Harun Yahya

Sohbetler (23 Ocak 2017; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

EBRU ALTAN: Sohbetimize devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. 

Evet Fikret, dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ta oturan 7 yaşındaki Vezir ile 8 yaşındaki Emre kardeşlerimiz hurdalıkta buldukları PKK’ya ait el yapımı patlayıcıyı oynamak için eve götürdüler. Avluda oynadıkları patlayıcı infilak edince ağır yaralandılar. İki kardeşin hayati ciddiyeti devam ediyor. Bu tip olaylar bölgede çok sık meydana geliyor. PKK sürekli mahalle aralarında yollarda el yapımı patlayıcı bırakıyor.

ADNAN OKTAR: Ne yapılabilir? Çocukları çok iyi tembihlemek lazım. Hakikaten çocuklar öyle bir şey olduğunda çocuksu bir içgüdüyle ‘patlayacaksa ateşin içine atalım bir patlasın da görelim’ gibi oluyor. O da çok güçlü oluyor. Bazen dinamit fünyeleri oluyor küçük böyle kalem gibi ‘ne olacak bunun her tarafı bomba olsa ne olur?’ falan diye onu atıyorlar. Bayağı tehlikeli. Yahut ona benzer işte el yapımı patlayıcılar oluyor. Çok iyi televizyonlardan, radyolardan parçalar gösterilerek anlatılması lazım. Çocukların dikkatinin çekilmesi lazım. Bakanlık özel program yapsın patlayıcıların resimlerini göstererek, ateşe atmanın tehlikesi, elle kurcalamak da çok tehlikeli, elle de ateş alabilir patlayabilir. Böyle bir çalışma iyi olur. Uyarıcı programlar gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tokat’tan bir faaliyet haberimiz var, resimlerle gösterebiliriz. Farklı konulardaki 5000 adet eseriniz dağıtıldı Adnan Bey Tokat’ta. Karadeniz ve İç Anadolu bölgesinden yaklaşık 45 kardeşimiz dağıtıma katıldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah gayretlerini cennette onlara güzel karşılık olarak sunsun. Rızasıyla ödüllendirsin Cenab-ı Allah. Çok güzel. Kitap öyle hayati etki yapıyor ki anlatamam. Ben küçükken bir kitap vardı “Süleyman’ın Meseleleri” diye, bir yerde buldum küçük. Defalarca okumuştum onu “Süleyman’ın Meseleleri” çok acayip Allah’ın hikmeti kim bilir, herhalde Yehova Şahitleri getirdi tahmin ediyorum dağıtmış olabilirler. Ufacık bir kitapçık, hiç unutmam çocukluğumdan beri. Açar açar okurdum bakardım.

Kitap hoca, nereye gitse hocadır, bir mürşit, mahallede mürşit. Sokakta, evde, bahçede, bakkalda, dükkanda her yerde mürşittir. Etkisi çok büyük. Yani 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl etkisi olur ve sıçramalı etki eder ondan ona, ondan ona, ondan ona çok hayati.

Yalnız kardeşlerimiz çalışma yaparlarken maceraperest insanlar aralarına katılmak isteyebilir. Mesela adamın maddi çıkara ihtiyacı oluyor veyahut çevre edinmek istiyor heyecan için istiyor veyahut casusluk yapmak böyle fitne çıkartmak için istiyor olabilir. Önüne geleni kendi aralarına katmasınlar. Kitap dağıtacak bir insan yardımcı olacaksa dürüst olması lazım. Samimi, iyi niyetli, vatanına, milletine, devletine düşkün olması lazım, egoist bencil olmaması lazım, çıkarcı olmaması lazım, münafık tiynetli olmaması lazım. Ve maceraperest böyle deli tiynetli ne yapacağı belli olmayan insan olmaması lazım. Allah rızası için hizmet edecek, Allah rızası için yardımcı olacak. İyi niyetli ve sevecen olması lazım. Dürüst olması lazım. Kalbi Allah sevgisiyle dolu olması lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni bir kararname çıkardılar Adnan Bey. Buna göre, bu kararnameye göre inşaAllah, terör örgütlerine ya da Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunan kurumlar, kuruluşlar, vakıflar herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın bu kurul karar verebiliyor ve bunları gerekirse kapatabiliyor, görevden alabiliyor. Bunlara radyo-televizyonlar da dahil.

ADNAN OKTAR: Mahkeme kararı olmadan.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Mahkeme kararı olmamasının sebebi ne? Mahkeme kararı olsun. Adam kafasına eser hasım olur şak diye kapatır hiç gerekçesiz. Olur mu öyle şey? Mahkeme kararı olması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Ve kapatılan televizyonların mal varlıklarına el koyabiliyor aynı zamanda.

ADNAN OKTAR: Hayır canım, mahkeme kararı olsun el de koyar ne gerekiyorsa yapar ama mahkeme kararı olmadan olmaz öyle şey. Mahkeme kararından niye çekiniliyor? Mahkemelerin çabuk karar vermesi sağlansın mahkeme karar versin. Öyle şey olmaz bayağı riskli olur bu. Hükümeti yıpratır böyle şeyler. İyiye gidişat gibi görülmez böyle bir şey. Demokrasinin Türkiye’de hakim olduğu sürekli gösterilmesi lazım. Çünkü mahkemenin nesi eksik? Mahkemeye güvenilmiyor mu nedir yani? Burada kastedilen ne oluyor? İki celsede karar versin mahkeme bu kadar basit. Üst üste birer hafta arayla iki celse yapar karar verir. Mahkemeye güveneceksin. Olmaz öyle. Oraya gelen adama biz nereden güveneceğiz? Mahkemeden nasıl üstün oluyor o adam yani? Mahkeme niye güvenilmez oluyor, adam niye güvenilir oluyor? Olur mu böyle şey? Son derece mantıksız. Derhal düzeltilmesi lazım derhal. Bu hiç hayra gidişat olmaz böyle bir şey, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Papa seçim kampanyası döneminde Trump ile atışmış ve “Trump gibi köprüler kurmak yerine sadece duvarlar örmeyi düşünen biri Hristiyan değildir. Bunları söylüyorsa bu adam Hristiyan olamaz” demişti. Papa şimdi de Trump’u Hitler’e benzeten bir açıklama yaptı. Amerika’nın şu an bir krizde olduğunu belirterek “halk bir kurtarıcı arıyor. 1930 krizinden sonra Almanya da zordaydı ayağa kalkması gerekiyordu. Hitler adındaki genç bir adam ‘ben bunu yapabilirim’ dedi ve tüm Almanya Hitler’e oy verdi. Yani Hitler iktidarı çalmadı halkı ona oy verdi, ardından da kendi halkını yok etti. Tehlike bu” dedi.

ADNAN OKTAR: Canım, Trump gözümüzün önünde, anormal bir şey yaparsa uyarırız. İktidardan da alırız demokratik yöntemlerle öyle bir şey olmaz. Biz onu şartlı olarak iktidara getiriyoruz. Getiriyor insanlar diyelim. İnsanlık adına söylüyorum. Eğer hoşumuza gitmeyecek herhangi bir şey yaparsa uyarırız. Zaten oluyor uyarıyoruz yapmıyor. Mesela Müslümanlarla ilgili üslubunu değiştirdi. “Radikal İslami terör örgütleri” diyor. “İslami terör örgütü” demiyor bak “radikal İslami terör örgütü” diyor. Aklı başında konuşuyor. Öyle bir dengesizlik yapması mevzubahis olmaz. Etrafı sarılmış durumda o insanın. Üstün üstüne gitmenin alemi yok. 8 seneden beri ilk defa radikal terör ve İslam kelimeleri bir arada kullanıldı. ‘Radikal İslam’ hiç kullanılmıyordu ‘İslami terör örgütü’ deniliyordu o yüzden güzel.

Ama Türkiye, İran, İsrail, Rusya, Çin buna gücü yetmesi mümkün değil. İttifak edip kararlı olarak mücadele edecekler bu kadar açık, karmaşık zor bir yol yok.

Ne diyelim? Bir etiket yapalım “Çözüm sevgi birliğinde” diyelim.

Dünyanın kardeş olması çok kolay bir şey. Niye bunu bu kadar uzatıyorlar ben hayret ediyorum. Kavga, kepazelik çok zor. Koordinat hesap ediyor bilmem ne. Gidip havadan evleri, hanları, hamamları bombalıyorlar, hastaneleri bombalıyorlar kan revan içinde kalıyor millet. Dehşet, kepazelik, rezalet diz boyu, ambulanslarla hastaneye götürülüyor. Kardeşim, havadan yiyecek at, kitap at, çocuklara çikolata at zorunuza ne oldu ben anlamıyorum bu kepazeliğin sebebini. Bir de çok zormuş gibi gösteriyorlar. Diyoruz ki “İslam alemi birleşsin” diyoruz “nasıl olacak?” falan diyor. Bölünme nasıl oluyor peki? Bölünmenin mantığı var mı? Rüya görüyoruz adeta, bir acayiplik var. Mucize bu. Dünyanın kardeş olmaması için de bir sebep yok. Mesela bak benim canım Hırvat. Bir kısmı Hristiyan, bir kısmı Musevi, bir kısmı Rum her biri birbirinden güzel insanlar. Zorunuza ne oldu ben bunu anlamıyorum. Mesela bak, geldi buraya haham, çok efendi terbiyeli bir insan. Aklı fikri sevgi dostluk kardeşlik. Yani kepazelik çıkartmanın alemi nedir? Rezalet çıkartmanın alemi nedir?

Az evvel bahsettiğimiz kararnameyle kamuoyunda Caferilerin kanalı olarak bilinen 14 TV dün gece kapatılmış. Ne vardı acaba orada? Nasıl bir şey? Bir fevkaladelik olmasa yapmazlar Allahualem. Yani Caferi diye yapmazlar o çok büyük olay olur. Çünkü Alevi kardeşlerimizin de kanalları var, bir mantığı yok onun. Bir şey var herhalde benim anladığım. Onu bir araştıralım.

Caferilerin lideri çok sert bir şekilde hükümeti eleştiriyormuş ve FETÖ’yü savunuyormuş. Caferi diye olmuyormuş bu olay yani bundan kaynaklanıyormuş. Gülencilerle iç içeymiş. Bu nasıl oluyor hayret. Hükümet zaten bin bir türlü zorluğun içerisinde, bin bir türlü belanın içinde ilerliyor. Hükümete sert çıkmak, hükümetin ayağına çelme takmaya kalkmak yiğitlik değil ki. Yiğitlik, bu zor şartlarda hükümet edebilmektir. Bu deccalın saldırılarına karşı göğüs gerebilmektir. Tayyip Hoca tek başına deccalın saldırılarına göğüs geriyor. Bir yumruk da sen vurmaya kalkarsan bu vicdansızlık olur, zulüm olur. Sen hem deccaliyete karşı mücadele verme hem de mücadele eden insanın git sırtına vur, ayağına çelme tak. Bu vicdanlı bir hareket olmaz. Eleştiri yapıyorsan da olumlu eleştiri yapman lazım yıkıcı değil. “Kardeşim” dersin “bak şu riskli.” Ben mesela anayasada diyorum “şunlar şunlar riskli maddeler.” Bu insanlar laf-söz dinleyen insanlar. Hakikaten dinliyor değiştiriyor. Eleştiriyoruz mesela, ne dediysek yaptı hükümet şu ana kadar. Biraz zaman alıyor ama yapıyorlar. Ne diyorsak yapıyorlar.

Yazık-günah yani, tek başına olan bir insanı oturup böyle köşeye sıkıştırmaya kalkmak bilmem ne. Sen destek olacağına köstek olmaya kalkarsan bu yiğitlik olmaz. Bu samimiyetsizlik olur. Yapabiliyorsan sen gel yap. Yapamıyorsan yapanlara karışma o zaman. Bak, 60 küsur yaşında bütün dünyayı dolaşıyor. Bir oraya gidiyor bir oraya gidiyor, bu soğukta gidiyor toplantı yapıyor. Gelmedik kalmadı başına. Şehit etmeye kalktılar başka olaylar oldu yer-gök birbirine karışıyor. Böyle bir durumda vicdanlı davranıp şahsını korumak lazım. Ben AK Partili olsunlar demiyorum, AK Parti meselesi değil. Devletin başında bir insan varsa, o devletin başına saldırı varsa o devlete saldırı var demektir. Dolayısıyla makamına hürmet edeceksin, makamına saygı duyacaksın. Şahsı da bizim insanımız yani onu da ezdirmeyiz, şahsını da ezdirmeyiz. Dolayısıyla eleştireceksen vicdanlı ve samimi eleştireceksin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Danimarka ve Finlandiya’dan faaliyet haberlerimiz var. Resimlerle gösterebiliriz. Erhan, Alara ve Filiz kardeşlerimiz cumartesi günü Kopenhag’da 2250 adet Danimarkaca “evrim yalanı” broşürlerinden dağıtmışlar. Ayrıca ev sohbeti yapıp Kuran, Tevrat, İncil ve Münafığın Derin Karanlığı kitabından bölümler okumuşlar. Ayrıca yine Danimarka’daki kardeşlerimiz pazar günü de fosil sergisi düzenlemişler, maşaAllah. Finlandiya’da da Taner ve Yeşim kardeşlerimiz Forssa şehrinde 400 adet Fince “PKK Kürtlerin temsilcisi değildir.” Pori şehrinde de 200 adet Fince “fosiller evrimi yalanlıyor” broşürlerini dağıtmışlar. Taner ve Yeşim kardeşlerimiz size çok sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Her ikisini de tebrik ediyorum, aferin maşaAllah elhamdülillah. Bak bu soğukta karda kışta karda sürünerek de olsa İslam’ı Kuran’ı anlatıyorlar. Sevabı çok büyük. Tam vakti. Şimdi sevap öyle bir tane, iki tane alınmıyor, milyonla alınıyor. Kardeşlerimiz de akıllılık yapıyorlar. Allah’ın rızasına en uygun hareketleri yapıyorlar. Tebrik ederim çok iyi olmuş.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Netanyahu, İran’a yönelik olumsuz eleştirilerinin rejime yönelik olduğunu ancak İran halkını dost olarak gördüğünü söyledi. “Bu sözlerim umarım tüm İran halkına ulaşır. Korkusuz yaşamak istediğinizi biliyorum, özgürce konuşmak istediğinizi biliyorum. Gururlu bir tarihiniz zengin bir kültürünüz var. Ancak rejim İsrail’e yıkım çağrısında bulunarak aramızdaki düşmanlığı artırmayı umuyor. Bu doğru değil. Biz sizin dostunuzuz düşmanınız değil. Her zaman İran halkıyla İran rejimi arasındaki ayrımı yaptık. Rejim zalim, insanlar değil. Rejim agresif, insanlar samimi. İsrail ile İranlıların bir kez daha Tahran ile İsfahan’ı, Tel Aviv ile Kudüs’ü özgürce ziyaret ettiği günlerin özlemini çekiyorum.”

ADNAN OKTAR: İşte o Moşiyah’la mümkün, Hz. Mehdi (as)’la mümkün. Hz. Mehdi (as)’ın dışında o mümkün değil. Netanyahu Moşiyah’ı arasın. Yani bu konuyu çözecek kişiyi arasın, kendisi çözemez, başkaları da çözemez. Çözememişler de şu ana kadar, çözemeyecekleri de görünüyor. Hz. Mehdi (as)’dan bahsetse İran halkının gönlünü fetheder. “Beklenen Moşiyah ve Hz. Mehdi (as) aynı kişi, aynı kişileri bekliyoruz” deseler, dese İran’da yer yerinden oynar. Ama bu tarz bir üslup, rejime karşı tavır alacaksın, rejimi zaten halk meydana getiriyor sen halka da karşı olmuş oluyorsun o zaman. Yani rejim demek hükümet demek halk demektir. Şimdi mesela AK Parti’ye laf söyleyen adam kime laf söylemiş olur? Onun seçmenlerine laf söylemiş olur. Oradaki mevcut iktidara sen laf söylediğinde bütün İran halkına laf söylemiş oluyorsun. Dolayısıyla olmuyor o, o şekilde değil. “İran halkı da biz de Moşiyah’ı, Hz. Mehdi (as)’ı bekliyoruz. Allah Moşiyah’la, Hz. Mehdi (as)’la bizi kardeş etsin, vesile etsin” dese İran yıkılır konu biter. Onu Netanyahu’ya bir mektupla bildirelim. Böyle bir üslup olmaz. Şimdi sen desen ki mesela “benim Türkiye’ye çok büyük saygım var ama Türk devletine saygım yok” desen bütün Türklere hakaret etmiş olursun sen. Rejim demek devlet demektir yani, bu olmaz. Hayır, yine iyi niyetle bir şeyler yapmış ama yolu yol değil yanlış gitmiş. Üslup da olmamış. Konuşmasını tekrar et bir göstereyim.

KARTAL GÖKTAN: Netanyahu, İran’a yönelik olumsuz eleştirilerinin rejime yönelik olduğunu ancak İran halkını dost olarak gördüğünü söyledi. “Bu sözlerim umarım tüm İran halkına ulaşır. Korkusuz yaşamak istediğinizi biliyorum, özgürce konuşmak istediğinizi biliyorum. Gururlu bir tarihiniz zengin bir kültürünüz var.”

ADNAN OKTAR: Bak şimdi, “Gururlu yaşamak, özgür yaşamak istediğinizi biliyorum.” Şimdi bu, argo tabirle laf sokma gibi olur. “Rejim sizi korkutmuş, korkmuşsunuz, özgür de değilsiniz. Özgürlüğünüzü ve korkusuzluğunuzu biz sağlarız”a gelir bu. Bu olmamış bir kere. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Ancak rejim İsrail’e yıkım çağrısında bulunarak aramızdaki düşmanlığı artırmayı umuyor.”

ADNAN OKTAR: Yıkım çağrısını halk yapıyor, rejim o halkın talebini dile getiriyor. Halkta var böyle bir talep. Yani pastarlar, pastaran, İran derin devleti diyelim nefret ediyor İsrail’den. İsrail dostluğu yok, halktan muazzam bir nefret var İsrail’de. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Biz sizin dostunuzuz düşmanınız değil.”

ADNAN OKTAR: Bu güzel, bu olmuş. Bu söz güzel.

KARTAL GÖKTAN: “Her zaman İran halkıyla İran rejimi arasındaki ayrımı yaptık.”

ADNAN OKTAR: O olmaz. Hepsi iç içe, olur mu? İran rejimini oluşturan İran halkı zaten. İran halkının dediği şekilde İran rejimi oluşuyor. Yani Türkiye’de devlet halkın karakterine, inancına, felsefesine, ülkülerine göre yön alır. Devletle halkın arasından bir fark olmaz. Hükümetler de, mesela hükümet geliyor halkın benzeri oluyor. “Siz nasılsanız öyle idare olunursunuz” diyor Peygamberimiz (sav) hadiste. Halkın neyse görüşü o iktidara yansıyor. Dolayısıyla o söz havada kalmış oluyor. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Rejim zalim, insanlar değil.”

ADNAN OKTAR: Bak şimdi “zalim” of of of böyle keskin bir üslup. Sen İran rejimini yani İran devletini diyorsun rejim derken devletini. Ve bütün partileri kastetmiş oluyorsun. Zalim ilan edersen o da seni zalim ilan edecektir. O zaman ‘küçük şeytan’ diye devreye giriyor işte. “Asıl zalim sensin” diyor o zaman. Yani böyle denmez. Bak “siz de zalim değilsiniz biz de zalim değiliz, biz de şefkatliyiz siz de şefkatlisiniz. Rejiminiz, devletiniz bizim için kutsaldır” diyeceksin. Rejim deme ayrıca devletiniz de. İran devleti. Rejim ne demek yani? “İran devleti” de “hükümetiniz” de, “devletiniz” de. “Aramızda kardeşlik olsun barış olsun bize yardımcı olun” demeleri lazım. Böyle denmez, “zalim” çok acayip bir ifade. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Rejim agresif, insanlar samimi.”

ADNAN OKTAR: Of of of. Adam der ki “asıl agresif sensin” der “Filistin’i yerle bir ediyorsun, oluk oluk kan döküyorsun.” Zaten onların iddiası o. “Agresif, zalim” bu kelimeler bir kere iki taraf için de kullanılmaması lazım. Hiç ağzına almaması lazım bunu. Bak isterse gitsin İran’da halkın arasında bir dolaşsınlar “bu konuşmaya ne diyorsunuz?” diye. Hakaret ederler yani. Bu konuşma hiç olmamış. Agresiflikle, zalimlikle hükümeti devleti rejimi suçladığında İran halkını suçlamış olursun. Öyle deme. Velev öyle bir şey olsa bile öyle denmez. Yani “bizde ne agresiflik olur ne zulüm olur, biz kardeşiz, agresifliğe ve zulme karşıyız, iki taraf da karşı” dersen bu olur. Ama böyle olmaz. Evet.

 KARTAL GÖKTAN: “İsrail ile İranlıların bir kez daha Tahran ile İsfahan’ı, Tel Aviv ile Kudüs’ü özgürce ziyaret ettiği günlerin özlemini çekiyorum.”

ADNAN OKTAR: Bu güzel. Bu ancak işte Moşiyah, Hz. Mehdi (as) zamanında olacak. Ama sen kendi inancına göre bak günde iç defa “Ya Rabbi bize Moşiyah’ı gönder, Mehdi’yi gönder” diyorsun her gün dua ediyorsun. Tek kelime bundan bahsetmezsen. İran da Hz. Mehdi (as)’ı bekliyor sen de Hz. Mehdi (as)’ı bekliyorsun. Yok hükmünde buradaki konuşmanda Hz. Mehdi (as). İki taraf da bekliyor. De “Allah bize Mehdi’yi göndersin” de. Hatta direkt Mehdi de, İran halkına bir jest olarak “Mehdi” de Moşiyah deme. “Allah Mehdi’yi göndersin bizi kardeş etsin” de bu kadar, konu biter. İran yıkılır bunu dersen. Yani baş tacı ederler. Bir konuşalım.

İsrail’den yine o dostlarımızı çağıralım da konuşalım üslubunu değiştirsin. Böyle olur mu? Agresiflik zalimlik falan, adamlar cinnet geçirir bu lafı duyarlarsa illet olurlar. Üst perdeden bir konuşma olmuş. İyi niyetle yapmak istemiş ama hiç olmamış. İnsan psikolojisini bilmesi lazım. Bu çok ters etki yapar böyle bir şey.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiltere’de bünyesinde en çok homoseksüel çalıştıran kurumlar hakkında bir araştırma yapıldı. İngiltere’nin üç önemli istihbarat biriminin homoseksüelleri en çok işe alan kurumlar arasında olduğu görüldü.

ADNAN OKTAR: MI6, MI5 zaten kullandıkları bütün casuslara baktığımızda hepsi homoseksüel. Rejim sistem orada homoseksüelliği kutsamış bir kere. Eski Roma gibi, Roma’da da homoseksüellik eski Yunan’da da kutsaldı. Bunlar da kutsal görüyorlar. Yani pagan dini kafasındalar. Darwinist, homoseksüel. Bak Darwinizm pagan dinidir, homoseksüelliği yüceltmek bu da pagan dinidir. Dehşet ve şiddet yine pagan dininin bir özelliğidir. Adamlar tam klasik putperest tam klasik pagan dini yani. Dehşet, şiddet, kan, ırkçılık, ırk üstünlüğü, Darwinist düşünce, homoseksüelliğin yüceltilmesi. Hepsi pagan dini özellikleri. Eski Yunan, Hitit, Asurlular hepsinde var. Firavun’da var, Nemrut’ta var ve bunlarda var.

Netanyahu öyle bir şey demiş ki yani “Bir baskıcı rejim altında yaşıyorsunuz, inim inim inliyorsunuz. Ne hürriyet var ne huzur var korku içinde yaşıyorsunuz. Ve vahşet uygulayan bir sistem var, zalim bir rejiminiz var.” Yani devletiniz zalime getiriyor. “Bundan kurtulmanızı temenni ediyorum” diyor. Anlamı bu, hiç olmamış. Neden Hz. Mehdi (as)’dan, Moşiyah’tan bahsetmezsin? Sen dindar bir insansın. Bayağı dindar bir insan.

Başka ne var anlatacağınız?

KARTAL GÖKTAN: Beyaz Saray’da sadece Oval Ofis’te değil Beyaz Saray’ın bir başka mekanında da Churchill’in büstü varmış Adnan Bey. Yani sarayda toplam iki tane Churchill büstü bulunuyor. Bunlardan birinin 1960’tan beri Beyaz Saray’da olduğu ortaya çıktı. İkincisi ise Tony Blair’in Bush’a hediye ettiği büst. 2010 yılında Obama başkanlık görevindeyken Beyaz Saray’ı ziyarete gelen İngiltere Başbakanı Cameron’a Churchill büstünü gösterirken bir de fotoğrafı var. Obama İngiltere Başbakanı Cameron’a Churchill’in büstünü gösteriyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Haber 7 internet sitesi, Facebook’un Türkiye’de son zamanlarda nedensiz ve sebepsiz bir şekilde birçok İslami ve milli yayın yapan büyük sayfayı yayından kaldırdığını duyurdu. Haberde, Facebook’un uyguladığı ambargo Türkiye’de vatandaşlar tarafından yoğun tepkiyle karşılandı. Facebook’un özellikle İslami ve milli sayfaları hedef alması dikkatlerden kaçmadı. “Ülke aleyhine her türlü kirli ve kara propaganda yapan sayfalar rahatça yayın yaparken İslami ve milli yayın yapan sayfaların özellikle kapatılması vatandaşlar tarafından büyük tepki topladı” denildi.  

ADNAN OKTAR: Tamam, gereği neyse yapılsın. Hükümet girişimde bulunsun. Tayyip Hocam birkaç kelime etse etkili olur. Başbakan bir şeyler söyleyebilir. Bakanlar söyleyebilir. Doğru hakikaten, yoğun PKK propagandası oluyor. Abdullah Öcalan aleyhine bir şey denemiyor. “Öcalan komünisttir, terörü desteklemiştir” falan dediğinde tak kapatıyorlar. Bir acayiplik var.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Pek çok film ve dizide rol almış ünlü Amerikalı aktör Brando Eaton, Dexter dizisiyle tanınıyor Adnan Bey. Arkadaşlarımız kendisiyle görüşmüşler buluşmuşlar. Kitabınızı hediye ettiler. Onunla ilgili bir video çekilmiş onu gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Bayağı canlı neşeli bir tip. Programa gelse bayağı iyi olur. Bu delikanlının vazifesi neydi bir daha anlat.

BÜLENT SEZGİN: İsmi Brando Eaton. Meşhur bir dizi vardı Dexter diye bir dizi, onun başrol oyuncusu. Amerikalı aktör ve aynı zamanda yapımcı. Filmleri de var.

ADNAN OKTAR: İyi aferin güzel.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, arkadaşlarımız aynı zamanda yine John Singleton ile görüştüler. Ünlü Amerikalı film yönetmeni senarist ve yapımcı. Kendisine de “Birliğe Çağrı” kitabınızı hediye ettiler. John Singleton 24 yaşındayken en iyi yönetmen dalında Oskar’a aday gösterilen en genç kişi olmuştur.

ADNAN OKTAR: İyi çok güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Türkiye’nin hemen sınır dibinde Suriye’deki Rojava bölgesine yeni ve kapsamlı bir askeri üs kurdu. Böylece 4. askeri üssü inşa etti. Üsse 800 Amerikan komandosunun konuşlandığı ileri sürülüyor. Askeri üsse 800 Amerikan komandosu yerleştirildiği, bu kapsamda demokratik Suriye güçlerinin bir kısmını bölgeden çektiği ifade edildi. Rojava’daki yeni üssün Adana’daki İncirlik üssünün tartışmaya açılması ve kapatılmasına yönelik tepkilerin çoğalması sonrasına denk gelmesi dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Halbuki Türkiye Esad’la anlaşıp oradaki adamların tamamını gönderip normal Suriye hükümetinin kontrolüne vermesi lazım. Türk askeri de Suriye’ye girebilir o zaman, yardımcı olabilir. Suriye o konuya olumlu bakar. Irak’ta da aynı şekilde meşru hükümeti çok iyi destekleyip o demokratik sistemi orada tam oturtmak gerekiyor.

Şimdi Trump’u da kandırmaya çalışıyor PKK, yancılık yapıyorlar Trump’a. Trump’un yardımcılarına bilgi gönderelim. Trump’a da dosya halinde bilgi gönderelim. “Bu çakalların komünist olduğunu, kendisinin antikomünist olduğunu, Obama’nın bunları desteklemesinin normal olduğunu. Çünkü o komünist, CIA başkanı da komünist. Komünist komünisti destekler ama sen komünist değilsin antikomünistsin. Bunları desteklersen Amerikan rüyası değil Amerikan felaketi olur” diyelim. Mektup yazıp gönderelim. Zaten o adamlarla bağlantımız var, yani Trump’un yakınlarından bazı adamlarla bağlantımız var. Bizimle bağlantı halinde olmak istiyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Oda TV Yazarı Türker Ertürk, Putin’in Türkiye’ye güvenmediğine dair bir yazı yazdı. Yazısı şöyle: “İktidar Suriye’de felakete gittiğimiz gerçeğini gördü ve taraf değiştirdi. Ancak fahiş hata yaptığı gerçeğini hiçbir zaman açıkça itiraf etmedi. Hatta bu hatasını örtbas etmek için Amerika’nın PYD ve IŞİD gibi terörist örgütlere destek verdiği bahanesine sığındı. Halbuki iktidar bu gerçeği hep biliyor fakat Amerika’yla beraber hareket ediyordu. Şu an iktidar mecburen taraf değiştirdi ama Esad’dan hala hazzetmiyor ve Suriye’de rejim değişikliği istiyor. Putin bunu biliyor ve Türkiye’ye bu nedenle güvenmiyor. Sadece kullanmaya çalışıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Burada olacak olan şey her şeyi eski haline getirmek olur. Rejimi değiştirmek bilmem ne yapmak falan ona Suriye halkı karar versin. Serbest seçim olsun Suriye halkı karar versin. Adamı apar topar tepelemek falan biraz mantıklı olmuyor. Seçimle geldiğine göre seçimle gitsin. Seçimle geleni şiddetle götürmek olmaz. Demokratik seçim olur halk istemiyorsa gönderirler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Trump, Oval Ofis’te ilk gününü geçirirken 200 bin protestocu Washington sokaklarını doldurdu. Washington’daki yürüyüşte konuşma yapan ünlü feminist gazeteci Gloria Steinem, Başkan Donald Trump’un ayrımcı bir politika izlediğini belirterek Trump’a “bizi bölmeye çalışma” diye seslendi. Özellikle Müslümanlara karşı tavrı üzerinde durarak “eğer Müslümanları kayıt altına almaya çalışırsan hepimiz Müslüman olarak kayıt oluruz” dedi. Gloria Steinem, adı verilen bu kadın gazeteci homoseksüelleri destekliyor. Fotoğrafları görebiliriz. Hatta “feministler ve homoseksüeller birbirini desteklemeli, sonuçta aynı düşmana karşı mücadele veriyoruz” şeklinde beyanatları da vardı.

ADNAN OKTAR: Trump’u sanki psikopat gibi göstermenin bir alemi yok. Müslümanları fişlemesi diye de bir konu olmaz. Adamın çekindiği IŞİD, El-Kaide, işte onun benzeri terör örgütleri onlarla mücadele ediyor benim gördüğüm. Yani abartmamak lazım.

AYLİN KOCAMAN: “Bizi sevmiyorlar” diyor. Bu radikaller için “bizi sevmiyorlar” diyor.

ADNAN OKTAR: Doğru. Bir kaşık suda boğarlar. Amerikan halkının mutluluğunu istemez onlar.

Münafık konusu önemli. Münafıklıkla ilgili kitabın şimdi ikinci cildini hazırlıyoruz, üçüncü cildi de hazırlanıyor; en hayati konu o. İngiliz derin devletinin ana yapısı münafıklık üstüne kurulmuş. FETÖ terör örgütünün ana yapısı münafıklık üstüne kurulmuş. Nereye baksak münafıklıkla karşılaşıyoruz. Onun için Müslümanların en üzerinde durması gereken konu münafıklık.

Münafık amacına ulaşmak için çok şeytani planlar yapar. Sürekli bir şeytani strateji içindedir. Mesela bir şeyi hedeflediğinde adım adım o hedefe doğru ilerlemek ister. Onun alt yapısını hazırlar ve oraya doğru ilerler. Mesela bak İngiliz derin devleti alt yapıyı önce hazırlıyor. Farz edelim Trump’ı devirecek, önce halk hareketleri meydana getiriyor, sokakta kargaşa meydana getiriyor, aleyhte demeçler meydana getiriyor. Uzun bir çalışmadan sonra ya bir darbe veyahut bir olayla veyahut bir ekonomik krizle bu kişileri görevden alıyorlar. Bu tip oyunlara karşı çok dikkatli olmak lazım. Münafıklar irili ufaklı bu oyunlar peşinde olurlar. Mesela bir hedefi vardır onu elde etmek için her türlü ahlaksızlığı yapar, oyunu yapar. Mesela bir şey aldırtmak istiyorsa her kılığa girer her şeyi yapar. Yahut bir şeyi bozmak istiyorsa her türlü kılığa girer, her türlü oyunu yapar. Çok dikkatli olması lazım Müslümanın.

Münafık saplantılarından vazgeçmez yani saplantılıdır, takıntılı olur. Bir şeye kafayı taktı mı takar. Mesela İngiliz derin devleti illaki homoseksüelliği meşhur hale getirecek. Onunla uğraşır yıllarca, yüz yıllarca uğraşır. Mesela Türk kavmini yok etmek istiyor, sürekli uğraşır. Darbeler yapar, iç savaş çıkartmaya çalışır, PKK’yı kurar, IŞİD’i kurar bilmem ne her türlü rezilliği yapmak ister. Çok çok dikkatli olup bu mantığı eleştirip gün yüzüne çıkartmak gerekir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Tanzanya’daydı. Renkli görüntülerin yaşandığı karşılamada tamtam çaldı Cumhurbaşkanı Erdoğan, resim de vardı. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan “kuşuka bağda ya kuşuka inakuva ziva” damlaya damlaya göl olur dedi Svahilice.

ADNAN OKTAR: Çok şahane.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan Psikiyatri Organizasyonu’ndan üç ünlü psikiyatri profesörü Trump’ın psikolojik olarak hasta olabileceğine dair halkı uyaran bir bildiri hazırlamışlar. Trump’ın bazı mental hastalıkların belirtilerini güçlü bir şekilde taşıdığını iddia etmişler. Bu üç ünlü profesör hazırladıkları uyarı mektubunda “Eleştirilere karşı aşırı duyarlı ve dürtüsel olan ve gerçekle fantezi arasındaki farkı ayırt etme yeteneği olmayan bir adamın bu geniş sorumluluklara sahip görev için uygun olup olmadığı sorgulanmalı” şeklinde ifadelere yer verilmiş. 

ADNAN OKTAR: Mesela bak bunlar da hep alt yapı hazırlıkları. Münafık tıbbı da kullanır. Tıpla mesela bir şey yapacağı vakit bir şeyi hasta gösterir oradan ahlaksızlığına doğru yönelir. Mesela adamı devreden alacaklar değil mi? Mesela sırf onlar için demiyorum genel olarak bir münafık yöntemidir bu. Hastalığı kendi amacı için kullanır. Mesela bir şeyi elde etmek istediğinde hastalığı bahane eder onunla elde etmek ister. Bu da tam tipik bir yöntem klasik. Adamı mesela görevden almak istiyorlar hastalığı bahane edip görevden almak istiyorlar. Halbuki hastalık diye bir şey yok hayali. Münafık da hayali çıkar hastalıkları uydurur yani olmayan bir şeyi uydurur. Mesela “bu sıcakta savaşa çıkılır mı?” Diyor “hastayız” diyor. Halbuki hasta değil eşek gibi. Ama “şimdi inanmayan beri gelsin” diyor. Mesela diyor ki “benim tansiyonum çıkıyor” efendim “kalbim sıkışıyor.” Şimdi Müslüman da inanmak durumunda kalıyor. Halbuki yalan ahlaksızlık yapıyor. Bir amacı var o amacı elde etmek için yapıyor yani kahpece bir oyun. Münafığın sağlığı kullanma yöntemi çok yaygındır her yerde bu ahlaksızlığı yapar. Onun için burada da bu münafıkane bir oyun olabilir buna çok dikkat etsinler, biz de uyaralım. Mesela Tayyip Hoca’ya da akli yetersizlik iddiasında bulunuyorlar. Mesela bu da çok vicdansızca ve çok samimiyetsiz bir hareket.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Murat Bardakçı bugünkü yazısında Trump’ın başkan seçilmesinin ardından Washington’da protestocuların sokakları yakıp yıkıp polisle çatıştığını söyledi. Ardından da “İngilizlerin 1814’te Washington’ı işgal edip Beyaz Saray’ı ve şehri cayır cayır yaktıklarını bilir misiniz?” Diye sordu. Ve İngilizlerin Amerika’ya o tarihlerde verdikleri zararı anlattı. 1800’lü yıllarda İngiliz Amirali George Cockburn’ün askerleriyle birlikte Washington’ı nasıl tahrip ettiğinden her tarafı yakıp yıktığından ve İngiltere’nin çok sayıda Amerikan gemisini batırırken Kızılderili kabilelerini de Amerika’ya karşı nasıl ayaklandırdığından çok detaylı olarak bahsetti. Ancak İngiliz derin devletiyle ya da İngiliz devletinin Trump karşıtı olaylarla ilgili bağlantısına dair direkt bir açıklaması olmadı.

ADNAN OKTAR: Çekiniyorlar halbuki biz onları cesaretlendirdik şevklendirdik. Üç yüze yakın yazar şevklendi ama bir kısmı daha hala çekingen, daha hala ürküyor, hala tedirginler. Bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: Murat Bardakçı bugünkü yazısında Trump’ın başkan seçilmesinin ardından Washington’da protestocuların sokakları yakıp yıkıp polisle çatıştığını söyledi. Ardından da “İngilizlerin 1814’te Washington’ı işgal edip Beyaz Saray’ı ve şehri cayır cayır yaktıklarını bilir misiniz?” Diye sordu. Ve İngilizlerin Amerika’ya o tarihlerde verdikleri zararı anlattı. 1800’lü yıllarda İngiliz amirali George Cockburn’ün askerleriyle birlikte Washington’ı nasıl tahrip ettiğinden her tarafı yakıp yıktığından ve İngiltere’nin çok sayıda Amerikan gemisini batırırken Kızılderili kabilelerini de Amerika’ya karşı nasıl ayaklandırdığından çok detaylı olarak bahsetti. Ancak İngiliz derin devletiyle veya İngiliz devletinin Trump karşıtı olaylarla ilgili bağlantısına dair direkt bir açıklama yapmadı.

ADNAN OKTAR: Çekiniyorlar tabii. İngilizler bu Hindistan’da yaptıkları katliamlar sırasında İngiliz kumaşı satılsın diye, İngilizlerin meşhur İngiliz kumaşı satılsın diye kırk bin Hintli dokuma ustasının başparmağını kestiler dokuma yapamasınlar diye. Kırk bin usta kumaş dokuyamadı başparmakları kesildiği için sadece İngilizlerin kumaşları satıldı o zaman. Görüyor musun zalimliği.

Taiping Ayaklanması var ünlü en kanlı iç savaş Çin’de. 100 milyon Çinli can verdi İngilizlerin organize etmesiyle İngiliz derin devletinin organize etmesiyle, 100 milyon Çinli can verdi. Ünlü Taiping Ayaklanması iç savaş çıkarttı Çin’de.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: FETÖ soruşturmasında firari konumunda olan ve Gülen yapılanmasının içinde yer aldığı iddia edilen Emre Uslu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık referandumunu kaybetmesi halinde bir iç savaş çıkacağını iddia etti ve şunları söyledi “Artık Erdoğan ölene kadar başkan. İster bu referandumdan evet çıksın ister mucize gerçekleşip hayır çıksın kimse Erdoğan’ı iktidardan indiremez. Şu anda tek çaremiz şu; iç savaşı önlemek için referanduma evet demek, Türkiye’yi kurtarması için Allah’a dua etmek. Erdoğan’ın kaybetmesi durumda yaşanacak çatışmaları ve iç savaşı olası ölümleri önlemek için daha iyi bir önerisi olan varsa seve seve dinlemeye aklıma yatarsa desteklemeye hazırım” dedi.

ADNAN OKTAR: Referandumu kaybederse ne olacak? Normal sistem eskisi gibi devam eder. Şu ana kadar nasıl devam etti ne oldu şu ana kadar? Tıkır tıkır Türkiye gitti. Ne olur referandum halk kabul etmiyordur. Kabul etmeye mecbur değil ki halk kabul etmiyorsa etmiyordur. O zaman eski sistemle gideriz bu kadar basit. Şamataya ne gerek var niye iç savaş çıksın? İç savaşla halk neyi değiştirmek isteyecek? En fazla istemezse seçimde iktidardan alır hükümeti bu kadar basit. AK Parti’ye oy vermez oy vermeyince de hükümet düşer bu kadar açık. Çok mantıksız izahlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Binali Yıldırım başkanlık sistemine destek verdiği için Sayın Devlet Bahçeli’ye özel olarak teşekkür etti. “Konuşanlar, senaryo yazanlar bir kez daha hayal kırıklığına uğradılar, bir kez daha tuş oldular. İnşaAllah milletimiz de bu mücadeleyi evet oyuyla taçlandıracak. Bu tarihi anın inşasına büyük katkı sağlayan MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’ye, MHP milletvekillerine ve MHP teşkilatına teşekkür ediyorum. Rahmetli Türkeş bu sistemi istemişti. Rahmetli Hocamız Necmettin Erbakan da bu sistemi savunmuştu” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama her ikisi de sonra vazgeçtiler. Türkeş de sonra vazgeçti, Necmettin Erbakan da sonra vazgeçti o detay çok önemli. Bizim dediğimiz sadece “cumhurbaşkanı siyasetle ilgilenmez” maddesinin çıkması, bu çıkarılsın. “Partisi olmaz, siyasetle ilgilenmez” maddesi çıkarılsın dedik bu kadar. Ama başkanlık sistemi son derece tehlikeli ama benim gördüğüm başkanlık sistemini istemiyorlar. Ben başkanlık sistemi olmasın dedim başından beri söyledim. Eğer ben yanlış duymadıysam başkanlık sistemi kabul edilmiyor yani anayasada başkanlık sistemi yok. Zaten hükümet başkanlık sistemini savunmuyor cumhurbaşkanlığını savunuyor. O zaman burada vurgulanmak istenenin ne olduğu açık olmamış oldu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanımızın Tanzanya’da davul çaldığı görüntü vardı.

 ADNAN OKTAR: Göreyim. Bayağı da iyi ses çıkarıyor. İyi güzel.

Fikret sende eski İstanbul resimleri var mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet var.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz, Yeşilköy sahili 1920’ler.

ADNAN OKTAR: Şahaneymiş.

BÜLENT SEZGİN: Acıbadem semtinin eski hali 1938.

ADNAN OKTAR: Acıbadem, süper.

BÜLENT SEZGİN: Evet. Arnavutköy sırtlarından Boğaziçi’ne bakış.

ADNAN OKTAR: Bayağı iyiymiş.

BÜLENT SEZGİN: Bir haber vardı. “Bugünden itibaren Mecidiye köyüne tramvay işlemeğe başlıyor.”

ADNAN OKTAR: Çok şahane.

BÜLENT SEZGİN: Üsküdar sahilinde deniz banyosu yapan bir vatandaş ve hemen ilerisinde yüzen mandalar 1800 sonrası, Anadolu kavağı 1930’lar, Eyüp önlerinde sandal sefası 1900 başları, Yalıköy, Beykoz’dan Boğaziçi’ne bakış 1900 başları, Haydarpaşa çayırı. Şimdi bu arsa üzerinde alışveriş merkezi var 1900’lerden bir resim, Suadiye Camii 1930’lar, ülkemize sığınan muhacirlerin görüntüsü 1912’den Balkan Savaşlarından sonra, Bodrum 1963.

ADNAN OKTAR: Bomboş ortalık maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Anadoluhisarı Mezarlık yolu 1932, Bağdat caddesi 1940’lar.

ADNAN OKTAR: Çok şahane.

BÜLENT SEZGİN: Üsküdar, Salacak 1943, Bostancı Köprüsü 1960’lar, Gümüşsuyu’nda bir seyyar satıcı 1932.

ADNAN OKTAR: Çok iyiymiş o zamanlar.

BÜLENT SEZGİN: Üsküdar iskelesi 1900, Bebek sahilinde bulunan bir çay bahçesi 1917, Beylerbeyi iskelesi 1929.

ADNAN OKTAR: Kışı.

BÜLENT SEZGİN: Kışı evet. Kadıköy çarşısı 1943.

ADNAN OKTAR: Kadıköy çok şahaneymiş o zamanlar.

BÜLENT SEZGİN: Okmeydanı’nda bulunan Darülaceze binasının inşaatı sırasında çalışan işçiler 1891, Bebek sahilinde kış 1918.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ergün Diler, “Bugüne kadar İngilizlerin dünyayı nasıl yönettiğine ve Türkiye’yi nasıl etkilediğine dair bir fikrimiz yoktu, bu konu ilgimizi çekmiyordu ama aslında durum çok ürkütücü” dedi. “Bizi yıkan İngilizlerdi bunu hiç okumadık akıllıydık ama ülke elimizde değildi, kahramanlığı kılıcın ya da namlunun ucunda görüyorduk. Oysa güneş batmayan imparatorluk akılla yönetiliyordu. Ve daha da önemlisi İngilizlerin Türkiye’ye atadıkları valiyi bilmiyorduk kağıt üzerinde yoktu. Çoğu zaman Amerikan pasaportu ile geldiler Soros gibi Amerika’ydı ama Kraliçe’ye çalışıyordu. Kurdukları sistemi bilmediğimiz için düşüyorduk. Ayağa kalkamıyorduk bu bilinç yoktu. ‘Bir dakika dünyaya bakın’ diye uyaran biri de çıkmıyordu” dedi ve yazısının tümünde İngilizlerin nasıl dünyaya hakim olduğunu, her yere nasıl vali atadığını, ordularını ele geçirdiğini ve Türkiye’deki oyunlarını anlattı.

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Yedi ceddine rahmet olsun. Kapıyı biz sonuna kadar açtık Osmanlı evlatları yalın kılıç ilimle irfanla bu işin üzerine gidiyor. Devam. Bak gösterdim Amerikan başkanlarının ofislerinde İngiliz devlet başkanının büstü var. Churchill her yerde. George Bush diyor ki “Ben Churchill’in büstüne bakıp ona göre hareket ediyorum” diyor. Yani “Bana bakıyordu ne yapmam gerektiğini bana hissettiriyordu” diyor. Obama da öyle. Şimdi Trump’ın da ofisine getirdiler Churchill’in büstünü koydular. Bu işte İngiliz hakimiyetini göstermek için sembolik bir eylem. Ve ilk ziyaretini de İngiltere’ye yapacak. Felaketin boyutunu anlamazdan geliyorlar gece gündüz anlatmaya devam edeceğiz. Ve Mehdiyet’in dışında da bu işin bir çözümü yok. Tek tek ülkeler deccaliyetle baş edemez. İngiliz derin devleti bütün dünyaya hakim olmuş bir güç. FETÖ’sü metösü falan hepsini esir almış vaziyette. FETÖ de, IŞİD de, El Kaide de, PKK da, PYD, YPG hepsi İngiliz derin devletinin emrinde. Ahmediler, Moon tarikatı ve böyle birçok yapılanma da yine aynı şekilde İngiliz derin devletinin emrinde.

Bizim sürekli gündemde tuttuğumuz bütün konular müfredata girmiş. Yani dört yıldan beri gündemde tuttuğumuz bütün konular. Mesela Peygamberimiz (sav)’in münafıklarla mücadele metotları bizim uzun süreden beri gündemde tuttuğumuz bir konu, müfredatta. Biyomimetik Teknoloji Doğayı Taklit Ediyor kitabım var aynısı şu an müfredatta. Altın oran, İngiltere’nin Ortadoğu ve Afrika’daki sömürgeciliği yani İngiliz derin devleti. Allah yolunda mücadele cihat. Sykes-Picot ve o diğer o gizli antlaşmalar ve günümüze etkileri. Sende var mı bu liste? Oradan oku.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Sanal ortamdaki olumsuz davranışlar. Kan ve kemik iliği bağışının önemi. Kara, deniz ve hava hakimiyet teorileri ve küresel güçlerin mutlak güç olma arzusu. Etnik, ideolojik ve mezhep temelli çatışmaların topluma zararları. En güzel örnek Peygamberimiz (sav) başlığı altında Peygamberimiz (sav)’in tevekkülü, ihlası, takvası, duaları, hamd ve şükrü, ayıp ve kusurları örtmesi ve güler yüzlü olması. İslam medeniyeti bölümünde iyiliği emredip kötülükten men etme, istişare, tevhid ve barış konuları. Şehitlik ve gaziliğin önemi ve güzelliği. Taassup konusu ayrıca. Bağnazlık konusu.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız ayrıca Tanzanya’da Svahili dilinde konuşmuştu Adnan Bey. Sizin de bu dilde yazılmış yedi eseriniz var. Onları gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Atom mucizesi.

ADNAN OKTAR: Ne dilinde bu?

BÜLENT SEZGİN: Svahili dilinde.

ADNAN OKTAR: Başka.

BÜLENT SEZGİN: Global masonluk.

ADNAN OKTAR: Bunu okuyup mason olurlar bu sefer.

BÜLENT SEZGİN: Göklerdeki ihtişam kitabınız. Kıyamet alametleri. Müminlerin asıl yurdu cennet. Ölüm kıyamet cehennem. Pişman olmadan önce.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah her dilde kitabım var. Elhamdülillah.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanımız Tanzanya’da yaptığı konuşmada sömürgecilere karşı tüm dünyayı birlik olmaya çağırdı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Mehdi (as)’nin dışında kimsenin etrafında toplanmazlar. Demesi iyi anlatması iyi Allah razı olsun ama yapmazlar.

“Hiçbir şey seni Mehdi’ye biat etmekten ona tabi olmaktan alıkoymasın” diyor Resulullah (sav). “Seni engelleyenler her zaman fitneye sığınanlardır eğer konuşurlarsa şer konuşurlar eğer susarlarsa fasit ve fasıktırlar” diyor Peygamberimiz (sav). (Şeyh İbrahim bin Numani Gaybeti Numani sayda 152)

“Evlatlarımdan olan Mehdi’yi inkar eden beni inkar etmiştir” diyor Peygamberimiz (sav). (Bihar’ul Envar cilt 51 sayfa 73)

“Cenab-ı Allah insanlar nezdinde halim olan kaim Muhammed Mehdi’yi talebeleriyle birlikte gönderir. Mehdi ve talebeleri ortaya çıktıklarında insanlar onların muhaliflerinin düşmanlarının elinde bir süre sonra yok olacaklarını düşünerek durumlarına acırlar.” Yani Mehdi ve talebelerini bu çocukları darmadağın ederler diye acırlar onlara diyor. “Ne var ki Cenab-ı Allah Mehdi ve talebeleri için dünyanın doğularını ve batılarını fethedecektir. Biliniz ki onlar gerçek inananlardır, biliniz ki gayretin en iyisi ahir zamanda yapılandır.”

“Kaim kıyam edecek Mehdi benim evlatlarındandır” diyor Peygamberimiz (sav). “Adı benim adım, künyesi benim künyem, huyu benim huyum, davranışları da benim olacaktır. İnsanları benim dinime çağıracak Allah’ın Kitabı’na davet edecektir. Ona itaat eden bana itaat eder. Mehdi’ye isyan eden bana isyan eder. Zuhurundan evvel Mehdi’yi inkar eden beni inkar etmiştir. Mehdi’yi tekzip eden (yalanlayan) beni tekzip etmiştir. Mehdi’yi tasdik eden beni tasdik etmiştir. Mehdi’yi tekzip edenleri (yalanlayanları) Mehdi hakkındaki sözlerimi inkar edenleri ve ümmetimi saptıranları Allah nezdinde şikayet edeceğim” diyor Peygamberimiz (sav).

“Zalimler yakında işlerinin sonucunu görecektir” diyor Resulullah (sav)’ın hadisinde. (Bihar’ul Envar cilt 51 sayfa 73)

Resulullah (sav) diyor ki “Mehdi’nin talebelerini görüyor gibiyim aynı renkteler, aynı boydalar yüzleri aynı ve elbiseleri de aynı olarak Hz. Mehdi’ye biat ederler.” Birbirlerine çok benzeyecekler diyor Mehdi talebeleri. (İbn Tâvûs, el-Melâĥim ve'l-fiten sayfa 122)

Bak Suriye’de eğer mezhep taassubu olmasaydı Müslümanlar hiçbir şekilde acı çekmeyecekti, savaş da olmayacaktı. Sırf mezhep yüzünden kırdı geçirdiler birbirlerini. Aynı şekilde Irak’ta da eğer mezhep taassubu olmasaydı bu olmayacaktı. İngiliz derin devleti bu oyunu şöyle ayarladı. Irak’ta Şiiler çokken Sünnileri iktidara getirdi. Bak Irak’ta çok fazla Şii varken Sünnileri iktidara getirdi. Suriye’de de çok fazla Sünni varken Şiileri iktidara getirdi. Yüz yıl sonra neticeyi alacak şekilde planladı. Ve aynı planladığı şekilde Müslümanlar birbirlerini kırdı geçirdi. Halen durdurulamıyor şu an. Halbuki mezhepler olmasa Müslümanlar birbirlerine sarılacak konu bitecek kardeş olacaklar.

İmam Cafer Sadık diyor ki, “İmam Mehdi ve talebeleri o yiğit aslanlar” diyor. O yiğit aslanlar. “Geceleri uyumazlar. Namazlarında arılar gibi vızıldıyor gibidirler. Sabaha kadar Allah'a ibadet etmekle meşguldürler. Gündüzleri ise bineklerine binerler. Gecenin abidleri, gündüzün aslanlarıdırlar.” Kuran ayeti var ya, ayeti öyle şerh ediyor. Kim şerh ediyor? İmam Caferi Sadık. “Kulakları İmam Mehdi (as)’ın emirlerini beklemektedir. Parıldayan meşaleler gibidirler” yani ışık saçıyorlar diyor. “Onların aydınlık kalpleri yüreklerdeki nur kandilleri gibidir. Bu yiğitler yalnızca Allah’tan korkarlar. Dua ve tek dilekleri şehadettir. Allah yolunda şehit olmayı arzularlar” diyor. “Mehdi (as) adaletlidir. Kutlu ve tertemiz hakkın bir zerresinden dahi geçmez. Allah onun eliyle İslam dinini aziz edecektir.” (El-Mehdiyy-il Mev'ud cilt 1, sayfa 280 ve 300)

Resulullah (sav) Mehdi (as) ile ilgili şöyle ferman etti. “İlahi feyz” yani Allah'ın ilhamı “ona” Mehdi (as)’a ulaşır “Dini ilimleri ve örnek ahlakı telakki eder” Allah’tan alır. Yani Allah ona ilham eder kalbine diyor. (Konavi Risalet-ül Mehdi, sayfa 161)

“Mehdi (as)’ın talebeleri doğu tarafından gelecek” diyor Peygamberimiz (sav). “Deha sahipleri, çok akıllı, zeki ve anlayışlı olacaklar” diyor. “Kıyafetlerine insanlar şaşıracaklar” diyor. Kıyafetlerini eleştirecekler diyor. Kıyafetlerine taaccüp edecekler diyor. Taaccüp; hayret edecekler kıyafetlerine şaşıracaklar. “Kıyafetlerine insanların taaccüp ettikleri kimseler zuhur ettiğini işittiğinizde işte o zaman muhakkak kıyametin gölgesi üzerinize düşmüştür.” (Nuaym Bin Hammad Kitâbu'l-Fiten 121)

Bak Hamaney de aynı şeyi söylüyor, “Doğu Asya’daki Myanmar Müslümanlarının katliamından tutun batı Afrika’daki ve Nijerya’ya kadar ve Batı Asya bölgelerindeki Müslüman katliamını gerçekleştiren ve mezhep savaşını körükleyenler aynı güçtür” diyor. Yani İngiliz derin devletidir. “İngiliz derin devletinin ta kendisidir” diyor. Ama bak biz yolu açtık. Kapıyı açtık. Bütün Müslümanlara cesaret geldi. İki yüz yıldan beri Müslümanlar bunu söyleyemiyorlardı. “Ta kendisidir” diyor. İngiliz Şia’sı ile Amerikancı Sünni’nin bir makasın iki kolu olarak Müslümanlar arasında ihtilaf ve çatışma çıkaranlar da İngiliz derin devleti” diyor.

Tabii Müslüman saf olmayacak. Müslümanın içerisinde münafık ahmak zekasıyla oyun oynamak ister. Müslümanların hayatı onu ilgilendirmez. Münafık köpek gibi Müslümanın üstüne kene gibi yapışır. Alçakça hayatını sürdürmek ister. Kendi çıkarlarının peşindedir o. Müslümanların ne yaptığı, nasıl yaşadığı, ne kazandığı, nasıl tebliğ yaptığı onu hiç ilgilendirmez. O köpek gibi kendi hayatının düz gitmesinin peşindedir. Yani kendi sağlığı, sıhhati, yemesi, içmesi, uyması, dinlenmesidir. Müslümanları kullanmak ister. Kullanmak isterken de ahmakça oyunlar yapar. Ahmakça planlar yapar. Alçakça oyunlarla bunu idame ettirmeye çalışır. Mesela bak “farkında değildik İngiliz derin devletinin” diyor. Gördünüz değil mi? Anlatmamıza rağmen daha hala uyanmayanlar var. Deliller veriyorum. Adamın büstünü adam başköşeye getiriyor. Masasının üstüne anasının babasının resmini koymuyor. Kendi milli kahramanlarının heykelini koymuyor. Onların büstünü koymuyor. Churchill’in büstünü koyuyor. Türkiye’deki birçok yazar da evinde Churchill’in büstü var. Churchill’e “reis” diyor. Churchill onlar için bir sembol. İngiliz derin devletinin her yerdeki adeta bir damgası bu. Kimi biliyor kimi bilmiyor. Onun için münafık alçaklığına karşı Müslüman çok dikkatli olacak. Münafık çok züppedir ve aklını çok beğenir. Yani o ahmak zekasıyla Müslümanları parmağına takıp oynattığını zanneder. Şu an İngiliz derin devleti de Müslümanları çok rahat kullandığını ve kullanacağını ve ezeceğini kesin bir plan olarak uyguladığı kanaatinde. Bir kere şu mezhep taassubunu kaldıracağız. Bu alçakların irili ufaklı her yerde ajanları ve köpekleri var. Bunlara karşı çok dikkatli olacağız. Bu alçakların oyunlarına Müslüman gelmeyecek. Bunlar köpek gibi hiçbir şekilde düzelmez bu alçaklar. Tam düzeliyor gibi görürsün yine alçaklığını yapar. İncelir münafık fakat kopmaz. Hacim alır. Bir milimlik bir yerden de geçer. Pis bir koku gibidir. Münafık lağım kokusu gibidir. Bir milimlik bir yerden de geçer, bir metrelik bir yerden de geçer. Daraltırsa bir milimlik bir yerde bile yaşar. Ama o kendince planla hacim almaya çalışır, oyun oynamaya çalışır. Çok dikkatli olmak gerekir.

Ebu Harese’den Muhammet Bakır (as) şöyle buyurdu: “Eğer İmam Mehdi, yeryüzünden bir saat çekilse, tıpkı denizin insanları boğduğu gibi yeryüzü kendi insanlarını yutar.” Bir anda kıyamet kopar diyor. Bir saat çekilse Mehdi (as). Dünyadan bir saat yok olsa derhal kıyamet kopar diyor. (El Kafi, cilt 1, sayfa 137) Aynı hadisi Şeyh Sadık Kemalüddin cilt 1, sayfa 203’te anlatıyor.  Başka bir tarikte Ebu Harese’den naklediyor.

“Ebu Hamza’dan: “Allah’ın kullarına hücceti olan imam Mehdi olmazsa yeryüzü baki kalmaz.” (El Kafi, cilt 1, sayfa 137) “Derhal kıyamet kopar” diyor Peygamberimiz (sav).

“Mehdi (as) her an Allah korkusunu kalbinde taşır ve Allah'ın katında sahip olduğu takarruk (yakınlık) makamından dolayı da gururlanmaz. O dünyaya gönül bağlamaz. Ve bunun için de taş üstüne taş yığmaz” yani mal mülk edinmez. “Onun hükümetinde” yani onun etkin olduğu devirde “kimseye kötülük edilmez” diyor. (El-Mehdiyil Mev'ud cilt 1, sayfa 280 ve 300)

AYLİN KOCAMAN: Allah Mehdi (as)’dan dolayı kıyameti erteliyor demiştiniz.

ADNAN OKTAR:  Evet, çok fazla hadis var. “Kıyametin kopmasına bir gün kala” mesela sabahına kıyamet kopacak gecesine Allah Mehdi (as)’ı getiriyor. Kıyamet saldırmak istiyor. Fakat Mehdi (as) gelince duruyor. Allah kıyameti erteliyor. Kıyametin ertelenme nedeni Mehdi (as)’dır. Normalde kıyameti koparacakken Allah koparmadı kıyameti. Mehdi (as)’dan dolayı erteledi. Ama şu an Cübbeli tabii çok garip bir cesaretle daha iki yüz sene var falan deyip Müslümanları oyalıyor. Müslümanları uyutmaya çalışıyorlar. Diyanet’in topladığı adamlar da Müslümanları uyutmaya çalışıyor. Kendileri de uyuyor. Müslümanları da uyutmaya çalışıyorlar.

Hz. Ali'den rivayet etti, diyor ki Resulullah (sav) şöyle ferman buyurdu: “Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış olsa da, Allah (cc) benim Ehl-i Beytimden Mehdi (as)’ı gönderecek.” (Sünen-i Ebu Davud, 5/92) Sünen-i Ebu Davud meşhur hadis kitabı. “Dünyadan bir gece kalsa, Allah o geceyi uzatır ve Ehl-i Beytimden Mehdi (as)’ı dünyaya hakim eder.” (İmam-ı Suyuti)  Sünen-i Ebu Davud’da yine. Bunlar hep sahih hadis kitapları.

İbn-i Mace de Ebu Naim, Ebu Hüreyre'den tahric ettiler. O da dedi ki Peygamber (sav) buyurdu: “Eğer dünyadan bir gün kalsa, Allah o günü uzatır ve Ehl-i Beytimden birisini Melik kılar. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Muntazar, 10/El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alametil Mehdiyy-il Muntazar, 27/ Kıyamet -Ölüm ve Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 437)

Abdullah (ra) rivayet edilmiştir. Resulullah (sav) buyurdu ki; “Ehli beytimden ismi ismime mutabık olan Mehdi başa geçecektir. Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalmış olsa da Allah Mehdi’nin başa geçmesi için o günü behemahal Allah uzatır” diyor. (Süneni Tırmizi Sahih hadis kitabı 4/92) Hani hadis yoktu Mehdi (as)’yle ilgili, bütün söylediklerimiz sahih hadis kitapları. Bak diyor ki Cenab-ı Allah, Hud Suresi 104. Ayette; “Biz kıyamet vaktini sayılı bir sürenin dışında ertelemeyiz” demek ki kıyamet ertelenecek bir süre, sayılı. Ne zaman? Mehdi (as) devrinde. Mehdi (as)’nin çıkmasından dolayı erteleniyor. “Biz kıyamet vaktini sayılı bir sürenin dışında ertelemeyiz” demek ki bir erteleme var, net ayet bu ertelemenin nedeni Mehdi (as).

Münafıkların kendilerini ele veren alametleri vardır diyor Peygamberimiz (sav). “Selamları lanettir” yani pislik bir üslupla selam verir ama yani lanet olsun kabilinden, derler ya lanet olsun kabilinden. Lanet olsun kabilinden hal hatır sorar, lanet olsun kabilinden takdir eder, lanet olsun kabilinden sevgi gösterir, Kuran ona dikkat çekiyor hadis ona dikkat çekiyor “Selamları lanettir. Yemekleri gasp ve yağmadır” yani pislik ve ahlaksız oldukları için Müslümanların aldıkları yiyecekler onlara haram oluyor, gasp ve yağma hükmünde oluyor ahirette yani Müslümana yediği gıda olur ama ona lağım olur. Müslümanın malını yediği için gasp ve yağma hükmündedir o pislik mikropların yedikleri yani münafıkların yedikleri yani Allah onlara gasp ve yağma cezası veriyor yiyeceklerine karşılık, Müslümanlardan yedikleri yiyeceklere karşılık. “Ganimetleri hile ile kazançtır” mesela bir şey elde etmek istediklerinde hileyle elde eder münafık. Mesela bir şey elde etmek istiyorsa, mesela bir kıyafet elde etmek istiyor onu hileyle elde eder. Para elde etmek istiyorsa onu hileyle elde eder. Araba elde etmek istiyorsa onu hileyle elde eder veyahut herhangi bir cisim olabilir herhangi bir şey olabilir onu elde etmek istediğinde münafık mutlaka hileyle elde eder. Hadis diyor ki, “ganimetleri hile ile kazançtır” hileyle elde eder ne kazanırsa. “Mescitlere aralıklı yaklaşırlar” Müslümanların arasına aralı gelir çünkü mescitten Müslümandan hoşlanmaz münafık, rahatsız olur. “Camide kılınan namazın sonuna ancak yetişebilirler” namaz kılmak istemez yani eğer izlenirse kılar namazı münafık yani gizli olursa kılmaz. “Kibirli enaniyetlidirler, ne sevilirler ne de severler.” Kibirli kendini beğenmiş o pis etiyle o iğrenç etiyle kendini çok beğeniyor kibirli ve enaniyetli halbuki şeytan gibi bir mahluk. Ne sevilirler, sevgisi de sahtedir münafığın kimse de onu sevmez, münafığı sevmez. “Gece odun gibi sessiz” yani odun gibi boş öküz gibi bakar münafık bön bön ve boştur. Gece odun gibi sessiz nasıl güzel açıklıyor Peygamber (sav). “Gündüz gürültücüdür” şamata yapar patırtı gürültü bak gündüz gürültücüdür diyor. Münafık gürültüden hoşlanır çok şamata yapar. Mehdi (as) gürültüyü kaldırandır mesela o uyuyanı uyandırmıyor ama münafık öyle değil, münafık çok gürültücüdür hadis onu çok detaylı bir konu olarak belirtiyor anlatıyor. Bak “gece odun gibi sessiz” yani azgınlaştığında şeytanlaştığında pis bir ifade yüzünde iğrenç bir ifadeyle sessizleşiyor. Şimdi biz münafığı görecek miyiz? Göreceğiz. Hadis neyi anlatıyor? Göreceğimiz mahluku anlatıyor, her Müslüman münafık görecektir yani Hazreti Adem (as)’den itibaren her Müslüman münafığı görecek. Münafık görmeyen Müslüman olmaz, kafir görmeyen Müslüman olmaz, görmediyse bile bir rahatsızlık vardır. Derse ki ben görmedim o zaman Allah onu o yönüyle imtihan etmiyor demektir bir şey vardır onda. Bak “gündüz gürültücüdürler” şamatacı, yaygaracı, sürekli ses çıkarmaya çalışan, yüksek sese meraklıdır münafık, gürültücüdür onun için diyor. İmamı Ahmed ve Bezzar, Cem’ul Fevaid’de bak 1000 yıllık eser. (Hadis numarası 8110) Hiç şaşmaz her tarihte bu alçaklar böyledir.

Hazreti Ali (kv) şöyle diyor: Münafığın üç alameti vardır, “Yalnız olduğunda tembelleşir” hiçbir şey yapmak istemez Müslümanlara, hizmet etmek istemez. Münafık çok ite kaka çok zar zor bir şeyler yapmak ister, en nefret ettiği Müslümanlara faydalı olmaktır münafığın. “Halk arasında olduğunda pek faal olur” mesela bir kalabalığın önüne çıkarırsan çokbilmiş konuşmalar yapar, bilmiş ataklar yapar çünkü takdir edileceğini düşündüğü için züppeliğini bilmişliğini bütün açıklığıyla vurgulamak ister. “Övüldüğünde fazla ibadet eder” yani sen işte çok iyisin, çok faalsin, çok ataksın dendiğinde Müslümanlara eğer gösteriş yapacaksa bunu yapar diyor. Kötülendiği zaman ibadeti azaltır yani namazı da bırakır, İslam’a hizmet etmeyi de bırakır mesela İslam’a yazı yazıyorsa yazı yazmayı bırakır, tebliğ yapıyorsa tebliği bırakır.

Münafık çok çabuk çöker, aklı zayıftır münafığın. Münafığı müminin hor ve aşağılık kılması ibadettir. Allah diyor ki Tevbe Suresi 14’te “Onlarla mücadele edin” münafıklarla mücadele edin. “Allah onları sizin ellerinizle güçsüz kılsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin ve mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.” Münafık aşağılandığında müminin kalbinde bir ferahlık, şifa oluşur onun için biz de İngiliz derin devletinin bütün açıklıklarını, bütün adiliklerini, bütün alçaklıklarını, bütün casuslarıyla, alçaklarıyla, oyuncularıyla deşifre edip anlatıyoruz.

Münafık cehennemde de çok arsız, dünyada da çok arsızdır. Münafık sürekli ister, münafığın sürekli isteme özelliği vardır. Mesela diyor ki: “Ateşin halkı” münafıklar, kafirler “cennet halkına seslenir. Biraz bize sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın.” Bak orada da bile sürekli yancı, sürekli bir şeyler istiyor. “Derler ki, doğrusu Allah bunları inkar edenlere haram, yasak kılmıştır.” (Araf Suresi, 50) Melekler ve orada müminler de böyle diyorlar.

Münafık hiçbir şeyden ibret almaz, ne ölüm, ne felaketler, ne savaşlar, ne hastalıklar onda hiçbir etki oluşturmaz, onun kalbinde bir rikkat incelik meydana getirmez zombi gibi yani ölü gibi. Şeytani zihniyetine her darbe vurulduğunda ayağa kalkıp pisliğine devam eder. Mesela yandan pislik yapmak istiyorsa durdurduğunda başka yerden girer, oradan durdurduğunda başka yerden yani münafığın azgınlığı cehennemde de devam ediyor, cehennemde de hiçbir yere gidemeyeceğini bildiği halde daha hala bir sağdan kaçmaya kalkar, bir soldan, bir üstten, bir yandan kaçmaya kalkıyor, her seferinde yakalanır ve aşağılanır. “Müminler de koltuklarında onlara gülerler” diyor Allah ayette. Her seferinde aşağılanır münafık.

EBRU ALTAN: Ağır hastalıkta etkilenirler mi? 

ADNAN OKTAR: Yok etkilenmiyor mesela hastalık, bela geldiğinde öğüt alıp düşünmüyor münafık. Tevbe Suresi diyor ki Allah 126 ‘da. “Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar” yani münafıklar  “her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.” Münafık çok azgındır etkilenmiyor.

Münafık çok nankördür nimetin kıymetini bilmez, kendisine yapılan hiçbir güzelliğin şükrünü yapmaz, o sürekli bir ahlaksızlık, adilik, pislik peşinde mesela sen ona bin tane iyilik yapsan bir konudan o sana bulaşacak bir şey bulur, alçaklık yapacak bir şey bulur ama mümin münafığı ben görmek istemiyorum dediğinde cenneti olmaz. Mümin münafıkla mutlaka karşılaşması lazım cenneti için. Mümin çünkü kafir de görmek istemiyor, münafık da görmek istemiyor o zaman cenneti olmaz. Mutlaka münafıkla karşılaşacak, mutlaka kafirle karşılaşacak ve onlarla mücadele edecek, etmezse cennete kavuşamaz. Onu çok yanlış biliyor bazı kardeşlerimiz, ‘bir an önce kurtulmak gerekir’ öyle bir şey yok, sen mücadeleye devam edeceksin.

Mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki: “Münafık günah işlemekten korkmaz, ibadete karşı şevki sönüktür, kendisine nasihat tesir etmez.” Söz, konuşma tesir etmiyor münafığa, taş gibidir etkilenmez. Ama kalbinde hastalık olanlar vardır mesela anlatırsın düzelir, yavaş da olsa düzelir, eninde sonunda düzelir.

Resulullah (sav) diyor ki: Sünen-i Ebu Davud’da sahih hadis. “Müminin hastalığı günahlarına kefaret olur. İyileşince bundan ibret alır.” Çok olumlu etkileniyor. “Münafık ise bağlanıp sonra salınan deveye benzer. Deve niçin bağlandığını ve niçin salındığını bilmediği gibi münafık da hasta olup iyileşince bundan ibret almaz” yani öküz gibi. Niye hastalandığından da haberi yok, niye hastalığının iyileştiğinden de haberi yok, ibret almaz münafık.

Tevbe Suresi 80’de “Allah onları kesinlikle bağışlamaz” diyor münafıklar için. “Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyla.” Çok nankördür münafık, çok nankör, çok alçaktır. Her an mesela sen onunla en iyi olduğun anda en büyük alçaklığı yapar. En sevgi gösterdiğin anda en büyük kahpeliği yapar. Mesela İngiliz derin devletinin özelliği budur. Mesela eğlence anında Müslümanları vuruyor, düğünde gelir Müslümanları vurur. Mesela ramazanda gelir, kurban bayramında gelip Müslümanları vuruyor çok kahpedir, nankördür münafık. Mesela bak Lenin simsiyah oldu hastalıktan Allah aklını aldı, bela geldi hiçbiri etkilenmedi.   

Yarın yine devam ederiz inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımızın sonuna geldik. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü