Harun Yahya

Sohbetler (31 Ocak 2017; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz. Herkes hoş geldi.

Ne diyelim? “Güzellik sevgi birliğinde” diyelim, evet.

Fikret anlat.

KARTAL GÖKTAN: Trump’ın 7 Müslüman ülkenin vatandaşlarının ülkeye giriş izinlerine kısıtlama getirmesi kararının ardından annesi İranlı olan 5 yaşındaki Amerika vatandaşı bir çocuk tam 5 saat kelepçe takılarak Washington’daki bir havaalanında gözaltında tutulduğu iddia edildi. Beyaz Saray Sözcüsü Spicer, 5 yaşında bile olsa bir çocuğun tehlike oluşturabileceğini savunarak şunları söyledi: “Yaş ve cinsiyetinden dolayı birinin tehdit oluşturmayacağını varsaymak yanıltıcı ve yanlış. Birinin sınırlarımızı aşarak bize zarar verebileceği zamanı bilmiyoruz. Başkan bu an üzerinde beklemek istemiyor, tüm olanaklarını kullanarak mümkün olan en kısa zamanda ülkeyi korumayı ve güvenli hale getirmeyi amaçlıyor” dedi. Bu durum sosyal medyada büyük tepkiye yol açtı. Ancak çocuk, kelepçeyle tutulmamış ailesinin geçişine izin verilmediği ve işlemler devam ettiği için çocuk da ailesinin yanında olmuş.

ADNAN OKTAR: Bu çok baş ağrıtacak. Trump gereksiz konu çıkartmasın başına, mevzu çıkarmasın. Bunun bir faydası da yok anlamı da yok. Koruyucu bir yönü de yok bunun, tedbirle alakası yok. Yani IŞİD, El-Kaide eylem yapmak isteseler yaparlar Amerika’da, alakası yok. Yeterli elemanı var onların orada. Zamanında gelmişler oraya yerleşmişler dağ-taş dolu her yerde adamları var. Dışarıdan adam gelmesine gerek yok. Zaten gelemez de. Çünkü çok iyi araştırıyorlar. Psikologlar falan gözden geçiriyor, elçiliğe geliyor konuşuyor her şeyine bakıyorlar. Öyle birisinin oraya giriş yapması mümkün değil. Çok gereksiz bir yıpranma kapısı oldu.

BEYZA BAYRAKTAR: Buna karşı olan bir bakanını değiştirdi. İşten çıkarttı.

ADNAN OKTAR: Yıpranması tehlikeli olur Trump’ın. Eğer onu görevden alırlarsa yerine komünistler gelir rezalet paçalardan akar. Bayağı berbat bir ortam olabilir. Ona ulaşmanın sabit bir yolunu bulmak lazım böyle ara ara değil de kesintisiz bağlantı kuracak bir sistem olması lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi sürecinde taraflar 2010 yılından bu yana ilk kez yarın siyasi istişarelerde bulunmak üzere aynı masada toplanıp bir araya gelecek. Taraflar arasındaki siyasi istişarelere Türkiye’den Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ümit Yalçın ve İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan bir kişi katılıyor. Görüşmelerin Ankara’da yapılması bekleniyor.

ADNAN OKTAR: Tamam iyi olur. Başından beri uğraştığımız konu o zaten. İsrail ile Türkiye arasının düzelmesi için yıllardan beri uğraşıyoruz. Daha yeni netice alabiliyoruz. Kaç yıldan beri uğraşıyoruz, kaç yıldan beri? Evet.

“Sana Ey Muhammed Zülkarneyn hakkında sorarlar. Deki; Size ondan öğüt ve hatırlatma olarak ve bazı bilgiler vereceğim.” Israrla Zülkarneyn’i soruyorlar ama Zülkarneyn diye bir insan yok, sıfatı bu Zülkarneyn. Yani adı Zülkarneyn olan biri yok, onun özelliği sıfatını söylüyor sahabeler. Ve herkes soruyor. Benim anladığım benim kanaatim sordukları şahıs Hz. Mehdi (as). Yani Moşiyah-Mehdi (as)’den bahsediyorlar onu soruyorlar. İki cihetli iki yönlü, hem madde hem mana, hem doğuya hem batıya etki eden. 

“Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik.” (Kehf Suresi, 84) Evet, bu kıssayı bir gözden geçirelim. Zülkarneyn; iki, ikinin hakim olduğu insan Zülkarneyn; iki. İki çağın adamı. Yani hem ikinci binin hem üçüncü binin. Çünkü ikinci bin 2001’de bitti üçüncü bine geçildi. Yani iki çağın adamı 2000 yılın adamı, ilk defa oluyor. 2001’de iki çağın birleştiği nokta oluyor. Hz. Mehdi (as) iki çağı da görmüş oluyor iki büyük devri. Yani milenyum denen ikinci bini ve üçüncü bini görmüş oluyor. 2022 de bence önemli, 2021 değil de 2022 Allahualem.

“Yeryüzünde sapasağlam bir iktidar,” bütün dünyaya hakim olan. İleride olacak bir olaydan bahsedildiği anlaşılıyor burada Allahualem. En doğrusunu Allah bilir.

Bak, “iki seddin arasına ulaştı” diyor. Hep ikiler hayatına hakim. Yecüc ve Mecüc var karşısında, iki kavimle karşılaşıyor mücadele edeceği, Yecüc ve Mecüc iki ayrı kavim. “İki dağın arası” hep iki.

Kudüs’teki kapı kapatıldı biliyorsunuz, demirle de kapatıldı, bakırla da kapatıldı yani tunçla da kapatıldı. O kapı kapalı kimse geçemiyor. O da bir settir. İki dağın arasında o da. Mesela o kapıyı aşamıyorlar, şu ana kadar açılamadı. Binlerce yıldan beri kapalı.

“Karneyn” işte “iki tanesi” anlamına geliyor “karneyn” “iki tanesi.” “Karn” “yüzyıl, çağ” anlamına geliyor “karn.” “Karneyn” aklınızda kalsın “iki tanesi” anlamında. “Zülkarneyn” iki boyutlu. Hem zaman içinde iki boyutlu hem mekan içinde iki boyutlu yani hem madde olabiliyor hem ruh olabiliyor. Bak, istediğinde madde oluyor, istediğinde ruh olabiliyor. İki çağa hükmeden anlamında ayrıca, yani hem ikinci bine hem üçüncü bine. İkinci binin içinde zaten ikilerden bahsediyor ya, “karneyn” iki tanesi demek. İkinci bin, aynı zamanda üçüncü binin de hakimi.

“Zü” demek sahip demek, “karneyn-karn” da yüzyıl demek, zaman. “Zü” sahip, sahib-i zaman. “Zü” “sahip” anlamına geliyor, “karn” “asır-yüzyıl.” Yani zaman, “zamanın sahibi, sahib-i zaman” oluyor. “Karneyn” aynı zamanda “iki uçlu” demek, iki uçlu kuyruklu yıldıza da bakıyor, onun zamanında çıkacak olan iki uçlu kuyruklu yıldız. Onu temsil ediyor zaten Hz. Mehdi (as)’ı temsil ediyor. “Karneyn” “iki uçlu,” “Zülkarneyn” “iki uçlu” “Zülkarneyn.”

“Zü”yü unutmayacaksınız “sahip” anlamında, “karn” da “zaman.” Bak “karn” aynı zamanda “zaman” anlamına geliyor “sahibi zaman.”

O kapı iki dağın arasında Kudüs’teki, demirden ve taştan bir set. Bak ayette diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım: “Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir.”” Şeytandan Allah’a sığınırım, “Rabbimin va'di geldiği zaman,” yani Hz. Mehdi (as) geldiği zaman “O, bunu dümdüz eder;” o kapıyı açar, o kapı yıkılır açılır. Şu an kapı kapalı.  “Rabbimin va'di haktır." (Kehf Suresi, 98) Bu anlama da gelebilir. Zaten bunu zaman gösterir. Ama Zülkarneyn benim gördüğüm alenen Hz. Mehdi (as)’dan bahsediyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz söylemiştiniz, sahabelerin en çok sorduğu soru, Peygamberimiz (sav)’e Hz. Mehdi (as). Ayetin başında da “sana Zülkarneyn hakkında sorarlar” diye geçiyor.

ADNAN OKTAR: Evet, onu başta anlattım.

BÜLENT SEZGİN: Mesih Kapısı’nı gösterebiliriz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. Bak hem demirle kapatılmış hem de taş duvarla kapalı. Oradan da kaplı görüyorsunuz. Set şeklinde. Set ne zaman açılacak diyor ayette? “Rabbimin vaadi geldiği zaman” vaat ettiği. Kimi vaat ediyor Allah? Hz. Mehdi (as)’ı vaat ediyor. “Vaadi geldiği zaman o bunu dümdüz eder.” O duvarı yıkar, o kapıyı açar. O demirden bakırdan oluşturulmuş kapı ve taştan oluşturulmuş duvar yıkılır açılır. “Rabbimin vaadi haktır.” Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı, İslam’ın dünya hakimiyeti hak.

Sahabeler soruyor, Ehli Kitap soruyor “iki zamanlı” yani “zamanın sahibi” diyorlar “zamanın sahibi kim?” diyorlar. “Zamanın sahibi kim?” Anlamı o. Yani şahıs ismi değil bu Zülkarneyn. Şahıs ismi Ahmet, Mehmet, Mustafa yahut işte Leon neyse, Musevi’yse başka isimler de olur. Bu isim değil, bu bir sıfat. “Sahibi zaman” sahibi zamanı soruyorlar. Sahabelerin en çok sorduğu soru o zaten yani Moşiyah-Hz. Mehdi (as).

“Ey Ahmet bin İshak, o Mehdi bu ümmete Hz. Hızır (as) ve Zülkarneyn gibidir.” Yani “Zülkarneyn kıssasında anlatılan da Mehdiyet’e işarettir” diyor. Zülkarneyn kıssasında anlatılan da Mehdiyet’e işarettir. Kehf Ehli’nde anlatılan da Hz. Mehdi (as) talebelerine işarettir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Suriye kolu PYD’nin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri, Trump’ın kendilerine kara gücü gönderdiğini açıkladı. PYD’nin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri yeni Başkan Trump’ın Amerika’nın PYD’ye verdiği desteği keseceğine dair haberlerin asılsız çıktığını, tam tersi kendi denetimlerindeki alanlara kara gücü gönderdiğini söyledi. Ayrıca Trump’ın gündeme getirdiği güvenli bölgenin kendi denetimlerindeki alanları da kapsayacağını iddia etti. Cevap gelmiş buna Pentagon’dan. Bugün Amerika’nın YPG önderliğindeki SDG’ye zırhlı araç verdiği haberleri çıkmıştı. Pentagon az önce yaptığı açıklamada, zırhlı araçlar verdiğini kabul etti. Verilen araç sayısı hakkında yorum yapılmadı.

ADNAN OKTAR: Eğer eski yönetimin akışı tarzındaysa, yani eski yönetimde alınmış bir karar şu an uygulanıyorsa, mevcut hükümet buna müdahale edemiyorsa ayrı mesele. Ama bizzat Trump oraya “şunu götürün bunu götürün” falan dediğini zannetmiyorum ben. Obama döneminin uygulamasının devamıdır o. Bunların zamanla oturacağına inanıyoruz. Obama’yı da bu konuda uyarmıştık ama adam komünist kafalı olduğu için ikna olmadı. Fakat Trump antikomünisttir. Böyle bir anormalliğe müsaade edeceğini zannetmiyorum. İyi bilgilendirmek gerekiyor. Onu da yaparız.

KARTAL GÖKTAN: Zırhlı araçların resmi de vardı.

ADNAN OKTAR: Onu PKK’ya mı vermişler?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet. Zamanında alınan bir karardır. Çünkü hükümet daha yeni geldi. Yani ne zaman arabayı temin etsin, ne zaman versinler? Bunların pek mantığı yok. Obama’nın bozduklarını Trump’ın bir anda tamir etmesi kolay değil. Yalnız Trump’ın burada bir ofisi olsun Türkiye’de, yani bilgilendirme ofisi olsun oraya bilgi aktarabilelim. Herhangi bir yerde bir büro açsınlar, küçük bir büro. Yani Amerikan Büyükelçiliği’nde de bunu yapabilirler. Üç kişilik, dört kişilik bir büro yahut beş kişilik bir büro. Oraya biz bilgi aktarabilelim. Yani kendimiz yanlış gördüklerimizi, doğru gördüklerimizi bir istişare sistemi içerisinde aktarabilelim. O zaman doğru-düz gitmesi mümkün olur. Ama bu türlü iftiralar oyunlar Trump’ın sürekli karşısına çıkacaktır. Buna karşı tedbir olarak bu yöntem akılcı gibi görünüyor. Onu bir teklif edelim.

Enfal Suresi 11, şeytandan Allah’a sığınırım: “Hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi hafif bir uyku bürüyordu.” Güven olmak üzere, bu Hz. Mehdi (as) talebelerinde de olacak hadislerde var. 

Kehf Suresi 18’de: “Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır” uyuyorlar diyor. “Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk” diyor.  

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sputnik News haber sitesi, maymun insan arası uydurma bir çizimin altına “İnsanlığın ilk atası bulundu” başlıklı bir haber yayınladı. Resmi görebiliriz. Haberde bilim adamlarının Saccorhytus isimli mikroskobik bir canlı türü keşfettiğini ve bunu elektron mikroskobu altında incelediği anlatılıyor. Bu mikroskobik deniz canlısı elips biçiminde bir vücuda ve büyük bir ağza sahipmiş. Denizin içinde kum tanelerinin arsında yaşayıp yiyecek parçalarını yutarak besleniyormuş. Bu, 1 milimetrelik gözle görünmeyen canlının insanoğlunun bilinen en eski atası olduğu iddia edilmiş.

ADNAN OKTAR: Şimdi biz bunları mahcup ettik ya “Hiç ara fosil falan gösteremiyorsunuz, halkalarınız ne oldu” falan diye ağırlarına gitti. Yine bir serbest atışa geçmişler. Yani otomatik silahla atış denemesi yapıyorlar. Kardeşim, bu dedikleri canlılar halen yaşıyor. 300 milyon yıl önce de var, şu anda da var. Hiçbir değişikliğe uğramamışlar. Bunları durup durup böyle ısıtıp ısıtıp gündeme getirmenin alemi yok. Ben utanıyorum bunlar adına. Bir de sıkışında böyle serbest atışa geçmenin de bir alemi yok. Her mahcup edişimde çok fazla üstlerine gidersem böyle kıyıda köşede depoda bulduklarından bir-iki tane kesiyorlar. Biz de “ufak ata da civcivler yesin” diyoruz. Önce “mikrop atamız” dediler. Sonra “atamız solucan” dediler. Patatesin de atası olabileceğini iddia ettiler falan. Şimdi de buna diyorlar. Allah akıl fikir versin. Ne diyelim?

İngiliz derin devletinin önemli ideologlarından George Wells var. İngiliz derin devletinin fikir babalarından, yani halen de var öyle çok fazla şahıs var, yaşlı, İngiliz derin devletine fikir veren, yol gösteren. 1866-1946 yılları arasında yaşadı bu şahıs. İngiliz derin devletinin ideolojisini geliştirmede önemli kişilerden birisi.

BÜLENT SEZGİN: Resmi gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet. Bu yuvarlak masa Round Table ve Fabian Derneği’nin de üyesi. Hazin hazin de bakıyor baksana. Chatham House’nin kuruluşunda ve fikirlerini yönlendirmesinde etken bir kişi. Sosyal Darwinizm’in savunucularından ama en etkili savunucularından birisi. Anglosakson ırkının üstünlüğüne inanıyor. “Anglosakson ırkı dünyanın en üstün ırkıdır” diyor. Açık toplum düşüncesini ilk defa 1928’de açık komplo adı altında ortaya atan George Wells, yani ilk bu düşünceyi ortaya koyan o. Açık toplum yani şeffaf toplum düşüncesini ilk defa 1928 yılında açık komplo adı altında ortaya attı George Wells.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet. Şeffaf toplum falan diyorlar ya, evet. 1928 yılında tek dünya imparatorluğunu savunan yani İngiliz dünya imparatorluğunu savunan “Açık Komplo Manifestosu”  isimli bir kitap yayınladı. Bu kitapta seçkinler tarafından yönetilecek tek bir dünya imparatorluğu kurulması gerektiğini savunuyor, yani lordlar tarafından. Wells’e göre bu dünya imparatorluğunu İngiliz derin devletine hizmet eden aydınlanmış savaşçılar kuracaklar. İmparatorluğun kurulmasıyla birlikte dünya nüfusu öjeni ve kısırlaştırmayla kontrol altına alınacak. Sakat, güçsüz, hastalıklı ve gelişmemiş ırklar öldürülecek. Irk ıslahı gerçekleştirilecek, inancına göre. Wells kitabında İngiliz yöneticilerin ırkları sayesinde ölümsüz olduklarını savunuyor. Yani Allah gibi olduklarına inanıyor. Bu açık komployu günümüzde uygulayan Soros’un açık toplum hareketi biliyorsunuz. Homoseksüel derneklerin hepsini destekliyor. Wells’in “Açık Komplo” kitabında diyor ki, kısa bir bölüm olarak okuyorum: “Açık komplo siyaseti dünyada var olan hükümetleri zayıflatmak, dağıtmak ve onları yöneten hale gelmek olmalıdır.” Yani hükümetleri biz yönetmeliyiz diyor. “Açık komplo hareketinin karakteri bir dünya dini olacaktır. Büyük topluluklar asimilasyon yoluyla sonunda tüm dünya nüfusunu yutacaklardır. O zaman yeni bir insan toplumu ortaya çıkacaktır” diyor. Kendine göre bir şeytani plan kurmuş. Şu an bu uygulanmak isteniyor. Nasıl yapıyorlar? Mesela, dünyada var olan hükümetleri zayıflatmak. Nedir? Mesela Tayyip Hoca tamam zayıflatalım diyor. Olmazsa yıkalım. “Ve onları yöneten hale gelmek” yani hükümetleri yöneten hale gelmek. Şimdi Tayyip Hoca direniyor ya, yaptıkları kepazeliğin nedeni de bu. “Sen nasıl direnirsin?” kafasındalar.

Türkiye’ye yakınlaşan ülkelere peş peşe oyun oynanıyor şu an.  Rusya büyükelçileri peş peşe öldürüldü biliyorsunuz. İsrail, Akdeniz doğalgazını Türkiye üzerinden geçirmeye karar verince İsrail’de orman yangını çıkarttı hemen anında. Netanyahu hakkında rüşvet iddiası ortaya attılar. Birleşmiş Milletler’den aleyhte karar çıktı. İran ve Azerbaycan arasında karşılıklı gerilim çıkartacak demeçler verildi. Muazzam bir gerilim meydana getirildi. Sünni-Şii çatışmasını tahrik edici provokasyonlar oldu biliyorsunuz. Mesela Tayyip Hoca Musul operasyonu sırasında sert tartıştığı Irak Başbakanı İbadi’yle böyle arayı düzeltmek için gayret ettiğinde, Bağdat’ta ticaret merkezinde iki canlı bomba patlatıldı peş peşe. Bu tip olayları dikkatlice takip ederseniz zaten görürsünüz. Mesela Suudi Arabistan, Türkiye ile rafineri anlaşması imzaladı. Yani petrol rafinerisi anlaşması imzaladılar Suudi Arabistan’la Türkiye. İngiltere’ye de “bize karışma” dedi Suudi Arabistan bu konuda. Sen misin onu diyen, ertesi gün Mısır gazeteleri Suudi Arabistan Kralı’na “hain” diyerek saldırmaya başladı İngiltere’nin talimatıyla. Yani böyle bir sistem kurmuşlar.

Şimdi şöyle bir durum var; Zülkarneyn; Peygamberimiz (sav) zamanında böyle bir adam bilinmiyor. Yani soracakları gibi birisi değil. Sitayişle ve ısrarla sordukları, “bu sahibi zaman kim?” diyorlar. “Sana sorarlar” diyor. Herkes soruyor, sürekli soruluyor. “Size onun hakkında bilgi vereyim” diyor. Yoksa Zülkarneyn diye tarihte öyle bilinen birisi pek yok. Yani çok flu olarak bilinen insanlar var, o tarz şeyler var ama yani toplumun o kadar dikkatini çekecek birisi değil bu. Ama burada bahsedilen olay bir dünya hakimiyeti ve çok kapsamlı anlatılıyor. Gelecekte olacak bir olay. Bu set de kapı da benim anladığım İsrail’deki kapı. Yani hem demirle hem bakır levhalarla kapatılmış, hem taşla örtülmüş, “vaad geldiği vakit, Hz. Mehdi (as) geldiği vakit o bu kapıyı açar” diyor ayet. Açıkça bu anlama geliyor. Ve insanlık birleşiyor. Yani Hristiyanlıkla Müslümanlık birleşmiş oluyor o kapı açıldığında. Ve Yecüc ve Mecüc’ün sonudur bu. Yani anarşinin terörün sonu olmuş oluyor. Anlamı bu gibi görünüyor. Çünkü yani tamam tarihte bir Zülkarneyn olmuş olabilir vardır ama halkı o kadar ilgilendirmez o. Yani gelecekte olacak olan bir olay ilgilendirir. Geçmişteki bir olay bir hikaye gibi gelir onlara. Geçmişteki olay insanları niye o kadar ilgilendirsin? Olup-bitmiş nihayet bir masal hikaye gibi görür. Yani Kuran’ın onu kapsamlı anlatması gelecekte olacak bir olay olduğu için. Geçmişteki olay yani geleceği anlatmıyorsa bir anlamı yoktur. Kuran hikaye anlatmaz, olacak olayları anlatır. Her yönüyle Mehdiyet olduğu anlaşılıyor. Bir kere “sahib-i zaman” diye sormaları çok acayip. Sahib-i zamanı soruyorlar. Alenen anlamı sahib-i zaman. Dünyaya hakim oluyor, seddi kaldırıyor, seddi yıkıyor, bu gibi görünüyor. Yani Tevrat’ın izahlarına da uygun bu, her şeye uygun.

Müsaade edilse de yabani hayvanlar evlerde de bakılabilse. Onların nüfusu daha çabuk çoğalabilir öyle. Ev sahipleri bayağı iyi bakabilirler. Mesela ceylanlara, adamın iki üç tane ceylanı olsa mükemmel bakar, değil mi? Mesela dağ keçisi şu bu falan hayvan. İlla dağda yetişecek diye bir şey yok. Dağda çok zor şartlarda yaşıyor hayvanlar. Mesela tilki gayet güzel olur. Bıraksın yetiştirsin insanlar. Bayağı şekerler. Soyu tükenen hayvanları bıraksalar iyi olur gibi geliyor bana. Evet.

“Adnan Hocam, İzmir’den arıyorum, sizi severek izliyorum. Her zamanki gibi formundasınız” diyor, maşaAllah.

“Hocam, ben Şennur’un kardeşi Ahmet. Çok nurlu ve çok heybetlisiniz, maşaAllah. Çok farklı, değerlisiniz” diyor.

“Hocam, bir ricam var. A9 TV’de Hocamız çıkmadan önce arkadaşların sohbetleri çok etkileyici ama internete yüklenmiyor. Varsa nereden bulabiliriz?”

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Yılmaz, AK Parti’nin getireceği başkanlık sisteminin Amerika gibi başarılı bir örneğiyle hiçbir ilgisinin olmadığını belirterek, ya Amerika tipi başkanlık sistemi getirilmesi ya da parlamenter sistemde kalınması yönünde bir yazı yazdı. “Amerika’daki sisteme benzemeyen başkanlık sistemleri nerede var? Venezuela’da, Gambiya’da ve benzerlerinde. Ve bu ülkelerde krizler bir süre sonra rejim krizine dönüşüyor. Ancak Hindistan parlamenter sistem olduğu için ülkede kriz çıksa da o kadar farklı etnik gruba sahip olmasına rağmen bir ve beraber kalabiliyorlar. Türk tipi başkanlık sistemi ülkenin bir yarısını tamamen sistemin dışına itip temsil edilemez hale getireceği için sakıncalıdır. Bunun ülkeye istikrar getirmeyeceği bugünden belli değil mi?” dedi.

ADNAN OKTAR: Kim bu kardeşimiz?

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Niye diğer yarısı için faydası olmadığını düşünüyor? Hükümet herkese hizmet ediyor. Mesela bir köprü yapıyor herkes geçiyor. “AK Parti’ye oy vermeyenler bu köprüden geçemez” demiyor ki, herkes geçiyor. Yaptığı her hayırdan herkes istifade ediyor. Pek mantıklı gelmedi bana.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir tablo vardı Adnan Bey araştırma sonucu. En gelişmiş 10 ülkeden 9’u Parlamenter. En az gelişmiş 10 ülkeden 6’sı Başkanlık, 4’ü Yarı Başkanlık diye.

KARTAL GÖKTAN: Başkanlık sistemiyle parlamenter sistemi kıyaslayan bir şema var.

BÜLENT SEZGİN: En gelişmiş Ülkeden 9’u Parlamenter. En az gelişmiş 10 Ülkeden 6’sı Başkanlık, 4’ü Yarı Başkanlık diye. İlk on sıradaki ülkeleri sıralamışlar tamamı parlamenter sistem sadece Amerika başkanlıkla yönetiliyor en gelişmiş ülkeler sıralamasında. Son sıradakilere baktığımızda tamamı başkanlıkla daha doğrusu 6’sı Başkanlık, 4’ü yarı Başkanlıkla yönetiliyor.

“Ben Nurdan canım Hocam sizi çok merak ediyorum görmek istiyorum. Sizi gördüğümde müthiş bir heyecan hissedeceğime inanıyorum.”

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rize’den bir fotoğraf vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Rize. Karadeniz boydan boya çok güzel bir yer. Dünyanın en güzel yerlerinden birisi. Türkiye bayağı güzel bir yer. Ama tabii her yerin güvenli olması lazım. Karadeniz’in de, İç Anadolu’nun da, Antalya bölgesinin her yerin güvenli olması gerekiyor. Güven olmadıktan sonra her şey boş gibi oluyor.

Trabzon ve çevresinde son altmış yılın en fazla karı yağmış, inşaAllah bereket olur. Karadeniz cennet gibi ne kadar güzel yer, bayağı güzel Karadeniz maşaAllah şaşırtıcı derecede güzel. Tokat çok güzel, Turhal güzel, Amasya güzel bayağı güzel yerler.

Kuran’da Zülkarneyn kıssasında zorba kavimden bahsediyor zorba yani bu deccaliyet. Musa (as)’nın kavmi de zorba kavim. O zorba kavmin olduğu şehre girmek istiyorlar. Tabii Musa (as)’nın kavminin hepsi değil de o kavim zorba insanların olduğu şehre girmek istiyor “Kapıdan girin” diyor ayette kapıdan. İşte o kapıya işaret var. Sedd-i Zülkarneyn de o kapı olabilir. Çünkü ahir zamana kadar Mehdi (as) devrine kadar o kapı kapalı. Demir ve bakırdan yapılmış bir kapı ve taştan 3500 yıldan beri kapalı. Allah’ın vaadi geldiği zaman “o set yıkılacak” diyor o kapı yıkılacak, açılacak ve “oradan girecekler” diyor değil mi?

BEYZA BAYRAKTAR: Misafirimizin bakışları çok olağanüstü.

ADNAN OKTAR: Bayağı akıllı kız evet, çok güzel kız bayağı değerli. Ben şaşırdım maşaAllah. Derinliği çok güzel işte bu Allah’ın yaratması. Onu değerli insan haline getiren aklı oluyor, o tutkusu oluyor. Yoksa insan etinden bir şey çıkmaz. İnsan eti, insan kemiği değil o akılla onun birleşmesi mucize olan o oluyor.

Ben dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Yeni müfredatta Aleviliğe daha geniş yer ayrılması konusu gündemde. Cem Vakfı da müfredatta olmasını istedikleri konuları Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdi. Alevi kardeşlerimiz bakanlıktan şunları talep ediyorlar. “Din konusu tüm inançlara eşit şekilde yer verilerek anlatılsın. Kitaplarda Alevilere yönelik rencide edici terimler çıkarılsın. Kitaplarda Alevilerin beklentilerini karşılayacak bazı dualar, ibadet şekilleri de yer alsın. Cem Töreni yerine Cem ibadeti denilsin. Cami ile birlikte Cem evleri de ibadethane olarak tanıtılsın.”

ADNAN OKTAR: Evet. Aleviler temiz, güzel insanlar, sevdiğimiz insanlar. Evet, Alevilik hakkında da, Bektaşilik hakkında da, Musevilik, Hristiyanlık hakkında, Hristiyan mezhepleri hakkında gençlerin, insanların bilgilendirilmeleri çok önemli. Hatta tarikatların; Nakşibendi, Kadiri tarikatı, Nurculuk nedir, Süleymancılık nedir hepsini bilsinler. Genel kültür bunu gerektirir. Bilmemek olmaz.

15 Temmuz’u sürekli gündemde tutmak lazım. Çok hayati bir konu o. Büyük bir tehlike bu. 1960’lar gereği olduğunda ortaya getiriliyordu. O da unutulmuştu.  Ama 15 Temmuz artık insaf büyük bir katliam. Büyük acıların yaşandığı bir dönem oldu. Çok gündemde tutulması lazım. Mağdurların sürekli tanıtılması lazım. Ahlaksızlık yapan zalimler de telin edilmesi lazım. Adamlar iftihar ediyorlar halen. Gayet mutlular.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZİN: Sayın Deniz Baykal’a referanduma hayır diyeceği için CHP’yi, HDP ve PKK ile aynı safta gösteren açıklamalar var sorusu soruldu. Sayın Baykal şunları söyledi. “İktidarın bu kampanyayı teklifin özünü, içeriğini anlatarak, yararlarını göstererek götürmeyeceği anlaşılıyor. Bundan üzüntü duyuyorum. Her siyasi partinin kendi kimliği var. CHP, bu konuda hiç tereddüdü hak etmiyor. Savunun kendinizi, tasarıyı savunun. Onu bunu karalamayın. Bulamıyorlar, anlatamıyorlar. Çünkü yanlış” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru, Sayın Baykal doğru söylüyor. “Bak canlarım kardeşlerim dersin şu madde bunun için faydalı bu madde bunun için faydalı. Vatanımız, milletimiz için bu hayırlı” dersin biter. Soru soruyoruz cevap yok. “Kitapçık var” dediler. Şimdi kitapçığa bakacağım. Herhalde birisinin elindeymiş. Böyle araştırıp soruşturarak olmaz bu. Kitapçıkta da ne yazdığını da bilmiyoruz. Bakacağım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Star Yazarı Resul Tosun, referandum için son derece sevgisiz bir kampanyanın yürütüldüğünü belirterek şunu söyledi. “Şimdiden karşılıklı ithamlara bakınca içeriğe pek bakılmadığını sevgi ve nefret üzerinden konuşulduğu görülüyor. Doğru bulmuyorum. Ben propaganda sürecinde kimseyi şeytanlaştırmadan ve kimsenin oyunu küçümsemeden neyi oyladığımızın tartışılmasını tercih edenlerdenim. Hiç kimse referandumda ‘evet’ oyu vereceği için hain olmayacağı gibi hiç kimse de ‘hayır’ diyeceği için melek olmayacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, her iki tarafta bizim insanımızdır. “Hayır” diyen de hayırlıdır. “Evet” diyen de hayırlıdır. Çok çirkin. Bir tarafı böyle vatan haini gibi göstermek. Yahut anormal insanmış gibi göstermek. Bu İngiliz derin devletinin işine yarar. Böyle bir tavır. Bundan şiddetle kaçınmak lazım. Karşı taraf gayret ediyor “ben evet vereceğim. Necmi sen de evet ver. Ey Rüstem ben evet veriyorum, sen de evet ver.” Onu diyeceğinize bak şu şu şu yönden bu hayırlı, şu yönden faydalı desenize. Sen adama telefon açarsan. “Ey Rüstem ben oy veriyorum sen de ver” dersen adam nasıl hayır desin? Sen kamuoyuna mal ediyorsun. Adamın resmini, ismini, cismini ortaya koyuyorsun. Aksini yapanı da hain gibi gösterirsen adam mecburen kabul eder. Bu bir yöntem değil. Böyle olmaz.“ Faydası şudur şudur” de. Bana öğretin ben anlatacağım millete faydasını. Anlayalım anlatalım. Biz “illa olmaz da” demiyoruz “olur da” demiyoruz. Ne olduğunu bilmiyoruz. Ne olduğunu bilmek hakkımız değil mi? Bu kadar madde var. Şu şunun için faydalı. Şu şunun için faydalı bu kadar basit. Ben kötü niyetliler de demiyorum yapanlar için. Ama bak o maddeyi çıkartmazsak o madde Kenan Evren devrinden kalma Türkiye’yi federasyona götürecek bir madde. Ben söyleyince çıkarttılar.

“Kararımız evet. Hızlılık esas” diyor “süratli olmak” Sürat tamam makul. Mesela oradan oraya gidiyor oradan oraya gidiyor. O doğru. Mesela bir şey üç-beş ayda oluyor. Mesela bir şey söylendi mi şak o gün olması lazım. O doğru. Bunu herkes kabul eder. Bunda mantıksız olan bir şey yok. Sürat tamam. Ama diğerleri ne? Onların hepsini tek tek anlamamız gerekiyor.

Cumhurbaşkanı sınırsız yetkisi olmamalı, denetlenebileceğini açıklamışlar. Federasyon riski konusunda açıklama yokmuş. O çok önemli onu açıklasınlar. Üniter yapı korunacak diye açıklama yapmaları gerekir. O yok. Federasyona kapalı olduğu, üniter yapının korunacağı bu kitapçıkta vurgulanması, açıklanması lazım. O çok önemli. Üniter yapının nasıl korunacağı ve federasyona nasıl kapalı olduğu. En hayati nokta bu. Ondan geri ne oluyorsa olsun o dert değil. Onu mutlaka derli toplu hale getirttirelim. Otursun o konu.

İbadethanelere saldırı işi müthiş kepazelik. Ahir zamanda deccalin bir vasfı bu. Deccalin camilere, tayiranelere saldıracağı hadislerde var. Bediüzzaman da açıklıyor “tayirane” diyor. “Camilere, ibadethanelere, kiliselere, havralara deccal saldıracak” diyor. Avrupa’da geçen yıl üç yüzün üzerinde üç yüz elli altı camiye saldırılmış. Havralara saldırılıyor. Kiliselere saldırılıyor. IŞİD yerle bir etti kiliseleri, havraları. Bu müthiş bir kepazelik. Camiler, havralar, kiliseler Kuran’da koruma altında. Yani üç din mensubu kiliseye havraya kesinlikle dokunmaması lazım, camiye. Yani orası güven yeri olması lazım, oraya giren güvende olması lazım.

Üniter yapı korunacak diyorlarmış. İyi güzel. Bir de özerklik veya eyalet sistemi olmayacağının vurgulanması çok önemli anayasada o mesela bayağı net olur, hiçbir şekilde özerklik ve eyalet sistemi olmaz diye bir madde konulması. Hem Birleşmiş Milletler müdahalesine karşı da çok iyi olur o, NATO müdahalesine karşı da çok iyi olur.

Sürat konusu, o tamam ona bir sözüm yok. Hakikaten git şuna danış, işte şu tasdik etsin git şuna danış, iki yıl üç yıl geçiyor. Halbuki üç yıla kadar o zaten çoktan biter. O yönden faydalı. O kitapçığı da birkaç kişi ayrı ayrı incelesin de kısa özet çıkartın ona göre bir kanaat getirelim.

Bir de PKK’lılar neye karşı çıkıyor, HDP, onlar ne alaka halleniyorlar onu anlamadım yani. Onlar başkanlık sistemini savunuyordu daha önce. Yani nedir bu? Başkanlık sistemini ısrarla isteyen Abdullah Öcalan’dı.

Çocuk bakmak çok zor, o kadar zor ki çok riskli bir şey. Tükürüğünden bile boğulabiliyor çocuk, acayip tehlikeli. Yani yirmi dört saat dikkati açık bırakmak lazım. Mesela akşam göğsünü gere gere yatma diye bir şey olmaz. Çocuk iniyor yataktan hiç ummadığın bir şey yapıyor. Açıyor kapıyı. Sürekli bir kontrol sistemi gerekiyor, nöbet kontrol sistemi.

Bugün HDP ve diğer tüm gruplara açıklama yapmışlar. Bu sistem MHP-AKP koalisyonuna sebep olacak. O zaman bir daha hiç çözüm sürecine dönülmeyecek diye karşı... Öyle bir şey varsa çok güzel. MHP-AKP koalisyonuna sebep olacaksa çok güzel. İftihar ederiz. Bunu söylemeleri zaten evet oylarını çok artırır. HDP’nin her açıklaması, aslında evet oyu istiyorlarsa HDP’yi konuştursunlar bence. Tabii. En sağlam onlar açıklıyor. Mesela şu mükemmel. “MHP ile AKP koalisyonuna sebep olacak.” Gayet güzel bir temenni.

Abdul Rukiye Akkurt. Tabii iman yüze yansır. Yani nur olur insanın yüzünde anlaşılır, pırıl pırıl. Hemen anlaşılır mümin yani bilinir. Zaten o çok sarsıyor, siz alelade kız olsanız bu sarsmaz onları. İki şey çok sarsıyor, yüzünüzdeki nur, güzelliğiniz, temizliğiniz, dürüstlüğünüz, samimiyetiniz, bana olan derin sevginiz, benim size olan derin sevgim. Bu ızdırap verir yoksa toplantılar oluyor, kızlar, hanımlar geliyor kimseyi ilgilendirmiyor. Dekolte giyiniyorlar, çok çok dekolte de oluyor. Bağıranlar, çağıranlar, kavga yapanlar da oluyor kimse bundan etkilenmiyor. Ama sizin baş döndürücü bir nurunuz, baş döndürücü bir temizliğiniz, halisliğiniz var. Ama bu tabii çok farklı ve çok şaşırtıcı. O çok sarsıcı geliyor onlara kendileri aynaya bakıyorlar bir de sizin yüzünüze bakıyorlar o aradaki fark çok canlarını yakıyor bu ehli hasut topluluğun. Bunların kız arkadaşları çok kavgacı oluyor. Birçoğu küfürbaz oluyor. Çirkin ve kirli oluyorlar. Aksi ve ters oluyorlar. Saygısız oluyorlar. Bunlar da onlardan on misli daha saygısız, kirli, çirkin ve sevgisiz oluyor. İki zıtlık, iki çirkinlik bir araya geldi mi bin misli çirkinlik meydana gelmiş oluyor, reaksiyona giriyor ikisi birlikte tiksinti verecek bir rezalet ortaya çıkıyor. Ama buradaki üstünlük, güzellik, sevgi, kalite, nezaket, nezahet her türlü mükemmellik iman nuru, iman parlaklığı müthiş acı veriyor o zaman onlara. İmanınızı da kıskanıyorlar hayrettir bu. İmanınıza varıncaya kadar kıskanıyorlar. Bediüzzaman diyor “hayrettir” diyor bunu açıklıyor yani imanı da kıskanırlar diyor. Ama tabii iffetiniz, temizliğiniz, kaliteniz çok sarsıcı geliyor, çok acı veriyor. Çünkü artık o batmış, konuştukça da batıyor zaten üslubundan anlaşılıyor, sizinle kendisini kıyaslamak acı veriyor ama basit sıradan insanlarla kendilerini kıyasladıklarında rahatlıyorlar. Onun için orada problem çıkmıyor, sizinle kıyasladıklarında canları çok yanıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Benim tüm arkadaşlarım öyle, benim sizi sevdiğim kadar hiçbir kadın erkeği bu kadar sevemez yani herkes öyle inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Ne güzel.

Canım benim, dünyalar güzelim Harika Avcı, o da unutuldu adı sanı anılmıyor. Halbuki çok çok değerli, çok nefis bir sanatçı, çok kaliteli bir sanatçı. Hiç kimse de bilmiyor, tanımıyor bile insanlar. Çok acı bir olay bu. Yani kültür ve sanat bakanlığı olaya öyle bir el atacak ki bu insanlar asla unutulmayacak. Ve vefatlarına kadar sürekli gündemde tutulmaları lazım. Tek tek unutuluyorlar. Ancak -Allah uzun ömür versin- vefatında haberimiz oluyor. Küçük bir haber, işte “ünlü sanatçı vefat etti.” Yani duymayacağımız şeyleri duyuyoruz, duymamız gereken şeyleri duymuyoruz. Olmaz böyle.

Anayasa eğer faydalıysa anlatırsınız. Bunu propaganda yapmaya gerek yok, bu yüzde doksanla zaten geçer o zaman. Ama anlatmak çok önemli yani federasyona kapalıysa, üniter sistemi koruyorsa, hızlandırıcıysa, bir riski yoksa herkes kabul eder zaten. Bunu anlatmak bu kadar mı zor? Anlatın anlatın diye diye diye artık biliyorsunuz günlerden beri çalmadık kapı bırakmadık.

Ahmet Hamdi Bayrakçı. Ahmet Hamdi Kuran’a uyuyorsan Kuran ayetleriyle yaşayacaksın. Sen Kuran’ın dışında kendin kurallar çıkartmışsın. Bu şirk, yeni bir din çıkartmışsın sen. Kuran’ın içindeki hükümlere göre karşındaki insanlar yaşadığına göre onlar doğru yolda demektir. Ama sen Kuran’ı bir kenara koyuyorsun, bir şirk dini çıkartmışsın bunlara da uyun diyorsun bize. Biz o şirk dinine uymayız. Allah’ın ayetlerinin dışında bize hüküm getirirsen o şirk dini olur yani putperest bir din olur. Biz ona uymayız. Biz Allah’ın hükmünün dışında hüküm kabul etmiyoruz. Kuran’la bize gelirsen tamam. Ama Kuran’ın dışında sen bize şirk diniyle gelirsen bizim onu kabul etmemiz durumunda biz Allah esirgesin harama gireriz. Dolayısıyla sen bizi harama çağırmış oluyorsun. Biz seni dinlemeyiz. Kuran’ın hükmü neyse biz ona uyarız.

Defne Çiçek; “Otuz iki farzı sayar mısınız?” diyor. Otuz iki farz diye bir şey yok, Kuran’ın bütününü yaşayacaksın sen. İslam’ın şartı beş diyor. İslam’ın şartı bütün Kuran ayetleridir. Nere beş yani nereden çıkarıyorsun? Böyle rakamlara dökmüşler işi, “İslam’ın beş şartı”, “otuz iki farz”. Nerede otuz iki farz? Çok fazla Kuran hükmü vardır hepsini yerine getireceksin. Otuz ikiyi bırak altı bin altı yüz altmışaltı ayetin hepsini yerine getireceksin. Müslümanlık diye buna denir. Siz kendi kendinize kurallar çıkartmışsınız, rakamlar çıkartmışsınız, “İslam’ın şartı beş” diyor. Nerden çıktı bu? İslam’ın şartı Kuran’ın tamamıdır. Otuz iki farz. Çok fazla farz var, otuz iki değil. Kuran’ın bütününe uyacaksın. Allah mesela “dikkat edin” diyor, dikkat etmek de farzdır. Var mı otuz iki farzın içinde? Yok.

EBRU ALTAN: “Akıl etmez misiniz?” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: “Akıl etmez misiniz?” Mesela akıllı olmak farzdır, aklını kullanmak. Mesela “üzülmeyin” diyor. Yapıyor musun? O saydığın otuz iki farzın içinde var mı bunlar? Hayır, otuz iki farz doğru onlar, bu Allah’ın hükmü tamam amenna saddakna ama sen otuz ikiyle sınırlamışsın. Bak yine şirk dinine gidiyorsun. Birçok Allah’ın hükmü var otuz ikinin üstünde, onları kabul etmiyorsun sen. Allah’ın hükmü onlar. Mesela üzülmek haramdır, farzdır. Sayıyor musun otuz iki farzın içinde? Saymıyorsun. “Korkmayın” diyor mesela korkmak haramdır. Var mı senin açıkladıklarının içinde? Yok.

EBRU ALTAN: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla iyiliğe eremezsiniz” diyor.

ADNAN OKTAR: Bakın, sevdiğin şeyden infak etmek farzdır. Var mı? Yok. O zaman şöyle düşüneceksin. Otuz iki farz diye bir şey yok, Kuran’ın bütünü vardır diyeceksin, Kuran’daki bütün hükümler var diyeceksin. Bu gelenekçi kafadan çıkın.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kılıçdaroğlu anayasada eyalet sisteminin savunulduğunu iddia etti. “Anayasanın ilk dört maddesini değiştireceğiz” diyorlar Cumhurbaşkanı’nın Danışmanı da bunu söylüyor, Cumhurbaşkanı da bunu söylüyor. Açın bakın eyalet sistemini savunuyorlar. Zaten bu geçerse bir sabah kaktığımızda Sayın Başkan bunu yapabilir yetkisi var, fiili duruma gerek yok yetkiyi veriyoruz zaten. Ben bu endişelerimi Devlet Bahçeli’ye son görüşmemde anlattım, bu benim tarihi sorumluluğum. Milliyetçi arkadaşların buna bakması lazım, bakıyorlar da zaten” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet evet o konu mutlaka hallolsun. Yani o konu hallolmadan diğer konulara geçemeyiz. Yani o konuda anayasa çok güçlü teminat vermesi lazım bize. Federasyona kapalı olduğunu, üniter yapının kesinlikle korunacağı. Bunlar hayati. Gayet kolay bunlar birkaç maddeyle çok güzel vurgulanabilir, içimiz de rahat eder. Öbür türlü biz tedirgin olacağız. Olmasın.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Devamında şunları söyledi Sayın Kılıçdaroğlu. Yeni anayasanın Suriye anayasasıyla birebir örtüştüğünü iddia etti. Şöyle diyor: “Bu öngörülen değişiklikle Suriye anayasası birebir birbirini tutuyor, eşit. O zaman Esad’ı neden suçladık? O rejim Türkiye’ye yakışır mı? Doğru da değil. Belki Kuzey Kore’de uygulanıyor olabilir, şimdi Türkiye’de Kuzey Kore modelini mi benimsemiş olacak?” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları önemli, AK Parti bunu bir siyasi muhalefet olarak almasın. Zor bir şey değil. Üniter yapıyı öyle bir savunsun ki anayasa yani yerinden kıpırdamaz hale getirsin. Federasyonun imkansız olduğu anayasayla çok güzel vurgulanabilir. Açıkça madde koyulsun. Eyalet sistemi federasyon kesinlikle olmaz. Bu kadar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü