Harun Yahya

Sohbetler (5 Ocak 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza Hocamız’la devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir etiket yapalım. ‘Başarımız sevgi birliğinde’ diyelim.

“Siyonist mason, kendisi bir Ermeni falan” diyor. Bu nedir? Daha dur bismillah. Ne kadar ırk varsa sayıyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir süredir sosyal medyada ‘Neden İzmir’de bir patlama olmuyor?’ şeklinde provokatif tweetler atılıyordu. Bunun hemen ardından bugün İzmir’de adliye yakınlarında iki ayrı patlama meydana geldi. İzmir Valisi’nin yaptığı açıklamaya göre, iki terörist vurularak, ölü olarak ele geçirildi. Biri hala aranıyor. Bir polis ve bir adliye çalışanı şehit oldu. Beş kişi yaralandı. Şehit olan polisimiz Fethi Sekin, aracı şüpheli bularak durdurmak istedi.

BÜLENT SEZGİN: Görebiliriz Şehidimizi.

ADNAN OKTAR: Fethi, Allah’ın fethi. Fethi kabadayının hasıymış, delikanlının da hasıymış. Fethi seni tebrik ediyoruz. Sen cansın, ne güzel makama ulaştın. Sana imreniyoruz. Allah bize de nasip etsin.

KARTAL GÖKTAN: Şehit polisimiz mermisi bitene kadar çatışmış, sonra şehit olmuş.

ADNAN OKTAR: Kabadayının şanından. Yalnız polise biraz silah kalitesini arttırsak daha iyi olur. Sırf tabanca değil de mesela böyle uzi tarzı otomatik silah da verilebilir. Biraz da cephanesinin daha çok olması lazım. Şarjör sayısı arttırılsa iyi olur.

KARTAL GÖKTAN: Beylik tabancası varmış sadece. Şehit polisimiz teröristleri durdurmasaydı, çok daha büyük bir can kaybı olabileceği söyleniyor. Polisimizin açtığı ateş üzerine teröristler kaçmak zorunda kalmış ve kaçarken arabalarını patlatmışlar. Teröristlerin yanında iki kaleşnikof, 8 roketatar, 8 el bombası ele geçirildi. Saldırının PKK tarafından gerçekleştirildiği bildirildi.

ADNAN OKTAR: Bu memleket çaka çaka kabadayı dolu. Çok yanlış adrese geldiler. Hiçbir netice alamazlar. Hiçbir şey yapamazlar. Boş yere uğraşıyorlar. Yani bir gideriz bin geliriz. Zaten onlar da farkına varmıştır zannediyorum. Bu tip olaylarla falan hiç etkilenmeyiz, hiç. Daha da azmimiz artıyor, daha da şevkimiz artar. Bunun dışında hiçbir şey yapamazlar.

“Kadınlar hep önde oturuyor, neden?” Ben kadınları çok seviyorum da ondan. Yani bundan doğal ne olabilir? Ve kadınları ben üstün görüyorum. Daima her yerde üstün olmaları gerektiğine inanıyorum. Çünkü naif varlıklar. Korunup kollanmaları gerekir. Saygıda, hürmette kusur edilmemeleri gerekir. Çünkü zamanında çok ezmişler kadınları. Buna reaksiyon olarak bu dengenin kurulması gerekiyor. Ben de kadınları insan olarak şahsım adına çok seviyorum. Onları üstün ve değerli görüyorum. Ayrıcalıklı davranılması gerektiğine inanıyorum, şahsım adına.

“Hocam bir espri yapar mısınız?” Öyle ısmarlama olmaz. Siz bana yabancı kelimeler söyleyin. Onların Türkçe karşılıklarını anlatayım. Onu ilginç buluyorsunuz mesela o olabilir. Ama acele etmeyeceksiniz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, son yapılan saldırılarla ilgili şöyle bir açıklama yaptı; “Bundan sonra böyle sistematik bir darbe yerine münferit suikastlar olabilir. Benim en çok endişe ettiğim bu suikastlar. Siyasetçilerin böyle bir tehdit altında olduğu aşikar. Çok ciddi istihbaratlar geliyor. MHP Lideri Bahçeli’ye ya da CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na bir suikast yapıldığını düşünün -Allah korusun.- Bahçeli zırhlı araç istemedi. Tedbirli olması lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Bahçeli kabadayı da onun için. Ama tabii zırh Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir. Kuran’da tavsiye edilen bir husus. Onda bir şey yok. Ama tabii Sayın Bahçeli zırh istemiyorum demesi, belki şöyle düşünüyordur, ‘vatandaş zırhlı arabayla gezmiyor, kimse zırhlı arabayla gezmiyor ben niye zırhlı arabayla gezeyim’ diyor olabilir ama liderlerde bir ayrıcalık olması gerekir. Bir hiyerarşi açısından çünkü mesela bana bir şey olsa bir şey olmaz, falancaya bir şey olsa bir şey olmaz ama devletin başına mesela Cumhurbaşkanı’na, Sayın Bahçeli’ye, şuna, buna falan başka şahıslara yapılan çirkin ataklar riskli olur, sarsıcı olur o yüzden gerekir. Sayın Bahçeli insancıl açıdan değerlendiriyor, kabadayılık ruhuyla değerlendiriyor ama bu mantıkla değerlendirsin benim istirhamım, ricam mutlaka zırhlı araba kullansın. Çünkü bu bir mücadele stratejisi çünkü lidere bir şey olduğunda toplumda ters etki yapar bu. Ama ben mesela vatandaşım hiçbir etkisi olmaz değil mi ama lider çok ayrı bir şeydir onun için iyi olur, gerekir. Ben bir kardeş olarak istirham ediyorum, Sayın Bahçeli’nin kabul edeceğini de düşünüyorum. Ama arabayı göndersinler, ‘gönderelim mi?’ olmaz, direkt arabayı gönderirler Milliyetçi Hareket Partisi’nin binasının önüne çeksinler, hükümet göndersin biner veya binmez ayrı mesele ama araba orada dursun.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: En son yayınlanan makaleleriniz şu şekilde Adnan Bey, dünya basınında. İsrail’in en büyük İngilizce basılı gazetesi The Jerusalem Post’un hem basılı gazete yayınında, hem internet sitesinde “Kutsal mekanlar çatışma değil uzlaşma merkezleri olmalı” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda UNESCO’nun Kudüs ve kutsal mekanlara yönelik Musevileri dışlayan kararını eleştiriyor, bu bölgenin üç dini mensupları için de kutsal olduğunu anlatıyorsunuz. Bu tarz politik ve haksız kararların husumet ve anlaşmazlığı arttıracağını bunun yerine üç dinin ortak paydası olan sevgiyle hareket edilmesi halinde gerçek bir çözüme kavuşmanın mümkün olduğunu vurguluyorsunuz. İş ve ekonomi haberlerini Arap dünyasına taşıyan lider kaynaklardan biri olan Amerika Denver’de kurulmuş Ürdün Amman merkezli Mena FM’de “Duvarların ardında hapsolmak başlıklı” makaleniz yayınlandı. Makalenizde dünyanın altmış beş ülkesinde yüksek duvarlarla sınırlar çizenlerin savaşları, sefaleti engelleyemeyeceğini ve bu duvarların arkasındaki masum insanlar için yardım seferberliği başlatılmasının öneminden bahsediyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük Gazetesi Mekke Newspaper’de, “Avrupa’da İslamofobi ve bunu bitirmenin yolları” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda batıdaki korkuları gidermenin tek yolunun Müslümanların sabırla İslam’ın hurafelerden arındırılmış modern, ilme ve mantığa uygun, aydınlık, ilerici, terörü yasaklayan, sevgiyi, kardeşliği, barışı ve hoşgörüyü emreden bir din olduğunu, gerek söylemleri, gerek hal ve tavırlarıyla göstermeleri olduğunu anlatıyorsunuz.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da üç tane makaleniz yayınlandı. Bunlar Science Dergisi’nin “Yılanların evrimi iddiasına cevap.” National Geographic’in “Homoseksüellik genetiktir propagandasına cevap.” Diğer makaleniz ise “Moskova zirvesi ve büyük ittifak.” Yazınızda 20 Aralık’ta üçlü zirvenin öneminden bahsediyor, dostluk ve barış üzerine kurulan ittifakın büyük bir güç demek olduğunu vurguluyorsunuz.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde “Dikkat İngiliz Şiiliği” başlıklı yazınız yayınlandı. Nasrallah’ın bir röportajında İngiliz Şiiliğine dikkat çektiğini ve bu yapının İngiltere’nin çeşitli TV kanalları üzerinden mezhep savaşlarını körüklediğini belirttiğini anlatıyorsunuz. Müslümanların İngiliz derin devletinin oyunlarını görüp bir an evvel mezhepsel farklılıkları bir kenara bırakıp birlik olunmasının önemini hatırlatıyorsunuz maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Cihad-I Ekber çağrısı yaptı, nereye? İngiltere’ye karşı. İngiltere de buna karşı İslam birliğinin ortaya çıkmasını engellemek için Arapları kışkırttı, Mekke Şerifi Hüseyin’le bağlantıya geçtiler. Hüseyin’e eğer Osmanlı’ya karşı İslam başlatırsa ilerde büyük Arabistan kıralı olacağı taahhüdünde bulundular halbuki ünlü Sykes-Picot Anlaşması’na göre Arap bölgesi çeşitli hakimiyet bölgelerine ayrılmıştı zaten. Ama size tek devlet vereceğiz dediler, büyük Arabistan; o zavallı da inandı ona. Halbuki büyük Arabistan kralı diye bir şey yoktu. Ondan sonra da Osmanlı’ya karşı Arapları kışkırtınca Osmanlı parçalanmış oldu, İslam birliği de bozulmuş oldu İngilizlerin oyunuyla, İngiliz derin devletinin oyunuyla. Gerçek mahiyetini ben açıklıyorum, bak belgelerler gösteriyorum. Bu açık apaçık bir gerçek, büyük bir felaket, bu felaket şu anda devam ediyor bak bütün aydınlar durumun farkına vardılar. Churchill hıçkırığıyla ilgili bu harita 1921 yılında Kahire toplantısında kırk İngiliz’in katılımıyla yapılıyor bak kırk, özel seçilmiş bir sayı. İngiliz derin devletinin kutsal bildiği bir sayı kırk. Churchill bu katılanlara diyor “bunların adı” diyor “Kırk Haramiler” diyor. Adam yerine koymuyor. Ve Osmanlı toprakları bu Kırk Haramiler tarafından yağma ediliyor. Bak kendisi söylüyor “Kırk Haramiler bunların adı” diyor. Ve Osmanlı toprakları paramparça ediliyor bu adamların cetvelle. Haritayı çizen Churchill ve adamları. İşte Kırk Haramiler dedikleri ekip.

BÜLENT SEZGİN: Kahire toplantısını düzenleyenler sadece İngilizlerden oluşuyor Adnan Bey, dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: “Hayali” diyor ya kardeşim hayali olur mu? İşte fotoğraf belge gösteriyorum. Harita ortada, olaylar ortada bu haritayı Abdülhamit masaya oturup çizmedi, Abdülaziz çizmedi bunlar çizdiler, bunlar da söylüyor “biz çizdik zaten” diyorlar. Osmanlı’yı paramparça edenler İngiliz derin devletidir. Diyor ki “ya” diyor “bu bizi ümitsizliğe iter” diyor. Kardeşim onu yaratan karşıtını da yaratıyor. Bak deccaliyeti yaratan Allah, Mehdiyet’i de yaratıyor. Sen deccalın karşısında bizim ne gücümüz yeter ki diyorsun. Gücün yeter, Mehdiyet safında toplanırsan Allah, senin galip geleceğini söylüyor bu kadar. Mehdiyet safında toplanmadan tek tek baş etmeye kalkarsan mağlup olursun yenemezsin. Deccalin öyle bir yenilmesi diye bir konu yok.

YASİN GÖKER: Ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “İnkar edenler birbirlerinin velileridir, eğer siz bunu yapmazsanız, birbirinize yardım edip dost olmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne oluşur” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.

Mesela İngiliz derin devleti Türk devletini, Türkleri nefretle anıyor. 1751-1758 yılları arasında Halep Konsolosluğu yapan İzmir’de ilk Mason locasını açan -ben Masonum fakat söylüyorum bak- ilk mason locasını açan Alexander Drummond, kendi el yazısıyla mektubunda diyor ki; “İzmir’in insanlığa utanç veren” haşa yani hakaretler etmiş ben kendisinin olduğunu söyleyerek söylüyorum, “hain ve alçak” diyor kendisi hain ve alçak. Yalnız Türklere söylüyor bunu -haşa- ama ben ona geri gönderdim ona, ona ait vasıflar bunlar. “Hiçbir şeyden yüzü kızarmayan” yine ona gönderiyorum “yaratıklarca” diyor Türkler için. “Ele geçirildi” bak İzmir’in Türkler tarafından ele geçirilmesi nasıl ağrına gidiyor görüyor musun? “Ve yönetildiğini acıyla ifade edeceğim” diyor. Onun için İzmir’e kafayı takmış vaziyetteler. İngiliz derin devleti kendisinin biliyor İzmir’i, şu an kendilerinin biliyorlar. İllaki alacağız diyorlar. Bundan kimsenin haberi de yok şu an.  

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Çağ Yazarı Ahmet Takan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çok yakın bir kurmayın bazı iddialarını gündeme getirdi. Sarayda yetkili olan bu kurmaydan edindiği bilgiler şöyle; Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül’e yakın zamanda dört saatlik bir ziyaret yapmış ve buna nezaket ziyareti demiş. Ancak aslında bu ziyaretlerin Sayın Erdoğan karşıtı bir hareketin planlamaları için yapıldığı biliniyormuş. Abdullah Gül’ün 2019 yılında Cumhurbaşkanlığına aday olacağı, İngiltere’nin BOP Projesi’ne Abdullah Gül ile devam etmek istediği Sayın Davutoğlu, Ali Babacan, Hüseyin Çelik gibi isimlerin de bu oluşumun içinde yer aldığı iddia ediliyormuş. Sayın Erdoğan tüm bu gelişmeleri yakından takip ediyormuş ve bu gelişmelerin canını sıktığı söyleniyormuş.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın canını sıkacak içerde de gelişmeler var ama millet olarak yayındayız. Bu dürüst, samimi çizgisini devam ettirsin, Mehdiyet yanlısı çizgisini devam ettirsin, Mehdiyet’le uğraşanlara yüz vermesin. Bu çünkü çok ciddi bir uğursuzluk meydana getirir, çok ciddi bir uğursuzluk meydana getirir. Mehdiyet çizgisinde yoluna devam etsin, yolu açık olacak. Mehdiyet çizgisinde devam ettiği müddetçe yolu açık olacak rahat olsun. Ama Mehdiyet’e karşı mücadele uğursuzluk getirir. Dünyanın neresinde olursa olsun Mehdiyet’e karşı mesela Mısır tavır aldı Mehdiyet’e uğursuzluk getirdi, Irak tavır aldı uğursuzluk getirdi, Suriye tavır aldı uğursuzluk getirdi. Libya aynı şekilde tavır aldı, kendisinin Mehdi olduğunu iddia ederek ortaya çıktı, adamın ne hale geldiğini gördünüz, Allah’ın onu ne hale getirdiğini gördünüz. Şimdi de Türkiye’de Mehdi karşıtı bir cereyan başlatmak istiyorlar, Tayyip Hoca bunlara uymasın.                                                                                                                                           

Gülen örgütünün iddianamesinde İzmir’in başkent yapılacağı söyleniyormuş. İzmir’e kafayı takmışlar.

Hazreti Süleyman (as)’ın sarayı yapılırken ilk bir köşe taşı konacak. Bu ilk köşe taşını yerleştirecek olan İmam Mehdi (as)’dir. Moşiyah’tır. Bu Tevrat’ta geçer. Hatta onun bir lakabı da köşe taşı. Masonlukta da o çok kutsaldır, köşe taşı. Mehdi (as)’yi ve Moşiyah’ı ifade eder. Tevrat’ta da üç ayette geçiyor. O gün hahamların söylediği, “ilk taş siz olacaksınız” demesi aslında bir iltifat. Bir sevgi sözcüğü. Allah razı olsun. Sevdikleri için güzel bir hüsnü zanla hüsnü zan ediyorlar. Fakat tabii biz Mehdi (as)’ye talebe olacağız. Moşiyah’a talebe olacağız.

OKTAR BABUNA: “Burada bir ışık gördük” dediler Hocam, inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Evet.

Talmud tefsiri yapan haham Rashi, şöyle tefsirinde açıklıyor: “Ben Siyon’a bir köşe taşı yerleştiriyorum.” Siyon İslam’ın dünya hakimiyetinin adıdır, Siyon. Siyonizm demek İslam’ın dünyaya hakimiyeti anlamına gelir. Hazreti İbrahim (as) devrinde verilmiş, Allah’ın Hazreti İbrahim (as)’e verdiği bir sözdür bu. “Verdiğin hüküm ile Siyon’da ehven bohan bir kale taşı, kalenin ve gücün ifadesi olan Kral Moşiyah’ı yerleştiriyorum.” Yani bu taş Kral Moşiyah olarak alınıyor. Bakın Tevrat’ta da yine geçiyor ki; “Davudoğlu Moşiyah” yani İmam Mehdi (as), “bana senden yükselecek kutsal yazılar şöyle der.” Mehdi (as) hakkında. “Taş yontucularının reddettiği taş, köşenin baş taşı oldu.” Masonların mücadele ettiği bu taş, Masonların baş tacı oldu diyor. Baş taşı oldu. (Mezmurlar 118/22) Bu Moşiyah Mehdi (as)’ye bakan bir hüküm. Yine Tevrat’ta “Bu yüzden egemen Rab diyor ki işte Siyon’a sağlam tema olarak bir taş. Denenmiş bir taş. Değerli bir köşe taşı yerleştiriyorum. Ona güvenen yenilmeyecek.” Yani Moşiyah Mehdi (as). (Yeşeya 28/16)  “Sağlam temel olarak yerleştiriyorum.” İlk taş Moşiyah’tır. Hz. Süleyman mescidinin ilk taşı. (Yeşeya 28/16) “Ben Siyon’a bir köşe taşı yerleştiriyorum. Verdiğim hüküm ile Siyon’da ehven buhona bir kale taşı, kalenin ve gücünün bir ifadesi olan kral Moşiyah’ı” Hz. Mehdi’yi “yerleştiriyorum.” Tevrat’ta geçiyor. Onlar da sevdikleri için hüznü zan ediyorlar. Ama bizim yapacağımız tabii Mehdi (as)’ye hizmetçi olmaktır. Benim yapacağım da sizlerin de yapacağı budur.

Mısır’dan Çıkış 15/13 Tevrat’ta, “Öncülük edeceksin sevginle” Moşiyah’ın özelliği sevgi ile öncülük etmesi.

Bihar’ul Envar 1. Cilt sayfa 188. “İmam Mehdi’nin kıyafetleri ışık saçar parıldar” diyor. Parlak kumaşlar giyecek demek ki mübarek. Belki de neler olacak içinde kumaşın? İpek olacak. Nasıl parıldayabilir? Altın ama şimdi ima ediyorsun derler, demeyelim. Biz alıyorsak Mehdi (as) de alır o kumaşları niye almasın? Ben demiyorum bunu Resulullah (sav) söylüyor bin dört yüz yıl öncesinden söylüyor. Bak “Mehdi’nin kıyafetleri ışık saçar parıldar” demek k altınlı, gümüşlü veyahut ipekli parlak kumaşlar giyecek. “Resulullah (sav) dedi ki; kafa bulandırıcı bir karmaşa olduğunda” terör anarşi her türlü olaylar olduğunda ahir zamanda “artık yüzünüzü Medine’ye döndürüp bekleyin. Dedik ki hangi Medine Ya Resulullah? Dedi ki bildiğiniz kaç tane Medine var?” diyor Peygamberimiz (sav).  O devirde Medine diye yani büyük şehir anlamında İstanbul’un dışında şehir yok dünyada. Çünkü bak diyor ki hadis Medine’de söyleniyor zaten Peygamber (sav)’in olduğu yerde söyleniyor. Öyle de olsa burada bekleyin, buraya bakın derdi. Çünkü hangi Medine nasıl desin? Medine’de olan adam hangi Medine der mi? Peygamber der “İşte burası” diyecektir. Buraya bakın derdi. İstanbul bundan altı yüz yıl öncesine kadar şehir olarak dünyada bahsedilen tek yer. Şehir olarak sadece İstanbul için şehir deniyor altı yüz yıl öncesi. Hicaz Yarımadası’ndan kuzey Avrupa’ya Vikinglerden kalan yazılara kadar her eski yazıda şehir veya saadet limanı sadece İstanbul için kullanılmış. Bununla beraber vize ile girilen tek yer de yine İstanbul. Vize olmadan girilemiyor yani herkes giremiyor. En büyük şehir. Yani onu gereksiz görüyor Peygamber (sav). “Neyini soruyorsunuz?” diyor. Sonra başka bir hadiste de yine soruyorlar “hangi Medine Ya Resulullah?” “İstanbul” açıkça söylüyor orada da. Israrla sordukları için her seferinde “hangi Medine?” diye sordukları için “kaç tane Medine var?” gibi söylüyor Peygamber (sav). “Bildiğiniz kaç tane Medine var?” diyor. o Medine’de olsa burada diyecek zaten.  Yönünüzü dönün diyor ona içindeyken yönünüzü dönün der mi? Demek ki dışarda olacak ki adam yönünüzü oraya doğru çevirin diyor. İçinde olana öyle denmez. “Mehdi çıkmadan önce” diyor Peygamberimiz (sav) bak detaylara bak “Sakaroğulları’ndan biri siyah bayrakları kanla kırmızıya boyar” diyor. Bu Ala Sakar IŞİD’le olan çatışmalarıyla gündeme geldi. Hatta dünya çapında röportajlar yapıldı. Özgür Suriye Ordu birliklerinin başı olan bir kişi bu. Özgür Suriye Ordusu’nun başı olan ünlü bir lider bu. Adı Sakar “Mehdi çıkmadan önce Sakaroğulları’ndan biri siyah bayrakları kanla kırmızıya boyar” diyor. Aynısı. Yani kan revan içinde kalır diyor. IŞİD’le çatışma sonucunda çok fazla IŞİD’linin hakikaten ölmesine sebep oldu. IŞİD bayrakları hakikaten kana boyandı. Bu kişinin vesilesiyle bak onun ismi de veriliyor. İsimle mesela Esad’ın ismi direkt Esad diye, Beşar’ın ismi de Beşar diye veriliyor. Öcalan’ın da ismi Abdullah diye açıkça veriliyor. “Dinsiz grubun başında olacak Fırat taraflarında” diyor. Bütün bölgede olacak olaylarda şahısların isimlerini tek tek veriyor. Başka bir rivayette diyor ki “biz ezberleyebildiklerimizi aklımızda tuttuk unuttuklarımızı da unuttuk kaldı” diyor. “Herkesin ismini verdi Resulullah (sav)” diyor. Mehdi (as)’nin dışında, Mehdi (as)’nin ismini bir tek Hz Ali (kv)’ye veriyor. “Bunu gizli tut” diyor. “İsmi şudur” diyor. Ama kapalı bir üslupla da diyor ki “Adı adıma uygun babasının adı da basının adına uygundur” diyor. Çok zekice çok akıllıca bir cevap veriyor. “Yemen’de” diyor Peygamberimiz (sav) ahir zamanda Mehdi (as) devrinde “beyaz renkli, beyaz bir yönetici başa gelecek” diyor. Bütün Yemen yöneticileri hep koyu esmerler. Devlet başkanı Abdurabbu Mansur beyaz. Bembeyaz insan Avrupa görünümünde beyaz. İlk defa oldu. 2015’te. Normalde hepsi koyu tenli, bütün liderler koyu tenli bir tek o beyaz. Bak görüyor musun detay detay hepsi verilmiş.

OKTAR BABUNA: Hem Kral Fahd’a hem Hüsnü Mübarek’e işaret.

ADNAN OKTAR: Hepsini hepsini anlatılmadık adam kalmamış.

OKTAR BABUNA: Söyleyeyim mi Hocam hadisi Hüsnü Mübarek’le ilgili.

ADNAN OKTAR: Evet.   

OKTAR BABUNA: Onun Peygamberimiz (sav) “Mısır’dan bir lider çıkacak” diyor. “İlk ismi Muhammet’tir” diyor. “İkinci ismi Hüsnü’dür” diyor. Soyadını değiştirmiş, dedesinden aldığı soyadını değiştirmiştir” diyor. Vikipedia’ya girince Muhammet Hüsnü Said orijinal ismi Mübarek olarak değiştirmiştir sonra hakikaten.

ADNAN OKTAR: “İmamı Sadık’ın babası Himyari’den o da imam Rıza’dan nakletti” Bunlar hep Peygamber (sav)’in torunları “Resulullah ferman etti ki” diyor “Müslümanların en derin çaresizlikleri zamanında” ahir zaman “uzaktan bir sesle çağrılışlarını duyar gibiyim. Öyle ki bu uzak ses sanki yakınınızdaymış gibi duyulacak” diyor. Televizyon, internet çok açık anlatılmış bin dört yüz yıl öncesinden.

Az önce anlattığımız Devlet Başkanı Abrurrabu Mansur El Hadi; El Hadi yani Mehdi anlamına geliyor, ismi de güzel. İngiliz derin devletine dikkat çeken bir devlet başkanıydı. Sen misin dikkat çeken İngilizler düşürdüler. Görevden aldılar 2015’de. Hep böyle.

İngiliz derin devleti kendi aralarında sembollerle anlaştığını daha önce anlatmıştık resimlerle, tablolarla şunlarla bunlarla. İngiliz derin devletinin desteklediği kişiler de kendi aralarında öyle anlaşıyorlar. Mesela Barada Nehri, Suriye’nin Şam’da olan bir nehir. Şam şehri bu nehrin üzerine kurulmuş durumda. Hülagü’nün saldırısında bu şehirde muazzam katliam oldu. Yani yüz binlerce Müslüman şehit edildi ama Barada Nehri’nin kenarına getirip kestiler Müslümanları. Nehir kıpkızıl kan aktı, ünlüdür o yönüyle. Deccalin akıl almaz gövde gösterisi oldu çok büyük bir alçaklık yaptı. Barada Nehri kendi aralarında çok takdir edilen bir nehir. İngiliz olan ve İngilizlere destek olan, İngiliz derin devletinin desteklediği diyelim de kenara çıkalım aslında öyle diyelim en neti budur. İngiliz derin devletinin desteklediği kişiler kendi aralarında anlaşmalarında, tanışmalarında birbirlerine mesaj göndermelerinde bu nehri kullanıyorlar, nehrin görüntüsünü. Bu nehri kimse bilmez kıyıda köşede tek özelliği budur. Yani oluk gibi Müslüman kanı akmış olmasıdır. Mevlana Celalattin Rumi de bu nehre o devirde, o kan aktığı devirde şiir yazıyor bu nehre yönelik. Anlaşılır gibi de değil şiir. Tamamen masonik sembollerle dolu gibi. Gizli bir anlatım içerisinde. Bak diyor ki Barada Nehri; “Hareketlerini ruhundan yaptığında içinde bir nehrin sevincinin aktığını hissedersin.” Mevlana diyor bak “bir sevincin aktığını hissedersin.” Anlattıklarımı biliyorsunuz değil mi? “Hareketlerin bir başka yerden geldiğinde bu his ortadan kalkar, başkalarının seni yönlendirmesine izin verme kör olabilirler ya da daha kötüsü akbaba olabilirler. Allah’ın ipine sarıl.” “Allah kim?” diyorsun “karşında” diyor. “Peki bu nedir? Kendi iradeni bir yana bırakmaktır. İnatçılık yüzünden insanlar hapiste kalırlar, hapsolmuş kuşun kanatları bağlıdır, balık tavada cızıldar.” Hoppala çık işin içinden çıkabilirsen. “Polisin öfkesi inatçılıktır, yargıcın görünürde ceza verdiğini gördün şimdi görünmezliği görüyorsun. Eğer bencilliği bırakabilirsen nefsine nasıl zulmettiğini göreceksin. Bir kuyu içindeki kara bir suyun içinde doğduk ve yaşıyoruz.” Bak “Biz bir kuyu içindeki kara bir suyun içinde doğduk ve yaşıyoruz güneş ışığının ışıldadığı açık bir alana ne olduğunu nasıl bilebiliriz?” Baştan sona sembollerle dolu. Şimdi Barada Nehri’ni bir görelim. Normalde yeşil akıyor. Bu katliamda kıpkızıl kan akmıştı. Bakın şiir nasıl başlıyor, o devirde yazılmış şiir “Hareketlerini ruhundan yaptığında içinde bir nehrin sevincinin aktığını hissedersin” diyor. Bak bir nehrin, bir sevincin aktığını hissedersin diyor. Ne anlıyorsan anla.

İşte uzun yaşasak da kısa yaşasak da bu olaylar olacak, bu meseleler olacak biz tebliğ yapıyoruz anlatıyoruz hepsi Allah’ın rızası için. Sonucunda amaç hasıl olmuş olacak Allah’ın rızasını kazanmak ve Allah’ın cenneti. Cennette de dünyadaki teknolojinin daha ilerisi daha güzeli olacak. Şu an nasıl beynimizde bize bunları gösteriyorsa Allah bak bardaklar, süsler, heykeller her şey. Mesela orada kedi heykeli birden canlanır konuşsan konuşursun. Orada kuş, camdan kuş buraya gel desen uçar gelir. Geri git desen gider orada da kuş var ya. Cennet kuşu mesela o şekilde oluyor şeffaf uçar gelir. Cennette deniz de var, göl de var, nehir de var. O yüzden her türlü deniz aracı da var, hava aracı da var. Hayvanlar da istediğinde uçuyor mesela at kanatlı at oluyor, at yakuttan kristal at yakuttan üstüne biniyor uçuyor. Normalde insan dünyada acayip korkar orada korkmuyorsun. Düşme tehliken yok hiçbir şey yok. İstediğin yere istediğin gibi gidiyor. Cennet evleri yüksekte kristalden, şeffaf içi görülüyor “Ya Resulullah nasıl gideceğiz oraya?” diyor sahabeler “havada duracak” diyor “uçarak gideceksiniz” diyor. Şahıs istediğinde çok rahat uçuyor. Nasıl olacak desen? Rüyanda görüyorsun uçmayı adam şaşırıyor mu? Gayet normal hakkı olarak görüyor yani rüyasında uçan adamın ben şaşırdığını hiç görmedim. Nasıl oluyor falan demiyor. Gayet tabii hakkıymış gibi görüyor. Ve uçarken de istediği gibi yönünü buluyor. Aklından geçirmesi yeterli oluyor. Süratini de kendi ayarlıyor isterse,  istediği kadar süratlendirebiliyor. Cennette de aynısıdır. Sürat tekneleri, sürat arabaları her şey vardır cennette. “İstediğiniz her şey” diyor Allah. Dünyada aklınıza takılan her şey. “Sadece aklınızdan geçirmeniz yeterlidir” diyor Allah “hemen yaratırım” diyor. Kuran ayeti. “Ol dediğimde olur” diyor. Ve hiçbir şey tükenmiyor. Meyve ağaçları mesela sürekli meyve var alıyor yiyor meyveyi aldığı an meyve yeniden orada oluyor. Ama burada sebep alemi var mesela çeşmeye gidiyoruz çeşmenin hemen ağzında yaratılır su aslında ama barajdan geliyor işte borular falan dediği için makul geliyor. Hâlbuki çeşmenin ağzında yaratılır. Mesela bir elektrik aracı, elektrikli işleyen bir araç pervane, tost makinası falan fişe taktın mı işliyor. Fiş dediğinde bir boşluk Allah onu vesile ediyor adam evini de ısıtıyor, pervane de çalışıyor, müzik çalışıyor, televizyon çalışıyor, ev aydınlanıyor her şey yarım milimlik boşluktan kaynaklanıyor yarım milim. Onun içine girdiğinde ne istersen oluyor. Bilgisayarın da çalışıyor, ısıtıcılar şu bu aklına gelen bütün teknoloji hepsi çalışıyor. Ama adam onun oradan olacağına inandığı için oluyor. Eğer o oraya girmeden yani fişe girmeden çalışmış olsan aklını atar. Mesela boru, çeşmenin borusu kopuk olsa boru, kesse ama su aksa aklını atar şahıs. Ama boru bağlı olduğu için makul geliyor. İşte sebepten dolayı makul geliyor. Aslında sebep olan hiçbir şey yok cennette olan aynı sistem var dünyada da. Her şey aynı sistem. Mesela kardeşimiz çay getiriyor Allah tarafından getiriliyor ama o getirmiş gibi görünüyor. İçerde mutfak varmış gibi görünüyor. Fincan var, bak fincanı yaklaştıran da Allah’tır. Ben elimle yaklaştırdığımı zannediyorum halbuki Allah yaklaştırır. İçirdiğinde de Allah içirir. Cennette de bu sistem vardır yani aynı arada hiç fark yok sadece burada çok yoğun sebep sistemi vardır. Mesela tekneye bindiğinde benzini koyman gerekiyor işte onu yönetecek bir kaptan olması gerekiyor, rüzgardan korunman gerekiyor falan feşmekan. Cennette bunların hiçbiri yoktur.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Danimarka’dan bir faaliyet haberimiz var. Danimarka’daki kardeşlerimiz Erhan ve Filiz iki gün üst üste yüz sekiz adet İngilizce ve Danimarka’ca kitaplarınızdan ve yedi yüz adet evrim yalanı broşürü dağıttılar. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Muazzam bir hizmet maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Bu geceki yayınımızın sonuna geldik yarın yine Hocamız’la birlikte olmak üzere herkese hayırlı geceler diliyoruz inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü