Harun Yahya

Sohbetler (15 Aralık 2016; 19:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Müslümanlara sahip çıkalım” diye bir etiket yapalım. Bir de “Sevgi birliğine davet et” diye bir etiket yapalım. İki etiket yapalım.

Müslümanları böyle hani hep içine kapalı başı örtülü, hırkayla oturur, işte evden dışarı çıkmaz, yemez, içmez, gülmez, eğlenmez, müzik dinlemez, resimden sanattan anlamaz, hurafe peşindedir, estetiği güzelliği sanatı çirkin sayar yani hayatı kaymıştır özetle böyle tanıtıyorlar. O yüzden biz de onun tam aksi bir görüntü vererek ve onu yaşayarak -ki Kuran’ın istediği de budur zaten- cennet ortamı gibi bir ortamın esas olduğunu vurgulayan bir tavır içindeyiz. Böylece İngiliz derin devletinin oyununu ortadan kaldırmış oluyoruz. Çünkü “örnek olacak” onlar “hiçbir Müslüman yok” diyorlar. Bir tek Fethullah Gülen cemaatini örnek gösteriyorlardı onlar da dehşet verici bir görüntü aldılar. Onlar da artık örnek olmaktan çıktı. O zaman örnek olunacak modern İslam’ı, sanat dolu, güzellik dolu, estetik dolu, kalite dolu, hayat dolu, sevinç dolu bir İslam anlayışını savunan bir Müslüman topluluğu olması gerekiyor. Onlar da bizleriz. Biz bunu yapıyoruz da İngiliz derin devleti boş mu duruyor? Tabii köpeklerini üstümüze saldı İngiliz derin devleti. Yerli köpeklerini yalakalarını da saldılar, atak üstüne atak yapıyorlar.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Halep’te yapılan ateşkesten sonra bugün sabah saatleri itibariyle bölgeye otobüsler ve ambulanslar giriş yaptı. Sivillerin bir kısmı Türkiye’nin İdlib’de hemen kurduğu 10 bin kişilik mülteci kampına götürülecek. Yaralıların bir kısmı ise Türkiye’ye getirilecek. Türkiye sınırında da yaralılar için acil tedavi merkezleri ve gelecek siviller için çadırlar oluşturuldu. Bazı resimler de vardı.

ADNAN OKTAR: Türkiye’nin tabii şefkati merhameti en yüksek bir topluluk. Güzel bir millet, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Halep’teki sivil ve muhaliflerin bölgeden tahliyesi için çalışmalar devam ederken konvoyun kullandığı yolda mayınların yerleştirildiği ortaya çıktı. Mayınların temizlenmesi için bir süre Halep’in boşaltılmasına ara verildi. Hasta ve yaralıları aldıktan sonra dönüş yolunda Esad rejimi ve İran komutasındaki milislerin saldırısına uğrayan konvoyun biri ise tekrar şehir merkezine döndü. Milislerin saldırısında 4 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Bu saldırı üzerine Rusya açıklama yaparak, İran ve Esad rejimine bir daha ateşkesi bozarlarsa onları vuracağını ilan etti. Ve Rusya şu anda konvoyu İHA’larla koruma sağlıyor.

ADNAN OKTAR: Evet, Putin’e helal olsun delikanlıymış. Putin hakikaten değerli bir delikanlı. Hataları var yanlışları var ama delikanlılığı yiğitliği açık.

Şia düşmanlığını da bırakmak lazım. Çok büyük hata, çok büyük yanlış. Şiiler zaten çile çekmiş acı çekmiş Müslümanlar. Onların yiğitliğini kahramanlığını takdir etmek yerine onlara nefret söylemi söylemek çok çirkin çok yakışıksız. Zaten bütün ömürleri çileyle geçti. Yani 1400 seneden beri ızdırap içinde yaşıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İHH İdlip’e ulaşan Halepli kardeşlerimizi karşılamaya başlamış elhamdülillah Adnan Bey. İlk gelen kardeşlerimizin fotoğrafları da vardı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah cehennemi bir ortam.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İHH öncülüğünde başlatılan kampanyayla Türkiye’nin dört bir yanından Halep’ten gelen kardeşlerimize yardım tırları yola çıktı. Yaklaşık 2000 araç ve 100 tır ile İstanbul’dan hareket eden “Halep’e yol açın” konvoyunun 1500 tıra ulaşması bekleniyor. Güzergahtaki birçok kentten toplanacak yardımlarla 1500’ü aşkın tır Cilvegözü’ne ulaşacak. Konvoya tüm kardeşlerimiz istedikleri herhangi bir noktadan katılabilirlermiş.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KATRAL GÖKTAN: İHH da bir kampanya başlattı Halep için. “Halep’e yol açın” konvoyu bugün İstanbul Kazlıçeşme’den dualarınızla yola çıkıyor. Siz de HALEP yazıp 3072’e göndererek 5 TL destek olabilirsiniz.

ADNAN OKTAR: Aferin iyi yapmışlar olur, herkes göndersin. HALEP 3072 telefondan, iyi güzelmiş. Herkes yapsın HALEP 3072 gayet kolaylık, çok iyi bir yöntem. İHH çok ihlaslı çocuklar onlar bayağı gayretliler. O başındaki esmer bir delikanlı var o çok çilekeş. Yine daha naif bir delikanlı daha var çok yaman hareketli bir delikanlı, o da çok mazlum. Akşama kadar canım benim oradan oraya oradan oraya, beş kuruşluk bu çocukların bir çıkarı yok Allah için. Hep tehlikeli yerlere gidiyorlar, tehlikeli görevlerde bulunuyorlar. 24 saat görevde bu çocuklar. Bayağı da samimiler, maşaAllah. En girilmez denilen yerlere giriyorlar, çatışmaların en yoğun olduğu yerlere. Oralara ekmek götürüyorlar, yiyecek götürüyorlar, su götürüyorlar bayağı temiz dürüst insanlar, maşaAllah.

Osman Atalay, Bülent Yıldırım. Bülent Yıldırım o esmer olan, Osman Atalay da o naif olan genç. Aslan bunlar aferin tebrik ediyorum. Buradan selam ediyorum onlara da.

1919’da İstanbul’da bir Türk vatandaşının çantasını kontrol ediyor İngiliz piyadesi polis gibi yani orada artık kontrol bizde diyorlar. Vatandaşı çevirmiş çantasını arıyor. 1920 yılında Taksim’e giriş yapan İngiliz işgal kuvvetleri. Şimdi içerideki hainlerle işgali gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Rahmetli Atatürk’e demişler “işgal kuvvetleri geldi” demişler. “Geldikleri gibi giderler” demiş.

Bir de kardeşim, böyle şeylerden hiç bizim haberimiz olmuyor. Önce Hürriyet Gazetesi’ne haber oluyor. Bizim hakikaten şu an bilgimiz yok. Yani RTÜK’te böyle bir şey mi olmuş, konumu var haberimiz de yok. Ta Aralık ayındaki bir konuşmadan yola çıkarak bunu anlatıyorlar. Halbuki ben en az yüz kere konuştum. Aralık’tan bu yana niye bekliyorsun? Kaç vakit geçmiş, değil mi? Varsa bir hata o anda söyle. Ben onun üstüne en az yüz konuşma yaptım. Bugün de yaptım konuşma. Ne kadar samimiyetsiz hareketler.

Mehter çalarken Osmanlı sultanlarını göstermemiz lazım ekranda. Zigetvar Muhasarası, Niğbolu Muhasarası’na ait tablolar. Yani mehterin ruhunu anlatan resimlerle olursa daha güzel olur. Öyle bir hazırlık yapsınlar göreyim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünya basınında yayınlanan son makaleleriniz şu şekilde; Washington’da yayınlanan Capitol Hill bölgesinde günlük tirajda bir numara olan Amerikan kongresi ve cumhuriyetçiler tarafından yakından takip edilen sağcı politik gazete The Hill’de “Terörün çirkin yüzü bir kez daha Türkiye’de” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, geçen cumartesi meydana gelen PKK’nın kolu TAK’ın üstlendiği terör saldırısından bahsediyorsunuz. Bu terör örgütünün sadece Türkiye’de şimdiye kadar on binlerce insanın şehit olmasına sebep olduğunu söylüyorsunuz. Ve bu terör örgütü PKK’nın farklı örgüt isimleri altında dünyanın çeşitli bölgelerinde korkunç faaliyetlerine devam ettiklerini belirtiyorsunuz. Bu sebeple Amerika’nın yeni hükümetinden bu gerçekleri göz önünde bulundurarak, uzun süredir müttefiki olan Türkiye’yle yeni bir sayfa açmasını beklediğimizi söylüyorsunuz.

Merkezi Belçika’da bulunan aylık ziyaret sayısı dört milyonu bulan Sasa Post haber sitesinde “Ortadoğu siyasetinden ani değişim” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde “Darwinizm ve materyalizm Abdülhamit döneminde tüm Osmanlı’ya yayılmış, böylece Osmanlı ve İslam alemi parçalanıp dağılmıştır” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Abdülhamit döneminde Darwinizm’in ve materyalizmin Osmanlı’da yayılması İngiliz derin devletinin Abdülhamit döneminde Arap dünyasına Darwinizm’i sokması gibi konulara değiniyorsunuz. Bunun Osmanlı’nın parçalanmasına giden yol olduğunu söylüyorsunuz.

Merkezi Almanya’da yer alan Burma ile ilgili gelişmelere yer veren haber sitesi Burma Times’ta “Daha iyi bir hayat için ölümle burun buruna” başlıklı makaleniz yayınlandı. Devlet liderlerinin diğer ülke liderleriyle birleşip Myanmar hükümetine yaptırım uygulayarak Arakan’da yaşanan insanlık dışı uygulamalara bir son verdirmeleri gerektiğini vurguluyorsunuz.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da “Hanlar Hanı cennet mekan Abdülaziz Han” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Hanlar Hanı Abdülaziz Han’ın velayet ve şehadet makamlarına ulaşmış mübarek bir padişah olduğunu ve hükümdarlığı süresince yaptığı güzel işleri anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Hanlar Hanı Abdülaziz’dir, evet.

KARTAL GÖKTAN: News Rescue’da ayrıca PNAS, “RNA dünyası deneyiyle aslında yaratılışı ispatlıyor” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Uluslararası Bilimler Akademisi’nin resmi dergisi PNAS’ın iddialarının aksine RNA’ların sentezlenebilmesi için başka RNA moleküllerine ihtiyaç olduğunu, dolayısıyla evrimsel sürecin hiçbir zaman yaşanmadığını ve her şeyin Allah tarafından kusursuzca yaratıldığını anlatıyorsunuz.

“Amerika’da lobiler devri sona mı eriyor?” başlıklı makaleniz ise Azerbaycan’ın çok okunan haber siteleri Haber TV, Par.Az, Arena TV ve News Baku’de yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah bize güzel imkanlar veriyor, elhamdülillah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu ana kadar Halep’ten 1150 sivil ve yaralı tahliye edilerek İdlib’e geldi. Bazı batılı ülkelerin bir kişi bile almayız dediği bir ortamda biz bir değil binlerce kişi daha gelse alacağız, yer bulacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama bak görevimiz bu oluyor. Yaralılar falan. Adamlar Müslümanları şehit ediyor gömüyoruz. Adamlar Müslümanları yaralıyor tedavi ediyoruz. Bacağını koparıyor takma bacak takıyoruz. Bunu kökten halletsek de İttihad-ı İslam’ı yapsak da şu bela hiç olmasa olmuyor mu?

BÜLENT SEZGİN: Bir video var gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye ülkelerine ticarette Dolar ve Euro değil kendi paralarımızı kullanma çağrısı yapmıştı. 60 ülkenin üst düzey temsilcilerini ağırlayacak olan Dünya Helal Zirvesi’nde teşkilat bu konuyu gündemine alacak.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam bu konuyu kökten halletsin. Dolar-Euro saltanatını ortadan kaldırsın dehşetli büyük bir hizmet yapmış olur. Bir de tedirgin olmasına gerek yok, millet onu destekliyor öyle bir şey olmaz. Yani işte şu sistem bu sistem. Az oyla iktidar, öyle bir şeyi kafasına koymasın. Az oyla iktidar o bize yaramaz. O çok tehlikeli bir şey. Çok fazla oyla iktidarda tutacağız çok fazla oyla, şahsını, bunu yapacağız.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Akşam Gazetesi’nin haberine göre 13. Avrupa Parlamentosu Kürt Konferansı’nın sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgenin herhangi bir hukuki yaptırımı yok. Ancak Avrupa parlamentosunun yayınladığı bildiride dikkat çeken maddelerden biri şu; İngiliz ticari sendikaları GMB ve UNID tarafından 2016 Mart’ında başlatılan Öcalan’a özgürlük kampanyasına destek verilmeli. Öcalan ve Kürt sorununda müzakerelerin sürdürülebileceği takımı derhal serbest bırakılmalı. Öcalan’ın hareketinde herkesle bağlantı kurabilme özgürlüğü tanınmalıdır. Kürtlerin özyönetim hakkı tanınmalıdır. PKK, Kürt meselesindeki sorunun tarafı olarak kabul edilmelidir. PKK Avrupa toplulukları tarafından terör listesinden çıkarılmalıdır.

ADNAN OKTAR: Üstüne de tereyağlı döner, yoğurt falan da istiyorlar herhalde. Bir de üstüne taze çay. Başka istedikleri var mıymış? Saymışlar hepsini tek tek. Yok kardeşim Türkiye’yi böldürmeyiz. 83 milyon şehit olmadan bu iş olmaz. Şeyleri yetiyorsa, gücü yetiyorsa buyursunlar gelsinler bekliyoruz. Uzatmaya gerek yok. İkide bir şunu istiyoruz bunu istiyoruz, şunu istiyoruz bunu istiyoruz. Şimdi bir şey diyeceğim uygun olmayacak. Bunlar bir şey almak istiyor anladığım kadarıyla. Bizden sadece “hayır” cevabı alırlar o kadar. Şimdi RTÜK konusu olmasa burada bayağı bir saydıracağım bunlara da ben.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca silinen kayıtları özel bir yöntemle kurtarıp 15 Temmuz gecesi FETÖ’nün darbe girişimine katılan tüm uçak ve helikopterlerin uçuş kayıtlarıyla silah mühimmat yükleri tek tek tespit edildi. Helikopterlerin İstanbul ve Ankara’nın yanı sıra İmralı Adası çevresinde yoğun şekilde uçtukları dikkat çekti. İmralı Adası çevresinde yaşanan uçuşlar darbe girişiminin başarılı olması halinde ikinci bir eylem planının ilk adımı olarak değerlendiriliyor.

ADNAN OKTAR: Ne yapacaklardı acaba? Öcalan’ı alıp oraya Güneydoğu’ya götürmeyi düşünmüş olabilirler. Yani oraya bağımsız devlet kurup “bu da sizin başınıza geçsin” falan gibi öyle bir şey düşündüler herhalde. Sonra yemedi herhalde. Gelen tabaktaki yemekleri yiyemediler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Uçuş kayıtlarında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağını havada arayan F16’nın radar izlerine de ulaşıldı Adnan Bey. Söz konusu F16’ya iki radar, iki de ısıya güdümlü füzelerin yüklendiği tespit edildi. İstanbul semalarındaki helikopterlerinse Moda Deniz Kulübü, Fenerbahçe Orduevi, Sabiha Gökçen hattındaki yani Anadolu yakası tarafında hareketliliği de radar görüntülerinde yer aldı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca’yı havada vuracaklardı demek ki. Evet. Bak oraları da vuracaklar herhalde. Mehdiyet’in bereketiyle bütün olayların tamamı terse döndü, yüzlerce olayda hiçbirini başaramadılar Mehdiyet’in bereketiyle, bunu hükümet açıkça görmüştür, ilgililer de açıkça görmüştür her yerde mucize meydana geldi. On dakika, on beş dakika, sekiz dakika, üç dakika arayla her şey tersine döndü ve hiçbir yerde başarı elde edemediler, Allah ayaklarına doladı. Normalde gece üç, dört gibi yapacaklardı darbeyi yapamadılar, orada da Allah ayaklarına doladı, basiretleri kapandı. Üçte, dörtte olsa bitti Allah esirgesin.

Kenan Akçal, “Ya adam yanlış yolda değil, adam dünyasını yaşıyor. Kim istemez böyle yaşamak” diyor. “Tövbe tövbe bu şaka gibi ya” diyor böyle.

“Seni kim finans ediyor? İsrail derin devleti mi?” İsrail’in beş kuruş parası yok kardeşim. Ne alakası? Yok, çok fakirler. İsrail derin devleti diye de bir şey yok, İngiliz derin devletine bağlıdır İsrail. MOSSAD’ı kuran, İsrail’i kuran İngiliz derin devletidir zaten, dolayısıyla MOSSAD’ın bir gücü yok, maddi güçleri de yok öyle kimseye para falan verecek halleri de yok. Parlamentolar falan her yerleri çok fakir, bilmiyorum arkadaş gördü mü? Nereye gitsen fakirlik var. Bütün yatırımı orduya yapıyorlar, hep silah, cephane işte uçak, bomba şu bu falan can güvenliği derdindeler.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Irak’ta Musul iline bağlı Sincar kaymakamı Mahma Halil, terör örgütü PKK’nın bölgede rahatsızlık unsuru olmaya devam ettiğini belirterek, “Eğer PKK bu tavrından vazgeçmezse çok şiddetli ve hiç beklemediği tedbirler almak zorunda kalırız” dedi.

ADNAN OKTAR: Beklemesine gerek yok işte adamlar zaten gelmiş, gereğini yapsın, kovalasın hepsini. Ama tabii kovalamayla olmaz ilmi mücadele gerekir. IŞİD’le de öyle, PKK’yla da öyle mutlaka ilmi yönde mücadele yapılması lazım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kastamonu Polis Meslek Yüksekokulu’ndan mezun olan polislerimiz iki gün önceki yemin törenlerinde Beşiktaş’taki şehitlerimizin isimlerini tek tek sayarak şehitlerimizi andılar. Bir video vardı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, çok güzel ve hepsi sağlam delikanlı ve Türkiye’de sağ sürekli tırmanıyor, her böyle terör olayında sağ akıl almaz tırmanır, mukaddesatçılık akıl almaz tırmanır eskiden beri bu böyledir. Mesela -Allah gani gani rahmet etsin- Gün Sazak kahpelerce şehit edilmişti, Türkiye’de sağ akıl almaz tırmanışa geçmişti. Her sağcılara yapılan eylem, her polise yapılan eylem sağı muazzam güçlendirir, bu eskiden beri bilinir. Mukaddesatçılık, maneviyatçılık muazzam bir gelişme içinde şu an çünkü her seferinde manevi bir gerilim meydana geliyor daha pekişme, daha güçlenme meydana geliyor. Bu, terör örgütlerinin hiç işine gelmeyen bir konu aslında. Mesela polis de çok bilenmiş oluyor, asker de çok bilenmiş oluyor, halk da bilenmiş oluyor, bu PKK için çok tehlikeli bir şey.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Profesör Doktor Ahmet Kepekçi Yeni Mesaj’daki yazısında Atatürk’ün dindar yönüne şöyle dikkat çekti. “Atatürk’ün başkanlığını yaptığı Türkiye Büyük Millet Meclisi 1923 yılında Peygamber Efendimiz (sav)’in doğum gününü milli bayram ilan etmiştir. Bu, uzun yıllar dinsiz olarak anlatılan Atatürk’ün gerçek kimliğini anlamak açısından önemli bir tarihi gerçektir.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir tane örnek vermiş, on binlerce Kuran dağıttı rahmetli Atatürk, ondan niye bahsetmiyorsun? Anadolu’da. Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kuran tefsiri yapmasını rica etti Kuran tefsiri yaptırdı Elmalı tefsiri meşhur, bundan niye bahsetmiyorsun? Buhari-yi Şerif’i tercüme ettirdi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurdu, ilahiyat fakültelerini kurdurdu, imam hatip liselerini açtırdı, cebinde sürekli Kuran taşıyordu her akşam hafız efendileri çağırıp Kuran okutturuyordu, bunlardan niye bahsetmiyorsun? Resulullah (sav)’ı öve öve aşkla anlatıyor, bundan niye bahsetmiyorsun? Tek bir konudan bahsetmiş ondan sonra dinsizlik bilmem ne iddiaları, dinsizlik öyle bir konu yok, dinsiz; onu söyleyenlerin kendisi dinsiz. Dini olan, imanı olan Müslüman bir insana dinsiz demez zaten. Aklı zayıf insanlar onu söylüyor onlara sen ne itibar ediyorsun demiş diye.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu açıklamasında; “Yurtdışında bizim vatandaşımız olup da PKK’ya oralarda aktif destek verenlerle ilgili vatandaşlıktan çıkarma dahil her türlü tedbiri alacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: Niye bekliyorsunuz? Zaten hemen yapın. Ayrıca o adamlar umursamaz öyle bir şeyi. Zaten aranıyor adam burada, müebbet hapis cezasıyla aranıyor, yurtdışından zaten gelmez adam, çıkartsan da çıkartmasan da ona fark etmez.

Mustafa Kemal Atatürk diyor ki rahmetli Ruşen Eşref’e; Conkbayırı’nda savaş sonrasında bir ziyaret esnasında şu sözleri söylüyor. “Türk milletinin bu yüksek imanı” diyor bak Atatürk söylüyor. Bak “Türk milletinin bu yüksek imanı, Türk milletinin bu yüksek seciyesini görmeseydim, yaşamasaydım onlara ‘ben size ölmeyi emrediyorum’ dediğim zaman hiçbirisi kelimeyi şehadet getirmeden koşmasaydı, onları böyle görmeseydim İstiklal Harbi’ne başlamazdım” diyor. “Kabadayı, yiğit, imanlı millet olduğunu görünce yaptım” diyor. Yoksa mesela “korkak, ürkek, imansız olduklarını görsem” diyor “başlamazdım çünkü dinlemezlerdi zaten” diyor. “Ama millet sağlam, maya sağlam” diyor. Mesela Atatürk zamanında Kuran Türkçe’ye çevriliyor, daha önce bilmiyor millet okuyor anlamıyordu, ilk defa Türkçe’ye çevriliyor.

Yeni Şafak Yazarı Aydın Ünal Twitter adresinde, “Bize İran’ın tarihteki en büyük İslam düşmanı ve Müslüman katili olduğunu tekrar hatırlatan Allah’a hamdolsun. İnşaAllah akıl ederiz ifadesini paylaştı” diyor. İran nur gibi Müslüman, orada milyonlarca Şii var, milyonlarca Sünni var İran’da, en az yirmi milyon Sünni var ve yine milyonlarca Türk var. Sünni ve Şii ikisini ayırıp birbirine düşürdün mü İslam alemi diye bir şey kalmaz. Niye Şiilerle biz ayrı olalım? Şii-Sünni hepsi kardeş, Müslümanız biz. Şii komünist katiller var adı Şii, komünist bunları görevlendirmişler cinayet işlemek için görevli doğrudan İngiltere’ye bağlı bunlar, İngiliz derin devletine bağlılar hatta buna İngiliz Şiiliği deniyor. İran’daki Şiilerden de bunlar nefret ediyorlar. Mesela Sistani “Müslümanlar kardeştir” dedi. Sünni, Şii kardeştir adamlar cinnet geçirdiler, “birbirine düşmandır bunlar” diyor. İngiliz derin devletinin teşvikiyle İngiliz Şiilik sistemini savunan bu karanlık örgüt, böyle bir şey olmaz. İran, Türkiye dosttur ve kardeştir, Müslümanlar kardeş bu oyuna kimse gelmesin.

Tayyip Hocam İran’a gittiğinde “burada ikinci evimizdeyiz” diyor. “Evimiz” diyor bak İran’a evimiz, ikinci evimiz. Türkiye, İran sınırı 1639 yılından beri hiç değişmedi. Dünyadaki en eski değişmeyen sınırlardan biri İran-Türkiye sınırı. Bu tarihten beri, dört yüz yıldan beri İran’la, Osmanlı arasında savaş yok; biz dostuz, kardeşiz, nerden çıkıyor bu? Çok güçlü bir ülke, güçlü bir Müslüman ülke, düşman falan değil, İslam düşmanı değil, İslam dostudur İran, Müslüman dostudur ve o adamlara itibar etmesinler. İran’da 963-1918 yılları arasında hep Türk devletleri var bak 963’ten 1918 yıllarına kadar hep Türk devletleri var İran’da, sırasıyla Gazneliler var mesela Büyük Selçuklu Devleti var, Karakoyun Devleti var, Akkoyunlu Devleti var, Safevi Devleti var, Kaçar Hanedanı var. 1071’de Türk orduları Anadolu’ya İran sınırından Malazgirt’ten girdiler. Biz İran’la hep iç içeyiz.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraflar vardı Adnan Bey. Akkoyunlular devleti, Abbasi devleti, Gazneli Devleti, Safeviler, Büyük Selçuklu Devleti.

ADNAN OKTAR: 1917-1918 yılları arasındaki büyük İran kıtlığında sekiz milyon İranlı şehit oldu. İran bu dönemde İngiliz işgalinde. İran’ın mahsullerinin büyük kısmı Güneydoğu Asya’daki sömürge askerlerine gönderiliyor. Kendi askerlerine gönderiyor hiç İran’da yiyecek kalmıyor sekiz milyon insanı o şekilde şehit ettiler. İngiliz işgalinde.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Milli Gazete’den İsmail Hakkı Akkiraz yazısında terörü bitirmek için materyalist eğitime son vermek gerektiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Güzel maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: “Terörü üreten ikinci neden işlenen büyük günahlardır. Materyalist eğitimi esas almak ve dayatmak Türkiye’yi yöneten başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Başbakan Binali Yıldırım’ın, başbakan yardımcılarının, bakanların ve yönetimde etkili olan bütün zevatın canımızı yakan terörü sonlandırmak için samimi bir gayretin içinde olduklarından şüphemiz yoktur. Ancak terör materyalist eğitimle çözülmez.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah elinden yüzünden nur akıyor. Çok güzel konuşmuş Allah nurunu artırsın. Darwinist eğitimi kaldıralım diyor çünkü PKK’nın kökeni Darwinist eğitimdir.

Bu ağzı bozuk olanlar internette konuşan biçimsiz münasebetsiz konuşanlar genellikle kalitesiz hayat yaşıyorlar. Yedikleri onları mutlu etmiyor, giydikleri onları mutlu etmiyor, ortamları kötü, onlarla muhatap olanlar kötü şeyler konuşuyorlar. Bunlar onlara kötü şeyler söylüyorlar. Mutsuz bu insanlar kimseyi sevmiyorlar. Kimse bunları sevmiyor. Mesela kız arkadaşı var küfrediyor. Kirli yahut uygunsuz şeyler yapıyor bu da gidip uygunsuz şeyler yapıyor. O ona küfrediyor o ona küfrediyor dolayısıyla hiçbirinin dostluğu arkadaşlığı olmuyor. Kısa süre sonra da bunlar ayrılıyorlar. Arkadaşlıkları bir iki gün sürüyor. O da küfürle hakaretle bitiyor. Dolayısıyla hayatları korkunç. Ellerinde bir sigara yahut işte alkollü bir içki. Toplandıklarında birbirlerine küfürlerle konuşuyorlar “la şöyle mi la böyle mi?” Mutlu değiller akşam yattıklarında huzur içinde yatmıyorlar kalktıklarında huzur içinde yaşamıyorlar. Onun için güzelliği zenginliği bereketi, iyiliği güzelliği gördüklerinde onlarda bu şok meydana getiriyor, şiddetli bir haset ve ızdırap meydana getiriyor. Bunun çok kolay elde edileceğini düşünüyorlar. Ama elde edemeyince de çok acı çekiyorlar. Onların sizin gibi temiz arkadaşları olmuyor. Güvenilir arkadaşları olmuyor böyle dostane bir ortam olmuyor. Kirli oluyor her şey kirli oluyor. Konuşmalar kirli, yüzler kirli, eller kirli, ayakkabılar kirli, evler kirli. Her yerde bir kir ve karanlık oluyor. Mutlu aydınlık bir ortam olmuyor. Genellikle de ezikler imkanları da yok, imkanı olan da kendini batırıyor. Müthiş bir stres içinde yaşıyorlar. Onun için böyle mutlu, güzel, kaliteli, akıllı, lafını sözünü bilen, birbirini üzmeyen bilakis birbirini onore eden, birbirine güzel sözler söyleyen, güzel heyecanlar yaşanan, sevinç yaşanan kaliteli ortamlara akıl almaz haset ediyorlar. O yüzden de öfkeleri daha artıyor ama bir süre sonra anlatımlarımızdan olumlu etkilenmeye başlıyorlar yavaş yavaş çözülüyorlar. İzlemenin yüksekliği onu gösteriyor. Çünkü adam gece yarısı saat on ikide, birde, ikide, üçte sabahlara kadar izlemek istiyorsa etki alanına girmiş demektir. Yani müthiş etkilenmiş demektir. Onun için kötü konuşması, kızması, bağırması çağırması o an o imkanları elde edememesi, o güzel hayatı elde edememesinden kaynaklanan bir öfke. O gerilimi yaşadığı için oluyor. Biraz sabırlı olmak lazım bir süre sonra onlar çözülüyorlar. Bu imkanlarla, dar imkanlarla anlatım yapıyoruz ama en başarılı çalışmayı elde ediyoruz Allah’a çok şükür. Taş olsa eriyor. Demir olsa eriyor. En kirli şey bile yanıp tertemiz oluyor. Onun için devam edeceğiz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Işık mikroskobuyla çekilmiş bazı fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: İşte bilim ilerledikçe Allah’ın sanatı daha ortaya çıkıyor. Bilim Allah’ın varlığını ispat ediyor. Eskiden bilim Allah’ın olmadığını iddia ediyor diyorlardı şu an bilim Allah’ın varlığını bütün ihtişamıyla gösteriyor. Bilseler bu adamlar bilimi hiç savunmazlardı yani bilimin böyle Allah’ın varlığının ihtişamını ortaya çıkaracağını bilseler bilime hiç yanaşmazlardı bunlar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam siz PKK için hapis lüks olur diyorsunuz. Yaşadıkları yerleri gösteren birkaç fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Tabii adam buralarda yaşamayı kabul ediyor. Dağların içinde taşların içinde yaşamaya karar veriyor. Şunu kabul ediyor. Hapishane onlar için çok eğlenceli olur. Ölüm de zaten ölümden sonraki hayata inanmıyor zaten ölmek istiyorlar.

Deccaliyetin en korktuğu deccalin tespit edilmesi. Deccalin tespit edilmesini önlemek için en emin yol da Mehdiyet’in yok edilmesi. Mehdilik yok dersen deccal de yok diyecekler. Dolayısıyla deccalin kapısı sonuna kadar açılmış olacak. Ve Müslüman katliamına azgınca devam edecek deccal. Şu an kendini örtmek için bütün gücüyle Mehdi yok propagandasına başladı deccal. Adamlarını da ayaklandırdı. Adamları da başkalarını tahrik ediyor onlar da farkına varmadan ona hizmet ediyorlar. Şu an dünya çapında muazzam bir Mehdi karşıtı hareket başlattı deccaliyet. Buna bilmeden büyük bir Müslüman kitle de uyuyor farkına varmadan. Çünkü deccal fark edilirse bütün İslam alemi galeyana gelir ve çok büyük olaylar olur. En korktuğu şey deccalın keşfedilmek ve teşhis edilmektir. Onun için biz İngiliz derin devletinin sürekli üstüne gidiyoruz.

“Müslümanlara sahip çıkalım” etiketi var “Müslümanlar derken sen Hristiyan mısın? Ya da hangi inandığın dine mensupsun bu nasıl cümle?” diyor. Peki kime yardım edelim denecek. Bunlar ne yiyip içiyor da bu hallere geliyor ben anlamıyorum. Laf olsun, o kadar mantıksız ki bunların sohbetleri falan kahvehanede. Haydi kemik falan oturup barbut oynasın. “La şöyle mi la böyle mi?” bunların ne kadar korkunç hayatları var. Bu hayat mı şu yaşamak mı? Sürünüyorsunuz. Ve tabii sizin güzelliğiniz kalitenizle kendi hayatlarını kıyasladıklarında çok korkunç bir uçurum meydana geliyor. Akıl almaz ızdırap çekiyor, ızdırap bu sefer katlamalı oluyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Sizi seven yüzlerce kadın var.

ADNAN OKTAR: Onlar bir tanesini bulamıyor bulsa da başına bela oluyor. Küfrediyor, yüzüne tükürüyor yahut hatta bunları dövmeye kalkıyor. Terlikle kovalıyorlar onları. Zaten alt yapı çökmüş durumda üst yapı çökmüş durumda.  Bin bir türlü belanın içinde bunlar.

İngiltere İkinci Dünya Savaşı’nda Churchill’in emriyle akıl almaz bir vahşet uyguladı Almanlara karşı. Dresden şehrine yedi yüz bin tonluk bunlar fosfor bombası attı. Çoğunluğu kadın ve çocuklardan olan sivillere yaptı bunu. Beş yüz bin sivil mülteci Alman’ı katletti. Şehirde bir milyon iki yüz bin sivil yaşıyordu, bunların bak beş yüz binini böyle katletti. Fosfor bombası atıldığında sıcaklık bin altı yüz dereceye çıkıyor. Sığınaklarda bin altı yüz dereceye. İnsanlar sığınaklarda kömürleşti buharlaştılar bin altı yüz derece sıcaklıktan. Bu bombardıman emrini veren Churchill de İngiliz derin devletinin çok takdir ettiği beğendiği bir insan. İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth Churchill’i savaştan sonra kraliyet meşalesiyle ödüllendirdi bu yaptığı cinayetlerden dolayı. Bak ton hesabıyla fosfor bombası sivillerin üstüne atılıyor. Askerlerle ilgisi yok bak halk sığınaklara saklanmış Alman halkı onların üstüne yedi yüz bin ton fosfor bombası atılıyor. Ve atıldığında cayır cayır yakıyor ortalığı. Isı bin altı yüz dereceye çıkıyor sığınakların içerisinde buhar oldu insanlar. Kömür oldular. Churchill’in emriyle oldu bu İngiliz derin devleti de adamla iftihar ediyor. Senin sivillerle ne alıp veremediğin var? Adamlar zaten teslim olmuş sığınağa girmiş bir şey dediği yok. Zaten fosfor bombası atıldığında zehir etkisi yapıyor. Çünkü fosfor toksik bir madde olduğu için birde öyle insanları öldürüyorlar.

“Adnan Hocam oradaki bulunan bayanlar nasıl aynı şekilde olabiliyor. Hepsi estetik ameliyatlı mı? Hepsi birbirinden güzel” diyor. Ne yapayım? Küçüklük resimlerini gösterdim kanaatiniz gelmiyor. Bu kadar üzülecek ne var? Bunların kız arkadaşları falan daha değişik oluyor şimdi beni konuşturmasınlar. Ama bunlardaki alt yapı bozukluğu da oluyor. Arkadaşı kastetmiyorum da yani öbür tipler için söylüyorum. Alt yapı, üst yapıda bozukluklar oluyor.

Dinden imandan uzaklar birçoğu, sevgisizler merhametsiz bir üslup. Çok kirliler. Eli kirli, yüzü kirli, dişi kirli, ağzı kirli, ayağı kirli, kulağı kirli, saçı kirli komple kirli adam. Ona göre de kız arkadaşları oluyor bu tiplerin. Kızlar da öyle bakteri yuvası oluyor ağzı, dişi, kulakları, burnu. MaazAllah yanlışlıkla elini dokunan her türlü bakteriyle yüklenir. Öyle bir şey oluyor. Sevginin s’si yok sürekli kavga küfür, sonucu iç açıcı olmuyor tabii. Kızlar akıl almaz kirli oluyor, bunlar da akıl almaz kirli oluyor. Ve hiç güzel söz olmuyor bunlarda. Hep böyle bilmiş o ona küfrediyor, o ona küfrediyor. Türk filmlerinde falan da bazen görüyorum oradan da özeniyorlar yani terslik aksilik kafası. Allah bunları eziyor fakat bunlar da bir mana veremiyorlar; neden bu böyle oluyor. Mesela bu kadar güzel kız beni niye seviyor bunun kaderde olduğunu onlar anlamıyor. Siz sokakta geziyormuşsunuz birden aklınıza esmiş buraya gelmişsiniz. Öyle adamların aklına geliyor. Niye bize rast gelmedi de size rast geldi mantığında oluyor. Allah’ın kaderde özel olarak imanına karşılık, Allah sevgisine karşılık yarattığını bilmiyor. Kaderde olduğunu bilmiyor. Mesela daha önce Allah için biz ümmetçilik propagandasından hapse girmiştim. Bunun şeref olduğunu adam bilmiyor. Anlı şanlı bir şeref olduğunu fark edemiyor. Mesela Darwinistlerle mücadele ederken Darwinistler bizim fosil sergimizi dağıtıyor adamlar, fosilleri kırıyor ısırmaya falan kalkıyorlar. Fosil bölünüyor fosilin gerçek fosil olduğu bölününce daha netleşiyor. İç organları da görünüyor bu sefer. Yani mesela balığın omurgası da görünüyor hayvanın. Fosilin gerçekliği oradan bir daha görünmüş oluyor. Ama o onu aleyhte bir şey zannediyor. Halbuki bu bir şan şereftir.

EBRU ALTAN: Sungur Ağabey size “mazi de müstakbelde sizi alkışlıyor” diye seslenmişti.

ADNAN OKTAR: Evet, biz kelepçeli olarak o zaman Devlet Güvenlik Mahkemeleri vardı. Ben ümmetçilik propagandasından yargılanıyordum. O zaman ümmetçilik yasaktı, 163. Madde vardı. Ben de Allah’a çok şükür her yerde anlatıyordum, propaganda yapıyordum. Defalarca gözaltına alındım, hiç umurumda değildi. Sonra kelepçeli getirdiler cezaevi kıyafetiyle, bizim çocuklar dehşet içinde bakıyorlar. Annem de çantayla geldi böyle karşımda, elinde çantayı tutuyor. Ayaklarımdan omzuma kadar bakıyor, omzumdan da ayaklarıma kadar bakıyor böyle. Yüzüme bakmıyor, sürekli cık cık cık cık diyor. Ondan sonra “ya” dedim “anne gayet normal” dedim orada halkın içinde. “Bak, Allah için bir mücadele yapıyoruz. Ne güzel ümmetçilik propagandasından işte tutuklandım. Bu şereftir” dedim. Hiç cevap vermiyor. Birden Allah razı olsun Sungur Ağabey melek gibi orada belirdi böyle, zaten iri yarı yapılı. “Ne mutlu sana kardeş” dedi. “Mazi de müstakbel de seni alkışlıyor” dedi. Ama bayağı yüksek sesle bağırdı. “Ne mutlu sana” dedi. “Ne mutlu sana” dedi böyle. Ama yani öyle üç metreden beş metreden değil, otuz metreden duyulacak gibi bağırdı. Yani ben şimdi onun benzerini söyleyemiyorum. Bayağı bağırdı. Herkes sustu yani, çok etkileyici oldu, maşaAllah.

Madalyoncu Başkan, “Sen Mehdi değilsin. Abdülhamit’e dil uzatamazsın. İngiliz’i ortaya sürüp lanetlenmiş kavim İsrailli Yahudi’yi aklayamazsın.” Bir kere “Mehdi değilsin” diyorsun Allah razı olsun beni tasdik etmiş oluyorsun. Ben de “Mehdi değilim” diyorum zaten aynı beraber, hep beraber koro halinde söylüyoruz, o yönden iyi. Abdülhamit’e dil uzatma değil. Abdülhamit dönemini tam doğru anlatıyorum. Belgelerle fotoğraflarla gösteriyorum.  Yani orijinal belgeler, orijinal fotoğraflar, kendi el yazısıyla imzaladığı belgeler. Yani inkar edilecek gibi değil, çok net. “İngiliz’i ortaya sürüp lanetlenmiş kavim İsrailli Yahudi’yi aklayamazsın.” İsrail’in aklanmaya ihtiyacı yok; temiz insanlar. Ama içlerinde katiller var. Onları da kimse aklayamaz zaten. Ahirette onun cezası neyse o cezayı çekecekler. Ayrıca İngiliz derin devletinin İsrail’in kuruluşunda etkisi çok büyüktür. Yani asıl organize eden onlardır. Yani Abdülhamit büyük destek sağlamış, İngilizlerin bilmiyorum baskısı mı vardı, yoksa kendi gönlüyle mi yaptı? İngilizler de zemini tamamen oturtmuşlardır. Ama Abdülhamit’ten Allah razı olsun İsrail devletinin kurulmasını sağlayan insandır. Yani İsrail’e seksen bin Musevi’nin gitmesini sağlayan insandır. Kendi topraklarından kanun çıkartıp Musevilere toprak satmıştır, kanun çıkartıp ve zaten onun sattığı topraklar üzerine İsrail devleti kuruldu. İngilizler de bunu desteklediler. Ama İngilizlerin iyi niyetli olduğuna inanmıyorum ben. Fakat Abdülhamit’in iyi niyetle yaptığına inanıyorum. Allah razı olsun.

“Önce Türkiye’yle İran’ı kapıştırmak sonra da bizi boğmak istiyorlar. Tezgah bu. Halep’e bunun için girdiler” diyor. Yusuf Kaplan. Doğru söylüyor. Bak, adamlar da sürekli İran’la aramızı açmaya çalışıyorlar. İran nefretini vurgulamaya çalışıyorlar ve alenen bütün İran’a karşı çok çirkin bir üslup. İran’ı seviyoruz, İran’la dostuz, İran bizim kardeşimiz. İstediğinizi konuşun, ne yaparsanız yapın İran’la bizim aramızı ayıramayacaksınız. İran’la tek vücut olacağız. Hz. Mehdi (as) da çıkacak, deccalı tepeleyeceğiz Allah’ın izniyle ilimle, irfanla.

Kut’ül Amare’deki yiğit Şii kardeşlerimizi göster, yani Türklere yardım eden yiğit kardeşlerimizi göster.

KARTAL GÖKTAN: Kazımiyye’den Kut’ül Amare’ye giden Şii Ulema. Şeyh Muhammed Rıza ve Mücahitler. Necef’ten Kut’ül Amare’ye giden Şii Ulema.

ADNAN OKTAR: Şiiler her zaman bize dosttu, her zaman kardeşimiz, mübarek, muhterem çok şahane Müslümanlardır.  Bu oyuna hiç kimse gelmesin. İran devleti mübarek bir devlettir. İranlılar mübarek insanlardır, tertemiz insanlar. Ama Irak ve Suriye’ye gönderilen Şii adı altındaki katiller PKK’yla omuz omuza çalışan İranlı komünistler. Yani nüfus cüzdanında sadece Şii yazıyor. Eski Tudeh’ci komünistler, bunlar alçak. Ve İngiliz derin devletinin emrinde bu çakallar, yani azılı Allahsız, Kitapsız, insanlık düşmanı, sadist manyaklar bunlar; bunları hiç esas almamak lazım. Şiilerde böyle bir zulüm olmaz, mantıksızlık olmaz, çok aklı başında insanlar. Mesela Ayetullah Sistani de geçenlerde açıklama yaptı. “Şii-Sünni kardeştir” dedi. “Sakın Sünni kardeşlerimize karşı bir tavır almayın” dedi. Bu oyunu şu an İran durduramıyor, yani İngiltere’de bu adilik planlanıyor. İran’ın şu an gücü yetmiyor. Yapılacak şey Türkiye ile İran’ın tam kardeş olup birbirine kenetlenmesi. Bu durumda iki süper güç olacağı için, yani ikisi de çok güçlü devlet olduğu için İttihad-ı İslam oluşmuş olur adeta. Yani sırf İran’la Türkiye birleşmiş olsa biter konu. Sakın İttihad-ı İslam’ı engellemek için yapılan bir oyun bu. İran’la Türkiye birleşsin. Cübbeli ve onun tarzında adamların hiçbirine itibar etmesin kardeşlerimiz. Bunlar Diyanet’e de sızdılar bu tipler, Mahmut Hoca cemaatine de sızdılar. Bizim aramıza da gelmeye kalkmışlardı, ben kuyruklarını koparttım, söyledim. Hiç, gönülleri rahat olsun. Hiçbir oyun oynayamayacak, hiçbir şey yapamayacaklar. Zafer inananların. Üç-dört yıla kadar bu iş bitecek söyleyeyim.

Bir arkadaşımız da şu soruyu göndermiş: “Hucurat Suresi’ndeki “Siz iman etmediniz; ancak "İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin.” (Hucurat Suresi, 14 ) Ayeti kerimesi Şia’yı nasıl da tarif ediyor. Onlar Hz. Ömer (ra)’in kılıcına teslim oldular. İman etselerdi bugün mazlum Müslümanları öldürmezlerdi. Bekleyin biz de Ömerler bitmez Yavuz da” diyor. Mesela muazzam provokasyon kokan bir ifade. Bu çok münasebetsiz bir izah, o devirdeki Bedeviler bunlar. Yani “Siz iman etmediniz; ancak "İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin.” O adamlar yaşamış ölmüş geçmiş adamlar. Şu anki Şii kardeşlerimiz nur gibi Müslümanlar, tertemiz insanlar. Ve İran’ın neredeyse yarısı da Sünni’dir ayrıca. Sünni Türk’tür yani, Türk’tür ve Sünni’dir. Bu çok korkunç bir provokasyon, bu oyuna hiç kimse gelmesin. Hz. Ömer (ra)’in kılıcı her yerdeydi. Millet kılıçla iman etmedi, Allah için iman ettiler. Yoksa kabul etmeyenler savaştı, sonuna kadar savaştılar. Yani küfrünü açıkça ilan ettiler, öyle bir şey yok. Türkler de İslam’ı sonradan kabul etti. Hz. Ömer (ra)’in kılıcına mı teslim oldular? Samimi iman ettiler.

İran’da darbe istediler, beceremiyorlar. Çünkü İran’da muazzam bir sistem kuruldu, iki ayrı milis gücü var İran’da. Bir milis gücü ayrı, ayrıca ikinci bir, hatta üç milis gücü var. Bir Mehdi ordusu var müstakil, yine bir üst milis gücü var, bir alt milis gücü var. Ve bunlar yani tankı topu olan bir milis gücü, yani ağır silahlarla donatışmış milis gücü, bir de İran ordusu var. Darbe yapılması imkansız hale geldi bu yüzden. Yani darbenin olması mümkün değil, kilitlenmiş vaziyette. Çünkü ordu yapamıyor darbe. İki çift milis gücü var, bir de Mehdi ordusu var. Milis gücü darbe yapamıyor çünkü ordu var. Mehdi ordusu var ve diğer milis gücü var, tam anlamıyla kilitlenmiş vaziyette. Hatta bir ara sürekli liderlerini şehit ediyorlardı. Mesela bir cumhurbaşkanı getiriyorlar devlet başkanı, bombayla uçuruyorlardı. Bir tane daha geliyor, onu da. Onlar da dediler ki; “Biz size yüz kişilik liste gönderiyoruz” dediler. “Devlet başkanı listesi, hepsini sıradan öldürebilirsiniz, şehit edebilirsiniz” dediler. İran açıklama yaptı. Ondan sonra bitti. Yani “İstediğinizi şehit edin” dediler. “Peş peşe biz lider göndereceğiz” dediler. “Hazır” dediler. Yani “Hiç çekinmeyin, canınız istiyorsa hiç fütur da vermeyin” dediler. “İki, üç, beş istediğiniz gibi devam edebilirsiniz” dediler. Yani “biz de lider bitmez” dediler. O zaman açmazda olduklarını anladılar, yapmadılar bir daha.

İran’daki milis gücü mesela bir kısmı oradaki esnaftan oluşuyor halktan. Ama yani bildiğin ağır silahlarla donatılmış bir grup ama adam mesela halı satıyor, kimi kasap, kimi manav ama bir olay olduğunda bunlar hemen anında ortaya çıkıyorlar. Mesela İran’da Kudüs Tugayları var, Devrim Muhafızları var, gençlerden oluşuyor, üniversiteli gençlerden falan oluşuyor, yani sistemin yıkılması mümkün değil. Onlar çok akılcı tedbir aldılar. Mesela sırf İran ordusu olsa yani çok rahat rejimi yıkardılar. Yani rahatça darbe yapılabilirdi, emir komuta zinciri içerisinde yapılabilirdi ama ordu da kıpırdayamıyor. Hiç kimse kıpırdayamıyor.

Bu alçaklar Türkiye’yi savaşa sokup özellikle de İran’la savaşa sokup PKK işini hemen kökten halletmek istiyorlar. Bu savaş kargaşa ortamında Güneydoğu’yu hemen bölecekler, Türkiye’yi de işgal ettirip işi bitireceklerini zannediyorlar. Onun için köpek gibi saldırıya geçtiler. Beşer beşer isterseniz gelin, hepinizi püskürtürüm. Çakallık istemiyorum. Hiçbir netice de alamazsınız. Önümüzdeki günlerde ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Bu trol hesapları falan da, bunların bazıları İngiliz derin devletinin kontrol ettiği, teşvik ettiği hesaplar. Bunlara yönelik de bir çalışma yapılması gerekiyor. Bir de çok akılları zayıf bir kısmının, yani bunların benim lehime olduğunu akıl edemiyorlar, yani Allah’ın tuzağına düşüyorlar. Bunu akıl edemeyecek kadar düşüncesiz olmaları inanılır gibi değil. Tabii bir kısmı için söylüyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, İngiltere’nin yaptığı bombardımanı göstermiştiniz biraz önce, Dresden bombardımanı. Onun öncesinde İngiltere Kralı 8. Edward, Hitler ile çok yakın, hatta ziyarete gidiyor eşiyle. Onun fotoğrafları vardı.

KARTAL GÖKTAN: İngiltere Kralı 8. Edward, eşi Wallis Warferd Simpson’la birlikte Hitler’i görüyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Evet, yine Edward, Hitler.

ADNAN OKTAR: Bak, onlara hayran bir üslup kullanıyorlar önce, sonra da Alman halkını fosfor bombalarıyla cayır cayır yakıyorlar bin altı yüz derece sıcaklıkla.

KARTAL GÖKTAN: Kraliçe Elizabeth’in eşi olan doksan beş yaşındaki Prens Philip on altı yaşında katıldığı bir cenaze töreninde çekilen fotoğrafta Nazilerle yan yana görülüyor. İngiltere Prensi 8. Edward Nazi selamı verirken.

ADNAN OKTAR: Yani sistemin nasıl çalıştığını İngiliz derin devletinin hedeflerini fotoğraflarla, belgelerle ispat ediyorum. Daha hala anlamazdan gelenler varsa benim artık onlara sözüm yok.

BÜLENT SEZGİN: Kurtulan Haleplilerin sevinci vardı Adnan Bey İHA’lılara sarılıyorlar.

ADNAN OKTAR: Yazık adamlara, çok şekerler. Bak, ne kadar bunalmışlar ki, ne kadar şiddetli ızdırap çekmişler ki oradan kurtulmanın sevincini yaşıyorlar. Türkiye’nin ne kadar güvenli bir yer olduğu burada da açıkça görülüyor.

Churchill diyor ki; bu gazetecilerin yanında söylüyor bunu 1. Dünya Savaşı’yla ilgili olarak, “Bu savaşı seviyorum” diyor. “Biliyorum her an binlerce kişinin canını alıyor ama savaşı sevmeyi kendimden engelleyemiyorum. Her saniyesinden zevk alıyorum” diyor. Bu çok korkunç bir açıklama. Yani bunu bir insan söyleyemez. İngiliz derin devletinin işte mantığı bu, felsefesi de bu.

Bu Halep katliamında şu an ayrıca kadınlara çocuklara da tecavüz ediyorlarmış. Altı kilometrelik bir alana sıkıştı Müslümanlar. Tahliyelerine izin verilmiyor. Halepli Müslümanlar sokaklarda diri diri yakılıyorlar. Hoca da diyor ki; “hiçbir şey yok.” Yani “sakın öyle düşünmeyin” diyor. “Daha uzak” diyor. “Yakın değil. Öyle bir şey yok. Müslümanlar her yerde saygın” diyor. Müslümanların o sıkıştıkları bir dar geçit var. Ufak bir koridor gibi bir yere sıkışmış durumdalar Halep’te. Onun filmi var mı sizde?

BÜLENT SEZGİN: İstiyoruz şu an.

ADNAN OKTAR: Mesela İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, herkes biliyor değil mi Ali Hamaney? Azerbaycan Türküdür, Azeri’dir. Birçok orgeneral İran ordusunda, yani hava, kara, deniz, birinci ordu, ikinci ordu, büyük ordu komutanı, birçoğu Türk asıllıdır. Ali Hamaney de Türk’tür, öz be öz Türk’tür. Yani asıl zaten İran’ın başı o, Ali Hamaney, yani asıl yönlendiren kişi o. Azeri Türk’ü. Ne diyor? “İran mahvolsun” diyor. “Yıkılsın, kahrolsun” diyor. Sen ne konuşuyorsun sen ya? Sakın sakın sakın İran bizim kardeşimizdir. İran’ı canımız gibi çok seviyoruz. Oyuna kimse gelmesin. İran’la Türkiye’yi savaştırıp Müslümanları yok etmek istiyorlar. Yani bu Halep’in bin beteri yapmak istiyorlar ortalığı. Sakın, bu tahriki yapanlara şüphe gözüyle bakılsın. Yani kimse inanmasın bu adamlara. Bilmeden yapanlar aklını başına alsınlar. Bilerek yapanlara da Allah hidayet versin, Allah hidayet vermezse Allah helak etsin. Mesela İran Devlet Başkanı Ahmedinejad biliyorsunuz, o da Azeri Türküdür. Yani öz be öz Azeri Türküdür Ahmedinejad. Bunlar ne konuştuklarını, ne yaptıklarının farkında değiller bu insanlar.

“Ufukları dar, sevgisiz, her şeye öfke duyan bir genç kitle var. Bunlara karşı sabırla, ısrarla sevgiyle doğruyu anlatmak lazım.” Sinan Uzun. “Bu doğru Hoca bravo” diyor. Kardeşim şimdi böyle anormallik yapan adama sen sert bir üslupla, yani çirkin bir üslupla yaklaşırsan adam olan aklını da kaybeder, olmaz. Belli ki yani bu saatte bile izliyorsa, saatlerce takip ediyor, baksana yani akıl almaz yüksek bir izleme var. Öfkesi; kendine kahrediyor aslında. Yani böyle bir güzel hayatı yaşamadığı için, güzel arkadaşları olmadığı için, hiç sevgiyi yaşamadığı için. Çünkü annesinden sevgi görmemiş, babasından sevgi görmemiş, arkadaşından sevgi görmemiş, okulunda sevgi görmemiş, ızdırap içinde yaşamış. Mesela yine bir kız arkadaş ediniyor kendine, o da kız arkadaşına küfrediyor, hakaret ediyor. Mesela telefonda bas bas bağırıyorlar birbirlerine. O ondan şüpheleniyor, o ondan şüpheleniyor. “Şu an neredesin?” diyor. Birbirlerine hep fuhuş şüphesi içerisindeler. Kız arkadaşını arıyor, “sen şu an neredesin?” diyor. Niye arıyor? Fuhuş yaptığından şüphe ediyor. “Kim o adam?” diyor. “Bir ses duydum” diyor. Öbürü de ondan şüphe ediyor fuhuş yaptığından. “O yanındaki kim? Biri mi var? Aç kamerayı göster” diyor. “Kamerayla göster” yani eğer fuhuş yapıyorsa onu tespit edecek. “Göster binanın içini hemen bana” diyor. Eğer göstermezse akıl almaz küfürler, akıl almaz saldırganlık. Yahut hatta Facebook’ta resimlerini yayınlıyor, küfrediyor. Yani Facebook’u da silah gibi kullanıyor böyle tipler.

Bir de bu tipler çok nüktedan ve güzel konuştuklarını zannediyorlar. İşin en vahim yanı o oluyor. Sonunda, küfürle başlıyor konuşmaları zaten, hep küfürle bitiyor. Yahut ‘la, la, la’ bununla insanın ruhu ne olur ya? Böyle yaşayan insan nasıl bir bünyeye sahip olabilir? O yüzden bunlar genç yaşta çürüyüp çöküyorlar kız olsun erkek olsun. Dikkat ediyorum. Mahvolmuş oluyorlar, sinirleri çok bozuk oluyor. Birbirlerine karşı da çok öfkeli oluyorlar, yani bir cehennem ortamı gibi. Mesela bir arada farz edelim eğlenmeye kalkıyorlar, içki içiyorlar falan, sille tokat birbirlerine giriyorlar. Akıl almaz küfürler ediyorlar ve birbirlerine alenen düşman oluyor, böyle bir hayat olmaz.

İran’da yapılan son nüfus sayımında yaklaşık otuz milyonu Türk. Yani nüfusu seksen milyon İran’ın Türkiye’yle aynı aşağı yukarı, otuz milyonu Türk. İran istihbaratı, genelkurmay falan hep Türklerle dolu. Mesela Ahmedinejad Türk, Ali Hamaney Türk’tür Türk asıllı. Genelkurmay başkanı Türk asıllıdır, ordu kuvvet komutanlarının çoğu Türk. Bu adamlar bizi Müslümanlarla kardeşlerimizle çatıştırmak istiyorlar. Bir oyun oynanıyor. İngiliz derin devletinin yaptığı bir oyun var. Biz İran’la dostuz kardeşiz. Aman sakın bu oyuna kimse gelmesin. Bilakis birleşeceğiz, ittifak edeceğiz. Şiiler nur gibi Müslüman’dır. Sünniler de nur gibi Müslüman’dır. Cübbeli’ye kimse inanmasın. Diyanet’in içerisine de bu adamlar yapılanmış durumdalar. Cübbeli’nin etrafında da bazı tipler ilginç bir mantıkla İran’a karşı çok öfkeli bir politika izliyorlar ve halkı da tahrik ediyorlar. Aman sakın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: NASA; dünyanın olası bir göktaşı çarpmasına karşı hazırlıksız olduğunu ve sürpriz bir asteroide müdahale etmek için yeterli zaman bulunamayabileceğini söyledi. “Böyle bir durumda ne yapacağımıza dair bir yol haritamız yok. Böyle bir olay da her an gerçekleşebilir” dedi.

ADNAN OKTAR: İyi, anlamışlar demek ki. İngiliz derin devleti ahlaksızlık yaparsa başına neler geleceğini kavramış, bu güzel. Demek ki taşı görmüşler. Her an tepelerini darmadağın edecek bir taş. Şimdi o korkuyu da yaşadıkları anlaşılıyor. Diyorum yani İslam alemini yok etmeye kalkarlarsa bütün dünya yok olur, akıllarını başlarına alacaklar.

Kut’ül Amare savaşında İngilizlerin Hindistan’dan getirdiği Müslüman Hintliler Bak, Müslüman’ı Müslüman’a kırdırma yöntemi. Görüyor musun bak, İngilizlerin yaptığı hep yöntemdir. Hindistan’da Müslüman, bayağı normal Müslüman, Hintli Müslümanlar, Osmanlı askerleri çarpıştırmak için getiriyorlar Kut’ül Amare’ye İngilizler. Hintli Müslümanlar dehşete kapılıyor Müslümanları görünce. Kendi kardeşleri, çünkü ezan okunuyor. Müslüman, hepsi öğreniyorlar Müslümanlığı. Hemen o tarafa Müslümanların tarafına koşuyorlar. İngiliz askerlerinin ateş etmesine rağmen, birçoğunu da vuruyorlar ama onlar büyük bir coşkuyla Osmanlı tarafına geçiyorlar. Kaybetmelerinin en büyük nedeni o oldu İngilizlerin. Silahını alan Osmanlı tarafına koştu. Çok büyük alçaklık yaptılar, Allah ayaklarına dolandırdı. Yani Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmaya alıştırmaya çalışıyorlar. Müslüman’ı öldürmeye Müslümanları alıştırmaya çalışıyorlar, bu oyuna kimse gelmesin. Müslüman’ı öldüren sonsuz cehennem azabı çeker. Müslüman Müslüman’la ancak konuşarak anlaşır. “Bir cana karşılık olmaksızın” diyor Cenab-ı Allah “bir Müslümanı öldürenin cezası sonsuz cehennem.” Ki onda bile Allah “Affederseniz daha hayırlıdır.” diyor. Cezayı İslam hukukuna göre ailesi kabul edip uygulayabiliyor. Ama Allah onlara da diyor ki ailesine; “Affederseniz sizin için daha hayırlıdır.” diyor.

Salim Oğuzer. Salim bak saatlerden beri sen beni izliyorsun. Yani şu an benim etkim altına girdin sen. İstediğini de benim etkim altından çıkamazsın. Bir kere benim etkim altına girdiğinde sen onu artık ömür boyu unutamazsın. Çünkü beynine nakşediliyor benim anlattıklarım. Beyninden senin onu çıkartman mümkün değil. Anlattıklarımın doğru olduğunu beynin kabul ediyor. Senin kabul etmemen önemli değil beyninin kabul etmesi önemlidir. Şu an beynine yazılıyor bak saatlerden beridir izliyorsun. Muhalifsin o muhalif konuşmaları sen yapmıyorsun. Sana içindeki o negatif güç onu yaptırıyor. Onun bir önemi yok. Senin beynine o yazıların yazılması önemli. Ben de saatlerden beri beynine o yazıları yazıyorum. O yazıyı sen ömrün boyunca çıkaramazsın istesen de. Yani o mümkün değil o kilitlendi şu an senin kafana. Dolayısıyla şu an benim etkim altındasın sen. Ve bu etkiden de çıkamayacaksın. Hayırlı bir şey bu güzel bir şey buna sevin. Ağzından çıkana da hiç önem verme sen. Ben o varlığın biliyorum ne olduğunu. Ben onun düşmanıyım zaten o varlığın. Yani şeytanın etkisinde kalıyorsun. Şeytanın etkisi önemli değil. Ben o şeytanın etkisiyle yaptığın konuşmalara önem vermem. Ehemmiyetli değil. Senin beynine yazdığım yazı önemlidir. Şu an sen onun etkisi altındasın zaten. Çünkü şeytanın etkisi zayıf zaten onun sana bir etkisi olmaz. Çünkü benim anlattıklarım şeytanın anlattıklarından daha etkili sana. Çünkü şeytanın anlattıkları zırva tarzında münasebetsizlikler. Benimkiler mantıklı doyurucu ve etkileyici, dolayısıyla benim anlattığım galip geliyor. Ve dikkat et ömrünün sonuna kadar unutamayacaksın. Ve sürekli bu etki altında kalacaksın.

Şiiler Mehdi’yi en çok aşkla bekleyen topluluktur onun için Şiileri yok etmek istiyorlar. Şiileri seviyoruz Mehdi’yi seviyoruz Allah Mehdi’yi bir an önce zahir etsin. Mehdi düşmanlığından Şii düşmanlığı çıkıyor. Ve en iyi de işte Türkler halleder bu konuyu diye İngilizler kendi aralarında konuşmuşlar. Yakın komşu olduğu için çatışsınlar birbirlerini yok etsinler kafasındalar. Bu oyunu tam tersine çevireceğiz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson Halep’te yaşanan olaylarla ilgili Rusya ve İran’ın Londra Büyükelçilerini bakanlığa çağırdığını ve acilen Halep’e yardım edilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Halep konusundaki derin endişeleri iletmek için Rusya ve İran’ın büyükelçilerini çağırdım. Sivillerin korunması ve yardımın ulaştırılması çok önemli.” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne kadar iyi kalpliymiş ya Allah Allah. Çok güzel. Yani biz de zannettik ki onlar çıkarttı falan İngiliz derin devleti çıkarttı zannediyorduk bu savaşı, bu şiddeti dehşeti meğer çok iyi kalplilermiş. Ha biz yanlış anlamışız. Bir daha anlat da iyice kavrayalım.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson Halep’te yaşanan olaylarla ilgili Rusya ve İran’ın Londra büyükelçilerini bakanlığa çağırdığını.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Çözüm arıyor yani güzel. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Ve acilen Halep’e yardım edilmesi gerektiğini belirterek.

ADNAN OKTAR: Ha bak bunu iyi keşfetmiş bak vakit de iyi yani tam zamanlama da iyi. Konu olmuş bitmiş Halep mahvolmuş, Müslümanlar Türkiye’ye geliyor artık adam yeni uyanmış. Aylardan beri bombardıman devam ediyor katliam devam ediyor o zaman fark etmemiş, şu an fark etmiş adam yeni ayıktı herhalde. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Halep’e yardım edilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim böyle bir olay inanılır gibi değil. Adamın üsluba bak. Aylardan beri görmemiş de yeni görüyormuş. Evet.

BÜLNET SEZGİN: “Halep konusundaki derin endişeleri iletmek için Rusya ve İran’ın büyükelçilerini çağırdım. Sivillerin korunması ve yardımın ulaştırılması çok önemli.”

ADNAN OKTAR: Konu bitmiş adamlar konvoylarla buraya geliyorlar artık. Katliam sona ermiş Halep mahvolmuş. “Hadi bakalım elçiler gelin de…” Aylardan beri bu katliamı kim yaptırıyor onu bana bir anlatsın. Bu bombardımanı kim yapıyor? Yani zekamızla alay eder gibi ya inanılır gibi değil üslup.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Beşar Esad, Suriye’de yaşananları İsa Peygamber’in gelmesiyle başlayan sürece benzetti. “Halep’e düzenlenen operasyonlar İsa Peygamber’in gelmesiyle yaşanan kutsal özgürleşme gibi bir süreçtir.” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi oraya İngiliz derin devleti teröristleri doldurmuş Müslümanları çatıştırmış Halep’i Suriye’yi her yeri mahvettirmiş şimdi geri çekiliyorlar. Tabii ki bu kaderde olan bir şey ama yani olayın İngiliz derin devleti tarafından organize edilmiş bir olay olduğunu asıl vurgulaması gerekiyordu Esad’ın. Yani en önemli konu bu. E tabii ki yani şu an bir iyileşme ve barış sürecine gidecek gibi görünüyor ama hayalet bir şehir şu an orada kimse yaşamaz. Yaşanacak gibi değil. Yani şimdi Haleplilere şimdi geri gidin oraya yerleşin desen yerleşecek bir yer yok yaşanacak gibi değil. Oranın düzelmesi için en az 20-30 seneye ihtiyaç var. Yani mahvolmuş bir yer.

BEYZA BAYRAKTAR: Tek bir hastane bırakmadılar.

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey yok. Yollar, evler, alt yapı her yer mahvolmuş vaziyette. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adana polisi Ceyhan ilçesinde sık sık bölücü terör örgütü PKK yandaşlarının korsan gösteri yaptığı mahalleye baskın yaptı. Fotoğraflar var. Yaklaşık bin polis uzun namlulu silahlar ve zırhlı araçlarla mahalleye girdi. Duvarlara asılan Öcalan posterleri kaldırıldı. PKK propagandası yapan sloganlar duvarlardan silindi. Vatandaşlar tek tek arandı. Polis tarafından aranan kişiler gözaltına alındı. Halk da alkış ve sloganlarla polise destek verdi.

ADNAN OKTAR: İyi güzel de adamları bu vakte kadar bekletmenin bir alemi var mı ya? Şimdi söylemeyeyim diyorum ama insan mecburen söylüyor yani. Neyi bekliyoruz bu vakte kadar yani? Adamlar bu kadar yerleşinceye kadar beklemenin alemi ne? Ama polisimizi tebrik ediyorum tabii Allah razı olsun.

İngiltere bu olayları seyrediyor hiçbir şekilde yardım malzemesi göndermiyor. Ne yiyecek ne yardım malzemesi. Savaş bitmiş şehir mahvolmuş Müslümanlar Türkiye’ye geliyorlar. Yani artık güvenlik koridoru açılmış. Kızılay ve diğer hayır kurumları yardım ulaştırıyorlar. “Hadi bakalım elçiler gelin ya ne oluyor burada?” falan diye kavgayı ayırmaya giren adam pozisyonunda adam. Beş kuruşluk da bir yardım yapmadı İngiltere. Sadece Ruslar ve Türkler yardım ediyorlar o kadar.

Eras Ferhat; “Hoca hoca, karşında mini etekliler var hala hocayım diyon.” Bir kere hocayım demiyorum, bir. Mini etekli varsa ne güzel, özgür yaşıyorlar demek ki. Avrupai bir ortam var demektir. Demek ki bağnazlığın acımasızlığı yok. Türkiye özgür bir ülke. Avrupa’ya tokat gibi bir cevap işte bu. Yani Türkiye’nin bağnazlığın çemberinde boğulduğunu söyleyen Avrupa’ya aydın, modern yüzümüzü, aydınlık yüzümüzü göstermiş oluyoruz. Özgür, sanata açık, seviye açık, kadınlara değer veren, kadınları baş tacı yapan, kaliteli-bakımlı kadınların olduğu, kaliteli-bakımlı genç delikanlıların olduğu, nezaketli, hürmetli, güzel insanların olduğu, sevinç içinde yaşayan, evleri temiz, kendisi temiz, hayatı temiz, bakışı temiz, konuşması temiz, kaliteli, nezih insanların güzel yaşantısını bütün dünyaya göstermiş oluyoruz. Böylece ideal Müslüman yok diyen adamlara tokat gibi cevap olmuş oluyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, şehit polisimizin kızının bir videosu vardı. Haşim Usta’nın kızı Melis Usta.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Aslan, aslan, kabadayı, delikanlı, yiğit kız. Aferin benim canıma. İsmi var mı onun?

BÜLENT SEZGİN: Melis Usta.

ADNAN OKTAR: Melis aslansın sen, canımsın sen. Allah ömrünü uzun etsin. Allah imanını arttırsın. Delikanlıymışsın, yiğitmişsin, kabadayıymışsın. Allah bu güzellikle seni mutluluk içinde yaşatsın. Baban cennette, ne mutlu sana. Şerefli babanın şerefli bir evladısın. Allah bahtını açık etsin. Ömrünü gün gibi bedid etsin.

KARTAL GÖKTAN: Bir de gazi polisimizin bir konuşması var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Sevimliliğe bak sevimliliğe, maşaAllah. Aslan, aslan, aslan. Gazisin, gazisin, aslansın sen. Sen aslansın, gazi olarak devam edeceksin. Kabadayının hası, helal olsun benim koçuma.

“Hocam bu hangi din?” Gerçek İslam dini, sen şirk dinini İslam diye tanıdığın için gerçek dinle karşılaşınca şaşırıyorsun, hayret ediyorsun yani neşenin sevincin güzelliğin estetiğin olduğu gerçek İslam’ı görünce, cennet dini İslam’ı görünce cehennem şirk dinini din diye zannettiğin için gerçek dinle karşılaşınca şaşırıyorsun hayret ediyorsun. Sana cehennem hazırlıyor adam bunu İslam diye gösteriyor halbuki İslam dini cennet dinidir. Sen İslam dinini cehennem dini haline getirmişsin kafanda onun için şaşırıyorsun hayret ediyorsun, ‘ya bu din nasıl din?’ diyor.  Gülüyorlar, eğleniyorlar, neşe var, sevinç var, güzellik var, kalite var, sanat var, resim var, heykel var, müzik var ‘olacak iş değil’ diyor, benim bildiğim dinde hayat ölmüş oluyor diyor, her şey ölü oluyor diyor. Sürünme var, ızdırap var, acı var, batmışlık mahvolmuşluk var diyor. Böyle din olmaz bunda hayret edilecek bir şey var diyor. Şaşırma, gerçek din bu işte, böyle oluyor İslam dini.

Abdülhamit devrinden beri devlet kadrolarına İngiliz derin devleti akıl almaz sızmış ve gelenek haline getirmiş ve çok arsız ve pişkin olarak hem hükümetlere etki etmişler hem de hükümetin geliştirdiği kadrolara etkin olmuşlar ve gelenek olarak da gayet muntazam bu sistemi devam ettirmişler. Oraya okullara götürüp orada eğitip eğitip buraya getirip saltanatlarına devam ettirmişler şu an buna biz ot tıkadık yani bundan bunaldılar ne yapacaklarını şaşırdılar artık kepazelik çıkarıp çamura yatıyorlar. Bundan sonra birçok rezillik yapacaklardır vız gelir tırıs gider, devam edeceğiz biz doğru bildiğimiz yönde kanuna hukuka uygun olarak akılcı olarak devam edeceğiz.

Ahmet Uğurlu Dede var Alevi Dedesi gösteriyor musun? Helal olsun Dede’ye maşaAllah çok güzel Erzincan Cemevi Dedesi Ahmet Uğurlu Dede bak ne kadar güzel sevgi dolu nezaketli güzel bir insan.

“Efendim maşaAllah saatlerce dinliyorum ve bakıyorum günden güne gençleşip dinçleşiyorsunuz. Allah güç ve sıhhatinizi daim etsin, mübarek ellerinizden öperim efendim” diyor Özcan Kızılaslan ben de senin ellerinden öpüyorum, Allah sana sağlık sıhhat versin.

Osman Genç, Osman Bayrak “Erkeklerle kadınlar ayrı ayrı oturuyor bu nasıl bir takvadır ya yaw arkadaş.” İşte ben kadınları daha önemli daha önde görüyorum, daha değerli görüyorum. Çünkü çok ezilmiş kadınlar geçmiş dönemlerde, şu an onu telafi ediyoruz yani dünya tarihinde böyle olmuş. Kadınların daima ön planda olması lazım mesela şu an buraya beyler gelse burası sıkışır, ben onların rahatını esas alıyorum, hanımların rahatını esas alıyorum. Yer sorun aslında konu o yani daha geniş olsa beyleri de alırız o arka kısımlara doğru daha da yayarız otururlar ama buraya ancak hanımlar sığdığı için önceliği hanımlara veriyorum. Ben daima hanımlara öncelik veririm her şeyde yemede, içmede, araçta, evde her yerde giyecek, içecek olduğunda genel prensip bu olması lazım, daima kadınlara öncelik. Mesela, yolda arabayla gidiyorsun trafik sıkışık önce hanımlara. Mesela mağazadan alışveriş yapıyorsun sen ön sıradasın diyeceksin ‘buyurun siz alışveriş yapın’ daima hanım. Otobüste mesela varsa kalkıp yerini vereceksin onlara veyahut mesela bir yemek var onu önce hanımlara, mesela düğünlerde falan öyle olmuyor, önce beyler yiyor yemeği kalanları hanımlar yiyor öyle olmaz. Önce hanımlar yer kalanları beyler yer. Olur mu öyle şey? Çok çarpık bir felsefe ve ruh birçok yere hakim olmuş kadınları hep ikinci plana almışlar halbuki kadınlar daima birinci planda olması lazım. Dünyadaki en büyük nimet kadındır, dünyanın en güzel varlığıdır kadınlar, onun üstüne yok. İkinci olarak kediler. Yani tabii insanların hepsini kastediyorum aynı zamanda ama hayvanlar aleminde de kediler. Tavşanlar da çok şeker, çok komik tipleri adamların, şu rakun komedi filmi gibi ya inanılır gibi değil karton filmi gibi, üzümü nasıl kudurmuş gibi yiyor. Kafayı çizmiş yani akıl gitmiş vaziyette.

Biz Türkiye’de özgürlüğü ve demokrasiyi temsil ediyoruz. Diktatörlük vardır diyenler, bağnazlık vardır diyenler bizi gördüğünde; “pardon, özür dileriz, yanlış anlamışız, konu bitmiştir” diyorlar. Çünkü hükümetin özgürlük politikası da görülüyor, modernlik politikası da görülüyor. Türkiye’nin modern yüzüyüz, aydın yüzüyüz. İslam aleminin modern ve aydın yüzüyüz. Bütün bağnazlık iddialarına karşı en keskin, sert, tokat gibi cevabız. Akılcılığın, dürüstlüğün, iyi niyetin, güzelliğin, estetiğin, kalitenin, Kuran’ı doğru yorumlama gayretinin candan, samimi bir ifadesiyiz.

İngiliz derin devleti çok alçak ve çok kurnaz. Yani IŞİD yapılanmasını muazzam bir süratte, muazzam bir yırtıcılıkta, muazzam bir acımasızlıkla, kısa sürede çok başarılı hale getirdiler. Ve kısa sürede de kitle katliamıyla oradaki insanları yok ettirdiler. Sonra da bütün Müslümanları havadan bombaladılar ve bütün Müslümanları yok ettiler. Şimdi de İran’la Türkiye’nin kapışması için ajanlarını, elemanlarını harekete geçirdiler. Bir kısım insanlar da bilmeden onlara uyuyorlar. Bu oyuna müsaade etmeyeceğiz.

Bak, bir İngiliz derin devleti kahpeliği daha tarihten. Arap kardeşlerimiz Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlılara karşı hiçbir şekilde savaşmak istemiyorlar. İngilizler teklif ediyorlar hiçbir şekilde savaşmak istemiyorlar. Bu kahpe İngiliz derin devletinin alçak katilleri, İngiliz ajanların, İngiliz polisinin, İngiliz askerinin silah zoruyla Arapları topluyorlar, Balkanlara getiriyorlar. Adam geleceksiniz diyor, silah zoruyla götürüyorlar. Onlar da bilmediği için mecburen gidiyorlar. Esir konumunda getiriyorlar. Orada Müslümanları birbirine kırdırmak için Osmanlı ordusunun karşısına getirip, Müslüman Osmanlı’yla çatıştırmak istiyorlar. Tabii onlar da Osmanlı ordusuyla çatışmak istemiyor. Ellerindeki silahların hepsini topluyorlar. Önce silah veriyorlar, çatışın diye. Çatışmayınca hepsinin silahlarını topluyorlar. Zorla cepheye götürüp en ön sıraya götürüyorlar. Sıcak savaşın içerisine onları itiyorlar. Osmanlı ordusu da bilmediği için düşman zannediyor. Hepsini kırıyor. Yani hepsi silahla vuruluyor. Müslümanı Müslümana kırdırıyorlar. Bak, kahpeliklerinden bir tanesi de budur. Yani çok muazzam kalleştirler, çok alçaktır İngiliz derin devleti.  

İkinci Dünya Savaşı’nda bak İngiliz derin devletinin planlamasıyla ve ön ayak olmasıyla, organize etmesiyle yirmi altı milyon Rus, on beş milyon Çinli, bakın sayıların yüksekliğine bakın; sekiz milyon Alman, altı milyon Polonyalı, üç buçuk milyon Endonezyalı, üç milyon Japon, bir buçuk milyon Yugoslav öldürülüyor. Yani akıl almaz bir dünyada kitle katliamı yapıyorlar. Dünyanın sayısının kalabalık olduğunu iddia ediyorlar. Bu şekilde öldürülmesi gerekir diyorlar.

Churchill’e, Çanakkale’de Türklere karşı kimyasal gaz kullanması isteniyor. Direnme çok güçlü olunca hani 250 bin şehit verdik ya, çatışma şiddetlenince diyorlar ki; “mermiyle falan olmuyor” diyorlar. “Bunlar topla falan olacak bir şey değil. En iyisi kimyasal gaz kullanalım. Topluca gazla imha edelim” diyorlar. Churchill şöyle diyor; “Gaz kullanımı hakkındaki bu hassaslığı anlayamıyorum.” Parlamentodan da itiraz edenler oluyor. Askerlerden yani. Çünkü gaz yasak o zaman gaz kullanımı. “Ben medenileşmemiş” yani geri kalmış, ilkel. Yani maymunla insan arası kabileler için -haşa- Türkler için öyle diyor. “…Bu tip kabilelere karşı kuvvetli kararlılıkla zehirli gaz kullanılmasından yanayım.” Çünkü bunlar insanla maymun arası varlıklar. İnsan değiller. Bunlara kullanılır. İnsanlara karşı kullanılmaz gaz diyor. Uluslararası anlaşmadaki kural insana. Ama Türkler insanla hayvan arası diyor, haşa. Biliyorsunuz onu birçok İngiliz derin devlet mensubu söylüyor. Darwin de söylüyor bunu. İngiliz derin devletinin felsefesi bu. “Türkler medeni değil ki. Medeni olmayan barbar kabilelere karşı zehirli gaz kullanılabilir” diyor. Kim diyor bunu? Churchill diyor. “Ve savaştan acayip zevk alıyorum. Kendimi kurtaramıyorum bu zevkten” diyor adam. Hepsi Churchill hayranıdır İngiliz derin devletini savunanlar. Facebook’larına falan hep Churchill’in resimlerini koyuyorlar.

İbn-i Suud’u ilk kral olarak yani şu anki Suudi Arabistan topraklarına atayanlar İngiliz derin devletidir. İbn-i Suud’u atadıklarında, “Bize olan sadakatinden dolayı onu çok takdir ediyorum” diyor Churchill. Fotoğraf var, göster. Beraber yemekteler. Bak nasıl mayışmış görüyor musun, İbn-i Suud? Churchill de koyu şarapçı bir tip. Yani alkolden böyle iyice dağılmış bir tip. Orada da İngiliz subaylar var. Yani tamamen esir düştü. Osmanlı’ya karşı müthiş keskin bir kılıç haline gelmişti o devirde.

Ahmet Fikri çok doğru söylüyor. Sakın ha provokasyonlara falan kimse gelmesin. Müslümanları tahrik etmek istiyorlar. Devletin içindeki bazı unsurlar da bunun içine giriyor. Devletin içine sızmış İngiliz derin devletinin ajanları var, çok fazla var. Müslümanları kızdırmaya çalışıyorlar. Cemaatleri rahatsız etmeye çalışıyorlar. Bir oyun oynamak istiyorlar. Öyle bir şeye müsaade etmeyiz. Çelik gibiyiz evelAllah. İsterse bir denesinler. Kanunla hukukla gereğini yaparız. Hiç kimsenin çakallık yapmasına müsaade etmeyiz. Tayyip Hocam’ı da hiç kimseye teslim etmeyiz. Boş yere ağızlarının salyasını akıtmasınlar. Yani balistik çelik gibidir bizim milletimiz. Boşa uğraşıyorlar.

Bu kaçıncı oyun? Şimdi de bu şey suikasttı. 15 dakika önce geçti Cumhurbaşkanı oradan. Yani onun geçişine ayarlamışlar aslında. Yine Allah ayaklarına doladı. Tayyip Hoca’nın moralini bozmak istiyorlar böyle hani heyecan. Öyle bir konu yok. Tayyip Hoca dediğin, 83 milyonluk Türk milletinin Cumhurbaşkanından bahsediyorsun sen. Sen 83 milyonu karşına alıyorsun, Cumhurbaşkanını karşına almıyorsun. 83 milyon kişiyi sen yok edemezsin. Bu İngiliz derin devletinin ahlaksızlığına, kaşarlığına karşı bunları deşifre etmeye devam etsin yazarlarımız, çizerlerimiz, televizyon kanalları. A Haber falan yayınladı ama o yeterli değil. Her yerden devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Sabah Yazarı Ersin Ramoğlu, Beşiktaş’taki patlamada İngiliz derin devletinin parmağı olabileceğine dikkat çekmiş Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım ne diyor?

KARTAL GÖKTAN: “Son günlerde sosyal medyada AK Parti Gençlik Kolları adına sahte hesaplardan Kürt düşmanı tweetler atıldığını, ‘İstanbul’daki hain saldırıyı yapan Kürtlerdir. Reis de bu Kürtlerin bütün şehirlerini bombalama emri vermeli’ tarzında paylaşımlar yapıldığını yazdı. “Farklı farklı oyunları sahneye koyuyorlar. Dikkat edelim. Polis İstanbul’daki terör saldırısıyla ilgili enteresan ilişkilere rastlıyor. Mesela BBC patlamadan dakikalar sonra olay yerini gören yüksek bir binadan canlı yayın yaptı. Bunu bekliyorlardı galiba” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Kardeşim anlaşılmayacak gibi değil. Açık dille konuşsunlar, çekinmeye gerek yok. İngiliz derin devleti devrede ve Osmanlı’nın Abdülhamit devrinden beri bu adamlar arsızlar, devam ediyorlar. Yetiştirdikleri hampaları da arsızca ve hayasızca üç kuruş paraya tenezzül ederek, alçakça hizmete devam ediyorlar. Çok fazla ajanları var. Cemaatlerin içine de sızmış durumdalar. Devlet kurumlarına sızmış durumdalar. Bu alçakları deşifre edelim. Böyle şeye müsaade etmeyelim. Bilmeden bunların peşinden gidenleri de uyaralım.

Churchill Stalin’le de görüşmüştü İkinci Dünya Savaşı döneminde. Stalin de onların atadığı bir adam. Yani azılı gaddar ve psikopat. İngiliz derin devletine böyle yalakalık yapan, azılı bir katil. Bir göster.

Yarın devam edelim. Uykusuz bırakmayalım.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımızın bu akşam sonuna geldik. Yarın tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü