Harun Yahya

Sohbetler (7 Ocak 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Birlik sevgiyle güzel” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriye’de sürdürülen Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında IŞİD unsurlarının saldırısında bir astsubayımız şehit oldu. Resmini gösterebiliriz. Şehit Osman Açıkgöz.

ADNAN OKTAR: Allah rahmetiyle sarsın, Allah şehadetini kabul etsin makbul etsin. Annesine babasına Cenab-ı Allah uzun ömür versin. Güzel bir sabır versin, sabr-ı cemil.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İzmir Adliyesi’ne yapılan PKK saldırısında şehit olan polis Fethi Sekin’le adliye çalışanı Musa Can son yolculuklarına uğurlandı. Fethi Sekin şehidimizin eşi Rabia Sekin cenazede yaptığı konuşmada “Peygamber Efendim (sav) eşimi sana misafir gönderiyorum kabul et” diyerek eşini uğurladı. Şehidimizin eşinin ve çocuklarının fotoğrafları var.

ADNAN OKTAR: Nur gibi çocukları. Hiç fütur vermesinler. O şeref onlara yeter, onun bereketi onlara yeter. Aslan gibiler onlar yetişecekler güzel günler görecekler. Şehitsiz olmuyor. Cenab-ı Allah hep en başından beri dünyanın hep şehitlerle zafer vermiş. Güzel bir gelecek İslam aleminin birliği kapıda. İttihad-ı İslam, Mehdiyet, Hz. İsa Mesih (as)’ın nüzulü kapıda. “Gelmeyecek” nidaları arasında geliyor onlar da işin hoş yanı.

Şehidimizin tabutunun üzerine doğum ve ölüm tarihi yazmışlar. Olmaz, ölüm tarihi diye bir şey olmaz, “şehadet tarihi” denecek. Doğum ve ölüm tarihi denmez. Orada yazan bir memur herhalde. Tabutun üstüne yapıştırılan kağıtta onu gördüm, yanlış. Bundan sonra ona çok özen göstersinler rica ediyoruz. Ölüm tarihi denmez. Normal bir ölüm için ölüm tarihi denir ama şehit olanda “şehadet tarihi” denecek. Rica edelim istirham edelim düzeltsinler.

Fethi Sekin ve Ömer Halis Demir’in küçüklük resimleri var ikisi de bayağı sevimliler. Görüyor musun, maşaAllah. İşte kaderde Cenab-ı Allah onları öyle şehit olarak yaratmış. Vakti gelince hemen alıyor Cenab-ı Allah, saat, dakika, saniye beklemez. İkisi de nurlu ve çok temizler.

2015 ve 2016 yıllarında ölen herkes tarafından tanınan ünlülerin resimleri var mı sende?

BÜLENT SEZGİN: Var evet, gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: İsimleriyle süratli gösterin.

BÜLENT SEZGİN: Süleyman Demirel. İsmet Sezgin. Kenan Evren. Kamer Genç. Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan. Suudi Arabistan Kralı Abdullah. Eski Bakan Kamuran İnan. Fidel Castro. İşadamı Mustafa Koç. Prof. Yaşar Nuri Öztürk. Tarık Akan. Müzeyyen Senar. Yaşar Kemal. Kayahan. Zeki Alaysa. Levent Kırca. Tanju Gürsu. Atilla Arcan. Erol Büyükburç. Yönetmen Memduh Ün. Oya Aydoğan. Mısırlı Oyuncu Ömer Şerif. Gazeteci Hakkı Devrim. Gazeteci Çetin Altan. Tiyatro Oyuncusu Gönül Ülkü Özcan. Tiyatro Oyuncusu Erdal Tosun. Oyuncu Yılmaz Köksal. Oyuncu Sümer Tilmaç. Müzisyen Atilla Özdemiroğlu. Dünya Boks Şampiyonu Sinan Şamil Sam. Yönetmen Ülkü Erakalın. Karikatürist Bedri Koraman. İşadamı Halis Toprak. Eski Futbolcu Turgay Şeren. Türk Tarih Profesörü Halil İnancık. Dünyaca ünlü Şair ve Müzisyen Leonard Cohen. Ünlü Sporcu Muhammed Ali. İtalyan Yazar Umberto Eco. Amerikalı Oyuncu Gene Wilder. Star Trek dizisiyle tanınan Amerikalı Oyuncu Leonard Nimoy. Ünlü Oyuncu Alan Rickman. Ünlü Aktris Zsa Zsa Gabor. Amerikalı Oyuncu Carrie Fisher. Amerikalı Oyuncu Debbie Reynolds. Ünlü Oyuncu Anita Ekberg. Amerikalı Ünlü Blues Sanatçısı BB King.

ADNAN OKTAR: Evet.

Fethi Sekin, kabadayı Fethi, efe Fethi, aslan Fethi diyor ki; “Ömer Halis Demir’e özeniyorum” diyor “onun gibi şehit olmak istiyorum” diyor. Hayrettir, bayağı imrenmiş. Arkadaşlarına sık sık söylüyormuş böyle son günlerde.

Metrolarda bu hanımların arkasından sırtına vurup düşürme modası var, psikopatlar yeni çıkarttılar bunu. Bunu cinayete tam teşebbüse sokmak gerekiyor. Yüksek bir merdivenden sırtından böyle iterek, gelip iki eliyle yumruk şeklinde vurarak bütün gücüyle dimdik bir merdivenden aşağı düşmesini sağlamak öldürmeye tam teşebbüs suçuna sokulsun. Ve cezası da artık bilmiyorum ceza kanununda nedir? Taammüden tasarlayarak yapmış oluyor. Hatta hunharca öldürme fiiline sokulsun müebbet ceza verilsin bak bakayım yapabiliyorlar mı? Tabii, direkt müebbetle cezalandırılsın. Çünkü ölüm riski çok yüksek o olayda. Dimdik merdiven 45 derece, en az 10 metre boyu var merdivenin. Ee ne olur bir insan, değil mi? Öldürmeye tam teşebbüse sokulması lazım.

Bir de dün mü evvelsi gün mü videoda gösterdiler, yol verme kavgasında bir yayanın, tabancasını çıkartıyor sırt çantasından ayaklarından vuruyor ama çok alelade bir şey yapmış gibi yani çok sakin. Çantasından çıkarıyor adamın ayaklarına ateş ediyor, geri tabancasını koyup işine gidiyor gayet sakin. Yani nasıl bir şey yapmış gibi görüyor? Sanki üstüne bir bardak su serpmiş gibi çok alelade. Böyle tiplerin yanına bırakılmaması lazım bu tip hareketler. Yani pişman edilmesi lazım, yaptığına yağacağına yapmışlığına bin kere pişman edilmesi lazım. Bu da kanunla hukukla olur. Bir adamı ayağından vurmak bu kadar kolay olmaması lazım. Adama aylarca yıllarca “keşke yapmasaydım” dedirtilmesi lazım, değil mi? Burnundan fitil fitil getireceksin. Alelade bir karşılık verirsen adam da onu alelade bir olay olarak görür. Onun için kanunla hukukla bu tip adamlara göz açtırılmaması gerekiyor.

BÜLENT SEZGİN: Konuyla ilgili haberler vardı Adnan Bey okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Berlin metrosunda elinde içki şişesi olan Bulgar kökenli bir mülteci merdivenlerden aşağı doğru inen bir kadını sırtından tekmeleyerek aşağı yuvarladı. Resmi vardı gösterebiliriz. Saldırganın da resmi var. Ayrıca yine Berlin’de birkaç hafta önce 7 mülteci genç metro istasyonunda bankta uyuyan evsiz bir adamı kıyafetlerini yakarak ateşe verdiler. Evsiz adam olay yerindeki kişilerin yardımıyla yanmaktan kurtuldu.

ADNAN OKTAR: Bunlarda da yani demokrasi var tamam, insan hakları var ama cezanın caydırıcı olması gerekiyor. Böyle rahatça tekrar tekrar yapabileceği gibi olmaması lazım. Mesela bu merdivenden itme olayında burnundan fitil fitil getirilmesi lazım. Bir de, son iki haftada iki otobüs şoförü genç kızlara tecavüz etmiş, birini şehit etmiş doğru mu var mı öyle bir şey?

BÜLENT SEZGİN: Haberi okuyabilirim. Dün yanlış otobüse binen 17 yaşındaki bir genç kıza otobüs şoförü ormanlık alana götürüp tecavüz edip boğarak öldürdü. Bugün Ankara’da bir halk otobüsünün şoförü araca binen bir kadını boş bir araziye götürüp tecavüz etti. Ve “polise gidersen seni bulur boğazını keserim” diye tehdit ederek bıraktı. Bursa’da ise yolda yürüyen bir kişi tartıştığı minibüs şoförünü çantasından çıkardığı silahla bacağından vurdu ve sakince yoluna devam ederek oradan ayrıldı.

ADNAN OKTAR: Yalnız bu olayın bir analiz edilmesi lazım. Kamuoyuna aydınlık getirilmesi lazım. Yani adam nasıl bu kadar sakin oluyor? Sanki bir bardak yarım bardak su serper gibi mermi sıkıyor ve işine gidiyor. Adamın ne olduğu ne yaptığı falan onu ilgilendirmiyor. Burada bir gariplik var. Adamın ifadesini de kamuoyuna duyurulması lazım. Bu nedir yani deli midir, akıllı mı, manyak mı neyin nesiyse. Bir de yıldırma. Mesela bunu gören bir başkası o da yapıyor. Bakıyor ki çok basit sıradan bir şey. Ne olacak çantadan silahı çıkaracaksın ayağına sıkacaksın gideceksin diye inanıyor. Yani böyle tiplerin fitil fitil burnundan getirildiğinin gösterilmesi lazım kamuoyuna. Yani yanına bırakılmadığı gösterilmesi lazım, kanunla hukukla tabii.

Bu genç kız tecavüzlerinde de elli kere söyledim “genç kızlar yalnız gezmesinler” diye. Her zaman söylüyorum, tek olduğunda adamlarda şeytanla bir konsantrasyon bağlılık oluyor herhalde akılları gidiyor. Ve her türlü deliliği manyaklığı yapacak hale geliyorlar, böyle cins tipler var.

Çocuğu mesela şehit etmiş. Pek de duyulmadı da bunun haberi çok önemli bir haber bu çok hayati bir haber. Çok gündeme getirilmesi lazım. Ailesiyle de bağlantıya geçelim. Ben televizyonda görmedim, o kadar dikkatimi çekmedi. Alelade bir haber gibi geçiştirilmesi de doğru olmaz. Öbürü de öyle. Bir de bunlar kamuoyuna gösterilsin bu adamlar, yüzleri gizleniyor. Kanun çıkarılsın bunların yüzü insanlara gösterilsin. Niye görmüyoruz, niye görmememiz gerekiyor? Kanunla bunu yapsınlar. Tabii, herkes bilsin anlasın, konumunu hissettirmek lazım. Cezaevinde sessiz sedasız yatıyor-çıkıyor kimse de bilmiyor çıktığını da. Mesela farz edelim 10 yıl ceza alıyor, 4 yıl falan yatıp-çıkıyor kimse de bilmiyor adamı. Adam kıyafetiyle her şeyi değişmiş, bir daha yapıyor sonra.

Şu an canlı yayında A Haber’de Ergün Diler ve Bekir Hazar İngiliz derin devletinden bahsediyorlarmış. Eski İngiliz büyükelçi Craig Murray “İngiliz derin devleti çok derin bir ahlaksızlığa sahip” diye anlatıyor. “İngiliz derin devleti hayduttur” diyor. İngiliz büyükelçi bunu söyleyen.

KARTAL GÖKTAN: Yayından bir görüntü de vardı resim olarak.

ADNAN OKTAR: Göster. Yayın olarak da bulsak iyi olur.

Bir de poliste niye tek şarjör oluyor ben bunu anlamış değilim. En az 6 şarjör bulunsun üstlerinde, değil mi? Üç bir yanda üç bir yanda, silahın üstünde de olur. Bir de silahını otomatik silah haline getirebilecek düzenek de hazır olarak silahında bulunsun. Tabancasını otomatik silah konumuna getirecek sistem. O uzun bir çalışma mı gerektiriyor yoksa kısa mı?

OKTAR BABUNA: Küçük bir parça eklenerek yapılabiliyor Hocam, inşaAllah değiştirmeyle.

ADNAN OKTAR: Aslında direkt otomatik silah verilsin. Mesela Fethi’de kabadayı Fethi’de otomatik silah olsaydı onların tozunu dumanına katardı yani. Darmaduman olurlardı kaçacak delik ararlardı.

OKTAR BABUNA: Bu Reina’yı da örnek vermiştiniz Hocam. “Orada da o kadar katliam yapılıyor hiç silahlı kimse yok içeride” demiştiniz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnanılır gibi değil. Ben hep anlatıyorum, bir asker kabadayının şahı delikanlı bir kafeye gidiyor, PKK’ya öfkeli. Müslüman evladı olmanın verdiği güzellikle. Kafeden PKK’nın aleyhine yazı yazıyor, konum da belli, konumunu da gösteriyor. Kafeye geliyorlar çocuğa belinden silahı çıkarıyor, silahın mermiyi ağzına veriyor çocuğa silahı doğrultuyor ve şehit ediyor. Herkes bakıp kalıyor. Bazen bağıranlar falan oluyor. Kardeşim, silahı çektiğinde askere doğrulttuğunda onu oraya çökertirsin. Bunda tereddüt edecek bir şey yok. Al götür sonra polise teslim et. Bu alçakları sağ ele geçirmek çok önemli. Sonra da poliste zoru nedir onu anlattırmak lazım.

Bir bakanla görüşmüşler de “Reina’ya çok gittim” demiş bakan. “İçeride çok sayıda silahlı koruma oluyor. En ufak bir hareketlenme olduğunda müdahale ediyorlar. O gece sadece iki kişinin olması biraz anormal” demiş.

Vatandaş bu gibi şeylerde askere polise saldırı olduğunda eğer beylik silahı varsa yani ruhsatlı silahı varsa askere polise yardımcı olması gerekir. Seyretmek olmaz. Hatta silahı da yoksa elinde sopa bile varsa, odun bile varsa her şey olur. “Onlar görevli biz seyredelim.” Belli, çok zor durumda kalmış seyretmek haram olur günah olur. Müslüman, Müslümanı kıstırmaya çalışıyor deccal, sen de seyrediyorsun. Olmaz öyle şey. Her ne pahasına olursa olsun karşılığı verilmesi gerekir. Kanuna hukuka uygun olan bir şey bu. Güvenlik güçlerine yardımcı olmak; devlet sana soracak mı “niye yardımcı oldun?” değil mi? İnce ince düşünmeye gerek yok böyle şeylerde.

OKTAR BABUNA: Amerika’daki sistemi örnek vermiştiniz Hocam, “Polisin ve askerin dışında da bir buçuk milyon ulusal muhafız var Amerika’da” diye.

ADNAN OKTAR: İşte bir nevi kontrgerilla sistemi bir buçuk milyon Amerika’da. Ne zararı var ne oluyor?

Ben geziyorum mesela esnaf yahut orada görevli emekli memur insanlar var bayağı efendiler çok aklı başında aslan gibi insanlar, gayet dengeliler. Ne mahsuru olur onlara silah vermenin. Bizim Ortaköy’de komşu vardı kuruyemişçi, bayağı efendi. 30 yılın 40 yılın adamı herkes tanıyor biliyor. Ver bulunsun onda otomatik silah. Özel devlet kasa yaptırsın duvara monte duvarın içerisinde. Şifresini sadece o bilir, değil mi? Tak tak tak düğmesine basar açar anında karşılığını verir. Her semtte en azından bir tane otomatik silah olsun, birkaç tane. Bu nedir? Memleketi yıkacak hali yok ya bu insanların. Bunlar onbaşıya bağlı olsun, onbaşı da yüzbaşıya bağlı olsun. Yüzbaşının hiç kimseyle bağlantısı olmasın müstakil. Sadece o semte mahsus bir yapılanma olsun o. Her semt diğer semtle bağlantısı olmasın. Diğer semtin görevlisi kimdir falan bilmesinler hiç bilmesinler. Kanunla hukukla tabii.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzmir Adliyesi’ne yapılan saldırıda teröristlerin patlattığı aracın yakınında jandarmaya ait bir araç daha olduğu öğrenildi. Teröristlerle çatışan sivil polisin mermisi bitince araçtan inen jandarmanın silahını istemiş ve kendi boş silahını jandarmaya vermiş. Bu silahla çatışmaya devam edip teröristi vurabildiği için kendisinin ve arkadaşlarının hayatı kurtulmuş.

ADNAN OKTAR: İsmi yok mu sivil polisin?

KARTAL GÖKTAN: İsmi haberde yazmıyor şu an, bakalım.

ADNAN OKTAR: Kabadayının ismini niye bilmiyoruz? Bir de en az 6 şarjör versinler polise nedir yani? Kemerine taksın, 6 bir yanda 6 bir yanda dursun. Bir riski de yok bir şey yok ben anlamadım ne mahsuru var değil mi? Bir tabancada kaç mermi oluyor? 13-14 tane. Kaç tane?

OKTAR BABUNA: 15 tane.

ADNAN OKTAR: Hadi 15 diyelim nedir 15? Bir dakika sürer tükenmesi en fazla bir dakika sürer. Olmaz, çok mağdur durumda kalır asker-polis.

Evet, anlatmak istediğiniz başka neler var Fikret?

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyorum Adnan Bey. Washington’da yayınlanan, Capital Hill bölgesinde günlük tirajda bir numara olan sağcı politik gazete The Hill’de, ‘Suriye’de yeni umut’ başlıklı makaleniz çıktı. Bu gazete özellikle kongre üyeleri tarafından yakından takip ediliyor ve senatörler sık sık görüşlerini aktardıkları makalelerini bu gazeteye yayınlanması için gönderiyorlar. Sizin yazınız kongre bloğu altında çıktı. Makalenizde, terörün panzehrinin terörü geliştiren zihniyetin bilimsel yöntemlerle yıkılması olduğunu anlatıyorsunuz. Ülkeler eğer barış istiyorlarsa anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp, teröre karşı ilmi çalışma başlatmaları gerektiğini belirtiyorsunuz.

Endonezya’nın 40 bin tiraja sahip en büyük İngilizce günlük gazetesi The Jakarta Post’ta, ‘Teröre gereken cevabı vermek’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Reina saldırısına değindiğiniz yazınızda, hükümet ve muhalefetin politik hesapları bir kenara bırakarak teröre karşı güç birliği yapmasının ve vatandaşların da devlete destek vermelerinin öneminden bahsediyorsunuz. Defaatle tekrarladığınız gibi bu makalenizde de, ulusal seviyede eğitim kampanyaları başlatılmasının gerekliliğini yineliyorsunuz.

Amerika’dan yayın yapan El-Hikmet Dergisi’nde, ‘Daha iyi bir hayat için ölümle burun buruna’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, devlet liderlerinin birleşip, Myanmar hükümetine yaptırım uygulayarak Müslümanlara karşı insanlık dışı uygulamalarına bir son verdirmeleri gerektiğini anlatıyorsunuz.

Hindistan’ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’da basımı yapılan, Keşmir’in en hızlı büyüyen günlük İngilizce gazetesi The Kashmir Monitor’de, ‘Mezarından bu dünyadaki hayatına hiç bakıyor musun?’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda akılla, imanla ve şuurla geçirilen bir ömrün sonunun cennet; akılsızlıkla, imansızlıkla, şuursuzca geçirilen bir ömrün sonunun da -Allah esirgesin- cehennem olduğunu hatırlatıyorsunuz. Kimsenin bu gerçeği mezara girdiğinde öğrenenlerden olmaması için dünya hayatının geçiciliğini Kuran ayetleriyle anlatıyorsunuz.

İsrail’in UNESCO Daimi Temsilcisi Carmel Shama Hacohen resmi Twitter sayfasında ve New York ve dünya gündeminden haberleri okuyucularına taşıyan The New York Tribune’ün Twitter sayfasında, ‘Kutsal mekanlar çatışma değil uzlaşma merkezleri olmalı’ başlıklı makaleniz paylaşıldı. Bu makaleniz bir gün önce İsrail’in en büyük İngilizce basılı gazetesi Jerusalem Post’un hem basılı gazete yayınında hem de internet sitesinde yayınlanmıştı. Bu yazınızda da, UNESCO’nun kararını eleştiriyorsunuz. Bölgenin üç dinin mensupları için kutsal olduğunu anlatıyorsunuz. Bu tarz politik kararların husumet ve anlaşmazlığı arttıracağını, bunun yerine üç dinin ortak paydası olan sevgiyle hareket edilmesi halinde gerçek bir çözüme kavuşmanın mümkün olduğunu vurguluyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Reina’nın DJ’i diyor ki; “İçeride dört yüz kamera var” diyor. “Yani bayağı net resimler olması gerekiyor” diyor. “Çok flu, bulanık adamın bir resmini gördüm” diyor. “Diğer resimler nerede?” diyor. Haklı, bu konuya bir açıklık getirmek lazım.

Cumhuriyet Halk Partisi, anayasa taslağına karşı. Nedenlerine bir bakalım. Nedenlerini araştıralım. Yani bir bilen bu konuyu bana iyice detaylı araştırsın. Teknik bir dosya halinde bana sunsun, rica ediyorum.

Ben suikast listesinin 19. sırasındaymışım. Yani suikast yapılacaklar listesi var. İşte Genelkurmay Başkanı falan sayılıyor. Ben 19. sıradaymışım. 19 kutsal bir rakam. İyi, şeref bizim için, güzel. Yalnız o sıralamayı yapana o sıralamayı, harfleri tek tek böyle kanunla, hukukla yediririm. Onu da söyleyeyim. Ya ben kendimi anlatamıyorum ya onlar anlamak istemiyor. Yani üzülürler. Kanunla hukukla üzerim. Densizlik istemiyorum. Hiçbiri zayi olmaz söyleyeyim bak. Bizzat elimle sürükleyerek götürür karakola teslim ederim. Akıllı olacaklar. O ayakkabı kutusunu unutanlara ayakkabılarını verdiniz mi çocuklara?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey videosu gelmişti, Berlin’deki bayanı tekmeyle iten kişinin.  

ADNAN OKTAR: Oradakilerin de delikanlılığına yazık yani. O öyle olmaz böyle olur dersin. Alıp sürükleyerek karakola götürürsün. Yani seyretmeleri çok garip. O hanıma yardımcı olmaları lazım. O şahsa yaptığının çirkinliğini hissettirmek gerekir. Götürüp karakola teslim etmeleri lazım.

Etikette birinci sırada ne var?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. “Üst akıl İngiliz derin devleti” bir numara.

ADNAN OKTAR: “Üst akıl İngiliz derin devleti” bak gençler demek ki gerçeği görmüşler. Bütün Türkiye bu gerçeği gördü.

CAN DAĞTEKİN: Sizin vesilenizle Hocam.

ADNAN OKTAR: Vesile olduk. Türkiye’nin bir numaralı gündemi şu an İngiliz derin devleti. Herkes ondan bahsediyor.

ATV’de Mehmet Eymür “Dikkat edin” diyor “bu aralar yoğun olarak İngiliz derin devletinin elemanları Türkiye’ye giriş yapıyorlar” diyor. “Çok uyanık olun” diyor. Mehmet Eymür iyi istihbaratçıdır, sıkı istihbaratıdır.

Öcalan’ın İngiliz derin devletiyle ilgili sözleri var mı sende?

KARTAL GÖKTAN: Hazırda yoktu şu an Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Yoksa hazırda olsun.

KARTAL GÖKTAN: Şu an geldi.

ADNAN OKTAR: Geldi, oku.

KARTAL GÖKTAN: Şöyle diyor Abdullah Öcalan, “İngiltere bizim konumuza en akıllı yaklaşan ülkedir. MED TV’ye yayın hakkı verdi. Politikaları İngiltere oluşturur Amerika’ya uygulattırır. İngiltere bence ana politikayı oluşturmaktadır. Avrupa’daki işbirlikçilerine ama özellikle Amerika’ya bunu uygulattırmaktadır. Gelişmelerde dikkat edilmesi gereken konu Avrupa’nın İngiltere’de düğümlenmesidir. Konulara çok derin yaklaşıyor.”

ADNAN OKTAR: Yani derin devlet hakimiyetini söylüyor. Avrupa’ya hakim olan İngiliz derin devleti diyor. Evet, başka?

KARTAL GÖKTAN: “Ortadoğu’da dört yüz-beş yüz yıldır İngiliz politikaları egemendir.”

ADNAN OKTAR: Yani İngiliz derin devleti Ortadoğu’ya beş yüz yıldan beri hakim diyor evet.

KARTAL GÖKTAN: “İngilizlerin Ortadoğu’yu denetim altına almak için yaptığı planların sonucunu iyi görmek gerekir. Bu plana daha sonradan Amerika dahil olmuştur. Ancak esas planlayıcı İngilizlerdir.”

ADNAN OKTAR: Amerika yeni kuruldu. İngilizler tarafından kuruldu. Tabii ki asıl planlayıcı, hakim olan, patron olan onlar yani deccaliyet.

Bu İngiltere’ye bağlı büyükelçilik ve yirmi yıl diplomatlık yapmış İngiliz Craig var. Onun videosu var mı sizde?

KARTAL GÖKTAN: Evet var.

ADNAN OKTAR: Bak, helal olsun. Nasıl cesaretlenmiş. Normalde asla konuşulamaz böyle bir şey, bizim vesilemizle maşaAllah muazzam bir cesaret geldi. Çünkü dünya çapında bir tepki var. O da çok güzel bir cesaret gösterip, en yetkili insanlardan bir tanesi. Çok samimi, cansan, ehemmiyetli üstü ehemmiyetli bir açıklama yapmış, gayet güzel.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz “yakında kendileri arasından da açıklama gelir” diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Doğru.

HÜSNA HANIM: Ve tam sizin üslubunuzla açıklama yapıyor.

ADNAN OKTAR: Evet gayet güzel. Beyefendiyi tebrik ediyoruz. Ben “İngilizleri severim” derken işte bunu kastediyorum. Dürüst insan, mert insan, yiğit insan, çok güzel. Bir daha dinleyelim.

Bak, işte Allah böyle cesur, vicdanlı, akıllı insanlar da yaratıyor. Hiç ummadıkları bir açıklama. Şimdi diğer diplomatlardan, diğer böyle değerli İngiliz kardeşlerimizden bu tarz dünyayı sarsıcı açıklamalar bekliyoruz. Bu beladan bütün dünya bir kurtulsun. Bir rahat edelim. Yani yeter artık yaptıkları kepazelik. Beş yüz yıldan beri dünyaya kan kusturuyorlar. İnsanlar biraz huzurlu yaşasınlar. Zaten son dönemindeyiz dünyanın, kıyamet yakın. Milletin yakasından düşsünler artık, inşaAllah.

Yedinci yüz yılın başında Arap Yarımadası Bizans ve İran’daki Sasani imparatorluklarıyla çevriliydi. İki imparatorluk 572-591 ve 602-629 yılları arasında ağır kayıp verdikleri savaşlara tutuştular. Müslümanlarla uğraşmaya vakit bulamadılar Allah’ın hikmeti. İkisi de süper devletti. İki azgın süper devlet birbirlerine düştüler. Yoksa eğer Hz. Muhammed (sav) ile uğraşmaya kalksalar tabii Allah başarılı etmezdi yine de ama çok büyük bir felakete sebep olabilirdi. Allah başı dertlerine düşürdü ve Müslümanlar rahat etti o dönemde.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İzmir şehidimiz Fethi Sekin İngiliz basınında da kahraman ilan edildi Adnan Bey. İngiliz The Daily Mail Gazetesi, internet sitesinde kahraman polisimiz Fethi Sekin’in fotoğraflarını paylaşarak, Sekin’in teröristleri fark ederek gösterdiği mücadeleyi dakika dakika anlatan bir haber yaptı.

ADNAN OKTAR: Fethi kabadayının hası. Delikanlının hası, kabadayı böyle olur işte, delikanlı böyle olur. Yani hayran olduk. Elinden yüzünden de nur akıyor, evlatları son derece müsterih ve rahat olsunlar. Çok şerefli bir babaya sahipler. Sonsuza kadar yaşayacak bir insan var. Fethi, sonsuza kadar yaşayacak bir insan. Sakın yanlış anlamasın çocuklar hani “babamız aramızda değil” gibi öyle bir şey yok. Hayatında hiçbir kesinti yok ve sonsuza kadar yaşayacak bir insan. Ama bu sonsuza kadar yaşaması mükemmel bir yaşama tarzında. Burada da kalırdı, belki bir on, yirmi, otuz, kırk sene daha yaşardı, giderdi yine ahirete. Ama Cenab-ı Allah çok şerefli bir gidişle yanına götürdü. Onun için bundan onur duysunlar, şeref duysunlar çocukları. Sakın fütur vermesinler. Kalplerinde bir inşirah, bir ferahlık olsun.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: OHAL kapsamında çıkarılan bir kararnameye göre artık polis operasyonlarında ele geçirdiği araç, silah ve mühimmatı eğer delil niteliğinde saklanması gerekmiyorsa kendi bünyesine alıp kullanabilecek.

ADNAN OKTAR: Kardeşim ben onu söyleyeli dört-beş ay oldu. Defalarca söyledim. Mesela IŞİD’den bomba elde ediyorlar. Mesela beş ton TNT, patlatıyor havaya uçuruyor. Savunmada kullansanıza. Niye patlatıyorsunuz? PKK’dan ele geçen silahları dağıt askere, onlar kullansın. Niye müsaade edilip niye çürütülsün yani?

Bu Craig Beyefendi’ye helal olsun, ne delikanlı insanmış, maşaAllah. Daha önce böyle bir şey tahayyül dahi edilemezdi. Bu tip bir açıklama mümkün değildi yani.

Evet, Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika tatbikat amacıyla Rusya sınırına yakın NATO ülkelerine yüzlerce tank, binlerce asker gönderiyor Adnan Bey. Üç yük gemisiyle gelen askeri malzemenin yanı sıra dört bin Amerikan askeri de Rusya sınırındaki ülkelere yığıldı. Ayrıca Almanya, Kanada ve İngiltere’de her biri biner askerden oluşan taburlarını Estonya, Letonya ve Litvanya’ya yolladı. Bu tatbikatın Amerika’nın Doğu Avrupalı müttefiklerini herhangi bir tehdide karşı koruyacağını gösterme amaçlı yapılacağı söylendi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Rusya’nın kimseyle alıp veremedikleri yok. Öyle bir şey yapmaz Rusya. Ama kendi ülkesini de parçalatmaz, kendi müttefiklerine de zarar gelsin istemez. Yani onun dışında bir olay yok. Kendi müttefiki olan ülkeyi sen parçalamaya kalkarsan o da doğal olarak onu savunmak isteyecektir.

Evet, dinliyorum

KARTAL GÖKTAN: Ergün Diler, hemen her gün İngiliz derin devletinin oyunlarına karşı insanları uyaran yazılar yazıyor. Bu nedenle kendisine çok saldırı oluyormuş. İki gün önceki yazısında “Ben bağımsız olarak çalışırım, kimseye pabuç bırakmam. Çok saldırı oluyor ama ben bu toprakların çocuğuyum. Burada beni yalnız bırakmayacak çok insan olduğunu biliyorum” demişti. Bugün yine “Asıl büyük oyuncu İngiltere’dir” diye bir yazı yazdı. Ve dün de Türkiye’de Reina dahil yapılan tüm saldırıları İngiliz derin devletinin gerçekleştirdiğini ancak Amerika’nın ön plana çıkartılarak hedefin saptırıldığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel. Ergün Diler, görebiliyor muyuz bu yiğidi? Ne diyor? “Beni yalnız bırakmazlar” mı diyor?

KARTAL GÖKTAN: Evet, “Beni yalnız bırakmayacak çok insan olduğunu biliyorum.”

ADNAN OKTAR: Yani buna inansın. Gördüğü görmediği dev bir topluluk onun yanında. Gördükleri birse görmedikleri bindir. Hem de kahredici güce sahip bir güç. En başta Allah, Mehdiyet, İsa Mesih, Hz. Hızır (as), Hz. Hızır (as)’ın görünmeyen ekibi, Müslümanların, yiğitlerin, kabadayıların büyük çoğunluğu kanunla, hukukla seni her zaman koruyup kollayacaklardır. Gönlün rahat olsun, alabildiğine güvenebilirsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’nın Ankara Büyükelçiliği İzmir saldırısından on dakika önce Twitter hesabından hiçbir sebep olmamasına rağmen suikast sonucu hayatını kaybeden eski başbakanlardan Nihat Erim’in Nixon ile bir fotoğrafını paylaşmış ve bu paylaşım pek çok kişi tarafından bir tehdit iması olarak yorumlanmıştı. Başbakan Binali Yıldırım da bu konuyu “Giderayak nereden aklına gelmiş? Ben bir alaka kuramadım hangi mesajı verdiğine dair” diyor. “Altında bir mesaj yoksa zevzeklik yapmıştır.” Şeklinde yorumlamıştı. Bugün Ahmet Hakan da konu üzerine bir yazı yazdı. “Türk-Amerikan dostluğunu hatırlatmak için başka fotoğraf mı bulamadılar? İnsan ister istemez “Amerikan Büyükelçiliği’nde bir trol mü var?” diye düşünüyor” dedi. Fotoğraflar da vardı paylaşıma ait. “Beyaz Saray’daki resmi devlet yemeğinde Başbakan Nihat Erim, Başka Richard Nixon eşleri ile birlikte (1972)” tarihini vermiş. O dönemden bir fotoğraf yine.

ADNAN OKTAR: Yani evet, düşünüp taşınmadan o fotoğrafı koymazlar. Vardır bir bildikleri kendi kafalarına göre. Ama dikkatimiz üstlerinde İngiliz derin devletinin her adımını izliyoruz. Hukuk ve kanun ölçüleri içerisinde elimizden geldiği kadar Allah’ın yardım ettiği kadar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Pravda Gazetesi yayınladığı bir haberde Türkiye’nin Reina saldırısından Obama yönetimini sorumlu tuttuğunu iddia etti. Habere göre bu terör saldırısı Rusya ile yakınlaşan Erdoğan’a Amerika’nın bir uyarısı ve tehdidi. Bu şekilde Ankara’ya Suriye’deki planlarında geri adım attırılması hedefleniyor.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın kılına dokunanın gök kubbeyi tepesine geçiririz. Hiçbir şey yapamazlar. Milletin kahredici çoğunluğu Tayyip Hoca’nın yanında, milletin evladı olarak. Biz kendi evladımızın tüyüne dokundurtmayız. Partili olarak değil, adam karşı ama korur. Ben biliyorum mesela aydınlıkçı Marksist, “kılına dokundurtmam” diyor. Mesela CHP’li oluyor “kılına dokundurtmam” diyor, yani kendi vatandaşı olarak, kendi dava insanı olarak dokundurtmaz ayrı ama partisine karşı olur, fikrine karşı olur. Eleştirir. Ben mesela Tayyip Hoca’yı yerden yere vurur derler ya, hani insanlar eleştiri yaparlar, ben o tarzda bir eleştiri yapmıyorum ama eleştiriyorum. Fakat kılına dokunan olursa da gök kubbeyi tepesine geçiririz kanunla, hukukla böyle bir şey olmaz, yani mümkün değil. Yani çok yakından takip ediyoruz, bakıyoruz. En ufak bir münasebetsizliklerinde karşılığını alırlar. Bir de Tayyip Hoca kabadayıdır, böyle şeylerden hiç etkilenmez ayrıca. Bilmiyorum yani ya tanıyamadılar, ya biz iyi tanıtamamış da olabiliriz. Tayyip Hoca doğma büyüme kabadayıdır, delikanlıdır. Sen öyle korkutmaya kalkarsan daha inadına yapar. Tayyip Hoca bir de inatçıdır da, yani daha gururludur. Öyle bir şeyi asla kabul etmez, ta gençliğinden biliyoruz. Yani bizi daha şevklendirir böyle şeyler. Daha azmimizi artırır. Bizi millet olarak da yanlış tanımış olabilirler bilmiyorum ben onların kafalarını tam çıkaramadım ama şu an tam istim üstüne bizim millet. Milyonlarca kabadayı şehit olmayı bekliyor. En ufak bir hareketlerinde en şiddetli şekilde karşılığını alırlar. Türk ordusunun gücü kahredicidir, Türk polisinin gücü de kahredicidir, Türk milletinin gücü de kahredicidir. Kimse denemeye kalkmasın, hiç tavsiye etmem. Yani Osmanlı tokadını atarsak ta dünyanın ortasına kadar gider o. Bizi böyle bir şeye mecbur etmeyecekler. Tabii kanun hukuk ölçüleri içerisinde.

Rahmetli Nihat Erim’i plaj girişinde vurmuşlardı komünist çeteler. Şehit etmişlerdi. Ne oldu? Hiçbir şey elde edemediler? O şehit oldu yani belki normal bir ölümle ölecekti. Ne güzel şehit oldu işte. Ona bir nimet. Başbakanımız mı eksilir, gücümüz mü eksilir? Hiçbir şey olmaz. Şehit istiyorlarsa istedikleri kadar şehit alıyorlar. Allah verir şehidi, şehidi de Allah alır. Dolayısıyla onların oradaki vasfı sıfırdır. Güçleri sıfırdır. Yani işte komünist çete falan yok. Orada canı alan Azrail (as)’dır. Öldürmek için almıyor, yeni bir hayata geçirmek için alıyor.

Avrupa’ya yapılan yığınak Türkiye’yi kuzeyden kuşatma operasyonuna da benziyor. Buna çok dikkat etmek lazım. O yığınağın Türkiye’ye karşı hazırlanmadığı da ne malum yani ona da bir bakmak lazım. Her ihtimal düşünülmeli. Amerika Birleşik Devletleri’nin dört bin asker, iki bin zırhlı araç sevkiyatı görülmüş şey değil. Avrupa’da yedi karargah kuruluyor. Amerika Birleşik Devletleri, Almanya Merkez üssü olacak, Bulgaristan dahil karargah olacak. Rusya’nın dış politikasının agresif olduğunu yeni fark ettiklerini zannetmiyorum. Çok eski bir olay bu yani burada bir münasebetsizlik var. Bu çok şüpheli bir olay. Yani Genelkurmay da bunu iyi değerlendiriyordur. Bunlar bir oyuna hazırlanıyor olabilirler. Yani Rusya’nın agresifliğiyle falan ilgisi yok. Ama Rusya’ya gıcık olmuş olabilirler Türkiye’yle işbirliği yapıyor gibisinden. Fakat asıl amaç burada Türkiye olabilir, çok dikkat etmek lazım.

O dün birkaç çocuk “Hocam işte dini programda bu?” Ya kardeşim dini program değil bu program. Ben dini her yerde yaşadığım için şaşırıyorsun. Ben düğüne de gitsem aynı böyleyim. Allah’tan dinden bahsederim, kalkar oynarım yani her zaman böyleyim. Yemek yerken de böyle. Yani yan gelip yatmışken de öyle, yatakta da. Benim hayatım bu. Ben dinle İslam’la iç içe yaşıyorum, onun dışında bir hayatım yok benim. Bu program da dini bir program da değil ayrıca onu söyleyeyim. Kültür var, sanat var, din var, felsefe var, her şey var, siyaset var. Ama Müslüman olduğum için ne yapayım? Dinden hiç bahsetmeyecek miyiz? Ne yapacağız? Laf yani.

BÜLENT SEZGİN: Hocam dediğiniz gibi çok alışık değiller. Sadece din camide yaşanır, ramazan da yaşanır gibi bir inançları oluyor Allahualem.

ADNAN OKTAR: Onlar istiyor ki Cübbeli gibi arkamızda bir pano oluşturalım. Ondan sonra yutkunarak falan, bunlar istiyor ki fonda ney çalsın böyle, kaval çalsın. “Ey mürit düşüncenle ruhunla göklere çık. Oradan bana bir bakış at” Yani böyle ilginç laflar etmemi istiyorlar. Öyle bir şey yok.

Ebu Said el Hudri anlatıyor Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu. “Allah’ı öyle çok zikredin ki ta insanlar size “deli” desinler.” Peygamberimiz (sav) söylüyor bak. “Allah’ı öyle çok zikredin ki ta insanlar size “deli” desinler” Ahmet bin Hanbel, mezhep imamı. Onun eserinde geçiyor 3/68 Hakim, çok önemli bir hadis alimi, onun kitabında geçiyor. Mecmau’z Zevaid, ehlisünnetin temel eserlerinden biri. İmam Rabbani diyor ki; “bir kişiye “deli” denmedikçe o kişinin imanı tamam olmaz.” (Mektubat-ı Rabbani 1/65) İmam Rabbani’nin Mektubat’ından da okuyalım arada sırada, o çok güzel insandır. Bediüzzaman gibi çok samimi, halis bir Müslüman’dır.

Sibel Can, aleyhinde konuşmalara hiç itibar etmesin. Onlar sevgisiz insanlar. Allah kalplerinden sevgiyi almış. İtibar ederse onlara ödül gibi olur. Kaale almasın.

“Gazino gibi” diyor, doğru. Kardeşim bunlar alışmışlar gariban Müslüman tipine, köşeye de sıkıştırmışlar bunları bodrum katına indirmişler ‘size müzik yasak, resim de yasak, eğlence de yasak, güzel giyinmek de yasak, güzel kadınlar da size yasak, eğlence alem de yasak, hepsi bize’ diyorlardı hepsini elinden aldık adamların. Haydi geçmiş olsun, günaydın. Kardeşim siz yıllarca Müslümanları kendinizce uyuttuğunu zannettiniz, bayağı uyanık zannediyorsunuz kendinizi şimdi uyuma vakti size geldi. Ey Deccal avanesi bundan sonra siz uyuyacaksınız Müslümanlar uyanacak. Bütün dünya nimetleri Müslümanların, ahirette yalnızca onların Allah’ın ayeti bu. Bunları bırakacaklar bu numaraları, yok gazinoymuş da yok diskoymuş da… Evet, hem gazino hem disko hepsi bizim olacak. İnananların, doğru insanların, güzel insanların, bu vatanı seven insanların hakkıdır eğlenmek, sevinç ve neşe.

İmamı Rabbani Mektubat S.357’de diyor ki İmamı Rabbani: Nakşibendi tarikatı Sadat-ı Nakşibendi Bahauddin Nakşibendi tarafından kurulmuş dünyanın en büyük tarikatıdır Sadat-ı Nakşibendi, kalplere Allah sevgisinin nakşedilmesi. “Nakşibendi tarikatı ta Hazreti Mehdi’ye kadar devam edecek ona ulaşacak, geriye kalan tarikatlar kayıp olup gidecektir. Yalnız Nakşibendi kalacak Hazreti Mehdi’nin eline geçecek ve devam edecektir.” Yani Mehdi Nakşibendi bağlısı değil ama Nakşibendi ona bağlanmış oluyor, Mehdi’ye bağlanmış oluyor. Bütün Nakşibendiler de Mehdi (as)’ye bağlanmış oluyorlar. (Şeyh Seyyid Muhammed Raşit Sohbetler S.52)

Çok kötü bir Müslüman algısı oluşmuş. Müslüman dedin mi böyle zavallıdır, sürekli aşağılanır, hor hakir görülür, önüne gelen aşağılar hatta Müslüman’ım diyen bazı tipler bile gelir aşağılarlar, evin kötüsünde oturur, bodrum katlarda oturur böyle, yemeği yerde yer, eliyle yer sadece, eşya falan olmaz.  Üstünde berbat bir kıyafet olur sadece ya şalvar olur yahut entari gibi bir şey giyer, ağzının kirli olmasını bile mübarek görüyor Müslümanın, ağzı kirli olur zaten diyor, o diyor meleklerin katında çok çok güzeldir diyor çok hoştur diyor. Ya kardeşim pislik o nasıl güzel oluyor? Değil mi? Tertemiz olur Müslüman yani bak pisliği bile temiz göstermeye çalışıyorlar. İşte çorbasına sinek kaçar, Müslüman alır sineği batırır iyice, sineğin öbür taraflarını da içine batırır o arada tabii sineğin kanadı manadı da kopar onun içerisine hepsini soktun muydu, bacağı macağı da dağılıyor çorbanın içerisine ‘zehrini alır’ diyor. ‘Bir tarafında panzehir var, bir tarafında zehir var’ diyor, buna da inanıyorlar. Bak Peygamberimiz (sav)’in mucizelerini anlatmıyorlar, anlattığımız hadislerin hiçbirini anlatmıyorlar böyle insanları tiksindirecek bir şey olduğunda ballandıra ballandıra anlatıyorlar doğruymuş gibi.

İşte müzik asla dinlemez ama oradan buradan müzik gelirse kenardan köşeden dinler. Resim olmuyor, gazete bile evine girmiyor, televizyon zaten haşa. Kadınlar süslenemiyor, bakım yapamıyor, saçını boyayamıyor, kaşını alamıyor, dekolte giyinemiyor, hiçbir şey yapamıyor, hiçbir hakkı yok, gülemiyor, evden dışarı dahi çıkamıyor. Kardeşim sabaha kadar sayarım. Satranç oynayamıyor, tavla oynayamıyor, yemeği bile belirli bir düzeyde yiyebiliyor, çeşit de olmuyor. Gülme zaten külliyen yasak, dişini göstererek gülme olmaz diyor. Ya kardeşim adamı sen canlı canlı mezara sokuyorsun sen ‘bu nedir?’ diyoruz ‘Müslümanlık’ diyor. Şimdi alışmışlar, tabii Müslümanların haline gülüyordu ehli küfür, kendileri bütün dünya nimetlerini kullanıp şimdi de baktılar ki ellerinden nimetler alındı bu sefer bas bas bağırıyorlar ‘Müslümanlıkta var mıydı niye aldınız elimizden?’ falan diyor. Sen onu Müslümanların elinden haksızlıkla almıştın efendim biz de geldik bize ait olan kendi malımızı geri aldık. Sanat, müzik, güzellik her şey bize ait güzellikler bunlar, bundan sonra müsaade yok inşaAllah.

Gülmek kahkaha haram, şakalaşmak yasak, mesela fotoğraf çektirmek haram, fotoğrafın asılması da haram, resim haram, müzik dinlemek haram, dans haram, şiir haram, sakal kesmek haram hep günah yani.

İblis şeytana der ki, et bildiğin kasaptaki et var ya, ‘Et, kadın ve içki ile insanları aldatmaya çalışın işte bu işte bunlardan daha etkilisi yoktur’ diyor. Yani et bile şeytani bir şeymiş, et de yemeyeceksin.

“Gençlik delilikten bir şubedir.” Genç olmakta suçmuş. Kadınlarla tokalaşmak yani her şey, önüne gelen her şey yasak neye göre? Kuran’a uymayanlara göre, Kuran’a uymayan gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına göre bunların hepsi haram. Kuran’a göre bunların hepsi helal, Kuran’da bunların haramlığıyla ilgili hiçbir hüküm yok.

SEMİH MERİÇ: Hocam Allah ayette, şeytandan Allah’a Sığınırım. “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” (Nahl Suresi 116) diye Allah bildiriyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bazı sevimli canlıların resimleri vardı Adnan Bey, onları göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Allah Allah ne kadar güzel hayret, hepsi birbirinden güzel maşaAllah.

Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında hayat ölüm demek, hayat sürünmek demek. Şimdi müzik çalıyoruz adam ‘Aa harama giriyorsunuz ya’ diyor, inanmış. Televizyon seyretmesi de haram normalde seyredememesi lazım yani haram onların inancına göre televizyon da haram. Burada müzik var onu da dinlememeleri lazım o da haram ama dinliyor. Çok yanlış yoldalar. Müslümanlar kandırıldı. Müslümanlığa oyun oynandı. İslam’a oyun oynandı, deccaliyet Müslümanları oyuna getirdi bu oyunu biz bozduk ve bozmaya devam edeceğiz.

CAN DAĞTEKİN: ‘Dünya Müslümanın cehennemidir’ diye uydurma hadis var, siz söylemiştiniz hocam ‘Niye Cehennem olsun? İmanın nuruyla dünya cennet gibi’ demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii.

“Cennete gitmeyi düşünen kızlar bence bir daha düşünün” diyor, “cennete gidecek erkekler cehenneme gidecek erkekler” diye halbuki bu insanların cehenneme gideceği ile ilgili garantili bir şey de yok, öbür sakallı olan kişilerin de cennete gideceği ile ilgili bir hüküm yok. Bir kere şirkten dolayı o hale gelmişler yani Müslüman bir kere o hale gelmez. Müslüman; nurlu, yakışıklı, güzel, aklı başındadır, görgülü ve kültürlüdür. O hale geldiyse şirk batağına düştü demektir. Öbürleri de cehenneme gidecek diye bir kesin kanun yok. Ne biliyorsun belki hayatının ileri dönemlerinde yahut gizlice Müslüman olmuş olabilir, imanını saklıyor olabilir. Dolayısıyla o tip propaganda yazışmaları resimleri falan boş faaliyetler.

DEAŞ terör örgütünde İngiliz istihbarat servisi ajanlarının da yer aldığı 3 binden fazla İngiliz var içinde, 3 bin İngiliz SAS Komandoları var içinde. Bunlardan 600 kadarı İngiltere’de askeri eğitim aldı, bin beş yüz İngiliz DEAŞ içinde fiilen silahlı çatışmalara katılıyor, DEAŞ’a giden İngilizlerin en az 250’si tıp eğitimi aldı. DEAŞ’ın komutanlarından 150 kadarı İngiliz vatandaşı. Bunlar arasında en bilinen Cihatçı John diye tanınan cellat. PKK’yı İngiliz derin devleti desteklemezse PKK bir hafta kalamaz yani o bölgede Amerikan ve İngiliz desteği olmasa Türk ordusu hallaç pamuğuna çevirir PKK’yı. Amerikan ordusu İngiliz derin devletinin emriyle PKK’yı şu an orada koruyup kolluyor. Her gün bakanlar açıklama yapıyor tek merkezden olduğunu çocuk olsa görüyor. Tek merkezden oluyor demeyin diyor, kardeşim DEAŞ tek başına olsa darmadağın olur, PKK tek başına  darmadağın olur, FETÖ de yani tek başına olsa darmadağın olur. Dünya çapında nasıl örgütlensin FETÖ yani bu mümkün mü? Amerikan desteği olmadan, İngiliz derin devletinin desteği olmadan, bak Amerika dememin sebebi İngiliz derin devleti Amerika’yı kullanıyor yani karıştırmasınlar onunla kafalarını onun için anlatıyorum.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Trabzon’un Sürmene ilçesinde nedeni henüz bilinmeyen bir yangın çıktı Adnan Bey, fotoğraflar da vardı. Sarp arazi nedeniyle ormanlık alandaki yangına müdahalede sorun yaşanıyor. Meskun mahalleler evler korumaya alınmış, bazı yerler boşaltılmış, belediyenin bütün araçları ve ekipleri yoğun uğraş veriyor.

ADNAN OKTAR: Bu mevsimde hayret ya, çok şaşırtıcı kışın. Sürmene’deki yangın şiddetli rüzgar varsa havadan müdahale de tehlikeli olabilir yani uçak helikopter falan onları da devirebilir, özellikle uçak için çok tehlikeli olur yani fırtına varsa engebeli arazide değil mi? Bilmiyorum teknik yönden mümkün mü? Eğer mümkünse tabii havadan müdahale yapılsın ama bir bakmak lazım.

“Allah aşkıyla sevdiğim ne kadar da yakışıklı görünüyorsun, nur gibi. Sana baktıkça içimiz açılıyor, göz kamaştırıcısın” diyor.

“Hocam sizi çok seviyorum. Allah bizi dünyada ve ahirette kardeş kılsın, inşaAllah talebeniz olmayı çok istiyorum” diyor.

“Düşüncelerimi gerçekten hissediyor musunuz? Yoksa ben mi öyle sanıyorum, eğer sormamın bir sakıncası yoksa hissediyorsanız bu nasıl olur” diyor bir hanım kardeşimiz.

“Hocam tam olarak ne içiyorsunuz? Çok merak ediyorum.” Ne içiyoruz? Çay işte. Böyle alkole meraklı olmayın, gerçekten bir şey yok alkolde, abartıyorsunuz. Yasaklanan her şey merakınıza mucip oluyor ne hikmetse. Mesela alkol içme; zehir gibi bir şey yani bayağı berbat, tadı yok tuzu yok. Rakının da öyle tadı yok tuzu yok. Şarap süper iğrenç bir şey, acılığı da pis, kokusu da pis, her şeyi pis yani bayağı iğrendirici bir şey ve sadece sersemlik rahatsızlıktan başka verdiği bir şey yok yani gereksiz abartıyorsunuz. Buz gibi ayran ya güzel tuzlu ayran yemeğin üstüne, en güzel içki budur.

“Hocam IŞİD hangi örgütlerin devamı biraz anlatır mısınız?” Kardeşim İngiliz derin devleti bir örgüt kurmak istedi mi kurar, yoksa bir insanın durduk yere örgüt kurması mümkün değildir. Gelecek mesela Konya’dan birisi, ya ben bir örgüt kurayım. İngiliz derin devletinin desteğini almadan dünya çapında bir destek almadan adama adım attırmazlar, anında içeri girersin. Ya öldürürler, ya asarlar, ya keserler ya hapsolursun başın belaya girer öyle bir şey yapamazsın. Örgüt kurmak son derece tehlikelidir, örgütün bizzat elemanları bizzat infaz eder zaten yani çok güçtür. Mesela IŞİD’in organizasyonu falan çok çok güç şeyler bunlar. Dünya çapında İngiliz derin devleti tarafından desteklenmeden hiçbir örgüt devamı olmaz. Mesela Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi var eskiden beri bilinir yani çünkü Yunanistan’da destekleniyor, Hollanda’da destekleniyor, Danimarka’da destekleniyor her yerde destekleniyor. Bu desteğin sağlanması tek bir noktadan olması gerekiyor o da İngiliz derin devletidir. Her yerde adamları olduğu için her yerde destekliyorlar rahat ediyorlar. İngiliz derin devleti desteğini bir çekse mahvolurlar her yerde, herkes tutuklar, yerleri falan hepsi belli, elemanları da belli anında ezerler.

ERDEM ERTÜZÜN: IŞİD kurulmadan öncede Irak’taki hapishanelerden binlerce kişinin kaçırıldığını anlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: Tabii mesela IŞİD kurulmadan önce Irak hapishanesinden binlerce insan kaçırıldı İngiliz derin devleti tarafından ve İngiltere’den de çok fazla eleman getirildi IŞİD kuruldu. Her türlü haberleşmesi interneti kullanması falan her yönde kolaylık sağladı İngiliz derin devleti. İnternette gazeteleri var, dergileri var kimse gıkını çıkartmıyor, her türlü yazışma yapıyorlar kimse gıkını çıkartmıyor. İngiliz derin devleti desteklemezse öyle bir şey mümkün değil yapamazlar yani hiçbir ülke hiç kimse yardımcı olmaz ve her yerde ezerler.

Mesela Birleşmiş Milletler Haşdi Şabi bu Haşdi Şabi Şiilerin. Haşdi Şabi elindeki silahların 16 farklı ülkeye ait olduğunu açıkladı, nasıl oluyor bu? Tek bir ülke 16 farklı ülkenin silahını gönderiyor. Haşdi Şabi’nin işkenceleriyle IŞİD’in infazlarıyla aynı, bütün yöntemleri aynı. Adam kesme yöntemleri, işkence yöntemleri, kıyafetleri her şeyi aynı. İngiliz derin devleti hepsini organize ediyor, PKK da öyle mesela PKK’nın nereye kadar gideceğini nereye kadar duracağını hepsini söylüyorlar, şu bölgede duracaksınız diyorlar. Türkiye’de mesela tampon bölge oluşturacaksınız diyorlar oluşturuyorlar. İngiliz derin devleti ‘çekilin’ dese bugün telefon etseler PKK’ya tamamen çekilin deseler bir kişi kalmaz tamamı çekilir yani Öcalan’ın elinde hiçbir güç yok, bütün güç İngiliz derin devletinin elinde.

IŞİD’in kurulduğunun ilan edilmesinden çok kısa süre önce başta Ebu Garip hapishanesi olmak üzere Irak’taki 3 hapishaneden 4 bin 500 kişiyi kaçırdı İngiliz derin devleti, bu makul bir şey mi? 4.500 diyorum bak 4 bin 500 kişi. İngiliz derin devleti bunları kaçırdı, hapishanelerin kapılarını açtı çıktı adamlar. Bak bunlar bir de cinayetten yatan adamlar bunlar hepsini IŞİD’in emrine verdiler. MI6’in başındaki bu Sawers daha önce Financial Times Gazetesi’nde ‘IŞID bizim ürünümüz’ diye adam açıklama yaptı ‘biz kurduk IŞİD’i’ dedi. MI6’in başındaki adam bunu söylüyor ‘biz kurduk’ diyor, daha nasıl söylesin? Özgür Suriye Ordusu generallerinden Abdullah El-Beşir, IŞİD’deki yabancı savaşanlarının çoğunun İngiliz vatandaşı olduğunu açıklamıştı. PKK gittiğinde adam ne görüyor? YPG, PYD’nin bürolarına gittiğinde İngiliz askerler, Amerikalı askerler, İngiliz malı silahlar, Amerikan malı silahlar. Amerika havadan silah yardımında bulunuyor ama öyle tonlar hesabıyla hatta uçaksavar da verdi, omuzdan atılan uçaksavar şu an IŞİD’in elinde var, tanksavarlar verdi. IŞİD’in elinde uçak yok ama PKK’ya uçaksavar veriyor. Türk helikopteri gitti PKK’yla mücadeleye uçaksavarla vurdular Türk helikopterini, televizyonda da gösterdiler adamlar sayıyor Kürtçe sayıyor sayıyor tak vuruyor helikopteri. Önce yetkililer reddettiler öyle bir şey yok falan dediler sonra kabul ettiler videosu yayınlanınca.

OKTAR BABUNA: Siz defalarca bahsettiniz, kullandıkları patlayıcılar da Kraliyet İmha Edici Patlayıcısı diye İngiltere’den elde edilen patlayıcı.

ADNAN OKTAR: Sadece İngiltere’de var o. Güdümlü füzeler verdi, İngiliz derin devleti cayır cayır çalışıyor Akif Beki de habire örtbas etmeye çalışıyor olayı.

Hilmi Bekma, “Sen kesinlikle deli değil işini bilirsin” diyor. Hoppala, peki ya bir karar kılın o zaman.

“Adamsın Adnan Hocam.”

Diyor ki, "Kafamda deli sorular, bunlar gerçekten Müslümansa ya biz ne olacağız?" diyor. Ben gerçekten Müslümanım. Gerçekten yanlış yoldasınız. Bakın, düşünün. Nasıl yanlış yolda olduğunuzu buradan anlayın; insanlığın nüfusunun yarısı olan kadınlar akıl almaz bir baskı altına alınmış. Böyle bir din anlayışı olur mu? Yüzde doksan dokuzu cehenneme gidecek diyorsun. Her dediğinin tersini yap diyorsun. Lahana gibi sarmaya kalkıyorsun. Gülmeyeceksin diyorsun. Telefonla konuşamazsın, arabaya binemezsin diyorsun. Bu kadar eziyet edilen bir mümin topluluğu olduğunda o din ayakta kalmaz. Her şeyini yasaklıyorsun. Ömrünün yarısında bir kere Kuran'a dokunmasına müsaade etmiyorsun. Yani normal kadınlık halinden dolayı ona dini adeta haram ediyor. Allah'ı anamazsın, Kuran'a dokunamazsın, şu ibadeti yapamazsın, bu ibadeti yapamazsın. Mahvediyorlar. Bu din anlayışını işte Allah yerle bir ediyor. Müslümanların çektiği acının nedeni bu. Sen Allah'ın kullarıyla uğraşırsan Allah da seni ezer. Kadınları ezim ezim muazzam ezen bir din anlayışı var. Bu yanlış, bu şirk. İslam’da olmayan bir şey bu.

"On beş yıl önce Harun Yahya diye kitapları vardı. Ben onun gerçek ismi diye biliyordum." Yok.

"Hoca yaş tahtaya basmaz. Geçici dövme mi dandik dövme mi?" Dandik dövme kullanılır mı? Onun hiçbir anlamı yok. Gerçek dövme yakışır. Hanımlara da bayağı güzel oluyor, çok yakışıyor.

"Hocam, dilenciyi çalar mısınız?"

Aslan Kral; "Hanım kardeşlerimizin kolunda dövme var Hocam." Dövme helaldir. Dövme helaldir. Haram diye bir şey yok.

"Ne kadar hürdür kadın, açıklar mısınız?" Erkek ne kadar hürse en az onun kadar hürdür. Sen nüfusun yarısı, insanlığın yarısı olan bu mübarek varlıkları böyle cendereye alma hakkını nereden çıkarttın? Kuran'da böyle bir hüküm yok. Sizi yanlış yönlendirdiler. Oyun oynadı şeytan. Dinimizi yıkmak için oyun oynadı şeytan. Ve mahvoldu Müslümanlar bu yüzden. Allah'ın zoruna gider bak, kadınla sen uğraşırsan Allah seni helak eder. Böyle bir dini ayakta tutmaz. Yanlış yoldasınız. 

OKTAR BABUNA: Siz kadınların ne kadar hür olduğuyla ilgili ayeti okuyunca Hocam, Nur Suresi 31. Ayeti, bir kişi; "Eğer din böyle ise ben Müslüman olmayı kabul etmiyorum." demişti. 

ADNAN OKTAR: Tabii. "Benim babaannem evde bile babama yüzünü açmazdı." diyor, "Kendi kocasına bile açmazdı yüzünü." diyor. "Eğer sure bu, doğruysa ben Müslüman değilim." diyor. Görüyor musun müşrikliği. Allah'a ahlak öğretiyor adam, Allah'a din öğretiyor -haşa-.

Kedi çok büyük bir olay aslında. İnsanlık bunları yeni yeni keşfediyor. Çok mübarek, çok şahane varlıklar, sevgiyi çok güzel bilen, çok temiz varlıklar.

Evet, dinliyorum Fikret. 

KARTAL GÖKTAN: Bülent Erandaç, bugünkü yazısında darbeleri İngiltere ve Amerika'nın ortak organize ettiklerini yazdı. 

ADNAN OKTAR: Ortak değil kardeşim. Ortak olur mu? Çatışma olur öyle bir şeyde. Amerika ile İngiltere'nin menfaatleri çatışırsa dünya savaşı çıkar, yer yerinden oynar. Öyle bir şey yok. Tek bir ülke var, İngiliz derin devleti var. Amerika'yı kuran İngilizler zaten. Adam kendi ülkesiyle nasıl ortak hareket etsin yani? Kendi emrinde olan bir yer. O konunun bir an önce oturması lazım. 

KARTAL GÖKTAN: Rahmetli Mahir Kaynak vefat etmeden önce bu konuda şöyle bir açıklama yapmış; "27 Mayıs İngiltere darbesidir. 9 Mart Cuntası İngiltere-Avrupa darbesidir. 12 Mart Amerika-İngiltere anlaşarak emir komuta zincirine döndürülmüştür. 12 Eylül ise Amerika-İngiliz karmasıyla oluşmuştur." 

ADNAN OKTAR: İşte bak, “karma” onu dediği müddetçe kafalar bulanır. Bu bir oyun. Hoca orada oyuna gelmiş. İkiye bölüyor dikkati, Amerika ve İngiltere. Öyle bir şey yok. Amerika diye bir şey yoktu, daha yeni kuruldu Amerika. Amerika'yı kuran İngiltere'dir. Bunlar ayrı ayrı küçük parçalar halinde oradan buradan dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar geldi, ayrı ayrı küçük devletçikler kurdular, başkanlık sistemi meydana getirip bir araya getirdi İngiltere bunları. Başına geçti. Ve kuruluşunu, idaresini her şeyini yapan odur. Ve kendi dilini oranın milli dili haline getirdi. Amerika'nın milli dili haline getirdi. İngilizce Amerika'nın şu an milli dili. İngiltere'nin damgası açıkça görülüyor. Bunu anlamazdan gelmenin bir alemi yok. 

Müslüman çirkin olmaz. Yani iyi bir insan çirkin olmaz. Ben hiç görmedim. Bana göstersinler. İyi bir insan, çirkin bir insan getirsinler göreyim. Ben hiç görmedim. Müslüman; dürüst bir insan, samimi bir insan asla çirkin olmaz. Allah onu güzelleştirir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerikan Başkanlığı’na seçilen Donald Trump, Rusya ile iyi ilişkiler kurulması gerektiğini belirterek, "Sadece aptal insanlar Rusya ile iyi ilişkiler kurmanın kötü olduğunu düşünebilir." dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel konuşmuş.

Diyor ki Kocaoğlu isimli bir delikanlı, "Hocam, iz bırakmadan kadınları dövebiliyoruz ama değil mi Hocam?" diyor. Şimdi ona öğretmişler ya öyle. Kadın dövmek haramdır. Kadını dövün demiyor Cenab-ı Allah. Diyor ki "Önce uyarın. Olmazsa yataklarınızı ayırın." Bunu kadın da yapabilir. "Yataklarını ayırdığı halde yine olmuyorsa evden uzaklaştırın." Mesela annesinin evine götürün yahut babasının evine götürün. "Yine olmuyorsa hakem oluşturun; iki taraftan hakem insanlar getirin. Sizi bir araya getirip konuştursunlar, aranızı bulmaya çalışsınlar. Yine olmuyorsa boşanırsınız." diyor Allah. Dövme diye bir şey yok. İslam'ı karmakarışık yapmışlar. Başörtüsü diye bir şey yok, kadın dövme diye bir şey yok. Kuran'da böyle bir şey bulamazsın, yok. İslam'a iftira var, Kuran'a iftira var. Şeytan oyun oynuyor. İslam'ı çökertmek için oyun oynuyor. Allah'ın tek dinini, hak dini ortadan kaldırmaya uğraşıyor şeytan. Buna müsaade etmeyeceğiz. 

Şimdi kısa bir ara verelim devam edelim. 

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız kısa videolarla devam ediyor.

Masaüstü Görünümü