Harun Yahya

Sohbetler (19 Ocak 2017; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

İBRAHİM AKMUGAN: Abdestsiz Kuran okunamaz iddiaları var Hocam, onun üzerine konuşuyorduk.

ADNAN OKTAR: Yok yok gayet güzel okunur. Öyle bir ifade yok Kuran’da. “Ona ancak şeytanlar dokunamaz” diyor Allah, şeytanlar yani pis olan şeytanlar dokunamaz. “Ancak tahir olanlar temiz olanlar dokunabilir” diyor. Müminler, efendim Müslümanlar dokunabiliyor. Yani şeytan etki edemez, şeytanın bir müdahalesi olmaz. Anlatmak istenen odur.

SEMİH MERİÇ: Hocam, siz “Mümin Kuran’ı alıp başucuna koyar, onunla birlikte uyur bile” demiştiniz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Yani Kuran okurken abdest alacaksınız diye bir ifade yok. Kuran’da öyle bir ifade yok. Namaz için vardır, namaz. “Namaz kılmadan önce abdest alın” diyor. Ama Kuran okumadan önce abdest alın diye bir ifade yok.

Ne diyelim? “Dostluk sevgi birliğinde” diyelim, evet.

 
Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İki gün önce Diyarbakır’da polis ekibini taşıyan aracın geçişi sırasında PKK’lı teröristlerce düzenlenen bombalı saldırıda şehit olan Polis Memuru Şenali Ocak’ın cenaze namazı kılındı. Binlerce İzmirli şehidimizi uğurlamaya geldi. Şehidimizin resimleri var. Ülkücü selamıyla bir fotoğrafı var. Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Benim aslanım kabadayının hasıymış. Yiğidin delikanlının hasıymış.

KARTAL GÖKTAN: Şehidimizin çocuğunun da bir resmi var tabutunun başında.

ADNAN OKTAR: Severim ben onun tatlılığını güzelliğini. Nasıl güzelmiş nasıl yakışıklıymış, maşaAllah. Allah ona uzun ömür versin. Babasını da tebrik ediyoruz aslanımızı kabadayıyı. Allah şehadetini makbul etsin kabul etsin. O şerefle bizleri de şereflendirsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Reina saldırısını gerçekleştiren teröristin yakalanma operasyonunda, saldırıda şehit olan Polis Memuru Burak Yıldız’ın çevik kuvvette görevli olan ağabeyi Murat Yıldız da katılmış. Şehidimizin ağabeyi, kardeşini şehit eden katili yakalayan polisler arasındaymış. Ağabeyiyle birlikte çekilen fotoğrafı var şehidimizin. Soldaki şehidimiz Burak Yıldız, sağdaki ağabeyi Murat Yıldız.

ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah ikisini de güzellik içinde yaratmış, biri mücahit biri şehit, güzel. İkisi de cennet kuzusu, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan yargı mensuplarına hitaben yaptığı konuşmada hukukçuları, cezaevinde tutuklu olup da itirafçı sıfatıyla çeşitli açıklamalar yapan FETÖ mensuplarına karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı. “İçeride olanlardan çok iyi tanıdıklarım var. İtirafçı namıyla ortaya çıkıyorlar, bunlar doğru konuşmuyorlar. İtirafçı diye aldatmacayı oynuyorlar. En tehlikeli olan bu. Bunların bir kısmıyla baş başa görüşmelerim oldu. Başbakan olarak bana söylediklerine baktığım zaman şu anki ifadeleri tamamen aykırı ifadeler.”

ADNAN OKTAR: Tabii bu hususları da göz önünde bulundurmak lazım. Her şeyin bir çözümü olur. Hepsine bir kolaylık getirilir tedbir alınır. Tayyip Hocam öyle diyorsa bir bildiği vardır boş yere söylemez.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Eskiden CIA adına çalışan Alman Gazeteci Udo Ulfkotte, batılı ve Türk gazetecilerin bir kısmının İngiliz ve Amerikan istihbaratı tarafından direkt olarak kontrol edildiğini açıklamış ve bu konuda yüzden fazla ajanın ismini deşifre ettiği “Satılmış Gazeteciler” adında bir kitap çıkarmıştı. Bu kişi iki gün önce evinde ölü bulundu. Bu kişi açıklamalarında, İngiliz gizli servisinin Wilton Park adındaki eski bir kalede gazetecileri toplayarak eğittiklerini ve bunların arasında The Economist gibi ünlü gazetelerin muhabirleri olduğunu açıkladı. Bu konuyla ilgili bir video vardı.

ADNAN OKTAR: Evet. Yine İngiliz derin devletinin seri cinayetlerinden bir tanesini daha gördük. Haftalardan beri İngiliz derin devleti kudurdu. Peş peşe peş peşe kesintisiz cinayet işliyor. Hadislerde de onun bu katil yönü belirtilmiş. İnsanlara karşı tavrı bu yönde.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakırlı şehidimiz Şenali Ocak’ın akrabası ve babasının bir konuşması vardı video olarak.

ADNAN OKTAR: PKK’nın yapacağı pek bir şey kalmamış gördüğüm kadarıyla. Bak görüyor musun kabadayıları aslanları? Üslubun mükemmelliğine bak. Aylardan beri anlattıklarımızın aynısı. Demek ki etkimiz çok güzel oluyor. Demek ki bu millet iman Kuran ışığıyla sarılmış vaziyette. Cenab-ı Allah hidayetiyle sarmış.

Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, siz buyurun önce.

KARTAL GÖKTAN: Reina katliamcısının polis operasyonunda polise direndiği için polisler fiziki olarak müdahale etmek zorunda kalınca, köşe yazarları bu olayı işkence gibi gösterip hükümeti suçluyorlar. Ahmet Hakan, “Hukuk devletinde işkence olmaz. Biz bireyler gaza gelebiliriz ama devletin gaza gelmeye hakkı yok” dedi. Oda TV Yazarı Şivan Okçuoğlu ise, teröristin işkenceye maruz kaldığını iddia ederek bu durumun sağlıklı zihinleri rahatsız edici nitelikte olduğunu söyledi. Ayrıca teröristin yüzü-gözü şişmiş fotoğrafının devleti zor durumda bırakacağını öne sürdü. “Suçlulara gösterilen bu tavır karşısında Fethullah Gülen’in iadesini beklememiz hayal olabilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Apayrı konular. Fethullah Gülen’in iadesi. Ne bağlantı mantık? Hani o gelecek de Fethullah Gülen’i de dövecekler, dövmemeleri için gelmemesi gerekir mantığında. Şimdi, teröristte nasıl bir ortam oldu, evet adamın eli-yüzü şişmiş doğru. Ama yani mesela ani atak yaptıysa saldırdıysa falan polis can havliyle kendini korumuş da olabilir. Veyahut başka türlü olabilir. Biz görmediğimiz bir şey yani bilmiyoruz. Böyle bir şey, tamam uyarmak iyi yani basının yaptığı güzel. “Aman dikkatli olalım” falan desin. Buna sessiz kalınması olmaz. Sessiz kalma riskli olur. Ama yani “polis işkence yaptı” demek şüpheli. Biz orada hüsnü zan etmek durumundayız. Çünkü çok vahim bir durum var. Zaten sağ yakalamışlar. Adam ne yaptı acaba? Kendi konuşabilir, kendi ifadesinden de anlaşılabilir. “Beni dövdüler” falan diyorsa onu ciddiye alabiliriz öyle bir şeyi. Ama böyle adamları yakalamak da kolay bir şey değil. Öyle hasarsız adamı yani saçı bile bozulmadan düzgün yakalamak. Adam psikopat zaten şakası olmaz öyle tiplerin. Polisin zaten çok büyük başarısı, onu normalde vurarak falan yakalarlar. Ağır yaralı falan yakalanıyor. Yine büyük başarı. Hüsnü zan ederiz, polisimize hüsnü zan ederiz ama işkence konusunda basın çok hassas olsun bu doğru. Biz bu konu için demiyoruz ama genel olarak çok hassas olsunlar. Aman sakın aman sakın. Adamı yakaladığında evire çevire dövme bilmem ne falan bunlar kesinlikle olmaz. Ama polis böyle bir şey yapmıştır dememiz hiç uygun düşmez. Çünkü adamı sağ yakalamışlar. Bir dövmeye kalksalar ağzını burnunu her yerini kırardılar öyle olmazdı. Tek bir tarafından ağır bir darbe almış. Acaba onunla mı yakaladılar yani o şekilde mi yakalayabildiler? Mesela çok şiddetli direnmiş de olabilir, belli değil. Her halükarda hüsnü zan edelim. Ama şiddetle işkencenin üstüne gidelim. İşkencede zamanaşımı asla kabul edilmesin. Bütün davalar teker teker düşüyor işkencede zamanaşımından. Halbuki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne biz uyduk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi işkenceyi zaman aşımına sokmayı yasakladı kalktı. Türkiye’de de bu titizlikle uygulansın. Bu konuda çok titiz davranılması gerekiyor. İşkencede zamanaşımı olmaz. Bütün dünya buna karşı. Avrupa karşı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karşı. Biz de bu sözleşmeyi kabul ettiğimize göre biz buna uyalım. İşkenceye sıfır tolerans devam etsin. İşkence şüphesinde de basın üstüne gitsin. Bu polisi töhmet altında bırakmaz bir şey olmaz. Eğer susulursa işkence yeniden hortlayabilir. Ama oradaki şartlar gerçekten çok zor. Bu manyak adamın yakalanmasındaki şartlar çok zor. Hasarsız onu yakalamak ben bilmiyorum müthiş yetenek ister. Muazzam yetenek ister. Çok çok zor. Nasıl olur, adam deli yani manyağın teki.   

Tayyip Hocamız’ın hükümetinden sonra işkence davalarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden Türkiye’nin aldığı cezalar bayağı azaldı. Ama eski işkence davaları teker teker zamanaşımına giriyor. Buna müsaade edilmesin. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunu ortadan kaldırdı. “Zamanaşımını kabul etmiyoruz” dedi. Geçmişe yönelik hüküm verdi. Buna Türkiye uysun yani mahkemelerle uysun. Uymalı çünkü anlaşmamız var. Mahkemeleri bağlayan bir husus bu, ben böyle biliyorum.  

“İşkencede zamanaşımına hayır” diye bir etiket yapalım. Çünkü işkence çok büyük bir insanlık suçudur. Teker teker zamanaşımından bu davalar düşüyor. Böyle bir şey olmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bağlı olduğumuza göre, onun kanunlarını kabul ettiğimize göre buna uymamız gerekir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Meral Akşener bir süredir sessizliğini koruyordu. Ancak dün Aydınlık Yazarı Sabahattin Önkibar’a bir röportaj verdi. Yaptığı röportajda, Sayın Devlet Bahçeli’nin kendisi üzerinden hükümetle pazarlık yaptığını iddia etti. “Kesin bilgi olarak söylüyorum; Devlet Bahçeli ‘verin Meral Akşener’i alın başkanlığı’ diyerek pazarlık yapmış. Devlet Bahçeli benim tutuklanmam için bile pazarlık yapmış” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Yok, Sayın Bahçeli kibar, saygılı, nezaketli, asil bir insandır. Böyle riskli, tehlikeli, gayriahlaki işlere hiçbir şekilde girmez. Ama kuşku duymuş olabilir Sayın Meral Akşener. Bir vesveseden ibarettir, inanmasın. Sayın Bahçeli bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a, Allah’a, Kitap’a adamış, devlet terbiyesiyle yetişmiş efendi bir insandır. Dünyadan geçmiş bir insan. O tip pazarlık içine girmesi mümkün değil. Ama tabii birçok şeyin neden olduğunu bilmiyoruz şu an. Ben mesela bu anayasayla ilgili hususların gerekçesinin açıklanmamasını anlayamıyorum. Öğrenmek istiyoruz öğrenemiyoruz. Hangi madde neden böyle olması gerekiyor? Sadece gözü kapalı kabul edin diyorlar bize. Kabul edersek samimi olur mu bu? Bunun mantığı ne yani gözü kapalı nasıl kabul edelim? Mantığını söyleyin ona göre kabul edelim.

2004 yılında yapılan anayasa değişikliğinde zaman aşımı dolmamış davalarda zaman aşımı hükmünün uygulanamayacağı kabul edilmişti. Anayasa değişikliğinde var bu 2004’teki. Onun için bu titizlikle uygulansın.

Hrant Dink’in vefatının 10’cu yılıymış bugün. Çok acı bir olay tabii. Orada masum bir insanın, savunmasız bir insanın sokakta vurulması boylu boyunca yere serilmesi bütün Türk milletinin vicdanında yara. Ayakkabısında geniş bir açıklık var yırtık, üstüne gazete kağıdı serilmiş dehşet verici bir görüntü. Bir de bu insan Türkiye’den yana bir insan. Vatandan, milletten, bayraktan yana bir insan, mazlum bir insan, konuşmaları dürüst. Bunu çekip-vurmanın hiçbir mantığı yok. Ve hiçbir mantıkta da insan vurulmaz. Fikriyle tartışırsın, kabul etmiyorsan “etmiyorum fikrini” dersin. Bırak konuşsun. Çok çirkin oldu, çok yanlış oldu. Bütün Türk milleti bu konuda vicdanen rahatsız. Çok yakışıksız bir hareket oldu. Kendisi de eşi de yetimhanede büyümüş mazlum bir insan. Yani onu vurmanın alemi ne? Yazık günah yani. Vatanını sevdiğini söylüyor, Türkiye’yi sevdiğini söylüyor, bölünmeye karşı, Ermeni iddialarına karşı, ne istiyorsun ne istiyorsun yani? Bir de bir insanı sırtından vurmak çok çirkin çok ayıp, vicdansızlık ve zulüm. Hrant Dink çocuk caddede emin bu vatanın bir evladı olarak göğsünü gere gere gidiyor, çekip sırtından vuruyorsun. Ne kadar büyük günah. Ne kadar büyük günah yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli uygulamada başkanlık sistemiyle parlamenter sistem arasında çok büyük bir fark olmayacağını söyledi. Şöyle söylüyor: “Zaten şu anda başbakanlık kararnamelerle devletin yapısını güncelleyebiliyor. Ayrıca bakanları kim atıyor, başbakan. Sistemi değiştirince cumhurbaşkanı atayacak. Şu anda mecliste bir muhalefet milletvekili ‘ben bir yasa teklifi verdim kabul edildi’ desin amenna. Ama böyle bir şey yok. Öbüründe de olmayacak. Ülkeyi düşünen yok. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili olarak bir takım şeyler söyleniyor. Ben de ne söylemişsem arkasındayım, değişen bir tane cümlem yok. Ama bir de Türkiye gerçeği var” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama Sayın Bahçeli biraz açıklama yapsa “şunu şu yüzden kabul ediyoruz, şunu şu yüzden.” Yani maddeler hakkında biraz açıklama yapsa biz ona güveniyoruz ama hiçbir şey bilmiyoruz şu an. Ortada gezinen şeyler nedir, bu olayların sebebi nedir, amaç nedir bunda, bu bize ne getirecek, neden böyle olması gerekiyor üç beş kelime olsun bize bilgi verse çok memnun oluruz. Biz onun sahip olduğu bilgilere de sahip değiliz. Riskliyse desin ki “size ben söylemek istemiyorum bu bir devlet sırrı ama bunu yaparsanız devlet millet için hayırlıdır” tamam amenna kabul ediyoruz. Ama bilinmesinde bir mahsur yoksa söylesinler bilelim.  

Kadınların güzel olmasını istemeyen büyük bir kitle var. Ondan sonra da homoseksüellik çığ gibi yayılıyor. “Ne istiyorsun?” diyoruz “bakımsız olmasını istiyorum” diyor. Saçını boyamayacak, kaşını almayacak, gösterişli olmayacak erkek çocuğu gibi olacak ama bakımsız olmasını istiyor, bakımsız erkek çocuğu gibi. Ondan sonra da homoseksüellik oğlancılık çığ gibi yayılıyor. Bu sefer erkek çocuklarına ufak el kadar erkek çocuklarına sulanmaya başlıyor kıllı-kılçıklı herifler. Halbuki kadın sevgisi hakim olsa, kadın güzelliği hakim olsa hem kadına karşı saygı da artar, çok değerli de olur, nezaket de gösterirler. Kadın güzelliğini suç haline getirdiler. Kadının cazibeli olmasını suç gibi gösteriyorlar. Kadın itici olursa “hah çok efendi namuslu iyi” diyor  iticiyse. Cazibeli ve güzelse “aman aman aman bu yanlış yolda.” Çok büyük hata bu, çok çok büyük bir hata.

Kadınlar güzel olsunlar çekici ve cazip olsunlar. Bu adamlara kimse aldırmasın. Aksi durumda homoseksüellik çığ gibi yayılır ve yayılıyor. Görüyorsunuz dünyayı yutmak üzere neredeyse. Buna müsaade etmeyeceğiz. Fıtratı bozdurmak doğru değil. Erkek erkeğe benzeyecek, kadın da kadına benzeyecek. Diyor “makyaj aşırı.” Kardeşim, bunun ölçüsü ne, aşırı ne demek? Kadına yakışan makyaj makyajın esasıdır. Onun istediği, makyajın da itici olmasını istiyor. Makyaj olacak ama itici olacak, soğuk olacak yani onu kadın gibi göstermeyecek bunu istiyor. Bilhassa çirkin kadınlar bu konu üstünde çok titizler. Bir de homoseksüeller çok titizler. Kadın güzelliğine karşı olan, kadınların bakımlı böyle cazibeli olmasına en çok bozulan iki sınıf var. Bir çirkin kadınlar, böyle kilolu işte dünyadan geçmiş, kendi tabiriyle hayatı kaymış tipler, ikincisi homoseksüeller. Bir de oğlancılar falan, işte o takımın devamı. Bunlar şiddetle karşı yani kadın düşmanı bunlar. Kadınların güzel ve cazibeli olmasını istemiyorlar. Bin bir türlü bahaneleri var, bin bir türlü iddiaları var. Bunların hiçbirine itibar edilmez. Erkek istediği gibi yakışıklı olur, bunun bir limiti yoktur. Kadın da istediği gibi cazibeli ve güzel olur, bunun da bir limiti olmaz. Mühim olan saygı duyulması, değer verilmesi, iffetli olmasıdır bu olduktan sonra bitti.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Donald Trump’ın Başkan Yardımcısı Mike Pence homoseksüel karşıtlığıyla tanınıyor. Resmini görebiliriz. Pence, yemin töreninden sonra başkan yardımcılığı konutuna taşınacak. Taşınmadan, evinin önünde yüzlerce homoseksüel dans partisi yaptılar. Ve protesto ettiler.

ADNAN OKTAR: Hiç etkilenmesin sonuna kadar yanındayız. Doğru yolda. İncil’e göre, Tevrat’a göre, Kuran’a göre homoseksüellik ahlak dışı bir harekettir, çirkindir, iğrenç bir fiildir, Kuran, Tevrat ve İncil’e göre. Hiç füturunu bozmasın doğru yolda. Sayın Trump da doğru yolda devam etsin.

Peygamber Efendimiz (sav)’in kızı Fatıma (ra)’ya hitaben “Ey Fatıma herhangi bir kadın güzel bir şekilde süslenir, güzel bir elbiseyle evinden çıkarak insanların dikkatini üzerine toplar ve kendisine bakmalarını sağlarsa yedi göğün ve yerlerin melekleri ona lanet eder” buyurmuşlardır. Uydurma bir hadis. Niçin böyle bir şey olsun? Erkekler süsleniyor mesela Peygamberimiz (sav) süsleniyor süslü giyiniyor, saçlarını ortadan ayırıyor yağ sürüyor pırıl pırıl parlıyor saçları. Ve iki taraftan örüyor, gözlerine sürme çekiyor gayet yakışıklı üstü başı. Niye? İnsanlar beğensin diye yapıyor Peygamberimiz (sav). Yani etkileyici olsun diye yapıyor. Kadınlar da öyle son derece bakımlı ve tertemiz oluyorlar. Ha fitne tehlikesi varsa, kadının iffetine hayatına bir taarruz mevzubahisse o zaman tamam. O zaman zaten çarşafa giyip bürünecek. Yani süsü olur her şeyi olur ama onu çarşafla tamamen kapatır yüzü de dahil olmak üzere. Ama bir risk yoksa kadın niye süslü gezinmesin, niye güzel olmasın? Süslü ve güzeldi o devirde kadınlar. Hatta bak Cenab-ı Allah diyor ki Peygamberimiz (sav)’e “gördüğün kadınların güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de, ne kadar onlardan etkilensen de” diyor bak Allah ayette “onlarla bundan sonra nikahla evlenmen sana olmaz” diyor. “Ama o kadınlar kendini mülkiyemin olarak kendilerini sana verirlerse, sen de onları alırsan o ayrı” diyor Allah. Ama bak diyor ki “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de, ne kadar etkilensen de” diyor. Bakıyor Peygamber (sav) görüyor etkileniyor güzel görüyor ayet Kuran ayeti söylüyorum. “Güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de bundan sonra onlarla nikahla evlenmek sana olmaz” diyor Allah. Yani mehir verme. Çünkü onda maddi yönden Peygamber (sav)’i sıkıştırıyorlar. “Ama mehirsiz evlenecek kadınlar varsa, kendini hibe edecek mülkiyeminle o tamam” diyor Cenab-ı Allah “onlar helal sana istediğin kadar alabilirsin” diyor. Peki buradaki ayeti niye inkar ediyorsunuz? Peygamber (sav) kadınları görüyor beğeniyor ve alıyor. Ayeti inkar edebilirler mi? Edemezler. Mesela kadın elinin bakımlı ve süslü olmasını söylüyor Peygamberimiz (sav). Oje gibi ellerini süslemelerini söylüyor. “Bu el kadın eli mi erkek eli mi?” diyor. Kadın elini uzatıyor. Diyorlar “kadın eli” etrafındakiler. Kasten söylüyor Peygamberimiz (sav) biliyor da yani mahcup etmek için söylüyor. “Öyle olsaydı tırnaklarına kına sürerdi” diyor “süslerdi” diyor. Peki bu görünmeyecekse Peygamber (sav) bunu niçin söylesin? Bak “ellerine kına sürsün tırnaklarına kadın eli olduğu anlaşılsın, güzel olsun elleri” diyor. Sen ne diyorsun? “Bu yasak” diyorsun.

“İşkencede zamanaşımına hayır” ne oldu?

BÜLENT SEZGİN: Şu an bir numara Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet. Bu zamanaşımı olayı olmaz işkencede. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kesinlikle bu konunun uzatılmamasını istiyor. Zaman aşımını kabul etmiyor. Bütün Avrupa’da uygulanıyor, Türkiye’de de uygulanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi görüşünü bildirdi. Türkiye’nin de anlaşması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne uyacağına dair. O zaman uysun uygulansın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Siz, iki gün önce şöyle demiştiniz: “Reina saldırganı hakkında ilginç durumlar var. Normalde IŞİD militanları yakalanma durumu oluştuğunda kendilerini ve bulundukları yeri bombayla patlatırlar. Allah polisimizi korudu” demiştiniz. Ahmet Hakan bu açıklamanızın ertesi günü haber programında “bu teröristle normal IŞİD’çiler arasında farklılıklar var” diyerek bazı maddeler sıraladı: “IŞİD militanları çatışarak ölür. Üzerindeki bombayı patlatır. Bu katil ise teslim oldu. Katilin sigara içerken görüntüleri var. IŞİD ise sigara içenleri cezalandırıyor. İyi eğitimli olan katilin evinden iki tabanca çıktı. IŞİD militanlarının genellikle ağır silahları olur. Evli olduğu bilinen militan IŞİD’in çok sert kurallarına rağmen iki kadınla aynı evi paylaşmış. Katliama giderken cebinde taksi parası bile olmayan katilin evinden 197 bin dolar çıktı. IŞİD militanları para için eylem yapmıyorlar. Bu da bir başka fark. Bu farklara baktığımızda aklımıza birçok soru işareti geliyor” demiş Ahmet Hakan.

ADNAN OKTAR: Evet, bu olay baştan sona karanlık. Çok garip. Garip derken bu ifadeler eğer doğruysa hayret edecek bir durum ortaya çıkıyor. Ama bu eninde sonunda aydınlanır.

Amerika’daki züppeler yine Trump’la ilgili böyle çirkin hakaretlerle kendilerince dalga geçiyorlar. Tabii bir kısmı için söylüyorum. Bu entel dantel İngiliz derin devletinin züppeliğiyle netice alacaklarını zannediyorlar. Züppelik itici bir eylemdir. Züppeyi kimse sevmez. Türkiye’de de İngiliz derin devletinin yetiştirdiği züppeler var halka çok etki edeceğini zannediyorlar. Bazı cahiller hakikaten onlardan korkup yılıp saygı duyarlar ama normalde züppeden hep tiksinilir, pislik adam olarak uzak durmak ister insan. Huzursuz olur insan züppenin yanında. Züppe kendinin etkileyici olduğunu düşünür ama normalde nefret edilen bir insandır.

Allah'ın hikmeti her biri birbirinden güzel ve her biri birbirinden nurlu ama tabii nursuz, kirli, iffetsiz, saygısız, akılsız, imanı zayıf, dengesiz tipler sizlere akıl almaz haset ediyorlar. Yüzündeki o iğrençliği görüyor aynada, o kiri karanlığı görüyor, sizin o pırıl pırıl aydınlık yüzünüzü de görünce nevri dönüyor. Ne diyeceğini şaşırıyor, ağzından köpükler çıkarak, şeytan kokuları ağzından çıkarak böyle kükürt dioksit kokuyor ağzı amonyak ve kükürt dioksit yani tam böyle şeytanın kokusu onunla bir şeyler söylüyor, o sizin değerinizin ne kadar yüce olduğunu gösterir. Şeytan ne kadar böğürüyorsa siz o kadar yücesiniz demektir.

Evet dinliyorum Fikret Efendi.

KARTAL GÖKTAN: Allah'ın kusursuz yaratma sanatına bir delil olarak şeffaf canlılar var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Diyanet de şeffaf olun diyor sürekli, bak bunlar uymuşlar şeffaflığa ama çok şekerler.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Oda TV Yazarı Nihat Genç, evrim teorisinin müfredattan çıkartılmasını eleştiren şöyle bir yazı yazdı; “Bu kendi dinini bilmeyenlerin cehaletidir, nihayet yobazlık devlet oldu. Darwin türlerin gelişimini mutasyonla yani biyolojik formlarla uğraştı. Darwin'i rahat bırakın, Darwin bilinçle uğraşmadı, hayvanla insan arasındaki boşluk bilinçtir, büyük soru bilincin yani akıl eden, muhakeme eden, düşünen, bekleyen, sabreden, hesap edebilen, sorumluluk alabilen insanın ortaya çıkışıdır.”

ADNAN OKTAR: Allah melekleri yaratmış evrim var mı burada? Yok. Cinleri yaratmış, evrim var mı diyorsun yok diyor. Şeytanları yaratmış, evrim var mı diyorsun yok diyor. Peki cennette var mı? diyorsun, cennet ehli dirildiğinde, cennette 'hepsi birden aynı anda kalkacaklar' diyor Allah ‘çekirgeler gibi’ orada evrim var mı? Orada yok diyorsun. Kalubelada var mıydı? İlk insan yaratıldığında kalubelada, ilk insanlar orada yaratıldı değil mi kalubelada oradan biz dünyaya geldik, orda da yok diyor, orada da bedenliydik orada da yok diyor. Hiçbir yerde kabul etmiyorsun bir tek burada var diyorsun, buna kimse inanmaz. Allah ahseni takvim “en güzel surette ve kusursuzca yarattım” diyor, öyle eciş bücüş konserve tenekesi gibi, çöp kutusunda bulunmuş gibi karmakarışık milyonlarca mahlukatın arasından tesadüf üstüne tesadüf, tesadüf üstüne tesadüf o şekilde yaratmadı Allah. Bunu bize kakalama olarak anlatmaya kalkıyorsunuz ama 700 milyonun üstünde fosil var, bu fosillerin hepsi mükemmel ve hiçbirinde ara fosil özelliği yok. Bize bilimle gelecekler, bir protein tesadüfen olabiliyor mu? Olamıyor, bir proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var bütün bilim kabul ediyor bunu bitti o zaman bir yaratıcı var. Fosillerde herhangi bir şekilde evrime dair bir delil buluyor muyuz? Yok, o zaman bitti. Orada yok burada yok nereden çıkarıyorsunuz o zaman? Bir akıllı derler bir şey atar bin kişi içinden çıkamaz, böyle olmaz bizimle konuşan bilimle konuşacak. Peki biz paleontolojik delilleri sunabiliyor muyuz? Biyoloji kitaplarında öğrencilere okutabiliyor muyuz? Öğrencilere paleontolojik deliller gösterebiliyor muyuz? Fosil sergisi açabiliyor muyuz? Yok yasak. Proteinin molekül yapısını öğrencilere gösterip bunun bilimsel imkansızlığını anlatabiliyor muyuz? Tesadüfen olmasının imkansızlığını, mümkün mü? Değil, yasak. Ne serbest? Evrim teorisini anlatmak serbest. Evrim teorisi ayrıca müfredattan kaldırılmadı adı değiştirildi. Evrim demiyor adam canlılar nasıl meydana geldi adını değiştiriyor sadece, evrim kelimesini kullanmadan evrim anlatılıyor ve Allah'ın yarattığını iddia edenler de var diyordu bir ara biyoloji kitaplarında, bir kelime Allah'ın canlıları yarattığını iddia edenler de var diyordu onu da kaldırmışlar. Dolayısıyla Nihat Genç'in dediğinin tam tersi bir gelişme var. Fosil var mı buralarda? Getir.

KARTAL GÖKTAN: 25 milyon yıllık yengeç fosili.

ADNAN OKTAR: 25 milyon yıllık.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Taşlaşmış yengeç fosili, var mı değişiklik? Yok. İşte bizim istediğimiz bu, bakanlık bu fosilleri gençlere gösterecek ve sergileyecek. Bunun yapılması yasak Türkiye'de, bunun serbest hale gelmesi lazım, bilimden korkmasınlar, gerçeklerden korkmasınlar biz hurafe dinlemek istemiyoruz. Sümerlerden, Akatlardan kalan putperest hikayelerle yaşamak istemiyoruz, bize bilim sunacaklar, bilimin delillerini sunacaklar. 700 milyonun üstünde fosil var, Türkiye'de 1,5- 2 milyon fosil var bunları üniversite öğrencilerine gençlere gösterelim ve proteinin moleküler yapısını, kofulları, mitokondriyi gösterelim bunların tesadüfen teknik olarak imkansız meydana gelemeyeceğini söyleyelim.

Evrim teorisini anlata anlata onu saygın hale getirdiler mesela Abdullah Öcalan'ı da bir ara anlattılar adamı saygın hale getirmeye kalktılar, PKK'yı saygın hale getirmeye kalktılar ve özellikle evrim teorisini. Kardeşim Akatlardan, Sümerlerden, Hititlerden kalma bir putperest teorisi, putperest inancı ama en berbatı, bütün canlıların her şeyin tesadüflerle oluştuğunu iddia eden onu savunan bir teori, buna nasıl inanıyorsunuz ya koskoca adamlar, bir de saygı duyuyorsunuz. Bunlar uydurma hurafe bak şuradan şüphelenin; Paleontolojik deliller, yüz milyonlarca olduğu halde sergilenmiyor ve size gösterilmiyor, bilin bakalım niye? Bundan şüphelenmek aklınıza gelmiyor mu? Adam sana niye göstermiyor fosil delillerini bir şüphelensene, ana deliller senden saklanıyor, fosil varsa sergiler adam niye göstermiyorsun? Bak gizleniyor bütün dünyada gizleniyor fosiller, hiçbir yerde dünyanın hiçbir yerinde insanlara gösterilmiyor 100 milyonlarca fosil, bak sergilense bitecek herkes görüp bitecek konu. Biz fosil sergisi yaptığımızda basıp kırıp ısırıyor adamlar görüyorsunuz. Millet hayretlerle karşılıyor ya diyorlar fosil  var mıydı diyorlar, gözlerine inanamıyorlar. Var milyonlarca milyarlarca hatta trilyon hesabıyla fosil var ama gizleniyor buradan anlayın, en güçlü delil bu olarak düşünün. Proteinin yapısını size hiç anlatan oluyor mu? Anlatmıyor. Protein tesadüfen meydana gelemez, dantel gibi çok karmaşık bir madde, mutlaka bir proteine ihtiyaç var protein olması için yani proteinin tesadüfen olması imkansız. Bir güç tarafından yaratılmadıktan sonra olmuyor dolayısıyla bir oyun oynanıyor, bu oyuna kimse gelmesin. Diyanet’in de gıkı çıkmıyor, kimsenin gıkı çıkmıyor destekliyorlar. İngiliz derin devletinin ortaya attığı bir fikir ekolü bu, İngiliz derin devleti Darwin kanalıyla dünyayı dinsiz yaptı ateist yaptı konu bu, bu oyuna kimse gelmesin böyle bir şey yok. Dediklerim doğru bak eğer şüphe eden varsa düşünsün ya desin yüz milyonlarca fosili bize niye göstermiyorlar? Hiç kuşkulanmıyor musun? Dağa taşa sığmaz ya fosiller. Sana bu gösterilmiyor, biraz şüphe et. Hepsi çünkü değişmemiş, olduğu gibi duruyor. Adam diyecek ki “bunun neresi değişmiş?” diyecek bakan. Bak, büyük bir oyun oynanıyor dünya çapında. Yedi yüz milyon fosil var ele geçmiş halen hazır. Bak, sana bir tanesini bile göstermiyor adamlar. Hiç gören oldu mu bizim sergilerimizin dışında? Kimse bir yerde fosil görüyor mu? Göremezsiniz, gizleniyor. Bütün dünya çapında gizleniyor. Bir oyun oynanıyor. Dünyayı İngiliz derin devleti ele geçirmiş durumda. İngiliz derin devleti fosillerin sergilenmesini engelliyor. Çin’de adamları asıyorlar, fosil ele geçiren adamları asıyorlar. Yasak. Kimse fosillere el süremiyor. Bazı dağlar var fosil dolu. Askeri bölge ilan ettiler. Kimse giremiyor oralara, fosilleri alacaklar diye. Aslında Homo Sapiens insan kafatası da bulunuyor, bulunduğunda anında parçalıyorlar. Büyük bir oyun oynanıyor, etmeyin çatmayın, Yani olayı anlayın artık. Fosillerin sergilenmemesi çok büyük bir oyun. Bak, bütün dünya çapında yasak sergilenmesi, buradan anlayın.

EBRU ALTAN: Daha önce de yetmiş yıl Kambriyen dönemine ait fosilleri saklamışlardı. Canlıların aniden kompleks şekilde ortaya çıktığını gösteren fosillerdi bunlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ya kardeşim bak, bir protein yapmak için enzim olarak hareket eden altmış özel protein gerekiyor bir proteinin meydana gelmesi için, yani mümkünü yok imkansız. Yani yaratılışın dışında imkansız. Bütün bilim adamları biliyor, herkes biliyor. Oyun oynanıyor insanları dinsiz yapmak için, bu oyuna kimse gelmesin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’daki pek çok Hollywood ünlüsü Trump’un yemin törenine katılmayacaklarını açıklamıştı. Trump davete katılmayacağını açıklayanların birçoğunun zaten törene davet edilmediğini ve törende ünlüleri değil halkı görmek istediğini söyledi. Ayrıca ülkesindeki medyanın yalan haber yapmasını eleştiren Trump, “Twit atmayı sevmiyorum. Yapacağım başka işler var ama medya bana karşı hiç dürüst değil. Karşı koyabileceğim tek yol bu” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Bütün İslam alemi yanında, Türklük alemi de yanında, Türkiye de yanında ve Çin ve Rusya, hepsi yanında. Gönlü çok rahat olsun. İngiliz derin devletine karşı, deccaliyete karşı onu destekleyeceğiz. Mehdiyet’in hıfzı emanında inşaAllah. İsa Mesih’in Seyyidina İsa Mesih ibni Meryem’in manevi tasarrufu altında. Hz. Hızır (as)’ın desteği onun üstünde. O doğru yolda devam etsin. Kafasını hiç yormasın.  Sonucuna baksın.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan cemaatin ülkeye kurduğu tuzağı çok geç fark ettiklerini belirterek şöyle bir açıklama yaptı: “Ülkemize, milletimize ve şahsımıza kurulan tuzakları geç gördük. Yargıda yaşanan sıkıntılar da bunlarla alakalıdır. Türkiye’nin darbecilerle mücadelesi için yargıya verdiğimiz desteği istismar ettiler. Suçluyla suçsuzu aynı çuvala dolduran anlayışın adalet tesis etmesi mümkün olmamıştır. Yargıya müdahale edemezdik. Kritik görevdekilerin örgüt emriyle bu işleri rayından çıkardığı ortaya çıkmıştır.

ADNAN OKTAR: Evet ama gönlü rahat olsun. Onların bir gücü olmaz. Yani sürekli Mehdiyet’in zıl ve gölgesi hissediliyor. Hz. Hızır (as)’ın gücünü Allah gösteriyor. Seyyidina İsa Mesih’in duası, nefesi de her yerde hissediliyor.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Makalem evet.

KARTAL GÖKTAN: 1952 yılında kurulmuş ve İngilizce olarak en fazla okuyucu kitlesine sahip Tayvan’ın birinci gazetesi The Chine Post’ta “Suriye için yeni dönem” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda kırk yıldır savaş ortamından beslenenlerin barış için çaba sarf eden Rusya-Türkiye ittifakını güçsüzleştirmek, iki ülkeyi karşı karşıya getirmek için suikastlar düzenlediklerini anlatıyorsunuz.  Ancak iki ülke halkının birbirine olan güveninin bu provokasyonları boşa çıkardığını, bölgede barışı getirecek olanın da bu karşılıklı sevgi ve güven ortamı olduğunu vurguluyorsunuz.

Sasa Post haber sitesinde “Trump, Amerika-Türkiye ilişkilerinde yeni bir sayfa açıyor” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Türkiye ve Rusya’nın Trump’ı desteklemelerinin önemini ve bu ittifakın olumlu getirilerini yakın zaman içinde göreceklerini dile getiriyorsunuz.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde “Türkiye teröre yenilmeyecek” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda terörle ideolojik mücadelenin terörün fikir sistemini yok edeceğini anlatıyorsunuz. Ve terörün arkasına saklanan gizli güç olan İngiliz derin devletinin deşifre edilmesinin terörün en büyük dayanağını ortadan kaldıracağını belirtiyorsunuz.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da “Science Mag’den uydurma bir insansı masalı Denisovanlar” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda 0,5 santimetrelik bir parmak kemiği parçası ve iki dişten Darwinistlerin nasıl yeni bir tür ilan ettikleri saçmalığına değiniyorsunuz. İlkel insanın hiçbir zaman için var olmadığını, yeryüzünde insanın her zaman Allah’ın “ol” demesiyle insan olarak var olduğunu bilimsel delillerle açıklıyorsunuz.

News Rescue’da ayrıca New York Times meydanında yılbaşı öncesinden itibaren sergilenen Gelin Birlik Olalım kitabınız ve “Birlik olmak tüm dünyaya güzellik ve sevgi getirir” mesajınızı içeren ilanı haber yaptı. Haberde yılbaşı gecesi iki milyon kişinin toplandığı Times Square Meydanı’ndaki bu ilanın CNN, NBC, ABC dahil olmak üzere en büyük TV kanallarında da görüntülendiği dile getiriliyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Diyarbakır şehidi Şenali Ocak’ın akrabası ve babasının iki kabadayının konuşmaları vardı dün televizyonlarda. Kabadayıları bana göster memleket nasıl yiğit yetiştiriyor bir görsün millet. Kabadayıyı görüyor musun? Namlı kabadayı, maşaAllah. Allah şehidimizin şahadetini kabul etsin. Makamına nasıl özeniyoruz nasıl? Allah bize yatakta vefat vermesin, şahadet, maşaAllah. İmreniyoruz, iftihar ediyoruz. Allah makbul etsin, meşhur etsin, kabul etsin. Ailelerine de Cenab-ı Allah uzun ömür, bereket, huzur, iyilik, güzellik sabr-ı cemil nasip etsin.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Meclisteki anayasa oylamaları sırasında Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile CHP Grup Başkan Vekili Levent Gök’ün oy atmaya giderken el ele tutuştukları görüldü. Oylamada farklı görüş kullanacak olan bir AK Partili ile CHP milletvekili arasındaki bu yakın ve dostane durum şaşkınlık yarattı.

ADNAN OKTAR: Şimdi orada biraz durum öyle olmamış. Orada bir konuşma olmuş, o da ona şakadan elinden tutmuş yani. Ama tabii ki düşman değil, bu vatanın evlatları zaten birbirlerini severler de. CHP’ye yaklaşım AK Parti veya Saadet Partisi’nden bazı kardeşlerimiz arasında pek olumlu değil yani CHP’den gereksiz bir nefretimsi diyelim yani bir uzaklaşma var yani çirkin bir üslup kullanıyorlar. “Camileri yıktı, hocaları kesti” bilmem ne. Bırakın şimdi bunları. Bunlar laf değil. Hangi CHP’li hoca kesmiş? Hayır, yapanlar vardır. O yapanı bağlar. Kimse o. CHP’liler dindar, aklı başında, tertemiz insanlar, aydın, görgülü, bilgili insanlar. Bu yakışıksız yani bu cepheleşme üslubu gibi olan bu üsluptan bu arkadaşların vazgeçmesi lazım yani yakışıksız itici bir üslup. Hiç de inandırıcı değil ayrıca samimiyetsiz.

1878 Rus Savaşı’nın kaybedilmesinin nedeni Tuna Nehri’ndeki Türk donanmasının yaptığı hatalar. Türk donanmasın başında kim var biliyor musunuz? İngiliz Hubert Paşa var, İngiliz. Sadrazam da İngiliz hayranı İngiliz Said Paşa, bak İngiliz Said Paşa. Savaşın sonunda Rus ordusu Yeşilköy’e gelip İstanbul’u işgal edecek hale geliyor. Osmanlı’nın yenilmesine sebep olan İngiltere devreye girip Osmanlı’ya diyor ki; “Biz sizi kurtaracağız. Şu Kıbrıs’ı bize bir verin, hemen biz sizi kurtaralım” diyorlar. Apar topar Kıbrıs veriliyor. “Biz araya girdik, sizi kurtardık hadi gözünüz aydın” diyorlar. O arada da Ruslara hakim İngiliz derin devleti. Rusları çağıran da onlar. Osmanlı ordusunda subay İngiliz, donanmanın başında İngiliz var. Abdülhamit devrinde de bu böyle, daha sonraki dönemlerde de bu tip olaylar var ama en ziyade Abdülhamit devri. Rusya’da Çarlık’a hakim olmuşlar, Çar ailesine. İngiliz gelin vermişler, bir şeyler yapmışlar, Çarlık’a hakim olmuşlar, tamamen kontrollerinde. Daha hala bak, Putin Rusya’daki İngiliz derin devleti hakimiyetini kıramadı. Her yerde onların adamları var Rusya’da. Türkiye’ye saldırtan İngiltere, Türkiye’yi kurtaran İngiltere “ama Kıbrıs’ı verirseniz kurtarırız” diyorlar. Kıbrıs’ı verince de “tamam” diyorlar Rus ordusuna “siz durun” diyorlar. “Kurtardık, hadi geçmiş olsun” diyorlar. “Kıbrıs’a ne oldu?” diyoruz. “Kıbrıs’ı aldık” diyorlar, olay bu. Rus Çarı, İngiltere Kralı’nın akrabası, adamlar her şey ayarlamış.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’dan bir faaliyet haberimiz var, resimlerle gösterebiliriz. Belçika’daki kardeşlerimiz bir araya gelip Münafığın Derin Karanlığı ve Hz. Yusuf isimli kitaplarınızdan bölümler okumuşlar, Kuran okuyup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, aferin aslanlarıma. Bunlar da minikler, çok şekerler.

İlk Adnan Hoca lafını duyunca ben acayip şaşırmıştım, Nokta Dergisi’nde çıkmıştı. Çok garibime gitmişti. “Ne zaman Hoca olduk” falan demiştim. Sonradan bu sefer “Adnancı” çıkarttılar, o iyice garibime gitmişti. Ne alaka Adnancı, bir avuç arkadaşım var zaten.

Şimdi kısa bir ara verelim, akşam namazından sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

Masaüstü Görünümü