Harun Yahya

Sohbetler (29 Aralık 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Aysun Günsel, “Lütfen böyle aşırı şık olacağınız zaman önceden “Kalbi olanlar dikkat!” diye uyarı yayınlansın” diyor.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya da Türkiye’nin El Bab operasyonuna katıldı. Rus jetleri ilk kez Türkiye’ye yol açmak için El Bab’da IŞİD hedeflerini vurdu. Amerika önderliğindeki koalisyon Türkiye’nin çağrılarına rağmen El Bab harekatına bugüne kadar hiçbir katkıda bulunmamıştı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim PKK, YPG, PYD, IŞİD, Nusra, Taliban, El Kaide, Haram örgütü ve bütün o Şii örgütler tamamı İngiliz derin devletinin kontrolünde yani deccalın ordusu hükmünde bunlar şu an, deccalın ordusu işte her yere dehşet ve şiddet saçıyorlar. Buna karşı Resulullah (sav) diyor ki; “Benim soyumdan Muhammed Mehdi isminde evladım zuhur edecek ve bu fitneyi kökünden kazıyacak” diyor. “Ama kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi dahi uyandırmayacak” diyor. “Benim soyumdan” diyor “benim evlatlarımdan” diyor birçok yerde. Tanınması için de detaylı bilgiler vermiş Resulullah (sav). Hiçbir şahıs hakkında böyle detaylı bilgi yok. Bir deccal çok detaylı tarif ediliyor, bir de Mehdi (as) çok detaylı tarif ediliyor. Daha önce gelip geçen Mehdiler hakkında sadece isimleri veriliyor veyahut Mehdi’ye yardımcı olacak şahıslar veyahut o devrin ilginç acayip şahısları, garip şahısları, zararlı olacak, faydalı olacak şahısların hepsinin isimleri verilmiş ama detaylara girilmemiş.

Mesela bazı Nurcu kardeşlerimiz Bediüzzaman’ı Mehdi yapmak için Mehdi’nin sakalsız olduğunu iddia etmeye başladılar, onun için de bin bir dereden su getiriyorlar. Halbuki Mehdi (as)’la ilgili en az elli, altmış hadis var sakalı ile ilgili bak elli, altmış hadis. Hiçbir hadiste Mehdinin sakalsız olduğuna dair hüküm yok. Tamamında, tamamında eğer Şii kaynaklarla birleştirirsek yüzün üstünde hadis var Mehdi (as)’ın sakallı olduğuna dair ama Sünni kaynaklarda en az elli hadis var sakalı ile ilgili. Kardeşim neyini inkar ediyorsunuz? Ne kadar zorlama izahlar işte kelime kökeninden başka yere geçiyor, oradan başka yere geçiyor ve bu kelimeyi dediğine göre bunun anlamını farz edelim ağaçla bağlantı kursak diyor. Ağacın çiçeği vardır diyor çiçeğin de püskülü olduğuna göre püskülden geriye gittiğimizde işte yani ipsiz, sapsız, abuk sabuk bir şey mantık çıkartıyor alakasız izah. Ne uzatıyorsun? Peygamber (sav)’in bütün hadislerinde Mehdi (as) sakallı mı, sakalsız mı? Hepsinde sakallı, ne uzatıyorsun? Sen çocuk mu ikna etmeye çalışıyorsun? Tamamında istisnasız tamamında hepsinde sakallı. Resulullah (sav) da o da sakallı, bütün peygamberler sakallıdır. Bütün müceddid ve müçtehidlerde gelenlerden tamamına yakın hemen hemen sakallı olmuştur Allah’ın hikmeti ama peygamberlerin tamamı sakallıdır. Resulullah (sav)’ın sakalları, Hz. Musa (as)’ın sakalı, Hz. İbrahim (as)’ın sakalı, Hz. İsa Mesih’in sakalı bilinir herkes bilir, sakalsız hiçbiri yok. Fakat bazı peygamberlerde detaylar var mesela İsa Mesih’in sakalı diğer peygamberlerden daha farklı, Davud (as)’da da var o, kırmızıya çalan sarı, sarı gibi sarışın yani farklı. Ama mesela Hz. Musa (as)’ın sakalı siyah, İbrahim (as)’in siyah, Mehdi (as)’ın sakalı siyah, Resulullah (sav)’ın sakalı siyah, Yahya (as)’nın sakalı siyah ama Davud (as)’la, İsa Mesih Allah’ın hikmeti birbirine benziyor onlar. Onlarda kırmızıya çalan sarı, kestane rengi gibi düşün ve sarı karışık o tarz. İsa Mesih yüzü hafif çilli sanki banyodan yeni çıkmış gibi al çehreli, yüzü hem ağırbaşlı, hem çok canlı, ağzı, burnu kusursuz güzellikte yani çok estetik düzgün, alnı düzgün çok kibar alnı var. Temiz ve sık sakallı, küçük ve güzel burunlu, gözleri ateş gibi parlak gri gözlü. Taberani’de geçiyor bu. Yine altın rengine bakan kestane renkli saçlı, altın rengine çalıyor, sakalı da aynı renkte İsa Mesih’in, saçları yeni taranmış ve sanki saçından su damlıyor gibi ıslak görünümlü. Yüzü hem ağırbaşlı, hem canlıdır, ağzı, burnu kusursuz; bu Taberani Kebir’inde. Yüzü hem ağırbaşlı, hem canlıdır, ağzı, burnu kusursuz güzellikte, alnı düzgün, temiz yine sık sakallı, küçük ve güzel burunlu. (Taberani Kebir 24/433) Harun’u da mesela Kuran’da sakallı olduğunu Allah ayette gösteriyor. “Sakalımı ve saçımı tutma” diyor. Sakalının ve saçının uzun olduğu anlaşılıyor Harun’un.

Masonların sürekli okudukları bir Tevrat Mezmur’u var yani Zebur’dan bölüm 133/2. “Ne iyi, ne güzeldir birlik içinde kardeşçe yaşamak. Başa sürülen değerli yağ gibi sakaldan Harun’un sakalından kaftanın yakasına dek inen yağ gibi.” Yani kaftanı da parlak, giydiği kıyafeti de parlak Harun’un, başı da, saçı da parlak ve kardeşliği savunuyor. Mehdi (as)’ın görevi anlatılıyor aslında burada. Bak “Ne iyi, ne güzeldir birlik içinde kardeşçe yaşamak.” Bütün masonlar bunu kendilerine düstur ediniyor. Bak “Ne iyi, ne güzeldir birlik içinde kardeşçe yaşamak.” Mehdiyet’in temel düsturunu söylüyor. “Başa sürülen değerli yağ gibi, sakaldan, Harun’un sakalından kaftanın yakasına dek inen yağ gibi.” Harun’un sakallı olduğu vurgulanıyor tabii yine burada Moşiyah’a, Mehdi’ye bir işaret olarak söyleniyor ki, 3500 yıldan beri masonlar tarafından da kullanılan bir hüküm.

“Birlik sevgiyle olur” diyelim bir etiket yapalım.

Mehdi (as), meczum cezmedilmiş yani yanlarına nazaran daha uzun ama düzeltilmiş sakal şekline sahip. “Mehdi (as) kevseç” sakalı yanlarda azdır diyor. (Fetava-yı Hadisiye, Ebü'l-Abbâs. Şehabettin Ahmet İbn-i Hacer-i Heytemi sayfa 41. “Mehdi (as) sağ yanağına doğru sakalsız bir gençtir.” Sakalı alınmış veyahut hafif yanlardan bazı kişilerin doludur sakalı tam yüzünü kaplar, Mehdi (as)’da öyle değil ince yanlardan fakat alt tarafının da cezmedilmiş diyor düzeltilmiş yani klasik bir düzgün sakal tarzında.

Resulullah (sav)’ın da sakalı gür ve sıktı, yanakları düzdü, boynundan böyle göğsüne kadar, göbeğine kadar yayılan hafif tüy vardı göğsünde çok yoğun değil hafif. Göğsü çukurundan göbeğine kadar ince bir tüy şeridi uzanırdı diyor yani şuradan göğsünden yani yoğunluk orda olmak şartıyla öyle güzel bir görünümü vardı Resulullah (sav)’ın, karnında kıl yok, tüy yok karın kısmında, omuzda ve göğsünün üst tarafında tüyler var, omuzları ve göğsünün üst tarafında tüy var.

Resulullah (sav) da yağ sürüyor başına ve sakalına, “Yağın parlaklığını başında ve sakalında gördüm” diyor. Rabia Hz. Aişe, Nesihi’de Hac bölümü 42’de.

Yine Mehdi (as) orta boylu, esmer, meczum hafif sakallı yani Mehdi (as)’ın sakalı da ince meczumun bir anlamı da bu hafif sakallı. İnce, hafif sakal o anlamda. Peygamberimiz (sav)’de de var öyle o şekilde yani sakal tüyleri kalın değil sert, kalın sakal tüyü olur ya öyle değil. Kevsecin bir anlamı da odur, ince sakallı, incedir sakalı. Resulullah (sav) da öyle o şekilde. Kevseç; sakalları yanlarında az, iki tarafta da ince sakal var.

Mesela Peygamberimiz (sav)’in omuzunda ben var, kalp hizasında, Mehdi (as)’da da var. 1400 yıl geçmiş bak kaç nesil geçiyor genetik devam ediyor genetik olarak Allah’ın hikmeti. Mesela Peygamberimiz (sav)’in sakalları ince Mehdi (as)’de de ince olarak devam ediyor genetik olarak devam ediyor. Tabii bazı müfessirler işte çocukluğundan itibaren hiç sakallarını ellemediği için ince diyor ama öyle bir şey olmaz aslında yani genetik olduğu anlaşılıyor. Tıraş olmayla sakal kalınlaşmaz neyse odur değil mi? Öyle bir şey olmaz kalınlaşma veyahut incelme falan olmaz öyle bir şey olmaz. Demek ki genetik yani o şekilde aynı şekilde geçiyor. Mesela Musa (as)’daki ben aynısı Hz. Mehdi (as)’de de var bak ta Hz. Musa (as)’nın genetiği ondada devam ediyor. Ki o çok daha eski 3500 yıl önceki bir insan değil mi? Onun yanındaki ben onda da görülüyor. Bu Allah’ın bir harikası çok şaşırtıcı.

Bak Nurcular ne diyorlar? Bazı Nur Talebeleri Üstad’ı Mehdi ilan edebilmek için Mehdi’nin sakalsız olacağına dair hadis olduğunu söylüyorlar. Kullandıkları hadis şu “Said fitnelere maruz kalan ve korunan kimsedir. Fitnelere maruz kalır da sabreder. O sakalsız ve zayıf adam buyarak Mehdi’nin şahsını tarif etmiştir” diyor. Hadisin Arapçasının sonunda geçen fevahen kelimesinin sakalsız anlamına geldiğini iddia ediyorlar. Hadisin Arapçası şöyle “İnne’s-Saide limen cünnibe’l-fiten. İnne’s-Saide limen cünnibe’l-fiten. İnne’s-Saide limen cünnibe’l-fiten. Fe-vahen.” Vahen demek güzel bir şeyden dolayı kullanılan hayret taaccüp kelimesi. Kelimenin kökeni olan el vahü ise bir şeydeki yarıklık, yırtıklık anlamında hadis aslında onların kullandığı gibi değil hadisin gerçek hali şu “Şüphesiz mesut kişi fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz mesut kişi fitnelerden uzak kalandır.” Sait mesut mutlu anlamındadır. “Şüphesiz mesut kişi fitnelerden uzak kalan ve bir belaya uğradığında sabredendir. Fitneye katılana vah yazık” diyor Peygamberimiz (sav). Burada nerede sakalsız ihtiyar adam iddiası? Yani inanılmaz bir çarpıtma ama zekamızla alay eder gibi. (Ebu Davud Fiten 2, 4263) Bak hadis ne şekilde, “Şüphesiz mesut kişi fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz mesut kişi fitnelerden uzak kalandır. Şüphesiz mesut kişi fitnelerden uzak kalan bir belaya uğradığında sabredendir. Fitneye katılana vay yazık” diyor Peygamberimiz (sav). Nerede burada sakalsız ihtiyar olacaktır bilmem ne, sait diye. İnanılır gibi değil. Sait mesut anlamında yani genel olarak Peygamberimiz (sav) mesut bir insanın nasıl olabileceğini söylüyor. “Fitnelerden uzak kalan bir belaya uğradığında sabreden fitneye katılana vah yazık” diyor. Nerede burada sakalı yoktu, bıyığı yoktu işte ihtiyardır? İnanılır gibi değil yani milleti böyle ayakta uyutuyor gibi bir üslup.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika öncülüğündeki koalisyon Türkiye’nin destek çağrılarına yanıt vermediği gibi El Bab sınırına YPG güçlerinin yığınak yapmasına da imkan sağlıyor. Ayrıca gerekli silah ve mühimmat desteği de verdi. Bab operasyonunun başarılı gittiğini gören PKK, Afrin Tel Fırat hattına on üç tank, sekiz binden fazla terörist, on yedi-yirmi üç milimetrelik uçaksavar ve bol miktarda cephane sevk etti.

ADNAN OKTAR: Tank mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Nereden bulmuştur tankı bunlar? Tank. Bir kere o tanklara hemen el konması gerekir. Uçaksavarların da etkisiz hale getirilmesi veyahut efendim onlara da el konulması gerekir. Bu kadar şımarmalarına müsaade edilmemesi lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ankara’daki Amerikan Büyükelçiliği yazılı bir açıklama yayınlayarak YPG, PKK’ya silah verdiği iddialarını yalan olduğunu belirtti. Şöyle söylüyor “YPG’ye, PKK’ya silah vermiyoruz, nokta” dedi. Elçiliğe cevap Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan geldi. “Amerika’nın içinde olduğu koalisyon Fırat Kalkanı Operasyonu’muza belli bir süreden beri havadan destek vermiyor. Amerika YPG’ye, PYD’ye silah veriyor, nokta. Bugüne kadar silah verdik. Hata ettiğimizi anladık diyorsa eyvAllah. Ama bugüne kadar Amerika YPG’ye silah vermiştir, nokta” dedi.

ADNAN OKTAR: Canım uçaktan atıyorlar bütün milletin gözü önünde yani yağmur gibi silah indiriyorlar. Nereye inkar ediyorlar adamlar zaten silahları teşhir ediyor zaten gösteriyorlar. Uçaksavarlar da var adamlarda her türlü Amerikan malı silah var. Yani binlerce ellerinde silah var hepsi Amerikan malı, insaf. Biraz yüzündeki ifade o şahsın çocuksu geliyor bana o açıklamaları yapan şahıs. Onun zaten hiçbir alakası yok o muhabir gibi “git söyle” diyorlar söylüyor.

Tevrat ve İncil Müslümanların okuması gerekiyor. Kuran’da Tevrat ve İncil’e müracaat edilmesini söylüyor Allah. Tevrat ve İncil’i Kuran’da övüyor Allah. Geçersiz olan kısımlarını da belirtiyor. Geçersiz olan kısımlarını nasıl anlarız? Kuran ile kıyaslayarak anlarız. Onun dışında Tevrat ve İncil Müslümanlarca okunması gerekir. Ama onu en iyisi biz kitap haline getirelim yani Kuran ile çelişen kısımları çıkartıp düzenleyip kitap haline getirelim ki kardeşlerimiz de Tevrat ve İncil’den de istifade edebilsinler. Resulullah (sav) zamanında okuyordu sahabeler. Mesela hatta Peygamberimiz (sav)’in hadisleri de var “Biraz Kuran’dan okuduktan sonra yine Tevrat’tan okuyabilirsin, İncil’den okuyabilirsin” diyor. Sahabeler “Okuyalım mı?” diyorlar o şekilde söylüyor Peygamberimiz (sav). Tevrat, insanların istifade etmesi gereken Allah tarafından Kuran’da övülen bir hak kitaptır. Bozuk olan kısımlar, yanlış olan kısımlarını veyahut insan ifadesi olan kısımları kenara alabilirler. Ama bozulmamış kısımlarını mutlaka okumakta fayda var.

BÜLENT SEZGİN: Allah Kuran’da “Onlar Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulacakları ümmi haber getirici elçiye uyarlar” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak. Peki yazılı o zaman okuman lazım işte. Okumadan nasıl yazılı bulacaksın?

Şeytandan Allah’a sığınırım “Ey iman edenler” diyor Cenab-ı Allah Maide Suresi 101’de “Size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın” var ya gelenekçiler yapıyorlar şu şundan dolayı böyle işaret ediyor olabilir mi? Şöyle mi böyle mi? Yani yeni yeni hüküm istiyor, dini zorlaştırmak istiyor. “Dini zorlaştırmak için soru sormayın” diyor Allah. “Sonra üzülürsünüz” diyor. “Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır” yani “sadece Kuran’ın hükmü yeterlidir” diyor. “Konu aramayın” diyor Allah. Kuran indirildiğinde siz zaten Allah, “Kuran ayetle açıklıyor o size yeter” diyor. “Ama sürekli soru sorup zor bir durum meydana getirmeyin” diyor Allah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Putin, Suriye hükümetiyle muhalefetin ateşkes anlaşması imzaladığını resmen açıkladı. Putin, “Türkiye ve Rusya garantör ülke olacak. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak kabul edilen gruplar bu mutabakatın dışındadır. Bu düzenlemeye Türkiye ve Rusya Federasyonu garantör sıfatıyla destek vermektedir” diye konuşma yaptı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Türkiye işin doğrusu başka çizgideydi daha önce. Cumhurbaşkanı o zaman Başbakan Tayyip Hoca çıktı dedi “Ben” dedi “Büyük Ortodoks Projesi’nin Eş Başkanıyım” Bu İslam aleminin paramparça olması demek. O zamanlar İngiliz baskısı çok yoğundu. Tayyip Hoca oyunu anladı birden yakasını kurtardı. Yani ama bizim anlatımlarımızın çok büyük etkisi oldu.

OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.

ADNAN OKTAR: Bizim anlatımlarımızın çok çok büyük etkisi oldu. Rusya’yı da düşman ilan etmişti birçok kişi. Biliyorsunuz yani. Çok büyük bir kitle düşman ilan etmişti. Geceli gündüzlü Pravda’da yazılarımız çıktı. Türkiye-Rusya dostluğunu pekiştirmek için geceli gündüzlü uğraştık. Sonuçta hükümet güzel bir girişimde bulundu ve Rusya ile dost olduk. İsrail ile de bizi düşman etmeye çalışmışlardı acayip hükümete bastırdılar o konudaki oyunu da bozduk. İsrail ile Türkiye’nin dost olmasını sağladık. İran’la da aramızı bozmaya çalıştılar. Onu da kırdık İran ile de dostluğu sağlamış olduk Allah’a çok şükür, Allah vesile etti. Duamıza icabet yani.

Bak mesela Maide Suresi 46-47’de “İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler” İncil geçersiz olsa Allah söylerdi. Geçersiz olan kısımlarını Kuran düzeltiyor. Ama İncil sahipleri İncil’e uyacaklar Müslümanlar da İncil’den istifade etmeleri lazım, okumaları lazım. Mesela Maide Suresi 68’de diyor ki Cenab-ı Allah “De ki: 'Ey Kitap Ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz” yani “Tevrat’ın ve İncil’in hak olan kısımlarına uyacaksınız” diyor Kuran. “Eğer onlar” şeytandan Allah’a sığınırım “Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine Rablerinden indirilen (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil) bir ümmet vardır.” (Maide Suresi, 66) Tevrat ehli Kuran’ı da kabul etmesi gerekiyor Kuran ehlinin de Tevrat’ı kabul etmesi gerekir. Tevrat ve İncil ehlinin Kuran’ı kabul etmesi şart. Kuran ehlinin de Tevrat ve İncil’i kabul etmesi şart. Çünkü Kuran; Tevrat ve İncil’deki yanlış olan kısımları söylüyor. O zaman bu üç kitaba da tam anlamıyla uymak lazım ki Tevrat’ın içindeki Zebur da dahil buna.

Bak açıkça söylüyorum Tevrat’tan Müslümanların istifade etmesi lazım. Tevrat’ı okurlarsa ufukları genişler. Sanata, estetiğe, güzelliğe karşı eğilimleri artar, Allah’a olan sevgileri daha da artar. Kuran, öyle olmuş olmasaydı böyle bir hükmü olmazdı. Yok hükmünde derdi Allah. Ama Tevrat ve İncil’in okunmasını Kuran açıkça emrediyor.

Başbakan Binali Yıldırım “Ben ameleyim, ben inşaatçıyım, ben memleketin imarıyla uğraşırım” demiş. Bak güzel mütevazi bir insan, güzel bir insan bu konuşma onu yüceltir. Efendim tevazu gösteren büyür, büyüyen de küçülür.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Obama Rusya’ya daha fazla yaptırım uygulama kararı aldı. Ayrıca Amerika’daki otuz beş Rus diplomatı sınır dışı edildi. Kendilerine ülkeyi terk etmeleri için yetmiş iki saat süre verildi.

ADNAN OKTAR: Zoru ne? Derdi nedir?

BÜLENT SEZGİN: Bu seçimler sırasında Rusya’nın bilgisayar korsanlığı yaptığı iddiası vardı ondan dolayı öyle bir karar almışlar.

ADNAN OKTAR: Niye bilgisayar korsanlığı yapacak ki? Yenilen pehlivan güreşe doymazmış derler, bıraksın böyle şeyleri. Olur mu at atabildiğin kadar? Eğer gücü yetiyorsa, gönlü yetiyorsa, aklı yetiyorsa çıksın yine seçim yapsın. Bıraksın bunu. Amerikan halkı artık oyuna gelmekten bıktı oyuna gelmek istemiyor.

OKTAR BABUNA: Zaten hileyle olmadığını açıklayacak şekilde Hocam bir açıklaması olmuştu “Hillary’nin yerine seçime ben girseydim kazanırdım” dedi Obama.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

OKTAR BABUNA: Kendi söylediğini aslında yalanlayan bir açıklaması oldu “Hillary’nin yerine seçime ben girseydim kazanırdım” yani Hillary’nin yüzünden kaybedildi seçim diye açıklaması oldu.

ADNAN OKTAR: Herhalde çok kötü bir açıklama.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Reuters; Türkiye, İran ve Rusya’nın Suriye’yi gayri resmi üç bölgeye ayıracak bir anlaşma üzerinde çalıştığını Beşar Esad’ın birkaç yıl daha devlet başkanlığı görevinde kalmasının planlandığını öne sürdü. Reuters’in haberine göre böylesi bir yapı Esad’ın mensubu olduğu Alevi mezhebi tarafından kontrol edilecek bir federal yapı altında bölgesel özerkliğe izin verecek. Böylesi bir yapının kaçınılmaz olarak körfez ülkeleri ve Amerika destekli grupları da içereceği yorumu yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha anlat da millet iyice duysun. 

KARTAL GÖKTAN: Reuters; Türkiye, İran ve Rusya’nın Suriye’yi gayri resmi üç bölgeye ayıracak bir anlaşma üzerinde çalıştığını Beşar Esad’ın birkaç yıl daha devlet başkanlığı görevinde kalmasının planlandığını öne sürdü. Reuters’in haberine göre böylesi bir yapı Esad’ın mensubu olduğu Alevi mezhebi tarafından kontrol edilecek bir federal yapı altında bölgesel özerkliğe izin verecek. Böylesi bir yapının kaçınılmaz olarak körfez ülkeleri ve Amerika destekli grupları da içereceği yorumu yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Rusya, Türkiye ve İran’ın kesin kararı Suriye’nin bölünmemesi yönünde. Suriye bölünmeyecek öyle bir şey yok. Niye bölünsün? Bölünmesi için bir neden yok. Türkiye bölünmesini istemiyor, Rusya da, İran da istemiyor geriye bir şey kalmıyor. Gereksiz bilgi.

Bu Mata Hari var Hollandalı baba, Endonezyalı bir ailenin kızı sahne adı Matahari, şafağın gözü demek. 1916’da İngilizler tarafından gözaltına alınıyor. İngiltere’ye casusluk yaparken hata yaptı diye Alman ajanı olduğu iddia edilip Fransa’da hüküm giydiriyor ve Fransa’da astırıyorlar. İngiliz derin devletinin acımasız uygulamalarından bir tanesi. Kendilerine ihanet ettiğine inandıkları için bu kadını perişan ettiler ve astılar. Resmi var mı?

BÜLENT SEZGİN: Var gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Birçok cinayetlerinden bir tanesi de budur İngiliz derin devletinin. Fransızlara ihale etti cinayeti ve Fransızlar da bu kadıncağızı astırdı. Yani hep böyle fahişeleri, dansözleri efendim bazı genç kızları, kafalarına uygun hanımları falan böyle kandırıp, yoldan çıkartıp kendilerine esir ediyorlar. Hemen hemen tamamını fuhşun içine çekiyorlar ve onlar da zaten kendi aralarında fahişe olarak görüyorlar yani fahişe olarak adlandırıyorlar. Böyle berbat bir mantıkları var.

Biraz münafık alametleri anlatın geliyorum. Hadi görüşürüz.

BÜLENT SEZGİN: Şimdi kısa videolarla programımız devam etsin.

VTR: Yaşlanmak ve Ölümün Yaklaşması Münafığın Dehşetli Bir Korkuya Kapılmasına Neden Olur

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son yayınlanan makaleleriniz şu şekilde Adnan Bey. 1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen News Straits Times gazetesinde ve internet sitesinde “Myanmar yönetimi yanlışından hala dönebilir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda mazlum Rohingya halkının çektiği zulmün tek çaresinin Müslümanların topyekun birlik halinde hareket etmeleri olduğunu anlatıyorsunuz. Ve Myanmar hükümetine Müslümanlara uygulanan bu vahşeti durdurmaları için bir kez daha çağrıda bulunuyorsunuz.

Uluslararası ilişkiler ve güvenlik ve terörle mücadele konularında uzman yazarlara yer veren Rusya’nın en önde gelen düşünce kuruluşu Katehon’un Fransızca yayınında “Büyükelçi Andrey Karlov Türk-Rus dostluğunun ebedi sembolü oldu” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu yazınız ayrıca Katehon’un İngilizce, Rusça, İspanyolca ve Arapça yayınlarında da olmak üzere toplam beş dilde yayınlandı, maşaAllah.

Aynı zamanda bu yazınız Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde de yayınlandı. Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’da ise “Büyük balığın küçük balığı yutması gerekliliği diye bir şey yoktur” başlıklı makaleniz yayınlandı. Sosyal Darwinizm’in ortaya sunduğu bu bozuk mantığın imani bir çalışmayla güçlünün güçsüzü koruduğu bir anlayışın geliştirebileceğini anlatıyorsunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel.

Ama tabii insanlar doğal olarak İslam’ın fıtratına dönüyorlar. Yani Cübbeli ne derse desin insanlar havai fişeği de izliyor, hindi de yer. Öyle bir şey olmaz. Çam da getirir evine süsleyebilir de. Ama mesela bir gence sen “bir şişe viski iç” falan desen içmez. Çünkü zehirli olduğunu bilir, haram olduğunu da bilir, büyük bölümü yapmaz. Ama bizim halkımız eğlenir o gece, yani her zaman yaptıkları bir şey. Meşru eğlenceye bir şey demek doğru değil ama kumar oynuyorlarsa olmaz. Mesela alkol alıyorsa olmaz ama bunun dışında istediği gibi eğlenir. Onu söylese yeter. Yani dese ki; “kumar olmasın, içki olmasın” dese tamam. Zaten yılbaşında risk veyahut başka zamanlarda risk sadece kumar ve içkidir. Kumar ve içki olmadıktan sonra vatandaşa sen ne karışıyorsun? İstediği gibi eğlensin, sana ne yani.

Şimdi dünya öyle karmakarışık görünüyor ama dünya öyle karmaşık değil. Yani olaylar Allah yani olayları yaratırken bizim beynimizin içinde meydana getirirken tek amacı var. Divane tarzda Kendisi’ni sevmemizi istiyor. Yani bir tek insanın önü bu kadar açıktır sevgi için. Meleklerde öyle değil yani melekler mecburdur sevmeye, öyle yaratılıyor. Yani kötülüğü yapamaz istese de melek. Ama insan iyiliği ve kötülüğü bildiği halde divane aşık olduğunda Allah onu çok seviyor. Yani yaratılışın her şeyin bir amacı olmuş oluyor. Allah’ın en mühim vasfı sevilmesidir. Sevmesi ve sevilmesidir en mühim vasfı. Yani bütün yaratılıştaki amaç bu çamlar, kediler, böcekler, süsler, müzik, insanlar tek amaç o oluyor. Aciz yaratılmasının amacı da odur. Yani divane aşkın elde edilmesidir. Olaylar acılar, Suriye’de akan kan, Irak’ta akan kan. O insanların bağırtıları Müslümanlardan yardım diliyor ya o divane aşkın talebidir onlar. Yoksa olmuyor divane aşk yani böyle delicesine bir sevgi olmuyor. İnsan aklı donuklaşıyor. Yani bu şartlarda oluşuyor ancak. Onun için Azrail (as) hareket halinde, melekler hareket halinde o aşkın zeminini hazırlıyorlar. Durduk yere de olmaz aşk, yani ona emek vermek ve çile çekmek gerekiyor. Kademeden kademeye geçmek gerekiyor. Ayette diyor ya “Siz, gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz” (İnşikak Suresi, 19) diyor. Safhadan safhaya geçireceğiz diyor.

Evet, Fikret Bey, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey. Kardeşlerimiz 7-10-12 ve 16 Aralık tarihleri aralarında bir araya gelip kitaplarınızdan bölümler okuyarak sohbet etmişler. Ayrıca yetmiş beş adet kitabınızı ve bin yedi yüz elli adet A9 broşürünü de Sakarya’nın Ferizli ve Adapazarı ilçelerinde dağıtmışlar. 20 Aralık’ta Almanya Berlin şehrinde “Evrimin geçersizliği” ve “PKK Kürtlerin temsilcisi değildir” adlı broşürler dağıtılmış. Geçen günlerde kardeşlerimiz Antalya’da yüz adet eserinizi dağıtıp arkasından da faaliyetler hakkında istişare etmek üzere toplanmışlar. Almanya’nın Düsseldorf, Ratingen, Bonn ve Köln şehirlerinde on iki bin adet Darwinizm ve PKK tehlikesine dair broşür dağıtmış kardeşlerimiz. 21 ve 28 Aralık tarihleri arasında Ankara’da Mustafa Kemal Mahallesi, Bilkent, Keçiören Dutluk ve Konutkent’te yüz otuz sekiz adet Harun Yahya eseri ve üç yüz adet de A9 broşürü dağıtılmış. 22 Aralık’ta Balıkesir’de yemekli ev sohbetinde buluşmuş kardeşlerimiz. 24 Aralık’ta da merkezde yüz altmış sekiz adet kitabınızı halkımıza hediye etmişler. Bu hafta içinde Hatay Erzin’de Osmaniye’den kardeşlerimizin de katılımıyla yüz otuz yedi adet kitabınız dağıtılmış. Kardeşlerimiz Bursa’nın Kestel ilçesinde iki bin adet A9 ve PKK’ya çözüm broşürlerinden ve elli adet Harun Yahya eserini dağıtmışlar. Gebze’deki kardeşlerimiz 6 Aralık’ta sohbet için bir araya geldiklerinde Münafığın Derin Karanlığı kitabınızdan okumuşlar. 11 Aralık’ta ise Çayırova bölgesinde altı yüz adet broşürün dağıtımını yapmışlar. Düzceli kardeşlerimiz 20 Aralık günü yirmi adet kitap dağıtmışlar. Geçtiğimiz Pazar günü Kayseri Alparslan Mahallesi’nde halkımıza eserlerinizden yüz on beş adet hediye edilmiş. Alanya’da bir kardeşimiz eşiyle birlikte toplam sekiz yüz elli adet broşürün dağıtımını yapmış. Bursa’dan kardeşlerimiz 15 Aralık tarihinde MHP Nilüfer İlçe Başkanı Ali Hayri Ozan Bey’i makamından ziyaret edip sohbet etmişler ve sizin çeşitli eserlerinizden kendisine hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bereket, güzellik.

KARTAL GÖKTAN: Sakarya ili Serdivan ilçesinde de A9 TV broşür dağıtımı yapılmış pazar günü maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hangi ilde ilçede MHP’nin genel merkezi varsa orada o bir huzur vesilesidir, bir güzelliktir. Hatta bizim çocukluğumuzda ben duvarlarda “Mao değil Alparslan, Vietnam değil Türkistan” diye bir yazı görmüştüm bizim mahalleye giden yolda çok hoşuma gitmişti. O yazı silinmiyorsa zaten sağlam demektir, anlamı o.

“Kitap ehlinin Kuran’ı kabul etmesi ve Müslümanların İncil ve Tevrat’ın Kuran’la mutabık kısımlarını kabul etmesi önemlidir” dediğim buna “kabul etmek ne manada, nasıl bir kabul açıklar mısınız?” diyor. Kuran’da Allah diyor. Kabul etmezsen Kuran’ın hükmünü kabul etmemiş oluyorsun, bu kadar açık. Ehli Kitap da Allah’ın indirilmiş kitaplarından herhangi birini kabul etmediğinde küfre düşer. Yani bütün peygamberleri kabul etmek durumundadır. Yani mesela İbrahim (as), Musa (as), İsa (as),  mesela bir Musevi İsa (as)’ı inkar ederse dinden çıkar. Yani kendi şeriatını yaşayabilir ama İsa (as)’a “yalancıdır” derse dinden çıkar. Bu olmaz. Hz. Muhammed (sav)’e “yalancıdır” derse dinden çıkar. Çünkü yalancı olmadığı belli, görülüyor, dürüst, doğru. Ayrıca İsa (as) “ben ilahım, Allah’ım, bana iman edin” de dememiş. “Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen.” (Maide Suresi, 116) diyor. Dürüstçe cevap veriyor. Yani sen bu insana nasıl güvenmezsin, nasıl saygı duymazsın yahut nasıl yalan söylediğini iddia edersin? Yalan söylediğini iddia etmediğin an Müslümansın. Yani bir Musevi “İsa (as) da, Hz. Muhammed (sav) de yalan söylemedi” derse Müslüman olur. Kitabı değiştirmiştir adam o ayrı mesele o kısma girme sen. Sen İsa Mesih’in gerçek peygamber olduğuna inanırsan bitti. Resulullah (sav)’in de, ben Müslüman olarak söylüyorum “Peygamberimiz doğru bir peygamberdi gerçek peygamber” diyorum. Bana dese ki; “ben senin sözüne inanıyorum” derse tamam, bu kadar. Yani bu. Yahut “Hz. Muhammed (sav) yalan söylemedi” dese yine yeterli. Aslında “Hz. Muhammed yalan söylemedi” demesiyle İsa’yı da kabul etmiş oluyor zaten. Yani onu ayrıca kabul etmesi diye bir durum yok. Yani bütün peygamberleri hepsini kabul etmiş oluyor. Onun için Museviler bir Müslüman gördüğünde mesela ben bir şey söylediğimde bana söylüyorlar. “Biz senin şahitliğini kabul ediyoruz” diyorlar. “Yani sen ne söylersen biz buna inanırız” diyorlar. Yani “senin doğru bir insan olduğuna inanıyoruz” diyor Hahamlar, bitti. Ben diyorum ki “Hz. Muhammed Peygamber.” “Ben sana inanıyorum” diyor “dürüst olduğuna doğru olduğuna inanıyorum. Şahitliğine de inanıyorum.” Diyor. “Dediğinin doğru olduğuna inanıyorum” dedi mi o da Müslüman olur artık. Yani bütün bunu diyen bütün Museviler de Müslüman olur. Kendi şeriatını yaşayabilir. Çünkü onlarda da namaz var, zekat var. Hepsi var. Kendi şeriatından ayrılmasına gerek yok Peygamberi kabul ettikten sonra. Çünkü Muhammedi Musevi olmuş oluyor. Muhammedi İsevi olmuş oluyor. Müslümanların da Tevrat ve İncil’in bozulmamış bölümlerinin hepsini kabul etmesi, yaşaması lazım ve okuması lazım, hayata geçirmesi lazım. Allah “nurdur” diyor. “Hidayet kaynağıdır” diyor. Sen “hayır” dersen küfre gidersin. Allah bak, “Tevrat ve İncil için nur ve hidayet kaynağıdır” diyor. Sen ne diyorsun? “Hayır” diyorsun. Allah’ı yalanlıyor musun sen? Ne yapıyorsun yani? O zaman dinden çıkarsın. “Amenna ve saddakna” diyeceksin. “Ya Rabbi doğru söyledin” diyeceksin. O zaman bitti. O zaman oku işte okuyacaksın.

Mesela Bakara Suresi 136, 137’de “Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene” Kuran’a, bak “bize indirilene” Kuran’a “İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene” Ne bu? Tevrat. “Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik.” “Bütün kitaplara iman ettim” diyorsun. Sonra da diyorsun ki “böyle bir kitap yok” diyorsun. “Var” diyor Allah, sen “yok” diyorsun. Olmaz öyle. “Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz” Bak, “Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz” yani “şu şundan üstün demeyiz” diyor. “Hepsini aynı severiz.” “ve biz O'na teslim olmuşlarız.” Bak, “ve biz Allah’a teslim olmuşlarız.” “Şayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar” Bak, bitti. Yani eğer Museviler de, Hristiyanlar da “sizin dediğiniz gibi bütün peygamberleri kabul ettik, Hz. Muhammed’i de kabul ettik, hepsine uyuyoruz” derseler bak Allah ne diyor? “kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar” diyor. “Müslüman olurlar” diyor Allah. Bitti. Ayet hükmü açık. “yok, eğer yüz çevirirlerse, onlar elbette bir (çelişki ve) aykırılık içindedirler. Sana onlara karşı Allah yeter. O, işitendir, bilendir.” (Bakara Suresi, 137) “Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı” Kim neyi? Tevrat ve İncil’i Bak, “önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik.” “Kuran da onlara şahit” diyor Allah ve gözetleyici. Yani yanlış bir şey olduğunda Kuran uyarıyor. Diyor;  “mesela burası yanlış.” “'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık.” Musevi şeriatı, İsevi şeriatı, İslam şeriatı “hepsi ayrı ayrı” diyor. “Onların hepsini Ben yol ve yöntem olarak size kıldım” diyor. “Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı” “Ayrı ayrı ümmetsiniz” diyor. Yani İslam hakim olduğunda yine Musevi olacak, Hristiyan olacak. Muhammedi Hristiyan, Muhammedi Musevi olacak. Yani Müslüman’ın dediğine “sen yalan söyledin” demeyecek, o kadar. “Arkadaş sen yalancısın” demeyecek. “Doğru söylüyorsun” derse senin “şahitliğini kabul ediyorum” derse bitti. Museviler, ben bütün ileri gelen Sanhedrin hahamlarıyla görüştüm. “Biz” dediler “senin doğru söylediğine inanıyoruz” diyorlar. “Şahitliğine de inanıyoruz. Çünkü tevhid akidesine inanıyoruz ve Nuhi’sin” yani Hazreti Nuh’un da dinine de uymuş bir insansın.” O zaman benim dediklerim doğru olduğuna göre, ben İsa ve Muhammed’e inandığıma göre onlar da inanmış oluyorlar işte o kadar. Dolayısıyla onlar da Müslüman’dır yani Museviler. Yani bu yönü olan, Kuran’ın bu hükmüne uyan bütün Museviler, Hristiyanlar Müslüman’dır. Kafir diye söylediğinde Kuran’ın hükmüne ters bir hüküm vermiş olursun. Kafir denmez. Bunu reddederse kafir olur. Haşa “Peygamber yalancıdır sen de yalan söylüyorsun” derse o kafir olur, küfre gider. Ama “biz senin doğruluğuna inanıyoruz” derse, bak, şahsa demesi yeterli oluyor. “Ben Müslüman’ım.” Diyor. “Ben doğru muyum?” diyor. “Doğrusun” diyor. “Yalan söylemiyorsun” Tamam bitti. O zaman ben işte Hz. Muhammed (sav)’e de, İsa (as)’a da inandığım için ona da inanmış oluyorum.

Maide Suresi 44’te Cenab-ı Allah diyor ki; Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik.” Sen diyorsun ki, “Tevrat diye bir şey yok.” Diyorsun. Allah ne diyor? “Tevrat'ı, içinde bir hidayet” Yani “hidayetinize vesile olur” diyor Yani “Mehdiyet’tir” diyor. “ve nur olarak indirdik.” Diyor. “Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar)” mesela buraya gelenler işte o yüksek bilginler. Ahbardır buraya gelenler. “Allah'ın Kitabı'nı korumakla görevli kılındıklarından” Tevrat’ı korumakla görevli kılındıklarından bak, Tevrat’ı koruyor. Adam Tevrat’ı kabul etmiyor. Allah ne diyor? “Onlar koruyorlar” diyor. “…Ve onun üzerine şahitler olduklarından” Tevrat’a şahit olduklarından “(onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.” (Maide Suresi, 44) diyor. Kafir nasıl oluyor? Bir Müslümanı yalancılıkla itham ederse bir Musevi, bir Hristiyan kafir olur. Yani imanından dolayı. Diyor ki, “Ben Müslümanım.” Diyor. E sen “yalan söyledim” diyorsan küfre girer. “Doğru söylüyorsun” dersen. “Sen doğrusun, şahitliğini kabul ediyorum.” bitti. O Müslüman olmuş oluyor.

Bak, Maide Suresi 46 “Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak” şu andaki halihazırdaki Tevrat. “Meryem oğlu İsa’yı gönderdik.” Ne yapıyor o? Tevrat’ı doğruluyor. “Ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik.” (Maide Suresi, 46) Bak, dikkat et, Allah nasıl övüyor İncil’i? “Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan” bak nur. İçinde ne varmış İncil’in? Nur ve hidayet. “Ve muttakiler için” muttaki dürüst olanlar için “yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik.” diyor bak. Öğüt olan İncil’i verdik. “İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler.” (Maide Suresi, 47) Yani “çıkın” demiyor Allah, İncil’in hükmünden çıkın demiyor. “İncil’le hükmedin.” diyor. Ama tek şartı var. Hz. Muhammed (sav)’in Peygamber olduğunu kabul etmeleri, o kadar. Başka bir şey yok. “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.” (Maide Suresi, 47) Çünkü herhangi bir peygamber reddedildiğinde bütün dinleri, bütün inancını kaybetmiş oluyor. Yani bir Müslüman “Ben Nuh’u (as) kabul etmiyorum” derse dinsiz olur. Dolayısıyla geçmiş ve sonradan gelmiş peygamberlerin tamamını kabul etmesi lazım. Hangi vicdan peygamberimize yalancı diyebilir? En vicdanı kaymış bir insan bile diyemez. Alenen dürüst, doğru bir insan. Hz. İsa (as)’a kim yalancı diyebilir? Hükümler ortada. Adam teslisi koymuş. Teslisi koymasına rağmen zaten İncil onu yalanlıyor. Yani teslis inancını koymasına rağmen “Allah birdir.” diyor İsa (as). “Ben O’nun kuluyum.” diyor. “Ben ona ibadet ediyorum, dua ediyorum.” diyor, bitti. Ondan geri adamın koyduğu seni ilgilendirmez. Ne yazarsa yazsın. İncil’in içinde doğrusu yazıyor mu yazmıyor mu? Sen ona bak. İncil’in içinde alenen ve açıkça Allah’ın bir olduğu, Allah’tan başka ilah olmadığı, putlara tapılmaması gerektiğini, İsa’nın Allah’ın kulu olduğu açık, sarih ifadelerle defalarca vurgulanıyor. O zaman sen niye İncil’in öbür tarafında yazan hatalı kısımları alıyorsun? Ki bir İncil’de var o da. Dört İncil’den bir tanesinde var o. Ona dahil olma, mecbur musun? İncil için de Allah “nur” diyor, Tevrat için de “nur” diyor. Onun için İncil ve Tevrat’tan Müslümanların istifade etmesi için okuması lazım. Bu büyük ciddi bir eksiklik. Ben hatırlatıyorum, uyarıyorum.

Namaz sonradan tabii ki Cenab-ı Allah’ın ilk ayeti “ikra” o. Yani hemen namaz kıl diye başlamaz. Ama kısa bir süre sonra namazla ilgili ayet hükmü geldi yani Allah’ın hükmü geldi. Ama tabii ki bütün ibadetler yavaş yavaş sırayla Kuran’da bildirildi insanlara.

Müslümanlar Tevrat’ı okusalar çok ufukları geniş olur. Halbuki bak Tevrat, İncil ve Kuran üçünü birden kitap olarak söylüyor Allah. Ama Müslümanlar çok büyük bir hata yapıyorlar, sadece Kuran’ı okuyorlar. Halbuki Kuran, Tevrat ve İncil’e gönderme yapıyor. “Ona bakın, okuyun” diyor. Okumuyorlar, istifade edemiyorlar o yüzden. Tevrat okumuş olsalar bayağı ufukları açılır. Çok çok ufukları açılır. Bayağı bereket kazanırlar. İncil okusalar çok kalplerinde rikkat olur. İncelik, sevgi gücü çok çok artar. Kuran hakem bir kitaptır aynı zamanda. Eksik ve yanlış yönleri düzeltir. Gözlemcidir Kuran. Allah söylüyor ayette. Tasdikçidir, daha önceki gelen hükümleri tasdik eder, hatalı yönleri de düzeltir. Ama sen Tevrat ve İncil’den tamamen kopmuş oluyorsun. Böyle olmaz. Tevrat, İncil ve Kuran hepsine bakılması lazım ama hazır, kolay olması için de onu o zaman hazır kitap haline getirelim de yanlış yerlerini ayıralım. Orda bir hataya düşmesin kardeşlerimiz.

22:00-23:00 arasında akıl almaz bir rekor olmuş. Neden olmuş olabilir böyle bir şey? Hiç görülmemiş bir rekor olmuş, izleme.

DANIELA ZEYNEP BALAMAN: Peygamberleri ve özelliklerini anlattınız. Hiç kimsenin bilmediği şeyler.

ADNAN OKTAR: 22:00-23:00 arasındaki konuları hatırlayan var mı? Detaylarını hatırlıyor musunuz? Bazen böyle ani çıkışlar oluyor. Ben anlamıyorum neden olduğunu. 

Tevrat’ta İsrail diye bahsedilen yani belirli bir ırk için söylenmiyor o İsrail. Allah yolunda, doğru olan Müslümanlara deniyor İsrail diye İsrailoğulları denilen odur. Yoksa İsrail’de zaten saf İsrail ırkı yok. Habeşliler var, zenciler var, sarı ırktan olan insanlar var, Çinliler de var, herkes var. Ama sorduğunda İsrailliyim diyor. Ben-i İsrail deniyor onlara. Ahir zamanda Ben-i İsrail, Mehdi (as) ve talebeleridir. Tevrat’ta belirtilen odur. Dünyaya hakim olacak olan, Hz. İbrahim (as)’e vaat edilmiş topraklara hakim olacak olan, dünyanın yönetimini ele alacak Müslümana denir ve onun çevresine denir Ben-i İsrail diye. Bazı Müslüman kardeşlerimiz korkuyorlar işte Siyonistlik falan diye. “Siyon Dağı’ndan gürleyecek.” diyor, “Sesi duyulacak.” diyor. O Mehdi (as)’nin sesidir. Gidip orada başka birisi konuşacak değil. Şiloh, Moşiyah yani Mehdi (as), Siyon Dağı’ndan gürleyecek olan o güçlü ses Mehdi (as)’nin sesidir. Dolayısıyla çekindikleri o Siyonizm denen şey zaten İslam’ın dünyaya hakimiyetidir. Ben-i İsrail denen de Mehdi (as) ve talebeleridir. Bunu çok daha detaylı kitap haline getireyim. Bilimsel bir çalışma olarak sunalım. Daha iyi anlaşılır.

Mehdi (as) ile Resulullah (sav)’ın sakallarının benzerliklerinden bahsettik.

GÖRKEM ERDOĞAN: Hz. İsa (as) ve Hz. Davud (as)’un sakallarının kızılımsı bir kestane rengi olduğunu anlattınız.

ADNAN OKTAR: Evet, altın renginde böyle metal gibi parlıyor, altın gibi. Ama kestane rengiyle de karışık. İsa Mesih de öyle Davud (as)’da öyle. İkisi de çilliler. Patiler, eli, ayağı, burnu her yeri çilli İsa Mesih’in. Zaten gördüğünüzde kanaatiniz gelecek.

DANIELA ZEYNEP BALAMAN: Hz. İsa (as)’nın gözleri gri demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Gri evet ama çok keskin bakışlı. O yönüyle çok iyi tanınıyor. Çok zeki ve keskin bakıyor. Ama çok mütevazidir İsa Mesih. Ululazm Peygamber olmasına rağmen çok mazlum, çok sakin mizaçlı, sevecen, çok sevgi dolu bir insandır. Yani öyle kibirli değil. Mesela talebelerinin ayaklarını yıkıyor. Herkese karşı çok şefkatli. Çok nezih, lafını sözünü çok iyi bilen, hafızası çok güçlü, düşünme gücü çok güçlü bir Peygamber.

KARTAL GÖKTAN: Peygamberimiz (sav)’deki bazı özelliklerin genetik olarak bugüne kadar geldiği ve Mehdi (as)’de de aynı şekilde olacağını anlattınız.

ADNAN OKTAR: O mesela çok şaşırtıcı. Sırtında ben var. Aynısıyla geliyor şu vakte kadar. Gerdek düğmesi kadar diyor tam yeri, aynısı Mehdi (as)’de de var. Hz. Musa (as)’nın yanağındaki ben aynısıyla yine Mehdi (as)’de çıkıyor, genetik olarak. Resulullah (sav) ince sakallı, Mehdi (as) de ince sakallı. Aynı onda da öyle çıkıyor. Ve naif sakalı.

DANIELA ZEYNEP BALAMAN: Gençliğinden beri hiç kesilmemiş sakalı demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Resulullah (sav) kesmemiş sakalını ama onun etkisi olmaz yani sakalın inceliğiyle falan. Onu müfessir öyle açıklamış ama hadis tefsir eden ama o bana pek makul gelmedi. Çünkü Hristiyan rahipler var mesela ta çocukluğundan itibaren sıfır sakalını hiç ellemiyor. Gayet kalın oluyor sakalları, sert sakallı oluyor. Değil, alakası yok yani. Dindarlardan da çok var mesela sahabelerden de, tabiinden de öyle çocukluğundan itibaren hiç sakallarını ellemeyen. Zaten öyleydi. Normal sert sakallı, kalın sakallı kişiler oluyorlardı. Onun genetik olduğu açık, öyle bir şey olmaz. Ama Peygamberimiz (sav) hiç kesmemiş. Onun sakallarının ince olmasının sebebi o değil. Genetik özellik inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Genel olarak da peygamberlerin ve İslam büyüklerinin hep sakallı oldukları söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Evet, tamamı sakallı. Sakalsız hiç peygamber yok. Adem (as)’den itibaren hepsi sakallı. Cennetteyken sakalı yoktu Hz. Adem (as)’in. Dünyaya gelince sakalı çıktı. Yani birçok özelliğine şaşırdı. Şaşırdığı özelliklerinden birisi de sakalıdır. Bazıları diyor ya cennetten direkt gitsek. İşte olmuyor yani, Peygamber olduğu halde olmuyor. Kuşkuya düştü Peygamber olmasına rağmen. Şeytan “Bak orada meyve ağacı var.” dedi. “Ondan ye, vücuduna geçecek hemen etkisini gösterecek. Vücudunda sonsuzluk gücü oluşacak. Normalde sonsuz değilsin sen öleceksin bir süre sonra.” dedi. İçine kuşku düşürdü yani. Allah diyor ki bak, “Öyle bir şey olmayacak.” diyor “Bana güven” diyor. Şeytan da “Bana güven.” diyor. “Biz sebatlı bulmadık.” diyor Cenab-ı Allah, Adem (as)’i. Allah korkusu sonra daha pekişti, daha güçlendi. İtimat edemedi. “Sen bak ye göreceksin, bayağı uzun ömürlü olacaksın.” diyor. Hatta bilim adamları falan araştırıyorlar ya hayat iksiri, sonsuzluk iksirini arıyorlar. Onun gibi yani orda kandırdı şeytan. “Ben buldum” dedi sonsuzluk iksirini, o meyvenin içerisinde. Ben yedim” diyor “o meyveden. Sonsuz oldum ama sen meyveden yemedin bak şimdi bir süre sonra öleceksin Allah öyle diyor ama doğrusu öyle değil” diyor. Yiyince meyveyi, karısını da yedirdi kendi de yedi. Ondan sonra o boyuttan dünya boyutuna alındı. Ve şaşırmadı mesela bu da çok acayip. Şaşırdı ama öyle bir şok derecede şaşırmadı. Normal karşılıyor insanlar. Zannedildiği gibi olmuyor. Ahirette de dirildikleri vakit böyle şok olmuyorlar. Sadece “Ne oldu bize?”, “Nereye geldik?” falan “Kimiz?”, “Bunlar kim?” o tarz oluyor, öyle bir durum yok. Yine arsızlığına devam ediyor küfür cehennemde, vazgeçmiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: “Uyuduğumuz yerden kim uyandırdı bizi?” diyor Hocam ayette.

ADNAN OKTAR: Evet. Sadece onun derdinde. “Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?” diyor. Sadece onu bir öğrense bitecek yani konu, o kadar. Sonra aranıyorlar orada, kanaat de getiremiyorlar. Çok muazzam bir kalabalık var, herkes orada. Ama bir sütun var, dikilmiş sütun. O yönü belirtmek için Cenab-ı Allah onu oraya koyduruyor. Oradan çağırıcı, birisinin sesi geliyor yani bir ses duyuyorlar. Hepsi o tarafa doğru koşmaya başlıyor ondan sonra. Vardır ya halkta da öyle bazı insanlarda bir şey olur merak ederler herkes o tarafa doğru koşar. Kitle psikolojisiyle o tarafa doğru koşmaya başlıyorlar. Oraya gelince öldüklerini anlıyorlar. “Eyvahlar, bu kastedilen din günü, biz öldük.” diyorlar o zaman anlıyorlar melekleri görüyorlar orada. Cehennemin kenarına geliyorlar o zaman anlamış oluyorlar. Yoksa farkında değil, nereye geldiğinden de haberi yok.

BÜLENT SEZGİN: Fırat Kalkanı Harekatı’nda Suriye’nin El Bab bölgesinde akşam saatlerinde şiddetlenen çatışmalarda bir uzman çavuşumuz şehit oldu. En az 9 asker de yaralandı.

ADNAN OKTAR: Aslan, ağabeyinin aslanı. İsmi Adem mi?

KARTAL GÖKTAN: Ayhan Güzel.

ADNAN OKTAR: Ayhan sen güzel bir insansın ki Cenab-ı Allah seni yanına almış. Kabadayının ihtişamına bak. Kabadayıya yakışan olmuş. Ne mutlu sana, ne mutlu annene babana. Allah şehadetini kabul etsin, makbul etsin. Bizi imrendirdin maşaAllah. Bir daha göreyim koç yiğidi. MaşaAllah benim aslanıma. Ayhan bir kere gaza sevabını aldın bir, gazilik sevabı aldın iki, şehadet sevabı aldın üç. Ne mutlu sana. Bizi burada bıraktın. Biz de hayırlarla inşaAllah burada mücadele etmeye devam edeceğiz ama makamına imrendik tabii. Senin makamın çok güzel. Bizim durumumuz şüpheli. Biz cennete de cehenneme de gidebiliriz, belli değil. Ama seninki garantili. MaşaAllah sana. Annene babana Allah uzun ömür versin, sabr-ı cemil versin.

Kuran yeterlidir diyoruz ama bak şimdi dikkat edin. Kuran, “Tevrat ve İncil’i okuyun” diyor. Yeterli olması için o emrin yerine gelmesi lazım. Kuran yeterlidir deyince değil mi? Bir hüküm var onun içinde. Sürekli Tevrat’a ve İncil’e gönderme yapıyor Allah Kuran’da, sık sık. Sen o göndermeleri esas almazsan, önem vermezsen Kuran’ın yeterliliğini kabul etmiyorsun demektir. Kuran’ın yeterli olması için senin inancına göre Allah’ın o dediklerini yerine getirmen lazım.

Yiğit Ayhan sana bir Fetih Marşı dinleteyim. Senin bizi dinleme imkanın var da bizim seni dinleme imkanımız yok. Allah gani gani rahmetiyle sarsın.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir video gösterebilir miyim? Baykuşlar vardı.

ADNAN OKTAR:  Ama o hayret o ya, nereye çevirirsen çevir kafa otomatik öyle kalıyor o çok büyük bir mucize. Tavuklarda falan da var nasıl oluyor hayret ediyorum.

İngiltere’nin İstanbul’u işgal ettiği dönemde İngiliz Muhipleri Cemiyeti kuruluyor yani İngilizleri sevenler cemiyeti, Sadrazam yani Başbakan dahil tüm İngiliz hayranları cemiyete üye oluyor şimdi Türkiye’de var ya öyle tipler onun gibi tipler oluyor hepsi üye oluyorlar. Türkiye’nin İngiltere mandasına girmesini savunuyorlar, İngiltere’nin yönetiminde olmasını savunuyorlar Türkiye’nin. İşgal güçleriyle birlikte eğleniyorlar, işgalci komutanlara davetler veriyorlar. Bab-ı Ali’de ise yazar ve çizer takımından şu andaki entel yazarlar var ya onun gibi tipler var methiyeler düzüyorlar, sarhoş gibiler sevinçten. Bu İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin derneğinin başına da Said Molla’yı getiriyorlar, Said Molla denilen kişiyi, adam 300 lira maaş karşılığında bu görevi yapıyor. Var mı Said Mola’nın resmi. Herkesten menfaat sağlıyorlar, kısa sürede 53 bin üyeleri oluyor bak İstanbul’da 53 bin. Görüyor musun yancılığın şiddetini yani birçoğu yancı, birçoğu yalaka, bir kısmı casus, bir kısmı menfaat için gelmiş, bir kısmının ne yaptığından haberi yok.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz Said Molla’yı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Şimdiki bu bazı sahtekar hocalar var ya işte aynı böyle tipler o devirde de. Mesela bunu hiç tahmin eder misiniz İngiliz derin devletiyle bağlantı kurabileceğini? İngiliz derin devletiyle adam bağlantıda, maaş alıyor onlardan. Şimdi de bazı böyle sahtekar hocalar İngiliz derin devletinden para alıyorlar ve halk da bunun farkına varmıyor. Sahtekar derken; kalbi sahte samimiyetsiz. Hakaret olarak söylemiyorum sahte yani inancı sahte, üslubu sahte, kafası sahte. 53 bin kişiyi nasıl ayarlıyor? İstanbul’da 53 bin kişi buluyorlar ya.

Hazreti Musa (as)’nın çok gür uzun sakalları var yani öyle bir kabza boyu gibi falan değil çok çok uzun ama bayağı gür, boyu da iki metrenin üstünde, omuz açıklanacak gibi değil yani şu şekilde falan bir omuzu var, kolları akıl almaz güçlü, kara yağız bir delikanlı. Hazreti Musa (as) çok gösterişli yani tam tipik Ben-i İsrail, böyle büyük kafalı ve çok keskin bakışlı bir Peygamber. Bütün münafıklar tir tir titriyor acayip korkuyorlar Hazreti Musa (as)’dan halbuki bayağı kalabalıklar yani yüz bin kişi falan var en az toplu, tek kişiden korkuyorlar hepsi. Bir geliyor dağdan iniyor tir tir titriyorlar kimse toplanıp bir şey diyemiyor bir şey yapamıyor yani ilk öne çıkan çünkü çok acayip bir konuma gelecek. Kardeşi Harun’u havada uçuruyor yani böyle sakalından saçından tutuyor bir de gadaplandı mı yani meydana gelen kuvvet çok acımasız oluyor.  Bayağı sürüklüyor havalandırıyor yani Hazreti Harun’u ayağını yerden kesiyor, o da “Ey anamın oğlu” diyor artık acısın diye, acısın da bıraksın diye özellikle söylüyor “annemin oğlu” diye çünkü anneden kardeşler babamdan kardeşim demiyor “Ey anamın oğlu” diyor.

Meşhur altın maskeli bu Mısır Firavunu Tutankamon’un gerçek bedeni o hastalığından dolayı şu tarzda, var mı sizde resmi? Neydi o hastalığın ismi?

OKTAR BABUNA: Marfan sendromu.

ADNAN OKTAR: Marfan.

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Gösteriyor musun?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Şu bedenini ayrı müstakil göster. Oğluyla beraber yetişiyor, Firavun’un oğluyla o da böyle hasta, Hazreti Musa (as) çok yapılı ve gösterişli olduğu için bütün kadınlar ona bakıyor seviyorlar, acayip kıskanıyor çok kinleniyor Hazreti Musa (as)’ya o devirde yani saldırganlaşıyor.

Hazreti Musa (as) heykeli var onu gösterebiliyor muyuz? Orada Hazreti Musa (as)’nın sakallarının nasıl olduğunu göstermiş heykeltıraş, kıyafetleri falan gerçekten o devre ait kıyafetler. Sözlü Tevrat’a göre yapılmış bir heykel, bayağı uzun sakalları Hazreti Musa (as)’nın.

Musa (as) döneminde tabii ki canım Firavun vardı firavunlar, o sürekli değişiyordu, Tutankamon onlardan herhangi birisidir yani o müstakil bir isimdir Tutankamon ama o soy devam etti yani hepsinde bu marfan sendromu vardı, bir tek Tutankamon’da değil yani evlattan evlada, evlattan evlada hepsine geçiyordu genetik olarak. Onlar da onları üstünlük alameti olarak görüyorlardı. Mısır halkı yani kemik yapıları bozuk, vücutları bozuk, uzaylı gibi falan mı görüyorlardı kendilerine göre? Halbuki bir hastalık anlayamamışlardı. Ama Hazreti Musa (as) döneminde 2. Ramses vardır isim ama bunların hepsi firavun yani lakapları firavundu. Aynı şekilde Hazreti Yusuf (as) dönemindeki devlet başkanının yine lakabı firavundu,  Fir-avne fir-avn. Vay firavun vay derlerdi hakaret olarak kullanılırdı firavun, şimdi ceza kanunda hakaret firavun, bir adama firavun dediğinde vay firavun falan dersen bitti.

Mesela bu firavunlar döneminde sarımsak çok kutsaldı işte onlar da çok önemli gördükleri için biliyorsunuz Hazreti Musa (as)’dan sarımsak istemişlerdi onun firavun devrine ait resmi var onu göster, yayınlayabiliyor muyuz?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak o zaman sarımsak sunuyor, yaklaştır o sarımsak demetini, o alttaki tabak da dolu onlar da işte acur, bakla falan onlar için kutsal olanlar ama en üste sarımsak, sarımsağı çok hayati olarak görüyorlar, sarımsak, soğan.

“İngilizleri kötüleyip Yahudileri şirin göstermeniz ne kadar tezat” diyor, İngilizleri ben kötülemiyorum, İngilizleri ben çok severim otuz kere söyledim adam anlamıyor. İngilizler bayağı kibar, nezaketli, saygılı, tertemiz güzel insanlardır, hakikaten güzel insanlar. İngiliz derin devletidir psikopat olan, anormal olan, manyak olan odur. Museviler; Musevileri Allah Kuran’da Ehli Kitap olarak bize övüyor, “onlarla evlenebilirsiniz” diyor “hanımlarıyla, beraber yemek yiyebilirsiniz” diyor, “ticaret yapabilirsiniz” diyor. Yani Ehli Kitap Peygamberimiz (sav)’in Peygamber olduğunu kabul ediyor zaten dolayısıyla sen ona kafir dediğinde kimin kafir olduğunu bir düşün bakalım. Sen iman eden bir insana kafir dersen konumun ne olur bir düşün.

Uykusuz kalır hasta olurlar. Gidelim yarın gelelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımızın bu akşam sonuna geldik. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü