Harun Yahya

Sohbetler (10 Ocak 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Hocam, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD 29 Kasım 2006 Salı günü El Bab’ın batısındaki Dana köyü kayınlarında Türk askerlerin araçlarına saldırı düzenlemişti.

ADNAN OKTAR: Densizlik yapıyor IŞİD, direkt çekilsin, münasebetsizlik üstüne münasebetsizlik. Türk askeri ile oturup savaşmaya kalkması olabilecek en ahmakça hareket. Türkiye’nin sınır boyundan tamamen çekilsin, münasebetsizlik başka bir şey değil. Türkiye’nin sınırları içinde ama yerine tabii PKK’nın yerleşmesi çok tehlikeli olur. IŞİD çekildiğinde gidip PKK da gidip yerine çöreklenmeye kalkarsa bu olmaz. Kardeşim bütün bunlar karmakarışık gibi görünüyor ama Amerika’ya gidip sorduğumuzda niçin bunu yapıyorsunuz diye “Mesih’in gelişi için” diyorlar. İsrail’e soruyoruz, “Mesih’in gelişi için.” İngiliz derin devletine soruyoruz, asıl kökeninde onlar istemese de yine Mesih’in gelişi. Kıyamete çok az var, millet onu anlamadı insanlar. Burada böyle eğlenip gidecekler öyle bir şey yok dünya eskidi bitti dünya, imtihan da yapıldı insanlar, bitti dünya görevini bitirdi, durması için bir neden yok dünyanın. Son Allah, usulen, hükmen Mehdi’yi getirdi, usulen, hükmen İsa Mesih’i, zaten çok kısa kalıyor İsa Mesih geldiğinde, bayağı kısa kalıyor. Kıyameti koparacak Allah, insanlar kıyamete hazırlansın bitti dünya, çok az. 2082 artık bozulma başlayacak 2082’de düşünün. 2017’deyiz, ne var şurada 2082’ye? Bak şu an doğan çocuklar bozulmayı görüyor, düzgün, güzel yönünü de görüyor ama bozulmayı da görüyor. Bakın söylenenlerin tamamı çıkıyor, yoksa ben de derdim hakikaten belli değil, niye gündeme getireyim ki Mehdiliği? İslam hakim olacak derdim, Mehdiliği gündeme getirmezdim ama doğru, gerçekten doğru. İsa Mesih’in nüzulü de doğru, Mehdi de doğru. Ama büyük olaylar olacak onu söyleyeyim. Sakinleşti derken yine başlayacak, sakinleşti derken yine başlayacak başka bir konu yok, bu çatışmalar, bu mücadele hepsi imtihanın gereği başka bir şey yok. Allah sevilmek istiyor bak kökeninde yine sadece tek bir konu var sevilmek. Allah sevilmediğini anladığında felaket şekilde ezer, mahveder şehirleri, her yeri insanları her şeyi mahveder. Çünkü hakikaten büyük bir ahlaksızlık yapılmış oluyor. Sana yiyecek verecek, sağlık verecek, güzellik verecek, muhabbet her şey, verecek sen Allah’a sevgiyi çok göreceksin, bu belamı arıyorum anlamına gelmiyor mu? O zaman Allah bela veriyor işte. Hayret edecek bir şey yok onda, istiyorsun Allah da belanı veriyor konu bu, feci şekilde Allah bela verir. Ne kadar güzel Allah’ın isteği, “Ben sizi seviyorum, siz de Beni sevin” diyor. Bak “Melekler yarattım Beni seven” diyor “ama Ben insanın Beni sevmesini istiyorum” diyor. “Israrla unutmak istiyorsun, o zaman Ben de seni unuturum” diyor Allah, bunda hayret edecek ne var? Sen Allah’ı unuttuğuna göre Allah da seni unutuyor işte.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD saldırısında yaralanan Astsubay Muhammed Duran Keskin ve Astsubay Kıvanç Kaşıkçı’yı kaçırmıştı. Yaralı askerlerin sağlığa kavuşmalarının ardından IŞİD hapishanelerinde korunulacağı iddia edilmişti. Ancak bugün bu iki askerin şehit olduğu ve naaşlarının IŞİD tarafından Türk birliklerine teslim edildiği haberi geldi. Şehitlerimizin resmi var.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. Astsubay Kıvanç Kaşıkçı, Astsubay Muhammed Duran.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben onların güzelliğini, Allah nurlarını arttırsın, ne mutlu onlara melek hükmündeler melek, ne güzel gittikleri makam. Biz burada böyle karda, kışta uğraşıyoruz Allah’a şükür o da bir tabii nimet ama onlara ne kar var, ne kış var, ne zorluk var. “Arkalarından gelenleri beklerler” diyor Allah ayette. Bir hayat şekli.

Şimdi IŞİD’i bak ben bir daha söylüyorum münasebetsizliği bıraksınlar, Türkiye sınırından tamamen çekilsinler. Türkiye’nin dediği bölgelerden tamamen çekilsinler. Çok büyük bir akılsızlık Türk ordusuyla çatışmaya kalkmak.

Allah annelerine, babalarına sabr-ı cemil versin, o şerefin mutluluğu onlara yeter. Ziyaret edenler eli boş gitmesinler, selamünaleyküm biz geldik olmaz. O insanlar fakir insanlar değil mi? Hiç olmazsa bir yiyecek bir şey götürülür, kıyafet götürülür, güzel bir şeyler ne bileyim ev kiradaysa beş yıllık kirasını öde, beş yıllık kirasını; zaten bin lira falan onun kirası, bir işadamı rahatça öder, getir kardeşim der kontratı beş yıllık ödedik, ferahlık olur. Şimdi bak hem ziyaretler var, hem tek oğlunu kaybetmiş, hem gidiyor kira ödüyor, hem gidiyor ayakkabı alıyor onun parasını ödüyor kardeşim madalyayla girsin ayakkabıcıya beğensin bir ayakkabıyı, ayakkabıcı gidip sarılsın, bir de çay ısmarlar hay Allah razı olsun uğur getirdin, bereket getirdin uğurlasın. Para alınmaz, para almayalım şehit ailelerinden. Lokantaya girmiş ne kadar ayıp, ne kadar ayıp senin lokantana bereket o. Hayır zaten bizim lokantacılarımız aslandır onu zaten düşünür ama genel prensip olarak bu otursun. Hepsinde altın madalya olsun şehit ailelerinde, çocuklarında da olsun sırf babasında değil, babasında, annesinde, çocuklarında madalya olsun, altın madalya bulunsun yakasında asılı bulunsun biz onları öyle tanıyalım sokakta. Dolayısıyla bir yere gittiklerinde, yemek yediklerinde bereketleriyle çıksınlar. Hiçbir yerde para almayalım, bu insanlar rahat, güzel yaşasınlar. Çocuğunu vatan için vermiş o insan. Şehit Allah için, vatan için, din için bak can azizdir, canını vermiş. Sen bir yemek parasını vereceksin, bir de hiç kalbini kırmadan, incitmeden mesela sarılıp hoş geldin, sefa geldin, para verdi mesela hemen onu şaka yolla elini geri itersin cebine gönderirsin değil mi? Uğuruyla, bereketiyle bir ziyaretine de gidilir mesela hatta her yıl insan bir ayakkabı daha gönderir, dükkanın bereketi gelir bir güzellik bu.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Anayasa değişiklik teklifini maddelerine geçilmesinde oy verme işlemi tamamlandı. Anayasa değişiklik teklifi yapılan gizli oylamada 338 oyla kabul edildi.

ADNAN OKTAR: Ben bu konuları bilmiyorum araştırmadığım için. Sayın Bahçeli’yle de bir görüşmek lazım. O ne diyor bu, bilmiyoruz ki nedir? Belki hakikaten hayırlı faydalı bir şey, belki çok riskli başımızı belaya sokacak, çok büyük badirelere sebep olacak bir şey de olabilir, belki de çok rahat işte yaşamamıza vesile olacak, akıcılık sağlayacak bir şey de olabilir. Ben Bahçeli’nin dürüstlüğüne güveniyorum. Şimdi Tayyip Hoca’yla görüşmek zaten mümkün olmaz. Ama o bir bağımsız göz. Sayın Bahçeli onunla bir görüşmek lazım. CHP’lilerle de görüşülebilir onlar ne diyorlar, neden riskli görüyorlar ama abartı olmadan samimi yani abartmak olmaz, muhalif olmak için muhalif olunmaz. Ama hayırsız bir şey olmaz Türkiye’de. Mesela kabul edilir bir şeye de vesile olabilir, onda da hayır vardır, başka bir şeye vesile olur onda da hayır vardır. Allah yaratırken an içerisinde sonsuz aklıyla yaratıyor, biz böyle çırpınıyoruz ama o zaten bitmiş, Allah’ın istediği şekilde o anayasa çıkmış durumda ama biz mahiyetini bilmiyoruz.

“Eğer mevcut sistem bu şekilde anayasaya uygun olmadığı için devam ederse bundan faydalanıp darbe yapılabilir tekrar diye anlatmıştı” diyor. Allah Allah ne faydası var acaba? Bir de darbe yapmak öyle kolay mı? Ordu aklına estikçe darbe yapar, öyle bir şey yok. Öbüründe Fethullah Gülen cemaatinin Mehdilik iddiası vardı. Dediler “biz kırk yıl emek verdik bunu Tayyip Erdoğan’a kaptırmayız.” İki Mehdi adayı kapışıyor gibi gösterdiler, olayın tek nedeni bu. Yoksa ordu böyle münasebetsiz bir şeyin içine girmez, darbelik bir olay da yok. Darbe her halükarda mantıklı değil ama 12 Eylül öncesinde zaten her yer batmıştı. Ama şu an öyle bir şey yok.

IŞİD çekilsin oradan, Türkiye’ye iş çıkarmasın, Türkiye’nin dediği bölgeden çekilsinler. “Emek emek ördüğümüz hırkayı size giydirmeyiz” dediği o, zaten intihar olarak yaptılar darbeyi, intihar girişimi oldu. Zaten darbenin bastırılacağını biliyorlar ki eşlerinden ayrılmışlar falan geniş hazırlık yapmışlar. Peki ordu ne diyecek? “Bu çok güzel oldu, biz darbe yapmayalım” mı diyecek? Bu anayasayla nasıl olacak ben anlamadım ki? Bir de bizim komutanlarımız bayağı aklı başında, Genelkurmay Başkanı aklı başında, Hava, Kara, Deniz hepsi öyle anormal bir adam yok. Ben Tayyip Hoca’nın şahsına güveniyorum, öyle bir hırsı, derdi falan da yok.

Bu dövizle ev kiralama işini hükümet yasaklasın. Hayır yüksek kira istiyorsa söylesin kardeşim, desin ki mesela iki bin lira atıyorum on bin lira istiyorum arkadaş desin ama Türk parası. Mesela her ay yahut her yıl bir misli artmasını istiyorum diyebilir, baştan konuşsun ama Dolar, Euro olayı bu olmaz, bu çok samimiyetsiz çünkü Dolar’ın, Euro’nun nereye çıkacağı belli olmuyor ve o parayı kutsamış oluyorsun sen, güvenilir para diyorsun, Türk parası da güvenilmez para diyorsun, bunu hükümet yasaklasın ve derhal. Kirada, kira sözleşmelerinde Dolar, Euro yok. Adam diyor ki “yok kardeşim benim evim kıymetli,” tamam kabul Allah Allah iki bin liraysa on bin lira iste Türk parası olarak iste. Diyor ki işte “hayat pahalanıyor,” tamam iki misline çıkaracağım de, anlaşma yap, dürüst yaklaş. Öbürü oyun oynar gibi bir şey oluyor, onun gibi olur. Nereye gideceği belli olmayan bir şeyin peşine takıyorsun vatandaşı. Birden fırlıyor adam bütün parasını, pulunu alıyorsun elinden, Euro’nun ne yapacağı belli olmuyor ki Dolar’ın ama Türk parası istikrarlı. Paranın artmasını istiyorsan dürüstçe söyle iki misline çıkaracağım arkadaş dersin, adam işine gelirse tutar, işine gelmezse tutmaz. Ama öbürü oyun gibi oluyor, samimiyetsiz oluyor. Mesela TÜRKSAT parasının Türk lirası üzerinden alınmasını söylemiştim Dolar kurunu sabitledi artık Türk parası olarak ödeniyor. Bak mesela onu yaptılar şimdi kiralar bu çok hayati. Derhal o maddenin düştüğü belirtilsin, Dolar, Euro’yla ilgili maddelerin düştüğünü. Dolar yazan yer Türk parası olarak anlaşılsın. Türk parasının dışında anlaşma olmasın.

Irak’la, Suriye’yle anlaşalım dost olalım dedik, her yer düşman gibi görünüyor. Irak’la düşman, Suriye’yle düşman, Rusya’yla düşman, İsrail’le düşman, İran’la düşman böyle olmaz dedim, bütün ülkelerle dost olalım çevremizdeki, Allah razı olsun hükümet şimdi o yönde yoğun faaliyetler yapıyor. Bak Irak’la arayı düzelttik zınk Dolar’ın değerini yükselttiler. Ama bu Başkanlık sistemi falan herhalde onu bahane ediyorlar.

Bir de CHP’yle de ittifak önemli sırf MHP’yle ittifak olmaz. CHP’yle de asgari müşterekte anlaşmak lazım. Bu kadar adam çok da anormal düşünüyor denmesi biraz yanlış olur, onlarda bir bildiği vardır.   

“Coşkuyla sevgi birliğine” diyelim.

Anayasayla çatışma var tabii hükümetin konumunda o doğru onu düzeltsinler. Onu ben söyledim mesela partili cumhurbaşkanlığı tamam dedim ben. O maddeyi çıkartsınlar mesela cumhurbaşkanı diyor siyasi görüşü olmaz. Bu nasıl bir şey? Bir gün evvel var ertesi gün ben yemin ediyorum yok öyle siyasi görüşüm diyorum. Şimdi bunun üstüne yemin edilir mi? Bu nasıl oluyor ki? Ne oldu bir saat öncesine kadar partiliydin bir saat sonra partiden bir anda kopmuş oluyorsun. İnandırıcı değil tabii ki partili olacak onda bir şey yok. Onu düzeltsinler.

Teacher İskoçya’daki NATO toplantısındaki söylediği, NATO toplantısında söylüyor bakın Teacher. İskoçya’da NATO toplantısında Teacher bütün milletin basının önünde konuşması bakın dikkat edin.   “Sovyetler Birliği yıkılmıştır karşımızda düşman kalmamıştır. Ama düşmansız bir ideoloji yaşayamaz” diyor. Biz diyor düşmansız yaşayamayız diyor. “Yeni bir düşman bulmamız lazım düşman aramaya ise gerek yok yeni düşmanımız İslam’dır” diyor. Binlerce insanın karşısında bunu söylüyor. İngiliz derin devletinin hedefinin yolunun ne olduğunu herhalde bu konuşmayı duyan anlamıştır. Teacher’ın İngiliz gazetesi The Guardian’da yayınlanan yazısında başlık, yazının başlığı “Yeni Bolşevizm” yani komünizm “İslam’dır.” Yani yeni düşman İslam diyor. 12 Şubat 2002’de bu yazısında kadın şöyle diyor Teacher, “Tıpkı komünizm gibi İslamizm’i de yenmek için uzun süreçli ve kapsayıcı bir strateji gerekir” diyor. Yani geceli gündüzlü bombardıman ve savaş. Teacher diyor ki Turgut Özal’la ilgili olarak bakın bunu Teacher söylüyor İngiliz kadın Başbakan “Bana ister Özalcı deyin” Turgut Özalcı “ister Teachercı Özal’la amacımız aynı” diyor. Görüyor musunuz? Belanın nereden başımıza geldiğini anlayamıyor adamlar. Abdülhamit devrinden beri olay bu. Başımızdaki bela bu.

Eski Amerikan Deniz Komandosu Kenneth O'Keefe konuşması. Güzel. Özetle “İngiliz derin devleti cinayetleri işleyenler, Müslümanlar bunu yapmaz” diyor. “İngiliz derin devletinin organizasyonuyla bu oluyor” diyor.  

Şimdi dünya pek imkan olmadı gelenekçi İslam’ı tanıyamadılar. İslam denince işte beş vakit namaz kılınır, hacı emmiler vardır hacca gidilir, evde tesbih çekilir. Gelenekçi İslam’ın korkunç yönünü bu internet televizyon falan ortaya çıktıktan sonra ve iletişim imkanı olduktan sonra bir de bu enaniyetli hocaların sayısı artınca artık ortaya çıkma zamanı geldi. İngiliz derin devleti şimdi gelenekçi İslam’ı insanlara tanıtacak. Ve dünyada muazzam bir nefret ve kin oluşacak Allah esirgesin. Ve Müslümanlara muazzam bir saldırı olacak. Bunu engelliyoruz şu an. Bu büyük belanın durdurulmasına çalışıyoruz. Bu Afganistan’da kol bacak kesenler, boyun kesenler biz haklıyız diyorlar bak sırf kadınlara olan nefreti yeterli görüyor. Bu kadar kadından nefret edenlerin biz bunu yanına koymayız diyor adam. Kadına her şey yasak ve her yönde aşağılanıyor. Dehşet verici bir durum var. Saysak sabaha kadar sayarız. Kaşını alan cehennemdedir diyor. Peruk takan cehennemdedir. Yüzünün tüylerini alan cehennemdedir diyor. Erkekle konuşan cehennemdedir. Altın giyen cehennemde oluyor. Müzik dinleyen cehennemde. Dövme yaptıran cehennemde, satranç oynayan, dama oynayan hepsi cehennemde. Ressamlık, şairlik her şey. Heykel, resim, fotoğraf çektirmek, eve televizyon getirmek.

OKTAR BABUNA: Satrancı izleyen de diyor domuz yemiş gibi harama girer diyor izleyen.

ADNAN OKTAR: İzlemek de aynı hükümdedir diyor. Bak üç yaşında kız çocuğunu adam tahrik edici görüyor amcasının yanına sakın gelmesin diyor bacağı açık olarak diyor. Tahrik olur amcası diyor. Dünya bunu duysa cinnet geçirir insanlar. Demokrasi diye bir şey yok diyor.

BÜLENT SEZGİN: Pantolon giyenler kafir diyor Nurettin Yıldız.

ADNAN OKTAR: Pantolon giyen kafirdir diyor kadınlara. Gazete resmi bile olmuyor. Resim hiçbir şekilde olmaz onların inancına göre haram.  

KARTAL GÖKTAN: Bu sabah Erkan Tan da programında A Haber’de PKK için “Marksist Leninist dinsiz ve imansız” dedi Adnan Bey bir kısa videosu da vardı.

ADNAN OKTAR: Aferin iyi yapmış.

Bu Şofar hakkında bilgi var mı sizde?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kral Mesih’in kutsanması için kullanılan Mesih yağı Tevrat’ın hükümlerine göre mesh etmek için boynuz kabı içinde kullanılıyor.

ADNAN OKTAR: Yani İmam Mehdi (as)’nin başına sürülecek yağ.

KARTAL GÖKTAN: Evet inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Tevrat’ta söz edilen boynuz kabı koçboynuzundan yapılan bir Şofar. Resim de görebiliriz. Tevrat’ta Hz. Davut (as) ve Hz. Süleyman (as)’ın mesh edilmeleri anlatılırken bu Şofar’ın bir başka deyişle yağ boynuzu veya yağ dolu boynuz kabının kullanıldığı kıssalarda açıklanıyor.

ADNAN OKTAR: Yağı boynuzun içine döküyorlar. Oradan başa dökülüp, o rahip mi işte şey diyelim haham din adamı tarafından eliyle o yağ başına sürülüyor. Aslında yağın böyle sırf kısaca değil de üstüne vücuduna akması gerekiyor. Yani hem başına hem sakalına yani başından sakalına, sakalından ceketine veyahut paltosuna neyse üstünde oraya da dökülmesi gerekiyor sırf başına değil. Yani masonlar da gece gündüz toplantılarında bunu okuyorlar. Onlar da bekliyorlar Mesih’i. Başından sakalına, sakalından yakasına dökülen yağ gibi diyor. Yani usulü bu. O Şofar’ın içerisine o yağ dökülüyor Mesih yağı, Şofar’ın içerisinden başına dökülüyor. O baş haham tarafından başına sürülüp yediriliyor o yağ yani mesh ediliyor başı. Ama üstünden akması lazım yani hem sakallarına hem de ceket veya paltosuna üstüne yani elbisesinin üstüne dökülmesi gerekiyor. Göster onları.

Bu küfür neyin nesi bunlar alışmışlar. Bu ne kadar mantıksız bir şey. Çocuk musunuz? Koskoca adamsınız. Sakallı bıyıklı adamsınız. 5 yaşında çocuk gibi. Ne faydası var bunun?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Birbirlerinden görerek yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii bunlar özenti çok kötü. Mesela Trump da konuşma yapıyor Amerika’da. Sürekli küfür sürekli küfür yağmur gibi küfür. Çirkin bir moda yani bir anlamı da yok. Yani nedir mantığı?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey şu an eski Kudüs’te Yohanan Ben Zakkai Sinagogu’nda Moşiyah yani Mehdi’nin mesh edilmesini temsilen hazırlanan bir şişe Mesih yağı ve Şofar bulunduruluyor. Bu gördüğümüz eski Kudüs’te Yohanan Ben Zakkai Sinagogu’nda.

ADNAN OKTAR: İşte bu boynuzla içine yağ döküp o yağ kabı zaten, o yağı döküp orada o Sinagog’ta mesh etmeyi düşünüyorlar Mehdi (as)’yi. Başına döküp yağı. Ama başka yerde de olacak olabilir bilmiyorum. Ama orası için hazırlık yapılmış. Orada özel olarak tutuluyor. Buraya getirdikleri yağ Hz. İbrahim (as)’in mezarının üzerine dökülmüş yağ. Mesih yağını döktüler. O topraktan süzülen yağı yeniden toparlayıp bir araya getirip bir şişeye doldurup getiriyorlar. Yarısı o Haham Efendi’de var. Yarısını da bana getirdiler. Hz. İbrahim (as) o mezarda meftun.

KARTAL GÖKTAN: Tevrat’ta Hz. Davut (as)’un mesh edilmesi için kullanılan yağ boynuzu kabının resmini görüyoruz.

ADNAN OKTAR: Tevrat Mezmurlar 133’e 1-2, “Ne iyi ne güzeldir birlik içinde kardeşçe yaşamak.” Mehdi (as) için. “Başa sürülen değerli yağ gibi sakaldan Harun’un sakalından kaftanının yakasına dek inen yağ gibi.” Bu masonların çok fazla okudukları bir Tevrat hükmü. Şimdi bunu da göreceğiz. Mehdi (as)’nin mesh edilmesi. Mehdi (as)’nin bir ismi de Mesih’tir. Yani o başına yağ sürülmesinden kaynaklanıyor. Göreceksiniz sakallarına dökülecek. Sakalından da elbisesinin üzerine. O masonların işte dediği Tevrat’ın dediği bu oluşmuş olacak. Mezmurlar 133’e 1-2. Yani bak 3500 yıl önce bildirilen bu hüküm yerine gelmesi için hahamlar 3500 yıldan beri bekliyorlar. Yani bunu görmek için. Ama o boynuzda boynuz kapalı oluyor yağ boynuzunda. Şofar değil. Şofar da açık öbür ucu. Oradan o müjde tarzında Mesih’in gelişi müjdeleniyor. Aslında büyük boynuzla boynuzlarla haber verilecek.

BÜLENT SEZGİN: Resim vardı.

ADNAN OKTAR: Evet. Sesi var mı bunların? Film olarak var mı? Bunları göreceksiniz. Söylüyorum bak önceden.

BÜLENT SEZGİN: Şofar videosu vardı gösterelim.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Bir de müjde vermek için verilen Şofar şekli var. Kısa kısa peş peşe.

“Hocam gençler arasında erkek olmalarına rağmen şaka adı altında taklit adı altında kadın el kol hareketleri, saç atmalar, sesi kadınlaştırarak konuşmalar çok yaygın.” Bu çok tehlikeli. Bir delikanlı bunu yapıyorsa haysiyetini, şerefini, namusunu ayaklar altına almaya hazır demektir. Benim inancıma göre. Bir genç için en aşağılayıcı olaylardan bir tanesi.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir program var en çok onu kullanıyorlar. İki kişi oluyor kadınla erkek yüzlerini değiştiriyorlar. Erkeğe kadın yüzü ekleyip onun videolarını yayınlıyorlar.

ADNAN OKTAR: Televizyonlara homoseksüelleri çıkartmak, homoseksüel taklitleri yaptırtmak. Yani hükümet bunun ciddiyetini görmesi lazım. Tehlikenin büyüklüğünü görmesi lazım. Gençler arasında bu çok küçük düşürücü. Bir genç kendisine saygısı kalır mı bunu yapan adamın? Bak mesela küfrediyor adam hepsi homoseksüel küfrü. Hepsi homoseksüel. Çok korkunç bir şey bu. Gençler bu kadın taklitleri homoseksüel şakalarından şiddetle kaçınsınlar. Bunun homoseksüellikten bir farkı kalmaz. Yani özellikle bu body salonlarında şurada burada falan acayip ifsat ediyorlar kendilerini. Aslan gibi delikanlılar kendilerine saygıyı kaybediyorlar. Peş peşe peş peşe homoseksüel türüyor. Buna önlem alınması lazım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Haham misafirimizin yayında Şofar çaldığı görüntü vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Evet. Şimdi asıl Şofar’ı önümüzdeki günlerde bütün televizyonlardan duyacaksınız. Yer gök Şofar sesleriyle inleyecek ve Filistin’de bütün camilerde, İsrail’de de bütün camilerde aynı anda ezan okunacak. Bakın yalnız orada değil bütün Türkiye’de de aynı anda ezan okunacak. Fas, Tunus, Cezayir, Libya bütün İslam aleminde aynı anda ezan okunacak. Ne zaman? Mehdi (as) zuhur ettiğinde. Bütün her yerde İsrail’de Şofar çalınacak bir tane, iki tane, yüz tane değil. Ve bütün kiliselerde çan çalınacak aynı anda. Çünkü üç dinin de imamı olmuş oluyor Mehdi (as). Ama İsa Mesih’in zuhuru nüzulü, tasdiki ve biatıyla oluyor. Ondan önce değil.  Ama İsa Mesih’in zuhurundan önce çok dehşetli günler olacak tabii. Zorlu günler olacak. Hiç kimse ne korksun ne fütur versin. Türkiye’ye hiçbir şey olmaz. Çok muazzam bela varmış gibi görünecek ama hiçbir şey olmayacak. Yolumuza devam edeceğiz. Yani böyle muazzam zikzaklarla gidecek.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya’nın Atina Büyükelçiliği’nde görevli Andrei Malanin’den geçen haftadan bu yana haber alınamıyordu. Büyükelçilik görevlileri bunun üzerine bir arama başlattı ve Rus diplomatın dün Atina’nın merkezindeki dairesinde ölü bulunduğu açıklandı.

ADNNA OKTAR: İngiliz derin devleti seri cinayetlere başladı. Hepsi doğal ölüm diyorlar. Hakikaten doğal ölüm görüntüsü şeklinde oluyor. Yani bir kimyasal madde veriyorlar adamlara. Hepsini tek tek öldürüyorlar. Rusya’nın eskiden öyle siyasetçisi şunu bunu iki üç yılda bir ölürdü duyardık. Şimdi bir haftanın içerisinde seri ölümler var. Peş peşe hemen hemen her gün birini öldürüyorlar.

Şimdi ne yapalım? Kısa bir ara verelim yine devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Münafık Allah’tan ve Dini konulardan Bahsetmezken, Dünya Hayatıyla İlgili Konularda Konuşmakta Çok Şevkli ve Yeteneklidir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Şimdi Sayın Bahçeli istiyor mu bu anayasayı? Ne diyor?

BÜLENT SEZGİN: “Destekleriz” diyor.

ADNAN OKTAR: O zaman bir bildiği var. Onunla görüşmek lazım. Ama bu darbe marbe ne alaka? Ordunun nesine lazım darbe? Başkanlık sistemini ordu niye istesin? Niçin. Yapmazsanız darbe yaparız falan. Bana mantıklı gelmiyor. Ama bir bildiği vardır Bahçeli’nin tabii. Onun üstünde bir olaydır bu. Başka türlü bir şeydir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Esad, Rusya ve Türkiye ile anlaşmaya vardığı Suriye Ateşkesi’nin bir sonraki adımı Astana Görüşmeleri’nde her konuyu görüşmeye hazır olduklarını söyledi. “Tarihi açıklandığı zaman heyetimiz yapılacak konferansa gitmeye hazır. Tüm konuları görüşmeye hazırız. Sınırlama olmayacak” dedi. Ayrıca “Devlet başkanlığı görevini isteyerek bırakır mısınız?” sorusu üzerine “Evet ama benim pozisyonum anayasaya bağlı” diyerek “Eğer bu konuyu müzakere etmek istiyorlarsa anayasayı müzakere etmeliler. Anayasa Suriye halkına aittir ve değişiklik için referandum yapılması gerekir” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Dışarıdan bir gücün “hadi git” demesi olmaz. Suriye halkı ona karar vermesi lazım. Tayyip Hocam bir güzellik yapsa Putin’i de alsa, Esad’ı da alsa kendi de olsa bir konuşsalar. Mesele hallolur. Türkiye’ye çağırsın hepsini, İstanbul’a çağırsın. Esad’ı çağırsın bir şey olmaz. Putin’i de çağırsın. O vakte kadar hazret de zaten hazır olur. Onu da çağırırlar olur biter. Astana değil burada yapsınlar toplantıyı İstanbul’da yapsınlar. Astana falan iş uzar öyle. Burada. Topkapı’da hatta. Toplasın Tayyip Hoca.

Başkanlığı yapmazsanız darbe yaparız anlamında değil de. Cumhurbaşkanı yetkilerini aşıyor, anayasaya uymuyor diye Cumhurbaşkanını devirmeye yönelik girişim olur anlamında diyor. Ama o çok basit bir şey. Rahat halledilir. Onu o kadar büyütmeye gerek yok ki. Bir madde çıkacak anayasadan o kadar. Yani Cumhurbaşkanı siyasete karışmaz. Partili olmaz diye bir madde var. Onu çıkarttılar mı konu bitti. Geriye bir şey kalmıyor.

EBRU ALTAN: Meclisi fes etme yetkisiyle ilgili herhalde itiraz ediyorlar. Yüzde elli oyla yüzde yüz meclisin iradesini fes edilmesi, alınması konusu sorun oluyor.

ADNAN OKTAR: Bir de meclisin fes edilmesinin ne faydası olur ben onu anlamadım. Halka biraz onu açıklasınlar. Yani fesih neden gerekir? Nasıl riskli bir durum olur? Hayır, makul olabilir doğrudur ama ben şu an onu bilemiyorum ne olduğunu. Biliyor musunuz neden olduğunu? Fes, ne diye fes edilir? Meclisi fes ettim. Nasıl olabilir ki? Var mı sizin aklınıza gelen? Tarihte var mı örnekleri? Meclisle başkanın karşılıklı fes hakkı oluyormuş. Başkanı devirmeye kalkarsa meclis, eş zamanlı birbirini fes edebiliyorlarmış.  “Başkanı devirmeye kalkarsa meclis” nasıl olacak o? Onun bir mantığı yok ki. Meclis nasıl başkanı devirebilir? Yani herhalde cumhurbaşkanını zor durumda bırakırsa falan mı? Bunun bir mantığı vardır onu bize anlatsınlar. Bazen sistem kilitleniyor. Onun için. Olur o. “Gelin koalisyon yapın” diyor Demirel’in dediği gibi. Koalisyon olmuyor. “Bırakın biz hükümet edelim” diyor. O da olmuyor. “O zaman gelin siz iktidar olun” diyor onu da kabul etmiyor. O zaman ne istiyorsunuz? Olabilir o, doğru söylüyor onu. Hakikaten mecliste hiç ummadık milletvekilleri falan girer. Bir Gülenci yapılanma olabilir. Oyun oynanmış olabilir. Aslında anormal bir şey olsa Sayın Bahçeli müsaade etmez ona. Tayyip Hoca da bir tehlike görmüş ki, tedbir alıyor. Bence o kadar panik olmalarına gerek yok. Dürüst bir insan Tayyip Hoca. Öyle hani anormal yok diktatör mikdatör falan nesine lazım? Yaşı gelmiş bilmem kaça. Altmış küsur yaşına. Atmış beş mi ne? Bütün gençliğini verdi. Zoruna ne olmuş niye yapsın? Ne yapacak? Öyle halife olma falan derdi de yok.  Öyle bir şeyi de yok. Olsa sezerim onun konuşmalarından. Öyle bir derdi de yok. Etrafındakiler onu böyle bir hallere sokmaya çalışıyorlar. O da ayıp olmasın diye ses çıkartmıyor. Uğraşmak istemiyordur onlarla. Ama işte mantıklarını söylesinler ki halkın kanaati gelsin. Biz zoraki formül çözer gibi çözüyoruz. Halk anlamaz. Meclisi fes etme yetkisi deyince millet “abo” der. Bu kim bilir ne yapacak falan diye düşünebilir birçok insan. Solcuları falan da düşünmek lazım. Makul bir görünüm esas.

İzleyicinin ne düşündüğünü, kardeşim tamam da ya övenler var yahut küfredenler var. Küfredene suç işletmiş oluyoruz boş yere. Adam vicdan azabı çekiyor, zaten çökmüş. Bir de homoseksüel küfürler. Homoseksüel olduğu anlaşılıyor küfründen. Çok acı bir durum. Çok yazık aslan gibi delikanlı çocuklar. Bir de ekip oluyorlar. Ben sokakta da görüyorum kol kola geziyorlar. Boylu poslu bir seksen beş aslan gibi delikanlılar. Güzel de elleri yüzleri. Kadın gibi hareketleri, bakışları. Hep homoseksüel. Makyaj yapmış bilmem ne. Koskoca adamlar kol kola girmişler çiftler halinde geziyorlar. Kızlara karşı hiç içlerinde bir sevgi kalmamış. Nefret ediyorlar kızlardan. Olacağı bu işte. Kaşını elleme, gözünü elleme, dekolte giyinme. Kadın sevgisini gençlerin gönlünden aldılar yok ettiler. Evlenme arzuları da kalmadı, kadın arzuları da kalmadı. Habire homoseksüellik gelişiyor. Bunlar da herhalde kulaklarına kına yakacaklar böyle. Kardeşim kadın sevgisini teşvik edin. Kendi fıtratına uygun, erkek erkeğe benzesin. Kadın kadına benzesin. Ellemeyin etmeyin, yapmayın. Kadınları çok aksi ve soğuk hale getiriyorlar. Hasta hale getiriyorlar. Delikanlıları da öyle. Kadınlara karşı arzusuz hale getirdiler. Bilmiyorum tıbben mahsurlu mu söylemesi? Sperm sayılarında ciddi düşüş olmuş, fıtratı bozdular. Üreme gücü kayboldu delikanlıların. Bu çok korkunç bir şey. Fıtratları bozuldu yani. Kadından hoşnut değil, hoşlanmıyor. Erkekle beraber. Mesela ifadelere bakın hep homoseksüel ifadeler. Küfürleri hep homoseksüel küfrü.

Evet, evet Tayyip Hocam benim gördüğüm haklı. Bir pislik yapabilirler. Biz normal bir dönemden geçmiyoruz. Bak mesela MHP parti tüzüğüne göre tüm il ve ilçe teşkilatı atama ve görevden alma yetkisi başkanda. Delegeleri de merkez onaylıyor ama Akşener olayında kongre toplanacak kadar delege oyu topladılar. Parlamento darbesi deniyor buna. 2012’de Paraguay’da solcu Başkan Lugo’ya karşı uygulanmış. Sonra Brezilya Başkanı Meclisi görevden almış.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz inşaAllah.

VTR: Kabile Kültüründe Kadın ve Gerçek İslam

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, Tayyip Hocam eğer mümkünse arkadaşlarına söylesin de bunu halka anlatsınlar. Hangi maddeyi neden istiyorlar? O zaman olur. Yoksa bilmeden millet birçok insan cinnet geçirir. Parlamentoyu fes etmek falan kafayı bulandırır bunlar. Neden olduğunu, nasıl bir olağanüstü dönemden geçtiğimizi, karşı tarafın neler yapabileceğini. CHP de bir şey demez aslında tam anlatılsa. Bence CHP ile inatlaşarak restleşerek değil de. İşte siz eskiden beri zaten böylesiniz bilmem ne falan. Bu akıl değil bu. Mehmet Şevket Eygi Hocam Allah ömrünü uzun etsin. O çok şeker. CHP’ye veryansın ediyor. O diyebilir. Ama AK Parti bunu yapmasın. CHP’ye akılcı yaklaşsınlar. “Arkadaş” dersin “şimdi tamam doğru. Ama biz meclisi fes etme yetkisi... Adamlar bir atağa geçer. Başkanı alaşağı ederler.  Bir oyun oynanır bilmem ne. Sağlama alalım. Meclis kitlenebilir. Tedbir alıyoruz” dersin. Yoksa Tayyip Hoca hadi meclisi fes etti. Ne kazanacak ondan? Zaten seçime gidilecek mecburen. Ona bir kazanç yok ki. Ama şimdi sarmış vaziyetteler onun etrafını. Bayağı kafayı takmış vaziyetteler. Millet olarak bir şekilde korumamız gerekiyor. Eğer oluyorsa bu anayasayla koruyalım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Belçika ve Almanya’daki kardeşlerimiz toplanıp hep birlikte Kuran okumuşlar. Hazreti Yusuf isimli kitabınızdan da bir bölüm okumuşlar. Ardından iman hakikatleri üzerine de sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Hep bir arada böyle bu güzel, sohbetleri güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siz bir süre önce emekli Özel Harekatçılar ve polislerden de terörle mücadelede faydalanılması gerektiğini ve emekli oldukları halde birçoğunun güçlü, kuvvetli delikanlı olduğunu söylemiştiniz. Nitekim alışveriş merkezleri emekliye ayrılmış Doğu ve Güneydoğu’da sıcak çatışma deneyimi olan Özel Harekatçılardan TİM’ler kurma kararı aldı. Özel Harekatçılarla görüşen alışveriş merkezleri TİM’leri beş on kişiden kuracak. AVM’lerin içinde ve girişine yakın bölgede sivil ya da resmi olarak görev yapacak eski özel harekatçılar olası saldırılara anında müdahale edecek. Saldırı anında ise silahla müdahale edebilecek. Sistemin yasal uygulaması ve silah kullanma yetkisiyle ilgili düzenlemeler de gözden geçiriliyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, iyi gelişme.

Münafık kaya porsuğu gibidir, böyle sinsice bekler. O puslu havada saklanır münafık. Ama biraz ortalık aydınlandı mı hemen onun gözlerini kan bürür, dişleri yine sivrilmeye başlar. Pislik ve ahlaksızlık yapmak için aranmaya başlar. Onun için münafığın üstünden dikkatin hiç dağılmaması lazım. Münafıkların üstünden dikkat dağıldığında azgınlıklarını tarih içinde hep göstermişlerdir. Münafığın özelliği fırsatçı olmasıdır yani ortalığın yatışmasını bekler ve fırsatı iyi kollar. Yani zeminin, zamanın, ortamın müsait olmasını bekler. O zaman kahpeliğini yapar. Yani böyle karanlıkta uçan yarasa gibidir münafık. Bir köşede bekler. Bakar, ortam müsait, zemin müsait, hemen bütün azgınlığıyla ortaya çıkar. Onun için “münafık ıslah oldu, düzeldi, tamam işimize bakalım, rahat edelim artık” öyle bir şey olmaz. Münafık tam onu düşündüğün anda gelir vurur yani hep tarihte böyle olmuştur. Mesela Hz. Ali (kv)  acayip rahatladı, “İslam zaten hakim oldu” falan. Evinden mescide geliyor, gayet sakin rahat. Gidiyor abdestini alıyor, tam secdeye kapandığı anda adam zehirli kılıçla vuruyor. Niye? Çünkü münafıklara karşı artık içi rahatlamış, “kontrol altında” diyor. Ya kardeşim -genel anlamda diyorum- su uyur münafık uyumaz. Münafık daima zaman, zemin ve ortamı kollar. Bir anda azgınlaşır, hayvanlaşır, vahşileşir. Yani bir vahşi kuduz bir köpek gibidir. Sakin bir köşede durur, hiç ummadığın anda azgınca saldırıya geçer. Onun için Müslüman’ın münafığa karşı dikkatsiz olduğu hiçbir dönem hiçbir zaman olamaz. Daima tetikte ve dikkatli olacak.

Münafık her yerde arsızdır, hayasızdır. Mesela diyorsun “cehenneme gitti artık orada düzelir” diyorsun. Cehennemde de arsız hayasız. Hala orada bir şeyler koparmak istiyor Müslümanlardan. İşte “Rabbinize söyleyin bana yiyecek versin.” Bak, azgınlığa bak, daha hala. İşte “sizin yediğiniz yiyeceklerden bana biraz getirsene, içtiğiniz sudan biraz getir.” “Ateşin halkı cennet halkına seslenir: "Bize biraz sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın.” (Araf Suresi, 50) Orada da o pisboğazlığı ve manyaklığı devam eder. Yani o tamahkarlığı ve azgınlığı devam eder sonsuza kadar. Daha hala orada da plan yapar. Orada da ahlaksızlığı geçmiyor. Orada da casusluk, itlik ve ahlaksızlığına devam ediyor. Orada da projeler kuruyor, kaçma projeleri ayarlıyor. Orada öbür münafıkları organize etmeye çalışıyor. Tam kaçacağı anda yakalanıp rezil kepaze oluyorlar, Müslümanlar da onların haline gülüyor. Ayette var “Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle.” (Mutaffifin Suresi, 34-35) diyor. Yine yeniden Allah’a karşı oyun oynayabileceğini zannediyor, cehennemden bir şekilde kaçabileceğini düşünüyor. Yine orada organizasyonlar yapıyor, oyunlar hazırlıyor, yine yakalanıyor. Yani münafık sonsuza kadar alçak bir mahluktur.

Münafık hiçbir şeyden ibret almaz. Hastalıklar, felaketler, dertler münafığı hiç etkilemez. Dikkatlice bakılsın münafığa, hatta daha da azdırır. Mesela münafığa bela geldi mi daha azgınlaşır o, ondan ibret almaz. Genel Müslümanlara gelen felaketlerde acayip sevinir münafıklar. Birdenbire böyle hayvani bir neşenin içine girer. Ama Müslümanların lehine bir şey olduğunda içine kapanır, çok ızdırap çeker, yani manyaklaşır. Yani ızdırabını, acısını hissettirir Müslümanların lehine bir şey olduğunda.  Mesela Cenab-ı Allah diyor ki Tevbe Suresi 126’da “Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.” Diyor. Münafık hiç etkilenmez. Diyorsun mesela “çok büyük bir dert bu. Bundan hakikaten etkilenmiştir” diyorsun. Çok hayasızdır. Hatta hiç etkilenmediğini özellikle vurgulamaya çalışır münafık. Allah’ı anmaz, yani onun Allah’tan kaynaklandığını, bir ibret vesilesi olduğuna inanmaz.

Münafığın bir özelliği de Kuran’la kendini korumaya çalışması Müslümanlara karşı. Mesela münafık alametleri okunduğunda o da sana iftira ayetlerini okur. Yani münafığın özelliğidir. Veyahut mesela pisboğazlığıyla ilgili ayet söylediğinde Allah’ın verdiği nimetlerle ilgili Kuran ayeti okur. Yani özelliğidir Kuran buna dikkat çekiyor. Yani “…aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır Suresi, 5) diyor. Münafığın savunma metodu odur. Ve her şeyin kendi hakkı olduğuna inanır. Mesela diyor ki Karun, Kassas Suresi 78’de “Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir.” Şu zenginlik ve güç. Kendi zekasıyla, aklıyla bir şeyler elde ettiğini düşünür münafık yani Allah’ın lütfu olduğunu düşünmez. 

Abdülkadir Geylani diyor ki; “İçi bozuk münafık her işi güçlükle yapar. İbadet faslına gelince ondan daha tembeli bulunmaz. Şayet bir ibadet yapacak olsa dıştan zorlama ile yapar. İçi ise tam bir fesat halindedir, bir türlü imanlı zümreye katılmak istemez.” Yani sürekli bir kovalamaca vardır münafıkta. Hep hayvan gibi yalnız olmak ister. Müslümanlara hep içinde bir öfke vardır. Mutlaka bir kusur bulmaya çalışır Müslümanlarda. Müslümanlara sataşmadığı bir gün olmaz münafığın. Her gün bir konu bulur, her gün. Onun için bak, Abdülkadir Geylani diyor ki; “İçi bozuk münafık her işi güçlükle yapar.” Yani birisini değil, her şeyi de. “Yemek yiyeceğiz” dersin, orada bela getirir. “Burayı süpürelim” dersen, işte “ben nezleyim bana dokunur” “şurayı silelim” dersin. “Yok, kolum ağrıyor” der. Yahut “oranın nemi bana zarar veriyor” der yani illaki bir pislik yapar. “İbadet faslına gelince ondan daha tembeli bulunmaz.” Namaza çok üşenerek kalkar, hiç hoşlanmaz. “Şayet bir ibadet yapacak olsa dıştan zorlama ile yapar” Böyle çekerek falan “gel namazını kıl. Abdest al” zorla. Öfkelenir namaza kaldırdığında da, münafığın özelliğidir o. Ezan okundu mu mesela acayip kinlenir. “Hadi namaza kalkalım” dediğinde adamın sesini duyduğunda cinnet geçirir çok öfkelendirir onu. “İçi ise tam bir fesat halindedir.” İçi zaten fokur fokur lağım kaynar münafığın. “Bir türlü imanlı zümreye katılmak istemez” hepsini düşman bilir, Müslümanların hiçbirini sevmez. Münafık zombi gibi yani bir türlü o içindeki fesat ve pislik ölmez. “Tam öldü bitti ahlaksızlığı” derken bir de bakarsın hortlamış yine çıkmış. Yani alçaklığı bitti derken yeniden. Var ya filmlerde falan olur. Alet oluyor darmakeşan oluyor alet sonra yeniden birleşiyor çelik alet yeniden harekete geçiyor ya, filmlerde görüyorsunuz.

Münafık çok nankör olur, nimetin kıymetini bilmez. Ona yapılan iyilikleri bilmez. Sadece aleyhine olan konuları bulmaya çalışır. Mesela “yemeğin tuzu niye konmadı, yemek niye sıcak?” yani yemeğe şükretmez. Kusur bulma peşindedir o.

Tevbe Suresi 80’de Cenab-ı Allah diyor ki; “Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz.” Çünkü ahlaksız, manyak bir kararlılık içinde oluyorlar. “Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır.” Allah’a da nankör, Allah’ın elçisine de nankör, Müslümanlara karşı da nankördür yani nimetin kadrini bilmez münafık. “Allah'a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler.” Tevbe Suresi, 74. Münafıkların ağzından hep küfür akar ama sorduğunda “yok, ben öyle bir şey demedim. Sana öyle gelmiş” der, inkar eder. Bak, Allah onu diyor. “Allah'a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir” çok fazla münafık inkar sözü kullanır “ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir.” Yani en büyük olma, Allah gibi olma istekleri var. “Oysa intikama kalkışmalarının” hep Müslümanlardan intikamını alma hırsı içindedir münafıklar. “ kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.” Mesela fakirken acayip zengin ediyor Peygamber (sav) onları normal sıradan bir insanken. Zengin olunca daha da azıp daha da kudurup, daha fazla isteyen, daha saldırgan hale geliyor. Fakir halindeyken bunu yapmıyor yani mal ve zenginlik verilince kudurup azıyor. Müminler de diyorlar ki şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok.” (Bakara Suresi, 32) diyorlar. “Sen bize ne öğretirsen o.” Ama münafık öyle değil. O kendi okuyup araştırıp bir şeyler elde ettiğine inanır. Zekasıyla, kendi yeteneğiyle elde ettiğini düşünür. Ama mümin öyle değil. Mümin an an “Sen bize ne öğretiyorsan onu biliyoruz Ya Rabbi” diyorlar. “Başka bir şey bilmiyoruz” diyorlar.

Ramuz El-Ehadis’te diyor ki; “Münafık ise Kuran’ı öğrenir fakat Kuran’la ilim ehliyle mücadele etmek için öğrenir.” Yani Müslümanlarla mücadele etmek için. Yani “Kuran’da Müslüman’ın aleyhine bir şey var mı, onun aleyhine kullanabileceği bir hüküm var mı? Onu arar” diyor. Yani “İslam’ı, cihadı, İslam’ın faydasını aramaz” diyor. “Müslümanların aleyhinde bir hüküm var mı, ona bakar” diyor.

Peygamberimiz (sav) münafıkların müminlerle münakaşa için Kuran öğrenmelerinden bile endişe duyduğunu söylüyor Peygamberimiz (sav) Ahmed Bin Hanbel Müsned’in de. Müminlerle münakaşa için Kuran öğrenmeleri yani tartışmak için öğreniyor Kuran’ı. Hakikaten de yetenekli. Ama sırf Müslüman’ın güya kendince açığını bulup oradan onu vurmak için yapıyor.

Münafıklar Maide Suresi 41’de “Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar” Yani münafıkla uğraşılmaz, bayağı tehlikelidir. Her an beladır yani.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü