Harun Yahya

Sohbetler (20 Aralık 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar'la Sohbetler'e başlıyoruz İnşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Siz dün Rus Elçi’nin vurulmasının hemen ardından; "Binlerce yıllık Türk örfünde sırttan insan vurulmaz. Birini sırtından vurmak açık bir kahpeliktir. Rusya Ankara Büyükelçisi kahpece, kalleşçe ve alçakça sırtından vurulmuştur. Bu çok büyük bir ahlaksızlık ve namussuzluktur." şeklinde açıklama yapmıştınız. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı açıklamayı yaptı. Şunları söyledi; "Dün akşamki alçak gibi alçaklar tanklarla toplarla savunmasız insanlara saldırdılar. İşte dün akşamki kalleşler ülkemizdeki Rusya temsilcisi ve bize emanet durumunda olan bir insanı düşünün, sırtından vurdular. Sırttan vurmak kalleşlerin adetidir, alçakların adetidir. İşte bunu yaptılar." dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii. O sana güvenmiş bir de canını emanet etmiş. Alçaklığın sınırı yok. Canını emanet ediyor, sana güveniyor, misafir olarak geliyor. Sırtından sinsice sokuluyorsun, alçakça kahpece kalleşçe sırtından vuruyorsun.

Tabii bu intiharlar, bu adam vurmalar şunlar bunlar bir yöntem olarak bizim bilmediğimiz bir güç kullanılarak yapılıyor olabilir. "Sihir ve manyetizmanın türünden müthiş harikalara mazhar olan deccal" diyor. Bir ihtimal derin transa geçirip, derin hipnoza geçirip delirtiyor olabilirler. Öyle de yaptırtıyor olabilirler. Bunu bir araştırmak lazım. Bunun pek açıklaması yok. Çünkü Bediüzzaman da diyor, "Sihir ve manyetizmanın türünden müthiş harikalara mazhar olan deccal" diyor. Sihir ve manyetizma niçin yapılır? Bir insana kötülük yaptırmak için yapılır. Bir insanın iyiliği için yapılmaz. O konunun üstüne gitmek lazım, oradan olaya bakmak lazım.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darbe soruşturması kapsamında tutuklanan örgüt üyelerinin peş peşe intihar etmelerinin ardından bu konuda bir soruşturma başlatıldı. Ve Fethullah Gülen'in intihar etme konusunda bir konuşması tespit edildi. Gülen şöyle diyor; "Allah indinde küfürden sonra en büyük günah insanın intiharıdır. Ama ben çok defa bunu bile düşündüm. Eğer benimle hizmete bir zarar gelecekse ve benim kendi kendimi yok etmem bu iş için, benim müesseselerime zarar gelmemesi için bir yol ise ben buna da razıyım. İntihar etmenin ne büyük günah olduğunu ben Allah'ımdan Peygamberim (sav)'den öğrenmişim. Ama muhal farz eğer böyle bir şey düşünülecekse, düşünülürse bu hizmete karşı ve sizin korunmanıza karşı yapılır. Eğer yapılacaksa böyle bir fedailik çarparız kendimizi ateşe ve yok oluruz." 

ADNAN OKTAR: Bu intihar vakalarının çok olduğu doğru mu? 

BÜLENT SEZGİN: Allahualem evet Hocam. 

ADNAN OKTAR: Kaç kişi var öyle intihar eden? 

BÜLENT SEZGİN: Sayıyı tam bilmiyorum, öğreneyim.

ADNAN OKTAR: "Dünya sevgi birliği ile güzelleşecek" diyelim. Dünya sevgi birliği ile güzelleşecek.

BÜLENT SEZGİN: Elli bir kişi deniyor Adnan Bey, intihar eden hapishanelerde. 

ADNAN OKTAR: Yüksek bir sayı. Bir anormallik var. Bu konunun bir incelenmesi gerekiyor. Ayrıca konuşulması da gerekiyor. Çünkü intihar kesinlikle haram. Bu intiharın getireceği bir faydadan da bahsedemezler. Fayda olsa dahi yapılmaz zaten. Onda bir gariplik var.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya, İran ve Türkiye Moskova'daki Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda kabul ettikleri deklarasyonla Suriye'de ateşkesin genişletilip barış görüşmelerinin yeniden başlaması konusunda anlaştı. Dün Halep'te yeniden başlayan tahliyelerde şu ana kadar otuz yedi bin beş yüz sivil ve muhalif tahliye edildi. Lavrov, bir iki güne tahliyelerin tamamlanacağını söyledi. Ayrıca Lavrov üçlü zirve sonrası yaptığı açıklamada; "Üç ülke de Suriye'de önceliğin rejim değişikliği olmadığı konusunda mutabık." dedi. Hedefin Suriye'nin toprak bütünlüğü ile bağımsızlığını korumak ve teröre karşı mücadele etmek olduğunu söyledi. 

ADNAN OKTAR: Evet, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı. En hayati konu o, doğru. Çünkü bölünmeyi amaçladığı için İngiliz derin devleti, ona çok büyük bir tokat olur. Türkiye'nin politikasının değişmesinde anlatımlarımızın çok büyük faydası oldu. Çünkü ilk başta politika o yönde değildi. Öyle gibi görünüyordu en azından. Her ne olursa olsun Suriye'deki rejimin yıkılması, her ne olursa olsun Türkiye'nin oralarda etkili bir politika izleyerek Şam'da Emevi Camii'nde namaz kılmamız; dolayısıyla bu Suriye'nin parçalanması demek. İsterse reddetsin, o anlama gelir. Türkiye onu demedi ama o ona gelir yani adamlar öyle anlarlar. Burada açık açık Suriye'nin bütünlüğü konuşulduğu için, ilk defa konuşuluyor zaten, bu çok iyi oldu. Ama benim bildiğim, hükümet başından beri söylüyor; "Biz toprak bütünlüğü istiyoruz, toprak bütünlüğü istiyoruz." Ama öyle anlaşılmıyor tabii dışarıdan bakıldığında. Bir an önce Suriye'nin topraklarının bölüşülmesi gibi anlaşıldı. Türkiye'nin öyle bir niyeti olmamasına rağmen öyle anlaşılmıştı. Ama bu açıklama netleştirmiş.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rus Elçi’ye suikast yapan kişinin Gülen örgütüyle bağlantıları araştırılıyor. Bir dönem Gülen'le yakın olan, Rusya'yı yakından tanıyan Uluslararası Kafkas Vakfı Başkanı Hayati Küçük, Putin ve Gülen hakkında şunları söyledi; "Gülen Putin'den nefret eder. Çünkü Putin bugüne kadar Gülen'in hiçbir hediyesini kabul etmedi, hiçbir temsilciyle muhatap olmadı. Hatta Rusya'nın maliye bakanını devreye sokarak arayı düzeltmeye çalıştılar. Putin ona da itibar etmeyince Gülen'in Putin düşmanlığı zirve yaptı. Eğer bu suikastın Gülen bağlantısı ortaya çıkarsa Putin, Gülen'in iadesini Amerika'dan isteyebilir. Bana gelen son bilgilere göre Rusya'ya yakın Türk devletlerinde bulunan Gülencilerin şimdiden büyük panik yaşamaya başladığını duydum." dedi. 

ADNAN OKTAR: Doğru olabilir tabii. Tabii hukuki deliller burada esas olacaktır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye Gazetesi'nde arka arkaya İngiliz derin devletinin oyunlarına dikkat çeken yazılar çıkıyor Adnan Bey. Bugün de Ahmet Sağırlı, bütün yazısını İngiliz derin devletinin ve Chatham House'un 2. Dünya Savaşı'ndaki gizli propaganda yöntemlerine ayırmış. İngilizlerin 2. Dünya Savaşı’nda halkın içgüdüsüne hitap edilmesi, sloganlara ve tekrarlara önem verilmesi, düşmanın toplumun gözünde küçük düşürülmesi gibi propaganda yöntemlerini kendi çıkarları için nasıl kullandığını detaylarıyla anlatmış. Ahmet Sağırlı'yı gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster. Helal olsun. Osmanlı'nın yiğit evladı. İngiliz derin devletine aslanlar gibi karşı koyan bu yiğitler tarihe geçiyorlar. 

BÜLENT SEZGİN: Vesile oldunuz maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah yüz elliyi geçti sayıları, yüz altmışa doğru gidiyor. MaşaAllah. İki yüz yıldan beri yaklaşık, İngiliz derin devletiyle ilgili kimsenin çıtı çıkmıyordu. Abdülhamit devrinde falan tahayyül dahi edilemiyordu söylemek. Cumhuriyet döneminde de kimse ağzını açamadı. Biz kükreyince yer gök inledi maşaAllah. Aslan ordusu da şu an şahlanmış vaziyette. Artık İngiliz derin devletinin sonu görünmeye başladı.

Münafık, terminatör gibidir. Tahrip edicidir. Tahrip görevi, deccali bir ruha sahiptir münafık. Şeytan, ruhuna oturduğu için her şeyi tahrip etmeye çalışır. İnsanı tahrip etmek ister, imanı tahrip etmek, Kuran'ı tahrip etmek, sevgiyi tahrip etmek, malı tahrip etmek, saygıyı hürmeti tahrip etmek; her şeyi tahrip etmek. Her şeyin zıddıdır münafık. Şeytan gibi her şeyin zıddıdır.

Münafık şeytanın yönlendirmesiyle en büyük hedef olarak elçiyi görür, peygamberleri görür. Allah'ın yolunda olan veliler onların hedefi olur. Mesela Bediüzzaman'a o zaman münafıklar kafayı takmışlar. Ne kadar münafık ordusu varsa işi gücü bırakmışlar, Bediüzzaman'la uğraşıyorlar. Halbuki kendi de başı belada. Ama o münafık kafasıyla, o ahmak kafasıyla Bediüzzaman'a kafayı takıyor. Ve münafıklar da hep o devirde karşılığını gördüler. Allah tek tek belalarını verdi.

Nisa Suresi 119'da diyor ki şeytan, “Onları” insanları “-ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım,” millet düz yolda gidiyor ya, görevi tahrip ya yolu tahrip ediyor. Şaşırtıp saptıracağım diyor, mesela dümdüz yolu eğri  hale getiriyor tahrip görevi olduğu için “en olmadık kuruntulara düşüreceğim...” (Nisa Suresi, 119) Adamın zihnini tahrip ediyor bu sefer, huzurunu tahrip ediyor. Münafığın en mühim görevlerinden biri de huzuru tahriptir. Huzursuzluk ister, kargaşa, rahatsızlık. Ama tabii bunu yaparken böyle kabaca yani insanların kabul etmeyeceği gibi yapmaz; makul gibi yapar. Mesela doğru yolu saptırırken makul gibi yapar. Mesela hürriyet perdesi altında, özgürlük perdesi altında akıl almaz kepazelikler yapar. "Hürriyetperverliği kullanırlar." diyor Bediüzzaman zaten. Hürriyetperverlik; mesela Fransız İhtilali'nde iddia oydu, hürriyet. Mesela hürriyet adı altında homoseksüelliği yayıyor. Hürriyet adı altında ahlaksızlığı yayıyor. 

SEMİH MERİÇ: “Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.” (Bakara Suresi, 11) diyor Hocam, Allah ayetinde. 

ADNAN OKTAR: Bak, işte orada çok önemli Allah'ın ayetinin hükmü. Adama diyorsun ki; Sen tahribat yapma, rezalet çıkartma. "Biz fesadı düzeltiyoruz. İnsanları düzgün yola çağırıyoruz." diyor. "Nereden delilin?" diyorsun. Hakikaten delil veriyor. Hatta Kuran'dan delil verir. Ama çok şeytandır münafık. Samimiyetsiz ve alçak bir karakterle yaklaşır. Oyun oynar yani.

GÖKALP BARLAN: Siz Samiri'yi örnek vermiştiniz Hocam. Elçinin yolundan toprak alıyor onu anlatıyor elçiyle birlikteymiş gibi davranıyor diye anlatmıştınız. 

BÜLENT SEZGİN: "Sağlığı da kullanır." demiştiniz Hocam, siz. Münafık mesela o sıcakta savaşa çıkmamak için "Bizim sağlığımızı düşünmüyor mu?" diyor.

ADNAN OKTAR: Münafığın zaten ana silahlarından biri sağlığıdır. Sen benim sağlığımı mı bozacaksın mantığı. Mesela "Sen beni sıcakta çıkartıp tansiyonumu çıkaracaksın, hasta edeceksin. Beni beyin kanaması mı yapmak istiyorsun yahut beni öldürtmek mi istiyorsun, savaşa beni niye gönderiyorsun?" diyor. "Ben bilmiyorum savaşmayı. Beni niye gönderiyorsun?" diyor. Hep sağlığını, hayatını bahane ederek münafık mevzi kazanır ve ahlaksızlık yapar, tahribat yapar. Çok alçaktır. Mesela sırf kargaşa için; normal Müslümanlar huzur içinde yaşıyorlar, bıldırcın eti yiyorlar, manna yiyorlar gayet güzel yaşıyorlar; sırf ahlaksızlık pislik olsun diye "Sarımsak istiyorum." diyor durduk yere. Mısır'a adam gönderiyor, sarımsak getirtiliyor. "Şimdi de soğan istiyorum." diyor. Baş belası yani bir şey olacağından değil, açlıkla ilgili değil bu. Kargaşa meydana getirmek, huzur bozmak. Sarımsak geliyor, "Şimdi de acur istiyorum." diyor. Önü sonu gelmemesine Kuran dikkat çekiyor. Münafıkta isteğin ucu sonu yoktur. Sürekli talep eder. Kargaşa olsun diye yapar. Kesintisiz, ölümüne kadar ruhunda bir anarşi olduğu için sürekli meşru yöntemlerle kargaşa meydana getirir. Acur geliyor, "Bu sefer de bakla istiyorum." diyor. Önü sonu yok yani. Mesela "Allah size bir sığır kesmenizi emretti." diyor. Bunda ne var? Alırsın sığırı, kesersin. "Nasıl bir sığır?" diyor. Sırf ahlaksızlık olsun, karmaşa olsun. "Sığırlar birbirine benzer." diyor. Ahlaksızlığın şekline bak. Akıl veriyor Peygamber (sav)'e. Ve Allah'ın hükmünü de beğenmiyor, vahiy olduğu halde. Allah'ın hükmünü de beğenmiyor, Peygamber (sav)'in hükmünü de beğenmiyor. Peygamber (sav)'i akılsız gibi göstermeye çalışıyor. Haşa Allah'ı da adaletsiz gibi göstermeye ve Allah'ın haşa mantıksız bir şey söylediğini söylemeye çalışıyor şeytanın ifasıyla, o ahmak kafasıyla. Açıklıyor, "Tam anlayamadık ki biz bunu. Yine açıklık gelmedi." diyor. Orada dikkat ederseniz Müslümanların vaktini alma var. Peygamber (sav)in vaktini alma, uğraştırma ve Peygamber (sav)'ı haşa akılsız gibi gösterme, Allah'ı adaletsiz gibi gösterme, kendini de akıllı mantıklı tutarlı gösterme ve yükseltmeye çalışıyor ahmak kafasıyla. Münafığın kesintisiz pislik akıtan lağım gibi olmasının nedeni şeytanın ruhuna girmesidir. Kesintisiz fitne çıkartır. Güya Peygamber (sav)'i orada kendince mahcup edecek, düşünemiyor gibi gösterecek. 

GÖKALP BARLAN: Aileleri konusunda da, "Bizim evimiz açıktır." diyor vicdan azabı çektirecek şekilde.

ADNAN OKTAR: Tabii mesela orada töhmet altında bırakıyor Peygamber (sav)'i. Allah'ın hükmünün de yanlış olduğunu söylüyor. "Allah bizim -haşa- ailelerimizi düşünmüyor." diyor, "Peygamber, sen de düşünmüyorsun ama biz düşünüyoruz." diyor. "Dolayısıyla biz -haşa- Allah'tan daha üstünüz." diyor. Münafıkta kafa budur. Müthiş ahlaksız bir mahluktur. Mesela bakın, şu darbenin kökeninde bir münafık yapılanması var. Kepazeliğin önü sonu kesilmiyor. Bas bas bağırarak elçiyi kahpece gitti sırtından vurdu. Alenen bir münafık hareketi bu. Ne geçti eline? Masum adam, bir suç işlememiş, cinayet işlememiş, bir kötülük yapmamış, tanımaz etmez seni. Kalleşçe diyorsun ki, "Ben seni koruyacağım." O da sana güveniyor, saygı duyuyor. "Misafirimsin. Misafire zeval olmaz. Sen rahat et." diyorsun. Arka tarafına geçiyorsun, kahpece kalleşçe alçakça sırtından vuruyorsun. Ondan sonra bas bas bağırıyor sanki kahramanlık yapmış gibi. Tam bir münafık eylemi bu işte. Tam bir münafıkane eylem. 

BÜLENT SEZGİN: Hocam, "Yanımızda olsalardı öldürülmezlerdi." ayeti var. Yine siz tarif etmiştiniz. Elçiye "Bak, onları gönderdin. Onlar ölüyorlar. Burada olsalar ölmezlerdi." şeklinde.

ADNAN OKTAR: Töhmet altında bırakmak münafığın yöntemidir. Münafığa o yüzden normal bir mümin pek güç yetiremez. Bunun hakkından, böyle alçakların hakkından, münafıkların hakkından peygamberler geliyor, Allah'ın velileri geliyor. Çok çok alçaktırlar. Peygamberimiz (sav)'i acayip bunaltmışlar. Üç yüz alçak bir araya geliyor, başlarına da bir alçağı getiriyorlar. Resulullah  (sav)'in fitne çıkartmamak için özenine bak ki gidip onun namazını da kılıyor, sırf pislik çıkartmasın diye. Çünkü namazını kılmasa diyecekler ki, "Adam Müslümandı. Namazını kılmadı." Yani adilik yapacaklar. Baş belası olmamaları için, fitne çıkmaması için gidip namazını kılıyor. Hazreti Ömer (ra), "Kılma." diyor Peygamberimiz (sav)'e, "Bu alçak ahlaksız. Kılma bunun namazını." diyor. Ama Resulullah (sav) fitne çıkmaması için gidip kılıyor. O ahmaklar da namazını kılınca, "Biz nur gibi Müslümanız. Gördünüz. Peygamber (sav) geldi, namazımızı kıldı. Siz bize münafık falan diyorsunuz ama böyle bir şey yok." diyor, "Münafık alameti var falan diyorsunuz. Biz doğru yoldayız ki Peygamber (sav) gelip namaz kılmış." diyor. Alçak oradan da yine mevzi kazanmış oluyor. Yani münafığın pisliğinin haddi hududu, ucu bucağı yoktur yani. Her devirde beladır. 

SEMİH MERİÇ: Hocam, sizin anlatımlarınızdan sonra gerçekten münafığı tüm yönleriyle öğreniyoruz elhamdülillah günümüze bakan yönüyle anlattığınızdan dolayı.

ADNAN OKTAR: Binlerce milyonlarca münafık şu an felç olmuş vaziyette. Bizim içimizde de vardır, diğer cemaatlerde de var. Her yerde var bunlar yani. Köpek sürüsü gibi İngiliz derin devletinin kullandığı mahlukat bunlar. Bunları biz paralize ettik şu an. Etkisiz hale geldiler ve geliyorlar ve gelecekler.

Diyor ki Nisa Suresi 119'da; “Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım,” şaşırma demek bir oraya bir oraya, nereye gideceğini şaşırıyor mümin; yani yolu bozuyor “en olmadık kuruntulara düşüreceğim.”  Normal düşünceyi bozuyor. Bozmak, kırmak, yıkmak münafığın özelliğidir. “…ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim.” Hayvanları da bozuyor. Münafığın deliğini görüyor musun? Hayvan ya hayvan, hayvanı da bozuyor. Her şeyi bozar münafık. “…ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Normal fıtrat huzurdur; huzursuzluk yapar. Normal konuşma nedir? Dürüst samimi konuşmadır, yalan söylememedir. Münafık yalan söyleyip onu bozar. Kargaşa kepazelik neredeyse münafık oradadır. “Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse,” İşte bu İngiliz derin devletinin alçaklarına işaret bu. Ne diyor ayette Cenab-ı Allah? “Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse,” Şeytanla bağlantıya geçiyor “kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.” (Nisa Suresi, 119) "Kesin hüsrana uğramıştır" diyor, çünkü "Ben yaratıyorum." diyor Allah.

Bakara Suresi 205; “O,” Münafık “iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi)” Yani eline bir imkan geçtiğinde sırtını çevirip gittiğinde, uygun bir yere gittiğinde “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya,” Bozgunculuk; şimdi bir bütünlük, düzgünlük var değil mi? Bozgunculuk ne? Bozma. Münafığın özelliğidir ya bozma. Toplumu bozuyor, topluluğu bozuyor, sistemi bozuyor; ahlakı bozuyor, vicdanı bozuyor. Malı bozar, hayvanı bozar, her şeyi bozar. İnsanı bozmak ister. Sağlıklı insan da istemez, sağlıklı bir hayvan da istemez, sağlıklı bir toplum da istemez. Mesela şu an deccaliyet bütün dünyada insanların sağlığını bozmaya çalışıyor. Nesli tüketmeye çalışıyor, ırkları yok etmeye çalışıyor. Zenci ırkını, Japon ırkını, Çin, Türk ırkını... Türk ırkına da düşmanlar. En ziyade düşman oldukları ırk Türk ırkı zaten. İngiliz derin devletinin kafayı taktığı, en başta birinci derecede katliam yapmayı düşündüğü ırk Türk ırkı. Darwin bunu açıkça söylüyor; -Haşa- "Aşağılık bir ırk." diyor, "Türk ırkı bir hayvan türüdür daha insan olma aşamasına gelmemiştir. Avrupa’daki insanlar insan olmuştur, gelişme aşamasını tamamlamış bitirmiştir. Bu hayvan olma aşamasını aşamamış ara canlıları, Türk milletini hepsini imha edeceğiz." diyor. Açık açık söylemiş. Ondan sonra gelenler de söylüyor. Başbakanlar, Cumhurbaşkanları, İngiliz derin devletinin elemanları açık açık söylüyorlar adamlar. “O,” Münafık “iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi)” yani Müslümanların yanından ayrıldı mı “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya,” bozmaya “ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar.” Onları da bozuyor. Ekini de bozuyor, ekin; bitkiyi. Bitkiye bile düşman, düşünebiliyor musun? Şimdi mesela bitkilerin kromozomlarıyla oynadılar; bitkileri de bozdular, biliyorsunuz. Bu son yüzyılda oldu. Bu da İngiliz derin devletinin bir deliliği. Mısırın, buğdayın, hepsinin yapısını bozdular. Dolayısıyla kanser, ülser, her türlü hastalık gelişti. Nesil bozuldu. Bu deccalin bir eylemi. “ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar.” Ekini bozulunca nesil de bozuluyor. Ekinde hayvanlar da bozulmaya başlıyorlar. O hayvanın etini yiyenler, onlar da bozuluyorlar. O bitkilerin genetiğiyle oynandığını herkes biliyor ve bunun büyük bir tehlike olduğunu bütün dünya haykırıyor, işte bu deccaliyetin bir oyunu, deccalın bir eylemi. “Allah ise, bozgunculuğu sevmez.” Bozmaya çalışanları, yıkmaya çalışanları sevmez.

Mesela Hud Suresi 85’te, “İnsanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin” diyor Cenab-ı Allah. “Ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın” münafıklar için. Bak bozgun, ne demek bozgun? Bozma kökenli. Eşya değerinden nasıl düşürülür? Eşyayı bozarsın değerini düşürürsün. Münafığın bir özelliği bu, eşyayı bozup değerini düşürmesi veyahut eksiltiyor. Bak “İnsanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin. Ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” (Hud Suresi 85) Tahrip ve bozma münafığın temel vasfı.

Darwin diyor ki; Bakın o münafık felsefesinin bir gereği olarak. “Doğal seleksiyona dayalı kavganın medeniyetin ilerleyişine” bak “doğal seleksiyona dayalı kavganın medeniyetin ilerleyişine, sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığına ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim.” “Doğal seleksiyon medeniyeti müthiş ilerletiyor, istiyorsanız ispat edeyim size” diyor. “Mesela” diyor “örneğin” diyor. “Düşünün ki birkaç yüz yıl önce Avrupa Türkler tarafından işgal edildi.” Adam kafayı kime takmış? Birinci dereceden Türklere takmış. Bak “Türkler tarafından işgal edildiğinde,” kuyruk acısı da var, “Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı ama artık bugün Avrupa’nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Bak Türk nefretini vurguluyor. Buna da “bilim adamı” diyorlar. Bütün okullarımızda bu adamın kitapları okutuluyor devlet eliyle. “Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda,” en fazla yüz yıl sonra, kendisinden yüz, yüz elli yıl sonra, bakın dikkat edin, “bu tür aşağı ırkların” haşa Türk milleti için “aşağı ırk” diyor. “Bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından” yani İngiliz Anglosakson ırkı tarafından, “elimine edileceğini” yok edileceğini yani “kökten tahrip edilip tamamının öldürüleceğini görüyorum” diyor. Şimdi anlıyor musunuz İngiliz derin devletinin felsefesini? Bütün dünyayı sallıyor.

Mesela Bak Allah yine münafıklar için. Nisa Suresi 2’de, “Murdar, kirli olanla temiz olanı değiştirmeyin.” Münafığın özelliği mesela pis bir şeyi bir yere kor, temizi kendisine alır, Müslümana pis olanı bırakır. Müslümana pislik saçmak, Müslümana pislik yapmak münafığın özelliğidir. Mesela pis eşyasını bir yere koyar, pis eliyle bir yere dokunur, pis kıyafetlerini bir yerlere atar yahut pis bir eve Müslümanları götürmek ister onun için Allah bak “murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin,” murdar demek pis demek. Pis olanla temiz olanı değiştirmeyin. Müslümanlara pisliği esas kılar, onun için küfürde bakın hep homoseksüel mantığı vurguluyorlar efendim işte salaşlığı vurguluyorlar, dağınık olmayı vurguluyorlar filmlerde falan işte ceketi bir yerde, pantolonu bir yerde, çamaşırını bir yere atmış, ayakkabıyla yatağa giriyor bunu teşvik ediyorlar görüyorsunuz. Müslümanların evini bu hale getirme kafası var.

Ali İmran Suresi 118’de “Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor.” Mesela şu an İngiliz derin devletinin yaptığı ne? Türk milletine kötülük yapmak ve zarar vermeye çalışmak. “Size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” Mesela darbe olsun, dehşet saçılsın, havadan bombardıman olsun, ekonomik kriz olsun. Bak “size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.”

Bakara Suresi 114’te yine münafıkların yıkıcı tahrip edici özelliğine dikkat çekiyor Allah. “Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen,” mesela İslam’ı tebliğ ediyorsun adam şarkı söylüyor, söyletmiyor Müslümanlara mesela Allah’tan bahsediliyor adam zırıltı yapıyor, şamata yapıyor yahut gürültü yapıyor. Bak “Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen,” nasıl yapar? Her türlü yapabilir, genellikle o devirde mesela el çırpıyorlar, bağırtı yapıyorlar, ıslık çalıyorlar. Devrimizde ne olur? İşte müzik çalar, gürültü yapar, şamata yapar, boş konuşmalar yapar, zırvalar. Bak “Allah’ın isminin anılmasını engelleyen ve bu mescitlerin yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir?” Mescidi de dağıtmaya çalışıyor, Müslümanların toplanmasını engellemeye çalışıyor, mescidi kullanılmaz hale getirmeye çalışıyor münafığın özelliği.

Yine münafık ahlakına Allah dikkat çekiyor. Nahl Suresi 76’da “Bunlardan birisi dilsiz” diyor bak “iki kişi” diyor “bunlardan biri dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez” münafık hiç bir şeyle ilgilenmek istemez, her şeyini başkasına yaptırmak ister. “Ve her şeyiyle efendisinin üstünde bir yük,” Müslümanların başına bela olmak ister. Resulullah (sav) zamanında mesela o üç yüz kişi baş belası olmuştu, Samiri baş belası olmuştu, Karun baş belası olmuştu. “O, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez.” Mesela Peygamber (sav) diyor ki; “Şuraya doğru git, şurada şunu yap.” Oraya gidiyor orada da bela çıkarıyor. Mesela diyor “madem orada olmadı gel şuraya git” diyor. Orada da başına bela oluyor. Ayette bak ona diyor ki; “Hangi yöne gönderse bir hayır getirmez.” Nereye gitse pislik ve baş belası münafığın özelliği.

İlk baş kahin Hz. Harun (as)’dı, sonra gelen tüm kainler Harun soyundanlar. Gomorra’da ifade edildiği gibi Moşiyah geldiğinde problemleri koku alarak ve derin bir ilahi anlayışı olacak. “O çok güzel koku alır” diyor “Moşiyah.” O derin anlayışı temsil ediyor aynı zamanda, sembolik bir ifade. Orada diyor ya adam “burnuma pis kokular geliyor” falan diyor. O onun sezmesi, ilahi ilhama işaret ediyor inşaAllah.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Aralık ayının ilk haftasında uluslararası medyanın önde gelen gazete ve dergilerinde yayınlanan makaleleriniz şu şekilde Adnan Bey. Endonezya’nın kırk bin tiraja sahip en büyük İngilizce günlük Gazetesi Jakarta Post’ta “Trump, Amerikan rüyasını canlandırıyor” başlıklı makaleniz.

Sol görüşlü Amerika’nın bağımsız haber sitesi American Herald Tribune “Amerikan seçimlerinin kaybedeni gerçekte kimler?”

Uluslararası basında yakından takip edilen geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’da “Amerika’da lobiler devri sona mı eriyor?”

Hindistan’ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’da basım yapılan Keşmir’in en hızlı büyüyen günlük İngilizce Gazetesi The Kashmir Monitor’de “Ümitvar olmanın temeli kadere teslimiyet.”

İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’da “Daha iyi bir hayat için ölümle burun buruna.”

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden El Raya’ da “Düğüm sadece ahlaki değerlerin gelişmesiyle çözülebilir” ve “Amerika’nın ihtiyacı olan savaş değil barıştır” başlıklı makaleler.

Uluslararası ilişkiler, güvenlik ve terörle mücadele konularında uzman yazarlara yer veren Rusya’nın en önde gelen düşünce kuruluşu Katehon’da hem İngilizce, hem de Rusça sitesinde “Türkiye üzerinde oynanan oyunlar kaybetmeye mahkum.”

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük Gazetesi Mekke Newspaper’de “Amerika’nın maneviyata önem veren eski günlerine geri dönmesi gerek.”

1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen News Straits Times Gazetesi’nde ve internet sitesinde, “Yeni Amerikan Başkanının önceliği İslamofobinin önlenmesi olmalı” ve “Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakı” başlıklı makaleleriniz.

Suudi yayın şirketi The Middle East Broadcasting Center’ın sahibi olduğu Birleşik Arap Emirlikleri Dubai merkezli El Arabiya haber kanalına ait El Arabiya’nın Fars’ça yayınında “Daha iyi bir hayat için ölümle burun buruna.”

Ve son olarak İran’da elit kesimin okuduğu İran’ın en iyi gazetesi, en çok dağıtımı yapılan ve en çok okunanların başında gelen günlük Shark Gazetesi’nin hem basılı yayınında, hem de internet sitesinde kanal İstanbul hem Türkiye’nin, hem de Rusya’nın yararına başlıklı makaleleriniz yayınlandı maşaAllah.         

ADNAN OKTAR: Allah’ın hikmeti bu dünyanın en büyük, en güçlü gazetelerinde, en çok okunanlarda sürekli yazılarım çıkıyor, bu kaderde Cenab-ı Allah’ın takdiri, hayret edilecek bir nimet. Muazzam tebliğ imkanımız oluyor, her yere fikirlerimiz gidiyor. Zaten ne konuşsak ertesi gün gündem, ne konuşsak ertesi gün gündem hatta kelimesi kelimesine.                               

Rahmetliye Allah rahmet etsin diyorum. Çünkü hakikaten temiz insandı. Rus Büyükelçisi’yle Altuğ Berker’in beraber bir resmi var, göstersene. Ne büyük kahpelik, ahlaksızlık, terbiyesizlik. Bir de koruma polisiyim diyor. Şu alçaklığa bak. “Koruma polisiyim.” diyorsun. Hayvan, sana güveniyor. Sana itimat etmiş misafir. Böyle bir ahlaksızlık dünyada görülmemiş. Mafya bile yapmaz bu ahlaksızlığı. Ben hayret ediyorum böyle adilik nasıl yapıyorlar? Ferahladın mı? Ne geçti eline? Ne alakası var? Bu adamcağız kendi halinde bir insan. Bir sanat etkinliği olmuş, oraya çağrılmış. Güvenerek geliyor. Yanında polis falan da getirmiyor. “Ben size güveniyorum.” diyor. Bre ahlaksız, başka bir şey bulamadın mı? Madem öyle kabadayılığın var, git PKK ile çatış bir göreyim? Arkadan adam vurmaya benzemez bu. İllet oldum ahlaksızlığına. Bir de bağıra bağıra sanki essahtan bir şey söylüyormuş gibi, çakala bak. Ne yaptı bu insan sana? Gıcık olduğun tipler varsa git onlarla kozunu paylaş. Resmi görevlisin zaten. “Arkadaş ben özel harekatta görev almak istiyorum” dersin. Git, PKK ile çatış. Niye gidip mazlum insanı vuruyorsun?

Bir kardeşlik havası olsun. CHP, MHP, AK Parti zaten sürekli ittifak halinde olduklarını gösterirlerse, kimse kıpırdatamaz. Bütün mesele üç partinin ittifak halinde olmasını göstermesi. Özellikle CHP’nin desteği çok önemli. MHP’de de MHP’nin içinde muhalif kanat olmasın. Hatta eğer kardeşlerimiz, canlarımız Türkiye’nin menfaatini düşündüklerini biliyorum. Büyük Birlik Partisi MHP’ye girsin bence. MHP’yi daha da güçlendirelim. Çok ciddi bir katkı olur. Yüzde iki-üç oyu var Büyük Birlik Partisi’nin. MHP’ye yüzde üçlük bir pay, çok büyük bir etki yapacaktır. Seçim akıl almaz etki yapar. Vatan-millet için bunu şimdilik yapsınlar. İleride ayrılacaksa yine ayrılsın. Ama şu hengamda MHP ile Büyük Birlik Partisi hemen birleşsin. Onlarla özel de görüşebiliriz. MHP’nin içinde bir grup olarak zaten dururlar, bir şey de olmaz. İstiyorsa sonra ayrılsın, üç sene sonra, beş sene sonra ayrılsın ayrılacaksa. Ama şu an ittifak etseler çok iyi olur. MHP’nin güçlü olması çok iyi olur. MHP’yi güçlendirelim.

Hanımının gözünün önünde vurmuşlar. Ahlaksızlık tabii. Kardeşim misafir olması çok vahim. Güvenmiş, Türk milletine güveniyor, polisine güveniyor. Ve sen “koruma polisiyim” diye giriyorsun alçak ve arkaya geçiyorsun sırttan. Kahpeliğin önü sonu yok. Bize misafir gelmiş bir insan. Nereden baksan rezalet. Yaptığı ahlaksızlığın ucu bucağı yok.

Kılıçdaroğlu, tabii muhalefete ihtiyaç var ama bilmiyorum yani ne için yapıyor? Hakikaten muhalefetlik bir durum yok şu an. Muhalefetten vazgeçsinler, öyle bir durum yok. Adamların gözü dönmüş.

Bir de bu adamlar nasıl etkiliyorlar? Sihir ve manyetizmanın neviinden bir şey yapıyor olabilirler. Bunu bir araştıralım. Çünkü adam zırvalıyor. Konuşmaları ipsiz sapsız. İmam hatip mezunuymuş. Ama El-Nusra’nın sloganlarını atıyor. “Koruma polisiyim.” diyor. Deli takılıyor. “Öleceğim. Beni öldürsünler.” diyor.

EBRU ALTAN: Siz, ilaç verilmiş olabilir demiştiniz. Daha önce bu 15 Temmuz’daki olaylarda da ilaç verilmiş olabilir, o iyice araştırılsın demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Olabilir yani. Hipnotik bir ilaç verilmiş olabilir. Bilmiyorum adli tıpta bakıyorlar mı? Kanına baksınlar bir. Yoksa da bir hipnoz uygulanıyor olabilir. Bu kendini öldürenler falan. Buna bir bakalım. Bu nedir bu adamlar? Çok acayip bir şey. Cezaevinde kendini öldürme falan, 50 kişi. Yani akılcı olarak bunların kontrol edilmesi gerekiyor. Bunların hepsini Tayyip Hoca’nın üstüne yıkmanın da bir alemi yok. Telekinezi falan yöntemi değil, öyle değil de. Mesela bu suikastçı gayet sakin duruyor. İstese hemen vurur, gelir gelmez vurur. Vurmuyor, bayağı bekliyor. Adam konuşmalar yapıyor falan aniden içine şeytan girmiş gibi birden harekete geçiyor. Bir kelime söylenmiş olabilir hipnozda, bunu harekete geçirecek. Bunu araştırsınlar. Hipnozlu olabilir, derin transa geçirmiş olabilirler. “Şu kelimeyi duyduğunda adamı vuracaksın” demişlerdir. Mesela “yeşil yapraklar ne güzel” der farz edelim adam. O kelimeyi duyduğu an hemen cinayeti işler. Aniden fırlıyor bu. Bunda bir anormallik var. Ve bas bas bağırıyor cinnet geçirmiş şekilde. Dengesiz bir durum var. Çünkü deccal hipnoz neviinden bir şeyler yapacağını hadiste Peygamberimiz (sav) belirtiyor. Bediüzzaman da bunu çok detaylı anlatıyor. Ve bunlar geniş olarak kitlevi yapılmışa benziyor. Elli intiharın arkasında da bu yatıyor olabilir. Telkinle yapılıyor olabilir, hipnoz telkiniyle. Veyahut bilmediğimiz bir zihin kontrol sistemi olabilir, hiç bilmediğimiz. Yeni uygulanan bir sistem olabilir. Buna bir bakmamız gerekir.

ADNAN OKTAR: Ünlü Rus siyasetçi Vladimir Zhirinovsky, bayağı sevimli bir insan onunla yaptığımız A9 televizyonu adına yapılan röportaj var. Onu göstersene ondan varsa. Zhirinovsky, çok sevimli bir tip. Musevi asıllı.

YABANCI KONUK: Nihayet bir anlaşamaya vardınız.

ADNAN OKTAR: Rusya ile aramızı bozmaya çalışıyorlardı ben Pravda Gazetesi’nde sürekli yazılar çıkarttım. Sürekli dilekçeler gönderdik, Rusya ile görüşmeler de yaptık buna müsaade etmedik. Pravda’da ana sayfada sürekli başyazı olarak yazılarım yayınlandı. Türkiye ile Rusya’nın arasının bozulmasını engelledik böylece. İngiliz derin devletinin uşakları Rus pilotu vurdular, bu çok alçakça bir oyundu. Şu an hükümet üstlerine çöktü nefes aldırmıyor. Şu an nefes aldırmıyoruz. Rusya ile Türkiye’nin arasını tam bir bütün haline getireceğiz. Pasaport ve vizenin de kalkmasını istiyoruz.

YABANCI KONUK: İnşaAllah böyle olacak ve sizin faaliyetiniz bu konuda çok faydalı olacak, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Geniş bir Rus aleyhtarlığı vardı onu tamamen ortadan kaldırdık. İngiliz derin devleti Rusya’yı da Türkiye’yi de parçalamak istiyor buna müsaade etmeyeceğiz.

YABANCI KONUK: İnşaAllah, Allah sana çok fazla bir güç versin, destek versin, yardım etsin çünkü sen bunu başaracaksın ben bunu biliyorum, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Allah’ın dilemesiyle. Dua mahiyetinde kabul ediyoruz.

Tayyip Hoca’ya parti konusu adına değil, parti değil bak bu adamlar buna alışmışlar Abdülaziz’i indiriyorlar şehit ediyorlar, gidiyorlar 5. Murat’a, Adnan Menderes’e. Adamlar alışmış bunlar. Bu kadar pervasız ve arsız olmaları inanılır gibi değil, akıl almaz bir pişkinlik ve kaşarlık içindeler. Yalnız elemanlarını nasıl yetiştirdikleri bu bir acayip yani bu deccal ile açıklanabilecek gibi bir şey. Yani derin bir hipnozla elde ettikleri anlaşılıyor çünkü adam put gibi duruyor böyle. Bir kelime duyuyor bir anda aklı gidiyor adamın. Yani hipnozda öyle oluyor mesela adam şöyle (el şıklatma) bir hareket yapıyor oradaki seyircilerin içindedir onu yönlendiren adam yani vurma anını ona işaretle haber veren kişi onların içinde olabilir. Polis buna da bir baksın. Yani hipnoz telkininde olduğu görülüyor. Adam çünkü put gibi duruyor. Ya içeriden bir kol hareketi veyahut bir ses veyahut adama bir soru olabilir bir şey olabilir. Veyahut bir öksürme şekli olabilir. O işareti ondan almış görünüyor bu ve o yüzden de vurmuş gibi görünüyor. Buna bir bakalım.

Ünlü Psikiyatrist Nevzat Tarhan; Gülen’in hipnoz gücü olduğunu söylemiş. “Çok usta bir hipnoz yeteneği var yani onu programlarda videolarda ben seyrettim sanki grup seansı yapıyor, hipnoz seansı yapıyor gibi.” Yok canım öyle olmaz. O başka türlü olması lazım. Nevzat Tarhan, Hitler’in de hipnoz yeteneği olduğunu söylüyor. “Hitler, bunlardan bir örneğiydi. Hitler, toplu hipnoz yaparak kitleleri harekete geçirmiş ‘Kavgam’ kitabında bunun doktrini haline getirmiş. Nazi doktrini haline getiriyor ve bu şekilde insanları gruplara, törenlere, ritüellere inandırıyor. İnsanlık tarihinin en büyük savaşlarından birisinin çıkmasına sebep oluyor.” Hayır değil bu abartmış, Hocamız. Ben çok severim Nevzat Tarhan Hoca’yı hakikaten efendi, çok kibar, nezih bir insan ama alakası yok öyle olmaz, o. Yani özel seansla yapıldığı anlaşılıyor. Oturup karşısına almış, derin transa sokmuş adam o şekilde gelmiş yani cinnet geçirmiş adam ama güçlü bir hipnoza benziyor. Öyle hani sıradan bir hipnoz değil. Çünkü o bağırtıya normalde uyanması lazım onun. Yani kendi bağırtısına uyanması gerekiyor. Çok derin hipnozda olduğu anlaşılıyor. 

Zhirinovsky, Türkçe biliyormuş, partisi de milliyetçi partiymiş, devletçiymiş.

Şey de olabilir yani illa hipnoz değil. Bediüzzaman, “Manyetizma ve ispirtizmanın neviinden müthiş harikalara mazhar olan deccal” diyor yani ruhu etkileyen yeni bir sistem bulmuş olabilirler. Veyahut ilaç etkisiyle aynı anda yapılıyor olabilir yani hem ilaç hem hipnoz birlikte yapılıyor olabilir. Biraz araştırmak lazım.

“... Şeytanlar ona: "Ne istersen söyle, yapalım!" diyecekler. O da: "Haydi gidin, insanlara benim onların Rabbi olduğumu söyleyin!" deyip her birini bir tarafa salacak...” (Kıyamet Alametleri, s. 212-213)

Bu intihar edenlerle de yani aileleriyle de görüşmek lazım. Nasıl bu çizgiye gelmişler? Yani Müslüman olarak yapamamaları lazım. Bir gariplik var elli kişilik intihar çok yüksek bir sayı bu. Olayı böyle sıradan bir olay gibi geçiştirmeyelim. Deccaliyetin gücünü bir kontrol etmek lazım.

Bediüzzaman diyor ki: “Büyük deccalın, ispritizma neviinden teshir edici hassaları bulunur. "Ben bir mânevî âlemde İslâm deccalını gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşâhede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim" diyor. Yani “ilerde çıkacak bir deccal, İslam deccalını rüyamda gördüm” diyor ve “bir gözünde öyle bir etki mekanizması gördüm” diyor. Burada anlattığı biraz hipnozu andırıyor. Ama o derece adamdaki tarzda bir hipnoz çok zor. Çünkü o bağırtıya o mutlaka uyanır. Yani o kadar derin hipnoz çok güç, uzmanlarıyla bir durum değerlendirmesi yapmak lazım. Bir de bu kişilerle de cezaevinde de konuşulabilir. Nasıl bu durum oluşmuş bunu bir akılcı araştırmak lazım. Bunda bir gariplik var.

İmam Ahmet Huzeyfe’den nakletti, “Ümmetim içinde dördü kadın olmak üzere…” bak dört kadın, “…olmak üzere yirmi yedi yalancı deccal zuhur edecektir.” “Ümmetim içinde dördü kadın olmak üzere…” Hz. Mehdi (as) devrinde oluyor bu. Ahir zamanın felaketini görüyor musun? “Yirmi yedi deccal” her zaman bir deccal var. Peygamberler döneminde bir deccal oluyor. Mehdi (as) devrinde yirmi yedi deccal var, dördü kadın olmak üzere.

Mesela bu suikastçı polis 15 Temmuz darbesinden sonra, darbe girişiminden sonra Tayyip Hocam’ı sekiz kere korumuş, sekiz kere. Sekiz ayrı Tayyip Hocam’ın programında, faaliyetlerinde sekiz ayrı kere korumuş. Bak onlarda hiçbir şey yapmıyor. O hipnozunu kim sağladı ve nerede çözdüler bunu anlamak lazım. Bu nasıl bir şey? Bu çok büyük bir risk. Ve kaç kişiye bu uygulandı? Bunu da bir anlamaya çalışalım. Onun için bir uzman bir heyet de olsun. Psikiyatristler falan da olsun. Ben de gitmek istiyorum yani merak ediyorum. Adamlar, bir konuşalım, sorgulayalım. Aşağılayarak falan değil yani bir şey değil. Özellikle şu tanklarla milleti ezenler, havadan otomatik silahla ateş edenler ben bunlarla bir görüşmek istiyorum. Hükümet buna bir kolaylık sağlasın ben bu adamlarla bir görüşeyim. Ve bu intihar edenler nedir bunlar? Aileleriyle de bir görüşelim. Yahut bu eğilimde olanlar varsa başka onlarla da görüşelim. Bunun mantığı nedir ben bir anlayacağım bunu. Yani bu İngiliz derin devleti neden önemli oluyor? Deccal neden önemli bu adamlar için ben bunu öğrenmek istiyorum. Zorları nedir ben bunu çıkaramadım.

Mesela Cumhuriyet Savcısı, Emniyet Amiri, Kastamonu Jandarma Bölge Komutanlığı, Kurmay Başkanı, Albay, Siirt Kumanda Tugay Komutanlığı, Kurmay Başkan Vekili Yarbay, Yarbay, İDB Mühendislerinden Burak Açıkalın, Havacı Astsubay, Manisa Ahmediye Kaymakamı. Bunlar normalde intihar edecek adamlar değil. Hepsi bunların akıl hastası olacak hali yok, bir şey var. Yani bunu üstünkörü geçmeyelim. Deccalın yaptığı harikulade bir şey olabilir. Bu sırrı çözelim. Bak deccal çıktı diyorum inanmıyor adamlar. Deccalın yapabileceği bir şey bu yani yüzlerce binlerce adama da bunu yapmış olabilir. İnsanların beynini etki altına alıyor. Oradaki sistemi çözersek adama tedbir alma imkanımız olur. Hiç bilmediğimiz bir yöntemle bir şey elde ediyor adamlar.

EBRU ALTAN: İstanbul Emniyet Müdürü ile darbecilerin bir telsiz konuşması vardı. Siz Müslüman konuşması değil demiştiniz darbecinin konuşması için.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, rezalet. Mesela “Hiç acımayın, hiç acımayın!” diyor. “Verin kurşunu, acımayın!” diyor adam. Müslümanın yapacağı bir şey değil. Bu çizgiye nasıl geldiler bunu araştırmak devletin görevi zaten. Ama ben de bu ekipte olmak istiyorum yani bakacağım bu adamlara. Bir anlamak istiyorum. Çünkü psikiyatristler falan teknik bakıyorlar ben olaya teknik bakmam. Teknik baktı mı çözemeyebilir. Adam deccaliyetin yöntemlerini araştırma gözüyle bakması lazım. Yani psikiyatrist deccaliyetin faaliyetleri gözüyle bakmaz olaya sadece bilimsel gözle bakacaktır. Bilimsellikle bulamayız. Ama yardımcı olabilirler yan yönden faydası olabilir.

Mesela diyor, “Çarparız kendimizi ateşe ve yok oluruz” diyor, Fethullah Gülen. Çok acayip “…yok oluruz.” Yani Müslümanın söyleyeceği bir söz de değil. Müslüman yok olmaz.

BEYZA BAYRAKTAR: 15 Temmuz şehitleri için de demişti. “Bir hiç uğruna” demişti.

ADNAN OKTAR: Bak diyor ki, “Çarparız kendimizi ateşe ve yok oluruz” diyor. Niye ateş? Niye ateşi söylüyor? Ateşi nerede bulacaksın? “Çarparız ateşe ve yok oluruz” diyor. Müslüman yok olmaz yani var olan bir şey zaten fizik olarak mümkün değildir yok olması. Yani olan bir şey sonsuza kadar bir daha yok olamıyor. Bir konuşma, bir görüntü imkansızdır teknik olarak yok olması. Yani istese de yok olmaz. Yani mutlak yokluk yok sürekli durur. Yani sonsuza kadar durur.

“Yani çıkıp bir binanın köşesine kendimi aşağıya atayım mı?” Mesela burada bir yol gösterme var. Yani intihar yöntemi gösteriyor. Bunu fedailik diye almış. Mesela “çarparız kendimizi ateşe…”

EBRU ALTAN: Acaba intihar saldırısı mı?

ADNAN OKTAR: “Çarparız kendimizi ateşe ve yok oluruz.” “…yok olma” ifadesi bir kere çok acayip. Müslüman ya cennete gider ya cehenneme gider. Eğer münafıksa zaten, kafir ise direkt cehenneme gider nasıl yok olsun? Yokluktan bahseden bir insan yani iman etmiş değildir. Yani bunu geçiştirmek olmak buna bir bakalım.

Yok, kardeşim boş yere uğraşmayın. Ne yaparsa yapsın biz Rusya’ya dost olacağız, kardeşiz. Boşa uğraşıyorlar bizim olduğumuz bir yerde fitne çıkaramazlar. Ve Türk milleti de bayağı aklı başındadır. Yani provokasyon falan yapamazlar. Ama deccaliyet var karşımızda onu insanlar anlamadılar yani bu metafizik anormal olayların nedeni deccalden kaynaklanıyor. Bir türlü anlayamıyorlar olayın nedenini mesela çok esrarengiz bir durum var. Doğrudan deccalden kaynaklanıyor. Hatta Bediüzzaman “özel bir vasıtası var” diyor. Onu söylemiyor Bediüzzaman. Yani kendine has deccalin kullandığı dünyada bilinmeyen bir teknolojinin kullanıldığını söylüyor deccalin vasıtasında. Yani hava ulaşımında onu kullandığını söylüyor deccalin. “Her neyse” diyor söylemiyor.

Son zamanlarda meydana gelen bak metafizik olayların haddi hesabı yok bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil. Her yerde metafizik olaylar oluyor. Bu Mehdiyet ve deccaliyetten kaynaklanan olaylar. Yani deccalin ataklarından meydana gelen istidraçlar deccalden oluyor, Mehdi (as) zamanında yani Mehdiyet’le ilgili meydana gelen harikalar da Mehdiyet’le bağlantılı olarak oluyor. Bunu görmezden anlamazdan gelmenin bir alemi yok. Gökte yerde sürekli alametler oluşuyor.

Mesela darbeciler TÜRKSAT binasında üç kişiyi soğukkanlılıkla şehit ettiler. Adamlara su veriyorlar adamlar sünnet diye çömelerek içiyor suyu inanılır gibi değil. Soruyorlar “Niye vurdunuz o zaman bu insanları madem Müslümansınız?” “Onlar şehit oldular” diyor. “Bizi de öldürseler biz de şehit oluruz” yani deli gibi üslup. Akıl gitmiş, kafa gitmiş, bir şey olmuş bunun üstüne gidelim. Mühim bir şey bu çok mühim bir şey.

Mesela Cumhuriyet tarihinde hiç yok F-16’larla, tanklarla, gemilerle vatandaşa saldırma hiç yok. Bu deccalin yaptığı bir olay.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz dünya tarihinde böyle bir darbe görülmedi dediniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bak diyor ki; “Hem deccalin” diyor Bedüizzaman “rejimine ve teşkil ettiği komitesine” yani İngiliz derin devletine işaret ediyor Bediüzzaman. “ve teşkil ettiği komitesine” yani o üç yüzler meclisi “ve hükümetine ait” İngiliz derin devleti zaten İngiliz hükümetini kullanıyor bak “garip halleri” garip yani şaşırtıcı halleri “ve dehşetli icraatı” dehşet saçıyor ya etrafa, görüyorsunuz dünyada. “Onun şahsi ile münasebettar rivayet edilmesi cihetiyle mânâsı gizlenmiştir” diyor. Yani İngiliz derin devletinin yaptığı bütün hareketler sanki bir tek deccal yapacakmış şahsı yapacakmış gibi gösterdikleri için insanların gözünde deccal çok harika bir varlık gibi gösterilmiş diyor. “Mesela o kadar kuvvetlidir ki ve devam eder. Yalnız Hz. İsa onu öldürebilir. Başka çare olmaz diye rivayet edilmiş. Yani onun mesleğini ve yırtıcı rejimini” yani kan döken, her yerde dehşet saçan rejimini “bozacak öldürecek. Ancak semavi” bak “Ancak semavi ve ulvi halis bir din İsevilerde zuhur edecek. Ve hakikati Kuraniyeye iktida ederek ittihat eden bu İsevi dinidir ki Hz. İsa (as)’ın gökten nuzülüyle” yere inmesiyle “o dinsiz meslek deccaliyet mahvolur” diyor. Henüz İsa Mesih’in ortaya çıkmadığını gösteriyor bu. “Yoksa onun şahsı bir mikrop bir nezle de öldürebilir” diyor. Yaşlı adam bu zaten deccal, bir mikrop nezle de öldürebilir diyor. Yani İsa Mesih onun bedenini öldürmeyecek, diyor fikrini öldürecek, diyor.

Yenilmez, “Hocam gece gece efkarlandırdın bizi” diyor Osman Koç.

Erkan Güneş, “Müslüm çalıyor ya” diyor.

“Hoca Müslüm çalıyor zalımsın zalım” diyor.

Keskinoğlu Murat, “Hocam zaten cennette gibisin” diyor. Dünyada da ahirette de öyledir Müslüman.

Erkan Güneş, “Mümin böyle mi oluyor?” En az böyle olur en az.

“Çılgın müminler” diyor Kaan Ökten.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Following isimli bir dizi ölüme tapan bir tarikatı anlatıyormuş. Dizi normal kişilere mesaj gelmesi üzerine ya da kendilerini öldürüyorlar ya da cinayet işliyorlar. Tarikat lideri ve yardımcıları üyeleri yoğun telkin ve eğitim yapıyorlarmış. Üç sene bu dizi en çok seyredilenlerden olmuş. Tabii bu değil yani bu olay bu kadar basit değil. Bak diyor ki Bediüzzaman “Dördüncü cihet ve sebep” diyor “Büyük deccalin ispritizma neviinden teshir edici hastaları özellikleri bulunur” diyor işte açıklamış. “İslam deccalinin dahi bir gözünde teshir edici manyetizma bulunur. Hatta rivayetlerde deccalin bir gözü kördür diye nazar dikkati gözüne çevrilerek büyük deccalin bir gözü kör ve ötekinin bir gözü öteki göze nispeten kör hükmünde olduğunu hadislerde kaydedilmekte” diyor. İngiltere’de öyle bir mahluk var. Yani bir gözü görmüyor adamın hakikaten öbür gözü de hasarlı. Bak “Büyük deccalin bir gözü kör ve ötekinin bir gözü öteki göze nispeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekte. Onlar kafir-i mutlak olduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek bir tek gözü var. Ve akıbeti ve ahireti görebilecek gözleri olmamasına da ayrıca işaret eder” diyor. “Ben bir manevi alemde İslam deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim. Ve onun bütün bütün münkir bildim” yani ileride yüz yıl sonra gelecek deccalden bahsediyor. “İşte bu inkar-ı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.” Yani Müslümanlara saldırır bak “İşte bu inkar-ı mutlaktan” yani Darwinist, materyalist sistemden “çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata” yani Müslümanlara. Mesela ahir zamanda ne mesela? Şu an Mehdiyet’e saldırı var efendim Müslümanlara saldırı var, cemaatlere saldırı var her yere saldırıyorlar. Bir kısmı şuurlu yapıyor bir kısmı bilgisizce yapıyor. “Avamı nas (halk) hakikat hali gerçek halini bilmediklerinden” diyor “harikulade bir iktidar ve cesaret zannederler” diyor. Bak “Avamı nas (halk) hakikat hali gerçek halini bilmediklerinden harikulade” mesela İngiliz derin devletini harikulade bir iktidar ve muazzam bir cesaret zannederler diyor Beşinci Şua’da.

“Büyük deccal” diyor bak “şeytanin ifası ve telkinleri” bak şeytanla bir kere bağlantı var. Adamın bedenine şeytan girmiş. Bak “şeytanin ifası, telkinleri ve hükmüyle şeriatı İseviyenin ahkamını” İseviliğin hükümlerini “kaldırıp Hristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini” sosyal hayatlarını “idare eden rabıtaları birleştiren unsurları bozarak” dikkat edin “anarşistliğe, teröristliğe ve Yecüc Mecüc’e zemin hazır eder” diyor. Şu anki bu terörist saldırıları Yecüc Mecüc olarak alıyor Bedüizzaman. Bir nevi Yecüc Mecüc saldırısı. “Şeriatı Muhammed-iyenin” Peygamberimiz (sav)’in getirdiği Kuran ahlakının, Kuran’la getirdiği Kuran ahlakının şu anki uygulamasını Kuran’dan öğreniyoruz ve uyguluyoruz. “Ebedi bir kısım ahkamını hükümlerini nefis ve şeytanın desiseleriyle” bak şeytanın etkisinde yine. Aldatmalarıyla “kaldırmaya çalışarak hayat-ı beşeriyenin” insan yaşamının “maddi ve manevi rabıtalarını birleştiren unsurları bozarak serkeş, inatçı ve sarhoş ve sersem nefisleri” bak “serkeş, inatçı, sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer” Hürmet ve merhamet. Adam “merhamet etmeyin” diyor “öldürün” diyor. Bak “hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer. Hevesat-ı müteaffine” nefsi tutkular “bataklığında birbirine saldırmak için cebri” zorla “bir serbestiyet özgürlük” yani bak özgürlük adı altında birbirlerine saldıracak bir sistem meydana getirir diyor. Bütün dünyada bu var şu an görüyorsunuz. “Ve aynı istibdat” baskı “meydana getirir” diyor. “Bir hürriyet vermek ile” diyor yani birbirine saldırma hürriyeti vermekle “dehşetli bir anarşistlik meydana çıkar” diyor şu an olduğu gibi. Bak yüz yıl sonra olacak olayı söylüyor Bediüzzaman bak yüz yıl sonra olacak olay bak “dehşetli bir anarşistlik meydana çıkar. O vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zapt altına alınamazlar” diyor. Artık polis, jandarma, herkes ayağa kalkar diyor. Başka türlü kontrol edilemez diyor Şualar sayfa 592’de.

Kardeşim harikulade olayda benim bahsettiğim bunlar değil. Yani bu sosyal harikalar öyle değil yani metafizik çok fazla olay yaşandı halen de devam ediyor.

Yunus Emre, “Hocam bu alemde bir tanesin” Siz bir tanesiniz.

İbrahim, “Deccal çıktıysa Hz. Mehdi (as) de yaşıyor demektir” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Halep’ten gelen ufaklıklar vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Kek ve meyve suyu bulunca bayağı bir seviniyorlar.

ADNAN OKTAR: Bayağı şekerler.

BÜLENT SEZGİN: Bu da ekmek sevinci.

ADNAN OKTAR: Canlarım benim çok çile çekti çocuklar. Neyse artık Allah kurtardı bir selamete çıktılar.

Evet, şimdi bence kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

Masaüstü Görünümü