Harun Yahya

Sohbetler (8 Ocak 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: Yayınımıza Sayın Adnan Oktar’n katılımıyla devam ediyoruz. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey hoş bulduk. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: El Bab Operasyonu’nda 21 Aralık’ta yaralanan Özel Kuvvetlerde Astsubay Selçuk Erdoğan bugün tedavi gördüğü hastanede şehit oldu. Selçuk Erdoğan bundan önce de El Bab Operasyonu’nda bacağından yaralanmış ancak o yaralı bacakla operasyona devam edip bölgede işi bittikten sonra hastaneye gitmeyi kabul etmiş. Şehidimizin resmini de gösterebiliriz. Bu tedaviden sonra birliği onu dinlenmesi için Ankara’ya yollamak istemiş ancak o kabul etmeyerek operasyona gerin dönme talebinde ısrar etmiş. Hatta bu konuda doktorlarla arasında bir tartışma da yaşanmış. Abdullah Ağar’ın anlattığına göre tekrar bölgeye şarkılar söyleyerek, baklavalar yiyerek çok keyifli bir şekilde neşe içinde gitmiş. Gittiği bölgede de şehit olmuş.

ADNAN OKTAR: İşte kabadayı diye delikanlı diye yiğit diye ben buna derim. Helal olsun benim aslanıma. Çifte yürekli. Allah’ın sevdiği insan bu şekilde. Allah için cesur, fedakar, yiğit, kararlı ve diğerkâm. Hayatına nefsine değil Allah’a, Allah’ın rızasına kendini adamış. Allah şehadetini makbul etsin, kabul etsin. Ailesine Cenab-ı Allah uzun ömür, hidayet, sağlık sıhhat versin.

Ne diyelim? “Gücümüz sevgi birliğinde” diyelim.

A Haber’de emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ İngiliz derin devletini anlatmış. Var mı videosu? Mükemmel anlatmış komutanıma helal olsun. Delikanlıyı kabadayıyı görüyor musun? İşte Tayyip Hocam’dan esaslı böyle bir mıh gibi açıklama bekliyoruz. Bu aslanı koçyiğidi helal süt emmiş mübarek muhterem komutanımızı bir daha dinleyelim. Yiğidi görüyor musun? Aslanı görüyor musun? Bu, iki yüz yıldan beri Osmanlı’da konuşulmayan, üç yüz yıldan beri konuşulmayan kimsenin üstüne konuşamadığı gerçek. Allah’a şükür kapıyı açtık, öncülük ettik, pençeyi indirdik aslanlar peşimizden yağmur gibi bu İngiliz derin devletine gereken cevabı vermeye başladılar. Yiğitlik delikanlılık böyle olur. Komutanımızı tekrar tebrik ediyorum. Allah razı olsun. Allah ömrüne bereket versin. Böyle yiğitlerin vesilesiyle İngiliz derin devletini kazıyacağız. İlimle irfanla, kanunla hukukla mükemmel çok güzel anlatmış.

Resulullah diyor ki (sav) “Mehdi; elleri beyaz ve güzeldir” diyor. “Ve halimdir” diyor. Hatta “şeffaftır” diyor. “Omuzları geniş, diz kapakları çıkıktır” diyor. Yani uzunca çıkık. “Yanağında dışa çıkık bir ben vardır.” (Bihar’ul Envar İngilizce çevirisi 1. Cilt sayfa 439)

İstihbaratçı albayımızı görüyor musun? Allah onu korusun kollasın, başarılı kılsın, hayırla bereketle sarsın. Cumhuriyetin evlatları, Anadolu’nun evlatları, Osmanlı’nın evlatları şahlandı. İngiliz derin devleti kepazeliğine bir son vereceğiz.

Şimdi Periscope’da normalde bağlantı birçok kişi kurmuyor kurmaz da çünkü içinde iyisi de var kötüsü de var, cahili var, cühelası var, görgüsüzü var, akılsızı var, akıllısı var. İnsanlar muhatap olmak istemiyorlar birçoğu onun için de bunlara bu yönde bir yayın yapan dini, İslami, imani, akılcı bir sistemi göremiyoruz. Kendi hallerine bırakılmış durumdalar. Diyorlar şimdi kardeşim ağzı bozuk olanlar var kardeşim bırakırsan adam mahvolacak. Değil mi? Ağzı bozuksa ağzını düzeltiriz. Adam dört saat seni izliyorsa hayran demektir. Etkilenmiş demektir, etki alanına girmiş demektir. Bir delikanlı dışarıya gezmeye gitmeyip, başka bir şey yapmayıp dört saat çakılmış gibi seyrediyorsa seni etkileniyor demektir artık ne derse desin, ne konuşuyorsa konuşsun. Şeytanın ağzıyla konuşabilir ona kızmak yersiz olur. Şeytan ele geçirmiş. Biz şeytandan onu geri ele geçiriyoruz. Yani şeytanın onu hakimiyetine son veriyoruz. Bizimle yaptığı manevi rabıtada artık şeytanla rabıtası kopuyor. Şeytan son bir ümit üzerine saldırıyor. Son bir ümit atağa geçiyor ağzını bozduruyor konuşturuyor ama kalbini biz fethediyoruz. Çünkü aklına giriyoruz beynine giriyoruz. Konuşmalarımızı asla unutamaz. Ömür boyu unutamaz. Bir kere dinlese ne cemali unutur, ne kemali unutur, ne de konuşmaları. Hiçbir şeyi unutamaz. O beyninde ömür boyu kalır. Bizim amacımız da kurtuluş sağlamak. Biz iyilere anlatmıyoruz zaten sadece iyiler zaten kurtulmuş. Peygamberler ne yapıyordu? Batmış insanları kurtarmaya çalışıyordu. Veliler ne yapıyordu? Batmış insanları kurtarmaya çalışıyordu. Mahvolmuş insanları, şirke düşmüş, ağzını bozan küfürbaz, ahlaken çökmüş insanlara yöneliyorlardı. Biz Periscope'de iyilere de yöneliyoruz ama mahvolmuş, tahrip olmuş, şeytanın kucağına düşmüş insanlara da yöneliyoruz. O yüzden o konuda fütur yanlış olur kardeşlerimizin tedirgin olmasına gerek yok biz çünkü meyhanede de gidip tebliğ yaparız, İslam’ın hiç yaşanmadığı yerlerde de gidip yaparız. Zaten Müslümanın amacı Müslümana Müslümanlığı anlatmak değildir, Müslümanlığı bilmeyene biz Müslümanlığı anlatacağız. Dolayısıyla İslam’ın yaşanmadığı alanlara gireceğiz yahut az yaşandığı veyahut yarı yarıya yaşandığı yerlere gireceğiz ki tebliğimiz amacına ulaşsın. Biz hutbe Müslümanı değiliz yani camilerde cemaate bağırıp çağıran, onlara bildiklerini yeniden anlatan kişiler değiliz.  

CAN DAĞTEKİN: Periscope’de izleyenler “Ne olduysa bırakıp gidemiyorum” diyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii “Bana büyü mü yaptı?” diyor. Büyü değil de o manevi rabıta oluşuyor. Rabıtanın etkisine giriyor kalbi bağlanıyor hakikaten. Hakikaten debeleniyor bağırıyor çağırıyor bir şeyler söylüyor ama artık şeytanın kontrolü üstünden kalkıyor.

Birçok Müslüman gidip meyhanede tebliğ yapmaz ama biz gider yaparız. Mesela birçok Müslüman bu Periscope ekibiyle bağlantıya geçmez. Çünkü riskli görür birçoğunun ağzı bozuk, kafası bozuk, kalbi bozuk falan biz bağlantıya geçeriz çünkü bu insanların ihtiyacı var bilgiye, aydınlanmaya, şeytanın bakısından kurtulmaya ihtiyacı var. Hepsi değil ama büyük bölümü şeytana kaptırmış vaziyetteler. Yani yüzlerine kapıyı kapayamayız bağlantıya geçeceğiz anlatacağız. Peygamberimiz (sav) ne yapıyordu? Ukaz Panayırı’na gidiyordu fahişesi orada, cinsi sapığı orada, putperesti orada, ahlaksızı, namussuzu her çeşit adam var. İyiler de var. Ne yapıyor Resulullah (sav)? Orada geziyor. Gidip tebliğ yapıyor anlatıyor İslam’ı anlatıyor. Benim burada ne işim var demiyor. Müslümanın da benim burada ne işim var demesi olmaz. Onun için bir ay, iki ay, üç ay anlattığımızda göreceksiniz ki nur gibi tertemiz olacaklar. Hastalıklı hiçbir bünye kalmaz. Ama sabırlı olmak lazım.

OKTAR BABUNA: Sizin ilk tebliğe başladığınız yer yirmi üç yaşında bütün Marksist fraksiyonların olduğu ve terörün hakim olduğu o dönem Mimar Sinan Üniversitesi’nde tek başınıza tebliğe başlıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Bana dediler Güzel Sanatlar’da senin ne işin var burası çaka çaka küfür var iyileri de var ama dediler burada her çeşit adam var. İslam, Kuran, din, iman bu insanların büyük bölümü yaşamıyor ve karşılar dediler. Hatta seni öldürürler dediler bana arkadaşlar. İbrahim diye benim bir komünist arkadaşım vardı Ankara’dan tanırım ünlüdür bilir komünistler tanırlar halen de yaşıyor “aman seni burada vurur öldürürler” dedi. Ben dedim kaderde olan neyse o olur evde oturmak buraya gelmek bir şey değiştirmez dedim. Kafasını şöyle bir şey yaptı böyle sen bilirsin der gibi biz devam ettik. Benim zaten geliş amacım İslam’ı tebliğ etmekti o okula. Yani çekinmek ne demek nereye gidelim? İslam’ın yaşanmadığı yerlere gitmemiz gerekir. Sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne kaydımı yaptırdım. Otuz puan da fazla aldım. Gittik orada tebliğe önce akademi oraya. Nerede ihtiyaç varsa biz oradayız.

KARTAL GÖKTAN: Yine hiçbir Müslüman topluluğunun irtibat kuramadığı sosyete olarak bilinen kesime de ilk siz tebliğ ulaştırdınız.

ADNAN OKTAR: Sosyete ile Müslümanların bağı hemen hemen sıfırdı. İlk bağı ben oluşturdum Allah’a çok şükür ondan sonra kapı açıldı. Asla ulaşamadıkları bir yerdi.

ALİ YÜCEL: Masonlara da namaz kıldırmıştınız.

ADNAN OKTAR: Mesela masonlarla bağlantı Müslümanlarda sıfırdı hiç. Masonlarla bağlantıyı da ben sağladım. Tapınak şövalyeleriyle de bağlantıyı ben sağladım Allah’a şükür.

CAN DAĞTEKİN: Sizin vesilenizle mason localarında Kuran-ı Kerim okutuluyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hemen hemen her locada şu an Kuran var. Buraya gelen her mason topluluğu mutlaka bizimle beraber namaz kıldı mutlaka.

Darwinist eğitim kaldırılsın” etiketi Twitter’da Türkiye gündeminde uzun süre bir numarada kalmış maşaAllah. Milletin demek ki görüşü bu yönde. “Darwinist eğitim kaldırılsın.” MaşaAllah helal olsun gençlerimize.

Mesela özel okullar asla Müslüman kardeşlerimizin ulaşamadığı yerlerdi. Robert Kolej, Dost Koleji, İtalyan Lisesi, Alman Lisesi,  Saint Benoit.

OKTAR BABUNA: Fransız Okulları.

ADNAN OKTAR: Fransız Okulları, Avusturya Lisesi o liseler belirli amaçla yabancı ülkeler tarafından açılmıştı. İngiliz liseleri, Fransız liseleri Fransa kökenli Fransız stili eğitim yapan liselerin amacı belliydi. Biz tamamen tersine çevirmiştik. Dost Koleji’nde beden eğitimi salonunda topluca Cuma namazı kılıyordu öğrenciler. İtalyan Lisesi falan tamamen bu yöndeydi, Robert Kolej’de de. Demek ki hayır yaptık hayır.

YASİN GÖKER: Hz. Musa (as) da Firavun’un yanına gidiyordu Kuran’da Allah bahsediyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Tabii orada da iyiler var, kötüler var, yanlışlar var. Amerikan ordusunun karargahına kadar girdik. Gittik orada Darwinizm’in geçersizliğini anlattık.

OKTAR: BABUNA: En büyük hava üssünde maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Resulullah (sav)’a soruyorlar “Mehdi’yi nasıl tanımlarız?” “O Roma’dadır. Allah onu doğru yola yöneltir ve o Konstantiniyye’den yetişip yardım eder.” İstanbul’da yetişip Müslümanlara yardım eder. Ee ne yapacaksın Cübbeli? Bak işte açık açık söylüyor Konstantiniyye diye. Roma’nın ne anlama geldiğini de açıklıyor Peygamberimiz (sav). (1.cilt sayfa,417) Bak “Konstantiniyye’den yetişip Müslümanlara yardım eder.” İstanbul’da yetişir diyor.

Hz. Peygamber Resulullah (sav) şöyle diyor “Ben bir aynayım” diyor “kim bana bakarsa kendi suretini görür. Ebu Cehil bana baktı kendi çirkinliğini gördü” diyor. “Hz. Ebu Bekir bana baktı kendi nurunu gördü, kendi, güzelliğini gördü” diyor. Ebu Cehil Peygamberimiz (sav)’i yolda görüyor “Ne kadar çirkinsin Ya Ebu-l Kasım” diyor ismiyle konuşmuyor, künyesiyle konuşuyor. “Ne kadar çirkinsin” deyince Peygamberimiz (sav) “Doğru söylüyorsun” diyor. Sahabeler “Ya Resulullah ne için böyle söylediniz?” diyorlar Peygamberimiz (sav) cevap vermiyor. Sonra da Hz. Ebu Bekir ile karşılaşıyorlar “Ya Resulullah dünyanın en güzel insanısın” diyor “Ne kadar güzel insansın” diyor “Ne kadar nurlusun” diyor. “Doğru söyledin” diyor. “Ya Resulullah ikisine de doğru söyledin dedin” diyor sahabeler “Niçin öyle söylediniz? Hikmeti İlahi bir hikmeti vardır” diyorlar. “Ben bir aynayım” diyor “bana bakan kendini görür” diyor. “Ebu Bekir baktı kendi nurunu gördü güzelliğini gördü. Ebu Cehil baktı kendi karanlık dünyasını ve kendini gördü” diyor. İslam’ın güzelliği burada.

Şuara Suresi 89’da Cenab-ı Allah diyor ki “Malın da, çocukların da bir yarar sağlamadığı günde.” Yani ahirette, dehşet gününde. “(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.” Cennet mekan olarak yaklaştırılıyor mümine. Önce uzakta sonra yaklaştırılıyor. “Cehennem de azgınlar için sergilenir.” Gösteriliyor, önce hiçbirine gösterilmiyor ne cennet ne cehennem. Sadece diriltiliyor insanlar önce. Ama sonra cennet yaklaştırılıyor bütünüyle blok olarak yaklaştırılıyor. Büyük bir yıldız olarak düşünün, büyük bir yıldız yani güneş gibi olduğunu düşünün o şekilde yaklaştırılıyor. “Cehennem de azgınlar için sergilenir.” Allah gösteriyor insanların görmesi için. “Ve onlara: 'Tapmakta olduklarınız nerede?' denilir;” Allah’ın dışında yöneldiğiniz her şey. Çünkü her şey yok olmuş bitmiş. “Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?” Yani arkadaş çevresi şu bu size destek sağlıyorlar mı diyor Cenab-ı Allah. “Artık onlar ve azgınlar içine dökülmüşlerdir.” Bak “Artık onlar ve azgınlar” daha da beter, daha saldırgan, ağzı bozuk, kafası bozuk, imanı bozuk, Müslümanlara kin duyan, vatan millet bayrak düşmanı, zalim ve gaddar olanlar “içine dökülmüşlerdir.” Cehennemin içine dökülme tarzında atılıyorlar yürüme tarzında değil dökülme tarzında. “Ve İblis'in bütün orduları da.” Şeytanın orduları. Biz de şeytanın ordularıyla mücadele ediyoruz inşaAllah.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım “Şeytanın dostlarıyla mücadele edin. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” (Nisa Suresi, 76) diyor Yüce Allah.

ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Antalya Merkez’de otuz beş bin adet “PKK, Kürtlerin Temsilcisi Değildir ve İngiliz Derin Devleti” broşürlerinden dağıtıldı Adnan Bey. Dağıtıma Alanya, Manavgat, Gazi Paşa ve Antalya Merkez’den yaklaşık otuz beş kardeşimiz katıldı. Dağıtım sonrasında topluca yemek yenilip sohbet edildi.

ADNAN OKTAR: Ne kadar gayretliler, ne kadar şevkliler maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Yine Sinop Merkez’de bugün eserlerinizden beş bin adet Sinop halkına ücretsiz olarak dağıtıldı. Dağıtıma Sinop, Samsun, Trabzon, Rize, Amasya, Tokat, Giresun, Akçakoca’dan yaklaşık kırk kardeşimiz katıldı. Dağıtım Sinop halkından da yankı buldu. Sinop’un sosyal medya ağlarında eserleriniz gösterilerek dağıtımdan bahsedildi. Daha sonra da Kübra kardeşimizin evinde yemek yenilip sohbet edildi.

ADNAN OKTAR: Sevap yağmur gibi yağıyor. Ne güzel insanlara imani, akılcı bir kitap o kadar büyük bir sıcaklık, o kadar büyük bir nimet ki. Küfrün içinde boğulmuş bir insan düşünün. Tek konuştuğu küfür, hakaret, çirkin, pislik, rezalet. Eline nur gibi bir kitap geliyor. İlk defa sevecen, akıllı, güzel, muhabbet ehli olmanın güzelliğini tadıyor. İlk defa ona sıcak ve güzel bir dünya sunuluyor. Gelenekçi eserlerin içerisinde boğulmaktan da kurtuluyor. Hurafelerden de kurtularak gerçek İslam’ı yaşamış oluyor.

Resulullah (sav) diyor ki, “Birinin Mehdi olduğundan şüpheleniyorsanız, ona kimsenin cevap bulunamayan sorular hakkında sorun.” Yani kimsenin cevap veremediği soruları ona sorun. “Bu sorulara çözümü Mehdi dışındakiler bulamayacaklardır” oradan anlarsınız diyor. Yani getirdiği çözümlerden anlarsınız Mehdi olduğunu diyor.  El-Kafi’de var, Isbat-ül Hüdat,’ta var, Bihar’ul-Envar’da var, Mucem-ul Ehadis’te var.

Peygamberimiz (sav) diyor ki, “Hazreti Yusuf (as)’un kardeşleri yetenekli peygamber çocuklarıydı buna rağmen Allah onlara Yusuf’u tanıtmadı. Yusuf” diyor, Resululllah (sav) “kendini tanıttığı halde Şeytandan Allah’a sığınırım “Sen gerçekten Yusuf musun? Sensin öyle mi?” (Yusuf Suresi 90) dediler” diyor Peygamberimiz (sav). “Aynı şekilde vakti gelinceye kadar Mehdi’yi göz önünde olmasına rağmen kalbi göremeyecek ve onu anlayamayacaklar” diyor, vakti gelinceye kadar.

Resulullah (sav) diyor ki, “Mehdi benim kılıcımla Roma’dan çıkar.” Roma neresi? Konstantiniyye. Kılıcı nerede? İstanbul’da. Cübbeli istediği kadar çırpınsın bak Peygamber (sav), Mehdi’nin nereden çıkacağını anlatıyor.

OKTAR BABUNA: Daha önce anlatmıştınız, İstanbul’a 324 yılında Nova Roma ismi veriliyor, Yeni Roma veriliyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Hayret ya karşımıza koskoca İngiliz derin devleti var, güneş batmayan imparatorluk deniliyor, ucu bucağı yok. Biz çok küçük bir topluluğuz, bak bütün Türkiye manen ayaklandı İngiliz derin devletine karşı. Her gün bir aslan kükrüyor her gün. Bir derken çok fazla da fakat çok keskin çıkışlarla. Türk milleti oynanan oyunu bütün açıklığıyla gördü. Üst akıl diye bir şey yok. İngiliz derin devleti var ve kendini 300 yıldan beri gizliyordu, perdesini indirdik aşağı.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünya basınında bugün yayınlanan makaleleriniz şunlar Adnan Bey. Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya’da; ‘Myanmar yönetimi yanlışından hala dönebilir’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda mazlum Rohingya halkının çektiği zulmün tek çaresinin Müslümanların topyekun birlik halinde hareket etmeleri olduğunu anlatıyorsunuz ve Myanmar hükümetine Müslümanlara uygulanan bu vahşeti durdurmaları için bir kez daha çağrıda bulunuyorsunuz.

1957 yılından beri yayınlanan günlük tirajı 110 bin olan Malezya’nın en büyük gazetelerinden biri olan Berita Harian’da Malezyaca ‘Teröre gereken cevabı vermek’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Reina saldırısına değindiğiniz yazınızda, hükümet ve muhalefetin politik hesapları bir kenara bırakarak teröre karşı güç birliği yapmasının ve vatandaşların da devlete destek vermelerinin öneminden bahsediyorsunuz ve ulusal seviyede eğitim kampanyaları başlatılmasının gerekliliğini hatırlatıyorsunuz.

Merkezi Almanya’da yer alan Burma’yla ilgili gelişmelere yer veren haber sitesi Burma Times’da, ‘Rohingya Müslümanları dünyanın en yalnız halkı’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Myanmar’da Suu Kyi’nin Başkanlığındaki yeni hükümetin gelişinden beri Rohingya Müslümanları için değişen hiçbir şey olmadığını zulmün devam ettiğini anlatıyorsunuz ve tüm İslam aleminin birleşerek Rohingya Müslümanlarına yalnız olmadıklarını göstermemiz gerektiğinin öneminden bahsediyorsunuz.

Amerika’da yayın yapan haber portalı News Rescue’de ise  ‘Hücre içinde 7/24 protein temizliği ve bakımı yapan moleküler makineler’ başlıklı yazınız yayınlandı. Makalenizde son yapılan bilimsel çalışmalarda hücrenin içinde proteinleri kontrol eden yine proteinlerden oluşmuş bir kalite kontrol sisteminin ortaya çıktığını anlatıyorsunuz. Buna göre hatalı üretilmiş veya zarar görmüş proteinlerin önce saptandığını sonra da hemen ortamdan uzaklaştırıldığının tespit edildiğini açıklıyorsunuz. Tüm bu bilimsel bulguların bize canlılığı var edenin, her şeyin bilgisinin sahibi tek bir güç olduğu gerçeğine, gökten yere her işi düzenleyip yaratanın Allah olduğu gerçeğine götürdüğünü söylüyorsunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu moleküler düzeydeki olay, olaylar her gün bunlardan anlatalım. Bundan sonra hazır olun mesela şu konu ama uzun anlatıldığında beynin dikkat kapasitesi dağılır, öyle değil de kısa ve özlü anlatılması lazım.

Rafsancani ile ilgili bir haber var mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet var Adnan Bey.

BÜLENT SEZGİN: Eski İran Cumhurbaşkanı Rafsancani’nin öldüğü açıklandı Adnan Bey. Haşimi Rafsancani 82 yaşında hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Resmini görelim. Allah gani gani rahmet etsin. Allah makamını cennet etsin, Allah cennette kardeş etsin, kendisini iyi bilirdik. Bütün İran halkına başsağlığı diliyoruz. Cenab-ı Allah onlara uzun ömür versin, devletlerine bereket güzellik hayır versin, huzur içinde yaşamalarını Allah nasip etsin hidayetle, cennette de kardeş etsin Cenab-ı Allah bizlere.

Kar taneleri ile ilgili resim var mı sende?

KARTAL GÖKTAN: Var evet.

BÜLENT SEZGİN: Bilgi verecektim bununla ilgili. Bir kar tanesi küçük bir toz tanesi etrafından oluşmaya başlayan bir kristal Adnan Bey. Büyüklüğü sadece birkaç mikron kadar, meydana gelen bu mikroskobik şekil altıgendir ve oluşan bu kristal köşelerinden itibaren küçük kollar uzatarak gitgide gelişir. Hava soğudukça ortam değiştikçe kristal büyür, oluşan yapı üzerinde kılcal uzantılar oluşur. Kar tanelerini meydana getiren atomlar birbirlerine gevşek bir bağ ile bağlanırlar, bu durum kristallerin birbirlerine farklı şekillerde bağlanmalarına sebep olmaktadır, bu farklılık o kadar büyüktür ki her bir kar tanesi farklı şekilde olur.

ADNAN OKTAR: Bu çok büyük olay, çok büyük mucize, hepsinin böyle bu kadar süslü olması tek tek, hepsi mücevher görünümünde.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sarıkamış Harekatı’nın 102. yılı etkinlikleri kapsamında ‘Türkiye Şehitleriyle Yürüyor’ adlı bir etkinlik düzenlendi. Şehitler anısına düzenlenen törene pek çok bakanın yanı sıra Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan da katıldı. Ancak Ulaştırma Bakanı’nın şehitlerle ilgili bir törene İngiliz bayraklı bir mont giymesi büyük tartışma yarattı, sosyal medyada bu durum gündem oldu ve pek çok AK Partili de bu durumdan rahatsız olduklarını dile getirdi.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Haberi bile yoktur onun, ucuza almıştır, bilerek yapmamıştır gerçekten.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Geçtiğimiz günlerde bir İngiliz diplomatın itiraflarından sonra ikinci bir itiraf da CIA ajanı Robert David Steele’den geldi Adnan Bey. “Suikastlar elektrik kesintisi gibi saldırılar devam edecektir, Türkiye’nin asimetrik bir savaşla karşı karşıya olduğunu düşünüyorum” diyor. “Amerikan hükümeti ve Amerikan Büyükelçiliği düzenli şekilde yalan söyler, Amerika bir demokrasi değildir, Amerika Rothschildler’in kontrolündedir, bir Amerikan vatandaşı olarak bu durumdan büyük bir utanç duyuyorum” dedi. Fotoğrafını da görebiliriz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah Allah ömrüne bereket versin, dürüstlüğünden dolayı da tebrik ediyorum seni. İngiliz derin devletinin en önemli desteğini verdiği kişi Rothschild ailesidir ve Rothscild’dir. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Trump hakkında da bir açıklaması var CIA Ajanı Steele’nin, “Obama bir kuklaydı para için bu işi yapıyordu. Trump ise dürüst bir şekilde seçildi ancak etrafı düzenin adamları tarafından sarılmış durumda. Trump zannediyorumki suikasta uğrayan Kennedy’den sonra kontrol etmekte en zorlanacakları başkan. Kendisinin de suikasta uğrayacağını biliyor. Trump’ın Avrupa’daki Ortadoğu’daki üslerimizi kapatmak ve NATO’yu bitirmek istediğini düşünüyorum ancak aynı zamanda Rothschild’in bu konu hakkında konuşmasını engellemek için ona 20 milyar dolar verebileceğini de biliyorum, şu anda zar atılacak ve sonucunu bekleyeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama işte iyi yanı olayın Trump’ı biz destekleyeceğiz. Türkiye olarak, Türki devletler olarak, İslam alemi olarak destekleyeceğiz. Rusya destekleyecek, Çin’in de desteğini sağlayabiliriz dolayısıyla İngiliz derin devleti öyle kolay kolay artık zar atamaz. Karşısındaki gücü tabii tam açıklamamış İngiliz derin devletini ama çok dikkatli takip ediyoruz gözlerimiz üzerinde İngiliz derin devletinin. En ufak bir dangalaklık yaptığında enselerine çökeriz kanunla hukukla.

Bu Rafsancani’nin rahmetlinin ölüm nedenini biliyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Kalp krizi.

ADNAN OKTAR: Rafsancani kalp krizi. Yalnız yeni moda da bu çıktı, Başbuğ da öyle yemek ye dediler fenalaştı vefat ettiler, kim olsa yeni moda bu. Kalp krizi kalp krizi kalp krizi diyorlar. Muhtemelen yüksek dozda potasyum veriyorlar ve onu kalp krizine sürükleniyor bu kişiler, zehirlenme ihtimali çok yüksek yani potasyumla suikast yapılmış olabilir. Çünkü Türkiye, Rusya, İran anlaşmasının İran tarafında Rafsancani vardı, Rafsancani bu konuda en önde gelen kişi. Türkiye-İran dostluğunda da çok yoğun faaliyet yapan birisi. Sünni-Şii ayırımına şiddetle karşıydı ‘Kafirlerin ezeli rüyası’ diyordu yani Şii-Sünni savaşı ‘buna asla müsaade etmeyeceğiz’ diyordu, bir gariplik var. Bayağı dinçti yani böyle bir şeyin olması için bir sebep yok yani kalbinde falan da benim bildiğim bir rahatsızlığı falan da yoktu bunun bir araştırılması lazım. Bu İngiliz derin devletinin yeni bir cinayeti olabilir. Çünkü peş peşe, peş peşe önü sonu gelmiyor her gün bir cinayet işliyor İngiliz derin devleti her gün, kudurdular. Bu da yeni cinayetleri. Rusya’da da ileri gelen siyasetçiler falan teker teker hepsini öldürüyorlar çok dikkatli olmak lazım.

Tekrar ediyorum bizim programımız dini bir program değil, eğlence, sohbet programı, muhabbet programı. Her şeyden konuşuyoruz, dinden, siyasetten, sosyal olaylardan, bilimden. Ama ben dindar insanım, Allah’tan bahsetmeyeceksem ben yaşamayayım daha iyi yani. Öyle bir şey olmaz. Tabii ki Allah’tan bahsedeceğim, dinden bahsedeceğim ama her konudan da bahsederim. Müzik varken Allah’tan bahsedemezsin diyorsa bir insan ben ona katılmam.

Eksemgin Ahmet. Nevroz Botan. “Darwinist eğitim kaldırılsın.” Bayağı ağrına gitmiş Nevroz Botan’ın. Nevroz Botan nedir sana batan? Senin büyük hatan… Bunlara şiirle konuşmak lazım kardeşim.

Evet dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey orijinal mekanları vardı. Gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Bunları mühendisler yaptı zannediyorlar. Halbuki bunları yapan da Allah. Cennetteki evlerle bunları yapan aynı usta, aynı sanatçıdır; Allah’tır. Fakat burada sebep var, orada sebep yok. Ama işte dünyada ölümlü geçici, adam buradayken böyle çat diye ölür burada kalır, ahiret sonsuza kadar. Orada çok kısa süreli görebilir.      

Polisin genellikle mühimmatı olmuyor, üstünde beylik silahında olduğu kadar mermi oluyor. Fişeklik çok olsun polislerde, en az altı şarjör üstlerinde bulunsun, fazla bir ağırlığı da yok. Ne olacak ki?

Müslümanlıkta neşe vardır, sevinç vardır, oyun, eğlence, müzik hepsi var İslam’da, yanlış anlattılar size İslam’ı ve böylece İslam’ı yeryüzünden yok ettiler adeta ve dünyanın her yerinde Müslümanları aşağılayarak ezim ezim eziyorlar her yerde aşağı yukarı hemen hemen her yerde. Mahvettiler Müslümanları, utanç duyulacak insanlar haline getirdiler birçoğunu. Böyle bir şey yok. İslam modernliktir, kalitedir, güzelliktir, sevgidir. Dünyadaki en kaliteli insana Müslüman denir. Müslüman eğlenir, güler, müzik dinler, güzel giyinir, hanımlar bakımlı, dekolteli de giyinir, istediği gibi gezer de, yanlış biliyorlar helaller, haramlar vardır İslam’da Müslüman bunu yapar. Şarap içmez işte uyuşturucu şu, bu falan domuz eti yemez, kan, leş, Allah’ın adı anılmadan kesilen yiyecekler onları yemez, fuhuş yapmaz o kadar. Namazlarını kılıyor, Allah’a teslim oluyor, Allah’ı seviyor, La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah dedi mi Müslüman oluyor zaten. Dini zorlaştırdılar, içinden çıkılmayacak hale getirdiler ve insanlar dinden kaçabildiğince kaçar hale geldi. Müslüman deyince IŞİD’li, Taliban’lı falan akıllarına geliyor birçok yerde veyahut Rumilik, Darwinist Rumi kafa “bizim yolumuzda” diyor “Müslümanlık diye bir şey yok” diyor adam. “Bunun adı ne?” Diyoruz. “Rumilik” diyor. Çeşit çeşit sapkın yollar meydana getirdiler. İslam sade ve kolay bir dindir. “Nasıl eğlenceyle beraber?” Ya kardeşim hayatla iç içedir İslam. Hayat yani eğlenirken, koşarken, gülerken, sevişirken her yerde Allah vardır, her yerde Allah’ı anarsın. Allah bizim sevgilimiz, biz ondan uzak değiliz. “Size şah damarından daha yakınım” diyor Allah. “Yan gelmiş yatarken de Beni anın” diyor Allah. Dinden insanları bu yöntemle soğuttular, bu oyunu bozacağız ve bozuyoruz.

İran’ı uzun süre tehdit olarak gösterdiler, bu oyunu Türkiye bozdu. İran’la, Türkiye’nin arasını bozmak için gelenekçi hocalar çok uğraştılar. Biz bütün gücümüzü kullanarak bu oyunu bozduk. İran’la dost olmamız için elimizden gelen ne gayret varsa gösterdik. Hükümet de Allah razı olsun bizim çizgimizle hareket etti. Gelenekçi Ortodoks çizgiye itibar etmedi.

Halk Rumiliğin ne olduğunu bilmiyor. Avrupa’da direkt dinsizlik olarak uygulanıyor ama Anadolu’da adam beş vakit namazında, İslam’a, Kuran’a uyuyor, yaşlı birisi olarak biliniyor Mevlana Celaleddin, Sünni bir Müslüman gibi biliniyor halbuki değil. Adam kökten kabul etmiyor Müslümanlığı, “Bizim yolumuzda Müslümanlık yok” diyor. Avrupa bunun farkına varmış bak geçen günler çarşaf çarşaf yazıyorlardı. “Rumi” diyor “gerçekleri fark etmiş bir insan” diyor “bizim yolumuzda Müslümanlık yoktur” diyor. “İşte bizim aradığımız insan bu” diyor adam. “Bu baş tacı” diyor bayılıyorlar.

Hac Suresi 78’de Cenab-ı Allah diyor ki:  “Allah adına gerektiği gibi mücadele edin.” Akşama kadar gücünüzün yettiği kadar İslam’ı anlatın. “O, sizleri seçmiş” insanlar içinden seçmiş “ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir,” yani gelenekçi Müslümanların gösterdiği gibi din, güçlük çektiğin bir din değil. Güçlük yüklemedim diyor bak “Allah size bir güçlük yüklememiştir.” Bak daha da devam ediyor Cenab-ı Allah, Rabbimiz, “atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi)” (Hac Suresi 78) kolaydır diyor din, İslam. Onun için dinin kolay olduğunu gösterince hayretler içinde kalıyor şirke alışmış insanlar. “Olur mu?” diyor “sürünmemiz lazım. Müzik olmaması lazım, resim olmaması, eğlence, gülme hiçbir şey olmaması lazım. Biz sürünmeye alıştık” diyorlar. “Din budur, yanlış yapıyorsunuz siz” diyorlar “Siz normal yaşıyorsunuz, eğleniyorsunuz, gülüyorsunuz. Böyle din olmaz” diyor. Nasıl olması gerekir? “Sürüneceksin” diyor. Hayatın bütün yönlerinden çekileceksin, Allah’ın verdiği bütün nimetleri bırakacaksın, mahvolacaksın, gece gündüz ağlayacaksın” diyor. “Yüzün sapsarı olacak” diyor açıklıyor zaten. “Uyumayacaksın” diyor “yemeyeceksin. Kulağına ezan sesleri gelir, evliya olursun” diyor. Adam şizofreni hastalığına yakalanıyor. Uykusuz, yemek yeme. “Üç gün” diyor “uykusuz kalırsan kulağına ezan sesleri gelmeye başlar” diyor. “Yedinci gün” diyor “artık melekleri görmeye başlarsın” diyor. Adam görüntüler görmeye başlıyor halüsinasyon, artık kafayı çiziyor, “hadi bakalım hayırlı uğurlu olsun” diyorlar, “adam kemale erdi” diyor. Adam hastanelik oluyor, “evliya oldu” diyor. Sonra da tarikatların önüne bağlıyorlardı eskiden iplerle, adamlar deliriyordu, boynuna ip bağlayıp bağlıyorlardı orada oturuyordu tarikatların önünde, binanın önünde. Böyle bir kafadalar.

En önemli üstünde durulacak konu İslam’ı bize zor gösterdiler. Dini ortadan kaldırmak için en sağlam yol budur. En acımasız, şeytanın en kalleş yolu budur. Dini içinden çıkılmayacak hurafelerle doldurup dini yaşanamayacak hale getirdiler. Yani hayatın zıddı haline getirdiler. Bak gençler hep şaşırıyor “din olur mu böyle?” diyor “müzik var, eğleniyorsunuz. Nasıl olur böyle bir şey? Direkt “bu dinsizlik” diyor. Aklı gitmiş vaziyette adeta bazılarının. “Dinle hayat iç içe olamaz” diyor. “Din sürünmektir arkadaş” diyor, “sürünmüyorsan din değildir o” diyor. “Gülmeyeceksin, ağlayacaksın” diyor. Kadın böyle bakımlı, güzel giyinemez diyor, domuşacak oturacak bir yere. Eli yüzü böyle birbirine karışmış vaziyette, kirli ve bakımsız olacak, konuşursa da ters konuşacak. Erkekler tanınmayacak halde olacaklar. Böyle bakımlı kaliteli insan olmayacak. Müziğin m’si olmayacak, resmin r’si olmayacak. Hiçbir şey olmayacak. Hayatta güzel olan her şey ortadan kalkmış olacak. “Bu nedir?” diyoruz. “İşte din” diyor, “İslam budur” diyor. Onun için mesela birçoğu diyor ki “ben altmış yaşında Müslüman olurum” diyor, emekli olduktan sonra. Yani öleceğine yakın olarak düşünüyor. Altmış yaşı nasıl görüyorsa kendi kafasına göre. Böyle bir garip kafa. Yahut işte yetmiş yaşından sonra Müslümanlığı yaşarım diyor. Çünkü mahvolacağını düşünüyor, hayatın bütün yönlerinden çekileceğini. Böyle bir şey yok. Oyun oynadılar, Müslümanlara oyun oynandı. Ve İslam alemi mahvedildi bu suretle.

Allah diyor ki bak yemin ediyor Allah “Andolsun” diyor “Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık.” Yani okuduğunuzu hemen anlarsınız diyor. “Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?” (Kamer Suresi 17) diyor. Yok,  çok az. “Kuran anlaşılmaz” diyor. Allah ne diyor? “Kolaylaştırdım anlamanız için” diyor. Allah ne dese zıddını söylüyorlar. “Uydurdukları dini” diyor “biz onlara yazmadık” uydurdukları dini. “Ancak kendileri türettiler ama bu türettikleri dine de uymadılar” diyor Allah. Şu an gelenekçi bir din uydurdular buna da uymuyorlar. Mesela müzik haram diyor, dinliyor. Eve resim girmez diyor gazete de giriyor, televizyon da giriyor hepsini sokuyor. Bak “gereğini de yapmadılar” diyor Allah.

İki gün önce bu Rumilerin İngiliz derin devletinin de desteklediği New Yorker sitesi var. “Rumi’nin şiirlerinden İslam’ın çıkarılması” başlıklı makalede bak, Rumi’nin şiirlerinden İslam’ın çıkarılması, dışarı çıkarılması. Makalede diyor ki “Bu alem Müslümanlıktan da dışarıdadır, kafirlikten de. Orada ne Müslümanlığın işi vardır, ne de kafirliğin” sözü yazılarak Mevlana’nın çağının ötesinde olduğu, -haşa- Kuran’ın da önüne geçtiğini anlatıyor Mevlana’nın. Kuran’dan daha önde diyor. Ayrıca diyor ki: “Batılılar için Mevlana Celaleddin Rumi ve İslam birbirinden tamamen ayrıdır” diyor. Mevlana Celaleddin’in İslam’la alakası yoktur diyor. Aynı makalede Rumi için şöyle diyor. “Rumi genellikle mistik, aziz, aydınlanmış bir insan olarak bilinir. Nadiren Avrupa’da Müslüman olarak tanınır” diyor. Dinsiz bir felsefeci olarak biliniyor. “Müslümanlıktan ayrı, Hümanizm dinini ortaya atmış mistik bir felsefeci olarak bilinir” diyor.

“İmam Mehdi Hz. Davud ve Hz. Süleyman gibi yaşayacak” diyor Peygamberimiz (sav). Yani Kuran’daki göndermeye de işaret var, çünkü “daha öncekiler gibi” diyor ya hadiste. Bak, “Davud ve Süleyman gibi.” Davud soyundan geleceğini de anlıyoruz.

“Mehdi’nin talebeleri Arap olmayacak” diyor Peygamberimiz (sav) Kitab’ul Gayb’de. Mehdi (as), Hz. İsrail’in soyundan ama “talebeleri Arap değildir” diyor yani genel anlamıyla.

Peygamberimiz (sav) zamanında iki büyük devlet Bizans ve Sasaniler, Bizans Hristiyan, Sasaniler ise putperest. Bir tanesi bile Müslümanları mahvedecek güçteydi Allah esirgesin. Allah birbirine düşürdü. Müslümanlar gayet rahat yaşadılar, hiçbir şey olmadı Müslümanlara. Bu da Allah’ın bir lütfu Peygamberimiz (sav)’e ve Müslümanlara.

Erkan, “Adnan Hoca dekolteyi biraz anlatır mısınız? İzah eder misiniz?” diyor. Kadınlara dekolte yakışıyor. Çiçek gibi bakımlı ve güzel olacak, kadınlara saygı hürmet olacak. Avrupa’da da öyle kadınlar dekolte giyinir, gayet saygı ve hürmet görürler. Burada adam otobüste yalnız kalıyor, ormana götürüp tecavüz ediyor. Ondan sonra gidip boğup şehit ediyor o insanı. Yani görgüsüzlük, kötülük, vahşilik bazı insanlarda şeytanın vasfına ulaşmış vaziyette. İyi bir eğitimle bunlar düzelir.

Resulullah (sav) diyor ki; “İmam Mehdi Davud Peygamberin sakınmasına” yani titizliğine “ve Eyüb Peygamberin sabrına sahiptir.” El Asar, sayfa 43’te. “İmam Mehdi tüm insanların en sakin, en sakınan, en dindar, en cömert, en cesur ve en sadakatlisidir.” (Hakkul Hak, cilt 13, sayfa 367) “Mehdi sıcakkanlı ve güzel bir gençtir.” (Cevheretü’l Kelam, sayfa 157) “İmam Mehdi büyük miktarda servet dağıtacaktır. Fakire ve ihtiyaç sahibine karşı çok halimdir.” (Muntakhab-ı El Asar, sayfa 311) “Mehdi zamanında asr-ı saadette olduğu gibi küllenmiş duygular bir bir tomurcuklanacak” bak, “küllenmiş duygular bir bir tomurcuklanacak, çiçek açacaklardır” (El-Havili'l-Fetava, 67-68, Rahbavi Kıyamet Alametleri, sayfa 162) Tomurcuklanacak ve çiçek açacak bu Bediüzzaman’ın sözü, hadiste de aynısı var, görüyor musunuz?

BEYZA BAYRAKTAR: “Mehdi kömürleşmiş kalpleri elmaslaştıracak” diye geçiyor hadiste.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dedim ki “Mehdi (as) Allah’ın rızasını nereden bilecektir?” Buyurdu ki; “Allah onun kalbine rahmetini nazil edecektir.” Yani Allah’ın rızasına en uygun olanı Allah kalbine vahyedecektir, kalbine. (Şeyh Muhammed bin İbrahim Numani, Gaybeti Numani, sayfa 191) Yani bu türlü vahiyde insanlar sorumlu olmuyorlar. Her insana Allah vahyeder kalbine, ama bilmez. “Mehdi Allah’ın izniyle taş gibi kalpleri yumuşatacak, kömür gibi ruhları elmaslaştıracak. Ölü ruhları imanın nuruyla diriltecek.” (El Kavlu’l Muhtasar, sayfa 24)

Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Kaim Mehdi çıktığında kendisini beklediğini iddia edenler” bakın dikkat edin, “sonradan fasıklık yapacaktır.” Fasık olacaklardır, “inkar edecekler” diyor. Bak, “önce bekliyoruz” diyecekler” diyor. “Heyecanla Mehdi’yi bekliyoruz” diye,  sonra Peygamberimiz (sav) diyor ki; “bunlar sonra fasıklık yapıp vazgeçecektir” diyor. Bu sefer karşı gelecekler. “Mehdi gelmeyecek” yahut işte “çok sonra gelecek” demeye başlayacaklar” diyor. “Kaim çıktığında kendisini beklediğini iddia edenler fasıklık yapacaktır” veyahut işte günaha girecek, harama girecek, sahtekarlık yapacak, para karşılığı İslam’ı anlatacak, oyun oynayacak, üçkağıtçılık yapacak. Anlamı çeşitli; tahakkuk ettiğinde anlarız. “Mehdi’nin talebeleri ise dinden uzak büyümüş olanlardan olacak.” Bak, “Mehdi’nin talebeleri ise dinden uzak büyümüş olanlardan olacak.” Yani modern gençlerden oluşacak. Bunu kim söylüyor? Resulullah (sav) söylüyor. Ne zaman söylüyor? Bin dört yüz öncesinden söylüyor. (Bihar’ul Envar, 52. Cilt, 363. Beşaretül İslam, sayfa 222, Mucem-ul Ehadis El İmam Mehdi, cilt 4, sayfa 501)

16. yüzyıldan kalma oyma sanat eserleri bulunmuş yeni. Bu minyatürlerin 1500 ile 1530 yılları arasında Hollanda’da yapıldığı düşünülüyor. Yalnız bu eserlerin özelliği ancak mikroskop altında yapılabilecek bir eser olduğu şeklinde. Gösterebiliyor muyuz? Yani burada tam detayları görünmüyor da fakat detayın detayı çok ince detaylar var. O devirde mikroskop yok. Yani nasıl bir teknolojiyle bunun yapıldığı anlaşılamamış şu an. Yani bilinmiyor. Yani özel aydınlatma ve mikroskop sistemi gerekiyor bunların olması için.

BEYZA BAYRAKTAR: Şu anda bunları incelerlerken bile teknoloji yetersiz kalıyormuş, çok zorlanıyorlarmış. Alt katmanlarında çok fazla detay varmış.

ADNAN OKTAR: Tabii üç boyutlu arka katmanlarında da yani arka kısımları da, ön kısmı gibi mükemmel.

BEYZA BAYRAKTAR: Mikroskop 1590’dan sonra bulundu.

ADNAN OKTAR: Yani bu üç boyutlu sistemin arka kısımlarından görüntüyü nasıl gördüler de orada işleme yapıldı bu bilinemiyor şu an. Çünkü oraya alet edevat girecek gibi değil. Girse bile ışıklandırılmış mikroskop sistemi kullanılması gerekiyor. Yani çok yüksek teknoloji gerekiyor. O devirde de öyle bir şey yok. Şu an buna çözüm bulamıyorlar yani ne olduğu anlaşılamadı.

“Doğan Grubu’nun merkez binasına polis baskını yapıldı” diyor. Bu daha önce yapılan olay değil mi? Yeni bir şey mi bu?

Gençler çok müsterih olsun bize tanıtılan din İslam dini değil. İslam dini çok güzel, yaşanması kolay, insan fıtratına, insan ruhuna çok uygun bir din. Bak, alabildiğine kolay, yani gösterdikleri zorlukların hiçbiri yok. Neşe, sevinç, eğlence hepsi İslam’ın içerisinde var, cennette de var, dünyada da var. Kimse bu oyuna gelmesin. İslam’ı yok etmek için bir oyun oynandı. Bu oyun şu an bitmiştir. Vesile olduk, durdurduk. Yani şeytanın yolu buraya kadarmış. Bundan sonra müsaade yok. Yani şeytan çeliğe tosladı. Çeliğe çarptı. Bundan sonra ilerlemesi mümkün değil. İslam’a oyun oynanmasına müsaade etmiyoruz. Birçok sahtekarı ortaya çıkarttılar İslam dini diye, İslam’ı çile, acı, ızdırap, korkunçluk dini gibi gösterdiler. Onlar da ya cahilliklerinden, ya bilgisizliklerinden yahut gaflete düştükleri için o şekilde anlattılar. Bu oyuna bundan sonra müsaade etmeyeceğiz.

“Doğu tarafından gelen” diyor. “Ve dahi olan çok akıllı, zeki ve anlayışlı olan gençler kıyafetlerine insanlar taaccüp edecekler” diyor. “Hayret edecekleri bir kıyafetleri olacak” diyor. “Bu gençlerin zuhur ettiğini işittiğinizde işte o zaman muhakkak kıyametin gölgesi üzerinize düşmüştür” yani Mehdi (as) zuhur etmiştir. (Naim Bin Hammad, Kitab-ul Fiten, 121) Demek ki Mehdi talebeleri hem çok zeki olacak hem güzel giyinecekler. İki hususa dikkat çekmiş Peygamberimiz (sav). Mehdi (as)’nin kıyafetlerine de çok dikkat çekmiş. “Çok güzeldir” diyor “kıyafetleri ama bizim kıyafetlerimize benzemez” diyor. “Parlaktır kumaşları” diyor. “Mehdi’nin giydiği kumaşlar parlar” diyor pırıl pırıl.

Rafsancani, evet yani yüksek dozda potasyum verilerek şehit edilmiş olabilir. Bu vefatlar normal değil. Özal’ın vefatı, rahmetli Başbuğ’un vefatı, yani “ani kalp krizi” diyorlar. Halbuki hiçbir şeyleri yok. Normal yaşıyordu Başbuğ. Bayağı sıhhatli bir insandı, yaşlıydı ama sıhhatliydi. Kalbinden de bir şikayeti yoktu. Ziyafete gidiyor, meyve suyu veriyorlar. İçiyor sonra sofradan kalkıyor, arabada fenalaşıyor. “Oğlum pencereyi açar mısın?” diyor arabayı kullanan şoförüne. Pencereyi açtırıyor. Derin bir kere soluk alıyor, nefes veriyor vefat ediyor. Yani bir oyun var, bir şey var.

Özbekistan’ın eski İngiltere Büyükelçisi ve aynı zamanda İngiliz Dışişleri Bakanlığı Üst Düzey Görevlisi Craig John Murray, Irak ile ilgili şöyle söylüyor. “Eğer Blair kitle imha silahları hakkındaki bilinen yalana dayanarak Irak’a saldırmaya kesin niyetli olmasaydı milyonlarca insan bugün yaşıyor olacaktı.” Yani bu yalanı ortaya atmasaydı milyonlarca insan yaşıyor olacaktı. “Gerçek şu ki hiç şüphesiz hem İngiliz Dışişleri Bakanlığı hem İngiliz Gizli Servisi MI6 Irak’ta kitle imha silahları olmadığını çok iyi biliyordu” diyor. “Bildikleri halde katliam yapmak için bu bahaneyi ortaya attılar” diyor.

“Dedi ki; “Ey Emir’ül Müminin, bu Hazreti Mehdi kimdendir?” Buyurdu ki; “Ben-i Haşim.”” Ben-i Haşim’dendir yani Peygamber (sav)in soyu, “Arapların yüce dağının zirvesinden. O öyle bir denizdir ki ona giren kaybolur. Kendisine sığınanlar için amandır, halk kinle dolduğunda onları pak (temiz) kılan madendir” diyor Mehdi (as). “Ölüm nazil olduğunda Mehdi korkmaz. Ölüm ona vardığında Mehdi sarsılmaz. Mücadele meydanında Mehdi asla geri çekilmez. Mehdi tecrübelidir. Mehdi galiptir. Mehdi muzafferdir. Mehdi arslandır. Mehdi sağlam gençtir, kavminin direğidir. Mehdi cesurdur. Allah’ın ilim kılıcıdır liderdir, herkesi etrafında toplar. Yücelik ve şerefin kaynağı olan evde büyümüştür. Onun yüceliği en asil yücelikten kaynaklanır” diyor. (Şeyh Muhammed bin İbrahim Numani Gaybet-i Numani, sayfa 251)

Cenab-ı Allah diyor ki Kehf Suresi, 88’de “Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır.” Diyor Cenab-ı Allah. “Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz.” Diyor. Şu an din nasıl? Çok kolay. Biz ne yapıyoruz? Kolay olduğunu söylüyoruz. Allah ne diyor? “Benim dinim kolay” diyor. Gelenekçi Ortodoks Müslümanlar ne diyor? “Din zordur, alabildiğine zordur. Daha da zorlaştıracağız, daha da zorlaştıracağız, dini yaşayamayacak hale geleceksiniz” diyor “ve sonunda terk edeceksiniz” diyor. Milyonlarca insan dini terk ettirdiler bu yöntemle. Yüz milyonlarca Müslüman’ı mahvettiler Irak’ta, Suriye’de, fasık hale getirdiler, dinden imandan uzaklaştırdılar. Bir avuç insan Mısır’da, Irak’ta ve Suriye’de dini yaşıyor. Hemen hemen herkesi dinden uzaklaşırdılar Mısır’da, Libya’da, Fas, Tunus, Cezayir’de.

“Mehdi talebeleri çok hamd eden, namaz vaktini tespit için güneşi gözleyen ve yaptıkları işi sağlam yapan kimselerdir. Mehdi talebelerinden biri bir iş yapmak istediği zaman “inşaAllah bu işi yaparım” der. “İçlerinden biri bir tepeye çıktığında Allah-u Teala’yı tekbir eder, bir vadiye indiğinde ise Allah’a hamd eder. Toprak onlar için temizleyicidir. Yeryüzü kendileri için nerede olursa olsun mescittir.” (Ebu Nuaym Delail Nübüvve, Suyuti El-Havi 2/282) Suyuti önemli bir hadis imamı biliyorsunuz. Bak, “Onlardan biri bir iş yapmak istediği zaman “inşaAllah bu işi yaparım” der.” Mehdi talebelerinin özelliği inşaAllah, maşaAllah. İnşaAllah, maşaAllah’ı dünyaya onlar öğretecekler.

BEYZA BAYRAKTAR: İnşaAllah demek neredeyse unutulmuştu. Siz Mehdi öncüsü olarak vesile oldunuz. Şu an herkes söylüyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii inşaAllah demek suç gibi biliniyordu. “Ne inşaAllah’ı?” diyorlardı ” haşa “zaten yapacağız” diyorlardı. İnşaAllah, maşaAllah tamamen unutulmuş gibiydi.

Hz. Ali (kv) Peygamberimiz (sav)’in adı Peygamberimiz (sav)’e Adnan diye hitap ediyor, Peygamberimiz (sav)’e. Onu belirttiği kasidesi, Kaside-i Ercüze ünlü tarihi 1400 yıllık bir kaside. Bir olay üzerine Hz. Ali (kv)’ye Peygamberimiz (sav) Ebu Turab künyesini veriyor. Hz. Ali (as) da Peygamberimiz (sav)’e Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber diye hitap ediyor, Hadi Mehdi olan yani Hadi demek Mehdi demek. Mehdi olan Mustafa Adnan Peygamber diyor. Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Hz. Ali’nin bu güzel hitabından dolayı iki isim sahibi oldum” diyor. “Biri de künye ki daha önce hiç duymamıştım bu künyeyi” diyor. “Ebu Turab ki bu künyeyi bana verdi” diyor. “Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber dedi” diyor “bana” diyor Peygamberimiz (sav). Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber. Nerde geçiyor bu? Hz. Ali (as)’ın ünlü Kaside-i Ercüze’sinde geçiyor. Kaç yıllık? 1400 yıllık. Peygamberimiz (sav) Ebu Turab künyesini veriyor Hz. Ali (kv)’ye, Hz. Ali (kv) de Peygamberimiz (sav)’e Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber diyor. Peygamberimiz (sav) “İlk defa bu künyeyi duyuyorum” diyor. Çok hoşuna gidiyor Peygamberimiz (sav)’in. Hadi olan yani Mehdi olan Mustafa Adnan Peygamber. “Ebu Turab ki bana bu künyeyi vermişti” diyor. “Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber.” Ve çok hoşuna gidiyor Resulullah (sav)’ın maşaAllah.

Resulullah Efendimiz (sav) o mübarek ruhunu teslim etmeden önce son dakikalarını yaşadığı vakitlerde öğleden evvel Cebrail (as) geliyor her zaman geldiği gibi ama tabii onun göreceği gibi geliyor. “Ya Resulullah” diyor. Cennetleri süslediler, huri ve rıdvan donandı Allah-u Teala sana hiç kimseye verilmeyen çok şeyler ihsan etti. Kevser, Havz-ı makamı Mahmut ve şefaat-ı ümmet verdi. Ya Resulullah Melek-ül Mevt ölüm meleği kapıda beklemektedir.” Azrail (as) diyor. “İçeri girmeye izin istiyor” diyor. “Şimdiye kadar kimseden izin istememiştir” diyor. Azrail (as) kimseden izin istemez, doğrudan gelir alır. Ama Cenab-ı Allah onu çok sevdiği için ona bir lütuf ve güzellik olarak senden izin istiyor içeri girmek için diyor. Bundan sonra da istemez diyor yani hiç kimseden istemez diyor. “Bir tek sana mahsus izin istiyor” diyor. Peygamberimiz (sav) tabii hemen kabul ediyor, izni üzerine Azrail (as) içeri giriyor selam veriyor, aleykümselam diyor Peygamberimiz (sav). “Ya Resulullah” diyor “Allah-u Teala beni senin huzuruna gönderdi. Senin emrinden dışarı çıkmamamı buyurdu” Azrail (as) diyor. Bak Cebrail (as) de yanında. “Dilersen şerefli ruhunu kabzedip ulvi aleme yükselteyim.” Cenab-ı Allah’ın yanına götüreyim, “yoksa dönüp gideyim” diyor. yani bir süre daha devam et diyor nasıl istersen diyor. Cebrail (as): “Ey Habibullah Allah-u Teala sana aşık diyor” maşaAllah. Sonra selam veriyor veda ederken “Ey Muhammed, Ey Ahmet bundan sonra vahiy için bir daha gelmem” Cebrail (as) diyor bunu. Çünkü görevi bitmiş. “Hak Teala’nın haberini yeryüzüne getirmem.” Bir daha gelmeyeceğim diyor. “Benim maksudum, matlubum sendin ya Resulullah” diyor. “Benim görevim bitti” diyor. Bundan sonra Peygamber Efendimiz (sav) işte “Refik-i Ala’ya” diyor biliyorsunuz. Orada bir konuşma geçiyor. “Ey Azrail” diyor “vazifeni yap” diyor. Mübarek ruhu kabzediliyor. Resulullah (sav) ellerini kaldırıp “Refik-i Ala’ya Ya Rab” diyor inşaAllah. O halde ruhu kabzoluyor ve elleri yana düşüyor. Buhari ve Müslim’de. Buna tabii odada bulunanlar herkes şahit oluyorlar. Ama o konuşmayı duymuyor o sadece Peygamber (sav)’in konuşmasını duyuyorlar. Onun hitap şeklini duyuyorlar hatta Peygamberimiz (sav)’in ateşi yükseldiği için öyle konuştuğunu zannediyor isim vermeyim de birisi halbuki Peygamber, öyle düşünülür mü? Hastalıktan dolayı öyle söylediğini zannediyor. Konuşuyor işte Cebrail (as)’le, Azrail (as)’le konuşuyor, bunda şaşacak ne var? Bir tek ona mahsus, Resulullah (sav)’a mahsus bir durum. Elini yukarıya kaldırıyor “Refik-i Ala’ya” diyor, sonra eli düşünce vefat ettiği anlaşılıyor. Çünkü Cebrail (as) “bir daha gelemeyeceğim” diyor. “Görevim bitti” diyor anlatıyor ama çok nezaketli, güzel bir üslupla söylüyor. Tabii Kuran gelmiş, vazifesi bitmiş, Peygamber (sav) de zaten defalarca söylüyor “Ben Kuran’ı anlattım duydunuz herkes şahit değil mi?” Diyor. Bir daha söylüyor Veda Haccı’nda. “Herkes hakkını helal etsin” diyor defalarca söylüyor. Peygamberimiz (sav)’in hastalığı on üç gün sürdü biliyorsunuz. Rebiyülevvel ayının 10’u Cumartesi günüydü. Hasta olan Peygamberimiz (sav)’in yanına Cenab-ı Hak tarafından Cebrail (as) geldi. Resulü Kebir Efendimizin hal hatırını sordu. “Ey Ahmet dedi” diyor öyle hitap ediyor. “Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden çok daha iyi bildiği halde sana kendini nasıl buluyorsun diye soruyor” hastalara sorulur ya. Halbuki hastalığı veren zaten Allah, onun nasıl olduğunu da biliyor. Ama hastaya yapılan bir güzellik olarak Cenab-ı Allah soruyor. “Ey Cebrail” diyor “kendimi baygın bir halde görüyorum” diyor. Çok şeker. O biliyorsunuz hummaya yakalanmıştı şiddetli hastalık bayağı zor bir şey Allah vermesin. Peygamber olduğu için tabii Allah diğer insanlardan farklı olmadığını göstermek için ona da öyle zorlu bir hastalık veriyor. Sonra Cebrail (as) ikinci gelişi var Rebiyülevvel ayının 11’i Pazar günü geliyor. Hz. Cebrail (as) yine Allah tarafından Peygamberimiz (sav)’in hatırını sormak üzere Resulullah Efendimiz (sav)’in yanına geliyor. Normalde anlaşılır belli Cebrail (as)’in geldiği, konuşma da belli ama bazen işte insanlar daha değişik olabiliyorlar. Mesela bak orada hepsi anlamış ama birisi anlamamış. Böyle insanlar hep çevresinde oldu Resulullah (sav)’ın. Nerden bilsin o mesela anında elini yukarıya kaldırıyor ve birden eli düşüyor, tam ruhunun alınacağı anı bilmesi zaten ayrı bir mucize yine. Bir insan nasıl bilebilir? Şuuru açık, bilmesi mümkün değil bir insanın, anını bilemez. “Refik-i Ala’ya Ya Rab” diyor. Ama aklı başında mesela Hz. Ebubekir yanında hemen anlıyor. Mesela böyle seçkin olan Müslümanlar anlıyor ama biraz görgüsü, bilgisi eksik olan insanlar da oluyordu o dönemde.

Mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Halife seçimini nasıl yapacağız ya Resulullah?” Diyorlar. “Bana bir kağıt getirin yazayım” diyor. “Yok” diyorlar “getirmeyelim.” Ne kadar acayip bir şey, sen ne yaptığını zannediyorsun? Soru soruyorsun. Sen diyorsun ki “Biz senden sonra ne yapalım?” Diyorsun. Peygamber (sav) de sağlam olsun diye “getirin yazayım bir kağıda” diyor. Yok yok diyorlar aman aman. Peygamberimiz (sav) de herhalde darılıyor istemiyor bir daha. Çok yakışık almayan bir hareket olmuş. Haşa diyor ki; “Ateşi yükseldi herhalde” diyor. Sen soru soruyorsun o da cevap veriyor. Yazayım diyor bundan normal ne olabilir? Çok yakışıksız bir hareket. Ama tabii hayır vardır, kaderde olan bir şey. Bak ondan sonra da tereddüde düştüler. Hz. Ebubekir’i seçtiler gerçi ama tereddüde düştüler. Ne var onda? Bunu demesinde ne var? Tedirgin olacak ne var bunda?

Resulullah Efendimiz (sav) cenazesi vefat ettiği günden sonra Salı günü gömleği üzerinde olduğu halde yıkandı, soymadılar Peygamber Efendimiz (sav)’i. Peygamberlerde öyle oluyor, normal avamda tamamen soyuyorlar ama Peygamberimiz (sav) soyulmadı, gömleğinin üstünden yıkandı, kıyafetinin üstünden yıkandı. Bu bir adap gereği o şekilde yapıyor. Hz. Ali (kv) tarafından yıkandı. Hz. Abbas, Hz. Abbas’ın oğulları Fazl ve Kusem de yardım ettiler. Usame’yle Şükran Salih (ra de) su döktüler, o şekilde Peygamberimiz (sav) yıkandı. Üç kere yıkandı, üç kat yeni bez kefene sarıldı, sonra o mübarek bedeni sedir üstüne konuldu, sonra da bulunduğu odanın kapısı Ashab-ı Kiram’a açıldı görsünler diye. Grup grup girip cenaze namazı orda kılındı, Peygamber (sav)’in olduğu yerde. Bazı ahlaksızlarda işte ‘Peygamberimiz cenaze namazına insan bulunamadı’ ne kadar ahlaksız, karaktersiz insanlar var. Küçük ev grup grup geliyorlar bu kadar açık bunda şaşacak ne var? Salıyı, çarşambaya bağlayan gece yarısı mübarek ruhunun alındığı yere defnolundu. Peygamberlerde öyle oluyor vefat ettikleri yere gömülüyorlar tam neresiyse vefat ettiği yer oraya gömülüyor ve elbisesiyle yıkanıyor, tamamen soyulmazlar ve hemen defnediliyorlar bekletilmiyor. Mesela öyle günlerce bekletilmez. Mübarek cesedini kabre Ali, Fadl ve Usame Abdurrahman Bin Avf (ra) indirdi. Kıyamet günü kabirden en önce Hz. İsa Mesih’le beraber Peygamberimiz (sav) kalkıyor. En önde Peygamberimiz (sav), İsa Mesih ve sonra diğer insanlar kalkıyorlar. İsa Mesih’le birlikte kalkacaklar ilk, Allah’ın Hay isminin tecellisi olduğu için Hz. Mesih, o da melekle insan karışımı gibi bir şey. Çok hayret verecek bir Peygamber bir acayip, anlaşılacak gibi değil. Defnedildiği kabrin zeminine kırmızı kadife kumaş serildi böyle güzel, parlak kadife. Kendi mezarının yanında biliyorsunuz sağ tarafında yer açtırdı Peygamberimiz (sav), “İsa Mesih’le biz beraber kalkacağız” dedi. Aynı anda kalkıyorlar aslında. Peygamberimiz (sav)’le İsa Mesih aynı anda birlikte yani el ele birlikte kalkıyorlar. Bütün insanlık daha hay hale gelmemiş ilk onlar önden kalkıyorlar, ondan sonra bütün insanlık kalkıyor işte.                                                                                                

Cennetin kapısını ilk Peygamberimiz (sav) açıyor, hiç açılmamış. O şeref ona veriliyor. Ondan sonra ümmet giriyor, ilk kapıyı açan o. Hani vardır ya böyle bir şey olur, bir şeref açıcısı olur kapıyı değil mi, biliyorsunuz büyüklere açtırırlar ilk. Cennetin de işte ilk o şeref Peygamberimiz (sav)’e veriliyor. İlk o açacak. Ondan sonra herkes giriyor tabii diğer yedi kapıdan da giriyorlar.

Hz. Ebubekir, Peygamberimiz (sav)’i öpüyor, maşaAllah. Pazusunu da öpüyor, çok sevdiği için.

Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Mehdi’yi tekzip eden (yalanlayan) beni tekzip etmiştir. Mehdi’yi tasdik eden beni tasdik etmiştir. Mehdi’yi tekzip edenleri (yalanlayanları) Mehdi hakkındaki sözlerimi inkar edenleri ve ümmetimi saptıranları Allah nezdinde şikayet edeceğim” diyor Peygamberimiz (sav). Diyanet bir düşünsün, bazı hocalar. Bak diyor ki “Mehdi’yi tekzip eden, beni tekzip etmiştir, Mehdi’yi tasdik eden beni tasdik etmiştir. Mehdi’yi tekzip edenleri (yalanlayanları) Mehdi hakkındaki sözlerimi inkar edenleri ve ümmetimi saptıranları Allah nezdinde şikayet edeceğim” diyor. Kim yapıyorsa, Diyanet derken Diyanet’in içinde de vardır dışında da vardır, kimlerdir bilmiyorum. Dikkat etsinler, bu hadise önem versinler.

Resulullah (sav)’ın cenaze namazı Resulullah (sav)’ın bulunduğu odada kılındı. Yani tabuta konulmadı. Cenazesi orada kırmızı kadifenin üzerine yatırdılar, sahabeler gelip kılıyorlardı çıkıyorlardı, kılıp çıkıyorlardı. Onlar istiyorlar ki sokağa götürsünler, herkesin önünde kalabalık olsun. Öyle bir şey olmaz. Peygamber cenazesi tabii ki orada bir özen olacak. Mesela yıkanırken de elbisesi çıkarılmadan yıkanıyor. Yani böyle cahil cühela vefatında bile bela oldular adamlar.

Mısır’dan çıkış, Mehdi (as) ile ilgili. “Öncülük edeceksin sevginle kurtardığın halka” diyor Cenab-ı Allah. “Kutsal konutunun yolunu göstereceksin.” Yani yeniden Süleyman mabedini yapacaksın. “Gücünle onlara bunu göstereceksin” diyor. (Mezmurlar 5/7)

“Rabbe övgüler olsun. Kuşatılmış bir kentte sevgisini bana harika biçimde gösterdi” diyor (Mezmurlar 31/21)

“Sadakatim, sevgim ona destek olacak, benim adımla gücü yükselecek.” Mezmurlar’da yine. “Sonsuza dek O’na sevgi göstereceğim. O’nunla yaptığım anlaşma hiç bozulmayacak.”

Davud, Mezmurlar, “Sevgini ve adaletini ezgilerle anacağım. Seni ilahilerle öveceğim.”

“Rab kralını büyük zafer ulaştırır. Mesh ettiği krala, Davut’a ve soyuna sonsuza dek sevgi gösterir.” (Samuel 22/51)

Çok fazla Tevrat ayeti var. Hep sevgi, hep sevgi. Moşiyah’la ilgili kısımlar hep sevgidir.

“Rab İsrail’e sonsuz sevgi duyduğundan adaleti ve doğruluğu sağlaman için seni kral yaptı. Senden hoşnut kalan, seni İsrail tahtına oturtan Tanrı Rabbe övgüler olsun.” Moşiyah biliyorsunuz İsrail tahtına oturuyor. İsrail demek; müminlerin, İslam aleminin başına geçmesi demektir. İsrail demek; gerçek müminler topluluğu anlamına gelir yani Mehdi (as) ve talebeleri.

Hz. Ömer (ra) Peygamberimiz (sav) vefat ettiğinde “sakın bana vefat etti demeyin” diyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet Gazetesi, İngiltere Büyükelçisi Richard Moore’u öven haberler yapmaya devam ediyor. Son olarak Richard Moore’un hazırcevaplığı, insanlara verdiği ironik yanıtlar ve mizahi tarzıyla Hürriyet jürisi tarafından 2016’nın en iyi sosyal medya kullanıcılarından biri olarak seçildiğini yazdı. Moore ise Hürriyet’e yaptığı açıklamada Twitter’da İngiltere’nin hem PKK, hem de IŞİD’i desteklediğine dair saçma iddialara espriyle cevap verdiğini, eğer ciddi cevap verirse kredibilitesinin düşeceğini söyledi. Ayrıca kendisine yöneltilen “Bazen erotik mesajlar da alıyorsunuz” sorusuna, “Evet ama gördüğünüz gibi sadece sokratik sevgiye inanıyorum” cevabını verdi.

ADNAN OKTAR: Sokratik. Sokrat homoseksüeldi. Bir de espriyle cevap verilecek gibi değil ki. Dünya kana bulanmış, yer yerinden oynuyor, İngiliz derin devleti insanlığı mahvediyor. Irak’ta iki milyon, Suriye’de bir buçuk milyon Müslüman mahvedilmiş, “Ben espriyle cevap veriyorum” diyor. Nereye espri yapıyorsun? Alenen bir İngiliz derin devleti hakimiyeti var, esprisi yapılacak bir konu mu bu? Bütün İslam aleminde muazzam bir vahşet var, şakayla geçiştirilebilecek konu değil bunlar.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye’den de Mehmet Şimşek ve Mevlüt Çavuşoğlu’nu takip ettiğini ve onlarla bağlantıda olduğunu belirtiyor.

ADNAN OKTAR: Daha ne desin işte anlatmış. Tayyip Hocam ikisini de uyarsın. Mehmet Şimşek ve Mevlüt Çavuşoğlu. Bence Ed Hüseyin’lerle bağlantılarını da bıraksınlar. En vahimi o. Ed Hüseyin çünkü bu meselelerde uç bir şahıs.

Hz. Ömer (ra), “Sakın bana kimse Peygamber vefat etti demesin” diyor, yani indiririm diyor. “Duymayacağım” diyor. Çok şeker. Bir nevi sekir hali olmuş. Sevgisi çok güzel maşaAllah. Tabii kimse de bir şey diyemiyor o yüzden.

IŞİD’e bomba malzemesi Türkiye’den gidiyor diye bir rapor yayınladılar. Bu raporu hazırlayan İngiliz bir kurum. Hürriyet’te yayınlandı bu. Ahmet Hakan “İngiliz derin devleti yok” dedi. İngilizce Hürriyet’te Erdoğan’ın camilerde özel gençlik ordusu oluşturduğu, yirmi bin camide ordu kurulduğunu iddia eden yazı çıktı. Camilerin takip edilmesini istiyorlar ya, şeffaf, kamera koyulmasını istiyorlar. Onun için yapıyorlar. Özel harekatçılarımız Fetih Marşı söylediği için işte cihatçı polisler falan bin bir türlü şey; Hürriyet peş peşe bunları yapıyor. Bizimle ilgili mesela RTÜK’le ilgili bir haber çıkıyor coşuyorlar. Adil Serdar Saçan işkence davasında zaman aşımından kurtulacak diye sevinç duydu Hürriyet. Halbuki öyle bir şey de yok, savcının sözü. Yani savcı ayrı hakim ayrı. Savcı da zaten ilginç yani yeni açılmış davalara zaman aşımı veriyor. Ve hep beraber verelim hepsine diyor. O nasıl oluyorsa? Benim resimlerimin altına “Vatan hainlerini tanıyın” diye yazıyor. Kendince işi alttan altta götürdüğünü zannediyor. Vatan haininin kim olduğunu Allah bize gösteriyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Ve tam zıt görüşte olduğunuz kişilerle birlikte resminizi yayınlıyor. Cübbeli Ahmet gibi.

ADNAN OKTAR: Cübbeli Ahmet, Kadir Mısırlıoğlu ne alaka, ben onlara karşı mücadele eden bir insanım. Fikirlerimiz zıt. Kuran’ı tenzih ediyorum. Açılan her haber sayfasında sol sütunda bu haber çıkıyordu. Onu da öyle planlamışlar. Yani öfkeye bak sen öfkeye. “Vatan hainlerini tanıyın” diye benim resmimin altında yazı. Nereye yazsan o çıkıyor. Hürriyet de diyecek ki biz alakasızız, ana haberin başlığı bu, buraya yazılmış falan diyecek. Aslında onu bir dava konusu edebiliriz. Ona bir bakalım bu yöntemi devamlı kullanıyorlar, işi uyanıklığa veriyorlar kendilerince. Çünkü resmin altına onu koymuş bunun açıklaması yok. Onu bir savcılık ve mahkeme kanalıyla sorduralım.

BÜLENT SEZGİN: Bu akşam yayınımızın sonuna geldik, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü