Harun Yahya

Sohbetler (19 Aralık 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rus-İran- Türkiye görüşmelerinin başlamasından bir gün önce Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov Ankara’da katıldığı bir sergide kimliği belli olmayan biri tarafından silahlı saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti Adnan Bey. Saldırgan Karlov’u yaraladıktan sonra havaya ateş açtı. Bu sırada salonda bulunan davetliler panik içerisinde kaçışmaya başlayarak salondan çıkmaya çalıştı. Ağır yaralanan Karlov saldırının ardından Güven Hastanesi’ne kaldırıldı. Saldırgan çevik kuvvet ekipleri tarafından etkisiz hale getirildi. Karlov 2013 yılından bu yana Türkiye’de görev yapıyordu. Türkiye-Rusya ilişkilerinin güçlendirilmesi için en yoğun faaliyet gösteren diplomatlardan birisiydi. Büyükelçiyi görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bu çok efendi bir insandı, güzel saygılı sevecen bir insan. İnsanlarla bağlantısı güzel olan bir insan. Tanıyorsun sen değil mi?

OKTAR BABUNA: Sizin adınıza görüşmüştük. Sizin eserlerinizi çalışmalarınızı anlatmıştık. Plaket vermişti o da çok teşekkür etmişti. Size selamlarını saygılarını söylemişti.

ADNAN OKTAR: Evet, kibar saygılı bir insan. Allah ailesine sabır nasip etsin. Rusya’yla aramızdaki dostluğu çekemiyorlar benim gördüğüm. O zaman biz ne yapacağız, bu dostluğu yüz misline çıkaralım. Kendilerince bu dostluğa darbe vuracaklarını zannediyorlar. Biz kat kat artıralım her yönde, siyasi, askeri, sosyal, kültürel her yönde işbirliğimizi geliştirelim. Bunların bu faaliyetlerinin boşa çıkacağını onlara gösterelim.

Sevenlerine yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır. İyi bir insandı, sevecen bir insandı, çok kibar saygılı bir insandı. Güzel hatıralarla aramızdan ayrıldı. Rus insanı güzeldir, sevecendir, terbiyeli saygılıdır. Rusları seviyoruz. Böyle şeylerle bizim bağımızı zayıflatacaklarını zannediyorlar. Halbuki görecekler, en az yüz misli daha güçlü hale getireceğiz.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Türkiye-Rusya sevgi birliği” diyelim. Bunları oradan da ilmen etkisiz hale getirelim. “Rusya-Türkiye sevgi birliği” diyelim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya Dışişleri Bakanlığı Konukevi’nde Rus gazetecilere yaptığı açıklamada, Büyükelçi Karlov’un silahlı saldırı sonucu öldürülmesini terör saldırısı olarak niteledi. Moskova, “Saldırı Türk-Rusya ilişkilerini bozma amaçlı yapılmış bir terör saldırısıdır” diye açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: İşte tam aksine çok güçlü işbirliği yaptığımızı gösterirsek, karşılıklı görüşmeleri bağlantıyı hızlandırırsak bunlar yaptıklarına bin pişman olurlar. Hiç bekletmeden dostluğumuzu sevgimizi pekiştirecek atılımlar yapalım. Cümle alemin göreceği şekilde ve gittikçe de dozunu artırarak devam ettirelim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rus Büyükelçisi’ne yapılan suikast sonrası TL’nin piyasalarda hızla değer kaybettiği görüldü. Bir de tablo vardı gösteren. Rus Büyükelçi suikastı sonrası hızlı bir düşüş.

ADNAN OKTAR: Yani çok mantıksız tamamen bir oyun. Rusya’yı biz dost olarak daha çok kucaklayacağız. Rusya’yla bağlantımız daha güçlenmiş olacak. Bunu bu hale getiren özel sistemler var. İngiliz derin devletinin kurduğu özel sistemler var. Onlarla Türk parasının değerini düşürüyorlar. Düşürürse düşürsün. Biz Rusya’yla, Çin’le, efendim, Türki devletlerle, İslam ülkeleriyle ticaretimize devam ederiz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: IŞİD’in bombalı saldırısında El-Bab’da 23 yaşında bir askerimiz şehit oldu. Şehidimiz Fırat Kalkanı operasyonunun 21. şehidi oldu Adnan Bey. Gösterebiliriz fotoğrafını. İsmini vermemişler şu an.

ADNAN OKTAR: Sadece resmi var. Allah onu resmiyle ismiyle zaten biliyor. Kahramanımızı tebrik ediyoruz. Allah şehadetini makbul etsin kabul etsin. Düğüne gidenlerin haddi hesabı yok. Biz dünyada kaldık, evet.

“Dün Alman Dışişleri Komisyonu Başkanı Röttgen “Türkiye’nin Rusya’yla anlaşması çok tehlikeli gelişme. Batı için bir başka diplomatik felaket” diye açıklama yapmıştı” diyor. Korktukları bu demek ki. İnadına her türlü görüşmeyi her türlü bağlantıyı sıklaştırıp güçlendirelim. Rusya, Anadolu insanının karakterini taşır, hep Osmanlı’yla iç içe oldukları için. Çok terbiyeli insanlar mütevazidir Ruslar. Sevecen insandırlar, yiğittirler, kahramandırlar, korkusuzdurlar. Dolayısıyla Rusya-Türkiye işbirliği çok hayati. Her konuda her yerde her açıdan birliğimizi, sevgimizi, dostluğumuzu, kardeşliğimizi güçlendirelim. Çok ağırlarına gidiyor benim gördüğüm. Hristiyanlık gittikçe güçleniyor Rusya’da, Müslümanlık güçleniyor, Musevilik güçleniyor. Din yükseliyor. O da onların rahatsız olmasına sebep oldu, İngiliz derin devletinin. Yarın Rusya ile Türkiye arasında Suriye konusunda barış görüşmeleri olacaktı. Kendilerince bunu iptal ettireceklerini falan zannediyorlar. Beceremezler boşa uğraşıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Saldırganın 2 buçuk yıldır Ankara Çevik Kuvvet’te çalışan memur olduğu açıklandı Süleyman Soylu tarafından. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Sağlık Bakanı Recep Akdağ Rus Büyükelçi’ye düzenlenen saldırının ardından açıklama yaptılar. İçişleri Bakanı “Saldırgan Çevik Kuvvet Polisi Mevlüt Mert Altıntaş” dedi.

ADNAN OKTAR: Polisin içine sızmış demek ki adam. Nereye mensup, neye mensup bunu hemen tespit etmeleri mümkün polisin. İnternet bağlantıları, diğer bağlantılar, telefon bağlantılarından anlaşılır. Kim adına ne adına yaptığı anlaşılır. Bu nedir yakalandı mı bu adam?

BÜLENT SEZGİN: Öldürüldü.

ADNAN OKTAR: Çatışmaya girdi herhalde polisle, evet. Bir de ben filmini gördüm, adam kendinde değil o. Yani uyuşturucu almış gibi üslubu bir acayip.

Saldırgan, Cumhurbaşkanı’nın şehir dışı gezilerinde çevik kuvvette görev almış. Hayrettir, çok tehlikeli bir durum olmuş oluyor. Tayyip Hoca’ya yönelik de bir şey yapabilirdi Allah korumuş.

Deminki aslanın ismi Fatih. Ağabeyinin aslanı koçyiğidi iftihar ediyoruz seninle. Silopi’de askerlik yapıyormuş. Askerleri de babası kapıda görünce, öbür kardeşi de askermiş “Fatih mi Ferhat mı şehit oldu?” diye sormuş babası. Ne mutlu o babaya bak iki evladı da asker.

Şimdi biraz şu münafık alametlerini okuyun da ilgili şahıslar biraz kendilerini inşaAllah toparlarlar, faydası olur. Ben de geliyorum.

Münafığın Derin Karanlığı

ADNAN OKTAR: Selam. Fikret, Bülent sizi dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Putin’in açıklaması vardı Adnan Bey. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin “Rus büyükelçiye yapılan saldırı Türkiye ve Rusya’nın Suriye’de ilerlettiği iyi ilişkilere yönelik bir provokasyondur” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, doğru söylüyor. Suriye’nin biz bölünmesini istemiyoruz. Rusya’nın da Suriye’nin bölünmemesi konusunda samimi olduğuna inanıyoruz. Çünkü çok büyük bir hata yani yanlış bir politika uyguladı Amerika ve İngiliz derin devleti. Amerika’yı kullandı İngiliz derin devleti daha Türkçesi. Gereksiz yere orayı bölüp parçalayıp perişan edecek bir kafanın içine girdi. Muazzam bir ızdırap acı yaşandı ama başarısız oldu. Şu an geri çekiliyor. Sırtına baka baka geri çekiliyor. Başarısız da olacak. Büyükelçi’nin vuruluş şekli de çok kahpece ve kalleşçe. Bir insanı arkadan vurmak çok büyük bir ahlaksızlıktır, alçaklıktır. Ve üstelik güvenmiş ona sen diyorsun “Ben güvenlik elemanıyım bana güvenebilirsin” diyor o da sana güvenmiş, itimat etmiş arkasına geçmişsin kahpece ve kalleşçe ve alçakça sırtından vuruyorsun. Çok büyük bir ahlaksızlık. Yani delikanlının, mert adamın yapacağı bir şey değil. Bu şerefsizliği dünyada zaten tattı ahirette de tadacağını düşünüyorum. Bas bas bağırarak bilmem ne yaparak. İyilik yapacaksan ilimle irfanla yap, o büyükelçi savaşçı değil o. Terörist de değil. Sana güvenmiş ve sanatla ilgili güzel bir etkinlikte gönül almak için, güzellik yapmak için, iltifat etmek için oraya gitmiş. Sen de alçakça sırtına dolanıyorsun sessizce ve sinsice ve kahpece arkasından vuruyorsun. Bu çok büyük bir adilik, şerefsizlik ve namussuzluk başka bir şey değil. Kızdırıcı bir hareket. Onun yaptığı iyilik güzellik, büyükelçinin sana ne zararı var, ne yapmış? Gücün ona mı yetiyor? Git teröristle çatış çatışacaksan bir göreyim seni. Tabii ki biz çatışmayla hallolsun da demiyoruz fikirle hallolsun diyoruz. Ama Allah vermesin zaruri olursa tabii ki çatışma bazen kaçınılmaz oluyor. Allah vermesin çok korkunç bir şey ama can bu, can aziz, canı korumak da farz adam senin canını almaya geldiyse insan tabii kendini korumakla mükellef. Ama orada da tabii ölçüyü aşmamak lazım dikkatli olmak lazım.

Binlerce yıllık Türk örfünde sırttan adam vurmak kahpeliktir. Sırttan adam vurulmaz, çok büyük bir adilik. Göğüs göğse savaştığında Allah vermesin tabii mecbur kaldığında insan kendini koruyabilir ama bu alenen kahpelik olarak bilinir. Misafire zaten aman vardır misafir hiç vurulmaz Türk geleneğinde örfünde. Mesela adamın hasmı oluyor ama misafir oluyor misafire hiçbir şekilde o tip bir tavır gösterilmez. Kahpelik her yerinden akıyor. Türk geleneğinde örfünde misafir hep aman sahibidir. Mesela Güneydoğu’da falan hep böyledir adam geliyor kanlısı oluyor işte Anadolu’da var ya çok kötü bir gelenek ama misafirse katiyen böyle bir şey yapmazlar. Yani hiç Türk örfünde yok. Ta Oğuzlardan itibaren gelenekte yok. Misafir olarak geldiyse adam hiçbir şey yapmaz. Hatta elçiye zeval olmaz derler. Dokunulmaz yani bir kere saygı olarak. Hele sen güvenlik elemanı olarak gelmişsin akıl almaz bir kahpelik. Çok kızdırıcı bir hareket her yönünden ahlaksızlık. Bir de bas bas bağırıyor. Sen iyilik güzellik yapacaksan dersin arkadaş ben teröristlerle mücadeleye gideceğim dersin değil mi? Oraya koruma polisi olarak gideceğine git PKK’yla ne yapıyorsan git kozunu paylaş. Ne istiyorsun buraya misafir olarak gelmiş iyi niyetle yaklaşmış bir insana böyle kahpece yaklaşıyorsun ve kahpece onu vuruyorsun.

Diyanet İşleri Başkanı herhalde İngiltere’nin üfürümleri fazlalaştı mübareği çok da sıkıştırıyorlar Allahualem benim gördüğüm normalde istifa etmesi lazım. Madem “beni sıkıştırıyorlar” dersin “Adnan Hocamız’a karşı bunaldım ben istifa ediyorum” dersin olur biter. Ne diyor? Bir daha okusana.

Suikastlar konusunda ikinci bir ihtimale karşı, ikinci, üçüncü bir ihtimale karşı başka polisler de olması lazım. Açıkça söyleyeyim silaha ağzına mermi verilmiş olarak emniyeti açık olarak otomatik silahla polisin beklemesi lazım. Bu işlerde yarım saniye, bir saniye esastır. Yani iki saniye değil. Anında karşılık verecek şekilde olması lazım. Bu adam belinden silahı çıkartıyor bağıra çağıra ortaya çıkıyor o kadar karmaşık bir şey değil bu. Belinden silahı çektiğinde anında çökertebilirlerdi. Ama tek polis var. Hiç kimsede de silah olmuyor zaten vatandaşlarda silah olmuyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Almanya’nın başkenti Berlin’de çok büyük bir tır Noel pazarına daldı Adnan Bey. Tır pazara girdiği anda bir patlama sesi duyulduğu yönünde ifadeler var. İlk bilgilere göre en az dokuz ölü ve elli yaralı olduğu belirtiliyor. Alman polisi bunu bir terör saldırısı olduğunu düşündüklerini söyledi.

ADNAN OKTAR: Düşündüğünü değil, öyle tabii ki.

KARTAL GÖKTAN: İsviçre’de de bir saldırı gerçekleşti bu akşam. İsviçre’nin başkenti Zürih’te bir camiye silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda can kaybı yaşanmazken yaralıların olduğu öğrenildi. İsviçre polisi saldırganların kaçtığını ve olayın sebebini araştırdıklarını açıkladı.

ADNAN OKTAR: İşte Darwinizm’in dünyaya hediyesi bu. Müthiş bir sevgisizlik ve vahşet ve ölme ve öldürme hissi. Adamların sen hayvan olduğunu ika edersen, hayvan olduğuna ikna edersen madem karşımdaki hayvan diyor kendisinin de hayvan olduğunu düşünüyor her türlü kepazeliği yapıyor. Hayvanlar nasıl birbirini yırtıyor parçalıyorsa diyor doğada, nasıl güçlüler zayıfları paramparça ediyorsa ben de güçlüyüm zayıfları paramparça ederim diyor. İşte Marks’ın düşüncesi de bu, Stalin’in, Lenin’in düşüncesi de bu, doğada çelişki vardır diyor. Güçlü olan zayıf olanı ezer diyor. Bir çatışma vardır tez, antitez, sentez bu böyle çelişki ve çatışma devam eder diyor. Bu çatışma zaman zaman devrimler şeklinde kendini gösterir diyor. Terörün sebebini bir türlü anlayamıyoruz diyorlar. Kardeşim Lenin söylüyor “askeri, polisi nerede bulursanız vurun öldürün” diyor. “İş adamları zenginleri nerde bulursanız öldürün” diyor. Daha ne desin adam? İşte açıkça söylüyorlar.

Biz Rusya’yla hemen çok güçlü anlaşmalar, ticari bağlar kurup güçlü ticari atılımlar yapıp bir kere Dolar’ın etkisini bir ortadan kaldıralım. Yani oluk gibi Türk malı Rusya’ya aksın, Rus malı da Türkiye’ye gelsin. Aynı şekilde Çin’le de öyle. Avrupa pazarlarını tamamen kapatalım. Amerikan ve Avrupa, İngiliz pazarlarını tamamen kapatalım. Sırf Türki devletler, Rusya ve Çin. Yani bir altı ay böyle yapsak dayanamazlar. Hem Türk parasının değeri bayağı yükselir güçlenir, hem hiç etkilenmediğimizi görünce gardları düşecektir. Zaten müthiş panik olmuşlar Rusya’yla işbirliği yapmamızdan.

Bak Lenin diyor ki “Biz şiddet ve terörü ilkesel olarak hiç reddetmeksizin kitlelerin doğrudan katılımını hesaplayan ve bu katılımı sağlayacak olan şiddet kullanım biçimlerinin hazırlanması çağrısında bulunduk. Biz bu görevin zorlu olduğu gerçeğine gözlerimizi kapamıyoruz.  Biz bu gerçeğin çözümüne bütün gücümüzle ve inatla çalışacağız ve bu görevin çözümünün bilinmez bir gelecekte olacağı itirazlarının bizi şaşırtmasına izin vermeyeceğiz” diyor. Bak diyor ki “Biz politik cinayetlere kesinlikle karşı değiliz.” Öldürmelere karşı değiliz diyor Lenin. “Sadece geniş halk kitleleriyle doğrudan bağlantılı olan bireysel terörist hareketler, cinayetler, katliamlar değer taşır” diyor. Yani halkla dayanışarak yapacağız diyor kitle katliamını. Bunlar da aynısını yapıyorlar. Kahrolsun terör diyor kardeşim Lenin ne diyorsa onu yapıyor adam. Önce Marksizm’i, Leninizm’i geçersiz hale getirmemiz gerekiyor. Marksizm, Leninizm’i de ortadan kaldırmak için de Darwinizm’i ortadan kaldırmak gerekiyor. Devlet Darwinist propaganda yapıyor hükümet. Materyalist propaganda yapıyor. Leninizm’in temeli ne? Materyalizm zaten. Bak diyor ki Lenin “Kalplerimizi özgürlük için mücadele eden kana susamış savaşçılara çevireceğiz” Lenin söylüyor bunu. “Kana susamış savaşçılara çevireceğiz” diyor. “Kalplerimiz zalimleştireceğiz sert ve yerinden oynamaz hale gelecekler ki içine hiçbir şekilde merhamet girmeyecek. Düşmanın kan denizinde yüzdüğünü gördüğünde kılı kıpırdamayacak” diyor. Yaptıkları bu adamların işte. Terörü kınıyoruz diyorsun tamam güzel ama adamın fikri bu işte. Terörün nedenini araştırıyoruz diyor televizyonda toplantı yapıyorlar dedeler anneanneler falan oturuyorlar hepsine kahve çay alan ikram ediyorlar sabaha kadar terörün nedeni. Terörün nedenini adam açıklıyor işte “Kalplerimizi özgürlük için mücadele eden kana susamış savaşçılara çevireceğiz” diyor söylüyor. “Kalplerimiz zalimleştireceğiz sert ve yerinden oynamaz hale gelecekler ki içine hiçbir şekilde merhamet girmeyecek kalbe” diyor. “Düşmanın kan denizinde yüzdüğünü gördüğünde kılı kıpırdamayacak” diyor. FETÖ hareketi de solcu bir hareket. Yani kökeninde komünist zihniyet. Yani kuzu postuna bürünmüş kurt. Bak “Hiçbir merhamet hissetmeden” diyor Lenin “hiç kaçınmadan düşmanlarımızı yüzer yüzer öldüreceğiz.” Bak yüzer yüzer. Büyük kitleler. Zaten yüz kişi falan şehit ediyorlar bir patlamada. “Bırakın kendi kanlarında boğulsunlar” diyor kim diyor? Lenin diyor. Bak “Lenin’in kanı için burjuvanın kanları seller gibi aksın. Daha çok kan mümkün olduğu kadar daha çok kan.” 1 Eylül 1918’de Bolşevik Gazetesi Krasnaya’da Lenin’in yazısı. Kardeşim neyini araştırıyorsun terörün sebebi ne? İşte al sana anlatmış. Çözümü nedir? Leninizm’in, Marksizm’in ortadan kaldırılması. Ne yapacaksın Darwinist, materyalist sistemi ortadan kaldıracaksın bu kadar.

Lenin, bütün komünist ve Marksistler gibi çelişkinin evrensel olduğuna inanıyor. Bunu şöyle savunuyor “Matematikte artı ve eksi diferansiyel ve integral, mekanikte etki ve tepki, fizikte artı ve eksi elektrik, kimyada atomların birleşimi ve çözülmesi” tamam, bunlar Allah’ın sanatı, bu sana cinayeti mi teşvik ediyor burada? Bu imtihanın mantığını oturtuyor. Yani kainatı Allah gece-gündür, iyi-kötü o şekilde yaratmış. Ama senin kan dökmen, rezillik çıkartman için değil.

Evet Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bu geceki saldırı ile ilgili bir açıklama yaptı Adnan Bey. “Bu bir provokasyondur ama Rusya ve Türkiye bu provokasyona gelmeyecek kadar irade sahibidir. Bundan sonraki sürece yönelik dayanışmamızın çok daha güçlü olması konusunda mutabık kaldık. Bu ilişkileri bozma gayreti içerisinde olanlara sesleniyorum. Bütün bu beklentileriniz bilesiniz ki hiçbir zaman ulaşacağınız bir netice olmayacaktır. Boşa bekliyorsunuz, boşa bekleyeceksiniz.”

ADNAN OKTAR: Ama hemen atağa geçelim yani böyle elle tutulur net neticeler alınsın. Yani çok büyük bir ticari girişim olsun bir kere. Yani muazzam mal akışı olsun karşılıklı. Ciğerlerine oturur. Putin’i Türkiye’ye davet edelim. Tayyip hHcam yeniden yine Rusya’ya gitsin. Hareketlendirelim ortalığı. Askeri anlaşmalar olsun. Hava savunma anlaşmaları özellikle. Rusya samimi. Biz Rusya’dan yana bir tavır alalım.

Fikret Bey dinliyorum buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Cemil Çiçek dünkü açıklamasında isim vermeden “Tek adamlık” diyerek hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hem de “Kurtarıcı beklememek gerekir.” diyerek Mehdiyet’i eleştirdi. “Bu ülke siyaseten ve dinen kandırılmışlar ülkesidir.” Türk halkını kastederek “Böyle bir insan tipine hangi demokrasiyi modeli getirirseniz getirin bunu hak etmez. Cennete gitmek için bir Efendi Hazret’i bekliyoruz. Dünyadaki sıkıntılarımızdan kurtulmak için de bir kahraman bekliyoruz. Halbuki demokrasi doğru kurallarla vasat zekalı insanların işlettiği bir sistemdir. Doğru kuralları koyacaksınız. Öyle süper zeka büyük kahramana falan gerek yok. Ülke meselelerine hep şahıslaştırarak çözüm aramaya çalışıyoruz. Bu kadar savaş görmüş sıkıntı çekmiş ve rejim değiştirmişiz. 150 sene sonra hala iki cihanda bizi kurtaracak tek adamlar arıyoruz.”

ADNAN OKTAR: Kanuni Sultan Süleyman tek adamdı muhteşem bir güzellik meydana getirdi. Fatih tek adamdı Fatih Sultan Mehmet muhteşem bir güzellik meydana getirdi. Atatürk tek adamdı muhteşem bir güzellik getirdi. Tek adamlara her zaman ihtiyaç olmuştur tarihte. Bütün güzellikler tek adamlar zamanında olmuş. Deccal de tek adamdır. İngiliz derin devletinin başındaki deccal. Ve ona bağlı olan avanaklar var onu da eleştirse ya arada bir. Tek adam Kuran’ın bize gösterdiği bir yoldur. İnsanlar sıkıştığında felaket anlarında Cenab-ı Allah: “ ‘Ya Rabbi bize bir kurtarıcı gönder.’ derler.” diyor Müslümanlar. Bak bir tane. “’Bir sahip koruyucu gönder.’ derler.” diyor. Bu sahipler, koruyucular her zamana olmuştur. Türk tarihine bakın bütün kahramanlıklar hep tek adamlarla olmuştur. Her zaman buna ihtiyaç vardır her zaman da olacaktır. İmam Mehdi  (as) de çıkacak, Hz. İsa Mesih İbn-i Meryem o da nazil olacak ve göreceğiz. Mesela peygamberler döneminde de hep öyle olmuş. Hz. Süleyman (as) gelmiş muazzam bir hayat, muazzam bir medeniyet yaşamışlar. Hz. Süleyman (as) gittikten sonra medeniyet çökmüş. Tek adam demek ki önemliymiş. Resulullah (sav) zamanında mesela muhteşem bir medeniyet yaşandı. Gittikten sonra sahabeleri çekildikten sonra çöktü. Abbasiler dönemi işte diğer dönemler malum tarihte okuyorsunuz hep çökme dönemleri.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Zülkarneyn (as)’i de çağırıyorlar. “Gel bizi kurtar.” diye.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim Kuran’ın neresine baksan hep tek adam vardır.  Zülkarneyn (as) tabii Süleyman (as). Allah her ikisini de zamanında dünyaya hakim ettim diyor. Bak hep tek adam bunlar.  “Ahir zamanda da evlatlarımdan İmam Mehdi.” diyor Resulullah (sav). Aynı bütün dedikleri çıktı. Ya kardeşim Halep’e varıncaya kadar. “Halep yerle bir olacak” diyor Resulullah (sav)“yerle bir”. “Taş üstünde taş kalmayacak Halep’te.” diyor. Aynısı oldu. Mehdi (as) zamanında. Yüzlerce alametin hepsi çıktı. Ve halen de devam ediyor.

EBRU ALTAN: Siz ayette dikkat çekmiştiniz “Katından bir veli gönder bir kurtarıcı gönder.” diye dua ediyor Müslümanlar. Bir kişi olduğuna dikkat çekmiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bak “Bize yardım edenler yolla.” demiyor ayette. Bak “Bize bir veli, sahip, başkomutan gönder.” Diyor. Ayette açık. Bir kişi istiyorlar ısrarla bir kişiden bahsediyor Allah ayette. Ve gelenler hep bir kişi olmuş. Onun etrafında Allah ümmeti topluyor.

CIA’in düşünce kuruluşu olan Rand Corporation’ın hazırladığı bir rapor var. İngiliz derin devleti tarafından redakte edilmiş, onlar tarafından onlara gönderilmiş bir rapor. Yani İngiltere’nin onlara sunduğu İngiliz derin devletinin sunduğu bir rapor. 2004 yılında hazırlanmış bir rapor. “Müslüman toplumları” diyor “kontrol altında tutmak için” diyor “en uygun yol Sufizm yani Rumilik’tir.” diyor raporda. “Sufi, Rumi geleneğin tarihlerine baktığımızda” diyor “en uygun olanın bu olduğu anlaşıyor.” diyor. Bak İngiliz derin devleti CIA’e bunu rapor olarak sunuyor. Rumiliğin insanlar arasında yayılması ve öğretilmesini. “En iyi böyle kontrol edebiliriz bu kişileri.” diyor. Yani bu zaten 150 yıllık bir şey ilk defa yaptıkları bir şey değil.

Serkan Yüksel; “Ben sadece merak ediyorum, neden konu hep İslam, neden? Bunu biri açıklasın.” İslam hayatın en önemli yönü. Biz zaten hayatımızı anlatıyoruz, bizim hayatımız İslam zaten. Müslümanlığın yaşanmadığı tek bir nokta olmaz. Yattığında, kaktığında, yediğinde, içtiğinde her yerde her zaman İslam vardır. Biz İslam ile yaşar İslam ile ölürüz. İslamsız hayatımızın tek bir noktası olmaz.

TC Gülay, “Şarkı var mı Kuran’da?” diyor. Kuran sana yasakları bildirir. Şarkı var mı işte tank var mı, top var mı öyle bir şey olmaz ki. Kuran sana yasakları bildirir, onun dışında her şey helaldir. Yasak demediğine göre helal.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var. Kardeşlerimiz geçen hafta Almanya’nın Münih ve Düren şehirlerinde yedi bin adet PKK tehlikesi ve Darwinizm broşürü dağıtmışlar. Viyana’dan kardeşlerimiz de on bin adet broşür dağıtmışlar. 20 Kasım’da kardeşlerimiz Manavgat’ta bir araya gelerek Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabınızdan bölümler okumuşlar. Osmaniye, Mersin ve İskenderun’dan kardeşlerimizin de katılımıyla Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde bin iki yüz adet kitabınızın dağıtımı yapılmış. Kayseri’den kardeşlerimiz 11 Aralık’ta Konaklar Mahallesi’nde eserlerinizden yüz elli adet kitap hediye etmişler halkımıza. Dağıtım sonrasında ve 18 Aralık’ta da bir araya gelip topluca dua edip Kuran’dan ayetler ve kitaplarınızdan bölümler okumuşlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 28 Kasım’da ve 13 Aralık’ta, Eskişehirli kardeşlerimizin de katılımıyla evde toplanıp Münafığın Derin Karanlığı kitabınızdan bölümler ve Bediüzzaman’ın Kastamonu Lahikası’ndan bir mektup okumuşlar. 4 Aralık’ta da Gazcılar Caddesi’nde iki bin beş yüz adet broşür dağıtmışlar. Kastamonulu bir kardeşimiz 14 Aralık’ta hastanede doktorlara ve rehabilitasyon ve fizik hastanesine on dokuz adet kitabınızı vermiş. 17 Aralık’ta da Taşköprü İlçe Milli Eğitim Müdürü’ne çeşitli kitaplarınızdan armağan etmiş. Kendisi de memnuniyetini dile getirip teşekkür etmiş. Geçtiğimiz günlerde bir kardeşimiz eşi ile birlikte Alanya’da PKK ve İngiliz derin devletiyle ilgili broşürlerden dağıtmış. Adapazarı merkezde 11 ve 17 Aralık tarihlerinde çok sayıda A9 TV broşür dağıtımı yapmış bir kardeşimiz. Balıkesir merkezde kardeşlerimiz farklı günlerde üç yüz elli beş adet eserinizi hediye etmişler halkımıza. Sonrasında ise yemek yiyip sohbet etmişler. Ankaralı kardeşlerimiz 11 Aralık’ta Çay Yolu’nda, 12 Aralık’ta Bağlıca’da ve 18 Aralık’ta Balgat Yüzüncü Yıl’da toplam yüz yetmiş beş adet eserinizi dağıtmışlar. İzmir’den kardeşlerimiz geçen günlerde Torbalı ve Tire’de halka ücretsiz olarak eserlerinizden beş yüz adet dağıtmışlar. 12, 18 ve 19 Aralık tarihlerinde Trabzon merkez ve ilçelerinde toplam altı yüz elli adet kitabınızın dağıtımı yapılmış. Gebze’deki kardeşlerimiz 2 Aralık’ta bir araya geldikleri ev sohbetinde Münafığın Derin Karanlığı kitabınızdan bölümler okumuşlar. 4 Aralık’ta da dokuz yüz adet broşür dağıtmışlar maşaAllah. Bir de Danimarka’dan bir faaliyet haberimiz var. Erhan ve Filiz kardeşlerimiz geçtiğimiz haftalarda Danimarka’da birkaç gün arayla fosil sergileri düzenlemişler. Ayrıca İngilizce kitaplarınızı ve Danimarka’ca Evrimin Geçersizliği ve PKK tehlikesine dikkat çeken broşürlerden ücretsiz dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim o kadar güzel ki bu haberler birbirinden güzel maşaAllah. Bir de kardeşlerimizin şevki çok güzel. Düşün, bir insan evinde oturuyor, orada Marksist bir eser var, öbürü solcu, öbürü gelenekçi, insanın içini burkan, karartan garip bir kitap. Ama bu kitabı alıyorsun, son derece akıllı, berrak, nur gibi pırıl pırıl bir kitap. Ve candan ve derin bir imanın çok samimi bir tezahürü ve mükemmel bir anlatım. En ufak bir kuşkuya kapı açacak gibi değil. Mükemmel inandırıcı, ikna edici mukni eserler. Kalbe muazzam ferahlık. O ev için bir sevinç vesilesi. Evin en büyük konforu o kitap olmuş oluyor o zaman. Evdeki en güzel şey o olmuş oluyor. Kuran ve Kuran’ın yanında o kitaplar.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz daha önce, “Vicdanla yapılan açıklamalar, yazılar çok akıcı ve anlaşılır olur” demiştiniz. Sizin kitaplarınız çok akıcı ve herkesin anlayabileceği, bir çocuk da anlıyor çok büyük bir insan da anlıyor, dili çok anlaşılır.

ADNAN OKTAR: Evet, çok berrak bir anlatım var yani yediden yetmişe herkesin anlayacağı gibi oluyor.

Münafığın iklime göre, hava durumuna göre değişmesi de mevzubahis, o çok şaşırtıcı. Mesela sıcakta münafıklar çok azarlar. Dikkat edin hep bütün münafıkların atağa geçtiği zamanlar çok sıcak olduğu anlardır. Bir de çok soğukta, kışın aşırı soğuklarda azar münafıklar. O çok şaşırtıcı mesela. Ayette de ona dikkat çekilmiş, hani “bu sıcakta savaşa çıkmayın” diyorlar ya. Kuran çok kısa mücmel işaretler verir, oradan genişletilmesi gerekiyor.

İngiliz derin devleti münafıklarını kendi emrindeki şeytanlarına, iblislerine yani onları şeytan kontrolüne aldığında şeytanı kullanarak onları hipnoz ve büyüyle, Bediüzzaman diyor ya “hipnoz, büyü ve manyetizmanın neviinden tesir edici özelliklere sahip olan deccal” diyor, bu şeytanın etkisiyle kontrol altına aldığı münafık mahlukları muazzam kullanıyor şu an. Mesela adam öldürtüyor, pislik yaptırıyor, huzursuzluk çıkarttırıyor, kepazelik çıkarttırıyor. Ama tabii asrımıza uygun olan, asrımızdaki gelişmelere göre de münafıkların yorumlanması çok önemli oluyor. Münafıklara internet teknolojisini İngiliz derin devleti bütün detaylarıyla şu an yayıyor. İşte gördünüz son zamanlarda gösterdikleri teknikler. Onların büyük bölümünü de hacker olarak yetiştiriyor. Yani casuslarını hep hacker olarak yetiştiriyorlar. Hemen hemen tamamına bu bilgiyi öğretiyorlar. Yani Müslümanların bilgisayarına girmek, onların kilitlerini kırmak, içlerindeki bilgileri öğrenmek. Çünkü münafıklar casus karakterli oluyor. Şimdi casusun neye ihtiyacı vardır? Kilidi kırmaya ihtiyacı vardır, şifreyi kırmaya ihtiyacı vardır. Münafık kilitten hiç hoşlanmaz yani kapalı bir şeyden hoşlanmaz. Onu mutlaka yarıp içine girmek ister, onu kontrol etmek ister. Dolapsa dolap, kapıysa kapı, evse ev, yerin altıysa yerin altı, yerin üstüyse yerin üstü, internetse internetteki bilgiler her şeye vakıf olmak ister münafık. Onun için İngiliz derin devleti bunlara geniş çaplı hacker bilgisi öğretiyor şu an. Casuslarının ana özeliklerinden birisi de şifre kırma yöntemlerini bilmeleri. Bunu yeni kitabımda aktaracağım, anlatacağım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sizin ifade ettiğiniz gibi Başbakanımız Binali Yıldırım da “Hayatın normal akışına devam edeceğiz” dedi ve şunları söyledi. “Bana denildi ki “Efendim bugün canlı bomba patladı, şehitlerimiz var, teröristler saldırı yaptı Kahramanmaraş programını değiştirelim.” Değiştirmedik. Çünkü biz programımızı değiştirmeyeceğiz. Terörün ekmeğine yağ sürmeyeceğiz. Ne zaman gelirseniz gelin, kiminle gelirseniz gelin bu milletin aziz evlatları hakkınızdan, topunuzdan hepinizin hakkından gelmeye muktedirdir.”

ADNAN OKTAR: Başbakan mükemmel konuşmuş. Tam bizim üslubumuz.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Danimarka’daki kardeşlerimizin fosil sergisi faaliyetinin resimleri var. Onları gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma çok çok güzel olmuş. Bak insanlar medeni, gidip taşları falan ısırmıyorlar. Saldırma yok. Çok güzel olmuş tebrik ederim.

Münafıkta beyinde ve ruhta ölümden kaynaklanan bir duyarsızlık vardır. Yani şeytanın içine girmesiyle beyni ve ruhu donar. Mesela Müslümanlar heyecanla bir faaliyet yaparken münafık bakarsın boş boş bir yere dalmış. Şeytanla trans haline geçmiş. Saatlerce o halde kalabilir. Veyahut telefonda böyle tipler için de, işi gücü olmayanlar için de sistemler geliştirmişler. Adam telefonda mesela 4 saat oynuyor 5 saat oynuyor. Elinde telefon garip oyunlar bulmuşlar yani çeşit çeşit ama boş anlamsız. 6 saat 7 saat onunla oynuyor ömrünü onunla tüketiyor. Müslümanlar bak Halep’te başka yerde can derdindeyken. Efendim açlıktan Müslümanlar perişan iken o böyle ahmakçasına vaktini yer bitirir. Münafığın özelliğidir o. Yani “Gönlü boş şeyle meşgul.” diyor ya Allah ayette. Gönlü boş şeyle meşguldür. Onun için şeytan onlara öyle kapı da açmıştır. Malzeme de bulur. Yani daha da olmazsa eliyle bir kum mesela buldu kenarında oturuyor eliyle kumda şekiller çizer. 6 saat oynar onunla münafık. Veyahut bir telefon oyunu onunla 7-8 saat oynayabilir. Veyahut bomboş saatlerce boşluğa bakabilir münafık. Çünkü kalbi bomboştur Allah’tan uzak olduğu için. Hayvani bir duyarsızlık ve hayvani bir lakaytlık vardır münafıkta. Mesela küfürle bağlantıya çok vakit ayırır. Münafık özelliğidir bu. Küfürle konuşmak onlarla diyalog münafığı çok aktif hale getiren bir durumdur. Ama Müslümanla konuştuğunda Müslümanı hep pasifize etmek paralize etmek için çalışır. Yani onun vaktini almak, onu yormak, dikkatini dağıtmak. Yani boş işlerle Müslümanları koşturtup hareketsiz ve felç hale getirmeye çalışır. Mesela oturuyor Hz. Musa (as) zamanında münafıklar Müslümana hiçbir faydası yok. Durduk yere “Ben” diyor “sarımsak istiyorum.” diyor. Ta Mısır’dan sarımsak almaya gidiliyor. “Şimdi” diyor “soğan istiyorum.” diyor soğan almaya gidiyorlar. “Şimdi acur istiyorum.” diyor acur almaya gidiyorlar. En sonunda Hz. Musa (as) diyor ki: “Hepiniz gidin ne yapıyorsanız yapın orada.” diyor. “Mısır’da” diyor. “İstiyorsanız gidin.” diyor yani. Sürekli huzursuzluk çıkartmak münafığın özelliğidir. Sürekli bir şeyler ister. Sürekli hareketlilik. Yani bir şeyi ileri götürür geri götürür sağa götürür sola götürür. İçinde şeytanın verdiği etkiyledir bu. Mesela farz edelim bir fincan var mesela onu alır sağa koyar sonra rahat edemez sola koyar sonra aşağı indirir sonra içeri götürür.  Yani ruhundaki anarşi ona iş çıkarttırır. Bu yüzden münafığı tanımada bu kriterlere çok dikkat etmek lazım. Tabii münafık derken Müslüman kendi üzerine alınarak bunlara bakacak yani belirli şahıs veya şahıslar üzerine değil.

Mesela dün Tayyip Hocam Trabzon’da stadyum açılışına gitti. Havai fişeklerle falan açıldı öyle bir yas ortamı falan yoktu. Gayet rahattı. Çünkü adamların derdi bu. Yani hayatı felç etmek, yaşantıyı felç etmek, insanları korkutmak, neşesini kaçırmak. Bu münafıkane eylemler bunlar.  Münafığın amacı odur yani Müslümanların huzurunu kaçırmak, neşesini keyfini kaçırmak onları paralize etmek. Buna müsaade etmedin mi münafığın uykusu kaçar. Keyfi kaçar.

Mesela münafık kendi şöhretine çok önem verir. Tanınmasına çok önem verir. Mesela Samiri şöhretin peşindeydi. Yani Hz. Musa (as)’nın yerine geçmek işte sanatçı yönünün vurgulanması, efendim genel kültürünün vurgulanması ve Hz. Musa (as)’ya gelen dini değiştirmek. Onun yerine işte sapık homoseksüel bir inancı oturtturmak. Yani o devire baktığımızda bu adamda bunları da görüyoruz. Yani hiç şaşmamış her devirde böyle. Onun için Samiri’nin İslam’a hizmete hiç gücü yok. Hz. Musa (as)’ya yardıma hiç gücü yok. Ama pislik yapmada akıl almaz gayretli. Mesela o altın buzağıyı yapmak çok güç bir şey. Muazzam enerji sarf ediyor. Mısır’la da bağlantı halinde Mısır’la bağlantıyı koparmamış. Yani Firavun devletiyle de bağlantıda. Aynı zamanda onların muhbiri de. Yani adamda deli enerjisi var. Ama müminlerin yanında çok bitkin ve lakayt. Yani içine kapalı. Hz. Musa (as)’ya hizmetten son derece uzak.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz önceden plan yapıyor halka altın aldırıyor demiştiniz buzağıyı yapabilmek için.

ADNAN OKTAR: Yani Müslümanları acayip hırpalıyor. Normalde Müslümanlar ondan yiyecek falan da alabilir birçok şey daha. “Sadece altın alın siz yanınıza.” diyor. Sonra da Müslümanların altınlarını heba ediyor yani Müslümanın eşyasını yok, etmek tahrip etmek münafığın özelliğidir. Mesela radyo varsa radyoyu bozar televizyon varsa televizyonu bozar sinsice. Mesela bir ne bileyim saat varsa saati bozar. Sırf bela olsun yani Müslümanların başına iş çıksın problem çıksın diye. Mesela o ahmak da öyle bütün Müslümanların o devirde malını mülkünü sattırıyor altına çevirttiriyor. Onlar da iyi bir şey yapacak zannediyorlar. Tonlarca altın getirttiriyor. “Ne yapacaksın?” diyorlar. “Şimdi” diyor “buzağı yapacağım.” diyor “altından buzağı” Yani çok ahmakça. Bak o kadar bu sefer kömür kullanılıyor o kadar malzeme ocak hazırlanıyor döküm yapılıyor döküm için muazzam emek veriliyor. Müslümanların bütün emeklerini heba ediyor. Ve sonunda bomboş bir şey. Yani bir put. Ama Hz. Musa (as) çok akıllı çok zeki yaman birisi olduğu için münafığın tahribatını hayra çeviriyor. O altın buzağıyı olduğu gibi mannaya çeviriyor. Manna tozuna çeviriyor. Yani çünkü altından yapılan manna en makbul manna. Yani gerçek manna oluyor. Onu bütün talebelerine içiriyor orada yani suya karıştırıyor mannayı hepsine içiriyor. Ondan geri kalanını da denize serpiyor. Sonra biliyorsunuz bıldırcın süreleri, bilmem yani müthiş bir bereket oluşuyor. Allah vesile ediyor. Tabii mannanın bir gücü olduğundan değil Allah onu öyle o hale getiriyor.

Müminun Suresi 115: “Bizim sizi boş bir maç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” diyor. Münafıklar gelmeyeceklerinden eminler. Ve boş bir amaç uğruna yaratıldığı kanaatinde oluyor. Onun için bütün vaktini şeytanlığa ayırır münafık. Hep Müslümanların gizli yönünü öğrenmeye çalışır yani o kendisinden bir şeyin saklanmasından çok irrite olur münafık. Yani örtülerin arasına bakar, kitapların arasına bakar. Kilitleri açar bakar. Kapıları açar bakar. İşte ayette de var ya mesela ani dönüşler yapıyor. Mesela evden çıktı zannediyorsun pencereden giriyor. Kuran’da Cenab-ı Allah onu yasaklıyor. “Evlere arkalarından girmeniz olmaz.” diyor. Yani pencereden girmeye kalkıyorlar evin içine. Yani Müslümanın ani bir durumunu tespit etmeye çalışıyor. Yani anahtarcıdır münafık. Böyle hep kilitli kapıların peşindedir. Kuran’da da onlar o adamın o şahısın özelliği olarak mesela anahtarlarını bir büyük kervanın taşıdığını söylüyor. Devrin münafığının.

Evet dinliyorum.

BÜNLET SEZGİN: Rusya Dışişleri Bakanlığı Departmanı Başkanı Moskova’daki dairesinde vurulmuş bir şekilde ölü bulundu.

ADNAN OKTAR: Ruslara karşı İngiliz derin devletinin bir atağı başlamış. Onlara bir açıklama yaptılar ya İngiliz derin devletine karşı. Şimdi İngiliz derin devleti ajanlarıyla çakallarıyla atağa geçti. Rusya Türkiye’yle tam ittifak ederek bu köpeklere karşı çok ciddi bir tavır alması lazım. Terör konusunda Türkiye ve Rusya tam iç içe olsunlar. Yani blok bütün haline gelelim. İran’la da blok bütün haline gelelim Pakistan’la da blok bütün haline gelelim. O zaman konu biter yani kökten biter. Bunların hiçbir gücü yok.

Bu Karun’la ilgili ayeti bana gönderirseniz oradan okuyacağım. Anahtarcıdır Karun.  Böyle gizli kapıları açmanın çok meraklısı. Yani maymuncukçu mantıktır. Maymuncuk taşır münafık. Her yeri açmak, gizli kapıları açmak Müslümanların sırlarını öğrenmek derdinde olur.

Münafık Müslümanların güzel ahlakını kendi ahlaksızlığı için kullanır. Mesela Müslüman bir şeyi reddedemez genellikle Müslümanı kırmak istemez. Sürekli bir ahlaksızca girişimde bulunur münafık o yüzden. Çok yüzsüzdür. Mesela gayet normal bir ortamdayken birden bakarsın arsızca hayasızca bir girişim daha yapmış. Bakarsın yine böle nursuzca şerefsizce bir girişim daha yapmış. Müslümanın güzel ahlakı onun için bir avantaj olur münafık için. Onun için Allah: “Onlardan uzak durun ve dikkatli olun.” diyor. Münafıklara karşı.

Mesela bütün münafık ayetlerinde baktığımızda münafıkların böyle angarya gibi gördüğü zor gibi gördüğü işleri hep Müslümanlara yaptırmak istediklerini görürüz. Yani münafık çok ehli keyiftir. İşte “Ayakkabımı getirin”. “Şapkamı getirin”. “Gömleğimi getirin.” Çok karaktersizdir, çok ahlaksızdır. Yani oturduğu yerden Müslümanları kullanır. Mesela Samiri de öyle. “Altınları getirin.” dedi adamları acayip belaların içerisine soktu. Adamlara ocak yaptırdı angaryanın içine soktu acayip yordu. Sonra alçıdan kalıp yaptırdı. Alçı kalıbın yapılması için çok fazla adam çalıştı. Bomboş işler için Müslümanları acayip yordu. Çok alçaktır münafık. O da kendisi de kenarda seyrediyor Samiri. Yani hep böyle emirle iş yapmak ister münafık. Kendisi bir iş yapmak istemez. Müslümanları kullanmak ister.

Kassas Suresi 76’da Cenab-ı Allah Karun’la ilgili, bu münafıkla ilgili şöyle bilgi veriyor; “Gerçek şu ki, Karun, Musa’nın kavmindendi” yani Musevi kavminden. “Ancak onlara karşı azgınlaştı.” Bütün münafıklar azgındır. Azgınlığı hissedilir. Bir anormallik, geldiğinde bir mahluk olduğu, garip bir mahluk olduğu hemen anlaşılır. “Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki” Allah ona imkanlar veriyor. “Anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu.” Yani Müslümanların üstüne öyle bir bela olmuş ki bu, artık onun anahtarlarıyla uğraşmaktan Müslümanlar bitap hale gelmişler. Öyle bela adam yani. Sırf onun anahtarlarının muhasebesi, onlarla uğraşmak bile ağır geliyor. Müslümanları nasıl münafığın kullandığına dair bir hükümdür bu. Bak, “Güçlü bir topluluğa ağır geliyordu.” Herhangi bir topluluk da değil, “güçlü bir topluluğa ağır geliyor” diyor. Baş belası olmuş Müslümanlara. “Hani kavmi ona demişti ki: ‘Şımararak sevinme.’” Münafıkta böyle köpek gibi azgın bir sevinç özelliği vardır. Aniden hayvani bir sevinç gösterir. Bazen de içine kapanır hayvan gibi. Şeytanla transa geçer, anlamsız ve bön bön bakar ama birden de hayvani bir sevinç, hayvani bir canlılık, bir vahşilik gösterir. Bak, “Şımararak sevinme.” dediği o Kuran’ın. “Çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez.” (Kasas Suresi, 76) Çünkü buradaki sevinci küfri bir sevinç. Müslümanların aleyhine bir şey olduğunda şımarıyor. Kendince bir zafer kazandığını, bir ahlaksızlık, bir alçaklık yaptığında mesela gizlice bir şey yaptığında, kendince bir oyun oynadığında bunda sevince kapılıyor. “Şımararak sevince kapılanları Allah sevmez” diyor o yüzden Allah.

Karun, Müslümanlar ona ilgi alaka gösterdikçe, zemini anladıkça azgınlaşıyor, gittikçe azgınlaşıyor. Zamanla zemin tutuyor yani birdenbire azgın değil Karun. Müslümanların ona gösterdiği destek, ilgi, alakadan sonra kuduruyor. Güçlü bir topluluğa dayanıyor. O güçlü topluluğa bela oluyor, onun başına bela oluyor. “Güçlü bir topluluğa zor geliyordu.” diyor ayette. Onların başına bela oluyor yani.

Müslümanlar münafık konusunu halletmedikten sonra asla dünyada rahat edemezler. Allah’ın bu sünneti, sünnetullah. Şeytan insan suretine girdiğinde ona münafık diyoruz. Cin şeytanların etkisi zayıftır, ins şeytan daha güçlüdür etki bakımından. Çünkü daha aktif, daha maddeyi hareket ettiren varlıktır. Cin şeytanlar öyle değil, kafaya musallat olur yani vesvese verir, dikkati dağıtır, unutkanlık meydana getirir falan feşmekan. Ama ins şeytan olan münafık çok aktiftir. Mesela bir münafık bir topluluğa yetiyor Kuran’da görüyoruz. Mesela Samiri koskoca Musa (as) kavmine yetiyor, baş belası. Peygamberimiz (sav)’in döneminde de tek bir münafığın etrafında 300 münafık toplanmıştı. Çok büyük bir belaydı. O mikrop öldüğünde Peygamberimiz (sav) buna rağmen gitti namazını kıldı. Hz. Ömer (ra) engellemeye çalıştı Resulullah (sav)’ı. “Ya Resulullah gitme bu alçağın namazına.” dedi. Resulullah (sav), “Yok, gidersem iyi olur.” dedi. Çünkü fitne çıkarır pislik adamlar. O yüzden gitti namazını kıldı. Namazını kılıyor olması onun iyi olduğunu göstermez. “Lanet olsun” kabilinden Müslümanlara yanaşıyor zaten. Böyle bir pislik mahluk. Aynı şekilde tarihe baktığımızda bütün münafıklarda aynı özelliği görüyoruz, tek bir münafığın büyük bir topluluğa çok büyük bir etki ettiğini görüyoruz. Çünkü ins şeytan çok yaman oluyor, Müslümanlar da tabii kendi halinde oluyorlar fark edemiyorlar.

Mesela bu FETÖ örgütüne muazzam etki etti ins şeytanlar yani adamları hallaç pamuğu gibi attı. İngiliz derin devletini doğrudan ins şeytan idare ediyor, o yüzden dünyayı birbirine katıyor bak yani oluk oluk kan akıtıyor bir türlü sakinleşmiyor yani gördünüz şehirleri ne hale getirdi şeytan yani deccalın emriyle yaptı, ne bina bırakıyor ne insan bırakıyor. Her yeri yerle bir ettikten sonra onun bir kanda doyum limiti var yani o kana doyduğunda duruyor. Mesela o zaman başka yere bu sefer saldırmaya başlıyor orada da kan limitine doyduğunda orada da duruyor yani bütün binaları yıkıp hayatı yaşanmaz hale getirdiğinde duruyor. Münafık da öyle çok çok azgındır ama aklı başında Müslümanlar münafığı kitler tabii yani münafıkların en çekindiği zaten kişiler Müslümanların başındaki imamlar oluyor. Peygamberler ve onların varisleri onlardan çok çekinir münafıklar. Münafık bu ahlaksızlığından dolayı yani şeytan tarafından akıl almaz sıkılır yani ruhunu tamamen ekarte etmesi için ruhuna muazzam baskı yapar şeytan, bedenini tamamen kontrol altına almak için, onun için münafık deli gibidir. Mesela diyorum ya böyle bakar boşluğa saatlerce bir saat, bir buçuk saat oradan anlarsın delirdiğini. Mesela telefonda saatlerce oynar boş işlerle, saatlerce kafirlerle görüşür, Allahsızlarla görüşmesi telefonda boş zırva ama mümin için, İslam için, Kuran için, Allah için bir şey yapmak ciğerinden parça koparıyor gibi olur acayip ızdırap çeker münafık yani hiçbir şey yapmamaya çok özen gösterir ama usulen bir şeyler yapıyor gibi görünmek ister ama kendini çok beceriksiz aptal gibi gösterir. Kuran’da buna çok detaylı dikkat çekilmiş mesela ben diyor mücadele etmeyi bilsem sizinle gelirim diyor ama gerçekten bilmiyorum diyor, halbuki bayağı iyi biliyor çünkü bir fitneye çağırılsalar diyor Allah yani bir pislik ahlaksızlık yapmaya çağırılsalar yani küfürle bir işbirliği onda çok yetenekli olurlar diyor, çok gayretli olurlar diyor ama İslam için Müslümanlar için faydalı bir şey yap denildiğinde kendini yeteneksiz, güçsüz ve fersiz gösteriyor, işte sıcakta çıkılmaz diyor, soğukta çıkılmaz diyor, mücadele etmeyi bilsem yapardım diyor yani mutlaka İslam’a hizmetten geri kalmak için elinden geleni yapar.

Yani Kuran’a baktığımızda münafığın ana gayesinin Müslümanların vaktini almak olduğunu görüyoruz. Vaktini, enerjisini ve imkanlarını almak olduğunu görüyoruz onun için münafığa bu konuda hiçbir yerde müsaade etmemek lazım. Münafığı da tam teşhis etmek mümkün olmadığı için münafıklık alameti gösterene engel olmak lazım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dün ve bugün beş yazar daha İngiliz derin devletiyle ilgili yazı yazdı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Kim onlar?

KARTAL GÖKTAN:  Türkiye Gazetesi Yazarı Mehmet Fatih Oruç, Yeni Mesaj Yazarı Hüseyin Turan, Türkiye Yazarı Salim Köklü, Diriliş Postası Yazarı Harun Alanoğlu ve Türkiye Yazarı Fuat Bol.

ADNAN OKTAR: Kısaca örnekler vererek.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Fatih Oruç, Türkiye Yazarı “Osmanlı üzerine çökmüş sinsi kurt Büyük Britanya” başlığıyla yazmış. Gladstone’un Türk düşmanlığından bahsetmiş. Yeni Mesaj Yazarı Hüseyin Turan, Beşiktaş’ta yaşanan patlamada İngiliz parmağı olabileceğine dikkat çekmiş. Türkiye Yazarı Salim Köklü, İngilizlerin yüzyıllardır ‘böl parçala yönet dinlerine hakim ol’ politikasını deşifre etmiş. Diriliş Postası Yazarı, Harun Alanoğlu tam olarak sizin anlatımlarınıza paralel bir yazı yazmış, “Bu yazım İngilizlerin planlarını bozmak için atılmış bir taştır umarım yerini bulur” demiş. Türkiye Yazarı Fuat Bol ise İngiliz derin devletinin şeytanlıklarına dikkat çekmiş, “PKK, IŞID, PYD, El-Kaide gibi örgütleri kendi emelleri için kullanıyor deccalın ordusu için yığınak yapıyor” demiş.

ADNAN OKTAR: Çok güzel konuşmuş yani deccalın varlığını farkında evet güzel. Mesela bak Türkiye Gazetesi’nde ama dürüst bir Müslüman demek ki, çok güzel.

Hakan Hüseyinoğlu, Tunceli’den arıyor evet takdirlerini belirtmiş, asker arkadaşlarıyla izlediklerini söylemiş çok güzel.

İngiliz derin devletinden bahsedenlerin sayısı şu an 150’yi geçti Türkiye’de, Osmanlı tarihinde Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey ilk defa oluyor, hiç olmamıştı. Allah’a çok şükür mübarek bir öncülük görevi yaptık ama öyle az boz bir öncülük değil yani yıkarak, sökerek, derinden darmadağın ederek ilerliyoruz Allah’a şükür ilimle irfanla.

BÜLENT SEZGİN: Mevlüt Çavuşoğlu Moskova’da konuştu Adnan Bey, “Öyle bir kalleş saldırı ki Büyükelçi sırtından vuruluyor” demiş.

ADNAN OKTAR: Bak kelimesi kelimesine konuştuğumun aynısı, daha önce böyle bir konuşma yoktu bak konuşmamın ardından böyle konuşması evet.

Güven Çörekçi “MaşaAlah Hocam keyfinize diyecek yok.”

1.Dünya Savaşı’nda İran’ın petrol gelirleri İngiltere açısından oldukça önemli bir gelir kaynağıydı. 1908’de İran’da bulunan petrol kaynaklarından elde edilen gelirin yüzde 84’ü İngilizlere veriliyor, bak İran’ın petrollerinin yüzde 84’ü; gaspı görüyor musun? Zalimliğe bak yüzde 84 yani hiç adam yerine koymuyorlar. Asya’daki Müslümanları, Afrika’daki insanları hiç kimseyi adam yerine koymuyor bak yüzde 84.  Yüzde 16’sının ise İran’a verilmesini kararlaştırıyorlar. Bu nedenle İngiltere İran’ın kendi kontrolünün altında kalmasına çok önem vermiş işte bu Rıza Şah’la bunu devam etti kendince sonra Humeyni gelince tabii bu işler tepetakla ters döndü. Ondan sonra muazzam bir İran düşmanlığı başladı, Türkiye’de bazı unsurlar da kışkırtıyorlar herkesi kışkırtıyorlar eğer o yüzde 84’yı alabilse yani petrol gelirinin sesi çıkmayacak ama onu alamadığı için İran’a kudurmuş gibi saldırıyor İngiliz derin devleti, buna müsaade etmeyelim.

İran’da Musaddık darbesini MI6 planladı, CIA de kullanıldı bu olayda. Olaylar Türkiye’de yaşanılanlara çok benziyor aynısı. Darbe Güney Kıbrıs’ta yapılan toplantıda düzenleniyor bak aynısı görüyor musun aynısı bak, Güney Kıbrıs’ta İngiliz üssünde toplantı düzenleniyor. Darbe Kıbrıs’ta yönetiliyor, darbeyi planlayan MI6 Tahran’da halk medya din adamları ve siyasetçiler arasında çok güçlü bir ağı var. Bak halkın arasında adamları var, medyada adamları var. Şimdi bizde var ya sahtekarlardan medya içinde de var İngiliz derin devletinin adamları, din adamları içinde de şu an MI6’in elemanları var görüyorsunuz. Din adamları arasında MI6’in emrinde olan adamlar var, herkes görüyor ve geniş bir ağ kurmuş İngiltere İngiliz derin devleti. Her yıl milyonlarca Pound bu ağa ödenmiş yani bu meydana gelen İngiliz derin devleti ağına ödenmiş, bu ağın başında istihbaratçı Monty var Woodhouse, Monty Woodhouse. Monty meşhur Monty. Bu Woodhouse işte sonra lord yapılıyor. Woodhouse yani Monty Woodhouse sonra İngiltere’de lord oluyor Chatham House’nin yöneticiliğini yapıyor. Yani noktaları görüyor musunuz olayları, başarısından dolayı. Bu Woodhouse’nin Tahran’daki darbe şebekesinin merkezinde İngiliz hayranı İranlı bir aile olan Rehydion kardeşler yer alıyor, Türkiye’de de var ya öyle tipler, aileye MI6 her ay 10 bin Pound ödüyor yani normalde ayakta duracak gibi değil, o aile bu sefer müthiş zengin, insanlar da anlamıyor. Halbuki MI6 o aileyi öyle güçlü hale getiren. Her ülkede İngiliz hayranları böyle bu şekilde pis işler için kullanıyorlar bazı aileleri, onlar da sivriliyorlar.

1951 Yılında Muhammed Musaddık liderliğindeki İran hükümeti, İran petrollerinin millileştirilmesi kararını alıyor. Bu durum çıkarları tehlikeye giren İngiltere ve İran’daki gelirlerinden pay almak isteyen Amerika’yı rahatsız ediyor. Bak MI6 Amerika’ya da biraz veriyor yani onları da besliyor ki onlardan da destek olsun diye ve 1953’te ortaklaşa düzenledikleri Ajax Operasyonu ile Musaddık’ı yönetimden uzaklaştırıyorlar, Tayyip Hoca’ya yaptıkları gibi. Bu darbede İngiltere’ye destek veren Amerika Birleşik Devletleri bunun karşılığında şirketin yüzde 40 hissesine sahip oluyor, ahlaksızlığı görüyor musun? Şirketin adı 1954’te British Petroleum BP olarak değiştiriliyor ve bu sömürü çarkı devam ederken işte Humeyni geldikten sonra tepetakla oldu. Humeyni’yi devirmek için biliyorsunuz akıl almaz oyunlar yaptılar. Gelen cumhurbaşkanlarını tek tek bomba koyup havaya uçurdular binayla beraber. Cumhurbaşkanının bulunduğu binayı havaya uçurdular. Bir cumhurbaşkanı daha geldi onu da havaya uçurdular ondan sonra İran 100’e yakın liste verdi dedi ki; “Bunlar Cumhurbaşkanı adaylarımız, sıradan hepsini istiyorsanız şehit edebilirsiniz” dediler ondan sonra adamlar durdu yani İran petrollerini peşkeş çekemedikleri için adamlar kafayı yemiş vaziyetteler. Şu an İran’a kudurmuş gibi saldırmalarının nedeni bu, bazı alçakların yani Türkiye ile de İran arasını bozmaya gayret etmelerinin nedeni de bu. Mesela İran’la Türkiye’nin olayları birbirine çok benziyor. Mesela 1908’de Osmanlı’da İttihadı Terakki darbesi yaşanıyor, İngiliz derin devletinin kontrolünde, 1907 yılında Rus İngiliz anlaşmasıyla İran ikiye bölünüyor aynı dönemde. İngilizlere ait petrol şirketi hem İran petrollerinin hem o dönem Osmanlı’ya ait olan Musul petrollerinin sahibi oluyor, bak tek bir petrol şirketi hem Osmanlı hem İran petrollerine hakim oluyor sahip oluyor, bu şirket daha sonra dünyanın en büyük petrol şirketlerinden BP oluyor British Petroleum yani İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle oluyor bunlar. 1.Dünya Savaşı sonrasında İran ve Osmanlı toprakları İngilizler tarafından işgal ediliyor, aynı yöntem uygulanıyor. 1925’te İngilizler ihtilalle gelen Rıza Pehlevi’yi Şah atadılar. 2. Dünya Savaşı sırasında İngilizler ve Almanlar İran topraklarında savaştılar, Türkiye için de aynı plan vardı fakat Türkiye savaşa dahil olmadı o dönemde. İngilizler İran’da 1953’te darbe yaptı, Türkiye’de de 1960’da darbe oldu peş peşe. İran’da 1979’da ihtilal oldu, Türkiye’de 1980’de oldu. Irak’ta İngilizlerin desteğiyle darbe yapan Saddam, İran’a savaş açtı kuzey topraklarında PKK’nın yerleşmesine izin verdi. İran’a petrol ambargosu sırasında Türkiye İran’dan petrol aldı. Tayyip Hocam işte Erdoğan’a karşı 17-25 Aralık darbesi yapıldı petrol aldığımız için, İran’dan petrol aldığımız için 17-25 Aralık darbesi yapıldı. İran’ın en büyük Farsça gazetesi, Shark Gazetesi’nde Musaddık darbesiyle ilgili İngiliz derin devletinin yaptığı oyunları yakın zamanda makale olarak yazmıştım, İran’da yayınlandı çok fazla okuyucusu oldu maşaAllah. İran, İngiliz derin devletine karşı uyandıktan sonra muazzam atağa geçti şu an. İngiliz derin devletiyle ilgili ilk defa tarihinde peş peşe açıklamalar gelmeye başladı. Rusya, İngiliz derin devletine tavır aldıktan sonra bak saldırılar başladı şimdi peş peşe cinayetlerle devam edecek gibi görünüyor. Onun için Türkiye ve Rusya çok iyi ittifak etmesi gerekiyor, bir de İttihad-ı İslam’ın artık ilan edilmesi gerekiyor. Rusya, Türkiye, İran ve Pakistan birleşip ilan edebilirler.

İngiltere’nin eski Başbakanlarından Palmerston diyor ki, “İngilizlerin ne ebedi bir dostluğu vardır ne de ebedi bir düşmanlığı, İngiltere için önemli olan ebedi olarak yalnız menfaatleri vardır” diyor. Menfaatimiz neredeyse biz oraya gideriz diyor, yoksa biz kimseyle bir alıp veremediğimiz yok diyor yani menfaatimiz olmadığında ezeriz diyor, menfaatimiz olduğunda konu biter diyor.

Mesela batı medyasında Musaddık devirmeden önce yerden yere vuran haberler çıkıyordu aynı Tayyip Hoca gibi, acayip aleyhinde haberler çıkıyordu Musaddık’ın, darbenin zeminini öyle hazırladılar. Mesela Musaddık olaylar çok gelişince İran’da ortalığı birbirine katmaya başladılar, 6 ay olağanüstü hal ilan etti. New York Times Gazetesi ‘Diktatörlüğe davet’ başlıklı bir başyazıyla çıktı yani sekiz sütuna manşet. Gazete Musaddık’ı Hitler’e benzetti, Tayyip Hoca’yı da benzetiyorlar görüyorsunuz. Hukuksal bir darbeyle ülkeyi diktatörlüğe götürdüğünü iddia ettiler, kendileri darbe yaptılar. Musaddık’ın İngilizfobik ve yabancı düşmanı olduğunu yazıyorlardı yani İngiliz karşıtı gösteriyorlardı, adam anlamış İngiliz derin devletinin kahpeliğini tavır almıştı, İngilizfobik diye adamın adını çıkarttılar. Hastalığı yüzünden bazen bayılıyordu yani sara gibi bir rahatsızlığı vardı, konuşması sırasında bazen duygulanıp ağlıyordu, onunla dalga geçiyorlardı basında.  Yani Tayyip Hoca’nın da mesela sağlığını da hep konu yapıyorlar, Tayyip Hoca aslan gibi hiçbir şeyi yok, hatta normal bir insandan da sağlıklı benim gördüğüm, her yere gidiyor, her gün bir yerde gayet de dinç görünüyor maşaAllah. Musaddık’a yapılan ilk darbe başarısız oluyor, halk sokaklara çıkıp Musaddık’ı koruyor bunun üzerine İran’da suikastlar başlıyor bak aynısını yapıyorlar görüyor musunuz? Halkın çok sevdiği bir polis şefi öldürülüyor yani şehit ediliyor bu sırada yurtdışında ve içinde Musaddık aleyhinde akıl almaz yalan haber kampanyası başlıyor. MI6’in desteklediği bazı aşiretler sokak çatışmalarını başlatıyorlar, bunun üzerine ordu darbe yapıyor ve başarılı oluyor bu sefer. Onun için bak aynı oyunlar tezgahlanıyor çok dikkatli olmak lazım.

Ben Tayyip Hoca’ya eskiden beri söylüyorum; Türkiye çapında bir hazırlık yapalım. Hem askeri hem polisiye hem halk çapında ama o şu an sadece sözde kaldı. Onu fiile geçirmek gerekiyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Üsküdar’da Halep için düzenlenen bir mitingde hoparlörden “Bu zulümden kurtulmamız için İslam Birliği’ni tekrar tesis edip halifemizi seçmeliyiz” şeklinde bir konuşma yapılmıştı.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

 BÜLENT SEZGİN: Üsküdar’da Halep için düzenlenen bir mitingde hoparlörden “Bu zulümden kurtulmamız için İslam Birliği’ni tekrar tesis edip halifemizi seçmeliyiz” şeklinde bir konuşma yapılmıştı. Taha Akyol bu çağrıların tam olarak geri kalmış bir Ortaçağ zihniyeti olduğunu yazdı.

ADNAN OKTAR: Canım halifeden kasıt o gelenekçi Ortodoks bir tipten bahsediyor onlar. Böyle modern, kadınların rahatça giyindiği, dekoltenin serbest olduğu müziğin, resmin, heykelin rahatça uygulandığı hayata geçirildiği yaşandığı bir hayattan bahsetmiyor. Gelenekçi Ortodoks elinde palalarla gezen adamlar falan onu tabii kimse istemez. Böyle bir şey olmaz. Modern İslam anlayışına sahabe döneminin, modernliğin esas olması lazım. Dolayısıyla Mehdiyet’in tarif ettiği İttihad-ı İslam’ın dışında olmaz. Öyle olduğunda yeni bir felaket dalgası daha olur. Çünkü o şirk sistemi Allah şirk sistemi olduğunda onu yıkıyor.

Münafığın ruh hali çok dengesiz olur. Yarım saat mesela negatifleşir birdenbire deli neşesi deli hareketliliği gelir. Yine yeniden durgunlaşır. Böyle şizofren manyak bir karakteri vardır. Münafığı anlamada bu önemlidir. Münafık böyle rahatsızlık verme makinesi gibidir. Ya diliyle ya sözüyle ya şakasıyla ya münasebetsizliğiyle ya pis eleştirileriyle çok huzursuz bir mahluktur. Her anı huzursuzdur dengesizdir. Müslümanın her hali mutmain, huzurlu ve dengelidir. Oradan da anlayabilirsin münafığı, nasıl anlarız diyorlar ya ben anlaşılması için Kuran’ın ve hadisin işaret ettiği noktalardan anlatıyorum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Tahran yönetimi İstanbul ve Ankara’da İran temsilcilikleri önünde yapılan Halep protestolarına tepki gösterdi. İranlı yetkili; “Polis bu tip olaylarda önceden temsilciliği haberdar etmekle yükümlüdür. Fakat bunu yapmadı. Ayrıca protestolar gece yarısı olması hasebiyle de uygun bir zamanda yapılmadı. Türkiye’de İran karşıtı bir atmosfer yaratılmak istendiğini biliyoruz. Olayların kimler tarafından desteklenip yönlendirildiğini de iyi biliyoruz.”

ADNAN OKTAR: Ama söyleyin işte çekinmeyin. İngiliz derin devleti bunu yapıyor dersiniz. Orada tabii hükümetin titiz davranması gerekiyor. Gece yarısı olmaz sabah, protesto yapacaksanız protesto gösterisi sabah yapın demesi lazım ve tabii ki Büyükelçiliği de bilgilendirmek lazım. Ona göre de bir polis tertibatı alınması lazım. Türkiye Büyükelçiliği önünde öyle bir şey yapılsa kimse istemez. İran da haklı olarak bunu istemez. İran’la Türkiye’nin arasını açmak istiyorlar. İngiliz derin devletinin gıcık olduğu bir durum var. İngilizler topluca bu konuda suçlu değil tabii. İngiliz derin devleti bu ahlaksızlığın içerisinde anlattığımız konu o. İran’ı sömürememenin hırçınlığı içindeler. Şu anki İran düşmanlığının kökeninde de İngiliz derin devletinin yalakalarının İngiltere’ye kemik sunamaması var. Eğer İran’ ı sömürebilseler İran’ı baş tacı ederler. Sömüremedikleri için kudurmuş gibi saldırıyorlar. Bu oyuna kimse gelmemesi lazım. Türkiye’yi de sömüremedikleri için rezillik çıkarıyorlar.

Soner İkiz; “Rusya hem rejim hem de din olarak nasıl olacak peki Hocam bu birleşme?” Adamın sen rejimiyle ne işin var? Cemahiriye bu. Sen birleşiyorsun. Mehdiyet’in amacı nedir? Adalet, terörün ortadan kalkması yani şiddetin ortadan kalkması. Adaletten kasıt ne? Maddi manevi adalet yani sosyal adalet, kavga ve savaşın durması Mehdiyet’in amacı budur. Sevgi, merhamet ve adalet. Adamın rejimi seni ilgilendirmez ki baştaki idare de seni ilgilendirmez. Sen adaleti tesis edebiliyor musun? Edersin. Mesela Halep bombalanabilir mi? Bombalanamaz. Müslümanlara zulüm yapılır mı? Yapılmaz. Bolca mal dağıtma imkanın var mı? Var yapıyorsun yaparsın. Sosyal dengeyi düzgün hale getirme imkanın var mı? Var yapıyorsun. Zulmü ortadan kaldırma imkanın var mı? Var. Mehdiyet’in amacı da budur. Bunu yaptıktan sonra cemahiriyeler olur. Cumhuriyetler olur. Devletler de olur. Mehdiyet devletlere karışmaz. Rejimlere karışmaz. Ama rejimler kendiliğinden Mehdiyet çizgisine gelirler. O sevecenlik o merhamet o tutku olur. O aşkla, Allah’a olan aşkla yaklaşırlar. İnsan bu karşındaki o kadar da küt değil yani o sevgiyi gördüğünde tabii ki dönecektir. Ayrıca Rusya’da bir rejim bozukluğu da yok. Rusya liberal yani komünist idare yok Rusya’da hem devletçi hem liberal, Türkiye de hem devletçi hem liberaldir. Rusya’nın rejiminde bir gariplik ben göremedim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Beşiktaş’taki saldırının ardından ODTÜ’de bir grup öğrenci Türk bayraklarıyla şehitler anısına bir yürüyüş yaptı. Ancak PKK yanlısı öğrenciler yürüyüş yapanları tehdit etti. Ardından da okulun duvarına “Kahramanlar ölmez, halk yenilmez” başlığı altında PKK’lı teröristlerin fotoğraflarını astılar. Fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Buna devlet nasıl müsaade ediyor? Ben bunu anlamıyorum. Bu nasıl iştir? Hem PKK’yla mücadele var. Adamlar da bunu yapıyor. Bunu yaparken polis görmüyor mu? Oradaki yöneticiler görmüyor mu?  Görüyordur. Bunu tespit zor mu? Anında gidip sökmeleri lazım. PKK’lı öğrenciler de madem belli hepsini tutuklayıp okuldan atmaları lazım. Daha hala okulda o öğrenciler nasıl duruyor? 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: New York Times, Rus Büyükelçisi’nin öldürülmesiyle ilgili yaptığı haberde “Türkiye’deki bu utanç verici güvenlik fiyaskosu Türkiye ve Rusya ilişkilerini aniden yeni bir krize soktu” denildi.

ADNAN OKTAR: Yok krize sokmaz. Gerçi tabii güvenlik yönünden çok ciddi bir zaaf olmuş. Yani ciddi bir tedbir alınmamış adam gelmiş arkasında duruyor. Tek bir polis nasıl oluyor böyle? Mühim bir insan, tek bir polisle korunur mu? Bayılabilir düşebilir de ayrıca bu adam. Veya bir terörist gelir ona sıkar, tek el sıkar, ondan sonra da ona sıkar. Bu olabilecek en biçimsiz güvenlik önlemi. Adamın arkasına geçmiş çok tehlikeli bir durum. Yanında da başka kimse yok. 2-3 polis olması gerekir en az, en az desek. Başka polis olsaydı onu anında durdururdu. Yanında polis yok, tek başına adam orada hazırlanmış gelmiş.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ankara’daki Rus Büyükelçi Karlov suikast sonucu yaşamını yitirmeden hemen önce Putin, Moskova’da davet edildiği bir tiyatro oyununu izlemek üzere yola çıkmıştı. Bu tiyatro oyununun yazarı 19. yüzyılın başında Rusya’nın İran Büyükelçisi olan Aleksandr Griboyedov’du. 1829’daki bir diplomatik kriz sırasında elçiliği basan bir grup öfkeli İranlı, Rus Büyükelçi’yi öldürmüştü. Rus kaynaklar elçilik baskınının arkasında İngiliz ajanların olduğunu iddia etmişti. Bu ilginç olaya Financial Times’ın Moskova muhabiri Max Seddon dikkat çekti. Seddon’ın tweeti yüzlerce kez paylaşıldı. Bazı Ruslar tweete tepki gösterirken bazı Twitter kullanıcıları ise “Ankara’daki suikast Putin’e veya İran’a mesaj mı?” yorumu yaptı.

ADNAN OKTAR: Mesaj mı olur mu? Tek bir mesaj, açık açık böyle. Birde fantezi yapıyorlar zaten oradaki konuyla oradaki konu aynı birbiriyle. Tam bir profesyonel katil gösterisi var. Katil romanlarında, cinayet romanlarında olduğu gibi hazırlamışlar. Züppelik yapıyorlar ama oradaki güvenlik zaafı da çok açık. Açıklanır gibi değil. Bir kişiyle güvenlik olur mu? Arkasında bir kişi. Adam zirzopun teki çıkar çeker polisi vurur. Ne olacak? Bitti. Tek polisle nerede görülmüş koruma yapıldığı? Sıradan bir insan değil ki Büyükelçi. Önemli bir toplantı.

Fikret anlat.

BÜLENT SEZGİN: Öldürülen Büyükelçi Andrey Karlov 30 Kasım’da verdiği son röportajda, Türkiye’yi Şanghay birliği örgütü üyesi olarak görmek istediklerini söyleyerek, "Her şey tamamen Ankara'nın kararına bağlıdır. Şangay’a üyelik sürecinde biz Rusya olarak Türkiye'den Avrupa Birliği'yle ilişkilerin soğutulmasını veya durdurulmasını hiçbir şekilde talep etmeyeceğiz" demişti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Avrupa Birliği’nde de beraber NATO’da da olalım Şangay’da da olalım. Bu çok önemli Türkiye için. Türkiye kilit ve denge olan bir ülkedir. Denge sistemidir. Onun için böyle bir şeye ihtiyaç var. Son günlerde adamların iştahı bir kabardı. İran’la aramızı açmaya kalktılar. Rusya’yla aramızı açmaya çalışıyorlar. Yok kardeşim Rusya’yla da dost olacağız İran’la da dost olacağız. Boş yere uğraşıyorsunuz köpekler. İki gramlık zekalarıyla gerzekler oturmuşlar bizi provokasyona getireceklerini zannediyorlar. Yapmayacağız öyle bir şey olmaz. İran’la muazzam işbirliğine gideceğiz söyleyeyim. Ekonomik, siyasii askeri. PKK’ya karşı da çok iyi işbirliği yapalım İran’la. Kapıları da açalım muazzam işbirliği yapalım. Acayip kızdırıcı olur. Rusya’yla da öyle. Ağır aksak klasik böyle ağır siyaset anlayışıyla hareket etmeyelim. Çok seri hareket edelim. Bunlar itlik yaptıkça biz daha da hızlandıralım.

Atatürk Havalimanı’ndaki saldırı yapılmıştı. Rus IŞİD’liler yaptı diye ortaya çıktı onu da söndürmüştüm. O oyunu da bozdum ne yaptılarsa bunların oyunlarını bozuyorum. Çakallar. Burada İngiliz derin devletinin elemanlarını hareket geçirdiler. Bunların Diyanet’te de adamları var her yerde adamları var. MI6’in devletin her kademesinde adamları oluyor her yerde adamı oluyor çok dikkatli olmak lazım. Bunların sesi belli, bunların üslubu da belli. Hemen anlaşılıyor. O konuda tereddüt etmemek lazım.

BBC The Guardian falan hepsi Reuters falan felaket tarzında yazılar yazmışlar. “Bu cinayet Türkiye ve Rusya’nın aracılık yaptığı Doğu Halep’teki sivillerin devam eden tahliyesiyle ilgili anlaşmayı şüphe içine atmaktadır.” Niye şüphe içine atsın? Ne alakası var? Bilakis bu anlaşma ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Niye şüphe içine atsın? Bu The Guardian. Mesela BBC, “Fakat bu gece Suriye’nin geleceği üzerine yapılan politik savaş halkın nefretine dönüşüyor.” Niye halkın nefretine dönüşsün? Rusya güçlü bir ülke, Türkiye de güçlü bir ülke, İran da güçlü. Üçümüz birleştiğimizde bomba gibi bir birliktelik oluyor. Mükemmel bir birliktelik beton gibi yani balistik çelikten oluşmuş bir savunma sistemi oluyor. Rahatsız olacağınız bir şey varsa ayrı. “Türkiye İslamcı ve Kürt militanların saldırılarıyla uğraşıyordu” yani PKK “ama bir Rus’un öldürülmesi bölgeye geniş çaplı yankı uyandıracaktır.”  Yankı nasıl uyandırıyor bize? Daha şevkli olmamızı sağlıyor. Rusya’yla işbirliğinin daha hızlanması, Suriye’nin bütünlüğünün korunmasında daha titiz davranması. Mesela Suriye’yi böldürtmek istiyorlardı. Biz yeni politikayı Türkiye’ye ikna ettik. Tayyip Hocam ne dedi? Biz Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılacağız dedi. Biz de dedik ki Suriye bütün olsun. Çünkü namaz kılıyorsak Suriye bölündü demektir. Değil mi? Bizim Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılmamız demek Suriye’nin bölünmesi demektir. Biz bunu istemiyoruz. Namaz kılınsın ama Suriye devletinin davetlisi olarak gidelim. Bizi ağırlasınlar o şekilde olur. Ama ben Tayyip Hoca’nın böyle demek istediğini düşünüyorum yine de. Benim dediğim gibi söylediğini düşünüyorum.

Darbe günü mesela bayağı şamata yaptılar normalde darbeyi yapacaklardı. Bu sahte darbe dedim adamların kanı iliği elektriği gitti bütün felç oldular.

EBRU ALTAN: İlk açıklama size ait.

ADNAN OKTAR: İlk açıklamayı ben yaptım ve ilk açıklamamız ne oldu? Genelkurmay’ın açıklaması geçerli değil dedim çünkü sahte olduğu açık. Bir de bayan sunucuyu çıkartılar çocuğun eli ayağı buz kesmiş, kendileri çıkmıyor dedim bu oyun dedim. Böyle bir şey olsa Genelkurmay Başkanı çıkar kendisi açıklar. Kuvvet komutanlarını da yanına alır çıkar anlatır. Böyle bir şey de yok. Ki ben darbelere zaten karşıyım. Oyun olduğu belli bu oyun dedik geçerliliği yok hepsi sahte dedim. Askeri de ezmeyin dedim. Kollarından tutun kışlalarına teslim edin dedim. Meclis açılsın meclise gidin dedim. Başından sonuna kadar darbenin, engelleyici konuşma yaptım. Baktılar ki konuşma konuyu bitirecek hemen gittiler TÜRKSAT’ı bombalamaya kalktılar onu da yanlış yere gidip bombaladılar. Sahte çanağı vurdular. Gerçek çanağı da vuramadılar. Allah ayaklarına dolandırdı.

İran’la ilgili nasıl şamata yaptılar gördünüz. Bak akşamları Müslümanları topladılar bas bas bağırtılar İran Büyükelçi’nin önünde falan. Tamamen gereksiz ne alakası var? İran devleti son derece aklı başında bir devlet. Cinayetlere falan şiddetle karşı. Biz PKK’yla mücadele ediyoruz şimdi PKK’lılar gitse İran’da bir eylem yapsa diyecek ki adam bunlar Türkiye nüfusuna kayıtlı geldiler bize eylem yaptılar demek ki Türkiye bunları bizim üstümüze gönderdi dese bunun mantığı var mı? O zaman Şii militanların yaptığı cinayetlerden de İran sorumlu olmaz. Çakal komünist adamalar. Allahsız Kitapsız PKK’yla aynı kafaya sahip adamlar. İran’daki rejimi zaten kabul etmiyor bu alçaklar. Sistemi de Müslümanları da hiçbir şeyi kabul etmiyorlar. Onun için oyunları kabul etmiyoruz. Mesela Halep’te bir gün Sünnileri taşıyan bir konvoya saldırı oluyor ertesi gün Şiileri taşıyan otobüsleri yakıyorlar. Bunu çocuk olsa anlar oyun olduğunu yani provokasyon. Birbirlerine düşürmek için yapıyorlar. Kardeşim kim yaptı diyoruz soruluyor; muhalifler yapmamış, İran yapmamış, Suriye rejimi yapmamış geriye kim kalıyor? İngiliz derin devleti kalıyor. Bu alçakların oyununa gelmek çok akılsızca olur. Mesela Türkiye, Suriye, İran. Bak Türkiye, İran, Rusya birlikte hareket ettiler 20 bin kişiyi tahliye ettiler. Olay geniş çapta yatıştı. Kimler işbirliği yapmış? İran, Türkiye, Rusya. Pakistan da işin içinde olsa, Mısır da işin içinde olsa bitti İngiliz derin devleti diye bir şey kalmaz.

Kontrgerillayı devlet kanunla devlet bir sisteme bağlasın. Halkın içinde çok fazla yiğitler var, çok temiz insanlar var, çok efendi insanlar var bu çok güzel bir güvenlik sağlar. Böyle ani çakal hareketlerine karşı çok netice sağlar. Polis de bilir böyle insanları. Çok nezih olur bizim insanımız. Baktın mesela o hatta yüzüğün başı olur. İçindeki insanda bir dengesizlik görürse alır görevden bu kadar basit. Kimliğin alır üstünden silahını da alır bitirir. Üstüne bir yazı yazar bitirir. Kontrolü mümkün değil denemez. Çok rahat kontrol edilir.

Evet Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Askerimizin zeybek oynadığı bir video var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Efeleri görüyor musun? MaşaAllah aslanlara. Hepsi kabadayı, hepsi aslan. Gerçek efe böyle olur.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz darbe girişimi gecesi Büyükada’daki otelde toplantıda bulunan CIA ajanı olduğu iddia edilen Rumi Henri Barkey bugün Rus Büyükelçisi’nin vurulmasından sekiz saat önce Twitter’da İngiliz BBC’nin şu haberini paylaşmıştı. “Rus kiralık katiller Türkiye’de cinayet işlemelerine rağmen dokunulmazlığa mı sahipler?”

ADNAN OKTAR: Canım işte adamlar nezaketiyle söylüyorlar, açıklıyorlar.

Bihar-ul Envar, cilt 52, sayfa 308. İmam Ali (k.v). “Allah’ın Resulü ferman etti ki: “Mehdi ve talebeleri, onlar yuvalarından çıkmış aslanlar gibidirler. İsteseler dağları yerlerinden sökerler” diyor Peygamberimiz (sav).

Yine Peygamberimiz (sav) “İmam Mehdi birlikte olunan iyi bir dosttur, can kardeşidir. Kardeşlerine karşı şefkatli iyi bir baba gibidir. Büyük musibetlerde insanlara sığınaktır” diyor. Bak büyük musibetlerde yani savaş, darbe, büyük olaylarda insanlara sığınaktır diyor. Bak büyük musibetlerde insanlara sığınaktır. (Usul-u Kafi, cilt 1, sayfa 225.)

“Yüce Allah” diyor Peygamberimiz (sav) “Kaim Mehdi vasıtasıyla karanlıklara boğulmuş yeryüzünü aydınlatacaktır. Yeryüzünü zulümle dolduktan sonra adaletle dolduracaktır.” Dolduracağı şey adalet yani Mehdi (as)’nin vasfı adalettir. Yoksa adamların siyaseti, politikası ilgilendirmez yani meclise falan karışmaz. Her hükümetin, her yerin devletin milletin çalışmaları vardır onlara karışmaz. En mühim özelliği adalettir. Yani maddi manevi adalet. Zulüm olmuyor Hz. Mehdi (as)’ın özelliği budur. Ondan gerisiyle ilgilenen birisi değil. “Evinden yönetir” diyor. Yani güzellik, sevgi, merhamet, şefkat bu. Hz. Mehdi (as)’ın görevi budur. Yoksa siyaset zordur ayrı bir şey, Hz. Mehdi (as) ona karışmaz, siyasete.

“İnsanlar cahilleştikten sonra” diyor Peygamberimiz (sav) “Mehdi bütün dünyayı ilim ve bilgisinden faydalandıracaktır.” (Kemalüddin, cilt 1, bab 24.)

İmam Ali şöyle buyurdu: “Kaimimiz Muhammed Mehdi kıyam ettiği zaman insanların kalplerinden kin çıkacaktır, nefret çıkacaktır” diyor.

İmam Sadık diyor ki, “Mehdi'nin zuhurunda Allah o gün dağınık ve perişan kalpler arasında birlik ve dostluğu sağlayacaktır.”  Yine Kemalüddin, cilt 2, sayfa 548’de.

Liberal Demokrat Parti Lideri Vladimir Jirinovski “Suikast sonrası Rusya ile Türkiye ilişkilerinin bozma yönünde bir provokasyon ağına düşülmemesi gerektiğini söyledi” diyor. Jirinovski “Bu olay açıkça provokasyondur. Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyileşmesini istemeyenlerin işidir” diyor. Doğru.

“İmam Mehdi” yani Moşiyah, Şiloh Tevrat'ta geçtiği şekliyle, Talmud’dan, Tevrat’tan okuyorum “sadece sedirinden hükümdarlık edecek” sadece. Yani öyle saraylar, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı öyle bir şey yok. “Sonra da hilafet” yani Müslüman aleminin liderliği “yeryüzünün en hayırlısı olan Mehdi’ye kendi evinde otururken gelecektir.” Yani anlaşılıyor buradan nasıl bir sistem olacağı.

Bu Rus Elçi çok efendi bir insandı biz de tanıyoruz, çok terbiyeli, saygılı, Türkleri çok seven nezaketli bir insandı.

BÜLENT SEZGİN: Türk çayı içerken bir fotoğrafı vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, Türklere çok benziyordu kişiliği. Allah rahmetiyle sarsın, merhametiyle sarsın.

İmam Mehdi zamanında suikastların artacağını söylüyor Peygamberimiz (sav). Bak bütün olayları anlatmış şehir şehir, bölge bölge bütün olayları sırasıyla. “Son aşamalara doğru da” diyor “suikastlar artacak” diyor. Bak şöyle söylüyor Resulullah (sav). İmam Caferi Sadık (as); “Resulullah ferman etti.” diyor “İmamınız İmam Mehdi olmadan birbirinizden nefret ettiğiniz zamanda durumunuz ne olacak?” Yani Mehdi daha zuhur etmemiş fakat nefret ediyor insanlar birbirinden. “O zaman çok ağır biçimde inceleneceksiniz, ayırt edileceksiniz” yani imtihan olacaksınız, ayırt edileceksiniz. “Eleneceksiniz” yani münafıklar, ahlaksızlar, zalimler eleniyor. “Açlıklar olacak.” Ekonomik kriz, açlık yahut görüyorsunuz Halep’te falan halk aç kalıyor, zaten gördünüz. “Bir kişi sabah yönetici olacak ve akşamına öldürülecek.” Bak, yöneticilere suikast yapılacak diyor Resullullah (sav). (Beklenen Mehdi, Allame Muhammed Bakır el-Meclisi, Bihar’ul Envar, Cilt 13 (Eski Baskı)/ Cilt 51-52-53 (Yeni Baskı)) Bak en ince detayına kadar, açlık olacağı ve suikastlar olacağı da söylüyor.

Resulullah (sav) diyor ki, yine İmam Bakır, Muhammed Bakır (as); “Resullullah ferman etti ki.” diyor “Ey Cabir” diyor “Kaim İmam Mehdi’nin zuhurundan önce Şam’da” Suriye’de “halkı öyle bir fitne saracak ki ondan kurtulmak isteseler de kurtulamayacaklar.” Aynısıyla oldu mu? Halk kaçmak istiyor kaçamıyor. Durmak istiyor duramıyor. Denize yöneliyor boğuluyor.

Cabir bin Yezidi Cufi şöyle der:  İmam Ebu Cafer Muhammed Bakır (as) şöyle buyurdu. O da Resulullah (sav)’den rivayet ediyor. “Resulullah ferman etti ki: “Ey Cabir sana anlatacağım şu alametlere ulaşıncaya kadar bekle. Ey Cabir, o yıl dünyanın her yerinde ihtilaflar çıkacak, viran olacak ilk toprak Şam” Suriye “topraklarıdır” diyor. İlk orada başlayacak diyor olay. O şekilde oldu mu? Oldu. Hocalar söylüyor mu bu alametleri? Söylemiyor. Diyanet İşleri Başkanı da “aman aman” diyor “kitapları falan da yasaklatın, kimse de konuşmasın. Devlet tedbir alsın” diyor “Mehdilikle ilgili hiçbir şey konuşulmasın” diyor. Kardeşim var ne yapacaksın? Hadi bizde yasakladın İran’da nasıl yasaklayacaksın, Pakistan’da nasıl yasaklayacaksın? Suriye’ de nasıl, Fas, Tunus, Cezayir bütün dünyada nasıl yasaklayacaksın? Olmuş ayrıca olaylar da bir kere de söyledik artık, herkes de duydu. Yasaklasan ne olur yasaklamasan ne olur?

Peygamberimiz (sav) diyor ki: “Ali’nin torunlarından El Kaim El Mehdi dünyayı başka bir dünyaya dönüştürecektir. “ Bambaşka bir dünyaya dönüşecek dünya diyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Az önce söylediğiniz hadisin devamında da “Halep muhasara altına alınacak” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet öyle muhtelif hadisler var, bölge bölge, tek tek açıklıyor. PKK’nın saldırılarını açıklıyor, “Başlarında Abdullah diye birisi vardır” diyor. Suriye’nin başında olan adamların isimlerini açık açık söylüyor Peygamberimiz (sav). Halep’te meydana gelecek yıkımı açık açık söylüyor. Bölge bölge bütün yıkımları anlatıyor.

“Suriye’de Şam’da fitneler bir taraftan sakinleştikçe diğer bir taraftan alevlenir. Mehdi zuhur etmedikçe fitneler bitmez” diyor. Durmayacak diyor Peygamberimiz (sav). (Risaletül Huruc-ül Mehdi, sayfa 63.)

Resulullah (sav) buyurdu: “Şam’ın Suriye’nin beş bölgesi işgal edildiğinde zamanın sahibi Mehdi’ye gitmelisiniz.” (Bihar-ul Envar, hadis 166.) Aynısıyla oldu mu? Oldu.

BÜLENT SEZGİN: Halep’in eski ve yeni hallerini gösteren fotoğraflar vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: İşte Kuran’ın bir mucizesi bu. Hadisleri Peygamberimiz (sav) aynısıyla aktarmış. Hayret, onu tespit etmiş olmaları da hayret.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Milliyet Gazetesi Yazarı Tunca Bengin, PKK hakkında şöyle bir uyarıda bulundu. “Örgüt önce Kürtlerin yoğun olduğu Doğu bölgelerinde Kürt nüfusu ayaklandırmak istedi ancak bunu yapamadı. Şimdi ise milliyetçi muhafazakar tabanın olduğu şehirlerde polis ve askerleri hedefleyip Türk refleksini harekete geçirmek ve bir iç savaş çıkarmak istiyor. Kayseri bu nedenle seçildi. Kayseri ve etrafındaki Yozgat, Kırşehir, Tokat, Malatya, Kahramanmaraş gibi şehirler milliyetçi hassasiyetin yoğun olduğu şehirler. Nitekim sokak olayları yavaş yavaş başladı. Aman dikkat” dedi. Bir de harita yayınladı.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devleti bunu Londra’da planlıyor, bu hayvanlara da yaptırıyor. Dolayısıyla olayın PKK’nın beyni ile alakası yok. Bu ahmaklar sadece o emirleri yerine getiriyorlar.

Kürt asıllı olduğu için İbrahim Tatlıses Güneydoğulu aksanı mükemmel, tam Arapça aksanını iyi biliyor. Çok ayıp yaptılar, çok büyük bir zulüm yaptılar. Çok büyük bir ahlaksızlık ve vicdansızlık yaptılar, o değerli insanı sakat ettiler. Her seferinde aklıma geliyor, insan tabii öfkeleniyor. Bak sahnelerden de çekildi, parçalar da artık üretemiyor. Yani ferahladı adamlar daha Türkçesi. Sanki büyük bir kahramanlık, yiğitlik yapmış gibi. Sanatçı adam yani sana bir zararı yok zoru yok. Varsa bir derdin kanunla-hukukla hallet. Oturup kaleşnikofla vurmanın alemi ne yani? Kabadayılık mı, delikanlılık mı bu?  Zulüm bu başka bir şey değil, terbiyesizlik yani.

Resulullah (sav) diyor ki; “Suriye viran olana kadar tüm topraklarda kargaşa olacak.” Hakikaten viran oluyor, bütün topraklarda kargaşa var. Alimler bunu söylemek istemiyor. Çünkü söylerse Hz. Mehdi (as)’dan bahsedecekler, o zaman Hz. Mehdi (as)’ı arayacaklar. Adamların da işine gelmiyor. Bir acayipliktir gidiyor.

Moşiyah Mehdi ümmidir. Ümmi. Kuran’da hep dikkat çekilmiş. Peygamberimiz (sav) de ümmiydi biliyorsunuz. Moşiyah Mehdi (as) da ümmidir yani alimliği yoktur. Yani öyle peygamber de değil ama samimi bir kul, çok çok samimi kul, Allah’ın çok sevdiği bir kul. Özelliği bu Hz. Mehdi (as)’ın. Allah onu vesile ediyor o kadar. Yani onun için Hz. İsa Mesih’i yeniden getiriyor, iki bin yıl sonra yeniden İsa Mesih’i getiriyor. İstanbul’u onun için muhafaza ediyor. İstanbul’u çoktan alırlardı. Olaylar sırf Hz. Mehdi (as) için çıkarılıyor. Gökyüzünde Allah kuyruklu yıldızlar çıkartıyor. Yani yüzlerce alametin tamamını oluşturdu sırf Hz. Mehdi (as)’ın zuhuru için. Ne kadar sevdiğini düşünün Allah’ın Hz. Mehdi (as)’ı.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımızın sonuna geldik yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü