Harun Yahya

Sohbetler (21 Aralık 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında El Bab ve civarında devam eden çatışmalarda üç ayrı saldırıda on asker şehit düştü, on sekiz asker yaralandı.

ADNAN OKTAR: Bu PKK’yla mı çatışma mı, IŞİD mi?

KARTAL GÖKTAN: IŞİD’le.

ADNAN OKTAR: PKK’yla çatışmamız olmuyor bizim öyle mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şehitlerimizin bazılarının fotoğrafı vardı.  

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Akın Acar.

ADNAN OKTAR: Bu Akın’ın resmi.

BÜLENT SEZGİN: Evet ikisi Akın. Akın Acar şehidimiz.

ADNAN OKTAR: Akın, sağlam delikanlıymış maşaAllah, Osmanlı delikanlıymış. 

BÜLENT SEZGİN: Oktay Durak şehidimiz. Şehit Önder Pınar.

ADNAN OKTAR: Üçünün var.

BÜLENT SEZGİN: Şu an üçünün var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin, Allah şehadetlerini makbul etsin. İngiliz derin devletiyle, deccaliyetle çatışıyorlar. Deccal çeşitli isimler altında karşımıza çıkıyor, çok fazla sesle karşımıza çıkıyor ama askerin çatıştığı deccaldır, deccaliyettir yani PKK da olsa, IŞİD de olsa, FETÖ de olsa ne olursa olsun hepsi İngiliz derin devletinin emrinde olan gruplar. Çatışma dolayısıyla İngiliz derin devletiyle oluyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Halepli yedi yaşındaki Banu Alabed adlı küçük kız Twitter’dan Halep’teki savaşta yaşananları bütün dünyaya duyuruyor ver sürekli yardım talep ediyordu. Yedi yaşındaki kız çocuğu son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu’na, “Lütfen ateşkesin yapılmasını ve tahliyemizi sağlayın çok yorgunuz” şeklinde bir tweet atmıştı. Bundan kısa süre sonra küçük kardeşimiz ve ailesi güvenli bir şekilde Halep’ten tahliye edildi. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da Cumhurbaşkanlığı külliyesinde ağırlandı. Sayın Erdoğan’ın bizzat yardımlar için teşekkür ettiler. Videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

Şununla çatışıyor, bununla çatışıyor böyle bir şey yok direkt deccalla çatışıyoruz. Darbeyi FETÖ yapıyor deccaliyet yapıyor. FETÖ adı altında yapar. PKK, Güneydoğu’da askerimizle çatışıyor deccaliyetle çatışıyor askerimiz PKK adı altında. Deccalın bu özelliği çok elli ve çok dilli olması çok fazla hadiste belirtilmiştir. Çok fazla eli, çok fazla dili olan bir mahluk o yüzden direkt İngiliz derin devleti ve deccaliyet üstünde durulması lazım.

Münafık konusunu genişleteceğiz, şimdi o ikinci kitabım çıkmak üzere o çok hayati ondan sonra bir üçüncü bir cilt daha yapacağız. Çünkü İslam aleminin başındaki en büyük bela münafıklık. İngiliz derin devletini tespit ederken münafıkların adımlarından giderek yakaladık. Yirmi, otuz münafığın aynı çizgide toplandığını gördük. Bizim de haberimiz yoktu İngiliz derin devletinden ama yirmi, otuz münafığa baktık hepsinde ibre İngiliz derin devletinden yana faaliyetler o zaman olay ortaya çıktı. Bunların yoğun İngiltere’yi savunmaları dikkatimizi çekti, yoğun olarak İngiltere’yi savunmaları, sonra baktık Abdülhamit olayı ortaya çıktı, her şeyin bize ters gösterildiğini anladık. Ve İngiliz derin devletinin de gizlendiğini anladık. Darwinizm’le, homoseksüellikle İslam alemini yok etmek istemişler, bu oyuna dur dedik şu an yüz altmışı buldu yazar, Türk yazar. İngiliz derin devletini yerden yere vuran yazılar yazmaya başladılar. İki yüz yıllık tarihimizde böyle bir şey yok, öncülük ettik, vesile olduk Allah’a hamdolsun rahmet kapısı açıldı. Öncülük etmezsek bu melanet örgütü bütün gücüyle devam edecekti, Rusya da olayın farkına vardı, İran da farkına vardı, Türkiye de farkına vardı şimdi panikle gittiler büyükelçiyi vurmaya kalktılar, elleri ayaklarına şaştı hemen Rusya, İran, Türkiye birleşsin. Akıl almaz bir güç haline geliriz, Pakistan da devreye girdimi olay bitti. Özelikle Mısır da olayın içine girerse hiç baş edemezler.

Kahvehane kültürü güzel de kahvehaneleri böyle daha Osmanlı, daha sıcak, daha hoş hale getirebilirler. Sigara içilmiyor değil mi artık? Yasak, iyi o güzel. Kitap çok olabilir kahvehanede kitap, dergi, kütüphane gibi olması bir de sohbet ehli oraya gelmesi lazım kahvehanelere. Ondan sonra televizyon var zaten değil mi? Çay, kahve oluyor evet olabilir yani faydalı olan her şey yapılabilir. Havadar olmasına çok dikkat etmek lazım, havasız genellikle basık oluyor.

KARTAL GÖKTAN: El Bab’da şehit sayısı on dörde çıktı Adnan Bey. Otuz üç yaralı var şu an.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bu nedir? IŞİD mi saldırıyor?

KARTAL GÖKTAN: Evet öyle diyorlar.

ADNAN OKTAR: PKK saldırısı mı? IŞİD saldırısı mı?

BÜLENT SEZGİN: IŞİD diyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Peki IŞİD süsü verilmiş PKK olabilir mi? Çünkü PKK yeni bir taktik uyguluyor olabilir. Hayır IŞİD zaten o da İngiliz derin devletiyle bağlantılı, onlar da İngiliz derin devletiyle bağlantılı aynısı, fakat PKK kendini gizlemek için yeni bir taktik uyguluyor olabilir, o açıdan buna biraz şüpheci yaklaşıyorum, bu olayı bir araştırmak lazım.

El Bab, haritada görebiliyor muyum ben? Bulma imkanınız var mı?

BÜLENT SEZGİN: Evet. Evet görelim.

ADNAN OKTAR: El Bab göster haritada bana.

BÜLENT SEZGİN: Şurası El Bab, Türkiye sınırı Kilis burası, Türkiye alt sınırı, El Bab.

ADNAN OKTAR: Neden Türkiye orayı önemli görüyor El Bab’ı?           

BÜLENT SEZGİN: Burada güvenli bölge açısından Allahualem, şu bölgede.

GÖKALP BARLAN: İki hattı birbirine ulaştırmamak için, Akdeniz’e açılmasın diye elde ettiği alan.

BÜLENT SEZGİN: Şu Fırat’ın batısı ve bu bölgeyi güvenli bölge olarak korumak istiyor.

ADNAN OKTAR: Bütünüyle güvenli bölge olmasını istiyor Türkiye öyle mi? Peki burada PKK nerde var?

BÜLENT SEZGİN: PKK Fırat’ın doğusunda.

ADNAN OKTAR: O bölgede var değil mi? Peki neden sadece o bölgeye acaba yüklenme oluyor? Öbür bölgeler, PKK’nın bulunduğu bölgelere niye dokunulmuyor? Onu bir netleştirmesi lazım hükümetin. Şimdi muhalifler buraya yerleşir tamam o hallolur da muhalifleri burada PKK tutacak mı? Muhalifleri püskürtebilir PKK, ona karşı ne yapmayı düşünüyorlar?                         

BÜLENT SEZGİN: Resimde gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Evet göster.

BÜLENT SEZGİN: El Bab. Sarı bölgeler PKK’nın elinde olan kontrolünde olan bölgeler. Gri olan bölge El Bab da bunun içinde IŞİD’in elinde olan bölgeler.

ADNAN OKTAR: Bu Dabık ve El Bab. Dabık’da kim var peki?

BÜLENT SEZGİN: Şu an IŞİD.

ADNAN OKTAR: Peki PKK iki tarafta var sarı olanlar PKK mı?

BÜLENT SEZGİN: Sarı olanlar PKK’nın kontrolünde olan bölgeler.

ADNAN OKTAR: Yeşil olan.

BÜLENT SEZGİN: Yeşil olanlar muhaliflerin hakim olduğu yerler.

ADNAN OKTAR: PKK’yı niye püskürtmüyoruz? PKK’nın orada durmasının amacı ne? PKK’yı püskürtelim iki taraftan Menbiç’ten oradan buradan bir gitsin onlar. Hadi diyelim biz orayı aldık, temizledik adamlar çaka çaka dolu olacak orada. Biz çekildiğimizde doluşur oraya adamlar. Peki El Bab Türk askeri orayı kontrol edemiyor mu? Olmaz mı öyle bir şey? Özgür Suriye Ordusu. Bu konuyu bir görüşelim aslında bir konuşulsa iyi olur. Bence o konu hallolur. IŞİD’in oradan çekilmesi mümkün bence. İki sarı bölge birleşmesin diye uğraşıyor. İki sarı bölgeyi ortadan kaldırsak da böyle bir dert olmasa olmuyor mu? Birleşmesin diye uğraşacağımıza o iki sarı bölgeyi ortadan kaldıralım. Girsin Türk tankları hepsini tutuklayalım alıp götürelim. Hepsini püskürtelim. Adamlar iki taraftan bastırabilir. Çok savunmasız bir şey olur o. PKK’nın iki taraftan bastırdığını düşün Özgür Suriye Ordusu’nun da ortada olduğunu düşün yani adamlar darmadağın edebilirler. Bir de IŞİD eğer biraz aklı varsa çekilmesi gerekir. Fakat mantık olarak PKK orada niye duruyor iki tarafta ben bunu anlayabilmiş değilim. Türkiye için bu zor bir şey değil ki adamları direkt sürüp atabilirler.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı El Bab’dan sonra hedefin Menbiç olduğunu açıklamıştı.

ADNAN OKTAR: Bakayım Menbiç’e.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın olan bölge.

ADNAN OKTAR: Menbiç’ten başlasalar önce. Süper olur. Biz Menbiç’i çökertirsek El Bab’da ben IŞİD’in kalacağını zannetmiyorum. Tasını tarağını toplar çekilir gibi geliyor bana. Biz iki taraftaki PKK’lıları önce bir temizlememiz lazım. Birleşmesinler diye uğraşacağımıza iki taraftaki PKK’lıları temizleyelim. Sonra da IŞİD’e ültimatom veririz. Buradan çekiliyorum diye çekilmezlerse çekilmelerini sağlarız. Bu kadar basit ama adamlar iki tarafta mikrop yığını gibi durursa PKK bu olmaz. O zaman IŞİD oradan çekilsin. Stratejik açıdan ikiye bölecekleri için hakikaten iki tarafın birbiriyle bağlantısını kesmek doğru. Çünkü bunlar lojistik destek sağlayabilirler birbirlerine. İki tarafta olduğunda da bunları kuşatmak daha kolay olacaktır. O yönden doğru. O zaman IŞİD çekilsin oradan. Çünkü Türkiye-Rusya da anlaştığına göre IŞİD’in orada bulunmasının hiçbir mantığı yok derhal çekilsin. Tabii İngiliz derin devletinden destur alıyorlarsa. Almıyorlarsa ayrı. Ama çekilebiliyorlarsa çekilsinler. Ama benim gördüğüm İngiliz derin devleti işin içinde. Çünkü böyle bir güç kendi başına oralarda pek rahat hareket edemez. Amerika Birleşik Devletleri’nin desteklemesi de çok mantıksız PYD’yi. Orada bir Stalinist devlet kimin işine yarar? Ne İsrail’in işine yarar ne Amerika’nın işine yarar ne kimsenin hiç kimsenin işine yaramaz. IŞİD’e İngiliz derin devletini daha detaylı anlatmak lazım. Onlar o zaman direkt İngiliz derin devletini de devreden çıkartmak isteyebilirler. Herkese anlatmak lazım. Boş yere bir bela çıkarıldı. Boş yere insanlar öldü. Sonuçta Suriye devleti bütün bir devlet olarak ortaya çıkacak bak göreceksiniz. Sadece enkazlar mezarlar kalacak geriye. IŞİD de çekilecek, PKK da çekilecek Suriye devleti bölgeye hakim olacak. İngiliz derin devletinin aptalca bir macerası yüzünden Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştireceğiz kafasıyla ortaya çıktı İngiliz derin devleti. Ve Mehdiyet’in karşısında mağlup oldu. Rezil kepaze oldu çoktan bitirmişti normalde.

SEMİH MERİÇ: Hadislerde IŞİD’in Mehdi (as)’ye tabi olacağından bahsediyordu. Ve Beşar Esad’ın da inşaAllah Hz. Mehdi (as)’ye tabi olacağından bahsediyordu hadislerde.

ADNAN OKTAR: Evet, açıkça Beşar diye ismiyle geçiyor evet. “Mehdi’ye gelir tabi olur üstadım der” diyor.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov’un muayene tutanağı açıklandı. Mevlüt Mert Altıntaş’ın eylemde kullandığı silahın NATO standartlarında olduğu belirtildi. Şamil Tayyar da Rus Büyükelçisi Andrey Karlov’un öldürülmesini NATO’nun operasyonu olarak değerlendirdi.

ADNAN OKTAR: Bu doğrudan doğruya İngiliz derin devletinin bir eylemi. NATO dediğin gidin bakın gariban adamlar, zavallı insanlar birçoğu. Yani NATO’nun bir ideolojisi yok, NATO’nun ideolojisini onlara dikte ettiren hakim olan güç İngiliz derin devletidir. NATO bir kurum, NATO’nun nasıl ideolojisi olsun? Bir inancı yok, felsefesi yok NATO’nun bir dini yok. İdeolojisi, dini, felsefesi olmayan bir yapıdır NATO. Bugün bir subay gelir oraya mesela bir general gönderirler, tuğgeneral. Altı ay sonra onu görevden alırlar başka bir tuğgeneral gelir. Nasıl ideolojisi olsun bunun? Sürekli değişir. Bir İspanyol general gelir, bir Fransız general gelir bir başka yüz başı gelir bir başka ülkeden. Her fikirden, her dinden, her inançtan adam gelir. Bir kurumdur NATO. NATO bir kurumdur. İdeolojisi olan bir sistem değildir ama İngiliz derin devletinin altı yüz yıllık felsefesi var. Ta Mevlana dönemine geliyor. Daha da eski. Ama son üç yüz yıldan beri muazzam bir casusluk faaliyetiyle organize hareket ediyorlar. Dolayısıyla ideolojisi olan İngiliz derin devletidir. İdeolojisi olmayan bir hareket bir şeyi organize edemez. Yani düşünün Amerika’nın emniyet genel müdürlüğünü düşünün bunun nasıl ideolojisi olsun. Emniyet genel müdürü her an değişir. Alttaki komiserler değişir polisler değişir. Bir kurum burası. Kurumun ideolojisi olmaz. Adamın eline NATO silahını niye veriyorlar biliyor musun? Dikkat NATO’ya gitsin diye. Bu kadar basit. NATO yaptı desinler diye. Sen de bu oyuna istemeyerek de olsa geliyorsun Şamil Hoca. Bu çok çocukça bir oyun yaptıkları oyun, çok ilkel bir oyun. Mesela bizim bir Musevi vatandaşımız vardı onu vurmaya kalkmışlardı teröristler, alınlarına La İlahe illaAllah Muhammeden Resulullah bandı yazdılar. Kuran var ellerinde. Olayın İslami dindar bir grup tarafından yapıldığı imajını vermek için. Halbuki İngiliz derin devletinin yaptığı bir eylem. Ve bunu birçok adam o şekilde anladı. Bir de bu cinayeti işleyen katilin otopsisini hemen apar topar yapıp bitirmesinler. Bunun ağzında midesinde, vücudunda, kanında kimyasal madde arasınlar. LSD dahil hipnotik maddeler. Her türlü kimyasal aransın. Apar topar hemen defin işlemi yapılmasın. Kapsamlı bir analiz yapılsın. Kurşun nereden girmiş nereden çıkmış o değil. Ağzında gırtlak yapısında, midesinde, iç organlarında, karaciğerinde, kan yapısında hatta kemik iliğinde, saç tellerinde hipnotik madde ve diğer kimyasallar aransın. Özellikle LSD başta olmak üzere uyuşturucu aransın. Rica ediyoruz.

Mesela bu olay da işte çok eski oluyor biliyorsunuz Jak Kamhi, hatırlıyorsunuz Jak Kamhi suikastında ellerinde adamların lav silahı var, lav silahının üstüne Arapça yazılar yazmış yapıştırmışlar. Yani Türk milletini rahatça kandıracaklarına inanıyorlar. Hakikaten bazı tiplerde diyor amma yakaladım. Nereden yakaladın? Lav silahına Arapça yazı yazmış diyor. Adam seni kandırmak için yapıyor sen de ona inanıyorsun yapma etme. Adam NATO silahıyla niye adam vursun? Birçok marka silah var. Ne zoru var özellikle NATO silahı kullanıyor. NATO’ya olayı mal etmek için. Kuruma mal ediyor. İngiliz derin devleti nereye gidiyor? Yok, buhar.

Polisle çatışmaya mı girdi bu alçak? Binayı boşalttıklarına göre bunu sağ ele geçiremezler miydi acaba?

GÖKALP BARLAN: Önce ayaklarına bacaklarına ateş etmişler vurmuşlar.  Seksen kurşunu varmış dört şarjörle gitmiş. Sonra tekrar ateş etmişler yine bacağından vurmuşlar yine teslim olmamış bu sefer tamamen infaz etmişler.

ADNAN OKTAR: Ama iki bacağından vurulduysa kısa sürede o aslında şey yapardı biraz bekleseler. Değil mi? Bitkinleşirdi o.

GÖKALP BARLAN: Bir iddiaya göre elini bir yere doğru atmış orada canlı bomba tehlikesine karşı vurduklarını anlatıyor bir gazete haberinde. Ondan dolayı.

ADNAN OKTAR: Canlı bomba tehlikesi. Zor işler tabii karar vermek polisin işi çok zor. Allah yardımcıları olsun. Öyle zor ki vicdani karar vermek. Polis elinden geleni yapmış ilk aşamada ayaklarından vurmuş. İki kere vurulmasına rağmen yine hareket ediyor öyle mi? Ne azgın tipmiş. Seksen kurşun mu varmış?

GÖKALP BARLAN: Dört şarjör seksen kurşun varmış yanında.

ADNAN OKTAR: Elini cebine götürmüş bomba var sanmışlar. Başka elçiler de varmış.

Şu anda solcuların çoğu Gülencilerin işte artık ne kadar adamı varsa yurt dışında Türkiye düşmanı olanlar adam El Nusra Marşı söyledi ve imam hatip mezunu diye Erdoğan’ın El Nusracı olduğunu söylüyorlarmış. Kardeşim adam El Nusra Marşı niye söyler? Hedef saptırmak yani adamın ne zoru El Nusra Marşı niye söylesin? İmam hatip mezunu niçin seçilir böyle bir cinayet işleyecek adam. İzdifam meydana getirmek için. Şüphe meydana getirmek bunlar çok ilkel oyunlar. Tayyip Hoca’ya bayağı kafa takmışlar benim anladığım yalnız kendilerini çok uyanık zannetmeleri de çok kötü.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Güneydoğu’ya Güven ve Huzur Hakim Olmalı

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Oktar sizi temsilen geçe hafta Berlin’de Kültürel Diplomasi Enstitüsü’nün yıllık konferansına konuşmacı olarak davetliydi. Konferanstan bazı resimler göstereceğiz. Sizin radikalizm ve terörizmin fikri mücadeleyle çözüleceği yönündeki görüşlerinizi aktardı. Ayrıca oradaki diplomatlarla A9 TV adına röportaj yaparak sizin kitaplarınızı hediye etti. Bu görüşmeler sırasında Almanya’dan Meryem ve Hamza kardeşlerimiz de Oktar’a yardımcı oldular. Oktar konuşma yaparken görüyoruz. Oktar’ın Berlin’de görüşme yaptığı kişilerden biri bugün Ankara’da bulunan Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bujar Nishani oldu. Oktar kendisine Türkiye’nin Arnavutluk’la bir aile olduğunu, aramızda sınırların, pasaportların kaldırılmasını istediğimizi anlattı. Cumhurbaşkanı Nishani bu görüşlerimize katıldığını memnuniyet duyarak dile getirdi. Oktar sizin “Gelin Birlik Olalım” ve “İslam Terörü Lanetler” kitaplarınızı hediye etti kendisine. Avrupa Parlamentosu’nda Almanya’nın Hristiyan Demokrat Parti’den temsilcisi Sayın Elmar Brok’u görüyoruz resimde. Kendisi aynı zamanda Avrupa Parlamentosu’nun Dış İlişkilerden Sorumlu şu anki Başkanı. Katolik olan Sayın Brok, barış için Müslüman, Hristiyan ve Musevilerin birlik olması gerektiğini bunun üç dinin mensuplarının sorumlu olduğunu ifade etti.

ADNAN OKTAR: Adamlar cıvıklık yapıyor yani bir Katolik’le, bir Ortodoks’la Müslüman niye anlaşamasın? Ne güzel Allah’a inanıyor, ahirete inanıyor, meleklere inanıyor, helallerimiz, haramlarımız hemen hemen tamamı aynı. Ne güzel Allah aşığı insanlar, sevin. Kilise kapanıyor ona seviniyor. Kilise kapanması bir felakettir, Sinagog kapanması bir felakettir. Mesela gençler teşvik edilsin sinagoglar dolsun, kiliseler dolsun Allah’ı sevenler çok olsun.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bu resimde gördüğümüz Eğitim ve Kültürden Sorumlu eski Avrupa Komisyoncusu Sayın Jan Figel. Kendisi Slovakya’dan Katolik olarak şu anda da Avrupa Birliği’nin Din ve İnanç Özgürlüğünün Geliştirilmesinden Sorumlu Özel Temsilcisi.

İngiltere Lordlar Kamarası’ndan eski Bakan Richard Inglewood, Oktar kendisiyle askeri müdahaleler yerine ideolojik mücadelenin önemini ve Suriye’nin bütünlüğünün korunması konusunda konuştu. Kendisine sizin “İslam Terörü Lanetler” ve “Bağnazlığın Derin Karanlığı” kitaplarınızı hediye etti.

Ermenistan eski Başbakanı Hrant Bagratyan’ı görüyoruz.

Lüksemburg eski Parlamento Başkanı Erna Hennicot-Schoepges ayrıca Lüksemburg Eğitim, Kültür ve Din Bakanlıklarında görev almış ve eski Avrupa Parlamentosu Üyesi kendisi.

Jan Cornogursky, kendisi Çekoslovakya eski Başbakan Yardımcısı Slovakya eski Başbakanı ve Adalet Bakanı.

Bir diğer Slovakya eski Başbakanı Janes Jansa, kendisi şu anki muhalefet lideri.

Polonya eski Başbakanı Marek Belka. Şu anda Polonya Merkez Bankası Başkanı olarak görev yapıyor.

Afganistan eski İçişleri Bakanı Profesör Ali Ahmad Jalali.

Lübnan eski Eğitim Bakanı, Beyrut Amerikan Üniversitesi Başkan Yardımcısı Profesör Hassan B. Diab.

Bosna Hersek Milletvekili Maja Gasal Vrazalica.

Gine Bisav Cumhuriyeti’nin eski Başbakanı Rui Duarte Barros.

Uganda Eski Başbakan Yardımcısı General Moses Ali.

ADNAN OKTAR: Bayağı neşeli bir tipe benziyor. Çok şeker.

KARTAL GÖKTAN: Fani Palli Petralia eski Sosyal Güvenlik Bakanı Yunanistan Parlamentosu’nda beş dönem bakanlık yapmış yirmi beş sene milletvekilliği yapmış kendisi.

ADNAN OKTAR: Şık kıyafeti, güzel olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Fas Aile ve Sosyal Gelişim eski Bakanı Nouzha Skalli.

Bulgaristan’ın eski Amerika Büyükelçisi Elena Poptodorova.

Nondas Cl. Metaxas Kıbrıs Menkul Kıymetler Borsası Genel Direktörü.

Doktor Mark Donfried Kültürel Diplomasi Enstitüsü’nün Direktörü.

ADNAN OKTAR: İyi, çok güzel. Temiz insanlar, güzel insanlar.

Şimdi bak tabii istemezler mi Suriyeliler dehşet dolsun şu olsun falan. Ama işin kökenine en en derinine hayret edeceğimiz bir şeyle karşılaşıyoruz. Yani kökeninde Allah kendini sevdirmek için bunları yaratıyor. Yani bütün mesele bu. Yani olayın içinde Hızır (as) var, melekler var, tabii detayına girmiyorum da. Ama amaç burada bütün felaketlerin arkasında yatan, Allah’ın Kendini sevdirmesidir. Tek nedeni budur. İslam’ın hâkim olması, Mehdi (as)’nin zahir olması detaylı aynısıyla anlatılmış. IŞİD falan İngiliz derin devleti falan diyoruz ama yani biraz daha gerisine gittiğimizde hayret edecek varlıklarla karşılaşıyoruz. Ama şimdi onu herkes kaldıramayacağı için her dediğin doğru olsun derler,  her doğruyu her yerde herkese anlatma derler. Bediüzzaman’ın sözüdür. Anlatamıyoruz hatta Ebu Hureyre diyor “Resulullah’tan  iki ilim dolu kap aldım” diyor. “Biri zahir ilmi size anlattım” diyor. “Bir de batın ilmi var ledün ilmi onu anlatsam bu boyun gider” diyor. Yani kafamı kesersiniz diyor anlatırsam diyor. Ama biz kafa olarak o kadar söyleyebiliriz. Hayır olmayan hiçbir şey olmaz. İman İslam açısından her şeyde hayır vardır. Birisi şehit oluyorsa onda hayır vardır. Biri gazi oluyorsa onda hayır vardır. Bir yerde bir felaket meydana gelirse onda hayır vardır. Hiçbir şekilde şer olmaz Müslüman için şer yoktur. Ama küfür için her şey şerdir, her şey. Münafık için her şey şerdir.

Tayyip Hocam’la uğraşmasınlar. Yani bıraksınlar bunu bu büyük bir deliliğe ve cinnete dönüştü. Nihayet bir vatan evladı, bir insan yani. Bu kadar delice cinnet geçirmiş şekilde üstüne gitmenin bir âlemi yok.

Şimdi şu Yahudiler lanetlendi iddiası çok yanlış bir ifade. Bu Maide Suresi 64’te bunu Cenab-ı Allah söylüyor bak çok sarih. Ne diyor Yahudiler o dönemde? “Allah’ın emri sıkıdır” diyorlar. Kim diyor? Belirli bir grup Yahudi söylüyor. Bak belirli bir grup o devirde. “Onların elleri bağlandı” bak kimler hepsini demiyor bak onların bunu diyenlerin. “Ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler” bu kadar. Oradaki adamlar. Bütün Musevilerin lanetlenmesi diye bir şey yok. Öyle bir şey yok. Ama Allah bütün müşrikleri lanetliyor. Onu niye söylemiyorsun?  “Biz de onların arasında kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık” diyor. Ama bu bir tek Musevilerde değil herkeste var. El Kaide’de var, El Nusra’da var Müslümanlar var mesela Şiiler-Sünniler birbiriyle çatışıyorlar. Yani o olay için söylüyor Allah bunu.

“Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirse Allah onu söndürmüştür.” Bu İngiliz derin devleti içerisindeki yapılanmadan bahsediyor Allah burada. Yani İngiliz derin devleti içinde de çok fazla Musevi Yahudi var. Ama masum Musevilerin bu işin içine dahil edilmesi doğru değil. Bak bunu yapanları açıklıyor. “Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirse…” Bütün Museviler bunu yapmıyor. İngiliz derin devleti içerisinde işte kaybolan kabile olduğuna inanıyorlar İngilizlerin. Yani bunu daha önce söylememiştim söylüyorum. Hatta İngiliz Kralı’nın, Kraliçesi’nin tahtı var biliyorsunuz. O tahtın altına bir taş yerleştiriyor Yakup taşı büyükçe bir taş. Onun resmi var mı? Yani kayıp kabile olduklarına inanıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun bu orijinal taht yani kullanılan eski orijinal yani antik olan taht. O taşı görüyorsunuz altında tahtın altında. Başka belgeler de olması lazım var mı onlar bir gösterelim. Evet, bu sembolik o taşın kendisi değil. Onların elinde ki sembolik. Demin ki taşın kendisi orijinali o. Şu orijinali bu evet. Onların elinde olan imitasyon.

On iki kabileden oluşan İsrailoğulları’nın on kabilesinin kayıp olduğuna inanılıyor. On iki kabileden on kabile. Bu işte İngiliz Kraliyet ailesinin kayıp olan on kabileden biri olduğunu düşünüyorlar. İngiliz Kraliçeleri tahta çıktıklarında Hz. Yakup (as)  taşı olduğuna inanılan bu taşı tahtın altındaki özel bölümde tutuyorlar. Bu yakup taşının özelliği şu; Hz. Yakup (as)’ın yani Hz. İsrail (as)’in Allah’ın kendisine dünya hakimiyetini vaat ettiği rüyayı gördüğü gece, Allah’ın kendisine dünya hakimiyetini vaat ettiği rüyayı gördüğü gece üzerine başını koyup uyuduğu bu taş. Bir daha göster. Evet bu taşa yaslanıyor uyuyor. Bu taş Mısır’dan göç eden Zerah ailesi mensuplarınca İskoçya’ya getiriliyor. Bu işte nasıl diyelim? Sonunda işte bu tahta Moşihay’ın oturacağına inanıyorlar. Bu vaadin bu rüyadaki ilahi vaatlerin bu taşın üzerinde oturan Moşiyah’a verileceğine inanıyorlar. Karmakarışık gibi görünüyor ama aslında çok sade olay. Tevrat’ta Yakup’un rüyası şöyle; “Üzerinde yattığın toprakları sana ve soyuna vereceğim. Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya batıya kuzey güneye doğru yayılacaksınız.” Doğu batı kuzey ve güney bu da Masonlukta da var bu. Bu taş da Masonlukta kutsaldır. “Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak. Seninle birlikteyim gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. Verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım.” Yani Moşiyah o tahta oturuncaya kadar sende ayrılmayacağım diyor. “Yakup” Hz. Yakup (as) yani Hz. İsrail (as) “uyanınca başını koyduğu bu taşı zeytinyağı dökerek kutsadı.” Üstüne zeytinyağı döktü bu taşın ve kutsadı. “Sonra anıt olarak dikti bu taşı. Daha sonra şöyle bir adak adadı. “Allah benimle olur gittiğim yolda beni korur. Bana yiyecek giyecek sağlarsa Rabbin evine esenlik içinde dönersem Rab benim Tanrım olacak anıt olarak diktiğim bu taş Allah’ın evi olacak. Bana vereceğin her şeyin onda birini Sana vereceğim.” Böyle bir Allah’tan yakarışı var Hz. Yakup (as)’ın. Özetle bu taşın bulunduğu tahta Moşiyah’ın oturacağı dünya hakimiyeti olduğunda ona inanıyorlar.

Abdülhamit döneminde İngiltere Kraliçesi Victoria ahit sandığının aranması için Abdülhamit’ten özel ricada bulunuyor İkinci Abdülhamit’ten. Ahit sandığının Tapınak Tepesi’nde olduğunu düşündükleri için Kudüs’teki yerel toprak sahiplerinden toprakları alıp oraların tamamını aratıyorlar. Satın alıp aratıyorlar. Halbuki aramayla bulunamaz. Çünkü Allah Kuran’da “onu melekler koruyor” diyor. Görmeleri mümkün değil gözünün önünde olsa bile göremezler. Aslında açıkça söyleyeyim aradıkları yerdeydi. Ama göremediler. Aradılar aradıkları yerdeydi göremediler. Yine arasınlar yine göremezler. Bir Allah’ın harikası bu, mucize bu.

Mehdi (as) biliyorsunuz Hz. Yakup (as)’ın soyundan yani Hz. İsrail (as)’ın soyundan. Dünya hakimiyeti sağlandığında o tahtı onun için muhafaza ediyorlar. O antika olan taht onu süsleyecekler, hazırlayacaklar ve ona Moşiyah’ın oturacağına inanıyorlar. Nereden geldim bu konuya? İngiltere’de zulüm yapan İngiliz derin devletinin içerisinde Museviler de var. Kuran’da bu adamların sürekli savaş için uğraşacağından bahsediyor. Olay ve anarşi, terör çıkaracaklarından bahsediyor. Kuran ayeti ve sonuna kadar bunu yapacaklar diyor. Kıyamete kadar. Hz. Mehdi (as)’dan sonra da yapıyorlar yine yapıyorlar. İngiliz derin devleti yine devreye girecektir Hz. Mehdi (as)’dan sonra. Yine dünyada anarşi çıkacak yine olaylar çıkacak yine kan akacak. Hikmeti nedir? Allah bilir.

BEYZA BAYRAKTAR: Hz. Mehdi (as) döneminde hiç kalmayacaklar değil mi?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as) döneminde zaten tahta oturuyor tamamen iptal oluyor İngiliz derin devleti. Tam teslim oluyorlar. Ama sonra Hz. Mehdi (as)’den ve Hz. İsa Mesih (as)’dan sonra yeniden harekete geçiyorlar. Ayette Allah açık söylüyor. Şeytan’dan Allah’a sığınırım; “Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse” her yeri yakıyorlar bombardıman, ateş dediği işte bu savaşlar dehşet ve şiddet “Allah onu söndürmüştür.” Mesela şu an sönüyor Suriye’de ama Mehdiyet vesilesiyle şu an. “Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar.” Anarşi ve terör çıkaranlar kan akıtanlar bak “Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar.” Bu adamların görevi neymiş?  Yeryüzünde bozgunculuk. Nerde ama bak bütün yeryüzünde Hz. Mehdi (as) ne yapıyor? Bütün yeryüzünde bozgunculuğu kaldırıyor. Bunlar ne yapıyor? Bütün yeryüzünde bozgun meydana getiriyorlar. “…çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.”  (Maide Suresi, 64) İngiliz derin devletinden bahsediyor buradaki ayet ona işaret ediyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Başka bir ayette; “Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın” (Araf Suresi, 56) diye geçiyor.

ADNAN OKTAR: Birçok ayette buna işaret ediliyor. Ama bir de adaletle davranan bir Musevi topluluk daha var. Kuran’da yine ayet var. Onlar da Hz. Mehdi (as)’a yardım eden ekip. Peki sen şimdi adaletle davranan bir ekipten bahsediyor Allah, Musevi. Sen diyorsun ki; Museviler lanetlenmiş. Peki Allah övüyor onları onlar ne? Demek ki yanlış. Suç işleyenleri söylüyor Allah. Suç işleyenler şu an İngiliz derin devletinin emrindeki Musevilerdir. Kuran’ın işaret ettiği Museviler onlardır. Ve müşrikleri de lanetliyor Allah. Müşrikler de şu an anarşi için görev alıyorlar. Bu terör örgütlerinin falan hepsi müşrik. IŞİD, El-Kaide, El-Nusra, Taliban tamamı şirk içindeler.

Daha daha gerisine gidersek Hz. Hızır (as)’la karşılaşırız. Biraz daha yakına gelirsek Azrail (as)’le Mikail (as)’le karşılaşırız. Tam açıkça anlaşılması mümkün değil. Bizim görevimiz zahire göre hareket etmektir. Ben bir yerde terör varsa onu bastırırım. Anarşi varsa bastırırım. Kanunla hukukla elimden geldiği kadar yaparım.

Mesela Araf Suresi 159; “Musa'nın kavminden” Musa'nın kavminden Musevi  “Hakk’a” hakka Allah’a “ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.” Diyor. Hani uğursuzdular? Lanetlenmişlerdi hani Museviler? Bu ne? Burada ayet neyden bahsediyor; mübarek bir topluluktan bahsediyor. Musevi işte bak, "Musa'nın kavminden" diyor. Musevi; Hakk’a ileten, Allah'a ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır. Adaletli bir topluluk. Ama bir de sapkın, hasta olanlar var. Onları da belirtiyor Allah.

Benjamin Disraeli vardı, İngiltere Başbakanı eski; İngiltere'nin ismini parlamentoya değişiklik önergesiyle değiştirtmek istiyor. Ne istiyor biliyor musunuz? "İngiltere'nin ismi İsrail olsun." diyor. Buradan anlayın olayı. Benjamin Disraeli İngiltere Başbakanı o zaman, parlamentoya dilekçe sunuyor; "Oylayalım" diyor, "hep beraber." Ama o zamanki derin devlet bunu kabul etmiyor. "Adı İsrail olsun." diyor.

Kitap ehlinden Musevilerden ve Hristiyanlardan; şeytandan Allah'a sığınıyorum: “Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar.” (Ali İmran Suresi, 113) Kim bunlar? "Kitap ehlinden" diyor, "Muhammedi" demiyor. "Kitap ehlinden". Kuran'ın hükmü açık. “Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri bilendir.” (Ali İmran Suresi, 113-115) Hani lanetlenmişlerdi hepsi? Allah övüyor. Musevi var bunun içinde işte, Hristiyan var. Ehli kitap bu insanlar. "Ehli kitap" diyor Allah. Müslümana Müslüman diyor Allah. Bunlar ehli kitap.

Mesela Bakara Suresi 62, şeytandan Allah'a sığınırım. Allah, “Şüphesiz, iman edenler(le) yahudiler, hristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır.” Hani lanetlenmişti? Hani hepsi lanetlenmişti? “Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” (Bakara Suresi, 62) Sen lanetlendi dedin mi lanetlide korku da vardır mahzun da olurlar. Lanetlenmemişler demek ki. Demek ki ilgili olanlar lanetlenmiş. Onların da söylüyor Allah özelliklerini.

Mesela 15 Temmuz öncesi Türkiye birbirine girmişti. O parti ona, akıl almaz hakaretler havalarda uçuşuyordu. En uç hakaretlere dönmüştü, hatırlıyor musunuz? 15 Temmuz oldu, sabahına herkes kardeş oldu. Hayır var. Hepsinde hayır var. Allah'ın bir amacı oluyor. Sabaha herkes kardeş olarak sabahladı. Sonra yeniden şimdi gerilim meydana geldi. Yine olaylar oldu, yine kardeşlik ruhu meydana geldi. Halbuki dedim, bak; "Yapmayın, etmeyin, aynı ruh devam etsin." dedim. Gevşemenin alemi yok. Hemen kavga başladı. "Artık kavga dönemine dönülemez. Artık klasik siyaset kalktı." dedim. Sözümü dinlemediler, klasik siyasete dönmeye kalktılar. Hemen felaketler yağmaya başladı. Klasik siyasete artık dönemeyiz. Öyle bir şey olamaz artık. Çağ Mehdiyet çağı, bunun dışında bir yol yok. Ali

İmran Suresi 199, şeytandan Allah'a sığınırım, “Şüphesiz, Kitap Ehlinden” yani Musevi ve Hristiyanlardan “Allah'a; size indirilene” Ne? Kuran. “…ve kendilerine indirilene” Ne? Tevrat ve İncil. “Allah'a derin saygı gösterenler olarak” Saygı gösterenler olarak demiyor Allah, derin saygı gösterenler olarak “inananlar vardır. Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri Katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir. (Ali İmran Suresi, 199) Hani hepsi lanetlenmişti? Allah övüyor; Musevi’yi övüyor, Hristiyan’ı övüyor.

Nisa Suresi 162; “Ancak onlardan” yani Yahudilerden “ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar.” Neye? Tevrat'a, İncil'e ve Kuran'a inanırlar. “Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz.” (Nisa Suresi, 162) Hani lanetlenmişti? Yahudilerden diyor işte Kuran'da.

2017'de olaylar iyice yükselecek. Hiç kimse korkmasın, panik de olmasın. Öyle görünüyor. Hadislere göre ve Risale-i Nur'daki anlatımlara göre öyle görünüyor. Müslümanların hiç telaş edeceği bir şey yok. Ama olaylar dünya çapında tırmanacak, sırf Türkiye'de değil dünya çapında. Mehdi (as) çıkıncaya kadar devam edecek, söyleyeyim. Yani hiç kimsenin telaş etmesi için bir neden yok. Mehdi (as) de siyasetçi falan değil. Sevgi dolu, insanları sevgiye çağıran, adalete çağıran bir insandır, dünyayla bir alıp veremediği yoktur. Allah onu vesile edecek, başka bir şey yok. Ama Allah'ın sevdiği bir insan olduğu anlaşılıyor Mehdi (as)'nin, çok sevdiği bir insan olduğu anlaşılıyor.

Sibel Can, o çocuk hiç ortalarda yok. İnsan biraz burukluk duyuyor. Hiçbir sanatçı ortada yok. Eskiden hep ortalardaydılar.

IŞİD, bulunduğu yerden çekilsin. Boş yere kendini ezdirmiş olur. Türkiye'nin dediği bölgeden çekilsin. Ve PKK'yı da biz o bölgeden tamamen atalım. Türkiye'nin böğründe böyle bir yapı olmaz. Tamamen, hiçbir şeyi kalmasın. Ne IŞİD ne PKK hiçbir şey istemiyoruz. Hepsi çekilsin.

Kabadayılar on kişi değil mi, şehitler? Ne mutlu onlara. 

KARTAL GÖKTAN: On dört en son. 

ADNAN OKTAR: Ne mutlu onlara. El ele kardeşçe, şimdi hiç haberleri de yoktur. Acayip şekerlerdir. Çünkü şehitlik çok garip, çok şaşırtıcı oluyor. Geçiş, normal hayattan geçiş olduğu için anlaşılması mümkün değil. Yani normal çatışma devam ediyor, bir şey olmuyor; oradan devam ediyor. Doğal akışında. O Allah'ın bir harikası. Yavaş yavaş mantık değişiyor, olay da değişiyor; hemen adapte oluyor o yeni hayatına. Orada yeniden canları alınacak şimdi. Ne kadar mesela 2120'ye kadar diyelim, kıyamete kadar bekliyorlar. Bir de bütün bozukluklardan onların haberi olmuyor; muhatap olmuyorlar. Halbuki dünyada kan gövdeyi götürecek. Şehitler hiç görmeyecek onları. Dünyanın bozulması var, Yecüc Mecüc zuhur olacak; bayağı kepazelik çıkacak dünyada. Hiçbirini görmüyorlar. En son kıyameti görüyor şehitler. Kıyameti gösterecek Allah şehitlere. Ama zevkle, oturdukları koltuktan Allah'a hayranlıklarını dile getirerek, zikir getirerek; "Ya Rabbi Sen çok yücesin, çok büyüksün" diye adeta film izler gibi izleyecekler. Hayret içerisinde hayret ve takdirle, hayret ve takdir içerisinde. Sonra da tabii Azrail (as) geliyor, canlarını alıyor ama tabii o bir dost karşılaması tarzında. Yani can alma deyince insanların hep aklına bambaşka bir şey geliyor, öyle değil. Sarmaş dolaş, normal akışında devam ediyor. Çünkü Allah, "Onlar için üzüntü yoktur." diyor. Artık o bitiyor. Müminlere de can alındıktan sonra, alınma işleminden sonra, ondan sonra üzüntü yok. Korku ve hüzün olmuyor. Çünkü bir anlamı yok, imtihan bitmiş. Negatif bir şeyin bir faydası yok o şahsa artık. 

 

EBRU ALTAN: Siz, dünyadan şehitlik boyutuna geçiş için rüya örneğini vermiştiniz; "Orada da mantık değişiyor ama hiç yadırgamıyoruz." diye. 

ADNAN OKTAR: Bir daha. 

EBRU ALTAN: Siz, dünyadan şehitlik mertebesine geçiş için; "Rüyada da mantık değişiyor ama biz onu yadırgamıyoruz." demiştiniz. 

ADNAN OKTAR: Tabii canım, yatıyoruz. Yatar yatmaz çok abuk sabuk bir mantık boyutuna geçiyoruz. Rüya daha da şey çünkü şehitlikte mantıklıdır da. Ama en mantıksız şey bile mantıklı geliyor. Hatta başını koyuyor, hemen anında geçiyor. Bambaşka bir alem, bir de mantığı da oturmuş oluyor. Ayakkabısı araba oluyor, hiçbir sorun çıkmıyor. Adam şaşırmıyor hayvan nasıl konuşur, ayakkabıdan araba olur mu, ayakkabıyla havada uçulur mu? Gayet tutarlı geliyor.

Fiko benim makaleleri oku bakalım, neler var? 

KARTAL GÖKTAN: Tabii, hemen. Uluslararası ilişkiler, güvenlik ve terörle mücadele konularında uzman yazarlara yer veren Rusya'nın önde gelen düşünce kuruluşu Katehon'un İngilizce ve Rusça sitesinde "Dikkat: İngiliz Şiiliği" başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Nasrallah'ın bir röportajında İngiliz Şiiliğine dikkat çektiğini ve bu yapının İngiltere'nin çeşitli TV kanalları üzerinden mezhep savaşlarını körüklediğini belirttiğini anlatıyorsunuz. Nasrallah'ın röportajındaki en önemli tespitlerden birinin dini ve mezhebi söylemlerle konuşan bu kişilerin İngiliz casusluk birimleri ajanları olduklarını belirtmesi olduğunu vurguluyorsunuz. Uzun senelerdir gerek kitaplarınızda gerek konuşmalarınızda gerekse makalelerinizle yaptığınız çağrınızı bir kez daha tekrarlayarak aynı Allah'a aynı Kitap’a aynı Peygamber (sav)'e inanan Müslümanların İngiliz derin devletinin oyunlarını görüp biran evvel mezhepsel farklılıkları bir kenara bırakıp birlik olunmasının önemini hatırlatıyorsunuz.

Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya'nın en köklü internet gazetelerinden Pravda'da "Türkiye ve Rusya, 'Hayır, bu sefer tuzağa düşmeyeceğiz" başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda geçen gece kalleş bir suikast saldırısı sonucu hayatını kaybeden Rus Büyükelçi Sayın Karlov'un şerefli, güvenilir çok değerli sevgi dolu kişiliğinden bahsediyorsunuz. Türk-Rus ilişkilerini yıpratmak adına planlanmış bu barbarca saldırıya rağmen Halep Krizi üzerine düzenlenen üçlü zirvenin gerçekleştirildiğini ve olumlu sonuçlar elde edildiğini anlatıyorsunuz. İngiliz derin devletinin geçen sene uçak krizi ile Türkiye-Rusya arasını açma girişimlerinden sonuç elde edemeyince bu şekilde yeni oyunlara başvurduğunu ancak Türkiye ve Rusya'nın bu tuzağa bir kez daha düşmeyeceklerini vurguluyorsunuz.

İran'ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times'da "Türkiye ekonomisini güçlendirmek için takdire şayan halk hareketi" başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Dolar’ın ani yükselişini ve daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısıyla vatandaşların dövizlerini bozdurması sonucu tekrar düşüşe geçtiğini, bu olayın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türk insanının örnek dayanışma fedakarlığını bir kez daha gösterdiğini anlatıyorsunuz.

Merkezi Belçika'da bulunan, aylık ziyaret sayısı dört milyonu bulan Sasa Post haber sitesinde "Yeni Amerikan Başkanı’nın önceliği İslamofobinin önlenmesi olmalı" başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda belirli medya gruplarının İslamofobinin Amerika'da tırmandırılmasında kilit görev yaptığını anlatıyorsunuz. Seçim öncesi ve sonrası Trump'a karşı acımasız bir şekilde yıpratma kampanyası başlatanların da yine bu aynı medya kuruluşları olduğunu belirtiyorsunuz. Trump'ın İslamofobiye kesin son vermesi en başta insani ve vicdani bir görev olduğunu, Müslümanların da sözünü ettiğiniz kötü niyetli çevrelerin yanıltıcı yönlendirmelerine kapılmadan Trump'ı daha dindar daha barışsever bir Amerika inşa etmesi için desteklemeleri gerektiğinin öneminden bahsediyorsunuz.

Suudi Arabistan'ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper'da "Daha iyi bir hayat için ölümle burun buruna" başlıklı makaleniz yayınlandı.

Ve Daily Mail'de de, "Rusya Suriye'de tarihi bir misyonun öncülüsü olma fırsatını kaçırmamalı" başlıklı makaleniz yayınlandı maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Dünyanın en önemli gazeteleri, Allah'a hamdolsun. Bir de başyazı bunlar. Ve en çok izleyicisi olan, en çok okuyanı olan yazılar. Bu Allah'ın lütfu keremi. Tesiri Allah meydana getiriyor maşaAllah. 

EBRU ALTAN: Ve bütün dünyadaki gelişmeler de, sizin yazılarınızdan çok etkilendiklerini gösteriyor maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Ne diyorsak o oluyor elhamdülillah. Dua mahiyetinde. Her konuda bu şekilde oluyor gelişmeler.

Bin sivil ve muhalif Doğu Halep'i terk etmeme kararı almış. Yanlış yapıyorlar. Hemen çıksınlar. Bin kişi, yazık olur. Çok gereksiz. Kimse başları, rica ediyorum çıksınlar.

Kısa bir ara verelim. 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü