Harun Yahya

Sohbetler (22 Şubat 2017; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiltere Savunma Bakanı Michael Fallon, Münih Güvenlik Konferansı’nda Rusya’ya hitaben “Ayının pençelerini Libya’ya sokmasına ihtiyacımız yok” diyerek Rusya için ayı benzetmesi yapmıştı. Rus Savunma Bakanı Sergey Şoygu ise İngiliz bakana şöyle cevap verdi, “Hayvan temasından devam edecek olursak İngiltere’nin armasında ne var? Aslan mı sanıyorsunuz? Eski bir atasözü var “Tüm aslanlar kedidir ancak tüm kediler aslan değildir.” Bırakalım herkes kendi işiyle ilgilensin onların hayvanat bahçelerinde ayıya talimat verebilecek bir hayvan olduğunu sanmıyorum.” 

ADNAN OKTAR: Yani bir laf çatışması gibi olmuş. Aslında direkt düz anlatsa da olurdu. Biraz sanatsal konuşmuş. Bence bu gibi şeylerde olayı ta kökten çözen açık sarih ifadeler daha iyi olur. Çünkü Libya’yı karıştıran İngiliz derin devleti zaten, mahfeden de onlar, Kaddafi’yi öldürten de onlar. Libya’nın başına Kaddafi’yi getiren de onlar, işi bitince öldüren de onlar. Dolayısıyla o felakete dikkat çekebilirdi tam fırsatı varken. Bir de Rusya dünyada dengeyi sağlamaya çalışan bir ülke. Tek kutuplu bir dünya olmasın diyor iki kutuplu bir dünya olsun diyor. İki, üç kutuplu dünya tabii daha dengelidir ama inşaAllah İttihat-ı İslam olduğunda dünyanın kutbu kenarı kalmayacak dünya kardeş olacak. Ama şu an kutuplar var bu kutuplar zaten ezici kutuplar, insanlara zorluk meydana getiren kutuplar. Amerika gibi görünmekle beraber İngiliz derin devletinin gücüdür dünyadaki güç yani Amerikan hakimiyeti adı altında İngiliz derin devletinin hakimiyeti vardır. Amerika’yı kullanıyor onlar. Onlar farkına varmıyor veyahut farkına varıyorlar fakat felaket geniş boyutlu.

Ne diyelim? “Kuvvet sevgi birliğinde” diyelim.

Adamların zaten reaksiyon göstermesi boş yere değil. İngiliz derin devleti kendi planının bozulmasından rahatsız olur. O yüzden insanları konuşturtur. Dolaylı veya dolaysız bazen o kişinin haberi bile olmaz, birinin tavsiyesi üstüne konuşur o konuşan da tavsiye üstüne konuşmuştur zaten. Kendi kafasından konuşmamıştır.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şunları söyledi; “CHP’ye ana muhalefet biz ne dersek tersini diyor. Ak dersek siyah diyor. Yapmayın etmeyin gelin konuşalım” dedi ve yine “CHP’ye HDP’ye gönül vermiş olanlar da dahil tüm vatandaşlarıma sesleniyorum; gelin birliği beraberliği bütünlüğüyle lider müreffeh bir Türkiye’nin temel taşlarını koyalım.” 

ADNAN OKTAR: Bu çok güzel. İnsanların bir kısmı korku içinde yaşıyor bir kısmı gergin, bir kısmı mutsuz halbuki ülke güzel insanlar güzel dostluğumuz baki tamamen suni bir durum var. Tayyip Hocam’ın bu üslubu güzel olmuş. Halim olmak peygamber ahlakı Tayyip Hocam halimliğiyle biliniyor. Sayın Bahçeli’nin de güzel üslubu oldu yatıştırıcı. Tayyip Hocam Kılıçdaroğlu’nu da övsün de gönlünü alsın yani hakikaten seyit, nurlu efendi bir insandır. Dürüst bir insan, samimi bir insan hakikaten kaygıları olabilir şüphelendiği şeyler olabilir akılcı izah etsin. Yani tevazu mahviyet Tayyip Hocam’a çok yakışıyor, devam.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında kaliteden de bahsetti “Kalite ve bu kaliteyle birlikte dinamik bir parlamento oluşturmanın peşindeyiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu çok önemli bu anlatımlarımızın hiç boşa gitmediğini gösteriyor. Ne anlattıysak o maşaAllah.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: İngiltere Prensi William geçtiğimiz yıl homoseksüel bir derneğin üyelerini görüşme yapmak için İngiliz kraliyet sarayına davet etti. Ve eşcinsel bir derginin kapağı için poz verip dergiye homoseksüellerin haklarını savunma amaçlı bir röportaj verdi. Saraya davet ettiği homoseksüellere “Sahip olduğunuz kişiliğinizle gurur duymalısınız ve utanmanız için hiçbir neden yok” gibi bir açıklama yaptı.  Ayrıca yine İngiltere Prensi William İngiltere’de homoseksüellerin seçip verdiği “Eşcinsel olmayan müttefikimiz” isimli bir ödül için de aday gösterildi. Bu ödül homoseksüellerin hakların savunmak ve geliştirmek için çalışanlara verilen bir ödül. İngiltere’de homoseksüellerin hakları için mücadele edenleri kutlamak için verilen bu ödüllerin sponsorları arasında Obama’nın birlikte tatile çıktığı yakın arkadaşı Richard Branson da bulunuyor.

ADNAN OKTAR: İşte İngiliz derin devletinin istediği ahlak bu. Müslümanları da bu hale getirmeye çalışıyorlar. Alttan alta var güçleriyle gayret ediyorlar, hükümetleri devirmeye çalışıyorlar. Tayyip Hoca homoseksüelliğe karşı olduğu için, Darwinizm’e karşı olduğu için alttan alta onu da devirmeye gayret ediyorlar. Kepazelik rezalet diz boyu dünyada görüyorsunuz.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: TSK’da başörtüsü yasağı kalktı. Kadın subay ve astsubaylar başörtüsü takabilecek artık.

ADNAN OKTAR: Hayret nereden nereye geldik. Eskiden başörtülü şehit anneleri hiçbir şekilde askeri tesislere giremiyorlardı. Ordu evlerine giremiyorlardı, çocuklarını ziyarete gidemiyorlardı. Başörtülüsün sen diye geri çeviriyorlardı. Sakallı hacı amcalar. Mesela seksen yaşında sakallı. Sakallısın diye sokmuyorlardı. Ben hatırlıyorum. Yaşlı başlı insanlar sakallı başörtülü olunca olmadık ızdırap, sıkıntı çekiyorlardı. Elhamdülillah şimdi başörtülülere her yerde saygı var, sakallılara her yerde saygı var. İstedikleri yere gidebiliyorlar. İstedikleri gibi eğlenebiliyorlar. Eskiden bir eğlence yerine gidemezlerdi. Bir yere gitseler laf atarlardı. Böyle lüks semtlerde falan gezmeleri diye bir konu yoktu eskiden.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Faaliyet haberlerimiz vardı Adnan Bey. Finlandiya’daki kardeşlerimiz Pori şehrinde beş yüz adet Fince ‘fosiller evrimi yalanlıyor’ broşürü dağıttılar. Bir diğer faaliyet haberimiz de Danimarka’dan. Danimarka’daki kardeşlerimiz Erhan ve Filiz kardeşlerimiz elli adet kitap, kırk adet belgesel ve bin yedi yüz adet Danimarka’ca fosiller evrimi yalanlıyor broşürü dağıttılar.

ADNAN OKTAR: İşte faaliyet denilen şey budur. Yoksa televizyonlara çıkıp iki saat boş boş konuşmalar yapmak. Onun bunun Müslümanların Allah'ın onlara verdiği nimetlerine haset edip kıskanıp konu etmek; bunlar değil. Hasetçiler dedikodudan başka bir şey bildikleri yok.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Başbakan Binali Yıldırım Meclis kürsüsünden MHP’lilere seslendi. Anayasa değişikliği için MHP’lilere teşekkür etti. Filmi vardı.

ADNAN OKTAR: Tabii ki Ülkücüler memleketin hayrına ne varsa yapar. Ama tabii ki ince eleyip sık dokurlar. Detaylara bakarlar. Biz de öyle hemen ha deyince yaklaşmadık. Uzun uzun baktım inceledim. Ama aksinin fitne olduğunu düşünüyorum ben. “Hayır” demenin fitneye sebep olacağını düşünüyorum.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı Ömer Halisdemir’in darbeci Semih Terzi’yi vurmasının ardından darbecilerin elinden kurtarılmıştı. Zekai Aksakallı Paşa o gece özel kuvvetler komutanlığına gittiğinde ilk yaptığı şey yerde yatan şehidimiz Ömer Halisdemir’i eğilip öperek tebrik etmek olmuş. “Darbeci haini vuran aslanım tebrik ederim seni” diyerek yerde kanlar içinde yatan şehidimizi öpmüş. Şehidimizin resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Kabadayıyı şöyle bir İstanbul’u gezdirmeleri gerekiyordu ama orası çok kargaşalıydı. Darbe devri zamanı olduğu için pek ona vakit olmadı. Gelmiş geçmiş tarihin en ünlü kabadayılarından Ömer Halisdemir. Allah şehidimizin şehadetini kabul etsin, makbul etsin, meşhur etsin. Allah cennette kardeş etsin. Yüzünde nur var zaten. Hayatında da, şehadetinde de bir güzellik açıkça görülüyor.

Sizi kıskananları biraz sonra anlatacağım. Haset edenler onlara sözümüz olacak. Çünkü haset edenlerin profillerine baktığımızda hep böyle hayatları mutsuz geçen, hep bağırtı kavgayla geçen insanlar olduğunu görüyoruz. Sizin neşeniz, huzurunuz, güzelliğiniz, sağlığınız sıhhatiniz, hürriyet anlayışınız, Allah'ın nimetlerini iyi değerlendiriyor olmanız ehli hasedin hasedini daha da artırıyor çok sıkıyor onları. Adamların ağzından bir türlü gitmiyoruz. Sürekli ağızlarındayız gece gündüz. Ben adamları tanımam bilmem. Muhatap da olmam haberim dahi yok. Adama adını sorsan “Adnan” diyor. Nereden baksan bir haset denizi içinde boğuluyorlar gördüğüm kadarıyla.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Mehriban Aliyeva’yı Cumhurbaşkanlığı birinci yardımcılığı görevine getirdi. Azerbaycan'da 2016'da yapılan referandumla anayasada bazı değişiklikler yapılmıştı. Ve “Cumhurbaşkanlığı birinci yardımcılığı" ve "cumhurbaşkanı yardımcıları" makamlarının oluşturulmasına karar verilmişti. Yeni anayasaya göre bu makamlara atamalar ve görevden almalar cumhurbaşkanı tarafından gerçekleştirilebiliyor. Cumhurbaşkanının olmadığı durumlarda tüm yetkileri, dokunulmazlık hakkına sahip cumhurbaşkanı birinci yardımcısına yani Aliyev’in eşine geçecek.

ADNAN OKTAR: Aliyev’in hanımı çok efendi, çok akıllı, dürüst, dindar, çok iffetli, nezaketli, Avrupai kültürü de almış, İslam kültürünü de almış nezih bir hanımefendi. Yeni görevinde başarı diliyorum. Çok isabetli olmuş. Allah daha da güzel görevler nasip etsin. Kızları da öyle. Çok çok efendi kızları da. İffetli, kültürlü, görgülü, kaliteli, klas insanlar. Ailece seçkin bir aile. Doğru yoldalar. Bu insanlar Allah tarafından o göreve getirilmiş. Allah onların yollarını açmış. Bir hayır olduğu için Allah onlara böyle güzel hayırlı görevler vermiş. Allah başarılı kılsın. Allah ömürlerini uzun etsin. Sağlık sıhhat versin. Neşe, sevinç içerisinde, hayır bereket içerisinde kendi vatanlarında özgürce yaşamayı Allah onlara nasip etsin. Azerbaycan’ı Allah daha da güçlendirsin. Azerbaycan’a Allah bereket versin. Türkiye ile birleşmeyi nasip etsin. Hepsini çok seviyoruz. Allah hepsine uzun ömür versin.

Nerede hayatta başarısız insan varsa, nerede sevilmeyen insan varsa sevgimizi, dostluğumuzu, kardeşliğimizi haset edip kıskanıyor. Ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Bu benim şevkimi heyecanımı artırır. Mücadele bana sıhhat veriyor. Mücadele olmadığında hayat durur. Bir insanın muhalifi olmadığında şevki azalabilir Allah esirgesin. Onun için Resulullah (sav)’a Allah çok fazla düşman nasip etti. Makamını yükseltti onunla. Ne kadar düşmanı çoksa bir insanın karşıtı çoksa o kadar maneviyatı yükselir. Ne kadar uğraşanı varsa o kadar sevabı çok olur. Öbür türlü meskenet gelir, bitkinlik gelir, halsizlik gelir sevaplar azalır. Ne mutlu bize ki Allah'ın sevdiği kullarız ki karşıtlarımız, haset edenimiz, kıskananımız bayağı oluyor. Ve onları gördükçe de ben keyif alıyorum. Şevkim artıyor, heyecanım artıyor. Hayatın güzelliğini daha çok görüyorum o zaman. Onları kızdıracak şeylere daha çok ulaşıyorum. Allah güzellikleri o zaman daha çok nasip ediyor. Bunlar yalnız insanlar. Seven bunları parası için seviyor. Veyahut bazı çıkarlardan dolayı seviyor. O yüzden bunlar hayatta mutlu olamıyorlar. Ama burada Allah için sevme olduğu için bu sevgi çok değerli yüksek oluyor. Çok kıymetli oluyor. Ve gerçek sevgi oluyor. Buna ulaşamayınca bunu yıkmaya çalışıyorlar. Yıkamayınca da çok ızdırap duyuyor. Bu sefer ağzını bozuyor. Ağzını bozunca kendini yakmaya başlıyor. Ve sonunda bir cinnet hali meydana geliyor ve ne yapacağını şaşırıyor. İyileri Allah korur. Bak altmış üç yaşıma geldim zımba gibiyim evvelAllah. Mesela dışarı çıkıyorum bakıyorum herkeste bir sevgi, muhabbet var. Herkes modern gençler, aileler kim olursa olsun hepsinin gözünde bir sevgi ifadesi görüyorum. Muhalif olan bir insan görmedim şu ana kadar. Bu çok büyük bir nimet. Haset edenler gizli kovuklardan çıkıyorlar. Sayıları az ama sesleri çok geliyor. O ses de beni canlandırıyor işte daha şevklendiriyor. Canlanmama canlılık katıyor. Heyecanıma heyecan katıyor. Ve nimete de nimet katıyor. Allah nimetleri artırıyor.

“Hasidin iza haset” diyoruz haset edenlere. Bak Necip Fazıl Kısakürek rahmetli diyor ki, “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın” diyor Necip Fazıl Kısakürek rahmetli bak çok güzel bir dizesi. “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;” yani insanın ifade gücünü artırır ve hızını, neşesini ve şevkini artırır düşman. “Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın” diyor. Düşmansız insan mahvolur. Muhalifi olmadan mahvolur Allah esirgesin. Düşman büyük bir nimettir. Gücü artırır, kuvveti artırır, neşeyi artırır, şevki artırır, heyecanı artırır. Nimetler bollaşır, zenginleşir. Hayat insana daha güzel gelir. Öbür türlü meskenet olur Allah esirgesin.

Kova ve balık ikisi de masonik sembollerdir. Masonlar şaşırmıştı ben Kuran’dan gösterince kova ve balığı. Kova ayrı kelime olarak geçiyor. Balık da ayrı kelime olarak Kuran’da geçer, çok geçer. Her ikisi de masoniktir. Mesela Yunus (as)’ı balık yutuyor. Balığın karnında simsiyah karanlıklar içinde kalıyor. Masonlarda karanlık odada kalırlar. Oradan gelir o. Tefekkür hücresi. Mesela Yunus (as) o karanlıkta tefekkür edip Allah'a yaklaştı. Tövbeyi orada yaptı. Masonlar da öyle. Karanlık odaya alırlar. Karanlık odada tefekkür eder. Zihniyeti orada değişir.

Nisa Suresi 75’te Cenab-ı Allah “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına niye mücadele etmiyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75) diyor Allah. İşte bu duanın kabulü ahir zamanda Mehdi (as)’ın zuhurudur. İnsanlar bu duayı yapıyor. Cenab-ı Allah bu duaya Mehdi (as) ile icabet edecek. Edecek ve etti inşaAllah. Çünkü insanlar nasıl dua ediyorlar? “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar” diyorlar dünyanın her tarafında. “..bize Katından bir veli (koruyucu sahib)..” yani sahib-i zaman. “Sahip” diyor zaten sahib-i zaman. Sahib-i zaman nedir? Mehdi (as). “…gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına niye mücadele etmiyorsunuz?” diyor Allah. Neden mücadele etmiyorsunuz? İşte bu duanın tecellisi Mehdi (as) ile oluyor.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Abdülkadir Selvi’nin yazdığına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı mitinglerde büyük bir heyecan ve kalabalık varmış. Sayın Erdoğan’ın Kahramanmaraş, Elazığ, Malatya, Gaziantep, Adıyaman mitinglerinde yanında olan Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak “Mitingler çok güzeldi, meydanlar birbiriyle adeta yarış halindeydi” demiş. Veysi Kaynak bu coşkuyu gören Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’ya morali çok yüksek bir şekilde döndüğünü anlatmış.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a millet sahip çıkıyor zaten öyle bir sorun yok ben onu söyledim. Yüzde yetmiş, seksen destekler. Mazlum insan. Kimsenin onunla bir alıp veremediği olmaz. Ve İngiliz derin devletine karşı da onu titizlikle koruyup kollayacağız yani aksi olmaz. Gönlü rahat olsun. Anayasayla korunuyor değil o sadece. Onu millet koruyor. En başta Allah koruyor. Allah milleti vesile ediyor.

Halil, “Hocam Allah Türk milletini seçmiş Mehdi’si için” Evet, “Türk milletini seçmiş” diyor, doğru.

“Adnan Hocam kuzularımla sizi seyrediyorum.” Mehmet Özmen. Minik kuzularıyla seyrediyormuş. İki tane minik kuzu. Göster bakayım.

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Şekerliklerini görüyor musun? maşaAllah Allah ikisinin de ömrünü uzun etsin.

Aynur, “Heybetini severim senin” diyor maşaAllah.

Serhan Önür, “Hocam programlarınızı severek izliyorum” diyor.

Asiye Uysal, “Süper yayınlar yapıyorsunuz. Nasıl bağlantı kurabilirim?” diyor.

“Teşekkürler saygılarımla, TV yayınlarınız eğitici yayınlar. İyi yayınlar diliyorum Adnan Bey” diyor, Necmi Doğaner.

“Uzun süredir takip ediyorum kalbim sizinle. Mangal yürekli adam. Varlığın yeter. Yolun yolumuzdur.”

“Referandumda evet mi diyorsunuz hayır mı Adnan Bey, açıklar mısınız?” Şimdi hayır bana fitne olarak görünüyor, hayır demek. Bu benim inancım ben bakın “Hayır” diyenlere saygım var. Ama hükümet bu kadar zor durumdayken, bu kadar badire altındayken yeni bir badire meydana getirmeye kalkmak bana uygun değil. Benim vicdanım bunu kabul etmiyor. Fitneden kaçınmak gerekiyor, ben bunu bir fitne olarak görüyorum. Ama benim inancım, katılmayana da saygı duyarım. Böyle bir zor durumunda hükümeti zor durumda bırakacak bir tavır beni vicdanen rahatsız eder. Hadi diyelim ki mesela hatta ben ona da hazırlık yaptım. Çünkü hayır çıkması durumunda kötü bir görüntü olacak gibi bir üslup kullanıyordu siyasetçiler. Siyaset ehli böyle konuşuyordu. Sanki hayır olursa felaket olacak gibi efendim hayır diyenlerin de işte yanlış yolda olduğunu da ama çok yakışık olmayan kelimelerle bunlar ifade ediliyordu. Ben bunun doğru olmadığını söyledim. Sonra bütün ifadelerin değiştiğini herkes gördü. Ve “Hayır çıkması da felaket değil” dedim. Ona da Türkiye’yi hazırlamak istiyorum, hazırladım. Defalarca söyledim, “Referandumda evet de çıkabilir, hayır da çıkabilir hiçbir şey değişmez” dedim. “Hayır çıkar yolumuza devam ederiz. Bu hükümeti sarsacak bir şey değil” dedim. Bunun zeminini hazırladık Allah’a çok şükür.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sayın Bahçeli’nin bir konuşması vardı bununla ilgili.

ADNAN OKTAR: Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sayın Bahçeli evet dedikleri için çeliştiklerini söyleyenlere şöyle yanıt verdi; “Biz devlet, millet, cumhuriyet, Türklüğün bekası için “Evet” diyeceğiz. FETÖ’nün yanında mı duracaktık? Niye çelişelim? PKK’nın, TKP’nin, EMEP’in elinde kan olan aydınlıkçıların kuyruğuna takılmak asıl çelişki değil midir? “Hayır” diyen vatandaşlarımıza sözüm yoktur. Bilakis iradelerine saygım vardır. Fakat hayırsızlardan oluşan hayır cephesi kurarak fesatlık yapan emekli siyasetçilere, eski tüfeklere, terör bölücülük taşeronlarına itibarımız yoktur, sırtımız da bunlara dönüktür” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir de ben Sayın Bahçeli’yi çok güvenilir bir insan olarak görüyorum. O vatanına, milletine, devletine çok titiz bir insan. Her türlü istihbarata da ulaşabilen, birçok istihbaratın toplandığı bir insan. Devletin yapısına vakıf bir insan. Ayrıca Tayyip Hoca da yılların insanı biz ta gençliğinden beri tanıyoruz. Şer bir şeye, anormal bir şeye “Evet” demez. “Hayır” diyenlerin de tabii kendine göre mantıkları var. Ben saygı duyuyorum. Hayır çıkarsa da hayır vardır, evet çıkarsa da hayır vardır. Bu bizi sarsacak bir şey değil, büyük bir olay da değil. “Hayır” diyen temiz insanlara sonsuz hürmetim, saygım var. Allah yollarını açık etsin. Benim görüşüm evetten yana. Hayır, hoşumuza gitmeyen bize yanlış görünen bir şey varsa düzeltebiliriz ayrıca. Bu anayasa Allah’ın kuralı değil, vahiy değil nihayetinde, değişir. Yine değiştiririz gerekirse. Nasıl bu anayasayı değiştiriyoruz onu da değiştiririz.

Ben geçen yıllarda “Güneydoğu’yu Paris gibi yapacağız, Londra gibi yapacağız” demiştim. Bu terör operasyonlarından sonra yeniden yapılandırılan Güneydoğu ilçelerinin resmini paylaşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Twitter hesabında Cizre ile ilgili bir fotoğrafı paylaşmış ve kısa da bir yorum var.

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak Cizre’nin yeni hali. Sokak tertemiz bayağı güzel. Ellerine sağlık. Daha da güzel yapacağız. Bunlar ne? Daha başlangıç.

Süleyman Soylu hakikaten adı gibi soyludur. Çok efendidir, güvenilir bir insandır, yüksek mevkilere de yakışacak bir insandır. Allah yolunu açık etsin, selamet versin Allah. Hakikaten mazlum bir insan.

“Aşırı derecede sosyal medyada olsun her yerde olsun Hocamızın yanındayım, destekliyorum. Ellerinden öperim” diyor. Ben ellerinden öperim senin.

“Ben Osman Ak. Ailecek sizi çok seviyoruz. Dualarınızı bekliyoruz. Hepiniz harikasınız” diyor Onur Filiz ismi.

“Hocam nasip olursa oğlumun ismini Muhammed Adnan diye düşünüyorum. Ne dersiniz?” diyor. Olur, güzel Muhammed Adnan. Adnan Adnan, Ahmet Adnan. Ahmet Adnan olur, Muhammed Adnan olur, Mustafa Adnan olur.

Türkiye’nin çok huzurlu olması lazım, bu gerginliği kırmamız lazım. CHP’nin bütün partilerin, bütün vatandaşların huzur içinde yaşaması lazım. CHP ile AK Parti’nin bir muhalifliği olmaması lazım. Sevginin, kardeşliğin oturması, herkesin herkesi sevmesi lazım. Gerginlik güzel bir şey değil rahatsız edici.

“Allah her anınızı hayırlı bereketli etsin” Abdülkerim ve Esma. “Sizi çok seviyoruz” diyor. Ah severim ben seni iki kardeş Abdülkerim ve Esma. İki kardeş dua etmişler “Allah her anımızı hayırlı bereketli etsin. Allah sonsuza kadar beraber etsin bizleri” diyor. Bir göster bakayım bu iki minik Adnancıyı. İkiniz de nasıl güzelsiniz, nasıl akıllısınız, Allah ömrünüzü uzun etsin.

Türkiye’de hiç kimse huzursuz olmaması lazım. Herkesin huzurlu, neşeli olması lazım. Bu ekonomiyi rahatlatır, insanın azmini, çalışma gayretini, çalışma şevkini artırır, yaşama heyecanını artırır. Öbür türlü insanlar psikolojik baskı altında olduklarını hissederlerse verim de düşer, ekonomi de çöker her şeye zarar verir. Onun için bu yumuşama politikası güzel, bu sevgi politikası güzel. Bunu gittikçe tırmandırarak, geliştirerek CHP, MHP, AK Parti tam kardeş olduklarını, huzurlu bir Türkiye’de yaşadığımızı gösterelim.

“Adnan Bey bir Ülkücü olarak referanduma evet vermenize saygı duyarım ama iyice bir düşünün.” Çok düşündüm, daha önce de düşündüm. Şimdi böyle hem Sayın Devlet Bahçeli’yi mahcup edecek, hem Tayyip Hoca’yı mahcup edecek şekilde böyle onları üzecek bir tavır olarak görüyorum ben “Hayır” diyeceğiz. Ne riski olabilir? Hadi bir yanlışlık çıksa bile düzeltebiliriz diye düşünüyorum. Ama aksinin fitne olacağı kanaati bana yerleşti. Moral yönden hükümete zarar verir diye düşünüyorum. Onun için sürekli hayırın da zarar vermeyeceğini vurgulayarak zemin hazırlıyorum ki muhtemelen öyle bir şey çıkarsa sarsılmasın hükümet yoluna devam etsin diye. Çünkü büyük bir felaket gibi gösterdiler hayır çıkmasını. Bu çok riskli. Onun için ben kendi elimden geldiği kadar hükümetin moralini yüksek tutmaya çalışıyorum. Çünkü moralini bozmaya çalışıyorlar hükümetin ben de moralini yükseltmek için elimden geleni yapıyorum. Amacım bu. Evet, hükümetin moralini yükseltiyorsa “Evet” derim. Niye morallerini bozacak şeyler yapayım? Bunu istemiyorum. Bir de düzeltilmeyecek hiçbir şey yok.

“Hocam daha dün başkanlık bu ülke için hayırlı değil diyordun. Şimdi evet dersek başkanlık sistemine de evet demiş olmuyor muyuz?” Ama ben başkanlığı şartlı olarak açıklamıştım o zaman. Eğer konuşmalarıma dikkat ettiyseniz benim en az iki yüze yakın konuşmam var. Bak en az iki yüze yakın. Konuşmadığım gün yok gibi bir şey. “Türkiye’nin bölünmesine yol açacak, federasyona yol açacak veyahut herhangi bir şekilde Güneydoğu’nun bizden ayrılmasına yol açacak bir maddeyi içinde barındıran başkanlık sistemine hayır diyorum” dedim. Ama biz ilgili maddeyi riskli maddeyi söyledik dedik ki “Bu madde riskli, bunu kaldırın” dedik. Kaldırdılar, bir süre bekledikten sonra kaldırdılar. Şimdi bakıyorum öyle elle tutulur bir madde bulamadım. Çünkü bu anayasa da zaten bölünmeye müsait. İsteyen bu anayasayla Türkiye’yi bölebilir. Ona kalırsa daha da müsait maddeler var bizim şu an mevcut anayasada. Bölmediğine göre Tayyip Hoca “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” diyor. Cumhurbaşkanı olarak da seçtiğimize göre, herkes tanıyıp bildiğine göre, kendini Allah’a adamış mazlum bir insan olduğuna göre şüpheyle mi bakalım, ne, nasıl bakalım? Ayrıca zaten böyle bir şey mümkün değil. Türk milletinin tamamı karşı. Cumhurbaşkanı bütün gücüyle “Karşıyım” diyor. Daha hala şüphe gözüyle bakmak normal bir hareket olmaz. Anayasada da öyle belirgin bir madde yok. Varsa da bana söylesinler, göreyim. Çünkü şu anki anayasada var, müsait ama bu anayasada ben öyle bir şey göremiyorum. Dolayısıyla, daha Türkçesi, özetle ben Sayın Bahçeli’nin de, Sayın Tayyip Hocamın da moralini bozacak bir şeyden şiddetle kaçınırım. Onları şevklendirip, heyecanlarını artırmak, daha azimli olmalarını elde etmek istiyorum. Keyif için ben böyle bir şeye girmem. O yüzden benim reyim evetten yana. Ben defalarca söyledim dedim ki “Eyalet sistemi olmadıktan sonra, federasyon olmadıktan sonra başkanlık bizim sorunumuz değil” dedim. Sonra dedim ki ben “Partili cumhurbaşkanlığı olursa olur” dedim ısrarla. Bak Tayyip Hocam Allah razı olsun saygılı bir insan. İllaki başkanlık diye diretmedi. Partili cumhurbaşkanlığını kabul etti. Partili cumhurbaşkanlığı, benim dediğimi kabul etti. Ben en başta bunu söyledim bak “Partili cumhurbaşkanlığı olursa olur; federasyona kapalı, eyalet sistemine kapalı. Bu şekilde olursa olur” dedim. Ben “Olmaz” demedim. Benim sözümde bir değişiklik yok.

Fitne katilden beterdir. Ben hükümeti gece gündüz moralini artırmaya çalışırken hükümetin moralini sarsacak bir şeye veyahut ona benzer bir şeye temessül etmem. Bir de telafisi mümkün olmayan bir şey de değil eğer bir yanlışlık görürsek onu da ayrıca düzeltiriz.

Çünkü Tayyip Hoca’nın başında bin bir türlü bela var. İngiliz derin devleti kafayı takmış vaziyette. Kendilerince bir şeyler yapıyorlar. Bizim de bunu oturup seyredecek durumumuz yok. Gereğini yapacağız kanunla hukukla, ilimle irfanla.

Ama tekrar söylüyorum benim “Hayır” diyenlere çok büyük saygım var. Tertemiz bu vatanın evlatlarıdır. Hiçbir sorun çıkmaz, gayet normal. Referandum sık sık yapılacaktır. Evet de çıkar hayır da çıkar, yine evet çıkar yine hayır çıkar. Hiçbir şey olmaz. Türkiye dümdüz yoluna devam eder. Bu hükümeti sarsacak bir şey de değil.

Evet veya hayırı bir felaket gibi görmeye gerek yok. Hiçbir şey olmaz. Her ikisinde Türkiye dümdüz yoluna devam eder. Sayın Devlet Bey bayağı aklı başında bir insan, bayağı dürüst konuşuyor. Sırf Allah için yaşayan bir insan, dünyadan geçmiş. Tayyip Hocam da Allah için yaşıyor, o da dünyadan geçmiş. Filinta gibi delikanlıydı bak bayağı yaşlandı. Gecesi yok, gündüzü yok, çok ızdıraplı, zor bir görev bu. Bir eğlence yeri değil burası.

Başbakan da çok şeker bir insan Binali Yıldırım; acayip şakacı, neşeli.

“Adnan Bey mason olmak istiyorum yardımcı olur musunuz bana?” Senin mason olman için masonlar tarafından seçilmen gerekiyor. Bunu onlar dünya çapında görüyorlar. Özel bir insan olduğuna kanaat getirmeleri lazım. Mesela buraya tapınak şövalyelerinin lideri gelmişti. “Biz dünyadaki özel insanları görüyoruz ve biliyoruz” dedi. “Çok nadir olur öyle insanlar. Biz onları görüyoruz” dedi. Mesela “Biz Adnan Bey’in çoktan beri farkındayız” dedi. Daha biz hiç onlarla konuşmadan buraya geldi. Mesela ben İtalyan mason locasına gitmiş değilim, masonik törenlerine katılmış değilim. Ama hiçbir törene katılmadığım halde doğrudan 33 derece masonluk diploması verdiler. Amerika’dan da yine ayrıca Amerika’nın en büyük mason locasının 33 derece masonluk üstat diploması verdiler. Bu hiç olmamış bir şeydir. Mesela George Bush’a bile en fazla 32 derece, Obama’ya en fazla 32 derecedir.

GÖKALP BARLAN: Locaya gitmek kaydıyla.

ADNAN OKTAR: Locaya gitmek kaydıyla tabii. Mesela dizine kadar pantolonunu katlıyorlar. Bir dizini tamamen kaldırıyorlar. Yere diz çöküyor, yerde gidiyor. Yerde götürüyorlar. Ondan sonra ışıklar yakılıyor, ayağa kalkıyor. Ondan sonra mason ilan ediliyor. Bu törenlerden geçti bu insanlar. Benim böyle bir çalışmam yok. Onlar benim yanıma geldiler. Ayakta, hürmetle, saygıyla masonluk diploması verdiler. Bu onların nezaketi, kibarlığı ve yüceliğidir, güzelliğidir.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza kısa bir ara veriyoruz.

VTR: Münafıklar Elçi’ye Saygı Duymaz, Diğer Müslümanları da Olumsuz Etkilemeye Çalışırlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü