Harun Yahya

Sohbetler (22 Aralık 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Selam.

CİHAT GÜNDOĞDU: Aleykümselam.

ADNAN OKTAR: Muhabbet konusu neydi?

CİHAT GÜNDOĞDU: İman hakikatleri. Evrimcilerin bir iddiası vardı onun üzerinde duruyorduk. “Hayat uzayda başladı sonra yeryüzüne meteor yağmuruyla Mars’tan ulaştı” şeklinde söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Gazoz şişesinden roket yapmış Amerikalılar, içine 400 kişi sığıp uzaya gidiyorlarmış. Bu ne kadar mantıklıysa onların sözü de o kadar mantıklı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün şehitlerimize yardım amacıyla süper lig futbol takımlarının ünlü futbolcuları Vodafone Arena’da özel bir maç düzenlediler Adnan Bey. Maçtan elde edilecek gelirlerin tümü şehit ve gazi ailelerine bağışlanacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşmayla başlayan maçtan önce, tarihte ilk defa böylesine büyük bir maç şehitler için Kuran okuyarak başlatıldı. Videosunu da göstereceğim birazdan. Cumhurbaşkanı Erdoğan açılış konuşmasında “Türkiye Cumhuriyeti’nden başka bizim devletimiz yok. Her yıldız bir şehittir. Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. 780 bin kilometrekare de tek vatan. Öyle, ‘Güneydoğu’da şöyle olacakmış, şurada şöyle olacakmış, burada böyle olacakmış’ bedelini ödersiniz ve ödüyorsunuz” dedi. Videoyu da gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Futbolcular şehitlerimiz için başta asker selamı verdiler maçta. Tribünde pankartlar da açılmıştı gösterebilir miyim onu da?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Millet bitti demeden bitmez Türkiye bölünmez.” “Topunuz gelin gençlik burada.” “Ölürsek şehit kalırsak gazi.” “Devlet-millet el ele hep beraber tribüne.” “Onlar bitecek bu millet asla.” “Şehitler ölmez vatan bölünmez.”

ADNAN OKTAR: Şimdi bir kere böyle bir topluluk olması ve patlamanın olduğu yerde olması çok iyi olmuş. Yani onlara bir nispet gibi olmuş. Hani ‘vız gelir tırıs gider ne yapıyorsanız yapın, istediğiniz kadar milleti yıldırmaya çalışın kendi kafanıza göre, kimse sizi kaale almaz’ mesajı verilmiş. O yönden çok iyi. Sporcuların herkesin vatan millet meseleleriyle ilgilendiği gösterilmiş. Kimsenin eğlence peşinde olmadığı da gösterilmiş bu da çok iyi. İlk defa bir maçta Kuran okunmuş olması muhteşem bir olay, Mehdiyet’in damgası. Mehdiyet’in alenen damgası. Daha önce böyle bir şey tahayyül dahi edilemezdi. Ağzına diline sağlık. Hayır olmuş bereket olmuş. Tayyip Hoca da güzel, ortalarda görünüyor.

BÜLENT SEZGİN: Maçta şehit ve gazi aileleri için 50 milyon 630 bin TL toplanmış Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: 50 milyon. Her halükarda çok iyi. Az para değil yani. 50 trilyon yani eski parayla çok iyi. Helali hoş olsun ama onunla bırakmayalım tabii. Vakıf kurulsun elimize geçen parayı verelim. Öyle yırtık ayakkabıyla, hırkayla şehit ailelerini dışarıda gezdirtmeyelim.  

İran ve Rusya karşıtlığı çok planlı olarak İngiliz derin devleti tarafından körükleniyor. Bu Rus elçinin vurulması da öyle, o planın bir devamı. İran ve Rusya düşmanlığını ortadan kaldırdık Allah’a çok şükür, bu oyunu bozduk ve bozmaya da devam edeceğiz. Şii karşıtlığını da bozduk. Şiiler nur gibi Müslümanlar hepsi bizim canımız çok seviyoruz biz Şiileri. Onların kılına dokundurtmayız. Bu kadar.

Son 10 yılda görevden alınan 140 bin polisin 55 bin tanesi Gülen terör örgütüyle bağlantılı olduğu ortaya çıkmış.

“Dünya sevgi birliğine muhtaç” diyelim.

KARTAL GÖKTAN: Fırat Kalkanı Operasyonu’nda dün 16 şehit verdik. 33 askerimiz yaralandı. Şehitlerimizin fotoğrafları var.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. Akın Acar, Ali Sezai Yalçın, Ali Yılmaz, Bülent Albayrak, Burak Boz, Ferhat Demir, Furkan Yavaş, Göktan Özipek, Hasan Kavuz, Mehmet Kokkaya, Okan Altıparmak, Ökkeş Karaca, Oktay Durak, Ömercan Yekebağcı, Önder Pınar, Osman Çelik.

ADNAN OKTAR: 14 müydü dün?

BÜLENT SEZGİN: 14’tü evet.

Adnan Bey, dün üçlü zirve olmuştu, Rusya, İran ve Türkiye arasında. Şöyle bir haber vardı: Üçlü zirvenin ardından yayınlanan deklarasyonda Suriye’deki terör örgütleri arasında PYD sayılmadı. Türkiye uzun zamandır dünyayı PYD’nin terör örgütü olduğuna ikna etmeye çalışıyordu. Üç ülkenin de imza attığı deklarasyonun 8. maddesinde şu ifadeler yer alıyor: “İran-Rusya ve Türkiye IŞİD ve El-Nusra’ya karşı birleşik mücadele ve silahlı muhalif grupları onlardan ayırma kararlılıklarını tekrar ederler.” Maddeye göre IŞİD ve El-Nusra terör örgütlerine karşı bir mücadele yürütülecek ancak Suriye’deki diğer gruplar bu örgütlerden ayrı tutulacak. Ayrı tutulacak örgütler arasında PYD de bulunuyor. Türkiye PYD için terör örgütü derken, imza atılan metinde PYD’nin diğer silahlı muhalif gruplar arasında sayılması dikkat çekiyor.

ADNAN OKTAR: Bütün terör örgütlerine toptan bir müdahale gerekir. Terör örgütü, PYD iyidir, hoştur, hastır, zararsızdır, işte şu… Bunlar zaten tek bir bütün blok. FETÖ de, IŞİD de, PKK da, El-Nusra da hepsi tektir. Ve bu Şii örgütler, orada kan döken Şii örgütler hepsi tek, İngiliz derin devletinin komutasında çeşitli bölükler bunlar. Bunların hepsine yönelik yapılması gerekiyor, yani bir ayrım olmaması lazım. İngiliz derin devletinin bir ordusu var, ordusunun bölükleri var.

Bildiğiniz Şii örgütler neler var? Bana göndersinler. Yani aynı Şii örgütler; El-Kaide, Taliban, IŞİD, Nusra, PKK, PYD, YPG, PJAK bunların hepsi İngiliz derin devletinin emrinde olan örgütler. FETÖ, Fethullah Gülen’in işte oluşturduğu o FETÖ denen örgüt bunlar blok bir bütün. Bir ordunun, karşı ordunun çeşitli bölükleri, birbirinden hiçbir farkı yok. Hiçbirinin ayırım yapılmaması lazım. Hepsine toptan mücadele verilmesi gerekir. Bu mücadele de İttihad-ı İslam’la olur, İslam Birliği’yle olur. Müslüman alemi paramparça. Onlar bir imparatorluk olarak saldırıyorlar saldırırken. Bak onlarda bir başkumandan var, başlarında bir deccal var İngiltere’den bunları idare ediyor. Bak tek bir komutanın etrafında toplanmışlar. Mesih deccalın etrafında toplanmışlar ki o da kendine “Mesih” diyor. Mesihlik iddiasıyla ortaya çıktı şu an o deccal. İşte “binlerce yıldan beri beklenen Mesih benim” diyor Mesih deccal. Ona bağlı bir birim mesela bu, başka bir birim, başka birim ama yüzlerce birim hepsi deccalın emrinde ve onun komitesinin emrinde. Müslümanlar da tek bir topluluk olması lazım buna karşı. Yani Şii, Sünni, Vahabi, Alevi, Bektaşi kim varsa hepsi tek bir bütün olması lazım. Ancak bu şekilde karşılık verilebilir. Yoksa Türkiye tek başına, İran tek başına, Suriye, mesela Suriye tek başına çıktı yenildi. Irak tek başına çıktı yenildi. Halbuki Irak, Suriye, Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır birlikte hareket etseler bu olayların hiçbiri olmaz. Hiçbir şekilde olmaz. Mesela bu Haşdi Şabi Şii terör örgütü, İngiltere’ye bağlı, İngiliz derin devletine bağlı. Mesela Bedir örgütü İngiliz derin devletine bağlı. Husiler İngiliz derin devletine bağlı. Irak İslam Devrim Konseyi var mesela, onun içindeki elemanlar da yine İngiliz derin devletine bağlılar. Dolayısıyla toplu hareket ediyorlar. Yani PKK, IŞİD bunların hepsi aynıdır. Ayrı zannettikleri için hata yapıyorlar. Müslüman alemi bu tek orduya karşı tek bir bütün olarak mücadele vermesi gerekiyor. Eğer İttihad-ı İslam’la mücadele verilirse o gün bak o saat konu biter. Ama tek tek ayrı paramparça olarak mücadele ettiğimizde galip gelmemiz imkansız yani mümkün değil. Türkiye ayrı, Irak ayrı, Suriye ayrı, her ayrı olan mağlup oluyor. Türkiye bu kadar büyük bir imparatorluğa, deccal imparatorluğuna tek başına mücadele etmesi olmaz. İslam alemiyle birleşerek İttihad-ı İslam’la mücadele edebilir. Onun dışında olacak iş değil.

GÖKALP BARLAN: Ayeti hep hatırlatıyorsunuz Hocam, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “İnkar edenler birbirlerinin velileridirler. Eğer siz bunu yapmazsanız, birbirinize yardım etmez dost olmazsanız yeryüzünde büyük bir bozgunculuk (fesad) olur.” (Enfal Suresi / 73)

ADNAN OKTAR: İşte bak, deccalın etrafında bir aile olmuş bunlar. İngiliz derin devleti bir aile. Zaten kendi elemanlarına “aileden” diyorlar konuşurken. Pakistan’da, Mısır’da bunların yüz binlerce yancısı, uşağı, ajanı var. Ve bunlarla muazzam bir istihbarat ağı kurmuşlar. Yüz binlerce insanlardan oluşan bir istihbarat ağı. Ve içimizde de birçok kalleş kahpe var, bunlar da bunlara sürekli istihbarat sağlıyorlar. Dolayısıyla ayrı-gayrı bir şey yok. İttihad-ı İslam’ın dışında çözüm olmaz. Tek tek yenmek mümkün değil. İslam alemi paramparça, deccaliyet imparatorluk şeklinde saldırıyor. Bütün dünyaya hakim şu an deccal. İslam alemi birleşmediği müddetçe galip gelmek mümkün değil. Bak mesela Mısır ortaya çıktı, tek başına ortaya çıktı hemen ezdiler. Libya tek başına çıktı hemen ezdiler. Irak-Suriye oraya çıktı hemen ezdiler. İran’ı da eğer tek başına çıksa hemen ezerler. Mutlaka ittifakla toplu hareket etmemiz gerekiyor.

“Yiğitliği bol olanın düşmanı da çok olurmuş.” Burcu Sipahi. “Sen benim gördüğüm en cesur ve Allah’tan en çok korkan insansın” diyor. İnşaAllah öyle oluruz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fırat Kalkanı Operasyonu’nun önemini şu sözlerle açıkladı: “Dünyanın ve bölgemizin yeniden yapılandırılmaya çalışıldığı şu kritik dönemde eğer durmaya kalkarsak kendimizi bulacağımız yer Sevr şartlarıdır. Halbuki biz hala Lozan’daki kayıplarımızın üzüntüsüyle yaşayan bir milletiz. Açık konuşmak lazım; Türkiye İstiklal Harbi’nden sonraki en büyük mücadelesini veriyor. Bu mücadele tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet mücadelesidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor.

Başka ne var anlatacağınız?

KARTAL GÖKTAN: Sizin açıklamalarınızda Adnan Bey dikkat çektiğiniz tarihler vardı, “2023 ve 2071 arasında Mehdiyet’le dünya en güzel dönemini yaşayacak” demiştiniz. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı tarihlere dikkat çekti. “Birbirimizi Allah için sevelim. 2023, 2053, 2071’le gelecekte çok daha farklı bir Türkiye’nin inşası olacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, güzel o. İleriye yönelik olacak olayları, güzel olayları Resulullah (sav) anlatmış, Bediüzzaman anlatmış, Tayyip Hocam da Mehdiyet üslubunu sürekli güçlendirerek anlatan bir insan.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası ilişkiler, güvenlik ve terörle mücadele konularında uzman yazarlara yer veren Rusya’nın önde gelen düşünce kuruluşu Katehon’un İngilizce, Rusça, İspanyolca ve Arapça yayınlarında, “Büyükelçi Andrey Karlov Türk-Rus dostluğunun ebedi sembolü oldu” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Türk ve Rus dostluğunun pekişmesi adına düzenlenmiş bir sanat etkinliğinde hain bir suikast sonucu vefat eden Rus Büyükelçi’nin asil kişiliğinden bahsediyor ailesine ve sevdiklerine başsağlığı diliyorsunuz. İngiliz derin devletinin kendi çıkarlarına ters düştüğü için Türkiye-Rusya yakınlaşmasından oldukça rahatsız olduğunu ve söz konusu yakınlaşmayı bozmak için de bu şekilde vahşi planlarını uygulamaya geçirdiklerini anlatıyorsunuz. Türkiye ve Rusya’nın aleyhlerinde oynanan tüm oyunlara rağmen kararlı adımlarla dostluklarını pekiştirmek için gayretlerini sürdürmeleri gerektiğini vurguluyorsunuz.

Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’nın Rusça yayınının dünya haberlerine yer veren ana sayfasında “Hayır, Türkiye ve Rusya bu sefer tuzağa düşmeyecek” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, geçen geceki gerçekleşen saldırı sonucu hayatını kaybeden Rus Büyükelçi Karlov’n şerefli, çok değerli, sevgi dolu kişiliğinden bahsediyorsunuz. Türk-Rus ilişkilerini yıpratmak adına planlanmış bu barbarca saldırıya rağmen Halep krizi üzerine düzenlenen üçlü zirvenin gerçekleştirildiğini ve olumlu sonuçlar elde edildiğini anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Pravda, ünlü Pravda Gazetesi ki en çok okunan yazısı. Bak, Rusya’nın en büyük gazetesinde başyazı olarak çıkıyor. Ve en çok okunan yazı. Ve sürekli Türkiye-Rusya dostluğunu pekiştiren bu yazılarla bu oyunları altüst ediyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’da Hristiyanlara yönelik yayın yapan Christian Media Magazine’de, “Müslümanlar ve Hristiyanlar daha güzel bir dünya için el ele” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Kuran’da Musevi ve Hristiyanlara karşı bir düşmanlık olmadığı, bağnazların ayetleri uydurma hadislere göre yanlış yorumladıklarını anlatıyorsunuz. Kuran’da geçen, şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin..” (Maide Suresi, 51) Ayetinin açıklamasını yapıyorsunuz ve burada geçen kelimenin dostlar değil, yönetici edinmeyin olduğunu belirtiyorsunuz. Allah’a imanın eksikliğinden kaynaklanan günümüz dünyasında yaşanan felaketlerin aynı Allah’a iman eden Müslümanlar ve Hristiyanların ittifakıyla önlenebileceğini ifade ediyorsunuz.

İran’da elit kesimin okuduğu İran’ın en iyi gazetesi çok dağıtımı yapılan ve en çok okunanların başında gelen günlük Shark Gazetesi’nin hem basılı yayınında hem de internet sitesinde “Yapıcı kaosun getireceği yıkım” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, bazıları tarafından komplo teorileri olarak nitelendirilen Ortadoğu üzerine kurgulanmış çirkin senaryoların teori olmaktan çıktığını, plan kurucular tarafından bunların artık gizlenmiyor olduğunu belirtiyorsunuz. Nefreti, savaşı körükleyecek planlar kuranların aksine iyilikten güzellikten yana olanların birlikte nefreti alt edecek planlar kurmasının, barışın inşasını batıdan beklemeden harekete geçirmemizin öneminden bahsediyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times Gazetesi ve internet sitesinde “Rohingya Müslümanları dünyamızın en yalnız halkı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Myanmar’da gerçek değişim vaatleriyle seçilen Suu Kyi’nin başkanlığındaki yeni hükümetin gelişinden beri Rohingya Müslümanları için değişen bir şey olmadığını, zulmün devam ettiğini anlatıyorsunuz. Endonezya ve Malezya’nın Rohingyalıları geçici olarak ülkelerine kabul etme kararlarının güzel bir başlangıç olmasını temenni ediyorsunuz. Ve tüm İslam aleminin birleşerek Rohingya Müslümanlarına yalnız olmadıklarını göstermemiz gerektiğinin öneminden bahsediyorsunuz.

Amerika’da yayın yapan haber portalı News Rescue’da “BBC News ve Darwinizm’in en büyük açmazı ‘hayat nasıl başladı’” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, ilkel hücre diye bir şey olmadığı, hücre zarının tek başına oluşamayacağını, hayati fonksiyonların devamının enerji gerektirdiğini, RNA’nın hücreden önce var olamayacağını bilimsel delillerle açıklıyorsunuz. Hayatın Allah’ın “Ol” demesiyle bir anda oluştuğunu anlatıyorsunuz.

News Rescue’da ayrıca “İran ve Türkiye Dosttur, Müslümanlar kardeştir. Vatandaşların aramızı açmak için oynan oyunlara karşı uyanık olmaları gerekir” ifadenizi haber yaptıkları bir yazı yayınlandı. Haberde sizden şu şekilde bahsediliyor: “Dünya çapında tanınan Müslüman düşünce lideri Adnan Oktar, uluslararası basında yer alan makaleleriyle ve televizyon programlarıyla İran-Türkiye ve Rusya ittifakının önemini ısrarla gündemde tutuyor.” Bu birlikteliğin bölgede barış güvenlik ve huzurun sağlanmasında önemli rol oynayacağını vurguluyor. Haberde ayrıca sohbet programlarınızdan bu konudaki yorumlarınızın deşifre metinleri de yayınlandı.

Son olarak Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde ise “Sahte bayrak operasyonları” başlıklı makaleniz yayınlandı, maşaAllah. Bu makalenizde İngiliz derin devletinin dünyadaki karmaşanın zeminini hazırladığını ancak bunu fark ettirmeden yaptığı yakın tarihten örnekler verilerek anlatılıyor.

ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle; mesela 1953 İran darbe girişiminde karşı tarafın bayrağını çekiyorlar, böyle alçakça oyun oynuyorlar. Karşı taraf da kendilerinden zannediyor. Açıyorlar bütün sistemi açtığında gidip vurup yok ediyorlar. Yine Suriye’de de bu yöntemi uyguladılar. Karşı tarafın bayrağını çekiyorlar ve indiriyorlar. İngiliz derin devletinin uyguladığı çok meşhur bir yöntem bu, her yerde uyguluyor bunu dünyanın her tarafında yani bayrak aldatmacasıyla karşı tarafı çökertme yöntemi. Bu konuyu anlattım.

Benim kanaatim, Türkiye sınır operasyonunda bütün terör gruplarını aynı görüp hepsine karşı tavır alması gerekir. Yani ayrım yaparak olmasını ben makul bulmuyorum. IŞİD’e de, PKK’ya da, El-Nusra’ya da, bu Şii terör örgütlerine de -ki bunlar İngiliz derin devletinin maşası olan örgütler- hepsine toptan operasyon yapılması lazım. Ve bunlara kültürel operasyon en başta yapılması gereken şey. Yani eğitim yoluyla, hadislerin yanlışlığının aktarılması, dehşet ve şiddet hadislerinin sahte olduğu, doğru olmadığı bunlar vurgulanabilir. Çünkü İslam dininde zorlama yok, baskı yok. Allah “dinde zorlama yoktur” diyor şeytandan Allah’a sığınırım. Bu konuda hüküm açık. Ama gelenekçi Ortodoks eserlere baktığımızda her şeye ölüm cezası veriliyor aşağı yukarı. Sakalını kesen öldürülüyor, namaz kılmayan öldürülüyor, işte zina yaptığı iddia edilen kişi öldürülüyor, yani hemen hemen her suçun cezası ölüm. Yani birçoğunun cezası ölüm. Bunu terör örgütleri kullanıyorlar bu hükümleri. Bunun yanlışlığının anlatılması lazım.

Şimdi bu konuları ben orijinal hadis kaynaklarından anlatacağım biraz sonra. Fakat hanım kardeşlerimiz gelsin.

VTR: Münafık, Müslümanları Değil Küfrü Kaliteli Bulur

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey İbrahim Tuncer, Ankara Ticaret Odası Başkanı seçilen Sayın Gürsel Baran Bey’i ATO’daki makamında sizi temsilen ziyaret etti. Hayırlı olsun ve başarı dileklerinizi iletti. Kendisi de çok ilgi ve alaka gösterip teşekkür etti.

ADNAN OKTAR: Allah muvaffak etsin, Allah başarılı kılsın, daha güzel makamlar nasip etsin hayır yolda İslam yolunda, Kuran yolunda Allah başarı nasip etsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Takvim Yazarı Bekir Hazar, Rusların da İngiliz derin devletinin farkında olduğuna dair şöyle bir yazı yazdı: “Rus Elçi suikastından 5 gün önce Kraliçe’nin resmi televizyonu BBC, “Ruslar Türkiye’de çok suikast yaptı ama Türkler hiç karşılık vermedi” diye belgesel yayınlıyor. Zamanlama çok manidar. Tarihte ne zaman Moskova’yla yakınlaşsak İngiliz fitnesiyle Ruslarla savaştırıldık. Geçtiğimiz hafta Moskova’daydık. Rus Elçi’ye yapılan suikasttan günler önce Şanghay beşlisinin kurucusu generallerin generali unvanı verilen Ivaşov’la röportaj yaptık. General Ivaşov’a Sultan Abdülhamit Han’ın Türk-Rus dostluğu hayalini ve İngilizlerin buna içeriden nasıl çomak soktuğunu hatırlattım. ‘Şimdi Şanghay beşlisine girersek aynı fitneci duracak mı?’ diye sordum. General Ivaşov ‘Bizde bir söz var, İngiliz’e düşman olmaktan daha kötü olan İngiliz’e dost olmaktır’ dedi. ‘Bizde de bir söz var’ dedim; İngiliz gece ağaca kezzap döker, sabah da yanına gelip kim yaptı bu katliamı diye ağlar’ cevabını verdim. Gülüştük.”

ADNAN OKTAR: Ama işte İngiliz diye biliniyor, halbuki İngiliz derin devleti. İngilizler kibar insanlar normal kendi halinde insanlar, mazlumlar onlar o beladan haberli değiller. İngiliz derin devleti denen deccali gizli bir yapılanma var münafıklardan oluşan, şeytana uymuş adamlardan oluşan bir yapı var bununla asıl ilgilenilmesi lazım.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Putin, suikasta uğrayan Rus Elçi’nin yanında korumasının olmamasıyla ilgili eleştirilere şöyle yanıt verdi: “Ortak bir kural var, bu kurala göre büyükelçiliğin silahlı koruması sadece büyükelçilik arazisinde çalışır, dışarıya silahla çıkamaz. Sorun da bu. Bu sadece Türkiye’de değil çoğu ülkede böyle. Bazı ülkelerde oradaki süreçler dikkate alınarak farklı bir uygulama için anlaşmaya varılabilirdi bunu kabul ediyorum” dedi. Geçtiğimiz günlerde gazeteciler de konuyla ilgili yorumlarında “Türkiye’de sadece Amerikan ve İsrail Büyükelçiliği kamuya açık yerlere korumalarıyla giderler, diğer elçiler yanlarına korumalarını almazlar” demişlerdi.

ADNAN OKTAR: Olur mu? Büyükelçinin yanında güvenilir korumaları olacak hatta otomatik silah da olması lazım sırf tabanca değil. Kanunda onu rayına oturtmaları gerekir aksi olmaz. Büyükelçilere eskiden beri suikast olur. Bizim Türk büyükelçilerimiz olurdu, Ermeni militanlar, Asala militanları sık sık şehit ederlerdi korunma tedbirleri zayıf olduğu için istediklerini yapıyorlardı. Bir kere büyükelçilerin yanında mutlaka kendi ülkesinde yetişmiş yetenekli koruma. Ağır silah da bulundurabilir, otomatik silah da bulundurabilir öyle olması lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ergün Diler, Rusya için öldürülme şeklinin İngiliz derin devletinin yöntemi olduğunu söyledi ve şunları yazdı: “James Bond’lar bizim Ahmet’lerden, Mehmet’lerden, Hasan’lardan, Hüseyin’lerden öyle yardım alır ki şaşırıp kalırsınız. Dünya üzerinde savaşmadan imparatorluğunu devam ettiren tek ülke İngiltere’dir. İstihbarat dünyasının iyi yetişmiş isimleri çok iyi bilir ki, enseye sıkılan kurşun ve bombalı otomobille yapılan suikastlar İngiliz istihbarat örgütü MI6’ın mührüdür. 1973 Amerika’nın Sudan Büyükelçisi ensesine sıkılan mermiyle öldürüldü. 1979 Amerika’nın Kabil Büyükelçisi dört Afgan görünümlü MI6 ajanı tarafından kaçırıldı. Dubs ensesine sıkılan tek kurşunla öldürüldü. 1980 Amerika’nın Beyrut Büyükelçisi’ne yönelik silahlı saldırı iki mermi ensesine isabet etti. 2005 Lübnan Eski Başbakanı Hariri Beyrut’ta bombalı araçla öldürüldü. MI6 saldırıdan bir ay önce Hariri’yi İngiliz düşmanlığı yaptığı için uyarmıştı” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. İngiliz derin devletiyle kim uğraşıyorsa hepsini vurmuşlar şu ana kadar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Karlov’a düzenlenen suikastın saniyeler sonrasında dünyanın her yerinden Twitter’e “Umarım bu yeni Franz Ferdinand vakası olmaz” şeklinde yüzlerce tweet atıldı. Vakit ilerledikçe sayı yüz binlere ulaştı. Google şirketi Karlov’un öldürülmesi sonrası dünya çapında en popüler kelimelerin Franz Ferdinand ve 3. Dünya Savaşı olduğunu söyledi. Franz Ferdinand suikastı 1. Dünya Savaşı’nın çıkış noktası olmuştu.

ADNAN OKTAR: Yok, böyle bir şey olmaz. Sadece Türkiye Rusya daha titiz bir kardeşlik, daha titiz bir siyasi, sosyal, ticari bağ anlamında gelişir tırmanır. Yükselir ve güçlenir başka bir şey olmaz. Ama 2017’de olayların tırmanacağı açık görülüyor. Hadislerin gösterdiği mana bu. Şaşırtıcı derecede hatta katlamalı diyebileceğimiz olayların gelişeceği rivayetlerden anlaşılıyor. Allahualem ve bil sevap. “Ya’lemul gaybe illaAllah.”

Twitter’de birinci haber “İslam Birliği kurulmalı.” Yani Mehdiyet. 

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bekir Hazar, İngilizlerle ilgili şunu yazdı: “Kıbrıs geriliminde Türkiye, Yunanistan ve hiç alakasız İngiltere garantör olmuştu. Moskova’daysa sadece Türkiye, Rusya, İran, Suriye’de garantör olarak anlaştı. İngilizler yok. Bu bir devrimdir ve bazılarına fena halde batıyor. Üstelik birileri Suriye’nin parçalanması için tüm teröristlerle işbirliği yaparken üç ülke Moskova’da Suriye’nin toprak bütünlüğü için anlaşıyor,  adeta tüm hesaplara ceza kesiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Suriye’nin bölünmemesi konusunu aylar öncesinde söyledik. Hükümetin politikası o yönde değişti. Çok titiz bir kararlılıkla Rusya ve İran’la ittifak ederek Suriye’nin bir an önce bütünlüğünün sağlanması esas hale geldi.

Rus siyasetçi Vladimir Jirinovski Rus Büyükelçisi’ne düzenlenen suikastın ardından yaptığı açıklamada: “Bütün ihtilafları çıkaran İngiltere.” diyor. Yani İngiliz derin devletini açık açık ifade diyor. Daha önce bu 100 yıllık Rus tarihinde görülmemiş bir açıklama. 150 yıl önce de yok. 200 yıl öncesinde de yok. 200 yıldan beri Rusya’da duyulmayan bir açıklamayı devlet peş peşe açıklama olarak yapıyor. Kim vesilesiyle? Allah’a çok şükür öncülük ettik bizlerin vesilesi ile evet.

Gıyasettin Kelhüsrev, “Hindistan ekonomisi İngiltere’yi geçti. Hala İngiltere diyorsun. Ahı gitmiş vahı kalmış bir ülke İngiltere.” İngiltere’yi geçti diyorsun. Hindistan’ın İngiltere hakimiyetinde bir ülke olduğunu unutmuş. Hindistan siyaseti Hindistan’ın kuruluşu tamamen İngilizlerin hakimiyetindedir. Şu anda da keskin bir İngiliz hakimiyeti Hindistan’da mevcut. Pakistan’da da Hindistan’da da öyle. Fakir olsun zengin olsun bütün ülkeler o bölgede İngiltere’nin kontrolünde. Dolayısıyla İngiltere parayı pulu mülkü kendi ülkesine yığıyor biz demedik. Hepsini kullanıyor her yerde adamın üsleri var, adamları var, askerleri var. Bütün dünyayı kullanıyor. Ve parayı “Benim halkım yesin.” demiyor zaten İngiltere’de derin devlet. İngiliz derin devleti kendi halkını koruyan bir devlet değil. Yani her halka düşmandır İngiliz derin devleti. Hiç kimsenin rahatını düşünmez. İngiliz derin devletinin özelliği kan dökmesi şiddet savaş olay kepazelik rezillik çıkartmak, ahlakı bozmaktır. Yani “Şu ülke rahat etsin. Şu fakir olsun.” böyle bir konu yok yani hepsini ezmeyi hedefler. İngiliz askerini de gönderiyor ezdiriyor. Kendi casusunu da ezdirir. Casusunu da aşağılatır. Mahveder kendi casusunu. Bütün casuslarını kendi öldürüyor zaten. İngiliz derin devletinin manyak bir yapılanma olduğunu anlamamış. Daha hala Hindistan geçti diyor. Ya Hindistan’ın tamamı İngilizlerin kontrolünde. İngiliz kolonisidir Hindistan. Haberi yok adamın.

EBRU ALTAN: Siz söylemiştiniz İngiltere’yi de bölmek istiyorlar parçalamak istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii yani öyle bir dertleri yoka adamların. Kesintisiz savaş, kesintisiz şiddet, kesintisiz ekonomik kriz; İngiliz derin devletinin hedefi budur. Yani insan sevmez İngiliz derin devleti insanların maymundan geldiğine inanır. Kendi halkını, kendi milletini de sevmez. Fakat diğer insanları ezme de kullanır o kadar.

Hindistan’ın 1947’deki isminin ne olduğunu biliyor mu bu arkadaş? 1947’de Hindistan’ın ismi Britanya Hindistan’ı. Britanya Hindistan’ı. Daha 1947 daha dün gibi daha yeni ismi değiştirildi.

İngiliz derin devletinin kafa bulandırma propagandası dünyayı şu an 200 yıl, 300 yıl sürüklemişti. Şu ana kadar. İlk defa net vuruşla bu kepazeliği ortaya çıkartıp insanlara tanıttık. Ama daha hala o bulanıklık devam ediyor bak. Ya kardeşim Amerikan Cumhurbaşkanları yani devlet başkanları şimdi mesela Obama. Dediler ki: “Sen Amerikan başkanısın tebrik ederiz.” Dediler. O da bayağı sevindi. Onu Beyaz Saray’a götürdüler herkes de biliyor. “Şimdi” dediler “sana devlet sırrı vereceğiz.” Dediler. Tek başına. Yani İngiliz kökenli Amerikalılardan oluşan heyet. Bunlar üstat adamlar. Bunu odaya sokuyorlar Beyaz Saray’da hepsine yapılan bir uygulama. Bu diz üstü oturuyor nezaketiyle öbürleri sandalyede. “Sana şimdi hiç bilmediğin bir sır vereceğiz.” diyorlar. “Amerika denilen ülke İngiltere’nin kolonisidir.” Diyorlar. “Ve burayı yöneten İngilizlerdir.” Diyorlar. “Sen de bu yönetimin başındaki olan adamsın.” diyorlar. “Anladın mı?” diyor. “Seni iktidara getiren de biziz. Daha öncekileri de iktidara getiren biziz. Dünyayı yöneten de biziz. Bunu gizleyemeyenlerin sonunun ne olduğunu biliyor musun?” diyorlar. Adamlar fotoğraflarını falan da gösteriyorlar anlatıyorlar. “Bunlar bir sır.” Diyorlar. “Umarım bu sırrı saklarsın.” diyorlar. Özetle bu. Anlatılan budur. Devletin sırları veriliyor diyor. Her Amerikan Cumhurbaşkanına bu yapılıyor. Diz çöktürüp sırları okuyorlar adama. “Anladın mı?” diyor. Eğer şoktaysa da açarlar şokunu yani öyle bir dert de olmuyor. İyice kanaati gelinceye kadar bırakmıyorlar. Bazen kavrayamayanlar oluyor onu kavratıyorlar orda. Yani nezaket ile kavratıyorlar. İyice anlıyor. Ondan sonra görevine başlıyor. Bu George Bush’a da uygulandı. Obama’ya da uygulandı. Kennedy’ye de uygulandı. Kennedy fakat bunu bir türlü hazmedemedi adam. Durup durup “İlla da odunum.” dedi. Sonunda adamı çekip vurdular. Halbuki uyardılar da onu. “Bak daha önce biz sana söyledik” dediler. “Bunun benzeri adamlara bizim neler yaptığımızı biliyor musun?” dediler. “Sana gösterelim.” Dediler. Bu bunu göze alarak anlattı. İngiliz derin devletinin etkisini açık açık anlattı. Defalarca anlattı üstelik. Ama detaya girmedi. Detaya girmediği için ondan sonra önce ellemediler. Yani açıkça İngiliz derin devleti yapıyor demedi. Yapsa dakikasında saniyesinde indirirlerdi onu. Ama baktılar ki olay oraya doğru gidiyor. Bunu çekip vurdular onu vuran adamı da çekip vurdular konu bitti. Bak Kennedy ancak şunu söyleyebildi. Bak diyor ki: “Bizler insan olarak doğamız ve tarihimiz gereği gizli topluluklara, gizli yeminlere” çünkü buna yemin ettirdiler. Bak “gizli yeminlere, gizli işlemlere karşıyızdır.” Diz çöktürüp bunu da yemin ettirdiler çünkü bak karşı. “Karşı olduğumuz dünyayı sarmış durumda olan” bak dünyayı sarmış durumda bütün dünyayı “sarmış durumda olan ve öncelikle kendi etki alanını genişletmek için gizli saklı amaçlara dayanan kocaman ve acımasız gizli bir ittifaktır.” Desene İngiliz derin devleti; diyemiyor. “Bu gizli ittifak saldırı yerine içimize sızmaya, seçim yerine hükümeti yıkmaya” diyorlar ya hani “Daha önce de yapan hükümetleri hepsini indirdik aşağı” diyorlar. “Yıkmaya ve devirmeye, özgür seçme hakkı yerine korkutmaya ve karışıklığa dayalı bir ittifaktır.” diyor. “Bu öyle bir sistemdir ki muazzam miktarda insani ve maddi kaynakları sıkıca ördüğü askeri, diplomatik, istihbari, ekonomik, bilimsel ve siyasi operasyonlarla birleştirerek yüksek verimli bir makine haline getirip” İngiliz derin devletini “Yüksek verimli bir makine haline getirip, kendi emellerine doğru sürekler onun faaliyetleri gizlenir, belli edilmez, yayınlanmaz. Onların hataları gömülür gazete manşetlerinde göremezsiniz. Onun muhalifleri susturulur övülmez, hiçbir harcamaları sorgulanmaz, hiçbir sırları açığa çıkmaz. Önemli bir vazife olan Amerikan halkına uyarma ve aydınlatma konusunda sizlerden yardım istiyorum.” diyor adam. “El aman” diyor yani “İmdat” diyor. Amerikan halkıdan yardım istiyor. Bunu söylemesinden çok kısa bir süre sonra infaz edildi.

Mesela İngiliz derin devleti İngiltere’yi de parçalamak istiyor. Çünkü onlara ihtiyacı yok adamın yani öyle bir konusu yok ki. Çünkü kendi gizli imparatorluğu var. Kendi gizli münafıklardan oluşmuş şeytanlardan oluşmuş ordusu var. İngiliz halkıyla onunla alıp veremediği yok. Onların rahatı da onu ilgilendirmez. Öyle bir zenginlik diye bir derdi yok. Dehşet, şiddet, kan, kepazelik, ahlaksızlık; İngiliz derin devletinin hedefi budur. Deccaliyet bu şekilde olur. Mehdiyet tam zıttı oluyor. Bu Mehdiyet’e karşı örgütlenen yapı. Şimdi dünyanın her tarafında Mehdi (as)’nin çıkmayacağını söyletiyor deccaliyet. Adamlar da bilerek veya bilmeyerek buna uyuyorlar şu an. Diyorlar ki: “Bak ‘Deccal yoktur.’ Deyin, ‘Mehdi de çıkmayacak.’ deyin.” diyorlar. Yani “Bunu deyin” diyorlar. Adamlar diyor. Her yerde dedirttiriyor yani sırf Türkiye ‘e değil. Hindistan, Pakistan, Fas, Tunus, Cezayir. Şu an dünyanın her tarafında “Mehdi çıkmayacak.” Dedirtiliyor İngiliz derin devleti tarafından. Bütün elemanlarını ayaklandırdılar. Elemanları da bilmeyenleri ayaklandırıyor. Koro halinde bütün dünyada şu an yüzbinlerce yerde birden “Mehdi gelmeyecek.” teraneleri var. Ve hiçbir yerde deccaliyetten de bahsedilmiyor. Yani bizim dışımızda deccaliyetten bahseden yok. Her yerde susturulmuş vaziyette.

Deccaliyet sırf Müslüman katletmiyor ki bu adamlar anlamıyorlar. Zannediyorlar ki deccal sadece Müslümanları katlediyor. Öyle bir şey yok. Yani uzun süreden beri devam eden bir acımasız sistemdir deccaliyet. Elden ele geçer deccaliyet. Ondan ona, ondan ona, ondan ona. Mesela Firavun’ dan Sezar’a geçer. Sezar’dan İngiliz derin devletine geçer. Nemrut’tan Firavun’a geçer. Yani sürekli el değiştirir deccaliyet. Mehdiyet de el değiştirir mesela peygamberler gelir. Şeytaniyetin de peygamberleri var. Yani deccaaliyetin de peygamberleri var. Onlara da işte deccal deniyor. Onların da elçileri var. Yani onlar da şeytan ve münafıklardan oluşan ordunun vahiy alan; onlar da vahiy alır. Yani deccallar de vahiy alıyorlar. Yani şeytandan vahiy alır. Kuran’da geçiyor bu. Yani haşa şeytani peygamber olarak çıkar sahte peygamber olarak çıkar. Zaten sahte peygamber olarak zahir olacağını söylüyor Peygamberimiz (sav), deccalın deccalların. Bütün deccallar sahte peygamber olarak o dinin en büyük müntesibi olur. Yani en büyük lideri olur. Bütün insanlardaki azgınlar, aşağılık adamlar, ahlaksızlar, münafıklar, üçkağıtçılar, katiller o ordunun elemanı olarak ona bağlanırlar.  Onlara karşı da hep mehdiler çıkmıştır. Mesela Hz. İbrahim (as), İshak (as), Yakup (as), İsmail (as), Yusuf (as), peygamberler. Yani ona karşılık çıkıyor, sahte mehdilere karşı çıkarlar. Sahte deccallara karşı çıkarlar ve onlarla çatışırlar. Onlar da peygamberlik görünümünde çıkarlar. Onlar gerçek peygamber olarak gerçek Mehdi olarak çıkar. Karşılarına da sahte Mehdiler sahte Peygamberler çıkar. Şu an İngiltere’de zuhur eden deccal da sahte peygamber olarak zuhur etmiş durumda şu an. Yani ona bağlılar adamlar. Adam vahiy aldığını söylüyor zaten. Yani şeytandan vahiy aldığını söylüyor. Ve ona göre yönetiyor dünyayı şu an.

Hz. Sa’b İbn-i Cesame (Radiyallahu Anh)’dan rivayet edildi. “Resulullah ferman etti ki: Deccal insanlarca kendinden bahsedilmekten zuhur edilmedikçe” yani unutulmadıkça “ve imamlarda minberlerde deccaldan bahsetmeyi  terk etmedikçe çıkmaz.” Nerede geçiyor? Ramuz El-Ehadis s. 485.

Resulullah (sav) diyor ki: “Ümmetimden otuz tane yalancı deccal çıkacaktır. Onların her biri peygamber olduklarını zanneder.” “Dikkat edin ben peygamberlerin sonuncusuyum benden sonra peygamber yoktur.” Diyor. Ebu Davut. Büyük Fitne Mesih Deccal. Ebu Davut’ta geçiyor bu hadis.  Bak “Kendilerini peygamber zanneden otuz yalancı deccal çıkmadıkça, mal çoğalıp fitneler zuhur etmedikçe, herc ü merc” yani cinayetler artmadıkça “kıyamet kopmaz. ‘Herc ü merc nedir ya Resullullah?’ diye soruyorlar. Cevaben Resulullah (sav) ‘Kan dökmektir.’ buyurdu. Bunu üç kez tekrar etti.” diyor. İmam Ahmed’den rivayet. “Ümmetimden 27 yalancı deccal çıkar. Bunların dördü kadındır. “Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra peygamber yoktur.””

Yani gelen deccal şu an İngiltere’de olan deccal kendisini peygamber olduğunu iddia ediyor. Vahiy aldığını iddia ediyor ve bu cinayetleri de vahiyle yaptığına inanıyor. Hakikaten transa geçiyor adam. Derin trans halinde. Böyle homurtularla yani kendini kaybetmiş halde bunları söylüyor. İşte “Şurayı asın. Burayı kesin. Şurada savaş çıksın.” Diyor. “Bana hüküm geldi.” Diyor. “Bunu uygulayacaksınız.” diyor adamlar da uyguluyorlar. Konu bu.

İncil’de şöyle geçiyor. Pavlus’tan Selanikliler’e İkinci Mektup 2, 9-11: “Yasa tanımaz adam” yani kural, yasa tanımaz adam, deccal “her türlü harikada” yani mucize benzeri olayda, “yanıltıcı belirtilerle, harikalarla ve mahvolanları aldatan her türlü kötülükte sergilenen şeytanın etkinliğiyle gelecek.” Yani etkin olan güç şeytan olarak gelecek diyor. “Mahvolanlar gerçeği sevmeye ve böylece kurtulmaya yanaşmadıklarından mahvoluyorlar. İşte bu nedenle Allah yalana kanmaları için onların üzerine yanıltıcı bir güç gönderiyor.” İmtihan olarak bak.  Mesela ahlaksız zalimleri imtihan etmek için Allah o yalana kanmaları için onların üzerine yanıltıcı bir güç, deccal gönderiyor. Bütün münafıklar üçkağıtçılar şeytana uyanlar ona uyuyorlar.

Şu an deccalın en çekindiği şey Mehdi (as). Çünkü metafizik gücü olduğunu biliyor Allah’ın dilemesiyle. Yani onun kendine son vereceğini bildiği için eğer Mehdiyet’i ortadan kaldırırsa kendisinin hükümran olacağını düşünüyor. Bu savaşı kazanacağını düşünüyor. Onun için her yerde deccaliyetin yok olduğunu Mehdi (as)’nin de gelmeyeceğini söyletiyor ama şu an çılgınlık derecesinde. Bütün İslam aleminde gece gündüz Pakistan, Hindistan, Fas, Tunus, Cezayir, Libya her yerde camilerde, evlerde hep Mehdi (as)’nin gelmeyeceğinden bahsediliyor. Alimler, hocalar hepsi ittifak halindeler yani yüzde doksan beşi böyle. El-Ezher Ulemasının hemen tamamına yakını “Mehdi gelmeyecek” diyor gece gündüz. Ve hiçbiri deccalden bahsetmiyor “gelecek” diyenler de “çok ileride gelecek” diyorlar. Böylece deccal çok rahat hareket edebiliyor şu an dünyada.

Olaylar baştan sona metafizik. İnsanlar bir mana veremiyorlar her yerde bombalar patlıyor, felaketler oluyor, bir şehirler yok oluyor. Halep yok oluyor, Şam yerle bir oluyor bütün alametler çıkıyor daha hala bir kısım hocalar direniyor. Bunların ahir zaman alameti, kıyamet alameti olduğunu Mehdi (as)’nin çıkış alameti olduğunu binlerce yıldan beri insanlar biliyor. Hepsi çıktı, şu an çıkıyor. Farkına vardıkları halde direniyorlar. Bu da Peygamberimiz (sav) tarafından bildirilmiş. Diyor ki; Ali Bin Hüsameddin El Muttaki’nin Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Ahir Zaman Kitabı yani dört yüz yıllık, beş yüz yıllık eserler bunlar. Resulullah ferman etti ki; “İnsanların ümitsiz olduğu” bak “İnsanların ümitsiz olduğu hiç Mehdi falan yokmuş dediği bir sırada Allah Mehdi (as)’ı gönderir” diyor. Nerede? 55. sayfada. Yine Peygamberimiz (sav) diyor ki; “İmam Mehdi benim bayrağım ile” diyor yani Resulullah (sav)’ın bayrağı ile “insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar.” Nerede yine? Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Meydiyyül Ahir Zaman’da. Şeyh Muhammed bin İbrahim Numani Gaybet-i Numani sayfa 274’te de, “Mehdi’nin zuhuru ümitsizlik ve yeis esnasındadır” yani ümitler kesilmiş, artık yeis yoğunlaşmış o esnadır diyor. Yine “Halk tam zuhurundan ümidini kestiği anda” bak “Halk tam zuhurundan ümidini kestiği anda İmam Mehdi zuhur edecektir.” Şeyh Muhammed bin İbrahim Numani Gaybet-i Numani. Davut bin Kesir Rızki der ki; İmam Ebu Abdullah (as)’a şöyle arz etti: “Bu emir yani kıyam Mehdi’nin zuhuru çok uzadı. Öyle ki kalplerimiz daraldı ve derin hüzünden dolayı ölüyoruz. O da buyurdu ki; Mehdi’nin bu zuhuru daha ümitsiz ve hüznün daha çok olduğu bir zamanda vuku bulacaktır” bak “bu zuhur daha ümitsiz ve hüznün daha çok olduğu bir zamanda vuku bulacaktır.” (Şeyh Muhammed bin İbrahim Numani Gaybet-i Numani sayfa 208)

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Nurettin Veren Yeni Akit’teki köşesinde “Suriyelilere yeni vatandaşlık verilmesine dünyada ilk tepki hangi ülkeden geldi biliyor musunuz? İngiltere’den” dedi ve şöyle devam etti “Zalim Batı’nın ve münafık Asyalıların oyunları ile birbirlerine düşürülen ümmeti Muhammedîn bir araya gelme arzuları ve hayalleri artık uyanmıştır. İnşaAllah bu birleşmeyi ve buluşmayı Rabbimiz bize görmeyi nasip etsin” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel Nurettin Veren Mehdiyet’i çok güzel özetlemiş. İngiliz derin devletine de atıfta bulunmuş.

Küfretmekle, bağırmakla, saldırganlıkla, asıp keserek İslam’a insan kazandırılmaz. Sevgiyle, merhametle, telkinle, saygıyla, hürmetle, değer vererek, insanın ruhuna hitap ederek İslam’a insan kazandırılır. Bayağı bir lağım ortada geziyor. Güya küfürle, hakaretle insanlara faydalı olacaklarını düşünüyorlar. Bunlar zıtlık meydana getirir, düşmanlık meydana getirir, kötülük meydana getirir dolayısıyla çok yanlış. Onun için böyle zirzoplara sert cevaptan ziyade ayetle, Kuran’la, sabırla akılcı bir anlatım gerekiyor.

Mussolini biliyorsunuz İtalyan faşizminin başı. MI6’den maaş aldığı dönemlerde devrimci bir sosyalist, komünist yani faşizme geçmesi ufak bir adımla oluyor. Ve en önemli Marksist teorisyenlerden biri oldu o dönemde. Marksizm’i muazzam savunan birisi. Lenin ile de yakın dost. Beraber Marksizm’in kritiğini yapıyorlar. Adam koyu komünist. Bu Il Duce lakabını Marksist görüştüğü İtalyan sosyalist parti üyesiyken alıyor. Yani komünist. İtalyan sosyalist parti üyesiyken alıyor Il Duce lakabını. Bak bu komünist gazetenin, komünist partinin gazetesi Avanti’nin de editörü. Çok sıkı komünist. Sonra antikomünist olarak faşist partinin başına geçiriliyor. İngiliz derin devletinin tam anlamıyla kontrolünde MI6’ten maaş alarak bu rezilliğini yapıyor.

İngiliz derin devleti Bolşevikleri Rus imparatorluğunu ihtilalle yıkıp iç savaşa sürükleyip bütün bir Rus kültürünü ortadan kaldırmak için örgütledi ve teşvik etti. Lojistik ve finansal destek sağladı. Zaten hafif bir yönlendirmeyle onlar bunu yaptılar. Bolşevik devrimini baştan sona finanse eden yönlendiren İngiliz derin devletidir. Bütün Rus kültürünü, Rus tarihinin bütün birikimini ortadan kaldırttırdılar komünistlere. Her yeri yakıp yıktırdılar ve mahvettiler Rusya’yı. İngiltere bu yöntemi tarihte defalarca kullandı. Sömürge yapmak istediği ülkelerde önce darbe ile iktidarları yıkıp ardından iç karışıklığı giderme bahanesiyle işgal ediyor. Bütün kültürünü ortadan kaldırıp kendi mantığını, kendi ahlak anlayışını o ülkeye hakim kılıyor. Mesela bu Bolşeviklerin komünistlerin fikir babası Frederike Engels ve Karl Marx Alman olmalarına rağmen hayatlarının büyük bölümünü neredeyse tamamını İngiltere’de geçiriyorlar Londra’da. İngiliz derin devletiyle iç içeler.

BÜLENT SEZGİN: Engels’in Londra’daki evinin fotoğrafı. Engels’in Londra’daki evi, yaşadığı ev.

ADNAN OKTAR: Lenin’in de evi Londra’da.

BÜLENT SEZGİN: Evet. Onu da gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Engels’in en önemli eseri olan İngiltere’de işçi sınıfının durumunu Marx Das Kapital’i İngiltere’de yazıyor. Bak Engels’in en önemli eseri olan “İngiltere’de işçi sınıfının durumu” diye kitabı var ünlü bunu İngiltere’de yazıyor orada kaleme alıyor. Marx ünlü Das Kapital’ini yine İngiltere’de yazıyor, Londra’da yazıyor. O kafelerde falan böyle çay içerek falan oralarda kaleme alıyorlar. Ve basıyor İngiltere’de basıyor İngiliz derin devletinin yönlendirmesi ve yardım etmesiyle basıyor. Kitabın basımını her şeyini MI6 düzenliyor. İkisinin ortak kitabı var Engels ile Marx’ın Komünist Manifesto ilk kez İngiltere’de basıldı.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Yine İngiliz MI6’in desteğiyle. Ve dünyayı böyle dizayn ediyorlar. Yani istedikleri çizgiyle çekiyorlar. Bu Bolşevik komünistlerin lideri Lenin de uzun yıllar İngiltere’de kaldı. Parti yayın organı Iskra İngiltere’de basılıp Rusya’ya gizlice sokuluyor. MI6’in yardımıyla orada basılıyor. Gizlice Rusya’ya sokulmasını yine MI6 sağlıyor. Lenin’in ünlü bu Materyalizm ve Empirio-Kritisizm kitabı var. Bu kitabını British Museum yani İngiliz Kütüphanesi British Museum’in kütüphanesinde yazıyor. Yani İngiltere müzesi. Kütüphaneye İngiliz devletinin özel izniyle giriyor MI6’in devreye girmesiyle. O normalde müzede kitap yazılmaz. İngiliz derin devletinin izniyle, MI6’in desteğiyle Lenin yıllarca bu izni alıyor ve orada faaliyetlerini yapıyor. Tabii tek başına da yazmıyor orada ona yardım edenler oluyor. O dönemde kütüphaneler gizli servisler tarafından işte MI6 tarafından bilgi aktarma yeri olarak kullanılıyordu. Kütüphane kayıtlarında Lenin’in yüzlerce kez giriş yaptığı kayıtlarda görülüyor. Ve aynı şekilde kum gibi MI6 elemanı kaynıyor orada. Lenin kütüphanede birçok kere de konferans veriyor. Bakın İngiliz derin devletinin azmini, azgınlığını görüyor musunuz? Komünist liderler Plekhanov, Maksim Litvinov, Troçki ve Maksim Gorki de kütüphanenin düzenli elemanları. Kayıtları var yüzlerce kere giriş yapmışlar onlar da. Lenin ve Stalin ilk defa 1907’de Londra’da görüşüyorlar MI6’in yardımıyla görüştürülüyorlar. Buluştukları yerin adı Kraliyet Tavernası adı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz basını Berlin’de Noel pazarına tırla yapılan saldırıya geniş yer ayırıyor. Tırın koltuğunun altında Anis Amri adlı bir mültecinin kimliği bulunmuş. Bu kişi istihbarat kurumlarının takibi altındaymış. Ve takip altındayken bir gizli polisten silah almaya çalıştığı tespit edilmiş. Saldırıyı istihbarat ekiplerinin takibi altındayken nasıl planlayıp yapabildiği soruluyor birçok kişi tarafından. İngiliz basını da ısrarla bu kişinin radikal İslamcı çevrelerle bağlantısı olan biri olduğunu yazıyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim işte İngiliz derin devletinin yaptığı kepazeliklerde rezalet her yerden fışkırır belli olur. Ama bu adamlarda utanma olmuyor. Buna rağmen devam ediyorlar. Muhtemelen yine kapsamlı cinayetlerine devam edecekler. Önümüzdeki günlerde azgınlıkları daha da artabilir. Özellikle 2017’de çok rezalet çıkaracaklarmış gibi görünüyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ankara’da yaşanan Büyükelçi suikastı ve Berlin’de yaşanan tır saldırısının çok utanç verici olduğunu söyleyen Trump, “Türkiye ve Almanya’daki saldırılar beni Müslümanları kayıt altına alma ve Müslümanların göçmenlik konusundaki planlarını tekrar düşünmeye ve değerlendirmeye yönlendirdi. Bu terör olayları benim yüzde yüz haklı olduğumu kanıtladı.”

ADNAN OKTAR: Ama dediği bir çözüm değil ki. Kayıt altına alırsan daha beter yapar adam. Göçmenlerin neyini engelleyeceksin? Zaten orada milyonlarca Müslüman var. Onları Amerika’dan çıkaramaz. Çıkardığında Amerika çöker zaten. Dolayısıyla kayıt altına alırsan sadece kızdırır kendine düşman edersin. O bir çözüm değil. Onu Trump’a biz yazılı olarak gönderelim. Çok çok boş bir mantık o. Yani çok çürük ilkel bir mantık ondan netice alamaz. Meydana getirecek tahribatı da anlatalım. Göçmen almama Amerika’ya göçmen diye bir konu yok ki Amerika’ya zaten dolmuş göçmen. Milyonlarca zenci, milyonlarca Müslüman var. Yani milyonlarca zenciler arasında da çok süratle yayılan bir din İslam.

Mesela; Irak Kralı I. Faysal, Ağustos 1921'de tahta çıkıyor. Tahta çıktığında etrafında kim olur? Kendi vatandaşları, kendi taraftarları değil mi o ülkenin ileri gelenleri olur. Bir bakalım kim var etrafında tahta çıkarken?

BÜLENT SEZGİN: Sadece İngilizler.

ADNAN OKTAR: Sağı, solu, önü, arkası hep İngiliz dolu. İngiliz derin devletinin elemanları var, o da kral olmuş. Kardeşim bunun anlaşılmayacak bir yönü var mı? Başka ülkelerin adamları da yok. Amerika, Fransa falan da yok. Sadece İngiliz derin devletinin elemanları var. Konuyu karıştırmak çok yanlış olur.

"Berlin'deki terör saldırısında kullanılan tırın koltuğunun altında kimlik bulundu." Bu çok kötü, İngiliz derin devletinin en adi oyunlarından ve her seferinde de bunu yiyorlar. Yani böyle ta midesinin köküne kadar yiyor yani. Her seferinde yiyorlar. Ya adam tırın altına niye kimliğini koyar? Sen ye diye koyuyor, ye diye. Ve sen de yiyorsun bunu.

EBRU ALTAN: Siz 11 Eylül'de de söylemiştiniz. Artık bina erimiş sıcaklığın yüksekliğinden. Yine de kimliklerini, çarpan uçakta bulunan kişilerin kimliklerini delil göstermişlerdi.

ADNAN OKTAR: Metal buhar olmuş artık adam "kimliği olduğu gibi duruyor" diyor, "bak" diyor. "11 Eylül'ü yapanların hepsinin kimlikleri duruyor" diyor. Her şey buhar olmuş ya, hiçbir şey kalmamış, adamların kemiği yok, karbon dahi kalmamış, hiçbir şey kalmamış ama kimlikleri kalmış. Hepsinin gıcır gıcır kimliklerini gösteriyorlar. Dalga geçer gibi dünyayla alay ediyorlar yani. Bizdeki bombalamalarda da hep adamların her şeyi yok oluyor, adamın kimliği kalıyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Yılmaz Hürriyet'teki yazısında şunları söyledi: "903 Özel Harekat polisi önce hep birlikte Fetih Marşı'nı söyledi sonra silah ve Kuran'ı Kerim üzerine yemin ettiler. Türkiye'de hemen her cihatçı gösteride söylenen bir marş. Ne işi var polisin yemin töreninde? Ne işi olduğu belli. İslamcılık, cihatçılık ülküsüyle yetiştirilen bir polis ordusu yaratmaya çalışıyorlar."

ADNAN OKTAR: Ne yapacak, komünist yemini mi yapacak, Marksist yemini mi yapacak? Müslüman ülke olduğuna göre, karşısında da Allah adına savaştığını iddia eden adamlar olduğuna göre, onlar gerçek İslam'ı savunarak ortaya çıkmaları gerekiyor. Başka türlü nasıl olur? Das Kapital'in üzerine mi yemin edecekler? Nereye yemin etsinler yani? Tabii ki Kuran adına yemin edecek.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika, Rusya'dan gelecek herhangi bir saldırıya karşı tanklarını yeniden Avrupa kıtasına konuşlandırma kararı aldı. Bu karar Rusya'yla gerilimin yükselmesinin bir işareti olarak yorumlanıyor. Amerika üç yıl önce Avrupa'dan ağır silahlarını geri çekmişti. Amerikan ordusunun Avrupa'daki Komutanı General Ben Hodges, Rusya'nın Suriye'ye askeri müdahalesini eleştirerek Moskova'nın Suriye'yi atış tatbikatı için fırsat olarak gördüğünü, sivil asker ayrımı yapmadığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Doğan Haber Ajansı'nda yer alan habere göre yoğun kar yağışı Suriye'nin Türkiye sınırına yakın İdlip, Azez ve kırsalında bulunan çadırları da etkisi altına aldı. Bölgede çok sayıda sığınmacı kampında yaklaşık 400 bin kişi yaşıyor. Yerel kaynaklar bölgedeki derme çatma çadırlarda yaşayanların acil olarak ısınma ve gıdaya ihtiyaçları olduğunu, soğukla mücadele ettiklerini ve en çok yaşlı ve çocukların olumsuz etkilendiğini ifade etti.

ADNAN OKTAR: Evet çok tehlikeli olabilir. Yani gerek elektrikli ısıtma olsun, gerek öbür tür battaniye, şu, bu falan her konuda ne gerekiyorsa tedbir alalım.

BÜLENT SEZGİN: Bir de fotoğraf vardı onunla ilgili.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Yani çok riskli tabii. Gerçi bu kar tabakası soğuğa karşı korur. Yani o en fazla sıfır dereceye kadar geçiriyor. Sıfırın üstünü geçirmez, o yönden iyi.

Güneydoğu’daki sınırlarımıza, iki tarafa yığılmış vaziyette PKK. Adamların akıl almaz bir dokunulmazlığı var, müthiş şımarıklar. Yani normal hayat yaşıyor adamlar orda. Onların olmadığı bölgeler ateş altında oluyor. Yani oralarda çatışma olabiliyor ancak. Ancak oralarda savunma olabiliyor. Halbuki bunların toplam hepsini yakalayıp, hepsini tutuklayıp götürmeleri lazım. Mesela; Barzani'ye gazeteciler soruyorlar: “Kandil'den niye PKK'yı çıkaramıyorsunuz?” diye. Barzani: "Daha önce denedik ama bize bunu yaptırmadılar, müsaade etmediler." diyor. Kim yaptırmadı diyorsun. “Amerika” diyor. Amerika'nın arkasında kim var? İngiltere var. İngiltere'yi kim yönetiyor? İngiliz derin devleti yönetiyor. Mesela; Rojava denilen kantonlarına dokunulamıyor. Kimse dokunamıyor. Ayrı ülke gibi şu an. Yani ne havadan ne karadan ne denizden hiçbir şekilde dokunulamıyor. İngiliz derin devletinin koruması altında buralar.

Peygamberlere zamanında tek bir deccal gönderiliyordu onlara karşı. Mehdi (as)'ye 30 küsur deccal gönderiliyor. Yani ahir zamanın şiddeti o yüzden büyük. Bir de deccal sayısının çok olmasının nedeni de dünyada 7 milyardan fazla insan var. Yani o devirlerde insan sayısı en fazla 1 milyon, 2 milyon falan, 3 milyon, 5 milyon. O devirlerde yani fazla bir insan yok. Hadi 10 milyon olsun yahut 15 milyon. Fazla değil. Ama şu an 7 milyar insan var.

Evet. Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Münafığın Ruhunda Sevgi ve Saygı Hissi Yoktur

Masaüstü Görünümü