Harun Yahya

Sohbetler (30 Ocak 2017; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz İnşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Ne diyelim sevgi birliği ile ilgili? "Dünya sevgi birliğine muhtaç" diyelim.

Dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: T24 sitesi, Mustafa Akıncı'nın Kıbrıs'tan Rum kesimine toprak verme fikirlerine destek veren bir haber yapmış. T24 sitesi, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Sami Özuslu'nun şu sözlerine yer vermiş: "Mustafa Akıncı masaya ne koydu? Yüzde 29.2 'Vay, Kıbrıs satılıyor mu?' Hayır, satılmıyor. Bu oran 1980’lerde Rauf Denktaş’ın önerdiği orandan başka bir şey değil ki! Ayrıca bu belge Derviş Eroğlu'nun imzaladığı belgedir. Kıbrıs sorununda tarafların neyi alıp neyi vereceği çok aşikardır. Biraz toprak verecekler. Yani Rumlar kuzeydeki bazı bölgelere geri dönecekler. Kuzey Kıbrıs da üç yüz yıllık izole edilmişlik ve siyasal ekonomik ambargodan kurtulma imkanı yakalayacak. Kenan Evren 1974'te, 'Çizilen çizginin ötesinde fazladan toprak aldık. Bir kısmını vereceğiz.' manasındaki açıklamasını bu gerçekten hareketle yapmıştı." 

ADNAN OKTAR: Fazladan toprak aldık ne demek? Kıbrıs’ın tamamı bize ait. Tapusu üstümüze. Osmanlı devrinden kalma resmi tapumuz var. O toprakların bize ait olduğuna dair tapu, bildiğin resmi tapu. İngilizlere Abdülhamit tarafından Kıbrıs devredildi. Bu büyük bir felakettir. Onlar da el koydular Kıbrıs'a. Bu kadar açık. Dolayısıyla biz tarihi bir hatayı düzeltmiş oluyoruz. Kıbrıs'ın tamamı bizim. Yine biz kadirşinaslık yaptık, Rum kardeşlerimize adanın büyük bir bölümünü verdik. Daha hala talep olmaz.

Hazreti Musa (as)'nın talebelerinde ve Kehf Ehlinde olduğu gibi Mehdi (as)'nin talebelerinde de Mehdi (as)'nin zahir olmasından önce uyku hali ve bitkinlik görüleceğine dair Peygamberimiz (sav)'in hadisleri var. Bir tane değil, çok hadis var. "Mehdi'nin Musa (as)'ya benzerliği zuhurundan evvel talebelerindeki bitkinlik, uyku halidir." (Bihar'ul Envar, Cilt 1, Sayfa 264) Ashab-ı Kehf gibidirler yani bir nevi manevi uyku halindeler. Ebu Cafer nakletti; "Resulullah (sav) ferman etti ki, 'Kaim Muhammed Mehdi, Yunus Peygamber (as)'e benzerliği önce yaşlandığı halde gözlenip sonra bir anda gençleşmiş olarak aranıza dönmesidir." Yunus Peygamber (as) gibi hayret edilecek şekilde terse dönecek diyor. Yaşlandığı görüldüğü halde yeniden gençleşecek diyor. "Yakup oğlu Yusuf'a benzerliği erkek kardeşi uzakta olmasa da ondan uzak durmasıdır." Erkek kardeşinden uzak duracak diyor hadiste Mehdi (as) için. Mesafe olarak değil görüşme, bağlantı açısından uzak duracak diyor. "Musa'ya benzerliği zuhurundan evvel talebelerindeki bitkinlik halidir." (Cilt 1, Sayfa 264) O da çok acayip. Kehf Suresi'nde de var o, bir uyku hali var. Cenab-ı Allah'ın onu neden verdiğini bilmiyoruz. Onu ahirette anlayacağız. Bir hikmete binaen bir uyku hali veriyor.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Milliyet Gazetesi, "Evrimin Müfredattan Çıkartılması ile Başlayan Tartışmalar İlahiyatçıları İkiye Böldü" başlıklı bir haber yaptı. Abdülaziz Bayındır yaptığı açıklamada Kuran'a göre evrimin olmadığını ve her canlının müstakil olarak Allah tarafından yaratıldığını söylemiş. 

ADNAN OKTAR: Abdülaziz Bayındır düzelmiş. Daha önce o tombilikle beraber evrimi anlatıyordu. Ama biz zer alemini, diğer konuları anlatınca herhalde aklı yattı. Evet. 

KARTAL GÖKTAN: Evrimin Allah'ın inkarı olduğunu vurgulamış Abdülaziz Bayındır. 

ADNAN OKTAR: Doğru, güzel. 

KARTAL GÖKTAN: "Adem ile Havva'nın çocukları yani kardeşlerin kendi aralarında üremesi sorgulanmaktadır. Halbuki Allah'ın naam kılmadığı haram olmaz." dedi. Mustafa İslamoğlu yaptığı açıklamada, "Evrim, özü itibariyle sünnetullah dediğimiz kavramdır. Ancak Allah'ın "Ol" dediği ayet İslam aleminde yanlış yorumlanmaktadır. Hiçbir şey oldu da bitti maşaAllah şeklinde yaratılmamıştır. Allah her şeyi bir süreç içinde yaratmıştır." 

ADNAN OKTAR: Zer aleminde Müslümanlar yaratılmış, insanlar yaratılmış; hepsi yaratılmış. Hepsi Allah'a kulluk için söz vermişler. Sonra insanlar teker teker dünyaya sunuluyor. Daha hala adam evrimden bahsediyor. Mükemmel insanlar Allah'ın karşısına diziliyor ve Allah soruyor, "Ben sizin Rabbiniz miyim?" diyor, "Evet, Rabbimizsiniz." diyorlar. Nefis sahibi olarak geliyorlar Allah'ın karşısına, beden sahibi olarak. Kaşı, gözü, ağzı, burnu; hepsi var, normal insan.

Dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Profesör Doktor Saim Yeprem'in de bir açıklaması var. "Evrimin dine aykırı yönü, insanın evrimle oluşmuş olması değil Allah'ın varlığını reddetmesi yönüdür. Evrim teorisyenleri ilk yaşamın tek hücreliden başladığını ifade eder. Hücre tanımı Kuran ayetlerinde geçmektedir. Adem ve eşi aynı hücreden yaratılmıştır." dedi. 

ADNAN OKTAR: "Çamurdan yarattım." diyor ne hücresi? Çamurdan heykel yapıyor Cenab-ı Allah, porselen; bu canlanıyor. Bu kadar. Zer alemindeyken ta var Adem (as) cennete geliyor oradan. Cennette nasıl evrimleşsin? Cennet mükemmellik yeri zaten. Cennette evrim olur mu? Cennetten de dünyaya geliyor. Yani dar düşünüyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Milli Gazete; “Millet müfredattan evrim teorisinin çıkarıldığını umarken garip bir durumla karşılaştı. Meğer evrimin sadece adı çıkarılmış ama ruhuna dokunulmamış” konulu bir haber yaptı. 

ADNAN OKTAR: Evet, doğru. 

BÜLENT SEZGİN: Haberde şu ifadelere yer veriliyor; "Biyoloji dersinde bazı bölümlerin içerik olarak evrimin ruhunu yansıttığı ifade ediliyor. Her ne kadar Darwin ve evrim kelime olarak içerikte yer almasa da evrimin ruhunu taşıdığı kaydedilen konular ve alt başlıklar duruyor. Örneğin evrimdeki doğal seçilim konusu duruyor. Evrimin temelini oluşturan genetik değişim ve buna benzer konular da aynen duruyor." dedi. 

ADNAN OKTAR: Evet, Milli Gazete uyanıktır. Aklı başında, tabii riski görmüşler. Günlerden beri anlatıyoruz. Bu anlatım demek ki dikkatlerini çekmiş. Bizim dışımızda da bu tehlikeye dikkat çeken yok. "Evrimi kaldırdılar." Evrimin kalkması diye bir şey yok. Adı kalktı sadece. Olduğu gibi duruyor. Cevap verilmiyor zaten yaratılış vardır denmiyor. Denemiyor, yasak. “Paleontolojik deliller yaratılışı gösteriyor” diyemezsin. Diyemiyorsun. Tek kelime “Allah yarattı” diyemiyorsun. Büyük bir felaket bu.Cumhurbaşkanı mesela hazin hazin Kuran okuyabiliyor ama tek kelime “Allah yarattı” diyemiyorsun. Ancak “evrimle yaratıldı” denebiliyor. O kadar. Milli Gazete'de o haberi yapan kardeşlerimizi tebrik ediyorum. Şuurlu, akıllı, dava adamıymış demek ki onlar. Anlattıklarımızı da dikkatlice dinlemişler, vahameti görmüşler. Tebrik ediyorum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiliz basınında İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson'ın Rus Dışişleri Sözcüsü Zaharova'nın Avam Kamarası’ndaki bir resepsiyona davet edilmesine kızdığına dair haberler çıkmıştı. Zaharova bu konuda Facebook sayfasında sert bir açıklama yaptı; "Londra uzun süredir teröristler, firari oligarklar ve soyguncu bürokratlar da dahil her türden pisliğin sığınma noktası oldu. Ama gönderilen bir davetiye rahatsızlık yarattı. Tek kelime ile demokrasi!" ifadelerini kullandı. Bu açıklama Rusya'nın en yetkili ağızlarından birisinden İngiltere hakkında gelen en önemli açıklamalardan biri  olmuş oldu. 

ADNAN OKTAR: Evet, İngiliz derin devletini Rusya gördü. Onun üzerine gidiyor. Ama İngiliz derin devleti de sürekli Rus diplomatları orada burada doğal ölüm adı altında öldürüyor. Büyük bir felaket bu. Buna karşı önlem alınması lazım. Fakat gerekli önlem alınmıyor. Her türlü önlemin alınması lazım. Bu kişilerin korunmasını titiz şekilde sağlamaları ve bu cinayetlerin de ortaya çıkarılmasını önemli bir hedef olarak görmeleri lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere'nin güya artık bağımsız olan eski kolonileri üzerinde ciddi bir etkisi olmadığı yönünde iddialar oluyordu. Halbuki İngiltere bu ülkeler üzerinde ciddi bir yetkiye sahip. Örneğin 1975 yılında Avusturalya hükümeti Amerika'dakine benzer şekilde bir bütçe problemi yüzünden kapanmıştı. Bunun üzerine İngiltere Kraliçesi’nin Avustralya'daki resmi temsilcisi olan vali, başbakanı hemen görevden aldı. Onun yerine yeni bir başbakan atadı. Üç saat sonra da parlamentodaki herkesi görevden aldı. Daha sonra seçimlere gidildi. 

ADNAN OKTAR: İşte İngiltere doğrudan yönetiyor. Dünyada güneş batmayan imparatorluk diyor adam kendilerine. Birleşik Krallık diyor zaten tek bir krallık değil.

Şimdi kısa bir ara verelim, on-on beş dakika. Sonra devam İnşaAllah. 

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz. 

VTR: DEAŞ İngiliz Derin Devletinin Yönlendirdiği Terör Örgütlerinden Biridir

ADNAN OKTAR: Sevgi insanı güzelleştiriyor, başka onun dışında etle, kemikle olacak iş değil.

EBRU ALTAN: Sizin Bağnazlık kitabından çok güzel bölümler okuduk. Sizin bağnazların oyununu bozmanız çok önemli. Hem estetik, kalite, hem de kadınlara verilen önem açısından.      

ADNAN OKTAR: Evet. O konuyu biraz daha genişletelim. “Bağnazlar ve Kadın” diye de bir kitao hazırlayabiliriz. Öyle bir kitap hazırlayayım ben.

“Canım Hocam ruhum, Allah aşkıyla sevdiğim, bir tanem her zaman ki gibi çok yakışıklı, çok heybetlisin maşaAllah seni Allah aşkıyla çok ama çok seviyorum. Yine tüm ailemle beraber seni izliyorum. Rabbim bizi dünyada, ahirette ayırmasın” diyor.

“Adnan Bey, iyi akşamlar Orhan Yılmaz ben, bir siyaset bilinci ve teoloji ilmiyle yakından ilgilenen bir içtihatçı ve ilim adamı olarak size sorup düşüncelerinizi öğrenmek istediğim bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Sorum şudur: Beklenen Mehdi zuhur ettiğinde tüm dünyadaki insanlara ilk mesajının şu şekilde olacağı düşünülmektedir. Ya birlikte bir olmayı öğreneceksiniz, ya da birlikte yok olacaksınız.” Ama ikinci ihtimal yok, tabii Mehdiyet olmaması durumunda kıyamet kopar. Ama ikinci ihtimal yok, Mehdiyet zaten olmuş bitmiş bir konu, zer aleminde bitmiş. Mehdi (as) gelmiş, Cenab-ı Allah tanıtmış, peygamberler gelmiş tanıtmış hepsi bitmiş.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Darbecilere karşı koyarken kafasından kurşunlanan gazimiz Mehmet Yaman, yedi aydır yatağa bağlı şekilde yaşıyor. Dün Başbakan Binali Yıldırım kendisini hastanede ziyaret ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı anda gazimizin ailesinin evini ziyarete gitti. Burada Kuran okudu, dua etti. Ziyaretten fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Yalnız işte bir banka hesabı olsa da biz gazilere elimizden geldiği kadar yardımcı olsak, bak yatakta kardeşimiz. O darbecilerin nasıl bir alçaklık içinde olduklarını görmeleri açısından da bu çok önemli. Bak o insan hiç kıpırdamadan yatakta yatıyor. Gaziyi bir daha göster. Bak şu çektiği sıkıntıya bak bu insanın? Nasıl bir zulüm bu? İnşaAllah Cenab-ı Allah cennette karşılığını kat kat verir, ailesine de zulüm, kendisine de zulüm, bu mağfiret mi? Sivil halk silahsız sen onu devletin sana verdiği yan, bizim paramızla alınan silahla, bizim paramızla alınan mermiyle bizim aslanımıza kurşun sıkıyorsun, çok büyük kahpelik.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Orgeneral Hulusi Akar Paşamız ve Hakan Fidan, şair ve yazar Nuri Pakdil’i evinde ziyaret etti. Nuri Pakdil sağ kökenli bir şair. Necip Fazıl ödül töreninde -fotoğrafını görebiliriz Nuri Pakdil’in- “Ne mutlu Müslümanım diyene! Tek önderimiz Hz. Muhammed’dir” şeklinde bir konuşma yapmıştı. Genelkurmay Başkanı’nın ve Hakan Fidan’ın Nuri Pakdil’i evinde ziyaret etmesi sol medyayı ayağa kaldırdı. Hulusi Akar Paşa ve Hakan Fidan’ı Atatürk’e karşı insanlar gibi göstermeye çalışan haberler yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Hulusi Akar bir kere delikanlının hasıdır, sağlam milliyetçi, sağlam Müslüman, dürüst, aklı aşında bir koçyiğit. MİT müsteşarı da anlı, şanlı bir delikanlı, devletin güvendiği, bu millete, devlete hizmet için canını ortaya koymuş bir insan. Onların ne dediği önemli değil, milletin ne dediği önemli. Kervan yürür, onlar bağırır.

Bu gazimizi vurmaları beni çok kızdırdı şimdi. Bir daha göstersene resmini. Ne mübarek insanmış ki böyle büyük sevaba erdi bu insan. Ailesine çok iyi destek olalım o kalbinde biraz ferahlık meydana getirir, gerekirse bir vakıf kursunlar 15 Temmuz mağdurlarıyla ilgili bir vakıf, o vakfa herkes yardım eder, oradan eşit olarak oradaki gazilere, şehitlere, şehit ailelerine yardım yapılabilir.

Münafık ne pis bir şey mesela bu darbede münafık gücü bütün şiddetiyle kendini gösterdi. Aylardan beri münafıklara dikkat çekiyorduk. Mesela darbede hemen hemen bütün komutanlar kendi emir erleri tarafından tuzağa düşürüldüler, elleri kolları bağlandı ve esir alındı, kendi emir eri, orada ben müminim, Müslümanım diye kendini gösteriyor, Allah’tan, dinden bahsediyor Müslüman zannediyorsun. Halbuki İngiliz derin devletine kendini satmış bir fahişe, alçak bir fahişe. Mesela Genelkurmay Başkanı ikinci Başkanı, Hava ve Kara Kuvvetleri Komutanları emir erlerine “sende mi onlardansın?” Diyor şaşırıyorlar, emir erlerine, kendi emir erleri paralel yapının emrinde. Hayretler içinde kalıyor işte münafıklık tehlikesinin ordudaki yansımasını insanlar görüyorlar, felaketin çapını. Münafık tehlikesi nasıl büyüklük gösteriyor, nasıl çirkin bir büyüklük gösteriyor görüyorsunuz. Ve münafıklık nasıl ön plana alınması gerekiyor bunu da görüyoruz.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz bu münafık isyanı dediğiniz zamandan sonra Cumhurbaşkanımız dedi münafıklarla ilgili.

ADNAN OKTAR: Evet ama Tayyip Hocam münafık konusunu daha çok gündeme getirsin. Bu hareket doğrudan münafık hareketi, İngiliz derin devletine bağlı bir münafık hareketi. On üç savaş gemisi, otuz yedi helikopter, otuz beş uçak, yetmiş dört tank halka karşı darbeye katılıyor, şu rezalete bak? Kum gibi münafık kaynıyor. Bu adam, bu mübarek insan sana ne yaptı? Köpek herif kafasından vuruyorsun, üstünde çakı bile yok. Allah için, vatan için, millete zarar gelmesin diye oraya gelmiş. Bu vuranları teşhir etseler çok önemli olur, iyi olur. Mesela tankla halka ateş eden kimse televizyona çıkartıp halka göstersinler, bir de sorgulasınlar “zorun neydi? Ne istedin bu insanlardan?” Diye. Bunları kimse bilmiyor adıyla, sanıyla, şahsıyla bir görelim bu mahlukatlar nedir?

EBRU ALTAN: Gemilerden kıyıya rastgele ateş emri verilmişti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim tabii gemilerle girin diyor boğazdan İstanbul’da iki tarafa, iki yakaya da nereye rast gelirse ateş edin, bombalayın, hem top ateşi, hem makineli tüfek ateşi. Şu azgınlığa, şu nefrete, şu kine bak? Şu kepazeliğe bak? Ondan sonra diyor ki “biz idareyi alacağız, sizi idare edeceğiz” diyor. Lan alçak sen bu kadar nefret ediyorsan köpek bir de idareyi ele aldığını düşün, sen bu millete ne yaparsın, millet kalmaz ki, Türkiye diye bir şey kalmaz. Bu kini sana veren İngiliz derin devletine Allah lanet etsin, Allah lanet etsin.

“Nar tanem, nur tanem, cam parem sesinle, seninle gecem şahane teşekkür ederim” diyor. NC. Çok güzel bir kız, çok şeker. O resmini yayınlayabiliyor muyuz? Bayağı tatlı, çok güzel kız. Allah güzelliğini daha da arttırsın, Allah ömrünü uzun etsin senin tabii hidayetle.

Mesela darbecilerin telefon konuşmasında kayıtlar var, şehit ve gazi olanlar için “zerre üzülmüyoruz” diyorlar. Darbe gecesi verilen emirlerde kendi aralarındaki emirlerde “hiç hiç acıma” diyor bak hiç hiç böyle peş peşe. Ben böyle azgınlık görmedim. Zorun nedir? Sen hadi diyelim geldin aldın iktidarı Allah esirgesin peki bu kadar nefret ettiğin milleti yönetmek için niye idareyi ele almak istiyorsun? Zaten öldüresiye nefret ediyorsun, o zaman eline ne geçecek? Vatandan nefret ediyorsun, halktan nefret ediyorsun, inancına düşmansın, her şeyine düşmansın zorun nedir? Bu azgınlığın sebebi nedir? Ne istiyorsun?

“Bir sorum olacak, kadın giyiminde nelere dikkat etmelidir?” İşte dışarı çıktığında mağdur olmayacağı şekil giyinmesi lazım şu an ahir zamandayız mümkün mertebe kapalı, makyajsız, tehlike büyük dışarda. Kadınlara saygı çok az, kadının değerini çok az insan biliyor, değeri pek bilinmiyor o yüzden sade bir kıyafet iyi olur. Çok çok riskliyse de tamamen çarşafla kapatılması lazım, geniş bol bir örtüyle, bilhassa akşam çıkarken yahut hiç dışarı çıkmaması lazım. Ama güvenli bir ortamsa dostlarıyla, sevdikleriyle beraber istedikleri gibi giyinir, mahrem yerlerini örtmek şartıyla.

BEYZA BAYRAKTAR: Biz sana güvendiğimiz için yanında alabildiğine rahatız ama dışarda biz çok mutaassıp giyiniyoruz.

ADNAN OKTAR: Tabii benim kız arkadaşlarım dışarda hiç makyaj yapmazlar, tamamen kapalıdırlar, tepeden tırnağa kapalılar, başları da kapalı, tamamen kapalı. Ama inşaAllah güzel günler gelecek, kadınlar istediği gibi makyajlı da giyinecekler, dekolte de giyinecekler rahatça dışarı çıkabilecekler. O Mehdi (as) devrinde inşaAllah.

Mesela Genelkurmay şu bu falan her yer askeri tesisler normalde dış saldırıya göre hazırlıklı ama münafıklar içerden vurduğu için çok güçsüz kaldılar. Kısa sürede komutanları falan alıp götürdüler. Münafık çok büyük bir tehlikedir onun için gece gündüz anlatıyoruz münafıklığı. Münafık yapı ordunun kendi silahlarını kullanıyor, ordu binalarında toplanıyor, ordunun verdiği eğitimi kullanıyor hiçbir düşman hiçbir dış düşman bu kadar kolay hareket edemez. Darbecilerin yaptığı tam tipik münafık hareketi.

BEYZA BAYRAKTAR: Erleri kandırdılar.    

ADNAN OKTAR: Tabii erler benim canlarım, çocuklar “ağabey” diyor “biz neye geldiğimizi bilmiyoruz” diyor “bize” diyor “tatbikat var dediler” diyor “çıktık geldik” diyor. “Ben yapar mıyım öyle bir şey?” Diyor. “Böyle bir hainlik” diyor “böyle bir şey olacak iş mi?” Diyor. “Niye yapayım” diyor. Zaten çocuklar şoktaydı askerler hep. Bir mana veremiyorlardı olaya, ne yapacaklarını bilmiyorlardı çocuklar. Çok terbiyeli efendi çocuklar. Ama tabii daha hala darbeye karşı tedbir alınmış değil. Otuz kere söyledim askerlerin eğitilmesi lazım darbeye karşı. Darbe emrinde asker dinlememesi lazım, darbe olduğunu anladığı an direkt darbecilere karşı tavır alması lazım, öyle kanun çıkarılması lazım askeriye kanun. Asker darbe yapıldığını anladığı an darbecinin sözü dinlenmez değil mi bu şekilde bir madde, kanun maddesi olması lazım, diğer konularda da olması lazım. Sivil halk için de öyle darbecilere karşı nasıl direnmeleri gerektiği anlatılması lazım. Ben daha önce söyledim ama pek o sözüm gündem olmadı, çok kalabalık değil ama her mahallede milis gücü oluşturulabilir yani bir mahallede 100 kişilik 150 kişilik milis gücünün ne mahsuru var? Ve birbirlerinden bağımsız, karakola bağlı da olabilir mesela polise bağlı bir birim de olabilir 100 kişi silahlı, bir mahalleye 100 kişi ne olur yani? Birbirlerinden de bağımsız olduklarına göre hiçbir riski yok. Birbirleriyle bağlantı kurmaları yasaklanır, kod isimleri olur, şifre isimleri olur karakola bağlı olsunlar bu kadar yani kaymakamlıklara İçişleri Bakanlığı’na bağlı olsun. Mesela Genelkurmay 2. Başkanı’nın yaveri Müslüman bir kardeşimizi vuruyor o gece, şehit oldu kardeşimiz. Yaver vuruyor inanılır gibi değil, zoruna ne oldu kardeşim? Azmana, kudurmana ne gerek var? Nedir derdin? Hadi diyelim dediğini yaptın, nefret ediyorsun sen zaten yani nefret ettiğin toplumu sen ne yapacaksın yani ne yapmak istiyorsun? Nefret ettiğin topraklarda nefret ettiğin insanlarla senin ne işin var? Sen İngiliz derin devletine kendini satmışsın fahişe olmuşsun.

EBRU ALTAN: Bir de o gece genelde darbeciler hep nöbete kaldıkları için karargahların içindeymiş o yüzden karargahları ele geçirmeleri çok kolay olmuş o şekilde ayarladıkları için.

ADNAN OKTAR: Ama çok şüpheci olmak lazım ufacık bir hareket kıpırtıda yeri yerinden oynatmak lazım. Mesela darbe haberi verilmiş direkt bunu radyodan duyurmak lazım, adam felç olur o anda. Radyodan ‘sakın böyle bir şey yapmaya kalkmayın kafanızı ezeriz kanunla hukukla’ dedin mi darbecinin yapacak hiçbir şeyi kalmaz.

DAMLA PAMİR: Siz komutanların tek bir yerde toplu olmasının da tehlikeli olduğunu söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Onlar çok karışık işler tabii, çok büyük hata. Edirne’den trenlere bindirip askerleri getirmişler, çocuklar ilk defa İstanbul’u görüyorlar şaşırıp kaldı çocuklar neye geldiklerini de bilmiyorlar, ne olduğunu da anlamamışlar, kendi aralarında da konuşmuyorlar. Çocuklar Taksim’de duruyor. Halk onlara slogan atıyor bir şeyler söylüyor onlar da konuyu kavramış değil yani güvenlik amacıyla mı gelmişler? Tatbikat mı var? Darbe mi oldu? Hiç anlamamışlar.

AYLİN KOCAMAN: Televizyondan öğrenen oldu o sırada.

ADNAN OKTAR: Tabii çocuk hayretler içinde izliyor yani. Tankla içinde çocuk var, kadın var halk tipi arabalar teker teker ezerek ilerliyor. İçinden adam çıkıyor saçları uzun terörist kılıklı bir tip yani asker değil, tankın içinden böyle tipler çıktı. Yalnız tabii bizim milletimiz çok uyanık maşaAllah aslanlarımız askerlerimiz, bin bir türlü önlem aldılar kimi tankın aküsünü kapattı, kimi benzin deposunu boşalttı, kimi paletlerin arasına çelik soktu, kimi egzozunu tıkadı. Bazıları uçakların tankerlerini kilitlediler, uçağa benzin verecek tanker o tankerin bulunduğu bölümü kilitlediler tankeri çıkaramadılar, tankeri çıkaramayınca benzin alamıyorlar uçamadılar bayağı da cesurlar maşaAllah mesela bu eğitim verilebilir, çocuklar ferasetiyle bunları buluyorlar. O gün mesela tankın camına çamur sürdüler bilmiyorlar yani bu eğitim verilebilir, halk kendi ferasetiyle o gece Türk zekasıyla klasik bizim Türk yamanlığıyla meseleleri hallettiler. Bir de çok sevgi dolular çok cesurlar da maşaAllah. Tankların üstüne bindiler hepsi beraber tanklar sanki zafer geçişi yapıyor gibi, tank ne yapsın? Üstü adamla dolu o vaziyette bir de eğleniyorlar da onlar da, bir kısmı tankın içine girdi.

BEYZA BAYRAKTAR: Biri taksiciyi durdurdu, “satın alıyorum taksiyi tankın önüne çekeceğim” dedi. İndirdi sahibini direkt tankın önüne çekti.

ADNAN OKTAR: Tabii bak bayağı güzel yani bu millet asil millet. Gazileri çok iyi koruyup kollayalım, şehit ailelerini çok iyi koruyup kollayalım herkes işinde gücünde keyfinde zevkinde olmasın, herkes derken bir kısım insanlar, çok garip olur bu. Biz gazileri her gün aklımızda tutmamız lazım, Güneydoğu gazilerini de buradaki gazilerimizi de, şehitlerimizi, şehit ailelerini her gün aklımızda tutmamız lazım. Can azizdir bak canını Allah rızası için Rabbine teslim etmiş şahadetle değil mi o çok asil bir hareket, biz ne yapsak o güzelliği ödeyemeyiz. Mesela havadan kalabalığa jet uçağından helikopterden otomatik silahla ateş açıyor ama çelik delen mermiyle yani demiri delen, bu azgınlık nedir? Bu konuları unutmak, lakaytlık olmaz her gün gündemde tutulması lazım ama tutmaktan ziyade tedbirler, tedbirleri çok iyi gündemde tutmak lazım. Mesela tank çıkacak yer var, o tane kamyonu çekersin kapısına çıkamaz veyahut mesela Allah vermesin düşman tankı gelmiş gerekirse üstüne benzin dökersin, bir bidon benzin döker yakarsın içinde duramaz o, illaki çıkacak çünkü ısınacağı için çıkacaktır mecburen. Bin bir türlü yol gösterilebilir, ben bunu söyledim ama bu böyle kaldı, bunu ısrarla belirtelim.

Serhat Aslansoy, Serhat ekip olarak gelebilirsiniz hepiniz.

AYLİN KOCAMAN: O tankın camına çamur sürdüklerinde de o adam şaşırmıştı ‘çamur neren çıktı anlamadık’ diye, zaten temmuz ayı.

ADNAN OKTAR: Tabii temmuz ayında çamur olmaz ama her yerde çok titizler maşaAllah. Koskoca tahrip gücü yüksek füzeleri depolarından çıkarttılar sevk etmeye başlamışlardı. Halk yolda arabaların tekerlerini patlattı füzeler yolda kaldı. Eğer götürebilseler Ankara’ya yağmur gibi yağdıracaklardı o füzeleri, Ankara’da taş taş üstünde kalmazdı Allah esirgesin. Kazan ilçesinde mesela köylüler tüm yıllık hasatlarını yaktılar duman olsun da uçaklar kalkmasın diye. Bak köylünün diyor oyu olmaz diyor şehirliyle aynı olmaz diyor ya, köydeki basiretli ve ferasetli işte arif insan. Bak kimin aklına gelir bu değil mi? Akşam vurulan bir amca vardı ya şeker anlatıyordu o da Kazan ilçesinden Kazanlı, delikanlının şahı.

BEYZA BAYRAKTAR: Üslubu da çok güzel ‘yardım edelim böyle bir şey varmış diye geldim’ diyor.

ADNAN OKTAR: Jet ana üssünün elektriğini kesmek için yola çıkmışlar köylüler çok şekerler, her yerde öyle mesela kimi kamyonuyla tıkadı ama tecrübeli olursa insanlar biz 33 milyonuz, o gün Suriyeliler falan herkes ayaklandı yani hepsini hallederiz ama eğer eğitilmezse halk ne yapacağını bilmiyor o zaman. Darbeye karşı neler yapılır hatta biz bir kitapçık olarak yapalım da eğer hukuki bir mahsuru varsa da yine soralım hukukçulara, bakanlığa gösterelim gönderelim eğer onay çıkarsa o kitabı dağıttıralım yani “darbede nasıl direnilir, nasıl karşılık verilir?” falan.

Mesela Terörle Mücadele Daire Başkanı kabadayıların şahı Turgut Aslan adı gibi kendi de aslan, karargaha çağırıyorlar kahpe adamlar o da ne bilsin asker çağıran dostu sevdiği çağırıyor diye gidiyor orada şehit ettiler yani münafıklık felaket bir olay, müthiş bir rezalettir. Çünkü düşman olsa hallaç pamuğu gibi atardı onları ama dost biliyor. İşte münafıklığın ordu içerisindeki yansıması 15 Temmuz’da bütün şiddetiyle kendini gösterdi. İngiliz derin devleti muazzam çapta münafık kullandı dinsiz, Allahsız, Kitapsız, Rumi, Darwinist, homoseksüel yanlısı adamlardan oluşuyordu bunlar.

Münafık gizli düşman olduğu için darbe gecesi birçok asker kimden emir alacağını hangi tarafla savaşması gerektiğini bilmiyor. Komutanı diyor ‘git darbe yap’ diyor, öbürü ‘darbe yapma darbecilere karşı diren’ diyor bir karmaşa meydana geldi. Halbuki bu işte kitapla kanunla belirlenirse askerde ne yapacağını iyi bilir. Saldırdıkları her yeri iyi bildikleri için silah ve mühimmat olarak da hep üstün oldukları için üstün gibi göründüler halbuki düşman olsa bunların hiçbirini bilmez, gücü de yetmez. Özetle Milli Savunma Bakanlığı ‘darbelere karşı ne yapmak gerekir?’ diye askere ve halka yönelik bir kitapçık hazırlasın, asker ne yapması gerekir? Halk ne yapması gerekir? Ona göre de kanun çıkartsınlar bu mesele o yönüyle hallolsun. Ayrıca da milis gücü her yerde var Amerika’da var yani milyonun üstünde Amerika’da milis gücü, Avrupa’da birçok yerde var, İran’da var birçok ülkede var milis gücü Türkiye’de de olsun milis gücü küçük de olsa olsun. Diyorum her mahallede 100 kişilik bir milis gücü ne var bunda yani, yine emekli asker polisten yapsınlar emekli polislerden yapabilirler, polis ailelerinden yapabilirler yani olur olur.

Bu çamı sürükleyen o taksici kardeşimizin videosu var mı sizde?

KARTAL GÖKTAN: Evet var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bu tankın ezdiği arabaların fotoğrafları var mı sizde? Şu rezalete bak, şu ahlaksızlığa bak köpek herif sonunda desek ki hadi hakim oldun ulan bu vatandan rahatsızsın, insanlarına düşmansın köpek nedir zorun yani defol git o zaman.

Bu Kazanlı kabadayı amcamızı görebiliyor muyuz? Bir de o muhteremle biz ilgilenelim yani öyle birçok kardeşimiz var. Bak devletin verdiği silahla yani bizim verdiğimiz parayla devlet silah alıyor bunlara veriyor, otomatik silahla halkı tarıyorlar şu mazlum tertemiz insana yapılacak iş mi şu ya, ne büyük bir ahlaksızlık yani.

Bu deccalın bir atağıydı, tabii “sihir ve manyetizmanın neviinden müthiş harikalara mazhar olan deccal” diyor, insanların beyninde de bir etki meydana getiriyor deccaliyet yani karşı refleksi durduran bir etki yapıyor, nasıl yapıyor bilmiyorum Allah’ın hikmeti. Dikkat ederseniz müthiş bir durağanlık vardı yani çok zor toparlandı millet. Ben darbeyi hissettiğim andan itibaren sürekli canlı yayına ilk ben başladım zaten, hiç kimse darbeye karşı açıklama yapmamıştı o vakte kadar, ben darbeye karşı açıklama yaptıktan bir saat sonra Tayyip Hoca konuştu, bizden çok sonra konuşmaya başladı. Ben muhalefet patileri de konuşsun dedim, kuvvet komutanları konuşsun, hemen cevap verilsin bu darbe başarısız darbe dedim, geçersizdir dedim.

EBRU ALTAN: Ne olduğu da açıklanmamıştı siz açıklama yaptıktan sonra anlaşıldı sahte darbe, böyle darbe olmaz demiştiniz, TRT’deki açıklamanın da sahte açıklama olduğunu söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bu geçersiz dedim. Aynı şekilde Genelkurmay’ın açıklaması oldu Genelkurmay sitesinde bu da geçersiz dedim, hackleme var korsan dedim çok ağırlarına gittiler bu sefer gittiler bombaladılar anteni vurmaya kalktılar yine başarılı olamadılar yani yanlış anteni vurdular.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bütün milletvekilleri mecliste toplansın dediniz ardından toplandılar.

ADNAN OKTAR: Evet, hemen meclise geçsinler dedim milletvekilleri dedim.

AYLİN KOCAMAN: Kuvvet Komutanları, Ordu Komutanları konuşsun dediniz onun arkasından 2. Ordu Komutanı hemen çıktı.

ADNAN OKTAR: Evet bir tek o konuştu o zaman zaten. Komutanları bir gecede böyle etkisiz hale getirmeleri çok acayip, o yüzden komutanlıkların korunması için özel birlik bulundurulması lazım. Ayrıca Özel Harekatçıların da içinde bulunduğu birliklerle komutanlıkların sürekli korunması lazım, hem polis hem asker koruması lazım, ikisi ayrı ayrı koruması lazım.

Bu kitap konusunu bakanlığa dilekçeyle bildirelim, ya kendileri hazırlasınlar yahut biz hazırlayalım bir an önce bu olsun. Bir de milis konusunda bu kadar çekinmeleri için sebep yok, bir de karakollarda mühimmat çok az oluyor hiç yok hemen hemen yani otomatik silah da yok. Karakollarda en az on otomatik silah bulunsun, ağır makinalı tüfek, üç bin, beş bin de mermi bulunsun. Zaten ilk geldiklerinde karakollara saldırdılar dikkat ederseniz.

EBRU ALTAN: Uçaksavar bulunsun demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bir de evet uçaksavar mutlaka şart, bir de özel harekatın bir binası olsun ama aynı şekilde de yeraltında da binası olsun. Böyle bir şey haber alındığında yeraltındaki kısma geçsinler. En az o bina kadar da yeraltında olması lazım.

Mesela polis özel harekatta helikopter saldırısında içeriden toplantı yapılan odanın yerini söylemişler. Tam bir münafık hareketi. Ve oraya nokta atışı yapıldı.

İsrail’e yönelik, Rusya’ya yönelik, İran’a yönelik akıl almaz saldırılar var deccal kudurdu. Türkiye’yle yakınlaştı diye İran’a da yapmadıklarını bırakmıyorlar, Rusya’ya yapmadıklarını bırakmıyorlar, İsrail’e de yapmadıklarını bırakmıyorlar.

Bu tankların arabaları ezdiğini gösteren video var mı bizde?

KARTAL GÖKTAN: Evet var.

ADNAN OKTAR: Görüyor musun kepazeliği boydan boya bütün arabaları ezip geçmiş. Ben böyle azgınlık görmedim dünyanın her tarafında darbe oluyor ben böyle azgınlık görmedim, böyle bir kin ve nefret de görmedim.

Yaklaşık 4 milyar yıllık yani 3.7 milyar yıllık canlı hücresi siyanobakteri var bir anda var oluyor o devirde, bir anda.

BEYZA BAYRAKTAR: Fotosentez yapıyor.

ADNAN OKTAR: Fotosentez yapıyor karmaşık işlem. Fotosentez daha hala bilimsel olarak yapılamıyor şu an.

EBRU ALTAN: Karanlık evreyi hiç bilmiyorlar zaten fotosentezin.

ADNAN OKTAR: Siyanobakteri günümüzde de var hiç değişmemiş. Onların dediğine göre şu an onlar uzaylı adam olması gerekiyordu. Değil mi o kadar zaman içerisinde müthiş evrimleşme. Bak siyanobakteri 4 milyar yıl önce de siyanobakteri milyar yıl, şu anda da siyanobakteri hiç değişiklik yok. Aynı şekilde fotosentez yapıyor, aynı dertlerini anlatıyor.

Figo sende fosil mosil var mı öyle bir şeyler?

KARTAL GÖKTAN: Var Hocam.

ADNAN OKTAR: Getir.

KARTAL GÖKTAN: 120 milyon yıllık confuciosornis.

ADNAN OKTAR: Bak hayvanın pençe mençe her şey var, evet. Kaç milyon yıllık dedin?

KARTAL GÖKTAN: 120.

ADNAN OKTAR: Bak olduğu gibi duruyor. Kemik, gerçek kafası, gözü her şeyi duruyor. 120 milyon yıl önce kuş var, e bitti. 120 milyon yıl önce kuş var evrim mevrim yok. Diyorlar ki “kuşlar evrimleş” kardeşim 120 milyon yıl önce kuş varsa sen bana ne diyorsun işte “60 milyon yıl, önce 30 milyon yıl önce kuş evrimleşti” falan diyorsun, 120 milyon yıllık kuş var. Aklını başına al bana yapma, bana yapma.

İngiltere çok önceden İslam’a müdahale için adamları hazırlamış. Nerelerin başının tutulması gerektiğini adamlar çok iyi biliyorlar. Yirmi yıl, otuz yıl, kırk yıl öncesinden hazırlık yapıyorlar. Dolayısıyla bu arkadaşlar farkına varmadan İngiliz siyasetinin etkisi altına girmişler. Ve yönlendirildikleri hissediliyor, görülüyor. Ama gariban adamlar. Bunlar hakikaten kendilerini bir güç sahibi zannetmişler. Ama bizim feraset, basiret ve bilgimiz karşısında Cenab-ı Allah’ın meydana getirdiği imkanlar sayesinde çok gariban konumdalar şu an. Ağzını açacak açamıyor. Ne desin nereden yaklaşsın? Bir şeyler demek istiyorlar toplantı falan yapıyorlar. Çok aciz konumda kalıyorlar. Ancak uyuyup uyuyup geliyorlar.

“Selamun aleyküm Hocam bizler Osmanlı tebaası olarak Türkiye’de yaşamaktayız. Fakat Osmanoğlu soyadını taşıyanlar burada değiller İngiltere’de yaşıyorlar. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?” O da mesela çok acayip hepsi İngiltere’ye gittiler. İngilizler onları himaye etti. Araştırsak garip bir mantıkla karşılaşacağız.

EBRU ALTAN: Çoğunun eşleri İngiliz.

ADNAN OKTAR:  Evet, hep böyle olmuş.

Masonluk sadece bir dernektir. Her çeşit adam olur. İçinde dinsiz imasız da olur. Masonluğun içinde komünist de olur. Faşist de olur. Ortodoks, Katolik de olur. Musevi olur. Her çeşit insan olur. Mühim olan o insanları güzel, doğru yola yönlendirmek. Dünyanın en önemli görevler içerisinde deruhte ettikleri kişileri bir araya getiren bir dernek. Kimi general, kimi siyasetçi, kimi bakan, kimi milletvekili kimi profesör, kimi sanatçı. Bu dernek için toplanıyorlar. Ama her dinden, her inançtan insan oluyor. Kimin fikri galipse o onları ikna edebiliyor. Şu an din galip, İslam galip.

Mesela Padişah beşinci Murat Masondu. Beşinci Murat Abdülhamit’in kardeşi, öz kardeşi. Kardeşleri yine Şehzade Nurettin Efendi, Ahmet Seyit onlar da masonlar. Abdülhamit’in kendisi de duvarcı ustasıdır, sanatçıdır. Ondan sonra zaten silsile olarak hep öyle gitti. Türkiye’de cumhurbaşkanlarından da masonlar oldu. Geçmiş dönemde. Şimdi tek tek saymayalım da. Bir kere Abdülhamit'in bütün takımı hemen hemen tamamı mason. Mesela Ahmet Vefik Paşa mason sadrazamdı, başbakandı. Londra’da diplomatlık yaptı. Mesela Tunuslu Hayrettin Paşa mason. Abdülhamit döneminde sadrazamlık, başbakanlık yaptı. Mesela mütercim Mehmet Rüştü Paşa mason. O da sadrazamlık ve genelkurmay başkanlığı yaptı. İbrahim Ethem Paşa mesela mason. O da sadrazamlık, başbakanlık, büyükelçilik yaptı. Mesela 1990 yılında suikast sonucu öldürülen MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abbas’ın büyük dedesidir Osman Hamdi Bey.  Osman Hamdi Bey’in babası İbrahim Ethem Paşa mason. Abdülhamit döneminde sadrazamlık ve büyükelçilik yapıyor. Ressam Osman Hamdi Bey’in babasıdır o yani. Ayrıca 1990 yılında suikast sonucu öldürülen MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abbas’ın büyük dedesi. Bir daha anlatıyorum ki iyi anlaşılsın diye. İbrahim Hakkı Paşa da masondu Abdülhamit döneminin Milli Eğitim Bakanı. Şimdikileri saysak milletin aklı gider herhalde. Bayağı şaşırırlar. Çok fazla kişi siyasetçi mason Türkiye’de. Profesörler birçok sanatçı, çok ünlü birçok sima masondur. 

Ümit Çelik, “Beş harfliler söyledi” diyor. Beş harfli ne oluyor?

Ali Koç, “Rothschild ailesi de kim, İngiliz derin devleti mi?” İngiliz derin devletinin kullandığı aileler onlar. İngiliz derin devleti paraya önem vermez. Şeytanlığa önem verir. Parayla derdi yoktur, sermaye falan onları ilgilendirmez. Parayı sırf şeytanlık için kullanırlar.

Amerika’da cumhurbaşkanı, devlet başkanlarından mason olmayan yok şu ana kadar. En başından Abraham Lincoln’ler şunlar bunlar tamamı masondur. Amerika’daki Yargıtay üyelerinin en az yüzde seksen doksanı masondur. Ona göre artık konuyu anlayın. Masonluk en çok Amerika’da güçlü. Çok kalabalık bir kitle masonluk.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Trump’ın Müslüman ülkelere vize kısıtlaması getirmesi konusunda tepkiler büyüyor. New York Federal Mahkemesi’nin kararnameyi askıya almasının ardından dört federal mahkemeden daha geçici olarak askıya alma kararı geldi. Kararnameye İran’dan sonra Irak’tan da misilleme geldi. Irak da Amerikan vatandaşların ülkeye girişini doksan gün süreyle yasakladı.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu adam biraz iyi niyetli ama başını belaya sokacak. Danışmanları da pek o kadar ilgilenmiyorlar herhalde. İş adamı mantığıyla olmaz. İyi niyetini güzel yönlendirirsek çok güzel faydalı işler yapabilir. Doğrudan bağlantı kuracak bir sistem kuralım. Yarın o konuda bir görüşelim de. Yardımcısı birisi vardı bizim kardeşlerin gittiğinde görüştüğü. O kişiyle doğrudan bağlantıda olalım. Bir kere şu anki atağı gereksiz. Çünkü Amerika'ya bir zarar vermedi şu ana kadar bu sistem. Bundan dolayı mağdur olmadılar. Alacağı tedbirin hiçbir faydası yok. Boş iş bu. Çünkü zaten elçiliğe geldiklerinde bakıyorlar psikologlar şunlar bunlar asker polis hepsi inceliyor. Varsa bir anormallik izin vermiyorlar. Vize alamıyor. Vize almış adama ne gerek var? Onu yarın ivedi belirtelim. O iyi niyetli ama başını belaya sokacak Allahualem. Gereksiz yere iktidardan inmiş olacak ondan sonra. Bu sefer de komünistler bir iktidara gelirse Amerika’da artık Amerika yan yattı demektir. Ondan sonra homoseksüeller, komünistler artık Amerika’yı yerle bir ederler. Biraz aceleci davranmak lazım.

Mesela Charles Darwin’in dedesi Erasmus Darwin asıl Darwinizm’i ortaya koyan odur. Darwin dedesinin fikirlerini geliştirdi. İskoçya’da Canongate Kilwinning iki numaralı locada masondur dedesi. Belgesi de var. Charles Darwin de aynı dedesinin mensup olduğu locada mason. Bir silsile olarak devam ediyor ve adamlar dünya çapında bu teoriyi dayatma olarak bir diktatörlük gibi hakim kıldılar. Mason desteği olmasa bu olmaz. Yine masonluk kanalıyla bunu yıkmaya gayret ediyoruz şu an. Mesela Karl Marks. 32. Dereceden Alman Grand Orient Locası’na bağlı bir mason. Ve onun da belgesi var. Ateist olmasına rağmen bak mason locasında. Çok koyu Katolikler yine mason locasında. Hahamlar mason locasında. Herkes orada toplanıyor. Yani bir dernek. Aydınlar derneği gibi bir şey. Öyle düşünelim. Mesela Stalin Rozic Rushian Locası’na bağlı bir mason onun da belgesi var. Yine Lenin de Grand Orient Locası’nda aynen. Aynı locada o da. Karl Marks’ın olduğu loca. Aynı locada. Stalin’le, Lenin. Hepsi aynı locaya mensup olmuşlar. Troçki de yine Grand Orient Locası’nda. Bak görüyor musun? Marks, Lenin, Troçki, Stalin hepsi aynı locadalar. Bunların tamamını tek bir locaya mensup hale getirmişler. Tek bir loca yönetmiş. Mao Zedong da Grand Orient Locası’na mensup. Hepsi, hepsinin de belgesi var. Komünist ünlü liderlerin tamamı tek locaya bağlı. Ve hepsi dünyaya kan kusturdular.

Trump meseleyi çok sıkı tutsun. Böyle gereksiz konularla kendini yıpratmasın. Amerika’da dindarlığı tırmandırsın. Ekonomiyi canlandırsın. Dış ticaret, iç ticaret bunlara ağırlık versin. Ve acele etmesine de gerek yok, zaten bir anda bunlar hallolmaz. Maneviyatı yükseltmesi çok önemli. Mesela Musevilerle toplantı yapsın, kalabalık Musevi topluluğuyla, yer yerinden oynar. Mesela evanjelik rahipleri bir araya toplasın onlarla bir toplantı yapsın, yer yerinden oynar. Katolikleri toplasın onlarla toplantı yapsın. Müslüman büyük alimleri toplasın onlarla toplantı yapsın. Muazzam bir sevgi seli olur, herkes destekler. Maneviyata ağırlık versin. Bu konulara niye vakit ayırıyor ki? Oyun da olabilir böyle bir şeye gelmesin.

BÜLENT SEZGİN: Trump bu konudaki baskılar üzerine bir açıklama yaptı Adnan Bey. Şöyle söylüyor. “Medyanın göstermek istediğinin aksine bu bir Müslüman yasağı değildir” dedi. Amerika’nın bir göçmen ülkesi olmaktan gurur duyduğunu savunan Trump, zulümden kaçan insanlara merhamet göstermeye devam edeceklerini ancak bunu yaparken sınırlarını ve vatandaşlarını korumayı da sürdüreceklerini söyledi. Nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan ve söz konusu yasağa tabi tutulmayan kırktan fazla ülke olduğunu belirterek, “gelecek doksan günde en güven politikaları gözden geçirilerek uygulamaya koyduğumuzdan emin olduktan sonra tüm ülkelere tekrar vize vermeye devam edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama doksan gün çok fazla bir süre gereksiz yani yıpratıcı. O doksan gün çok şey alıp götürebilir. Bu süreyi kısaltsınlar. Doksan günü mesela yirmi güne düşürsünler. Doksan güne ne gerek var yani? Yirmi gün sonra yapacağız yani. Eleman sıkıntısı varsa halledilir. Yani böyle bir dönemde en çok maneviyatı ön plana alması dindar Amerikan halkını coşturacaktır. Mesela o kapanan kiliselerin açılması. Bütün kapanan kiliseleri açtırsın, kapanan sinagogları açtırsın. Musevileri kalabalıkça toplasın onlarla beraber bir yemek yesin, Katoliklerle, Ortodokslarla yemek yesin. Çok çok güzel olur.

Trump’a oyun oynayabilirler yani hatalı bir politika izletip başını belaya sokmak istiyor olabilirler. Gereksiz ataklara girmemesi konusunda uyaralım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hükümet sizin daha önce üzerinde durduğunuz bir konuyu daha hayata geçirmek üzere. AK Parti Milletvekili Metin Külünk yurt dışında milli güvenliği tehdit eden yayınlara ilişkin gerçeğe dayalı bilgilendirme yapılmasını öngören bir kanun teklifi hazırladı. Bu kanuna göre yurt dışında Türkiye aleyhine sistemli olarak yapılan ve ulusal güvenliğimizi tehlikeye atan yalan haberler tespit edilecek ve işin gerçeğini yurt dışında anlatılacak çalışmalar yapılacak.

 ADNAN OKTAR: Üç yıldan bu yana anlatıyorum bunu, üç yıldan bu yana. O kadar ağır gelişiyor ki her şey. Üç yıldan beri uğraşıyorum ben bunun için.

AYLİN KOCAMAN: Özellikle “TRT bunu üstlensin” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Defalarca. Bir de eleman da bulamıyorlar. TRT dış haberler var, adam İngiliz yanlısı, entellik yapıyor, dantellik yapıyor alakası yok. Maaşı alıp oturuyorlar aşağıya. Yani bilen insanlara versinler.

Böyle güzel bakıyorlar çok memnun oluyorum hayvanlar sıhhatli görünüyor. Ama bu hayvanlara eziyet edenlerin tanıtılması konusu çok önemli. Bu adamların yaptığının yanına kalması çok rahatsız edici. Bunu ısrarlı söylemek lazım, bir kerede genellikle kanun çıkartmıyorlar. Çok ısrar etmek lazım mesela bu konuları biz en az altmış kere falan söylemişizdir daha yeni hareketlenmeye başladı ortalık. Ki onu da beceremeyecekler büyük bir ihtimalle.  Yani İngiliz yanlısı birisine verirler yine iş karmaşır. Biraz halktan da danışmanlık almaları gerekiyor. Yani bunu halkın içinde bilen çok fazla insan oluyor bu tip şeyleri.

Son kırk yıl içinde Amerikan topraklarında bu yedi ülkeden gelen kişiler tarafından tek bir terör olayı olmamış. Yanlış yönlendirmişler Trump’ı. Mutlaka bu konuyu halledelim. Tamamen gereksiz. Doksan gün falan lafını da geri almasına gerek yok, on-on beş gün falan desin konuyu bitirelim yani. Bu şekilde olsun. Bir de seri olarak yanlışlar düzeltilmesi gerekiyor. Hızla ilerlesin ama yanlışlarda böyle takılıp kalma olmaz.

EBRU ALTAN: Bir kıyas yapmışlardı. Şimşek çakmasından hayatını kaybedenlerin sayısı Amerikan topraklarındaki bu yabancılardan kaynaklanan terör olaylarında hayatını kaybedenlerin sayısından çok daha fazla diye.

ADNAN OKTAR: Canım terör hiç olmasın tabii. Biz Amerikalıların mutlu, güzel yaşamasını istiyoruz, huzurlu olmalarını, eski Amerikan rüyasına dönmelerini istiyoruz. Ve Amerikan ahlakı çok güzel. Yani şakacı, hoşsohbet, birbirlerini severler, komşuluk münasebetleri güzel, dindarlıkları güzel. Hemen o çizgiye dönmeleri gerekiyor. Asıl ahlaki yükseliş çok önemli. Ama onun için de Musevilerin çok iyi destek olması lazım, evanjeliklerin cesur davranıp destek olması lazım, Katoliklerin de çok iyi destek olması lazım. Yani seyretmesinler aslında onları biraz şevklendirmek lazım.

“Adnan Hoca Adnan Hoca duy sesimizi. Sizleri çok seviyoruz” diyor Buğra.

Ümit Çelik. Ümit bir kere sahte hesapsın.

Mika 4:3/4 Tevrat’ta, “İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacaklar artık. Herkes kendi asmasının, incir ağacının altında oturacak. Kimse kimseyi korkutmayacak.” İşte bu Mehdiyet. Birleşmiş Milletler’in duvarında yazıyor bu ilk kısım.

Bir kere Museviler bütün gücüyle desteklesin Trump’ı. Onun üstünde çok duralım. Musevileri buraya çağırıp konuşabiliriz de desteklemeleri için. Özellikle evanjelikler bütün güçleriyle desteklemeleri gerekir. 

Masaüstü Görünümü