Harun Yahya

Sohbetler (25 Aralık 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Sevgi birliği asrındayız” diyelim, evet.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya’nın Soçi kentinden havalanıp Suriye’deki Laskiye kentine giden Rus Savunma Bakanlığı’na ait askeri uçak havalanmasından 7 dakika sonra Karadeniz’de düştü. Uçakta bulunan 8’i mürettebat 92 kişiden kimse kurtulamadı. Uçakta 64 kişilik askeri Kızıl Ordu Korosu, 7 gazeteci ve Savunma Bakanlığı Kültür Dairesi Başkanı bulunuyordu. Bundan 6 gün önce de Sibirya civarında Rus askerlerini taşıyan bir uçak daha düşmüştü. Onun sebebi de şu ana kadar tam olarak açıklanmadı.

ADNAN OKTAR: Peş peşe her yerde dünyanın her tarafında Rus siyasetçilere seri cinayetler işleniyor. İngiliz derin devleti “Sen bana bunu nasıl dersin?” gibisinden intikam alıyor. Bunu seyretmenin bir alemi yok. İngiliz derin devleti şu an Rusya’ya savaş açtı. Türkiye’ye açtığı savaşı oraya da taşıdı. Şu anda Rusya’ya saldırıyor. Gözü dönmüş şekilde saldırıyor ve tehdit ediyor Rusya’yı şu an. Ve peş peşe bunları da yapacağı anlaşılıyor, devamının geleceği de anlaşılıyor. İngiliz derin devletinin alçaklığına Rus siyasetçiler dikkat çektikçe azgınlıkları daha da artıyor. Rus siyasetçilerin İngiliz derin devletiyle ilgili açıklamaları bu aralar peş peşe yoğunlaştı. Devamlı açıklamalar geliyor. Mesela 17 Aralık’ta Rus Elçi suikastı, 25 Aralık’ta düşen Rus uçağı. Yine 17-25 Aralık. Bak bir tarih uydurması var. 17-25 Aralık olaylarına bakın bu da 17 ve 25 Aralık’ta oluyor.  

1982 Anayasası’nı yazan Komisyon Başkanı Orhan Aldıkaçtı, anayasayı yazmadan önce İngiliz anayasasını incelemek adı altında İngiltere’yi ziyaret ediyor ve ilgili herkesle görüşüyor. Yani ileri gelenlerle, İngiltere’nin meşhurlarıyla görüşüyor, akıl veren meşhurlarıyla yani ilgili zatlarla. Abdülhamit’ten itibaren İngiliz kontrolü hiç kesilmemiş.

2. Abdülhamit’in ilan ettiği 1876 Anayasası’nın bir özelliği var; İngilizlerin desteklediği, Mithat Paşa ve İngiliz Sait Paşa birlikte yazıyorlar. Yani İngiltere’de hazırlanan bir anayasa. Mithat Paşa halis İngiliz zaten. Adamın öbürü de İngiliz Sait adı. İngiltere’den çıkmayan adamlar, İngilizler ne derse onu yapan adamlar birlikte anayasa yazıyorlar. Kesintisiz bir İngiliz kontrolü devam etmiş. Daha hala devam etmek istiyor. Müsaade etmiyoruz. Daha arsızca yapışmış olarak devam etmek istiyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Lenin’in izlediği politikayı eleştiren Putin, Lenin’in Rusya’nın altına atom bombası yerleştirdiğini söyledi. “Düşünce akımını yönetmek doğru bir şey ancak bu düşüncenin doğru sonuçlara yol açması gerekir. Yani Lenin’in yaptığı gibi değil. Lenin’in savunduğu düşünce nihayetinde Sovyetler Birliği’nin dağılmasına yol açtı. O dönemde özerklik ve benzeri birçok fikir vardı. Rusya adı verilen binanın altına atom bombası yerleştirdiler. Ve daha sonra Rusya sarsıldı. Onlara göre barışçıl devrime ihtiyacımız yoktu. İşte o dönemdeki düşünce böyleydi” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir Rus siyasetçi ilk defa, 150 yıldan beri ilk defa Lenin’i ve Leninizm’i, Rus komünist devrimini, İngiliz derin devletinin yaptığı bu acımasız kahpeliği eleştirdi. Ne zaman, ne zaman? Evvelsi günkü yaptığım açıklamadan sonra. Lenin’in Londra’daki evinin fotoğraflarını yayınladık. Lenin’in İngiliz derin devletiyle bağlantılarını açıkladık. İlgili belgeleri ilgili kişilere gönderdik. Netleşince tak açıklama geldi. Rusya’nın tarihinde yok İngiliz derin devletine tek kelime etmemiştir. Leninizm’e ve devrime tek kelime etmemiştir. Şu an peş peşe açıklamaları geliyor. Ve İngiliz derin devleti de peş peşe Rusya’ya saldırmaya başladı. Uçaklarını düşürüyor, peş peşe suikastlar yapıyor. Gözü dönmüş bir alçaklıkla her türlü rezilliği yapıyor herkesin gözü önünde.

Rusya’da İngiliz derin devletine karşı bir alarm pozisyonu şart. Yani Rusya bir olağanüstü hal uygulaması yapsın. İngiliz derin devleti şu an psikopatça ve delice saldırmaya başladı.

SEMİH MERİÇ: Hocam, “Açıklamalarımız dua mahiyetinde oluyor” demiştiniz, inşaAllah. Her açıklamadan sonra Allah duanıza icabet ediyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, her konuşmamızı dua mahiyetinde söylüyoruz. Allah da duamızı kabul ediyor, Allah’a şükür.

Müslüman özetle herkesle görüşür ama birbirini korur-kollar, aklı başındadır. Adam dangalaklık yapacaksa ona tedbir alır dikkatli olur yaban ördeği gibi kaçmaz, değil mi? Kardeşlerimi tenzih ediyorum da genel mantık olarak söylüyorum. Bir acayip bir şey olur, bazı kişileri kastederek söylüyorum.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım, yeni anayasanın federatif sisteme yol açacağına dair iddialar hakkında şunları söyledi: “Bu kararnameyle eyalet, federasyon kurulabilir deniliyor. Nasıl bunları icat ediyorlar bilmiyorum. Gerçek, Türkiye ülkesi ve milletiyle bir bütündür. Toprak bütünlüğünü hiçbir şekilde bozacak bir yapılanmaya izin verilemez. Bu anayasa belediye kurmak, belediye kapatmak, yeni il açmak veya kapatmak hepsi meclisin işi” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam da oradaki madde öyle görünmüyor. Biz bunu öğrenmek istiyoruz. Cumhurbaşkanına özel yetki veriyor. Kanun hükmünde kararnameyle bu tip uygulamalar için yetki veriyor. O zaman bir kere o maddenin tamamen kalkması gerekir. “Bu meclisin işidir”  diye de ayrıca hüküm konması lazım. Bir de mecliste nasıl çoğunlukta, ne kadar çoğunlukta bu elde edilebilir onu söylemek lazım. Orada belediye falan lafı geçmiyor ayrıca ben yanlış okumadıysam. Çok muğlak bir madde. Sayın Başbakan’ın bu konuda daha mukni daha sarih daha açık bir beyanla bu konuyu vuzuhata kavuşturmasında fayda var. Yeterli değil bu açıklama. Biz seviyoruz, güveniyoruz, saygı duyuyoruz ama çok vahim görünüyor oradaki iddia izah. Orada belediye melediye demiyor, illerin birleşmesinden bahsediyor ve amansız bir yetkiden bahsediyor ve cumhurbaşkanına veriyor bu yetkiyi. Yarın bir gün bir adam gelir hiç ummadığımız birisi, başımızı belaya sokar Allah esirgesin.

Mesela 126. madde diyor ki: “Türkiye merkezi idare kuruşlu bakımından coğrafya durumunda, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere, iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır.” Belediye demiyor burada bak “illere, iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır. Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatı kurulabilir.” Bak açık, burada belediyeden falan bahsetmiyor. “Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.” Anayasanın yine 126. maddesinde yapılan değişiklikte ise cumhurbaşkanına merkezi idare kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş görev ve yetki ve sorumluluklarını kararnameyle değiştirme yetkisi veriliyor. Bu iki yetki birlikte olunca cumhurbaşkanı üniter yapıyı kararnameyle değiştirebilecek güce sahip oluyor. Bu yönden son derece riskli görüyoruz. İkisi birleşince vahim bir tablo meydana geliyor. Burada belediyelerden bahis yok. Sayın Başbakan’ın ben ellerinden öpüyorum çok saygı duyuyorum, bu maddeleri Allah rızası için vuzuhata kavuştursunlar. Çok tedirginiz.

Fikret dinliyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Sözcü Yazarı Yılmaz Özdil, şehitlik söylemlerini kendince eleştiren bir yazı yazdı. “Batılı ülkelerin vatan için ölenlere büyük değer verdiğini, bayrakların yarıya indiğini, askeri törenler düzenlendiğini, vefat ettikten sonra devlet madalyalarıyla ödüllendirildiklerini, kişisel eşyalarına sergi açıldığını, adlarına anıt yapıldığını” yazdı. “Bizde ise ‘ne mutlu ailelerine, şehitler ölmez’ falan deyip gömüyorlar sadece” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah Katındaki üstünlük önemlidir bizim için. Onun için öyle şeyler önemli demek ki. Biz ahirete inanıyoruz, ahiretteki mükafat, Allah’ın takdiri bize yeter.

BÜLENT SEZGİN: Allah diyor “şehitler ölmez” diye, evet.

ADNAN OKTAR: Evet. İnanç meselesi.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 2014 yılına ilişkin bir haber var Adnan Bey. Nijerya’da binlerce kişiyi katleden Boko Haram örgütüne MI6’ın yardım ettiği belgelerle tespit edildi. İngiltere ve Amerika tarafından işgal edilmek istenen Nijerya’da CIA ve MI6’ın ortak çalıştığı, ülkede karmaşa yaratmak için Boko Haram’a yardım ettikleri belirlendi. Avrupa’ya sevk edilen kokainin yüzde 25’nin de Nijerya’da Boko Haram örgütünün kontrolü altındaki bölgeden yapıldığını kanıtlayan belgeler bulundu.

ADNAN OKTAR: Gece-gündüz anlatıyoruz bak, İngiliz derin devleti bütün dünyayı avucuna almış diyoruz. IŞİD’dir diyoruz, Taliban’dır, Kaide’dir, PKK, PYD, YPG hepsi İngiliz derin devletinin yelpazesinin altında bunlar. Yani zurna bunlarda bunlar da zurnanın deliği. Zurnanın birçok deliği var 70 deliği var bunlardan bir tanesi bu. Deccal üfürüyor bunlar da oynuyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi Andrey Karlov ve Rusya Dışişleri Bakanlığı yetkilisi  Pyotr Polşikov’un ölümünden sonra NATO Genel Denetçisi Yves Chandelon Belçika’da arabasında başından vurulmuş halde bulundu.

ADNAN OKTAR: Bak, katliama başladı İngiliz derin devleti. Anlattıklarımız doğruymuş demek ki. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Böylece Rusya bir hafta içinde üç diplomatını yitirdi.

ADNAN OKTAR: Devam edecek eder de yani. Bunların gözü döndü çünkü. Deccalın üstüne gidiyoruz. Rusya üstüne gitti ve açık isim vererek söylemeye başladı Rusya. Bütün siyasiler yüklenmeye başladılar. Türkiye’de de aydınlar yüklenmeye başladı. Türkiye’de de kepazeliğin boyutunu artırdılar, Rusya’da da artırdılar. Şimdi İran’da da yapar bu adamlar bu ahlaksızlığı. İttifak edeceğiz. İttifak ettik mi İngiliz derin devleti patlar giter. Yani bu basınca dayanamaz. Türkiye-Rusya-İran bitti. Hele Pakistan, Mısır katılırsa, Suudi Arabistan da katılırsa konu kökten bitti demektir. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, arabasında ölü bulunan Chandelon’un sağ elinde bir silah bulundu. Ancak Chandelon solak.

ADNAN OKTAR: İşte İngiliz derin devleti kepazelik yaparken 1910’ların yöntemlerini kullanıyor çok kötü. Adamın cebine sahte kimlik koyuyor, arabasının altına bilmem ne koyuyor, yöntemler çok çok berbat. Yani 11 Eylül olaylarında “Adamların hepsinin kimliğini biz bulduk” dediler. Adamların cesedi buhar olmuş yani buhar. Karbon bile bulunamadı bak kemiklerinde karbon bile bulunamadı, buhar olmuş. Isı neredeyse üç bin dereceye çıkmış hepsinin kimliği gıcır gıcır bulundu “bulduk” diyorlar. Alay ediyorlar milletle ve bunu yiyenler de var.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Etyen Mahçupyan Sayın Erdoğan’ın “faizleri düşürün” talimatı vermesinin bir akıl tutulması olduğunu ima eden bir yazı yazdı. Erdoğan’ın talimatla faizleri düşüreceğini zannetmesi üzücü bir durum. Ortada bir akıl tutulması var. Bunun sebebi de gerçeklikten uzak ideolojik yaklaşımların resmi görüş haline gelmesi. Faiz, para sisteminin doğal ve zorunlu bir parçasıdır. AK Parti hayatın gerçeklerine bu kadar yabancı olamaz. Sanki ortalıkta tek bir akıllı adam bile kalmamış gibi.”

ADNAN OKTAR: Niye? Daha önce de uyarmıştı Tayyip Hoca faizler bayağı düşürülmüştü. Faizden millet inim inim inliyordu. Tayyip Hoca geldikten sonra faiz lobisi darmadağın oldu ilk defa yani. Bir yanlışlık yok. Serbest bıraksaydı faizi Türkiye’yi kim bilir ne hale getireceklerdi? O dönemde faiz olayına el koydu faiz hayret edilecek şekilde düştü. Hatta cumhuriyet tarihinde görülmemiş derecede düştü hiç olmadık olaylar oldu. Mesela Suruç patlamasında da adamın kimliği bulundu. Adam artık moleküllerine ayrılmış ama kimliği sapasağlam duruyor, ilginç.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Şevket Eygi Hocamız Jeane Dixon adında zamanın en büyük kaini kabul edilen Katolik bir kadının ölmeden önce Mehdiyet’e dair bazı öngörülerde bulunduğunu yazmış. Kadın dünyanın ve insanlığın 2020 ile 2037 yılları arasında ahir zaman savaşları ve felaketleriyle karşılaşacağını anlatmış. 5 Şubat 1962 tarihinde Ortadoğu’da doğan bir kimsenin büyük işler yapacağını, dinleri birleştireceğini, Hz. İsa (as)’nın nuzül edeceğini, deccalin çıkacağını, dünyanın allak bullak olacağını söylemiş.  Mehmet Şevket Eygi Hocamız bu kadının bahsettiği Şubat doğumlu zatın kim olduğunu merak ettiğini söylemiş. “Acaba İslam kültüründeki Mehdi midir?” Şeklinde bir soru sormuş.

ADNAN OKTAR: Mehmet Şevket Eygi Hocamız, kalp ehlidir. Mehdi (as)’nin kim olduğunu da bilir. Ahir zamanda olduğumuzu da görüyordur. Çünkü görülmeyecek gibi değil. İki gözünü insanın çelikle kapatsalar yani blok çelikle kapatsalar yine görür. Mehdiyet anlaşılmayacak çizgiden çoktan çıktı. Bu kadar alamet olmaz. O kadar sarih hale geldi ki artık beş yaşındaki çocuğun anlayacağı hale geldi. Bu paniğin nedeni de o. Geceli gündüzlü “Mehdi gelmeyecek” şamatası yapmalarının nedeni o. “Mesiyanik Mehdiyet’i savunan cemaatler hemen kapatılsın, kitapları basılmasın” işte “onların televizyon kanalları kapatılsın, o kanalın özelliği nedir biliyor musun?” İşte şöyledir böyledir, lafı uzatmayın yani Mehdi zahir olacak durduramazsınız. Diyorsun ki sen “Arkadaş falanca gerçek Mehdi değil” Değilse niye dert ediniyorsun? Değilse zaten başarılı olamaz. Ha gerçek Mehdi ise yedi sülalen bir araya gelse durduramazsın yalnız onu söyleyeyim. Yazı yazman değil tavanda böyle sırtınla yağlı boyayla böyle desenler yapsan, havada parendeler atsan yine yedi ceddin gelse onu durduramaz onu söyleyeyim. Senin orada burada yazıp çizmenle duracak birisi olsa Cenab-ı Allah onu yaratmazdı. Kaderde Mehdi geldi, vazifesini yaptı, vefat etti, gitti sen orada uyurken, sen o yazılarını yazarken. İsa Mesih çoktan geldi, görevini yaptı, gitti. Şimdi bunları şehadet aleminde görme vakti geldi. Mehdi’yi görecekler, İsa Mesih’i de görecekler panik olmalarına da gerek yok. Mehmet Şevket Eygi Hocamız da çok manidar konuşmuş. “Şubat doğumlu birisi” diyor. Evet, işte bizde arayacağız o zaman işareti verdi durduk yere öyle söylemez.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Türkiye’nin gücünü Allah’tan aldığına dair şöyle açıklama yaptı; “Gücümüzü de Allah’tan ve milletten alıyoruz. Arkamızda da başka hiçbir güç yok. Arkamızda hiç ağa babası yok. Hiçbir ülkenin de güdümünde değiliz. Esas rahatsızlığın sebebi de bu. Herkes şunu öğrenmeli eğer Türkiye’yle iş yapmak istiyorsanız Türkiye’yi eşit bir ortak görmek durumundasınız” dedi.

ADNAN OKTAR: Hocamız kabadayıdır, yiğittir MaşaAllah. Demek istediği İngiliz derin devleti bize etki etmiyor diyor. Değil mi? Hocam onu anlatmak istiyor. Kabadayılığın, delikanlılığın gereği de budur.  Yani gidip hesap verecek halimiz yok diyor. Evet güzel demiş.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye Gazetesi Yazarı Salim Köklü hemen her yazısında İngilizlerin tarihten bu yana Müslümanları birbirlerine düşürme politikaları ve sinsi yöntemleri üzerinde duruyor. Bugün de yine aynı konuyu yazmış; İngilizlerin Müslümanlar arasında çatışma ve ayrılık çıkarmak için ajanlarını nasıl kullandıklarını bu ajanlar ve paralı askerlerle nasıl savaşlar çıkardıklarını anlatmış.

ADNAN OKTAR: Helal olsun isimsiz kahraman. İngiliz derin devletini ilk defa Türk aydınları toptan karşısına aldılar, hiç tarihte yoktur. İki yüz yıllık tarihte yok. İlk defa bak her yerden İngiliz derin devletine karşı bir atak başladı ama yüzlerce aydın yani iki yüze ramak kaldı çok az kaldı. Bak ilk başta üç beş kişiydi hatırlıyorsunuz. “Ya” dedim “sayınız artsın” dedim bak şu an iki yüze yaklaştı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhuriyetçilerin önde gelen isimlerinden Arizona Senatörü John McCain Halep’in düşmesi konusunda Barack Obama yöntemini eleştirerek “Başkan Obama adaletsizliğe tanıklık etme sorumluluğunu taşımaktan bahsediyor. Ancak Halep için başka bir şey de yapmadı. Kadın ve çocukları, hastane ve fırınları hedef alan akıllı bombaların kullanımına, varil bombalarının geniş kitlelerin üzerine yağdırılmasına sadece seyirci kaldık” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani timsah kaçtı diyor öyle mi? Her olaydan sonra, her kepazelikten sonra, her rezaletten sonra, her dehşetten sonra “Ya biz ne yaptık böyle? Yanlış yaptık. Bu adamları mahvettik” falan her seferinde söylüyorlar. Amaçlarının ne olduğu belli değil “Amma da yaptık” der gibi.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Yazarı Rasim Özdenören İngiltere’nin teröre destek veren asıl güç olduğunu belirterek “Teröre kim destek çıkıyor? Bütün Batı ülkeleri. Batı temelde İsrail’in güdümündedir. İsrail’in sevgili hamisi ise İngiltere’dir” dedi.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Yazarı Rasim Özdenören İngiltere’nin teröre destek veren asıl güç olduğunu belirterek “Teröre kim destek çıkıyor? Bütün Batı ülkeleri. Batı temelde İsrail’in güdümündedir. İsrail’in sevgili hamisi ise İngiltere’dir” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak burada çok büyük hata yapmış. İsrail, İngiliz derin devleti tarafından kurulmuş bir ülke. İsrail garibandır öyle bir gücü yok. Bir kere istihbarat gücü hemen hemen sıfıra yakındır. MI6’in istihbarat bilgilerini paylaştığı için güçlü görünüyor. Çünkü MI6 dünya çapında bir istihbarat örgütü. Onun istihbaratını paylaştığı için çok güçlü gibi görünmesi bundan. İdare İngiltere’den yani İsrail’in yönetimine de etki eden güç İngiliz derin devletidir. Ama deseydi ki İngiliz derin devleti içerisinde Museviler var, Yahudi asıllar var deseydi bu olurdu. İngiliz derin devletini yönetenlerin içinde hakikaten bir Yahudi kadro var bu doğru. Bu hadislerde de belirtilmiştir hatta başındaki kişi de Yahudi’dir yani İngiliz derin devletinin başındaki kişi Yahudi’dir. Ama birçoğu Anglosakson’dur yüzde doksanı Anglosakson’dur. Yüzde on falandır içlerindeki Yahudi soyundan gelen insanlar. İsrail halkı mazlum, masum, temiz insanlardan oluşur ama içlerinde hainleri, zalimleri var ayrı mesele. Fakat yönetim İsrail’den hiçbir zaman için olmaz. İsrail’in ne tesisleri, ne imkanı, ne istihbaratı, ne danışman kadrosu buna müsait değil. Yani hiçbirini yapacak gibi değil. Bu geniş çaplı dünya çapında çalışma yapan İngiliz derin devletince mümkün hale getiriliyor. İngiliz derin devleti yönetimi sağlıyor ama İsrail’e de etkisi açık oluyor tabii ki. Yani İsrail’i kurdurtan ana güçtür İngiliz derin devleti. Fakat asıl kurdurtan yani vesile olan rahmetli Abdülhamit’tir. İsrail devletinin kurulmasında ana görevi yüklenen üstlenen kişi Abdülhamit’tir. Toprakları veren Abdülhamit’tir, seksen bin Musevi’yi oraya gönderen Abdülhamit’tir. Allah razı olsun yani ben bu hizmetinden dolayı onu takdir ediyorum. Tek beğendiğim yönü budur Abdülhamit’in. Toprakların satışını sağlamak için kanun çıkarttı. Kendisine ait toprakların satışını sadece kanun çıkarttıktan sonra topraklarını Musevilere sattı. Seksen bin Musevi’nin de oraya göçmesini sağladı. Orada verdiği geniş alandaki topraklarda bugünkü modern İsrail devleti kuruldu. Bu tarihi bilgi, kesin, açık, net, sarih yani binlerce belgeyle sabit. Zaten Museviler de şaşırıyorlar “Neden Abdülhamit’e insanlar tavır alıyor? Neden İsrail karşıtı olarak gösteriyorlar?” diyor. Halbuki İsrail dostluğunda en başta delil gösterilecek şahıs Abdülhamit’tir. İsrail devletini kurduran insandır, Abdülhamit. İspanya’dan Musevileri biz buraya getirttik ya bu mesela büyük bir hizmet. Biz bununla övünüyoruz. Asıl övünmemiz gereken şey İsrail devletini kuran Abdülhamit’tir, onunla övünmemiz gerekiyor. Ondan bin misli daha etkileyici büyük hizmet yapmıştır. Musevileri buraya getirmekten çok daha büyük bir hizmettir o. Osmanlı döneminde yapılan en büyük hizmettir İsrail devletinin kuruluşu. Onunla övünebiliriz yani Abdülhamit’in o yönüyle övünebiliriz. Fakat bu bilinmiyor gibi yahut sanki farkında değillermiş gibi yapıyorlar, tam zıddıymış gibi göstermeye çalışıyorlar. Halbuki o devirdeki toprakların haritasını da göstermiştik Abdülhamit tarafından verilen toprakları, gösterin.

BÜLENT SEZGİN: Evet, burada görülen Abdülhamit döneminde İsrail’e verilen yerleşkeler, topraklar. Evet, şu üçgen içinde olan yerler. Daha sonra İsrail’in kuruluşundaki alan. Benzerlikler var.

ADNAN OKTAR: Aynı topraklar kullanılıyor Abdülhamit’in verdiği ve sattığı topraklar kullanılıyor. Seksen bin Musevi’yi de oraya götürten yine Abdülhamit’tir. En belirgin, en sarih Musevi dostlarından birisi de Abdülhamit’tir. Bu tarihi bir gerçektir biz bunu gün yüzüne çıkarttık. Bizden sonra insanlar bunu öğrendiler. Abdülhamit’in tahta çıktığı 1876 yılından 1908 yılına kadar Filistin’de yaşayan Musevi sayısı üç kat artırıldı Abdülhamit tarafından seksen bin kişiye çıkarıldı. Abdülhamit döneminde Osmanlı topraklarına büyük Yahudi göçü oldu. Osmanlı genelinde 1884’te yüz elli bin olan Yahudi nüfusu 1907’de iki yüz elli üç bine yükseldi. Osmanlı’ya oluk oluk Museviler geldi, iki yüz elli üç bin. Bakın 1884’te yüz elli binken 1907’de iki yüz elli üç bine yükseldi Abdülhamit’in vesilesiyle Osmanlı topraklarına gelen Musevi sayısı. Hatta Musevilerin gazetesi Şalom var. “Şalom Gazetesi’nde Abdülhamit ile Musevilerin arası kötüdür propagandası yapılıyor” diyor Şalom’da, “Biz buna hayret ediyoruz” diyor “Abdülhamit’in kötülenmesine şaşıyoruz oysa Abdülhamit bize hep iyi davranmıştır” diyor. Bütün ömrü boyunca iyi davranmıştır “Bizim İsrail’e yerleşmemize, devlet kurmamıza vesile olmuştur. Filistin’e seksen bin Musevi’nin yerleşmesine vesile olmuştur.” Topraklarını satması yasaktı Abdülhamit’in. Kanun vardı o kanunu kaldırtıp topraklarını Musevilere sattı ve geniş çapta Museviler oraya yerleşmiş oldular. Ve Osmanlı döneminde az olan Musevi sayısını iki yüz elli üç bine yükseltti. Yine Abdülhamit’in Musevilere karşı ne kadar sevgi dolu olduğunu gösteren açık, sarih bir gerçek bu.

BÜLENT SEZGİN: Theodor Herzl ile yakın dostlar. Hatta Theodor Herzl 1901 yılında bastırdığı yılbaşı kartının resmini görebiliriz. Şöyle yazıyor “İyi yıllar sultanın kalbi Allah’ın elindedir. Allah sizi siyondan kutsasın”

ADNAN OKTAR: Bu Abdülhamit’in hakikaten harika bir yönüdür. İsrail devletini kurdurmuş olmasaydı İsrail’de Museviler bugün ezim ezim ezileceklerdi dünyanın her yerinde. Onları vatan sahibi yaptı. Vatan sahibi yapınca insanlar güvenerek kendi vatanlarına gidiyorlar rahat ediyorlar şu an. Kimse onları ezemiyor.

Theodor Herzl ile Abdülhamit’in arasının bozulması diye bir olay var. Bir konuda anlaşamamışlar, bir tartışmaları var. Ama onun dışında çok sıkı arkadaşlar. Sürekli sarayda kalıyor. Onun başdanışmanı gibi neredeyse Theodor Herzl. Hatta ona cinayet de teklif eden birisi. Muhaliflerini ben öldürteyim diyor Avrupa’daki muhaliflerini, öyle bir tip. Zaten onun resmiyle kendi resmini karşı karşıya koyarak yılbaşı tebrikleri bastırıyor, her yere dağıtıyor ve bunu gelenek haline getirmiş. Aralarının bozulması olayı şöyle; Musevilere toprak satışı konusu oluyor. Fakat Abdülhamit arazileri, kendi arazilerini tek tek satmak istiyor, parça parça. Tek tek sattığında pahalıya mal oluyor. Çok para alıyor Abdülhamit buna karşılık. Theodor Herzl diyor ki, “Böyle parça parça satacağına şunları toptan sat.” diyor. “Toptan parasını ödeyelim, hesaptan düşelim.” diyor. Para konusunda anlaşamıyorlar. Abdülhamit yüksek para istiyor. Sonunda da Museviler yüksek para ödeyerek toprakları alıyorlar, konu bu. Ve araları da çok iyi oluyor ondan sonra, süt liman oluyor. Filistin’de Abdülhamit’e ait arazilerin toplamı 900 bin dönüm. Bakın, 900 bin dönüm arazi Abdülhamit’in şahsi malı. Bunları satıyor, parasını da alıyor, olay bu.

Seyyah, ““Mehdi bizim tembelliğimizin adıdır.” der Aliya İzzetbegoviç.” Ama bunu diyen toplumlar işte kitle katliamlarına uğradılar. Eğer Mehdi olsaydı Aliya İzzetbegoviç’in o aslanları kitle halinde binlercesi o katillerce şehit edilmezlerdi. Mehdi olmadığı için bu felaket oldu. Tembelliğin adı değil felaketin adıdır Mehdiyet'in reddedilmesi. Mehdiyet’in reddedilmesi, reddedildiğinde eşittir felaket. Irak’taki felaketin sebebi Mehdiyet’in olmamasıdır. Suriye’deki felaket, Libya’daki, Afganistan’daki felaket, bütün İslam alemindeki felaket, darbecilerin darbe yapması, peş peşe ataklar yapması, şu çıkan rezaletler, olaylar bunların kökeninde Mehdi’nin henüz zahir olmaması yatar. Dolayısıyla sen Mehdiyet’i teşvik et de Allah bizi o belalardan kurtarsın. Sen Bosna katliamını biliyorsun, Sırpların yaptığı katliamı. Mehdi olsaydı o katliam olur muydu? Aliya İzzetbegoviç onu söylüyorsa yanlış söylüyor. Yanlış söylediğini de gösteriyor Allah bize. Mehdi olsaydı o kadar şehit vermeyeceğimiz açık. Tek bir tane şehit vermezdik, tek bir tane.

BÜLENT SEZGİN: Siz Suriye’de yalvaran bir amca göstermiştiniz. “Yok mu bize yardım eden? Görmüyor mu kimse?” diye Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, göster.

Kardeşim ama işte böyle Suriye’de Mehdi genel olarak, geniş çaplı yüzde doksan reddediliyordu. Irak’ta da öyle ve müthiş bir felaket geldi arkasından. Eğer Mehdi zahir olmuş olsaydı, şu manzara olur muydu? Mümkünü yok. Irak’taki şu dehşet ve vahşet olur muydu? Mümkünü yok. Mehdiyet’in reddedilmesi sonucunda oluyor bu olaylar. Ve daha da olur Allah vermesin. Reddedildiği müddetçe de olur. Ancak Mehdiyet’le İslam aleminin kurtuluşu mümkün. Bunu Peygamberimiz (sav) açıkça söylemiş. Bunu inkarın mümkünü yok. Buna mecal de gösteremez kimse, mantığı da olmaz.

Alman istihbarat kurumu var. Alman gizli servisi. Alman federal haber alma servisi BND. İngiliz derin devletinin bu sistemi nasıl çalıştırdığını geniş kapsamlı olarak hazırlıyorum. Yani Alman istihbaratının nasıl kontrol altında olduğunu. Dünyadaki istihbarat sistemlerinin hemen hemen tamamına yakını İngiliz istihbaratıyla bağlantılı. Direkt onlara gelen bağlantı şu an bilgisayar sistemine direkt akıyor. Farz edelim Pakistan istihbaratı değil mi? Topladığı bilgiyi olduğu gibi aktarmakla mükellef. Hindistan istihbaratı aldığı bilgiyi olduğu gibi aktarıyor, aralarında anlaşma var. Mesela Alman istihbaratı bütün elde ettiği bilgiyi aktarıyor. Onun için böyle pervasızlar. Ama Mehdiyet’in karşısında hiçbir şey yapamayacaklarını göreceksiniz. 2019’lar, 2021’ler. 2019’lar en keskin yıllardır. 2021’lerde ferahlığa erdiğimiz yıllar olacak. Hele ki 2023’ler falan asfaltta gidiyor gibi olacağız inşaAllah.

İngilizler eskiden daha önceki dönemlerde, bazı cami hocalarına paralar vererek özellikle Sünni karşıtı kasideler okutup, Sünni-Şia halkı kışkırttıklarına dair örnekler vermişler. Ama çözüme bak, İngiliz derin devletinin çözümünü soruyorlar. İngiliz derin devleti zaten çözüm olarak, Mevleviliği ve Rumiliği gösteriyor ve Darwinizm’i gösteriyor. Belanın kaynağına doğru bizi çekiyorlar. Belanın kaynağı zaten Darwinizm. Rumilik de Darwinizm’i savunan bir sistem. Ve Rumilik’te İslam kabul edilmiyor. “Bizim yolumuzda Müslümanlığa yer yok.” diyor. Açık ifade ediyor. Benim bu kitapta bu konular çok açık ve detaylı belgelerle anlatılıyor. Bunu internetten de kardeşlerimiz indirebilirler. Ama kitap olarak alıp hediye etseler bayağı etkileyici olur. Çünkü kitabın etki gücü pratiklik açısından çok daha yüksek. Sürat açısından çok daha yüksek. Adama ne diyeceksin yani? “İnterneti aç oradan bak.” dersin adam “Tamam doğru” der eve gider unutur. Ama kitabı eline verirsen, oturduğunda o mecburen açıp bakacaktır. Tek bir sayfasına bile baksa yeterli, tek bir sayfası bile yeterli. O yüzden kitap olarak hediye edilmesi, özellikle Rumi olan vatandaşlara hediye edilmesinde büyük fayda var.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolar ile devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü