Harun Yahya

Sohbetler (5 Mart 2017; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Hocamız birazdan bizlerle olacak. Hocamız’ın kitaplarından biriyle Münafığın Derin Karanlığı kitabıyla başlıyoruz.

ASLI HANTAL: Yayınımıza Hocamız’la birlikte devam ediyoruz. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Ne diyelim? “Her zaman sevgiyle” diyelim.

“Viyana’dan selamlar” diyor. Üç tane şeker bal Allah o yediklerini onlara dine kuvvet yapsın, üçünün yüzünde de kuzu ifadesi var. Nasıl nurlu, nasıl şeker, nasıl ballar bunlar. Bunlar benim kuzum bunlar benim canlarım. Bunlar aynı zamanda birer kedi. Siz farkında değilsiniz ama onlar aslında bir kedi.

Şimdi bu kız iffetlidir demeye gerek var mı kardeşim? Bakar bakmaz işte mümindeki şey bu. Müminin kimliği yüzündedir böyle pasaport gibi, nüfus cüzdanı gibi kimliğine bakar hemen anlarsın. Yüzüne baktın mı elinden yüzünden iffet akıyor. Haysiyetsizin de yüzünden akar anlaşılır. Anlatmasına hiç gerek yoktur bakar bakmaz anlarsın. Mümin nuruyla anlaşılıyor nur olur müminde.

Cumhuriyet Halk Partisi değişse ne olur? CHP bak açıkça söyleyeyim solun en sağına gelsin yahut sağın en soluna gelsin ama herhalde yapabilecekleri en kolay solun en sağıdır. Nerede mukaddesatçı, maneviyatçı böyle modern aklı başında insan varsa doldursunlar profesörler doçentler falan. Kılıçdaroğlu da seyit namazında niyazında tertemiz bir insan, dürüst bir insandır. İyice sağa kaydıralım CHP’yi. Klasik böyle modern İslam anlayışını savunan, Kuran Müslümanlığını savunan, bağnazlığa şiddetle karşı Atatürk tarzı bir dindarlık. CHP bayağı modern sahabe tarzı İslam’ını yaşatsın. Cayır cayır sahip çıksın. Değil mi? CHP gençliği de öyle nedir nihayet?

Tayyip Hocam güzel iyi delikanlı. Tayyip Hocam’ı niye üzüyorlar ki? Bayağı dürüst. Ne yaptı ki?  Bana bir yazsınlar nedir suçu bana bir kişi samimi olarak yazsın. Kötü olan yanlış olan ne var? Ama ledün gözüyle de bakmaları lazım, batın gözüyle de bakmaları lazım.

Kadınlar çok nazikler diyor ki illa güzel olsun. Kardeşim bakmazsan çiçek gibi solar gider. Her şeyine dikkat edeceksin, vitaminine dikkat edeceksin, mineraline dikkat edeceksin, proteinine dikkat, uykusuna dikkat edeceksin, üzülmemesine dikkat edeceksin. Allak bullak olur. ‘Ne kadar gözelmiş ya’ diyor sanki dağda yetişiyor gibi öyle bir şey yok, emekle güzel olur o. Eğitirsin değil mi? İmanıyla sevgisiyle, kalitesiyle durduk yere olmaz.

“Bugün kardeşlerimizle bir araya geldik Rabbimiz’i andık Hocamız’ın kitaplarından okuduk elhamdülillah” diyorlar. Nasıl güzeller bunlar nasıl güzeller. Yemekler de nasıl güzelmiş Allah afiyet versin onlara. Sağlık sıhhat olsun.

“Adamlık Dini kitabınızı okudum, bu kadar karakteri nasıl analiz ettiniz?” Banu Kılıç. Aslında daha da geniş analizler yaparım, çok daha geniş de yapabilirim.

Mesela Binali Yıldırım “F16’yı vurun” diyor “yazılı emir göndermezsen vurmayız” diyorlar. Ama işte bunu kanunla sağlama alsınlar, bir kanunda açık var demek ki. Değil mi? Telefon talimatı yeterli olsun, görüntülü telefon talimatı. Görüntülü telefon talimatı yeterli olsun.

Mustafa Taştan, hayır hayır sen önüne geleni münafık ilan ediyorsun. CHP nur gibi parti, tertemiz parti. Ondan sonra bir de ahirette nasıl cevabını vereceksin? Koskoca bir kitleye sen bunu böyle söylüyorsun, değil mi?

Selçuk Koşar, “Hani başkanlığa kesin karşıydınız, ne oldu?” diyor. Canım federasyona açık olsa yine karşıyız. Ama ne diyor hükümet? “Federasyon asla” diyor. Maddede de ben göremedim, anayasa maddelerinde, varsa yine söyleriz. Beni ilgilendiren kısım federasyon, Türkiye’nin bölünmesine açık bir madde bulunması. Yoksa beni ne ilgilendirir? Başta en başta da her zaman söyledim ben “Bizim için sorun bölünmeye açık mı, değil mi?” ona bakıyoruz biz.

“Arkadaş ne derse desin sakince gidip hayır diyeceğim eminim sen de diyeceksin” diyor. Niye fitneye kapı açayım, ne zorum? Niye yani hükümeti güçlü tutmak şu an her yönden lehimize, niye fitneye kapı açayım? Bana ne kazandıracak o? Memlekete ne kazandıracak? Evet hükümetin daha gücünü artırır. Ve fitne kapısını da kapacak bir tercih bana göre. Ama ben herkese saygı duyuyorum şahsım adına. Herkes ne yapıyorsa yapsın, beni ilgilendirmez. Benim kendi arkadaşlarıma ben hiçbir zaman için baskı yapmam. Hiç karışmam. Hiç dedim mi ben size “Gidip şunu verin, bunu verin.” Ben şahsi kendi kanaatimi söylüyorum. Vicdanen “Evet” demenin hükümete moral vereceğini düşünüyorum ben. Ve aksinin de fitne olacağını düşünüyorum bu kadar basit başka karmaşık bir şey yok. Ve bölünmeye de kapı açacak bir madde ben göremedim. Varsa bütün gücümle karşı koyarım.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı FETÖ çatı iddianamesinde Van polisine bombalı saldırı düzenleyen ve yaralı olarak yakalanan PKK’lı terörist, FETÖ’nün darbeyi öncelikle Kandil’e haber verdiğini söyledi. “15 Temmuz günü darbe olacağı telsizle bize bildirildi. Bu bilgi en üst karargahtan Murat Karayılan’dan geldi. Bildiride askerlere yönelik saldırıların, eylemlerin durdurulması bunun yerine polise ve özel harekata yönelik saldırılar düzenlenmesi emredildi. 16 Temmuz sabahı ise darbenin işlevsiz olduğu püskürtüldüğü ortaya çıktı. Karayılan’dan askere yönelik eylemlere geri dönülmesi emri verildi” dedi.

ADNAN OKTAR: PKK’ya yardım etmesi desteklemesi, bu çok korkunç bir şey. Bunu bir devlet açığa çıkarsa, bu neyin nesidir? Böyle bir manyaklık, manyaklıkla da açıklanacak gibi değil bu. Sapıklıkla da açıklanacak gibi değil. Bu çok korkunç bir şey, bu neyin nesidir? Böyle bir delilik nerden icabet etti ben bunu devletin öğrenmesini istiyorum. Halka açıklasınlar bu nedir bu? Adam MİT elemanlarına haber veriyor, Allah belanı versin kimse o haber veren. Allah bin türlü belanı versin. Nasıl adamsın sen? MİT elemanı olmak o kadar zor ki. Bir de PKK’nın içinde. Akıl almaz zor bir şey. Lan kahpe deli misin sen? Elli ikisini birden haber veriyorsun, bir gecede hepsini infaz ettiler hepsi şehit oldu. Manyaklığa bak, bu köpeği niye bize tanıtmıyorlar kimse bu alçak? Bu nasıl bir adam?

BEYZA BAYRAKTAR: Resmi de var. İsmi de belliydi aslında.

ADNAN OKTAR: Bu manyaklığı nasıl ikna ediyor bu adamlar nasıl oluyor bu iş? Böyle bir kahpeliğe bir insan nasıl ikna edilir? Devletin elinde imkan var ben bu manyakları öğrenmek istiyorum ben bu adamları. Bu nedir bu? Tankla halk nasıl ezilir? Bu kafamızda bizim çok müphem kaldı.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: FETÖ ve PKK arasında pek çok bağlantı tespit edildi. Bunlardan bazıları şöyle: Tunceli’de geçen yıl tespit edilen 19 PKK hedefinin imha edilmesi için düzenlenen hava harekatı sırasında bu hedeflerin tamamını es geçen jetlerin pilotları FETÖ’den tutuklandı. PKK’nın hendek kazıp bomba döşediği bütün illerin Emniyet Müdürleri FETÖ üyesi çıktı. Hepsi de bunları bilerek göz yummuş. Silopi’de yakalanan bir PKK’lı, “FETÖ’cü bir polis ertesi gün operasyon yapılacak mahallelere haber verirdi. Biz de o yollara bomba koyardık” şeklinde itiraflarda bulundu. FETÖ’cüler PKK’nın içindeki MİT listesini PKK’ya verdiler ve Hakan Fidan’ı ifadeye çağırdıkları gün, PKK da 52 MİT’çiyi şehit etti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim peki ama bu kahpelikle falan da açıklanacak gibi değil. Bu şeytanlıkla da açıklanacak gibi değil. Böyle azılı manyak nasıl oluyor bir insan? Bunu devlet bize bir açıklasın bu adamlar neyin nesidir? Ve buna rağmen daha hala bunların peşinden giden var mı? Buna rağmen bunları takip eden varsa ben bu adamlarla bir görüşmek istiyorum neyin nesidir bunlar? Bu nasıl açıklanabilir? Hiçbir mantık, akıl, kafa yani hiçbir şeyle açıklanacak gibi değil. Şeytan bunlar, başka açıklaması yok.

BEYZA BAYRAKTAR: “Yine olsa yine yaparım” diyenler var.

ADNAN OKTAR: Tabii “Yine olsa yine yaparım” diyor adam.

Konya’dan üç kardeş varmış: Beyza, Muhammet, Ahmet Faruk. Görebiliyor muyum?

ASLI HANTAL: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Nasıl yakışıklıymış, ağabeyinin canıymış.

GÖRKEM ERDOĞAN: Muhammet. Muhammet’in bir resmi daha var ve Beyza.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden şeker maşaAllah.

Mesela Nur Suresi 61’de Cenab-ı Allah diyor ki “Hep bir arada” müminlere sesleniyor bütün kadın, erkek herkese hitap ediyor. “Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde bir günah yoktur” bak bütün müminlere sesleniyor Allah; kadın, erkek müminat ve mümin. “Hep bir arada veya ayrı ayrı yemek yemenizde bir günah yoktur.”

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Çocuklarda hayvan sevgisini gösteren resimlerimiz vardı.

ADNAN OKTAR: Böyle bir dünya çok rahat mümkün. Fakat batırıyorlar dünyayı.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Sayın Devlet Bahçeli, Barzani’nin Türkiye ziyaretiyle ilgili şöyle bir açıklama yapmıştı: “Ne oldu da Barzani Türkiye’de? Hem de şu nazik ve hassas dönemde ağırlandı. Barzani bize tercih ediliyorsa -ki bu da bir tercihtir- asıl bunu iyi niyetle yorumlayamam. Sayın Başbakan’a millilik övgüleri yaparken mahcup olacağımız, yüzümüzü kara çıkaracak misal ve eylemlerle karşılaşmaktan üzülüyoruz” demişti. Başbakan Binali Yıldırım bu açıklamayı şöyle yorumladı: “Sayın Bahçeli’nin hassasiyetini anlayışla karşılıyoruz. Teröre bakış ve Kürt vatandaşlarımız noktasında kendisiyle zerre görüş ayrılığımız yok. Kuzey Irak Kürt bölgesi yönetimiyle görüşmemiz yeni değil. Görüşmemizin odağında güvenlik ve istikrar var” dedi.

ADNAN OKTAR: Türkiye’de hiçbir şey başıbozuk olmaz. Bir şey yapılıyorsa devlet bütünlük içinde yapar. Her zaman devletle hükümet, hükümetle devlet iç içedir hiç birbirinden kopuk bir yapı olmamıştır.

Barzani, Türkiye’ye gelişinden sonra peşmergenin Sincar’da PKK’ya karşı mücadelesi başladı. Peşmerge bugün Sincar’da atağa geçti, bayağı güçlük bir atak. PKK’lılar sürekli ağlayıp, zırlayıp duruyorlar. Barzani aklı başında bir delikanlıdır.

Evet şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Münafık Yalan ve İftiralarla Müslümanlar Arasındaki Sevgiyi Yok Etmeye Çalışır.

ASLI HANTAL: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Anlat dinliyorum.

ASLI HANTAL: Belçika’daki kardeşlerimiz bu haftaki sohbetlerinde iman hakikatleri anlatmışlar. Dünyanın geçiciliği üzerine konuşmuşlar. Sizin Kuran’da Tebliğ ve Tartışma ve Münafığın Derin Karanlığı kitaplarınızdan bölümler ve Kuran okumuşlar. Resimleri vardı.

Bir faaliyet haberi daha vardı. Erhan ve Alara kardeşlerimiz geçtiğimiz hafta sonu ve ayrıca bu hafta içi bir gün Kopenhag’da fosil sergisi düzenlemişler.

ADNAN OKTAR: Bir daha haberi oku. 

ASLI HANTAL: Erhan ve Alara kardeşlerimiz geçtiğimiz hafta sonu ve ayrıca bu hafta içi bir gün Kopenhag’da fosil sergisi düzenlemişler.

ADNAN OKTAR: Bak kimse yemiyor fosilleri görüyor musun? Medeni insanlar. Burada adam homurt diye ses çıkartıyor ısırıyor fosili, tahammül edemiyor fosile.

ASLI HANTAL: Çorlu’dan da bir faaliyet haberi vardı. Çorlu’da bugün sizin dört bin adet eseriniz halkımıza ücretsiz dağıtıldı. Dağıtıma Trakya ve İstanbul’dan yaklaşık yirmi beş kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Bir daha duyayım bakayım.      

ASLI HANTAL: Çorlu’da bugün sizin dört bin adet eseriniz halkımıza ücretsiz dağıtıldı.

ADNAN OKTAR: Dört bin adet.

ASLI HANTAL: Evet maşaAllah. Dağıtıma Trakya ve İstanbul’dan yaklaşık yirmi beş kardeşimiz katıldı.  

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel. Allah gazalarını mübarek etsin. Çünkü bu deccaliyete karşı bir mücadele. Deccal o her kitaptan ayrı bir yara alır, her bir kitaptan ayrı bir ızdırap duyar. İngiliz derin devletine bir tokat, deccaliyete bir tokat, müminlere bereket, kalp şifası, kalp ferahlığı.

Bu kitap işi o kadar güzel bir nimet ki, mesela düşünün bir insan Kastamonu veya Tekirdağ’da fakir bir insan, genellikle evlerinde kitap olmuyor. Dini kitaplar da çok nadir oluyor, Cübbeli’nin kitapları falan zaten o hurafeleri okurken adamın olan imanı akıl almaz sarsılıyor. O kadar mantıksız, o kadar garip şeyler anlatıyor ki, gökyüzünde uçan üç yüz metre boyunda eşek, deccalın başı bulutlara değiyor, adada oturuyor, eliyle balık yiyor yani akıl almaz laflar ve mevcut imanını kaybediyorlar. Ama bu tarz kitaplarda şahıs ilk defa gerçek anlamda iman ettiğini hissediyor birçok insan. Gerçek imana vesile olmak çok hayati, o çünkü zincirleme gelişme meydana getiriyor.

“Hem şu sırdandır ki;” diyor Bediüzzaman, “Mehdî, Süfyan gibi âhir zamanda gelecek eşhasları, çok zaman evvel, hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler” tabiin yani sahabeden hemen sonra “beklemişler. Yetişmek amelinde bulunmuşlar. Hattâ bâzı ehl-i velâyet, "Onlar geçmiş" demişler.” Yani daha geçmişte olmuştur, geçmişte çıktı Mehdi (as) demişlerdir diyor. “Çünkü, her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medâr olacak ve yeisten kurtaracak "Mehdî mânâsına muhtaçtır… Şimdi, Mehdî gibi eşhâsın hakkındaki rivâyâtın ihtilâfâtı ve sırrı şudur ki:” yani hadisler arasındaki ihtilafın, karışıklığın sırrı şudur ki: “Ehâdisi tefsir edenler, metn-i ehâdisi tefsirlerine ve istinbâtlarına tatbik etmişler. Meselâ, merkez-i saltanat o vakit Şam’da veya Medîne’de olduğundan,” yani İslam aleminin merkezi Şam’da veya Medine’de olduğundan “vukuat-ı Mehdiye,” Mehdi (as)’nin çıkışını “veya vukuat-ı süfyaniyye’yi,” süfyanın çıkışını “merkez-i saltanat civârında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.” Halbuki nerde? İslam aleminin merkezinde. “Hem de, o eşhâsın şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri cemaate âit âsâr-ı azîmeyi” büyük neticeyi, cemaatin yaptığı büyük neticeyi “o eşhâsın zâtlarında tasavvur ederek” o şahısların bizzat kendileri yapmış gibi tasavvur ederek “öyle tefsir etmişler ki, o eşhâs-ı hârika çıktıkları vakit” Yani ahir zaman şahısları Mehdi (as) ve İsa çıktıkları zaman “bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki, demiştik, bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyârı elinden alınmaz. Öyle ise, o eşhas,” yani Mehdi (as) “hattâ o müthiş Deccâl dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidâyeten” başlangıçta “deccâl olduğunu bilmez. Belki nur-u imânın dikkatiyle o eşhâs-ı âhir zaman tanınabilir.” Yani Mehdi (as) ve İsa belki imanın nuruyla tanınabilir bak “belki” diyor Bediüzzaman.     

Evet dinliyorum.     

GÖRKEM ERDOĞAN: İman hakikatimiz vardı.

ASLI HANTAL: Yaprakların üzerindeki stoma adı verilen akciğer benzeri yapılar, görebiliriz resimleri. Yaprak yüzeyinin sadece bir milimetrekaresinde yüz ila bin arasında stoma bulunuyor. Yunancada ağız anlamına gelen stoma havayı içine almak için tıpkı ağız gibi açılır. Bu ağızların içinden havadaki karbondioksit fotosentez işleminde kullanılmak üzere yapraktan içeri girer. Üretilen oksijen ve su buharı da yine bu ağızların içinden atmosfere geri verilir maşaAllah.     

GÖRKEM ERDOĞAN: Bu mikroskop altındaki görüntüsüydü.  

ADNAN OKTAR: Mikroskop.

“Mehdi (as) deccalı görünce Allah Resulü’nün tarif ettiği şekilde bulduğu için deccalı tanıyacak ve şöyle haykıracak: “Ey insanlar işte Resulullah’ın anlattığı deccal.”” Yani İngiliz derin devletinin başını ve İngiliz derin devletini, deccaliyeti insanlara tarif edip anlatacak diyor Mehdi (as) ahir zamanda geldiği vakit anlaşılan bu.

“İman ve teklif, ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî meseleleri elbette bedihî olmaz.” Bak ne gerekiyormuş? Hadislerin, ahir zaman hadislerin anlaşılmasında bir; perdenin kalkması gerekiyor bak perdeli. İki; derin yani sathi bir kafayla çıkarılamıyor, derin. Üç; tetkik edilmesi gerekiyor, araştırılması böyle müfettiş gibi araştıracaksın tetkik ve tecrübe. Bağlantı kurma tecrübesi olması gerekiyor, akıllı olması lazım çözenin. “ve tecrübeye muhtaç olan nazarî meseleleri elbette bedihî” çok açık sarih “olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz.” Yani çok açık, bakar bakmaz anlaşılacak gibi olmaz diyor. Kapalı anlatılır diyor. “Tâ ki, Ebu Bekir'ler âlâ-yı illiyyîne” en yükseğe “çıksınlar ve Ebu Cehil'ler esfel-i sâfilîne” en alta “düşsünler.” En adi insan en aşağı düşsün, en yüksek insan da en yükseğe çıksın. “İhtiyar kalmazsa teklif olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir. Hem dâr-ı teklifte” dünyada, imtihan ortamında “gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet” kıyamet alametleri. “…ve eşrât-ı saat,” kıyamet saati “bir kısım müteşabihat-ı Kur'âniye gibi kapalı ve te'villi oluyor” diyor. Herkes anlamıyor yani. “Yalnız, güneşin mağripten çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tevbe kapısı kapanır, daha tevbe ve iman makbul olmaz. Çünkü, Ebu Bekir'ler Ebu Cehil'ler ile tasdikte beraber olurlar.” Zaten güneş batıdan çıktıktan sonra kıyamet süratle başlamış oluyor. Zaten dehşete düşmüş oluyor insanlar. O kıyametin başlangıcı, dolayısıyla öyle saniyeler, dakikalar konuşuyor o ortamda, iman etmesi de geçerli olmuyor. “Hattâ Hazret-i İsâ aleyhisselâmın” gökten “nüzûlü dahi ve kendisi İsâ aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes” İsa (as) olduğunu “bilemez. Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhâs-ı müthişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” diyor Bediüzzaman. Bidayeten bilmiyorlar.

Abdülhamit döneminde ilk resmi genelev Zürafa Sokak’ta açıldı devlet eliyle genelev, kerhane açıldı. Abdülhamit döneminde fuhuş için İstanbul’a gemilerle müşteri geliyor o dönemde her yerden. Rehberlerin en önemli görevi o gelen turistleri hemen oradan Karaköy’e götürüyorlar, Zürafa Sokak’a götürüyorlar.

GÖRKEM ERDOĞAN: Abdülhamit döneminde açılan genelevlerin resimlerini görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Sürgüne gönderilmişti Ahmet Mithat, Abdülaziz tarafından. Geri getirttirdi. Koyu Darwinist ve bütün devlet kadrolarına Darwinistleri yerleştirtti. Din, iman Osmanlı’da payimal oldu Allah esirgesin Darwinizm vesilesiyle. Abdülhamit döneminde Bomonti Birahanesi’nde yılda yedi milyon litre bira üretiliyor, sonra on milyon litreye kadar çıkarılıyor. Her yerde meyhane var Abdülhamit döneminde, her yerde. Abdülhamit döneminde 1904’te imparatorluğun şarap üretimi üç yüz kırk milyon litre, üç yüz kırk milyon litre. Baraj olur ya bu şaraplardan, baraj olur, üç yüz kırk milyon litre şarap ne demek? Allah’tan korkun. Tek yaptığı iyi olay İsrail devletinin kurulmasını sağladı. Kendi topraklarından, kendine ait şahsi malı olan topraklardan satış yapamıyordu. Mecliste karar çıkarttı, satış kararı çıkarttı, İsraillilere sattı. Onlar da oraya yerleştiler. Seksen bin Musevi’yi oraya gönderdi. Allah rızası için bu güzel bir hizmet bunu takdir ediyoruz. Bunun dışında yaptığı ne varsa bana bir anlatın. Diyor ki; “Tren yolu yaptı.” Ya kardeşim tren yolu yaptırdı doğru, Hicaz’a kadar ama akşama kadar Darwinist kitap sevkiyatı yapıldı. Yüz binlerce, kasalarla şarap, kasalarla bira sevkiyatı yapıldı tren yoluyla. Sonra da o tren yoluna İngilizler el koydu en sonunda. Bütün bu çalışmalar yapıldıktan sonra. Donanmanın parasını ödedi Abdülhamit döneminde halk, yeni donanma yapılacak diye İngilizlere dünyanın parası ödendi. Donanmanın teslim gününde İngilizler “hayır” dediler, “vermiyoruz” dediler, “hadi geçmiş olsun” dediler. Paranın üstüne yattılar. Öyle bir dönem Abdülhamit dönemi. Niye anlamazdan geliyorsunuz?

Abdülhamit’in sadrazamlarının hemen hepsi İngiliz yanlısı, kendi de İngiliz yanlısı. Bütün hükümet üyeleri İngiliz yanlısı ve hepsi Darwinist. Darwinist olmayan bir kişi yok. 622 senelik Osmanlı İmparatorluğu tarihinde en çok toprak veren padişahtır Abdülhamit, savaşsız, bir tek ona mahsustur bu. En çok toprak veren, savaşsız veren tek padişahtır, Osmanlı padişahıdır. Osmanlı’nın son döneminde yani Abdülhamit döneminde Şeyhülislamlar, büyük alimlerin hemen hepsi Darwinizm’i savunuyorlar. Şeyhülislam adam ya, Darwinist, koyu Darwinist. O devrin yazarları mesela Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem falan Abdülhamit devrinin ünlü yazarları, “İslam Medeniyeti Devrini tamamlanmış” diyorlardı yazılarında. “Batı’da düşüncesiyle, sosyolojisiyle ve tekniğiyle yeni bir medeniyet çıkmıştır. Osmanlı Devleti’ni, bu medeniyet er geç yıkacaktır” diyorlardı hepsi, bu yazarlar kitaplarında sürekli bunu işliyorlardı. Hayır, adama ben “küfredilsin” demiyorum Abdülhamit’e, “hakaret edilsin” demiyorum. Acıyorum ben ona. Mağdur padişahtır. İngiliz derin devleti tarafından perişan edilmiş. O devirde kurulan şarap fabrikalarının resimleri var mı?

GÖRKEM ERDOĞAN: Abdülhamit döneminde kurulan Bomonti Bira Fabrikası’nın resimleri vardı. Bu bira fabrikasını açmak için sunulan arz tezkeresi, 1894 yılına ait.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit’in tasdik yazısı.

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet. Bu bira fabrikasının reklamı, Bomonti Bira Fabrikası. Abdülhamit dönemine ait bira afişi.

ADNAN OKTAR: Evet, tamam peki.

Elazığ’dan dünya güzeli anneanneler var bak beni çok seven, bizim kitaplarımızı okuyan,  bize coşkuyla sevgi duyan insanlar. MaşaAllah, Allah nurlarını artırsın, hepsine hidayet versin. Sağlık sıhhat afiyet versin, yedikleri onlara sağlık afiyet olarak geri dönsün.

“Merhaba Adnan Bey, neden kızlar ve erkekler bir arada oturmuyorlar. Çok merak ediyorum.” Beraber oturuyorlar, “niye oturuyorsunuz?” diyorsun. Ayrı oturtuyorum, “niye ayrı oturtuyorsunuz?” diyorsun. Bir kararınızı bulamadım ki ben sizin. Ne yapacağım bilmiyorum.

“İyi geceler Adnan Hocam, Antakya’dan selamlar, severek izliyoruz.”

“Hocam, Eskişehir’de şu an kahvehanedeyiz, topluca sizi izliyoruz” diyor, maşaAllah.

Okan Öztürk, “Almanya’dan hayranınızım, memleketimiz için bu “evet” “hayır”lı süreçte sıkıntılar yaşar mı?” Hiçbir şey olmaz, inşaAllah.

“Dinimizin uydurmalarını temizleyen yiğit Hocam” diyor.

Nur Cevanşirli,”Aşkım Hocam” diyor. “Allah aşkıyla sevdiğim” diyor. “Sevgi öğretmenim” diyor.

Mustafa Oba, “Sen gelince evimiz şenleniyor, maşaAllah” diyor.

“Hocam, askerde yemeklerden önce “Tanrı’ma hamdolsun” dedirtiliyor. Bunu neden değiştirmiyorlar? “Allah’a hamdolsun” neden demiyorlar?” diyor. Onu da derler, bir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Almanya’daki kardeşlerimizin dün akşamki sohbetinden fotoğraflar vardı, Kuran hükümlerinin tümünü uygulayan toplumda oluşacak güzelliği ve kaliteyi konuşmuşlar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, hepsi de çok şık, çok güzeller. Allah huzurlarını, hidayetlerini artırsın. Kalplerini sürur, neşe ve sevinçle doldursun.

“İyi halden dolayı mahkemeler indirim yapıyor. Adam eşini öldürüyor. Sonra mahkemede gömlek kravat giyip, cezasında indirim yapılıyor.” Onu hakim anlar, kravat, gömlekle alakası yok. Yani zaten bir indirim düşünülmüş oluyor, o bahanesi oluyor. Yani öyle çok fevkalade bir indirim de yok orada. Adam hakikaten cinnet geçirmiş olabilir Allah esirgesin. Aklını şuurunu kaybetmiştir. Sonra aklı yerine gelir. Mahkeme de bu durumu göz önünde bulundurabilir. Adam bin pişmandır, gece gündüz pişmanlığını dile getiriyor. Oluyor bazen, o olay anını da hatırlamıyor, akli dengesini kaybediyor.

Bediüzzaman Üstad’ın talebesi Ömer Fakazlı anlatıyor, “Afyon Hapishanesi’nde Üstad’ın koğuşu üst katta. Yüz kişilik bir salon, kışın otuz altı pencereden otuz ikisi kırık.” Yani oraya her türlü soğuk hava doluyor. Otuz iki pencere kırık. “Üstad’ın yatağı bir buçuk metrelik kısa bir tahta.” Bak, bir buçuk metrelik kısa bir tahta yatak, başka bir şey yok. “Tahtanın üzerinde bir minder, onun üzerinde iki tane battaniye, bir tane de yastık var. Yatarken yatak çok küçük olduğundan dizlerini kendine çekerek yatıyor Üstad. Yaşlı ve hasta olan Bediüzzaman’ın Afyon Hapishanesi’nde hava almak için pencere kenarına bile yaklaştırmıyorlar. Hapishanenin suyu alt katta olduğu için çoğu zaman Üstad’ı susuz bırakıyorlarmış” yani aşağı da indirttirmiyorlar. Yani akıl almaz çile çekti ama hiç öyle şikayetçi olmadı. Bak, bir tahta parçası bir buçuk metrelik, onun üstünde yatıyor. Yer beton, üstünde bir tahta parçası. Tahtanın üzerinde bir tane minder var uydurma, iki tane battaniye var, bir tane de yastık var. “Yat burada” diyorlar, orada yatıyor. Bak, otuz altı pencereden otuz ikisi kırık, bütün soğuk içeriye doluyor Afyon’da, bu şekilde yaşıyor.

Bediüzzaman Hazretleri’nin on dört yaşından itibaren yanında olan Ceylan Çalışkan’a “Ceylan senin hayatın nurlara aittir, seni dünyaya vermeyeceğim. Eğer sen dünyaya dönersen senin hayatın pek kısa olacaktır” demiş Bediüzzaman. Hakikaten de Ceylan Çalışkan, Bediüzzaman’ın vefatından sonra İstanbul’a yerleşip evlenip bir iş kurmuş. Ancak işini kurduktan çok kısa bir süre sonra, otuz üç yaşında vefat etmiş. Hakikaten bak, bu evlenmeyen sadık olanlar çok uzun yaşadılar. Evlenenler hep ızdırap çekti ama acayip ızdıraplar, sıkıntılar çekti, ben biliyorum.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Siz, Obama’nın Trump’ı dinletmesinin dışında devletin imkanlarını kullanarak çok fazla suç işlemiş olma ihtimali olduğunu ve bunların araştırılması gerektiğini söylemiştiniz. Trump, Kongre İstihbarat Komitesi’nin 2016 yılında Başkan Barack Obama’nın soruşturma gücünü kötüye kullanıp kullanmadığının araştırılması için talimat verdi. Beyaz Saray, soruşturma gerçekleşene kadar bu konuya ilişkin yorum yapılmayacağını açıkladı.

ADNAN OKTAR: Doğru, iyi yapmış ama çok isabetli karar vermiş. Ben der demez de bunun uygulanmış olması, çünkü İngilizce olarak da biz bunu gönderdik haber olarak, yani Trump’ın ulaşacağı ve rahatça okuyacağı şekilde ona bu bilgiyi ulaştırdık. O da hemen gereğini yapmış, bu da güzel.

Bu Amerika Birleşik Devletleri’nin savaş uçakları yirmi yedi kez alçaktan uçuş yapmış evinin üstünde Trump’ın. Bu da bir anormal eylem, bu 15 Temmuz’da yaptıkları gibi. Bu sonik patlamalar da gerçekleşmiş, ses hızını aşıyor ya bazen. Kendilerince öyle ayar vermeye çalışıyorlar. Bunu da soruşturmaya dahil etsinler. Bunu kim yaptırmış, neden yaptırmış…

 “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Âl-i Resulün” Al-i Resul ne demek? Resul’ün Al-inden, onun ailesinden. Yoksa halk arasında bazen Mehdi Resul diyorlar sanki peygambermiş gibi; değil. Mehdi Al-i Resul yani Peygamberimiz (sav)’in soyundan. Resul (sav)’in soyundan. “…temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak:” Diyor Bediüzzaman. Bak, “Birinci vazifesi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle” şimdi en büyük tehlike olarak Darwinizm ve materyalizmi görmüş Bediüzzaman. Abdülhamit de Darwinizm, materyalizmi her yere yaymış. İslam aleminin en büyük belası ve en büyük tehlike olarak Darwinizm, materyalizmi görüyor Bediüzzaman. Onun için “Mehdi’nin en büyük görevi Darwinizm ve materyalizmi yok etmektir” diyor. “Her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Diyor Mehdi’nin birinci vazifesi. Bak, “her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini” yani Darwinizm, materyalizm fikrini “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek” müminleri Müslümanları Darwinizm’e kaymaktan, dalalete düşmekten muhafaza etmek. Bak, ehl-i imanı Darwinist, materyalist düşünceye düşmekten, oraya kaymaktan muhafaza etmek. “ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden,” çok araştırma gerektiğinden Mehdi (as)’nin de bak halini de açıklıyor. “Hem dünyayı bırakacak” diyor. “Hem her şeyi bırakacak.” Yani onu da belirtmiş. “Hayatın bütün yönlerinden çekilecek” diyor. “…çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden,” çok vaktini aldığından “Hazret-i Mehdînin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” Yani vakti olmaz bu kadar detaylı Darwinist, materyalist düşünceyi çürütmek için araştırma yapmaya vakti olmaz” diyor. “Çünkü hilâfet-i Muhammediye (asm) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor.” Yani “o vazifeyi yapmaya vakti kalmıyor” diyor. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek.” Taife dediği yabancı bilim adamları,yani Darwinizm’in geçersizliğini tespit eden çalışmalar, araştırmalar yapacaklar. “O zât (Mehdi), o taifenin (bilim adamlarının) uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak” onunla bir kitaplar serisi hazırlayacak. “onunla (bu kitaplar ile) o birinci vazifeyi” yani Darwinizm, materyalizmi çökertme görevini “tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve mânevî ordusu” bu vazifeyi yapabilmek için dayandığı kuvvet ve manevi ordusu, manevi topluluğu “yalnız ihlâs” yani samimi, Allah için “ve sadakat” Allah’a, dine Mehdi’ye sadık “ve tesanüd” Kendi aralarında çok iyi dayanışan “sıfatlarına tam sahip” diyor, bak “biraz” demiyor. “Tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir.” “Talebelerinin bir kısmını bu konuda görevlendirecek” diyor. “Bu kitapların yapılmasında, hazırlanmasında görevlendirecek.” Bak, hem yabancı bilim adamlarından istifade edecek, hem de kendi talebelerini bu konuda görevlendirecek bu kitapların yapılmasında. “Ne kadar da az da olsalar” “çok sayıları az olacak bu ekibin” diyor. “mânen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Diyor. Bak, en hayati konu olarak görüyor Bediüzzaman, maddiyun ve tabiiyyun tâunu, Darwinizm’i. “İkinci vazifesi: Hilâfet-i Muhammediye (asm) unvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmektir.” Yani İslam’ı ihya etmek, Kuran’a çevirmek. “Âlem-i İslâm’ın vahdetini” yani İttihad-ı İslam’ı “nokta-i istinad edip beşeriyeti” bütün dünyayı “maddî ve mânevî tehlikelerden” yani terör, anarşi, her türlü yahut ruhi çöküntüler “ve gazab-ı İlâhiden” kıyametten, bak “gazab-ı İlâhiden kurtarmaktır.” Mehdi’nin görevi. “Bu vazifenin, nokta-i istinadı” dayandırdığı “ve hâdimleri” hademe, yani hizmetlileri “milyonlarla efradı bulunan” milyonlarca elemanı bulunan “ordular lâzımdır.” İlk defa oluştu o İslam orduları. Geçenlerde kurdular biliyorsunuz, İslam ordusu kuruldu ilk defa. “O zât (Mehdi) bütün ehl-i imanın mânevî yardımlarıyla” bütün Müslümanların manevi yardımlarıyla “ve İttihad-ı İslâm’ın muavenetiyle” yardımlaşmasıyla, yani Müslüman birliğinin yardımlaşmasıyla “ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin” Peygamberimiz (sav)’in soyundan “milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla” ona katılmalarıyla “o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır.” “O büyük vazifeyi yapmaya çalışır” diyor. “Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş.” Her zaman Mehdiler gelmiş diyor. “Fakat her biri, üç vazifelerden (sadece) birisini ve bir cihette yapması itibarıyla” Bak, mesela siyasette bir cihette yapmış, iman hakikatleri açısından bir cihette, saltanatta bir cihette. “…bir cihette yapması itibarıyla âhir zamanın Büyük Mehdî unvanını almamışlar.” Diyor. “Mehdi bu üç vazifeyi bi-hakkın tam anlamıyla yapacaktır” diyor, eksiksiz. “Bu zamanda İslam aleminin en mühim tehlikesi fen ve felsefeden gelen bir sapkınlıkla” yani Darwinizm ve materyalizmle “kalplerin bozulması ve imanın zedelenmesidir” diyor. Abdülhamit’in yaptığı da bu işte, bu tahribatı yaptı yani.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya’ya hitaben şunları söyledi: “Bu Almanya, Cumhurbaşkanı’nın telekonferansla katılmasını engellerken, Cemil Bayık’ın katılmasına müsaade etti. Ben istersem Almanya’ya gelirim, kapıdan sokmadığınız zaman veya konuşturmadığınız zaman dünyayı ayağa kaldırırım. Türkiye’de mahkum olmuş bir insana madalya takıyorsunuz. Suçlusunuz. Suçlulara yardım ve yataklık yapmaktan dolayı sizin yargılanmanız gerekiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: İman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatılsın. Çok imanlı, güçlü bir gençlik yetiştirirsek bizim kimseye ihtiyacımız yok. Gerekirse Rusya’yla, İran’la da ittifak ederiz, Çin’le de ittifak ederiz. Bunlarla bizim bir alıp veremediğimiz yok. Avrupa’yla tartışmaya girmek bence yersiz. Hiç anlamazdan gelmek lazım, hiç muhatap olmamak lazım. Ciddiye almak, önem vermek, onların gücünü daha da artırır. Önemli bir şey yaptıklarını zannederler. Yani iyi etki yaptıklarını düşünürler.

“Bunun içindir ki” diyor Bediüzzaman, “şimdi şu hali hazırda en mühim mesele, en mühim iş taklidi imanı tahkiki imana çevirerek imanı kuvvetlendirmektir, imanı takviye etmektir, imanı kurtarmaktır.” Onun için Tayyip Hocam imanlı gençlik yetişmesi için ne gerekiyorsa yapsın. Devletin imkanlarını, hükümetin imkanlarını kullansın. En mühim mesele bu, başka bir konu yok. İmanlı olduktan sonra o memlekete, o topluma hiçbir zarar gelmez. Ama iman zafiyetinde güçlü ordu da olsa, güçlü bir topluluk da olsa Allah esirgesin yani çöküntü kaçınılmaz oluyor.

“Evet, bu asrın dehşetine karşı taklidî olan itikadın istinad kaleleri sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan” yani Darwinist, materyalist düşünce imanı çok sarstığından “her mü'min, tek başıyla dalâletin cemaatle hücumuna mukavemet ettirecek (dayanacak) gayet kuvvetli bir iman-ı tahkiki lazımdır ki dayanabilsin.” Diyor Bediüzzaman.

Sürekli telkin ve ısrarlı anlatım tabii önemli, dinsiz olanlar mesela Rahmani bir ablukaya alındığında bir bakarsın ki dindar olur. Yani ısrarlı telkin çok önemlidir. Deccaliyetin en azgın olduğu dönemdeyiz. On yıllık bu mücadele dönemi çünkü şu an en hayati dönem. Bak, hükümete en azgın saldırının olduğu dönem, çok dikkat etmek lazım.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

 ASLI HANTAL: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Münafık, Dini Konulardan Bahsederken Bile Sinsice Dinsizliğin Telkinini Yapar

Masaüstü Görünümü