yani biraz konuştu mu anlar. Ama bazı ahmaklar da anlamaz tabii. Yoksa anlaşılmayacak gibi değil. Çok kaba akılsızlık yapar münafık. Nereye bakarsanız dünyanın neresine giderseniz gidin aynı şekildedir. Mesela ömrü boyunca casusluk yapıyor. Ulan bütün gençliğini vermişsin serseri. Acayip tehlikeli yaşıyorsun. Vatanını satmışsın, milletini satmışsın bayrağını satıyorsun. Kendi devletinin aleyhine faaliyet yapıyorsun hayati tehlike yaşıyorsun. Sürekli aşağılanıyorsun hakaret görüyorsun. Zoruna ne oldu ya bu kadar aşağılanmaya bu kadar hakarete niye muhtaçsın? Sonunda ne elde edeceksin? Sonra da İngiliz derin devleti bir köşede bu köpekleri öldürüyor. Sonra da heykelini dikiyorlar “Büyük kahramandı.” diye.

Mesela münafık bir eğlence programına çıktı farz edelim. O programdaki resmini gösteriyor “Bu televizyonun sahibi benim.” diyor, “İstersen sana da bu televizyonda görev verebilirim.” Diyor. İnanmayan beri gelsin. Zır deli olurlar yani böyle. “Seni” diyor işte “benim televizyon kanalımda istersen göreve getirebilirim, genel müdür olarak da göreve getirebilirim.” diyor akılsız adamlar da inanıyor ona. Nijerya’da, Hindistan’da, Pakistan’da çaka çaka böyle manyak dolu. Hatta bazen yazı yazarlar millete bilmiyorum görüyor musunuz? “Yeni bir” efendim “hazine buldum” ondan sonra “bu hazine 4 trilyon değerinde ama yurt dışına çıkartmam için bir en az 200 bin liraya ihtiyacım var. Yurt dışına çıkarırsak hazineyi bölüşelim” falan. Böyle ipsiz sapsız tam manyak, böyle tam münafık deliliği tarzında ahmakça dolandırıcılık peşinde olurlar. Hep bütün münafıklar böyledir. Görmüş duymuşsunuzdur.

Münafıkta ağır bunama alametleri olur. Bir konuyu takıntılı olur o yani takıntı hastalığı vardır ona. Defalarca anlatır, bir daha anlatır bir daha anlatır. Vardır ya hani bazı dedeler olur bunar “Efendim ben Kazım Paşa’nın yanındayken” diye başlar bir anlatır “Tamam dede.” dersin ertesi gün bir daha anlatır. Ömür boyu anlatır. Bilmiyorum görmüşsünüzdür. Yani yüzlerce kere anlatıyor. Münafıkta da böyle bir hastalık vardır.

Münafıkta müthiş bir büyüklük kompleksi ve aşağılık kompleksi birlikte gezer. Müthiş aşağılık kompleksinden kaynaklanan muazzam bir büyüklük kompleksi vardır. O yüzden insanları sürekli aşağılamak ister. Mesela kiminin gözüne hata bulur, kiminin saçına hata bulur, kiminin ayağına hata bulur. Manyakçadır ama nefes almadan bunu yapar. Münafığı buradan da tanıyabilirsiniz. Bir sapkın cereyan olarak bunların tamamında bu vardır. Hiç ummadığın detaylara girer. Mesela farz edelim adam 1.85 boyunda. “Ya ne kadar kısa boylu.” diyor. Münafık ahmaklığı yani bizim onu görebileceğimizi akıl edemez. Veya kısa boylu olsa ne olur ayrıca? Allah onu öyle yaratmış. Ahirete adam gittiğinde ‘sen kısa boylusun’, ‘sen uzun boylusun’ diye gitmiyor ki. Cennetteki en mükemmel haliyle olacak mümin.

İngiliz derin devleti eleman sıkıntısı çekmiyor. O ülkenin en aşağılık, en ahlaksız, en haysiyetsiz, en namussuz tiplerini organize eder. Şimdi de internetten çok kolay bulabiliyor böyle çakalları. Bunları hemen bulup, bunlarla bağlantıya geçiyorlar. Bunları kendi aralarında organize ediyorlar ve istedikleri gibi kullanıyorlar. Hindistan, Pakistan, Mısır’da mesela bunları kullandılar. Baltacılar denilen bir çakal yapılanması var. Bunları geniş çapta kullandılar. Bütün Mısır’ı esir ettiler, bu alçakların hepsi münafık yani.

Münafığa sorsan Başbakanı tanıyordur, Cumhurbaşkanını tanır. “Cezayir Devlet Başkanıyla daha dün yemek yemiştik.” falan diyor. Böyle zır manyak olurlar. İngiliz derin devletinin delileri de bu tarz oluyorlar. “Altın küvette dün banyo yaparken, altının faydasını daha iyi anladım. Hiç oksitlenmiyor ne kadar iyi bir şey.” falan böyle yani manyak gibi laf aralarında öyle bir atışlar yapar.

Münafığın bir özelliği de Müslümanın malına zarar vermesi, sabotaj yönüdür. Müslümanın malına zarar vermek münafık için en hayati konudur. Mesela bak Samiri, Müslümanların mallarını sattırdı. Altına çevirttirdi alçak. Onlar da altından bir şey yapacaklarını zannettiler, götürdüler. Onlara ton hesabıyla, birkaç ton ağırlığında heykel yaptı, buzağı heykeli. Böğüren buzağı heykeli. Ne işine yarar Müslümanların o? Zayi etti, mahvetti gitti yani bütün Müslümanların malını, mülkünü. Verdiği zarardan dolayı da bayağı sevinç içindeydi. Halbuki Müslümanlar sadaka sevabı kazanmış olur, Müslümanlar ondan bir şey kaybetmez. Ne yaptı Hz. Musa (as)? Onu hayra çevirdi. O kadar altını, tonlarca altını mannaya çevirdi. Ki altından yapılan manna en makbul manna. Hem Müslümanlara içirdi. Hepsi uzun ömürlü, sağlıklı, sıhhatli oldular. Güya zarar verecekti.

Ama pisboğazlığı münafığın çok şiddetlidir. Kuran’da buna çok dikkat çekilmiş. Normalde bıldırcın eti yiyor. Kolesterolü çok düşüktür bıldırcın etinin, yeni öğrenilen bir şey bu. Ve çok faydalı bir et. En düşük kolesterol oranı bıldırcında bildiğim kadarıyla. En düşük kolesterolü olan hayvanlar mesela devekuşudur, bıldırcındır, devedir. Çok ilginç bu. Velhasıl kelam münafık ne kötülük yapsa Allah onu hayra çevirir. Ne yapsa o kötülükte başarılı olamaz.

Niye hiç durmadan konuşuyorum? Çünkü izleme çok yüksek. Şimdi on dakika bırakayım, çivileme düşüyor. “Ya” diyorlar “Hocam sürekli sen konuşuyorsun, bırak hanımlar konuşsun.” Tamam, bırakıp gidiyorum. Peki, niye onda bire düşürüyorsunuz izlemeyi? Beylere bırakıyorum yine onda bire düşüyor.

EBRU ALTAN: Hiçbir sohbet sizinki kadar tatlı olmuyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Samiri o zaman münafık, Müslüman değil. Ama Müslümanların içinde. Kendini Müslüman olarak tanıtıyor. Zekasıyla iddialı. Diyor “Ben derin devleti tanıyorum, Mısır devletini tanıyorum. Mısır kültürünü çok iyi bilirim, Mısır görgüsünü çok iyi bilirim. Mısırlılar gibi yemek yerim. Çatal kullanmayı, bıçak kullanmayı bilirim.” Çünkü Mısır’da Kraliyet ailesi kullanıyordu sadece çatal, bıçak, kaşık falan onlar kullanıyordu. Halk kullanmıyordu. İşte “Soğan kültürünü iyi bilirim, sarımsak kültürünü iyi bilirim.” Sanki makbul bir şeymiş gibi. “Şu değersiz olanı” diyor “değerli olana tercih ediyorlar” diyor Allah. Ama sırf pislik olsun, pisboğazlık olsun. Müslümanları zor durumda bırakmak için. Münafığın özelliğidir. Mesela normal Müslümanların yediği yemeği yemek istemez. İllaki bir pislik yapsın, rahatsızlık versin, Müslümanları zor durumda bıraksın. İşte “Sarımsak isterim.” diyor. Dağ başında sarımsak? Sen deli misin be adam? Ne yapacaksın sarımsağı? “Sarımsak isterim.” diyor. Müslümanları zor durumda bırakıyor. Öyle kilolarla yiyeceğinden değil. Pisboğazlık derken çok yemek anlamında değil. Yiyecekle Müslümanları rahatsız etmek. Ahlaksızlık olsun, mağdur edebiyatı yapsın. Peki sonra? “Soğan da isterim.” diyor bak, pisboğazlığına bak. E sonra? “Acur isterim.” diyor. Sonra “Bakla isterim.” diyor. Orijinallik olsun yani, adilik olsun. Çok güzel işte bıldırcın var. Gayet lezzetli. Vücudun bütün ihtiyaçlarını karşılıyor. Arkasından Allah size, manna denilen helva gibi tatlı yiyecek gönderiyor gökten. Ne kadar güzel. Sabah kalktıklarında bütün arazide kişniş tohumu gibi, küçük böyle beyaz tatlılar. Daha halen açıklanamıyor. Her yer tatlı, bayağı şekerli tatlı. Topluyorlar, kabın içine dolduruyorlar. Habire yiyorlar tatlı. Ve acayip zinde oluyorlar. Yine sabah kalkıyor, yine dolu her yer. Hayret edilecek bir şey yani, Allah’ın hikmeti. Her yer ama kar yağmış gibi. Dolu parçası gibi. Yaprakların üzerinde bitkilerin tertemiz. Hz. Musa (as) diyor ki, “Biraz saklayın, ahir zamanda Moşiyah zamanında Moşiyah da görsün.” diyor. “Bir altın kabın içine koyun, kapatın.” Diyor. O muhafaza ediliyor şu an, o kutsal sandık içerisinde. Hz. Musa (as) zamanındaki o manna, beyaz mannadan. Bak, hayret. O bozulmadan kalacak. Bu mucizedir. Normalde her şey bozulur. Kap altın değil, ne olursa olsun bozulur. Ama bu bozulmadan kalıyor.

Samiri’nin yanındakiler hep Müslümandılar tabii. Ama tabii esleme tarzında bir kısmı, bir kısmı bozuk adam. Ama yine de biz Müslüman olduklarını kabul ediyoruz, ön kabul olarak. Yoksa bozuklar yani, büyük bir bölümü bozuk. Kuran söylüyor çünkü bunu Allah söylüyor. “Ben bir tek kardeşime sahip olabiliyorum.” diyor. Ama biz yine de iman ehli olduklarına hüsnü zan edelim diyoruz. Bayağı bozuk adamlar çünkü hep Samiri’ye uymuşlar. Onun peşinden gidiyorlar. Bir tek Hz. Musa (as)’dan çekiniyorlar. Ama bak, buradaki münafık pisboğazlığına Kuran’ın ayrıca dikkat çekmesi çok manidar. Müslümanın yediğini yemek istemiyor münafık. Sırf pislik olsun, rahatsızlık versin diye akıl almaz tekliflerde bulunuyor. Çölde adam sana sarımsak nasıl yetiştirsin de yesin? Bir de konar-göçersin sen. Hadi orada sarımsak ektiğini düşün. Orada fazla durmuyor, gidiyorlar. Serseri, onunla ne uğraşıyorsun? Her gittiğin yere bıldırcın geliyor ne güzel. Nereye gitseler sürü halinde bıldırcın geliyor. Taze taze, yede ye. Öyle on binlercesi, bir tane iki tane de değil yani bıldırcın. Büyük sürü halinde geliyor. Hepsi uysal, kaçmıyor hayvanlar. Hepsi dolduruyor torbaya, alıp götürüyorlar bıldırcınları. Normalde vahşi hayvan, kaçar. Ve on binlerce bıldırcın gelmez normalde. Mucize yani. Herkes uyuyor, sabah kalktıklarında bütün arazi, kilometrelerce arazide kişniş tohumu gibi beyaz manna. Kaplarına, torbalarına dolduruyorlar. Zaten Tevrat’ta da geçiyor. Yalnız Hz. Musa (as) “Biriktirmeyin.” diyor. “Taze taze yiyin.” diyor. Biriktirenlerin ki bozuluyor. Altın kaptaki bozulmuyor. Ama “biriktirmeyin” diyor manna. “Biriktirmeyin.” dedikleri halde bazıları çok hırslı olduğu için biriktiriyorlar. Çünkü “Allah size verecek.” diyor. Hakikaten her gün kalktıklarında hazır manna var.

“Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe katlanamayacağız” diyor. Tam münafık üslubu. Münafığı tanımada bu bir usuldür, Kuran’ın usulü bu yani. “Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın.” Mercimekle nasıl uğraşacaksın orada? Mercimek ekilecek, tohumu getirilecek, hasadı yapılacak. Konar-göçerler nasıl olsun? Hz. Musa (as) da “Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz?” diyor. “(Öyleyse) Mısır’a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır.” (Bakara Suresi,61) diyor. Bak ne hale getiriyorlar, nasıl zorluyorlar görüyor musun Peygamberi? Hakikaten dönüyor adamlar. Gidip sarımsak, soğan için kendilerini aşağılatıyor, kırbaçlatıyor. Eşek gibi taş taşıyorlar, tonlarca taşları. Sırf sarımsak, soğan için. Münafık pisboğazlığı yani. Halbuki Müslümanlar ne yiyorsa sen de ondan ye. Ne gerek var bu rezilliğe, pisboğazlığa? Tekrar ediyorum pisboğaz derken, bol yemek yemek anlamında değil. Sarımsak soğan zaten çok yenecek bir şey değil. Sırf detay olsun, pislik olsun, Müslümanları rahatsız etmek olsun. Mağdur göstermek için yapıyor, başka bir amaç yok yani.  

Bu tarihi tablolarda, gökten manna inişine ait resimler var.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak manna toplarlarken tarihi tablolar. Kişniş tohumu gibi küçük görüyor musunuz? Bayağı tatlı bir yiyecek. Doğal olarak oluşuyor orada. Mannanın tadı balla yapılan kağıt helvaya benziyormuş. Kokusu bal kokusunu andırıyormuş.

“Son kurtarıcı ilkine benzeyecek. İlk nasıl manna getirdiyse son olan da getirecektir. Çünkü şöyle söylenmişti ülkede bol buğday olsun.” (Mezmurlar) “Son kurtarıcı ilkine benzeyecektir.” Ne anlama geliyor? İmam Mehdi (as)’ın zamanında da manna olacak. Bak diyor ki, “son kurtarıcı” yani Mehdi Moşiyah “ilkine benzeyecektir” Hz. Musa (as)’a. “İlk olan nasıl manna getirdiyse son olan da manna getirecektir. Çünkü şöyle söylenmişti ülkede bol buğday olsun.” (Mezmurlar 72/16) Anlaşılıyor ki manna yapılması ve manna tekniği Mehdi (as) devrinde gelişecek. Manna yapmayı bilecekler.

Tevrat’ın eski Sayılar bölümünde şöyle diyor “Ve man” yani manna “kişniş tohumu gibiydi ve görünüşü akgünlük görünüşü gibiydi. Kavim dolaşır ve onu devşirirlerdi ve yerlerdi. Ve tencerelerinde haşlar ve ondan pideler yaparlardı.” Bak pide de yapıyorlar. “Tadı taze yağ tadı gibiydi. Geceleyin ordugah üzerine çiğ indiği zaman üzerine man inerdi.” diyor. Bak çiğin üzerine iniyor man. Hristiyanlar Kuran’ın ‘men’ dediği kudret helvasına, ‘tomana’ adını vermişler. İncil’de şöyle geçiyor “Ve vaki oldu ki akşamleyin bıldırcınlar çıkıp ordugahı kapladılar ve sabahleyin ordugahın etrafına çiğ düşmüştü. Ve düşmüş olan çiğ kalkınca işte çölün yüzünü toprağın üzerinde kırağı gibi küçük yuvarlak bir şey vardı ve İsrailoğulları görüp birbirlerine dediler bu nedir? Çünkü o nedir bilmediler. Ve Musa onlara dedi; “bu Rabbim’in size yemek için verdiği ekmektir.””

İngiliz derin devletinin temel fikri çok eskilere dayanıyor. Yani eski deccallerde de aynı fikirler var. Silsile olarak bu deccaller aynı fikirleri hep kullanmışlar. Ama zamanla geliştirmişler. Yoksa hepsinde Darwinist inanç var. Her deccaliyette var. Firavun’da da var, Nemrut’ta da var, tamamında var.

Münafığın şeytanla transı apayrıdır. Şeytanla transa geçtiğinde adeta böyle bir şu filmlerde falan oluyor ya, transandantal meditasyon diyorlar. Elini başının üstüne koyar, boşluğa doğru bir bakışı vardır. Münafık da öyle. Şeytanla bağlantıya geçtiğinde, trans haline geçer. Manyak gibidir hatta bazen şaşırır anneler yahut babalar. “Yavrum ne yapıyorsun?” falan derler değil mi? Boşluğa doğru anlamsız gözlerle bakar, saatlerce, dakikalarca. O şeytanla transa geçmesinden kaynaklanıyor. Benliğinin içine şeytan girer, ona vahyeder. Şeytan ona vahyederken o transta insani görünümünü kaybeder. İşte Kuran’da hani “Gözlerinin aktığını, ölüm baygınlığı gibi baktıklarını görürsün” diyor ya. İşte “Gözlerin hain bakışlarını bilir” diyor Cenab-ı Allah. Kastedilen o işte. Kendini kaybeder adeta. Gözünde hiçbir anlam olmaz, boşluğa doğru bakar. Şeytan ona vahyini tamamlayıncaya kadar o devam eder. Şeytan vahyini tamamladıktan sonra o yeni şeytani faaliyetlere başlamak üzere harekete geçer.

İncil’in ahir zamana yönelik simgesel anlatımların olduğu vahiy bölümünde bak diyor ki; “Bunun için tövbe et! Yoksa yanına tez gelir, ağzımdaki kılıçla onlara karşı savaşırım. Kulağı olan, ruhun kiliselere ne dediğini işitsin.” Bak şimdi burada sırrı veriyor. “Galip gelene saklı mandan vereceğim.” Galip gelen İmam Mehdi’dir. Saklı man Hz. Musa (as)’ın sakladığı manna. “Ayrıca ona beyaz bir taş ve bu taşın üzerinde yazılı olan yeni bir ad.” İşte köşe taşı denilen Mehdi, beyaz taş Tevrat’ta da geçiyor, Moşiyah için söyleniyor. “O taşı alandan başka kimsenin bilmediği bir ad vereceğim.” “Onun ismi özel olacak” diyor. Peygamberimiz (sav) de biliyorsunuz Mehdi (as)’nin isminin söylemiyor, “ta ki ahir zamana kadar gizli kalacak” diyor çıkıncaya kadar.

Kudret helvası yumuşak yapıda, tanecikli görünüşe sahip, dış kısmı soluk sarı ya da kahverengi ekmek renginde oluyor, iç kısmı beyaz renkte olan bir kitle, tatlı, bal kokulu bir kitle. İyi bir karbonhidrat kaynağı olarak biliniyor, ondan sonra çöl ortamında uzun sıra kalırsa koyulaşıyor daha katı tatlı hale geliyor.

Nisa Suresi 142, “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar.” Ahmak oldukları için sürekli Allah’ı aldattıklarına dair samimi kanaatleri oluyor. “Oysa Allah, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman münafıklar isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar.” Münafık Allah’ı hiç anmak istemez, anılıyorsa da kaçar o ortamdan, dikkatlice bakan bunu hemen görür. Çok sıkılır münafık Allah’ın anıldığı ortamdan. Ama “boş konuşmaları çok severler” diyor Allah. Boş konuşma oldu mu, Müslümanları da boş konuşmaya çekmek ister, kendi de boş konuşur münafığın.

Ali İmran Suresi 120’de diyor ki Cenab-ı Allah. “Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, münafıkların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez.” Bak bir sabredilecek münafığa çünkü münafık çok pislik bir varlıktır, sürekli ahlaksızlık yapar, sabredilmesi gerekiyor ama sakınmak için de çok dikkat gerekir. Çünkü sakınma ayrı bir konudur değil mi? Sürekli iskif halinde olacaksın o sana bir şey sallayacak, sen ondan kurtulacaksın, bir şey yapacak eğer dikkat edilmezse münafıktan isabet alabilir Müslüman, onun için Allah “sakının” diyor. Münafıklar “kendilerince Allah’ı aldattıklarını sanırlar. Oysa Allah onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman” münafıklar “isteksizce kalkarlar.” (Nisa Suresi 142) Münafığın en belirgin vasfından bir tanesi de çok tabii bunun tespiti kolay değil, kapalı bir yerde olduğu vakit münafık hiçbir şekilde namaz kılmaz. Bizde bir öyle bir hanım vardı münafıklığından şüphe ediyorduk, bizim çocuklardan birisi onların evine misafir olarak gitmişti orada kalıyor ailesi var, onların yanına misafir olarak gitmişti. Çocuk dedi ki, “Hocam” dedi “bir yanlışlık yok değil mi?” Dedi. “Bu arkadaş” dedi “dindar mı?” Dedi. “Gerçekten Müslüman mı?” Dedi. “Tabii öyle” dedik. “Namaz kılmıyor” dedi. “Hiç kalkmıyor sabah namazına, ben kaldırıyorum” dedi. “Abdest de almıyor, namaz da kılmıyor” dedi. “İki üç günden beri böyle” dedi. O zaman anladık deli olduğunu. Bize de çok titiz olduğunu, dindar olduğunu söylüyor, namazlarına, niyazlarına çok titiz olduğunu söylüyor. Geçenlerde böyle kötü kadınların olduğu böyle fuhşun yapıldığı meşhur bir otel, bir kenar bir otel oradan çıkarken resmini koymuş, belli ki kötü yola düşmüş Allahualem, çok ürkütücü durumları Allah vermesin.

Ceyhan Yılmaz, “Sence dekolteli kadınlarla sohbet etmek uygun mu?” Kardeşim şimdi hadi diyelim ki sen geldin dekolte değilsin, sakalın yok, adam diyor ki, “erkeğin karşısına çıkamaz” diyor. Senin için bunu söylüyor. “Kadından on dokuz misli daha etkileyicidir” diyor. “Kadından daha tehlikeli” diyor. Onu ne yapacaksın peki? Bak pantolonla, ceketle gelsen dahi adam böyle diyor senin için, buna ne diyeceksin? Tesettürü bırak, yüzünün açık olmasını yeterli görüyor adam. Sen gelenekçi sistemle batarsın, o kafaya hiç girme sen, onun içinden çıkamazsın. Kuran’da olmayan bir şeyin peşine gitme, Kuran’da öyle bir şey yok. Niye kendini o işin içine çekiyorsun? Kuran’da varsa yani bu hanımların kıyafetinin yanlış olduğuna dair bir hüküm söyle ayeti beraber okuyalım anlayalım. Nur Suresi’ni söylüyorsun, Nur Suresi kadınların hürriyetini anlatıyor. Anlatıyorum şok oluyorsunuz ayeti okuduğumda, “ben hiç o gözle bakmamıştım” diyor. Enseden mi baktın? Ensesindeki gözünle bakıyorsun, öndeki gözünle bakacaksın.

Bak Saadeti Ebediye’de, Hüseyin Hilmi Işık’ın eseri. “Oğlanların berberlik yapması, hamamda keselenmesi de olmaz” diyor. Niye? Çünkü kadın hükmünde. “Yırtıcı bir hayvanın zarar vermesinden korktuğumdan daha çok yanında oturduğu genç oğlan zarar vermesinden korkarım” diyor. Genç oğlan, genç olması suçmuş. Kadın hükmünde görüyor bak genç, bak dekolte de değil burada adam açık saçık falan da değil oturan oğlan. Sadece genç, sakalı yok o kadar.

BÜLENT SEZGİN: “Fitne geçti mi?” Diyor.

ADNAN OKTAR: “Fitne geçti mi?” Diyor. Adam kaçıyor.

EBRU ALTAN: Bir de vahşi hayvandan daha tehlikeli görüyor.

ADNAN OKTAR: Tabii “vahşi hayvandan daha tehlikeli” diyor. “Kaçmak lazım” diyor. Normal kıyafetiyle gelmiş bir genç delikanlı oğlan bu. Eğer sen bu kafayı kabul ediyorsan bunu da kabul etmen lazım. O zaman sen erkeklerinkine çıkamazsın çünkü sakalını tıraş ediyorsun. “Erkek hocaya verilmez” diyor “erkek hocanın yanına gönderilmez kadın hükmündedir” diyor.

Abdullah ibn-i Ömer, “Bir gün evinin kapısının önünde oturuyordu” diyor. “Parlak yüzlü ve yakışıklı bir delikanlı gördü.” Bak sadece suçu bu, tıraş edilmiş, sakalı yok ve yakışıklı başka bir şey yok bak dikkat et. “Hemen içeri kaçıp kapıyı üzerine kilitler ve bir müddet sonra dışardakilere “o fitne geçip gitti mi?” diye sorar. Ona “gitti” diye cevap verirler. Bunun üzerine rahatlayıp dışarı çıkar” diyor. Eğer dışarda olsa tecavüz edecek yani üslubuna göre saldıracak. Kapıyı kilitleyerek kendini koruyor. Ve bak bu çocuğun özelliği sadece sakalı yok, genç delikanlı, yakışıklı delikanlı. Adam senin için de tehlike bak sen bunu fark etmiyorsun, bu zihniyet senin için de tehlike. Sen zannediyorsun ki bir tek kadınlar için böyle bir şey var. Bak kadının dekoltesine sen tahammül edemiyorsun. Ayet söyle diyorum, ayet de söyleyemiyorsun. “Kadından on dokuz misli daha kadındır” diyor senin için o, sen bunu düşüneceksin. Ceyhan Yılmaz işte dediğimi yap bana ilgili ayeti göster Kuran’da varsa, bu hanım kardeşlerimin kıyafetini Kuran’a uygun olmadığına dair bir ayet varsa gönder, eğer yoksa şirk koşmuş olursun o zaman müşrik olursun, Allah adına hüküm verirsen, “Allah adına hüküm verenden daha zalim kim vardır?” Diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ne biçim hüküm veriyorlar” diyor. “Okudukları bir kitapları mı var?” Diyor. Sen nerden hüküm veriyorsun göster. “Parlak oğlanın sesini yanında kendini görerek dinlemek olmaz” diyor. “Nefis zayıflar, nefis zevk alır, kuvvetlenir ve azar” diyor. Kim diyor bunu? Saadet-i Ebediye, Hüseyin Hilmi Işık söylüyor. Kabul ediyor musun bunu? Etmiyorsun. O zaman işte bu münafık üslubu gibi üsluplardan da kaçacaksın, bu tip şirk üsluplardan da kaçacaksın, yanlış üsluplardan da kaçacaksın.

Münafığın yakasını şeytan bir türlü bırakmaz, sürekli onla irtibat halindedir, şeytansız yaşayamaz adeta münafık, “onun artık yoldaşı olur” diyor Kuran’da. “Ayrılmaz parçası olur” diyor “onun üstüne kabuk gibi bağlar” diyor. Artık onun esiri olur münafık, manyak gibidir sürekli onunla istişare halindedir. Nerde bir münafık varsa gider onunla konuşur, nerde İslam düşmanı varsa gider onunla konuşur veyahut direkt şeytanıyla konuşur ve melanetleri planlar, oyunlar planlar halbuki Müslümanca, huzurlu, güzel yaşamak varken onu cehennemin dibine atacak bir sistemin içerisine girer ve o akılsızlığıyla debelenir gider.

Yaşasın çok güzel, mehter müziği dünyanın en güzel müziği bence tabii böyle yiğitlik, kahramanlık türküsü ben görmedim dünyada.    

KARTAL GÖKTAN: Oyun oynayan pandalar var.                                                            

ADNAN OKTAR: İşte insanların hoşuna gitsin diye Cenab-ı Allah onlara öyle ilham ediyor. Yani alenen güldürme amaçlı, başka bir şey yok. Hepsi Allah’ın ilhamıyla hareket ediyor. Maksat orada müminler, insanlar mutlu olsun, Allah’ın o sanatını görsünler, eğlensinler. Onların çılgınlığını Allah özel yaratıyor. Gülme Müslümanlar için bir nimet.

Güneydoğu’da hizmet eden kardeşlerimizden böyle müstahkem yerlerde, güçlü PKK’nın ulaşmasının mümkün olmayan yerlerde dinlenecekleri alanlar yaptıralım. Yani böyle dinlenme tesisleri yaptıralım. Girişi mümkün olmayacak şekilde çok rahat yapılabilir. Hendek sistemiyle korunur, hendek ve duvar sistemiyle hiçbir şekilde oraya giremezler. Oralarda zaman zaman dinlenmeleri jandarmanın, özel harekatın güzel olur, iyi olur.

Nisa Suresi, 81 şeytandan Allah’a sığınırım “Münafıklar sizin yanınıza geldiği vakit” diyor Cenab-ı Allah “tamam kabul derler.” Uysal, saygılı, itaatli bir üslup kullanırlar “ama yanınızdan çıktıkları zaman onlardan bir grup karanlıklarda (gece) senin söylediğinin tersini kurarlar.” Bu sefer şeytanla irtibata geçiyor karanlık münafık için önemlidir. Şeytanla irtibatta karanlığa ihtiyacı var aydınlıktan kaçınır münafık. Yarasa gibidir karanlıkta şeytanla bağlantıya geçer bu da ayrı bir şey trans için, transa geçmek için karanlığa ihtiyacı oluyor. “Allah karanlıklarda kurduklarını yazıyor” diyor halbuki ne yapıyorlarsa ne ediyorlarsa, ne yazışıyorsa, ne konuşuyorsa ne düzüyorsa artık orada ne oyun oynuyorsa o anda onu Ben yaratıyorum diyor zaten Allah hepsini biliyorum diyor. “Sen de onlardan yüz çevir ve Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.” Münafığın hiçbir tehlikesi riski olmaz diyor Allah.

Resmi Gazete’de 7 Aralık’ta domuz eti ithalatına izin verildiğine dair tebliğ yayınlanmış. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileri haberdar olmadıklarının açıklamasını yapmışlar. Herhalde çekinmişlerdir. Halkın tepkisinden çekindiler herhalde. Haberleri olmaması nasıl olsun? Artık Resmi Gazete’de yayınlanmış.

Münafık şeytanla konsantrasyondan dolayı çok huzursuz ve gerilimlidir. Çok sinirleri bozuktur münafığın çok gergin ve huzursuzdur. Münafık onu sürekli irrite eder. Yeni yeni pislikler rezillikler yapmak için o da şeytani olarak sürekli zekasını çalıştırır acaba ne rezillik yapabilirim ne pislik yapabilirim gibi işte Kuran’da örnekler vermiş. Mesela oturup normal yaşıyorlar bıldırcın etiyle normal yaşıyorlar. Birdenbire şeytan dürtüklüyor sarımsak istiyorum diyor. Baş belası, sarımsağı getiriyorsun o zaman soğan istiyorum diyor. Soğanı getiriyor o zaman mercimek istiyorum diyor. Sırf kargaşa olsun, ahlaksızlık olsun yani öyle çatlayıncaya kadar yiyeceğinden değil Müslümanların vaktini almak, huzursuzluk çıkartmak ve Müslümanları çaresiz konuma sokmaya çalışmak. Amaç bu.

Münafık İslam için hiç gayret etmek istemez ama şeytani bir konuda akıl almaz bir yetenek ve akıl almaz bir çalışkanlığı vardır. Yani hayret edersin gayretine şevkine, kararlılığına. Şeytanın verdiği aktiviteyle muazzam ataktır. Çok seri konuşur, çok seri hareketler yapar, yazı yazıyorsa çok seri yazar. Çok seri konuşur, bir şeyi çok çabuk tamamlar şeytaniyse. Mesela hırsızlık yapacak hemen onu süratle yapar.

Münafıkların kendilerini ele veren alametleri vardır diyor Resulullah (sav) “selamları lanettir” lanet olsun kabilinden selam verir diyor yani kinle selam diyor ama istemeyerek yapar diyor. “Yemekleri gasp ve yağmadır.” Çünkü Müslümanların malını yiyor ama Müslümana saldırıyor yediği yemeğin verdiği kuvvetle. Onun için Allah onu gasp hükmünde görüyor, yağma hükmünde görüyor yani onun günahını onlara bu şekilde yükleyeceğim diyor Allah. “Ganimetleri hile ile kazançtır.” Her şeyi hile ile elde eder. Mesela konuşmasında ki bir bilgiyi, yazdığındaki bir yazıyı yahut elde ettiği bir malı hep hileyle elde eder oyunla. Taktikle elde eder. “Mescitlere aralıklı yaklaşırlar. Camide kılınan namazın sonuna ancak yetişirler.” Namaz kılmak istemezler “kibirlidirler” enaniyetli yani büyük hissi vardır “ne sevilirler ne de severler.” Müslümanları sevmezler Müslümanlar da onları sevmez. “Gece odun gibi sessiz” gece hayvani bir transa giriyorlar o çok manidardır, gece şeytani bir ağırlık gelir münafığa. O trans yüzünden anlaşılır. “Gündüz gürültücüdürler” acayip şamata yapar. Bağırır çağırır Müslümanların Allah’ı anmasını engeller, Kuran’ın okunmasını engeller, İslam’ın yayılmasını engeller. Gürültücü durduk yere mesela “yemek pişti mi?” bağırır, “aşağıya ineyim mi?” bağırır sırf şamata olsun. İmam Ahmed, Bezzar, Cem'ül Fevaid’de bu hadis. 8110.

Yine Resulullah (sav) diyor ki Tırmizi’de Müslim ve Buhari’de bütün sahih hadis kitaplarında var “Münafığın alameti üçtür; konuştuğu zaman yalan söyler.” Kudurmuş gibi yalan söyler münafık ama delice. “Söz verdiği zaman yerine getirmez.” Mesela dürüst olacağım, iyi olacağım, doğru olacağım der, İslam için, Kuran için, Allah için çalışacağım diye, yerine getirmez. “Ona güvenildiği zaman hıyanet eder.” Mesela Müslüman ona güveniyor evini veriyor, imkanlarını veriyor ama mutlaka hıyanet eder. Hainlik yapar alçaklık yapar. Yani verilen imkanı hainlik için kullanır. Bu sahih hadis olduğunu anlıyoruz Buhari, Müslim, Tırmizi, Nesai, Camiu's-Sağir, İmamı Suyuti’de de var. Hadis numarası 25. Bu değişmemiş bir hadis belli.

Bu Oliver Stone'un oğlu Sean Stone gelmişti canlı yayına katılmıştı manna getirmiştim ona içmek istemişti. Bak bakışı görüyor musun acayip sevimli. Kapağına yeltendi açmaya kalktı aman sakın içme dedim. Tepesine dikecekti yoksa.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Beşiktaş’taki terör saldırısında şehit olan Kartal Yuvası çalışanı Tunç Uncu’nun fotoğrafını görebiliriz. Yaşadığı ev sosyal medyada paylaşılmış yardım kampanyası yapılması istenmişti. Beşiktaş yönetimi şehit Tunç Uncu’nun ailesine bir ev hediye etme kararı aldı.

ADNAN OKTAR: İşte millet olarak çok yardım sever olup sevgi dolu olmamız gerekiyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf vardı bugün Taksim’de Halep için toplanan vatandaşlarımızın görüntüsü.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah duyarlılıkları çok güzel Allah razı olsun.

Münafığın üstüne şeytan çöktüğünde birden hayvana döner çok vahşileşir. Gözündeki o ifadeyi Kuran detaylı olarak anlatıyor Allah. Ölüm baygınlığı geçiriyor gibi. O vahiy anında, şeytandan vahiy aldığında aklını kaybeder adeta. Genellikle gece gelir münafığa vahiy şeytandan. Aklını atar yani ona uzun uzun ertesi gün yapacağı bütün pisliği vahyeder. Üstüne çöker ona da deli enerjisi verir. Deli enerjisi ve deli cesareti verir. Münafık ondan sonra atağa geçer her türlü rezilliğe başlar. Müslümanları rahatsız edecek hayret edecek şekilde bunu bulur münafık. Mesela Müslüman onun dediklerini yapar halleder bitti zannedersin ertesi gün yeni bir kepazelik daha, ertesi gün yeni bir rezillik daha. Ertesi gün yeni bir başka kepazelik daha. Bitip tükenmek bilmeyen bir deli enerjisiyle, şeytanın yönlendirmesiyle münafığın atakları bitmez. Mesela Hz. Musa (as) zaten beladan kurtulmuş onlar da beladan kurtulmuşlar, Firavun’un şiddetinden kurtulmuşlar büyük nimet bir aradasınız müminsiniz, namaz kılıyorsunuz, rahatça yaşıyorsunuz, Allah’ı anıyorsunuz, Allah bıldırcın indiriyor ne güzel birlikte yaşayın. Azgın, rahat durmuyor. Mesela Cenab-ı Allah diyor bir sığır kesmenizi emrediyor diyor ne kadar güzel al bir sığırı kes pişirin yiyin. Değil mi? Oradakilere de dağıt birçok insan memnun olacak. Bir güzellik bir ibadet illa çakallık yapacak şeytanın ifasıyla gece onlara vahiy geliyor münafıklara “nasıl bir sığır?” diyor. Herhangi bir sığır diyor işte. Olmaz diyor bize detaylarını anlatacaksın, anlatıyor yine olmadı diyor. Yine detay istiyorum diyor. Bak yine vahiy geliyor Hz. Musa (as)’ya açıklıyor yine detay istiyor. Detay detay detay detay. Allah diyor ki “neredeyse yapmayacaklardı” diyor. Münafık Müslümanı böyle zor duruma sokmak onu faaliyetlerinden geri bırakmak için sürekli detaylı konular çıkartır. Şeytani bir yetenekle. Ve önü sonu gelmez bu yeteneğin hayret edecek şekildedir bu. Muazzam bir şevkle bunu yapar. Ve şeytani bir uyanıklıkla yapar mesela bak orada adam ne diyor? “Sığırlar birbirine benzer” diyor. Bakan da pek anlayamıyor çok şeytani bir zeka kullanır. Öbürü daha da beter, diyor ki “Hz. Musa” diyor “normalde bu dine mensup diyor buzağıya tapıyordu” diyor “unutmuş” diyor “başka bir açıklaması yok bunun” diyor. “Şimdi onun ilahını ben yeniden yaptım” diyor “o da tapacak siz de tapacaksınız” diyor. Adamların cahilliğine bak ki ona uyuyorlar. Ne kadar tehlikeli bir ortam.

Münafığın Müslümanları nasıl pasifize edip nasıl yormak istediği nasıl kargaşaya sürüklediğini ve legal görünüm altında nasıl ahlaksızlık yaptığını Allah Kuran’da anlatıyor bize. Şimdi bakalım Hz. Musa (as) devrinde adam diyor ki bu adam her gün bıldırcın yiyor diyor adamın canı sarımsak çekmiş olabilir ne var bunda faydalı bir şey, alalım sarımsağı diyor adama sarımsak getiriyorlar. Şimdi de canım soğan çekti diyor adam düşünüyor sarımsak seviyorsa soğan da sevebilir ne var bunda diyor Müslüman mantıklı olduğu için tamam diyor o zaman bunu da getirelim diyor. Bunu yaptık diyor sırf sarımsak soğanla olmuyor diyor mercimek de olsa biraz diyor, mercimek getiriyor bu sefer acur rica etsem diyor bak ahlaksıza bak önü sonu gelmiyor görüyor musunuz? Bu sefer acur getiriyorlar. Oradaki amaç ne? Müslümanları hırpalamak. Acurla besleneceğinden değil, soğanla besleneceğinden falan değil sırf ahlaksızlık olsun. Müslümanları meşgul ama bak dikkat ederseniz legal görünümünde. Müslüman da işte orada vicdan azabı çekiyor onun için Hz. Musa (as) diyor ki o zaman Mısır’a gidin de diyor alacaklarınızı alın diyor. Bak nasıl zor durumda bırakıyorlar Peygamberi görüyor musun? Yüzlerce ayı hayvan Hz. Musa (as)’yı bırakıyor sarımsak acur yemek için doğru Firavun’un yanına. Kırbaçlanıyorlar, aşağılanıyorlar, derin devletin uşağı oluyorlar, yalakalık yapıyorlar bir avuç sarımsak soğan yemek için oraya gidiyorlar. İşte pisboğaz derken bunu kastediyoruz. Adam derki adam bir avuç sarımsak yiyecek ne var bunda, besleyici de diyor sarımsak soğan kuvvet verir diye biliniyor o dönemde ne var yesin diyor mesela.

Şimdi öyle sinsidir ki münafığın üslubu Müslüman çok zor durumda kalır yapsa bir türlü yapmasa bir türlü. Hep oyuncudur. Bu ahlaksızlıklara Allah dikkat çekiyor Kuran’da. Mesela diyor ki “evim açıkta” şimdi adamın evi açıktaysa sen adamı evinden alıyorsun, götürüyorsun dışardan bakan böyle görür. Mecburen ne yapması gerekiyor o zaman? O zaman git bari evinde kal diyor. Ahlaksız yani. Mesela diyor ki ben savaşmayı bilsem gelirim diyor şimdi savaşa giderim kafamı gözümü yararlar boynumu koparırlar diyor bilmiyorum öldürürler beni diyor birebir ölüme gitmemi istiyorsan gideyim diyor peygambere bak ahlaksızlığı görüyor musun? Peygamber diyor ki o zaman savaşmayı bilmiyorsan gelme bari diyor. Böyle alçaktır münafıklar. Çok ince oyun oynarlar. Böyle çok açıkça ben şarap istiyorum demiyor, ben domuz eti istiyorum demiyor sarımsak, soğan, acur, mercimek istiyorum diyor. Çok kahpedir münafık. Oyunu çok incedir. Onun için çok ince zeka akıl gerekir münafıkla baş etmek için. Kuran’ın ölçüsüyle baş edilebiliyor.

Hz. Musa (as)’ı, Peygamber’i hep akli yetersizlik içinde görmek istiyorlar. Hz. Musa (as)’ya hem deli diyorlar haşa hem de unutkan olduğunu söylüyorlar. Unutabilir, her insan unutabilir. Bin bir türlü ümmetin her türlü konusu aklında ufak tefek şeyleri unutuyor olması beynini dinlendirir. Senin bomboş şeylerini dinleyecek hali yok. Hiçbir amacı olmayan şeyleri niye dinlesin? Ve onları niye hafızasında tutsun? Niye hafızasında tutmaya mecbur olsun? Unuttu diyor. Unuttu dediğin senin ne? Sapıkça şeylerden bahsediyorsun sen. Firavun’un dinine mensuptu diyorsun unuttu diyorsun bu çok ahlaksızca bir iftira. Unutulacak bir konu değil ki zaten öyle bir imanı yok ki onu unutsun. Hz. Musa (as) gibi akıllı imanlı muttaki bir mümin puta inanacak hali yok. Peygamber o değil mi? Ululazim bir Peygamber. Bak unutmadığı halde bildiği halde, her şeyi bildiği halde böyle bir konuda unuttu diyor. Onu unutmayla alakası yok onu zaten kabul etmiyor. Asla kabul etmeyeceği bir inanç. Böyle bomboş gereksiz şeylerle Müslümanları zor durumda bırakmaya çalışır münafıklar. Çeşitli işte yok kaşı şöyle yok gözü böyle. “Ayağını şöyle yana attı. Bacağını şöyle kenara tuttu. Kafası şöyle, gözü böyle.” Müslümanlarla sürekli uğraşır münafık. Kendini sürekli yüceltir. Kendinin nasıl üstün olduğunu, nasıl iyi olduğunu, nasıl akıllı olduğunu. Müslümanın da nasıl eksik ve nasıl yanlış olduğunu vurgulamak ister. Halbuki asıl münafıkların kafası boş oluyor. Allah asıl onları akılsız yaratıyor. Muazzam ahmaktır münafıklar. Müslümanlar son derece akıllılar. Gereksiz bilgiyi aklında tutmaz tabii ki, niye tutsun?

Parantez içinde diyebiliriz adam eğer anlamıyorsa, dini bir ıstılahı anlamıyorsa. Mesela o kelimeyi, o cümleyi anlayacağı yabancı kişinin anlayacağı cümleyi kullandıktan sonra dini ıstılahı yani dini kelimeyi anlamayacaksa parantez içinde söylersiniz. Ama onu kullanmamız gerekir.

“Münafık iki topluluk arasında kah birine kah öbürüne yanaşan hayvan gibidir” diyor. Bir oraya gidiyor bir oraya gidiyor. Bir Müslümanlardan gibi davranıyor. Bir küfürden yana gidiyor.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Sosyal Adaleti Nasıl Sağlarız?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Bugünkü sohbetimize burada son veriyoruz. Yarın tekrar Hocamız’la görüşmek üzere. 

Masaüstü Görünümü