Harun Yahya

Sohbetler (26 Aralık 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Bir etiket yapalım. “Tek çözüm sevgi birliği” diyelim.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya’nın başkenti Moskova’da bomba ihbarı içeren telefonların gelmesinin ardından Kazan Yaroslav ve Leningrad tren istasyonlarından yaklaşık üç bin kişi tahliye edildi. Ayrıca Soçi’de düşen Rus uçağı için sabotaj ihtimalinin saf dışı bırakıldığı, terör eylemi olarak değerlendirilmediği ve uçağın teknik arızadan dolayı düşmüş olma ihtimali üzerinde durulduğu söylendi.  

ADNAN OKTAR: Yani teknik arızayı meydana getirmek son derece kolay. Bir casus için, eğitim alan birisi için yani bir de diğer uçaklarda hiçbir şey olmuyor, stratejik şahıslar bulunduğunda oluyor. On yılda, yirmi yılda, otuz yılda bir olan bir şey ve tam onlara rast geliyor, Yani o biraz acayip. Mesela jandarma kuvvetleri komutanı helikoptere biniyor, helikopter düşüyor. Günde yüz kere helikopter ayaklanıyor. Oraya buraya gidiyor uçuyor kaçıyor, gidiyor geliyor, hiçbir şey olmuyor. Ayda yılda bir jandarma genel komutanı biniyor helikoptere, tak düşüyor. “Buzlanma oldu” diyor. Ya kardeşim diğerlerinde buzlanma olmuyor da onda mı oluyor buzlanma yani?

Hamaney biz çam ağacı koyduk ya stüdyoya, o da yanına çam ağacı koymuş, yılbaşı çamı. Hamaney çok efendi bir insan, çok modern, akılcı, İslam’a, Kuran’a çok sadık bir insan. Şii kardeşlerimizin medar-ı iftiharı, bizim de medar-ı iftiharımız. Allah ömrünü uzun etsin. Gerçek Müslüman, samimi Müslüman, candan Müslüman, akılcı insan, ufku geniş insan, Allah sayılarını artırsın. Etkisini artırsın, tesirini artırsın.

KARTAL GÖKTAN: Hazreti İsa (as) ile ilgili de bir açıklaması var Hamaney’in. İran’ın dini lideri Hamaney resmi Twitter hesabında “Hz. İsa (as) biz Müslümanların da Peygamberidir. Kuran’da İsa Mesih ile ilgili birçok ayet vardır. Biz onu önde gelen ululazm bir Peygamber olarak kabul ederiz” paylaşımında bulundu.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel. Noel çamı da çok iyi olmuş.

Ömer Faruk Özgelen, “Arkadaşlarınızın kişisel hesaplarında içkili fotoğrafları var.” Diyor. Kimde var içkili fotoğraf? Var mı öyle bir şey?

GÖKALP BARLAN: Üzüm sulu şişelerden bahsediyor.

ADNAN OKTAR: Canım orada onu otuz kere anlattık. “Şişe üzüm şişesidir” dedik, üzüm suyu şişesi. Gösterdik yakından. Bir daha, bir daha anlattık. İnsaf artık.

SEMİH MERİÇ: Yazı koydunuz Hocam.

ADNAN OKTAR: Üstüne de yazı yazdık, tabii.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Akit Yazarı Hasan Aksoy yazısında münafık tehlikesine değindi. “Terörist çeşit çeşittir; kimi bomba atar fiziki tahribat verir, kimisi de fitnesiyle zihinleri tahrip eder. Münafığın tahribat seviyesi yüksektir. Tarihteki İngiliz Lawrence türü dost görünümlü düşman teröristler teröristlerin en hainidir” dedi. Günümüzde de üst aklın ülkemize bu tip post modern münafık teröristlerle saldırılar düzenlediğini belirterek “Düşmanın en kötüsü kıvırtmalı dosttur” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu kardeşimizi görebiliyor muyuz?

BÜLENT SEZGİN: Evet. Yeni Akit Yazarı Hasan Aksoy.

ADNAN OKTAR: Hasan Aksoy güzel konuşmuş. Bir daha Hasan Aksoy’u anlat.

BÜLENT SEZGİN: Münafık tehlikesine değiniyor. “Terörist çeşit çeşittir; kimi bomba atar fiziki tahribat verir, kimisi de fitnesiyle zihinleri tahrip eder. Münafığın tahribat seviyesi yüksektir. Tarihteki İngiliz Lawrence türü dost görünümlü düşman teröristler teröristlerin en hainidir” dedi. Günümüzde de üst aklın ülkemize bu tip post modern münafık teröristlerle saldırılar düzenlediğini belirtti ve “Düşmanın en kötüsü kıvırtmalı dosttur” dedi.

ADNAN OKTAR: Bizi çok güzel takip etmiş kardeşimiz. Anlattıklarımızı çok güzel kavramış. Anlattıklarımızı birebir ve çok candan bir üslupla okuyucularına aktarmış. Demek ki fikirlerimiz Türkiye’de tam anlamıyla revaç buldu. Dediklerimizin doğru olduğu herkesçe kabul edildi. Kardeşimizden de Allah razı olsun. İngiliz derin devletini nezaketiyle anlatmış.

Şimdi siz biraz kendi aranızda konuşun. Geleceğiz ondan sonra biraz da sazlı sözlü devam ederiz, inşaAllah. Semih sen akarların yaz ve kış uykusu konusunu anlatabilirsin, inşaAllah. Oğuzhan sen bu atomun hayranlık uyandıran detaylarını biliyorsundur, onları anlat. Yasin sen de sonra bir şeyler anlatırsın. Kardeşleriniz de anlatır. Hadi araşırız görüşürüz, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Şimdi kısa videolarla devam edeceğiz programımıza. Daha sonra Hocamız’la beraber inşaAllah programımız dediği gibi sazlı sözlü devam edecek inşallah.

VTR: Allah Sonsuz Güzellikleri Sanatının İçinde Yaratandır

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Yazarı Aydın Ünal, münafıkane, arkadan hançerleyen sistemin temizlenmesinin ülkenin ilerlemesi için hayati önem taşıdığını belirten bir yazı yazdı. Terörle bir türlü baş edemememizin sebebinin medyada ve siyasiler arasında münafıkane davranan hainler olduğunu söyledi. “Bugünkü mücadelemiz aslında bu hainlere karşı ama Allah’ın izniyle bu mücadeleyi kazanacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: Münafıklığı çok önemli bir konu olarak ele aldıktan sonra her yerde bak münafıklıkla ilgili yazılar çıktı. Eskiden münafıklığı hiç konu olarak edinmezlerdi. Risk olarak da görmüyorlardı. İngiliz derin devleti diye bir konu zaten hiç yoktu. Meseleler gittikçe berraklaşıyor, gittikçe netleşiyor.

Orhan Baba kalbi sevgi dolu bir insan, güzel bir sevgi anlayışı var. O da eserlerine ciddi anlamda etki ediyor.

BÜLENT SEZGİN: Takvim Yazarı Bülent Erandaç, üst aklın emrindeki düşünce kuruluşlarının başında olan Abramovic, Edelman, Michael Rubin, Friedman, Graham Fuller, Henri Barkey gibi isimlerin sürekli Türkiye aleyhine açıklamalar yaptığını ve bunun çok kızdırıcı bir durum olduğunu söyledi. Rubin, 15 Temmuz öncesinde “Türkiye’de darbe olacak” diye yazıyor, oluyor. Ardından yetmiyor “Üçüncü darbe olacak. Bu Erdoğan’ın hayatına mal olacak” diyor. Bizim emekli siyasiler, emekli askerler, büyükelçiler de kim bilir hangi kulüpteler ise biri bile televizyona çıkıp “Sen kimsin? Kimin köpekliğini yapıyorsun?” diye bu tip konuşanlara sormuyor. Allah’tan Erdoğan bunların farkına varmış durumda. Bunların rezilliklerini bir o ortaya koyuyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Üst akıl İngiliz derin devletidir. Bütün dünyayı idare eden derin devlet yapılanması, yani deccaliyet. Adını açık açık sarahaten söylemesi lazım. Kim bu arkadaş, görebiliyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet bu şahsı ben tanıyorum.

Şimdi Karl Marx da, Engels de her ikisi de İngiliz derin devletinin geniş çaplı desteklediği adamlar, yani onları ortaya çıkaranlar İngiliz derin devletidir. Karl Marx 1949’da Londra’ya geldi ve ses getiren tüm kitaplarını burada yazdı ve burada basıldı. Hep Londra baskısıdır. Bak, Londra’da basılıyor. Bu adamın parası pulu falan yok. İngiliz derin devleti finanse etmiştir kitaplarını. Ve bütün işte Rusya’ya, oraya buraya yayılmasını sağlayanlar da onlar. Millet parayla gidip almadı. Kitapları her yere yayıldı, yani İngiliz derin devleti tarafından yapıldı bu. Abdülhamit devrinde de Darwinist eserlerin bütün İslam alemine yayılmasını sağlayan İngiliz derin devletidir. Yani Osmanlı’ya ait matbaalarda Abdülhamit’in emriyle basılmıştır bu kitaplar. İngiliz derin devleti de kitapların dağıtılmasını hem teşvik hem tasdik hem de bazı tıkanmalarda da finanse etmiştir. Ama asıl Osmanlı sermayesi, Osmanlı parasıyla ödenmiştir, yani o bütün kitapların karşılığı milleti cebinden çıkmıştır. Ama işte Mısır’da, orada burada Yemen’de falan tıkanma bölgelerinde muhtelif yerlerde de ayrıca basılmıştır, orada da İngiliz derin devleti desteklemiş ve halletmiştir böyle konuları.

Karl Marx İngiliz Ekonomist Adam Smith’den etkilenmiş. Adam Smith vahşi kapitalizmi savunuyordu. Ama Karl Marx’ın etkilendiği ve fikirlerini aldığı kişi de aynı, hepsi tek merkezden bilgiyi toplu olarak alıyorlar. “Sen vahşi kapitalizmi anlatacaksın” diyorlar. “Sen de bu komünist sistemi anlatacaksın” diyorlar. İkisinde fikirler bölünüyor. Yani birbirinin zıttı fikirleri savunuyor adamlar. Ama ikisi de Londra’dalar, ikisinin kitapları da Londra’da basılıyor, ikisi de aynı kahvehanelerde, kıraathanelerde buluşuyorlar, kafelerde buluşuyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne geldi Bülent aklına?

BÜLENT SEZGİN: Mussolini de aynı şekilde o da Londra’da eğitim almış, yetişmiş.

ADNAN OKTAR: Marx, İngiltere yıllarında İngiliz Başbakan Lord Palmerston’a gidiyor, ondan destek alıyor, Palmerston’dan. Palmerston Kırım Savaşı’nın ve Amerika’nın iç savaşının mimarı olarak biliniyor. Yani burada tabii silah fabrikaları geceli gündüzlü çalıştı bu savaş döneminde.

BEYZA BAYRAKTAR: Allah razı olsun. Siz onların yıllarca gizlediği gerçekleri bir bir detaylarıyla anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Marx yazılarında İngiliz emperyalizmini övüyor. Bak, adam Marksist, komünist, İngiliz emperyalizmini övüyor yazılarında çünkü oradan nemalanıyor. İngiltere’nin Hindistan’ı işgali sırasında öldürülen binlerce insanın bir önemi olmadığını bunun dolaylı olarak evrensel adalet ve mutluluk getireceğini iddia ediyor. Marx’a göre “Binlerce insanın parçalanarak katledilmesi, toplarla, otomatik silahlarla tarihin diyalektiğinin bir mecburiyetiydi” diyor ve övüyor. İngilizlerin yaptığı katliamı övüyor. İşte İngiliz derin devletinin felsefesini tam anlatan insanlar bunlar. Uygulanan felsefeyi anlatıyor.

Marx’ın ekonomik görüşleri Londra’daki bankaların ve özellikle The House of Rothschild Bankası’nın görüşleriyle aynı doğrultuda. Bankanın felsefesiyle aynı görüşleri. İngiliz derin devletinin en önemli elemanlarından Theodor Herzl, Abdülhamit’in de baş danışmanı, İngiliz derin devletinin en önemli elemanlarından bu kişi. İngiliz derin devletinin elemanı Theodor Herzl, Engels’in ideolojisini övüyor ve finansör olabileceğini söylüyor. Zaten onun finansörü de İngiliz derin devleti. Yazışmalarında var bunlar. Engels, Marx ile birlikte Doğrular Birliği Locası’na üye. Yani her ikisi de mason. Mason olmaları suç değil. Ben de masonum, o dert değil de fakat bilinmeyen bir gerçek bu. Engels, Marx ile birlikte aynı locadalar. Doğrular Birliği Locası’na üyeler ikisi de. Yüksek dereceli mason ikisi de. Komünist manifestoyu birlikte hazırladılar. Bak, komünist manifestoyu birlikte hazırladılar Marx ve Engels. Ve aynı locaya mensuplar, İngiliz locası bu Londra’daki locaya mensuplar.

Bolşevik ihtilalinde Lenin ve Troçki’yi finanse eden İngiliz derin devletinin kasaları, Jacop Schiff, Morgan ailesi, Rockefeller ailesi, National Central Bank, Rothschild ailesi ve Lord Alfred Milner. Yani tam takım. İngiliz derin devletinin adeta orkestrasının eşlik ettiği bir yapı var.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Chatham House’u kuranlar da bu kişilerdi.

ADNAN OKTAR: Evet, aynı adamlar. Bir orkestra çalıyor, onlar da uyuyorlar.

Troçki’yi İngiliz istihbarat ajanı, MI6 ajanı ve silah tüccarı Alexander Parvus ideolojik olarak eğitiyor. Görüyor musun İngiliz derin devletinin çalışma sistemini? 1905 Rus-Japon savaşında İngiliz derin devleti Ruslara karşı Japonlara mali destek oluyor. Bak, Ruslara karşı Japonlara mali destek oluyorlar. Ruslar savaşı kaybedince Lenin ve Troçki için ihtilal zeminini oluşturuyorlar. Bak, planı görüyor musun? İngiliz derin devletinin planını? Ruslar savaşı kaybedince Lenin ve Troçki için ihtilal zemini oluşuyor ancak sonraki aşamalarda gelişmeler daha da azgınlaşarak devam ediyor. Troçki 1917’de Rockefeller’ın bizzat verdiği yüklü miktar parayı ve 300’e yakın ihtilalciyle New York’tan Rusya’ya yola çıkıyor. Bak, İngiliz derin devletinin yönlendirmesini görüyor musun olayı? Yolda Kanada istihbaratı tutuklayınca -bilmiyor Kanada istihbaratı, boş bulunuyor tutukluyor- İngiliz Başbakanı Lloyd George hemen devreye giriyor. Ve derhal serbest bırakılıyor. “Siz ne yaptınız ya?” diyor. Kanada’ya hemen talimat veriyor derhal serbest bırakılıyor.

Bu Troçki’nin emrindeki kızıl ordu iç savaş sırasında yüz binlerce Rus’u öldürdü. Kitle katliamından geçirdiler. Troçki çok acımasızdı. Bunların hepsini kitapta detaylı olarak belgelerle anlatacağım.

Bu Rothschild ve Rockefeller aileleri İngiliz derin devleti tarafından her zaman desteklenen iki derin güç. Rothschild ve Rockefeller.

Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Yusuf Kaplan, “FETÖ bir İngiliz projesidir. Amerika hikayesi tam bir karartma operasyonudur. Amerika küresel sistemin sopasıdır, İngiltere ise beynidir. 200 yıldır dünyanın jeopolitik stratejisini belirleyenler, sistemi kuran aktörler, Osmanlı’yı durduranlar, Hindistan’ı parçalayanlar, IŞİD üzerinden İslam’ı terörle özdeşleştirenler, bu örgütleri çıkaranlar İngilizlerdir” diyor. Biz ne dersek, o gündem. Herkes bizim dediğimizi anlatıyor. Bizim tarif ettiklerimizi insanlara tarif ediyor. Gündemi Allah’a çok şükür bizler belirliyoruz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siz geçtiğimiz günlerde Trump’ın İngiliz derin devletinin elemanlarının onunla konuşması ve gizli sırlar vermesinin ardından ‘Bu olumlu tavrının devam edip etmediğini göreceğiz’ demiştiniz. Rahim Er bu açıklamanıza dayanan şöyle bir yazı yazdı; “Obama ve Bush gibi Amerikan başkanları hem ülkeleri hem de dünya için bir felaket oldular. Eğer Trump da onların yolundan giderse bu Amerika için karanlık günlerin başlangıcı olur. Bakalım ne yapacak acaba? Her şeyi önceden gören bir tüccar uyanıklığıyla mı davranacak?  Yoksa derin Amerika denizinde dalgalara kapılıp, sallanıp duracak mı?”

ADNAN OKTAR: Ona el yazması olan 150 yıllık defter okunacak, el yazması olan. Ve orada birçok son zamana kadar yazılmış yazıları bulacak. Büyükçe bir defter. Sır katiplerince getirilecek. Onu getirenler de zaten üstat kişiler. Karanlık bir odada, o defteri ona okutacaklar. Bizzat kendine okutacaklar. Yüksek sesle okuyor “Oku” diyorlar o da okuyor. Okuyacağı maddelerin en önemlilerinden birisi, ‘Amerika İngiltere’ye aittir’ hükmü. İngiltere’nin yönetimindedir hükmü. Ve İngiliz derin devletinin sırları orada açıklanıyor, açıklanacak ona. Bu konuda direten sadece Kennedy idi. Kapalı bir üslupla bu konuyu defalarca ballandıra ballandıra anlattı. Ama bir türlü İngiliz derin devleti demedi, diyemedi. Ama her şeyini anlattı. Bin pişman oldu o. Yani devlet başkanlığına geldiğine bin pişman oldu. Birçok devlet başkanına bu sır açıklanıyor. Ya Amerika’da ya İngiltere’de açıklanıyor. “Sen bir hiçsin.” deniyor. “Sen bir hizmetçisin. Biz dünya hakimiyiz. Sen bizim hizmetimize girdin. Bu hizmeti yapacaksın. Ne diyorsak yapacaksın.” Yani “Senin devletin diye bir olay yok. Bir tane devlet var. Bunun gereği neyse bu olacak.” diyorlar. Korkanlar bazen istifa ediyorlar, başkasına bırakıyorlar. Onlar da genellikle pek ellemiyorlar. Bir kısmı da kabul edip, bütün dayatmaları kabul edip, yerine getirmeye ısrarla devam ediyor. Bir kısmı da yan çiziyor sonradan. Yan çizdi mi de çekip vurup öldürüyorlar, olay bu. Ama tabii bu adamların güç yetiremeyeceği bir sistem Allah tarafından yaratılmış. Mehdiyet ve İsa Mesih. İsa Mesih’in talebeleri ve Mehdiyet. Sadece bu ikisine gücü yetmiyor deccalin. Hızır (as), Mehdi (as) ve İsa Mesih (as). Bunun dışındakilere gücü yeter. Bak, Mehdi (as), İsa Mesih (as) ve Hızır (as)’ın dışındakilere gücü yetiyor. Bunlara gücü yetmez. Bunlar metafizik olarak kilitlenmiştir yani gücü yetmeyeceği şekilde yaratılmıştır.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Mehdi (as)’nin yanındaki melekler mi korur deccalden?

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav)’in açıklamasına göre öyle, evet. Cebrail (as) sürekli sağında, Mikail (as) sürekli solunda. Meleklerle birlikte hareket ediyor. “Üç bin melekle yardım edilir.” diyor. Peygamberimiz (sav) öyle söylüyor. Deccal ona zarar veremiyor Allah’ın hikmeti. Yani basireti bağlanıyor mesela suikast yapamıyor, oyun oynayamıyor. Olmuyor, aklı o konuya geldiğinde aklı kapanıyor, yapamıyor. Mucize olarak.

BEYZA BAYRAKTAR: Hatta yaptıklarıyla şanını yüceltiyor değil mi?

ADNAN OKTAR: Evet, atağa geçiyor ama yapamıyor. İsa Mesih (as)’te de öyle mesela. Atağa geçiyor ama yapamıyor. Hatta onu göstermek için Kudüs’te son olarak işte İsa Mesih (as) ile karşılaşıyor. Yani onu yenmek istiyor ama “onu gördüğünde tuzun suda eridiği gibi erir” diyor Peygamberimiz (sav). Felç oluyor. Basireti, aklı falan kapanıyor. Sadece kaçma duygusu geliyor, kaçmaya başlıyor. Rezil oluyor yani.

BEYZA BAYRAKTAR: Hz. İsa (as) deccali tanır mı? Bilir mi şu kişi diye?

ADNAN OKTAR: Allahualem tanıyor. Vahiyle ona bildiriliyor. Ama tabii sorumlu değil, hiç kimse sorumlu değildir. Onu görünce nasıl bir mücadele olacak aralarında bilmiyorum. Ben onu öldüreceğini zannetmiyorum fiilen. Öyle bir şey olmaz. Rezil edecek sadece. Kaçması var ama. “İsa Mesih (as)’i görünce kaçmaya başlar.” diyor. Kendi talebeleri, adamlarının gözü önünde kaçıyor mesela bu çok garip bir durum değil mi? Manevi ölüm yani.

BÜLENT SEZGİN: Deccal şu an Mehdi (as)’yi biliyor mudur Hocam? Tanıyor mudur? 

ADNAN OKTAR: Tabii, hem İsa Mesih (as)’i hem Mehdi (as)’yi. Metafizik bir varlık o da. Cinlere, şeytanlara etki edebilen, büyü kabiliyeti olan, insanları etkisi altına alan bir varlık.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bütün zorluklara rağmen hükümet ekonomik olarak büyük yatırımlar ve arka arkaya önemli açılışlar yapmaya devam ediyor. Bugün de kış aylarında sürücülerin zor anlar yaşamasına neden olan Ilgaz Dağı’na inşa edilen ‘Ilgaz 15 Temmuz İstiklal Tüneli’ açıldı. 700 milyonu aşan bu proje ile Çankırı, Kastamonu Ankara’ya komşu oluyor. 40 dakikalık mesafe 5 dakikaya iniyor.

ADNAN OKTAR: İyi çok güzel olmuş, hayırlı olmuş. Paralı mı bu tünel?

BEYZA BAYRAKTAR: Bilmiyorum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’daki kardeşlerimizin bu haftaki sohbetinden resimler var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Afiyet şeker olsun. MaşaAllah aslanlarıma, aferin. Allah bereketlerini artırsın, güzelliklerini sağlıklarını artırsın. Birbirlerini çok iyi koruyup kollasınlar.

İngiltere kendi askerlerine, İngiliz derin devleti herkese karşı acımasız. İngiliz dış istihbarat servisi MI6 1950’li yıllarda yürüttüğü gizli deneylerde kendi askerlerine, askerlerin kendisinden habersiz LSD kullandırttılar. Bahane olarak da grip virüsüne karşı bir tedavi aradığını söylüyorlar. Askerler bu yüzden deneye katılmayı kabul ediyorlar. Ama işin aslında gizlice LSD verilerek sakladıkları sırları bu maddenin etkisi altında itiraf edip etmedikleri gözleniyor. Kendilerince bilimsel çalışma yapıyorlar ama kendi askerleri üstünde yapıyorlar. İngiltere hardal gazı deneylerinde de kendi askerlerini kullandı. Bu sebeple İngiliz hükümeti tazminat ödemeye mahkum edildi, mahkeme kararıyla. İngiliz askeri laboratuvarlarında on yıllar boyunca yani yirmi-otuz yıl kimyasal ve biyolojik silah deneylerinde binlerce İngiliz genci kullanıldı. Onları da adam yerine koymuyorlar.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türk Silahlı Kuvvetleri, El Bab’a IŞİD tarafından yerleştirilen ve uzaktan kumanda ile patlatılabilen patlayıcıların sadece düzenli ordularda bulunan türden patlayıcılar olduğunu ve bu patlayıcılarla kentteki onlarca sivilin yaşamını kaybettiğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: İşte bu düzenli ordularla lafı uzatmaya gerek yok. İngiliz menşeili, İngiltere’de imal edilen patlayıcı bu. İsmini söylemekten çekinirsen, adam göndermeye yine devam eder. Bir tek Allah’tan korktuğunu gösterirsen, çekinmezsen netice güzel olur. Bunun için işte Mehdiyet’in, İsa Mesih (as)’in o mübarek topluluğunun ve Hızır (as)’ın toplu atağında onlardan yana olmak lazım. Aksinde bu felaketler devam eder. Her zaman söylüyorum, yine söylüyorum.

İngiliz derin devleti ilk çalışmalarını Türk milletinin Orta Asya’ya sürülmesi yönündeki çalışmalarını. “İlk Anadolu’ya onları bir sürün.” diyorlar. “Anadolu’da bir toplayalım. Oradan da Orta Asya’ya süreriz.” diyorlar. Onun için 1913 yılında Balkan Savaşı’nın bitmesiyle toplam beş milyon Müslüman Balkan Türk’ünü Anadolu’ya sürdü İngiliz derin devleti. Beş milyon kişiyi. Oradan da Orta Asya’ya göndermek için. Mesela Yunanistan’la nüfus mübadelesi yapıldı. Bir milyon Müslüman Türk Anadolu’ya gönderildi. Rus çarlığına yine İngiliz derin devleti etki yaptı. Müslüman Türk Kafkas halkları Anadolu’ya göçe tabi tutuldu. Üç milyon kişi yürüyerek ve gemilerle Anadolu’ya sığındı, üç milyon kişi.  Stalin de komünizm döneminde Kırım Tatarları ve Çerkez halkları başta olmak üzere bir milyonun üzerinde Müslüman Türk halkını Orta Asya’ya sürdü, direkt Orta Asya’ya. 1950-51 ve 1989’da beş yüz bin Bulgar Türk’ü yurtlarından sürülüp Anadolu’ya yerleştirildi, Anadolu’ya gönderildi. Bunların haddi hesabı yok bu anlatılacak konuların. Ben çok küçük örnekler veriyorum.

Münafık konusunu da sürekli gündemde tutalım. Münafık çok hayati bir konu. Genişleterek pratik hayattaki mesela bu yüzyıldaki uygulaması münafıkların potansiyel nasıl olabilir onları da hesap ederek ona göre anlatmak lazım.

Münafıkta Allah içine akıl almaz bir huzursuzluk verir, münafığın en belirgin özellikleri odur, sinirleri çok bozuktur münafığın. Şeytan içinde olduğu için vücut laçkalaşır, sinirleri de laçkalaşır garip bir teslimiyetle şeytana kendini teslim ettiği için o vücutla adeta şeytan oynar, onun için münafıkta krizler şeklinde vücut tepkileri olur. Sabırsızlık hat safhadadır münafıkta, bir yerde bir an duramaz mesela sürekli yer değiştirme özelliği vardır. Bir şeyin derhal olmasını ister. Mesela çayı gelmediyse delirir hemen gelsin ister. Halbuki Müslüman sabırlı oluyor, münafıkta bu yoktur. Münafığın aklında sabır diye bir konu olmaz, tevekkül de olmaz münafıkta, sabır ve tevekkül iptal olmuştur şeytanın etkisiyle. O yüzden olaylar onu çok etkiler ağlar, sinir krizine girer, çok şiddetli korku geçirebilir, ajitasyona girebilir, bunalıma girebilir tevekkülünü kaybettiği için, sabrını kaybettiği için de yine sinirleri çok çok bozuktur. Çok telaşlı, çok aceleci şeytani bir hırs içerisinde olur. Her şeyin çok süratli olmasını ister yemesi, içmesi, gelmesi, gitmesi, oturması, kalkması yani hemen onun kendi dediği gibi olmasını ister, olmadığında da adeta cinnet geçirir münafık oradan da anlaşılabilir. Vücut kontrolünü şeytana kaptırmaktan kaynaklanıyor. Normal bir insan sabırlıdır, bir şey gecikse de sabırla bekler, mutedildir, hayır görür, gecikmesinde de hayır görür, normal bir hızla olsa onu da normal karşılar, tevekküllüdür, olaylarda sarsılmaz. Münafıkta tevekkül olmadığı için çok şiddetli sarsılır her olayda, delice reaksiyonlar gösterir, vücudu adeta yalpalar yani vücut kontrolünün şeytana geçtiği vücut tepkilerinden rahatça anlaşılabilir, münafığı teşhiste bu çok önemli bir delildir.

“İngiltere’nin en büyük düşmanları konulu” bir anket yapılmış Londra’da Ulusal Ordu Müzesi internet üzerinden yapıyor. Ankette yirmi kişilik listenin birinci sırasında, üç bin doksan oyla Mustafa Kemal Atatürk birinci olmuş. İngiliz derin devletine karşı olan bir aslan olarak birinci olmuş, tebrik ediyoruz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın alıntı yaptığı, kadının gördüğü dün anlatmıştık Adnan Bey. Orijinal kaynaklarda şöyle anlatılıyor. “Jeane Dixon ilgili vizyonu yani görünümü 5 Şubat 1962 tarihinde almış. Mehdi şubat ayı doğumlu olacak” diyor. Görümünde Hz. Yusuf’u (as) ve Akhenaton’u yani Hz. Yusuf (as)’ın kızının oğlu olan tek Allah’a iman eden Firavun Akhenaton ve karısı Nefertiti’yi görüyor. Kendileri soylu ve zengin kıyafetler içindeler. Ellerindeki çocuk fakir elbiseler içinde. Bu çocuğun büyüyüp genişleyip, bütün dünyayı kapladığı ve bütün ırklar ve dinlere hakim olacağını görüyor.  

ADNAN OKTAR: İşte Hz. Mehdi (as). Şubat doğumlu oluyor. Evet.

Kurtuluş Savaşı sonrasında İngilizler İzmir açıklarındaki gemileri çekmiyorlar. Savaş gemilerini. Savaş bitmiş ama çekmiyorlar. Atatürk elçiyi çağırıyor. “O gemileri çekin” diyor sadece, kısaca. “Kendi vatandaşlarımızı korumak için” diyorlar “tutuyoruz gemiyi” diyor. “Biz koruruz” diyor Atatürk. “Gemileri hemen çekeceksiniz” diyor. Adam bayağı bir uzatıyor. “Bize savaş mı açacaksınız?” diyor. Atatürk diyor ki “savaş açmak mı?” diyor. “Siz” diyor “Sevr Antlaşması’nın hala yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz?” diyor. “Biz onu çoktan yırttık” diyor. “Karşımda oturuşunuzu sizi konuk sanmama borçlusunuz” diyor. “Bizim gözümüzde barış antlaşması yapmamış iki devletiz” diyor. “Şu an savaş durumu var kabul ediyorum” diyor. “Savaş hükümleri yürürlükte” diyor. “Konuyu uzatmayın” diyor “derhal çekin oradan o gemileri” diyor. Sabaha gemilerin hepsi yok. Hepsini çekiyorlar. Yani Atatürk aynı zamanda çok sıkı kabadayıdır. Delikanlıdır. Başka bir ülke olsa ses çıkarmaz. Gemi durur da durur orada. “Lafı uzatma” diyor. “Derhal çekeceksiniz” diyor çekiyor. Onun için illet oluyorlar Atatürk’e çünkü Atatürk’ü biliyorlar öyle şeyde gözü kapalı savaşa girer. Yani yüz bin, iki yüz bin, üç yüz bin şehit hiç yani. Darmaduman edeceğini bildikleri için lafı uzatmadan çekiyorlar.

Nefertiti satranç oynarken bir resmi var.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: O devirde de satranç var, o yönüyle çok manidar. Çok eski bir oyun.

İngiliz dış istihbarat teşkilatı MI6 özel eğitimli üç ajanı ile Atatürk’ü yakın markaja almıştı o zaman. İngilizlerin en güvenilir ajanlarından biri Türkmen asıllıydı yani Türk asıllıydı. Türkçe, Rusça, Tatarca, Romence, Almanca ve İngilizce biliyor. Yani çok yabancı dil bilen birisini seçmişler. İstanbul’da kahvehane işletiyor. Galata taraflarında. Bu kahve Mustafa Kemal’e yakın isimlerin de uğrak yeri. Kemalistlerin tüm toplantılarını burada gerçekleşiyordu. Konuşulan gizli planları kahveci ajan İngilizlere aktarıyordu. Konuşmaları dinliyor onlardan bilgi alıyor. Sohbetlerine falan katılıyor. 1923’te kimliğinin açığa çıkma tehlikesine karşı MI6 tarafından Polonya’ya gönderiliyor. Polonya’ya kaçırılıyor. İkinci İngiliz ajanı da 1921’de İstanbul’da açtığı terzi dükkanı ile yine orada Galata taraflarında ittihatçı çevreler ve Atatürk’e yakın isimlerin terzisi olmayı başardı. Ünlü bir terziydi. Türk dış işlerine girip çıkabiliyordu. Ölçü alacağım bilmem ne havasında elde ettiği bütün bilgileri İngilizlere aktarıyordu o da. Dış işleri kaynaklarından biri yani bunun haber aldığı kaynaklardan biri yakalanınca yine MI6 tarafından Mısır’a götürüldü o da. O zaman kaynıyordu İngiliz ajanları. Şu an en az yüz mislidir. Çok fazla ajan kullanıyor İngiliz derin devleti. Amerika’nın hazırladığı raporlarda yan, İngiliz derin devletinin hazırladığı ve Amerika’ya açıklattığı raporlarda; “Başkanlık sistemine geçişten bahsedilirken Türkler federalizmi kabul etmez.” Yani reddederler diyor ilk başlangıçta. “O yüzden yerel yönetimlerinin güçlendirilmesi ile başlayalım olaya” diyor. “Belediyeleri güçlendirerek ile başlayalım. Bir anda Türk halkına bunu kabul ettirmemiz mümkün değil” diyor.  Bir ara biliyorsunuz akıldaneleri gönderdiler Türkiye’nin en akıllıları falan.  Onunla biraz ikna etmeye çalıştılar. Sıfıra gitti, biz çok esaslı tavır koyunca hiç etkisi olmadı.

Mesela Atlantik Konseyi Raporu 13-15 Nisan 2009’da açıklanıyor diyorlar ki “Türkler federalizme ayrılıkçılık ile eş anlamlı gördüğü için daha az iddialı, âdemi merkeziyetçi yerel yönetimi güçlendiren şemalar düşünülebilir” diyorlar. Kendi aralarında. “Dünyada kesintisiz işleyen otuz bir demokrasi var. Bu ülkelerin yirmi dördü, yani yüzde 77,4’ü parlamenter rejim ile yönetiliyor. Sadece yüzde 4, yani yüzde 12,9’luk bir kesim başkanlık rejimi ile üç tanesi de yüzde 9,7 kadar olanı da yarı başkanlık sistemi ile yönetiliyor.” Dünyanın ezici çoğunluğu parlamenter rejim ile yönetiliyor.

Bugün anayasa değişikliğinde bazı maddelerin geri çekileceği veya düzenleme yapılacağı söylendi. İnşaAllah dediğimiz maddelerdir. Çünkü çok riskli görünüyor o maddeler. Hangileri olduğu tam daha kesinleşmedi. Milliyetçi Hareket Partisi’nden bir vekil de “bu haliyle ben karşıyım” diye açıklama yaptı. MHP blok olarak desteklemeyecek gibi görünüyor. O maddeler çok önemli onlar mutlaka çıkarılsın onları takip edelim. Çıkarılan maddeler onlarsa çok iyi.

Resullullah (sav) diyor ki “Kaim Mehdi” ahir zamanda gelecek Kaim Mehdi “…insanlar arasında büyük bir dehşet depremler, fitneler, belalar, afetler, Araplar arasında korkunç cinayetler, insanlar arasında büyük anlaşmazlıklar, dinde ayrılıklar ve insanların diğer insanlardan gördükleri zulüm ve birbirlerini yok etme isteğinden dolayı sabaha ya da akşama ölmek isteyeceği kadar kötü bir hayat sürmesinden önce ortaya çıkmayacaktır” diyor. Beklenen Mehdi isimli kitapta Muhammed Bâkır el-Meclisî’nin Bihar’ul Envar İngilizce tercümesi cilt 13.

Atatürk’ün etrafındaki İngiliz ajanlarından en ünlüsü Parsifal kod adlı bir Hintli. Atatürk’ün yakın arkadaşı Bulgar Milletvekili Dimitri Eçkof’a yaptığı görüşmeleri izleyerek İngilizlere istihbarat sağlıyor.

Evet şimdi kısa bir ara verelim devam edelim sonra.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Münafık, Bilinçaltı Kurgulama Yöntemleriyle Peygamberlere ve Müslümanlara Duyulan Güveni Kırmak İster

Masaüstü Görünümü