Harun Yahya

Sohbetler (19 Mart 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ASLI HANTAL: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: En önemli konu iman, Allah’a iman. Kuran’a bakın hangi sayfasını açarsanız açın hep imansızlıktan şikayet eder Allah. Yani insanları hep böyle eleştirir Cenab-ı Allah. Bak açalım herhangi bir sayfayı mesela Nahl Suresi şeytandan Allah’a sığınırım “Yolu doğrultmak Allah’a aittir, kimi (yolar) ise eğridir. Eğer dileseydi sizin tümünüzü hidayete erdirirdi.” (Nahl Suresi, 9) Yani ne demek? Bir kısmınıza hidayet vermedim. Ne var? O zaman hidayetsiz insanlar var. Bak hemen konu nereye geliyor? Oraya. “Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renkleri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır.” (Nahl Suresi, 13) Bak imanınızın artması için diyor. İman etmeniz için görüyor musun bak nereye baksak. “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da onun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.” (Nahl Suresi, 12) Hep böyle iman hakikatleri ve imanın güçlenmesi, imanın delili hep bunlardan bahseder Allah. “Denizi sizin emrinize veren O’dur,  ondan taze et yemektesiniz…” mesela onu hatırlatıyor çünkü insan unutur onu. Denizi unutuyor mesela deniz var ama unutuyor. “...giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız.” İşte inci ve diğer süs eşyaları. Ve süs eşyalarının önemine Kuran çok dikkat çeker. Adamlar istemiyor ama Allah istiyor. Süsün güzel olduğunu söylüyor Allah. “Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.” (Nahl Suresi, 14) Şeytandan Allah’a sığınırım “İnsanı bir damla sudan yarattı buna rağmen inan apaçık bir düşmandır.” Görüyor musun bak hep Allah imansızlıklarından şikayet ediyor. Onları eleştiriyor. “Ve hayvanları yarattı sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz.” Nimetleri hatırlatıyor ki iman edelim. Bütün konu budur Kuran’da gece gündüz bu anlatılır. Tevrat’ta da böyledir, İncil’de de böyledir. Kuran baştan sona aşağı yukarı yüzde doksan, yüzde doksan beş bu konuları anlatır. Onun için iman konuları dururken mühendislik tarzı konuşmalar olmaz yani din mühendisliği tarzı olmaz. Allah’ın delillerine akılcı olarak bakmak lazım birden aceleci bakıldığında pek görülmez yani boğulur akıl. Mesele yüz, iki yüz, beş yüz delile birden bakarsa insan akıl boğulur öyle olmaz. Hepsini teker teker incelemek gerekiyor. Mesela bir çiçek dalını alıp, açmış bir dal mesela. Mesela ağaç toprağın altında kökü var kökler çamurun içinde, çamurlu suyun içinde ne kadar? Saç teli kadar kök. Ona o çamurlu suyun girmemesi mümkün değil hangi maddeyi koyarsan koy çamurlu su onun içine dalar girer yani girmiyor. Tertemiz su alıyor. Mesela demiri ayrı alıyor, bakırı ayrı alıyor, çinkoyu, kromu hepsini ayrı ayrı alıyor. Çiçek de hangi mineralleri kullanacağını biliyor ve oranlarını da biliyor, çiçeğin sapının, yaprağının ne kadar büyüyeceğini de biliyor. İç kısımdaki erkeklik organı işte dişilik organı onların renklerini tam tespit ediyor. Onarın nasıl işlemde bulunacağını Allah yaratmış belli etmiş. Burada insan aklının milyonlarca misli güçlü bir akılla karşılaşıyoruz. O demir atomunu bizim seçmemiz imkansız. Karanlığın içinde demir atomu nasıl seçilir? Mikroskopta görünmüyor, elektron mikroskopta görünmüyor demir atomu ama o görüyor. Seçip çıkarıyor onu kullanıyor. Mesela magnezyumu kullanıyor, kalsiyumu alıyor seçiyor yani tek tek seçiyor. Zararlı maddeyi de hiçbir şekilde almıyor. Onu kenara koyuyor.

Bak Hristiyan diye düşman oluyorlar; senden bin kat daha güzel ahlaklı, bin kat daha medeni, bin kat daha nezaketli temiz ve sevgi dolu. Ruhun, için kararmış nefretle yoğrulmuşsun adeta. Hristiyan ama Cenab-ı Allah ne diyor? “Onlarla evlenebilirsiniz” diyor sevgili olabilirsiniz. Yemeklerini yer mesela bu sevimliler yemek yapsa yenir yemekleri. Bizim yemeğimizi yiyorlar gelip yiyorlar işte misafirimiz oluyor. Ne istiyorsun? “Onları” diyor “yolun kenarından yürümeye mecbur etmek lazım” diyor sen gidiyorsun Avrupa’ya seni yolun kenarından mı yürütüyor onlar? Ne kadar anormal bir kafa.

Türkiye’deki sıkıntının ana nedeni işte televizyonda gösterdiğimiz adamların kafasıdır. Türkiye’nin zenginliği falan değil. Avrupa Türkiye’nin zengin olmasını acayip ister niye istemesin? Çünkü Türkiye zengin olsa onlar da zengin olur. Fakir Türkiye’yi ne yapsın onlar?

Bediüzzaman Said Nursi diyor ki “İlimlerin esası, ilimlerin şahı ve padişahı imandır” diyor. Mesela şu şekerlere bak ben bunları kıtır kıtır yiyeyim mi ne yapayım? Şimdi şu tatlılığa bak bir şey anlatmak istiyor bu. Bak hepsi birbirinin aynı ya kardeşim büyüdün bayağı coşkuyla süratle büyüyor bu boyuta geldiğinde zınk diye duruyor. Sana kim diyor dur diye? Bütün şu kenar hücreler ve diğer arkadan gelen hücrelerin hepsi durma kararı alıyor büyüdükten sonra. Nereden biliyorsun? Gözün yok, kulağın yok, elin yok, ayağın yok nereden biliyorsun o hacme ulaştığını? Mesela bak erkeklik organı sarı sarı başları da güzel şapkaları var görüyor musun tatlılığı? Mesela öbürleri daha tomurcuk açmamış görüyor musun tepede? Şimdi onlar emir bekliyor. Allah diyor ki bak “Bunların hepsinden Benim haberim var” diyor. Bak “Tomurcuk, bitkinin bütün tomurcuğu Benim kontrolümdedir” diyor hepsi ama. “Bütün bitkilerin hepsinin tomurcuğunun kontrolü Bendedir” diyor Allah. Mesela bu açacak Allah’ın emriyle açacak devam edecek bu boyuta geldiğinde birden duruyor. Bak minik minik küçük sopalar var şeker şeker ve içleri de onların boru şeklinde vitamin taşıyor. Ve çiçek tozu var onda da ağacın bütün özellikleri yani milyonlarca özellik kodlu. Bakın o sarı tozun içerisinde bu ağacın milyonlarca özelliği, olacak meyvenin tadı, şeker kıvamı, şekerin nasıl imal edilmesi; sentetik şeker imal edilemiyor, fabrikalarda imal edilemiyor ama bu imal ediyor şekeri. Protein sentetik imal edilemiyor bu ediyor ve mesela kirazın içinde birçok protein cinsi oluyor bir tane değil. Çok fazla aminoasit cinsi oluyor bütün vitaminleri yapıyor mesela sentetik birçoğu elde edilemiyor bu yapıyor. A vitamini, B vitamini, C vitamini. Niye zararlı bir şey yapmıyorsun? Niye zehir yapmıyorsun da hep insana faydalı şeyler yapıyorsun? İnsanların bütün ihtiyacı olan, vücudun ihtiyacı olan her şeyi tek tek yapıyor. Demiri mesela ta dipten ağacın dibinden alıyor çamurlu suyun içinden alıp çıkarıyor ta bu çiçeğin olduğu yere kadar getiriyor ondan sonra işte o meyve yavaş yavaş gelişmeye başlıyor habire ona demiri vermeye başlıyor. İnsan vücudunun ihtiyacı olan metal, bildiğin demir ama fazla da vermiyor eksik de vermiyor tam belirlenen onun bir miktarı var o kadar veriyor demiri. Bakır; vücudun ihtiyacı o da mesela çinko, çinko da var hepsi var. Ama zararlı bir şeyi koymuyor. Kiraz mesela alelade kiraz. Bir de çekirdeğin içine ondan sonra olacak nesiller de olmak şartıyla yeni bir ağacın bütün teşkilatı içinde duruyor çekirdeğin. Adam yiyor atıyor toprağa oradan yine otuz metrelik, yirmi beş metrelik ağaç oluyor yahut on metrelik ağaç oluyor. Yine aynı meyveleri veriyor ve tonlarca hesabıyla böyle bir tane, iki tane, üç tane değil. Mesela bak bahar geldi suni ısıtsan açılmıyorlar. Mesela bizim evin içinde incir ağacı var, yabani incir ağacı evin içinde açıyor oradan bir dal verdi kenardan oradan evin içinden çıktı incir ağacı Allah’ın hikmeti koskoca ağaç oldu. Mucize yani artık şaşılacak bir şey. Evin içi bayağı sıcak, evin zemini de sıcak, ışık da alıyor hiç umursamıyor bütün yapraklarını döküyor kışın. Bahar geldiğinde hava mesela buz gibi soğuk oluyor hiç umurunda değil hemen yaprak açıyor. Şu an mesela açtı. Nereden bilirsin baharı? Nereden anlarsın? Gayet de güzel meyve veriyor. Tadını biliyorsunuz. Çekirdekleri var ufacık küçük yere düşüyor on beş metrelik incir ağacı oluyor bir tanesinden. İçinde de yüzlerce çekirdek var bir tane, iki tane değil. Bal gibi tatlı görüyorsunuz reçel kıvamında. Bu çok acayip tabii mesela onun için teker teker bakmak gerekiyor. Nimet çok fazla, sanat çok fazla. Eğer tabii hakikatine bakacak olursak mesela şu fincan Allah yapmış bize gösteriyor. Madde olarak değil bu gölge varlık olarak var yani madde gibi görünüyor ama değil gölge varlık. Eğer bu sırra ererse adam zaten o bitti. Yani geri dönüşü olmayacak şekilde çok net hakk’ul yakin iman eder eğer tam bunun farkına varırsa. Maddenin hakikatini anlarsa geri dönüşü olmaz onu artık. İmansız olma imkanı yoktur o insan için. Şuuru açıksa Allah’ın dilemesiyle. Hem de bayağı güçlü iman olur hakk’ul yakin. Ama tabii çok derinlik de alamaz insan zayıf yaratılmış ayette diyor ya “Sen beni güzel girişle girdir güzel bir çıkışla çıkışımı sağla beni katından bir sultanla destekle.” Çünkü o boyuta girmek öyle her insanın kaldırabileceği bir şey değil. Bir de kılavuz gerekiyor onun için. Fena makamına geçmesi için kılavuz gerekir. İnsanın tek başına yapabileceği bir şey değil.

“Sevgi güzelliktir” diyelim. Etiket yapalım.

Yoksa Türkiye’de şunlar oluyor bunlar oluyor falan hiçbir şey olmaz onlardan yani Türkiye’ye kimse hiçbir şey olmaz. İmanlı insanlar varsa Tevrat’ta diyor “on bir kişi varsa” diyor “konu bitti” diyor Allah. “Kökünden hallederim” diyor “on bir tane imanlı insan olsun en dehşetli ortam olsa dahi, en şiddetli ortan olsa dahi İslam’ı hakim ederim” diyor Allah, on bir kişi. “Samimi iman eden on bir kişi yeter” diyor. Uzun uzun soruyor Peygamber “şu kadar kişi yeter mi şu kadar kişi mi?” En sonunda “On bir kişi?” “On bir kişi olsa o da yeterli” diyor. Onun için imanın üstünde durmak lazım. İmanlı insanların olduğu bir ülke yıkılmaz. Hiçbir şey olmaz. Ama imansızlar varsa o ülke istediği kadar zengin olsun, güçlü olsun ne olursa olsun tepetaklak gider Allah esirgesin. Hiçbir önlemle durduramazlar. Ne askeri ne polisi hiçbir şekilde durduramaz. Samimi imanın olması o ülkenin ayakta durmasını sağlar. Onun için biz Türkiye’de Mehdi (as)’nin bulunduğuna inanıyoruz ve Türkiye’nin bu yüzden asla yıkılmayacağına da inanıyoruz. İsa Mesih’in de dünyada olduğuna inanıyoruz. Onun vesilesiyle Hristiyan aleminin de Müslüman olacağına inanıyoruz. Ne zaman görürüz? Bence yakın. Bayağı yakın.

İsra Suresi 80, “Ve de ki: "Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve Katından bana yardımcı bir kuvvet ( bir sultan) ver." Sultansız olmaz. Ahir zamanın sultanı da işte imam Mehdi (as)’dir. İnşaAllah. Allah beni talebesi etsin, hizmetçisi etsin sizleri de inşaAllah talebesi eder. Bekliyoruz.

Dinliyorum.

ASLI HANTAL: Çiçek resimleri göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Baksana şu süse mesela o kırmızı rengi özel metallerle elde ediyor orayı süsledikten sonra büyütüp genişledikten sonra durduruyor. Alt tarafı sarıyla süslemiş onun için de ayrı metal kullanılıyor ayrı malzeme kullanıyor. Bu boyama işlemini yaptıktan sonra şekli verdikten sonra ressam gibi ama bak ressam gibi ondan sonra duruyor. Ondan sonra bekliyor, ölümünü bekliyor ölüm saati geliyor ölüyor solup gidiyor bir daha ki seneye yeniden doğuyor bir daha ölüyor. Mesela bu mor renk içinde ayrı malzemeler kullanıyor çiçek. Sarı için ayrı, yeşil için ayrı. Mesela o kıvrımları görüyor musun nasıl katlamış? Ortadaki süse bak ve hepsinde altın oran var, hepsinde simetri var, hepsinde mühendislik harikası hakim. Mimari harikası hakim. Şunu görüyor musun? Şunu kat kat yapmak elinle yapmaya kalksan yapamazsın. Ve ustaca gayet, açıldı mı da böyle çok şeker bir açılışla açılıyor. Ve dizilimi görüyor musun? O da mühendislik harikası, mimarlık harikası.  Bütün dizilimler öyle mesela ortasındaki renk özel bir renk yani zıtlık var. Mesela beyaz özel elde edilmiş. Kırmızı sarı uyumları görüyor musun? Yeşile geçişler. Belirli bir büyüklüğe geldi mi hemen duruyor mesela bak mor rengi gittikçe açarak erguvani her türlü renk kullanılmış.

Melek boyutuyla insan boyutu farklı oluyor. Bir melek insanların olduğu boyuta girdiğinde vahiy alanında, vahyin geldiği alanda, meleğin geldiği alanda o boyut farkından kaynaklanan yer çekiminde bir değişiklik oluyor. Muazzam bir basınç ve ağırlık meydana geliyor. Mesela Peygamberimiz (sav) devesinin üstündeyken deve, hayvan bağırarak çöküyor. Ayakları falan ayrılıyor hayvanın kaldıramıyor o meydana gelen basıncı. Sahabeler de diyorlar “Biz ayaklarımız neredeyse kırılacak gibi oldu” diyor “o kadar şiddetli ağırlık oldu” diyor. Basınç hemen hissediliyor çok güçlü bir basınç oluyor. Peygamberimiz (sav) de o basınçtan çok etkileniyor. O yüzden yüzünü örtüyorlar tülbentle. Beyazlaşıyor yüzü ve terlemeye başlıyor, baygınlık geçiriyor adeta. Sonra vahiy gelmeye başlıyor. Vahiy katipleri de o gelen çok uzun vahyi yazıyorlar. Mesela bilim adamları yer çekiminin bu graviton adı verilen parçacıklar yoluyla elde edildiğini öne sürüyorlar. Bu gravitonların bir özelliği de boyutlar arası hareket edebilmeleri. Bilim adamları bunu “Gravitonlar, membranlar arasında hareket edebiliyor” şeklinde ifade ediyorlar. Yer çekimini oluşturan parçacıklar yani gravitonlar da diğer kuvvet parçacıkları gibi üst boyutlarda daha fazla miktarda bulunuyorlar yani diğer boyutlarda. Bizler üç boyutlu zamanı da bir boyut olarak değerlendirirsek dört boyutlu varlıklarız. Melekler ise daha üst boyutlarda olan varlıklar. Üst boyutlardan bir varlık bizim boyutumuzla bağlantıya geçince gravitonlar bizim boyutumuzdan süpürülüyorlar bu sefer, çekiliyorlar. Bu süpürülmenin etkisiyle yani bu farklı boyuttan gelen varlığın bağlantıya geçtiği yerde yer çekimi çok fazla artıyor gravitonların süpürülmesiyle. O yüzden Peygamberimiz (sav)’in -çok fazla oldu bir kere, iki kere değil- deveyle bir yerde seyahat ettiğinde her seferinde hayvan çöküyor bir de bağırıyor. Ayakları falan ayrılıyor bayağı çöküyor, düşüyor vahiy geldiğini anlıyorlar o zaman sahabeler. Hemen gelip yüzünü örtüyorlar ve gelen vahyi alıyorlar, yazıyorlar. Çünkü vahyin ne zaman geleceği belli olmuyor Peygamberimiz (sav)’e. Mesela birden yolda yürürken de vahiy gelebiliyor. Hemen Peygamberimiz (sav)’i bir yere oturtuyorlar. Yanındakiler zaten hazırlıklı oldukları için yüzünü hemen örtüyorlar. Çünkü boncuk boncuk terlemeye başlıyor en soğuk havada bile. Kızarıyor Peygamberimiz (sav), bazen kızarıyor bazen rengi soluyor. Atlar da mesela ataysa at da çöküyor hayvan. Yürürken çöküyor hayvan. Bunu hadislerde, o devrin açıklamalarında çok detaylı görüyoruz. Sahabe topluluğu da “Hepimiz, üstümüze muazzam ağırlık geldi” diyorlar. Bir de “Uğultu meydana geliyor” diyorlar uğultu. Bilmiyorum neden? Basıncın etkisiyle de oluyor olabilir yani yer çekiminin değişmesinden kaynaklanıyor da olabilir. Sebebini bilmiyorum ama “Böyle arı vızıltısını andıran, onu andıran bir uğultu meydana geliyor” diyorlar. Hatta biliyorsunuz melekler bazen çan veya çıngırak uğultusu gibi yani kulakta bir çıngırak sesi gibi böyle bir evet çıngırak tarzı bir ses adeta onu duyuyorlar orada bulunanlar. Peygamberimiz (sav) de bunu duyuyor. Hatta mesela Peygamberimiz (sav)’in dizi diğer sahabenin üstüne düşüyor “Müthiş bir ağırlık meydana geldi” diyor “acayip bir basınç ayaklarımın üstüne etki etti” diyor. Normalde bir insanın bacağı hafifçe dokunmuş oluyor hiçbir şey olmaması lazım. Mesela bak “Neredeyse dizim ezilecek sandım” diyor. “O kadar şiddetli oldu” diyor. Kanatları olmaları, yer çekimine karşı yer çekiminin etkisine girdikleri için yani dünyaya geldiklerinde kanatlı oluyorlar. Çünkü yer çekiminin etkisinden kurtulmaları için Allah o anda meydana getiriyor.

Allah’ı rüyada görmek mümkün. Genç bir delikanlı suretinde görmek mümkün. Ama dünya gözüyle bu olmuyor yani normal gözle olmuyor. Peygamberimiz (sav) mesela gördü rüyasında, rüyada görebilir. “Rabbimi en güzel surette gördüm” diyor Peygamberimiz (sav). Yani genç bir delikanlı yüzü şeklinde, cennette de o şekilde görülecek.

Emre Demirbaş, “Allah’ın bize gönderdiği Kitabı, kılavuzu abdestsiz ele almak yanlış bir davranıştır” Neye göre? Sana göre. Kuran’a göre mi? Değil. “Bana göre böyle” diyor. Sana göre olmaz. Sana göre olursa ayrı bir din olur o. Şirk dini olur o. Kuran’a göre diyeceksin Kuran’a göre. Kuran’a göre var mı böyle bir şey? Yok. E o zaman. Senin ifaden geçerli olmaz.

“Selam canım Hocam. İslam’ın dünya hakimiyetinde insanlar fena makamına giriş yapabilecekler mi?” Yapar da işte onlara üstat gerekir. İsa Mesih mesela sultandır. Ama ruh sahibi olması lazım bunu yapabilmesi için bir insanın yani ölü olmaması lazım. Bir de Ruhu’l Kudüs’le desteklenmesi gerekir. Ruhu’l Kudüs’ün üstüne inmesi gerekiyor. Mesela İsa Mesih’in üstüne Allah, Ruhu’l Kudüs’ü indiriyor Kuran’da geçer. Ruhu’l Kudüs’le desteklediğini söylüyor Allah. Mehdi (as) için de vardır, Ruhu’l Kudüs’le destek vardır. Cebrail (as) onun üstüne iner, Mehdi (as)’nin üstüne iner.

Antalya’da aslanlar bir araya gelmişler, sohbet etmişler. MaşaAllah bak çarşaflı hanımlar var, başörtülü hanımlar, başı açık hanımlar var, minik bir küçük bebek var. Allah hepsine hidayet versin, sağlık sıhhat versin, Allah nuruyla aydınlatsın, nuruyla onları mahfuz etsin, korusun. İsa Mesih’e, Mehdi (as)’ye talebe etsin.

“Birinci ayın 24’ü büyük ırmağın yani Dicle’nin kıyısındayken gözlerimi kaldırıp bakınca keten giysi giyinmiş, belinde Ufaz altınından kemer kuşanmış bir adam gördüm. Bedeni sarı yakut gibiydi, yüzü şimşek gibi parlıyordu, gözleri alevli meşalelere benziyordu, kollarıyla bacakları cilalı tunç gibi parlıyor, sesi büyük bir kalabalığın çıkardığı gürültüyü andırıyordu. Görümü yalnız ben Daniel gördüm, yanımdakiler göremediler. Ama dehşete düşerek gizlenmek için kaçtılar.” (Daniel 10/4-7) Mesela bu bir görüm. Daniel’de olan bir görüm.

Mesela Mücadele Suresi 22’de, “Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir” işte bu Ruhu’l Kudüs. Bu olduğunda adam, şahıs, ilgili kişi rahatça o boyuta geçebilir Allah’ın dilemesiyle. Neyle destekleniyor? Bak Kendinden bir ruh ile destekleniyor, Allah’ın Kendinden bir ruh. Mesela Bakara 253’te, “İsa Mesih’i Ruhu’l Kudüs’le destekledik” diyor Allah. Maide Suresi 110’da, “Allah şöyle diyecek: 'Ey Meryemoğlu İsa Mesih, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, (ve kehlen) yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun” yani saçı kırlaşmış “40-50 yaşına gelmiş, 60 yaşına gelmiş kişi olduğun halde konuşuyordun.” İsa Mesih göğe alındığında gencecik delikanlıydı, 33 yaşındaydı, kehlen denilen hale girmemişti. Ama Allah “Olgun, saçlarına kır düşmüş yani yaşlılıkla gençlik arasındaki bir görünümde de insanlarla konuşuyordun” diyor Allah. Hiçbir peygamber için bunu söylemiyor Allah sadece onun için söylüyor, kasten, geleceğini vurgulamak için. Mesela hiçbir peygamber için Allah “Sen kıyamet alametisin” demiyor. Bir tek İsa Mesih için söylüyor. Hiçbir peygambere “Sana uyanları kıyamete kadar dünyaya hakim edeceğim” demiyor. Bir tek İsa Mesih için diyor. Hiçbir peygambere “Sana iman etmedik hiç kimse bırakmayacağım” demiyor. Hiçbir peygamberde öyle bir şey olmamıştır. İman etmeyen çok fazla insan olmuştur. Çok fazla insan olmuş. Bak “Ehli kitaptan sana iman etmedik hiç kimse bırakmayacağım” diyor Allah. Onun için İsa Mesih’in gelmesi gerekir başka türlü olmaz. Çünkü ona iman eden on iki kişi iman etti. Allah ne diyor ayette? “Ehli kitabın hepsini iman ettireceğim” diyor. O zaman gelmesi gerekiyor.

Hz. Peygamber (sav)’e vahiy geldiği zamanlarda mutat olan his aleminden uzaklaşır ve yanındakilerden gizlenirdi. Örtü kaldırılınca yine eski haline dönerdi. Bu itibarla vahyi ancak hayal hazretinde idrak etti. Şu kadar ki ona uyur denilemez.” Yani o uyku hali değil o. “Vahiy getiren melek ona insan kılığında göründü. Fakat o görünüş de hayal hazretindedir. Çünkü o insan değildir. Ancak insan suretine girmiş melektir. Ona bakan arif, o suretten geçerek onun hakiki suretini gördü. Ve bu Cebrail’dir. Size dininizi öğretmek için geldi” diyor Peygamberimiz (sav). “Halbuki bazı sahabeler bundan önce onu görüp de peygamberin huzuruna girmeden men ettikleri vakit” Cebrail (as)’i men ediyorlar, geliyor sahabeler “giremezsin” diyorlar. Çok şekerler. Onlara diyor ki “O adamı bana gönderin” diyor Peygamberimiz (sav). “Peygamber sahabelere görünen suretinden dolayı ona ‘adam’ adını verdi” diyor ‘adam’ hitap ederken. Bir de çekinmesinler ve olay bilinmesin diye o şekilde söylüyor. Sonra gittikten sonra “O Cebrail gelen” diyor. Bak kapıda diyor ki “Peygamberle görüşmeye geldim” diyor “aman sakın giremezsin” falan diyorlar. Peygamberimiz (sav) de şüphelenmesinler işte çünkü “Cebrail geldi” deseler yer yerinden oynar. Onun için öyle demiyor “Gönderin o adamı bana” diyor. Tek başına hiçbir şekilde girmez normalde yani korumalarla geliyor birisi geldiğinde Peygamberimiz (sav)’in yanına tek başına bir kişiyi getirmiyorlar. Ama onu tek gönderiyor. Cebrail (as) Peygamberimiz (sav)’i dizine kadar yaklaştırıyor dizini dizine değdiriyor. Okuduğu ayetleri ona tekrar ettiriyor Peygamberimiz (sav)’e. Peygamberimiz (sav) tekrar ettikçe “Evet, doğru söyledin” diyor. Ne söylese “Doğru söyledin” diyor. Nasıl söyleyeyim? Vahyi kontrol ediyor, Cebrail (as) sonra çekip gidiyor, çıkıyor. Peygamberimiz (sav) hemen de söylemiyor o tamamen gittikten sonra söylüyor. “O gelen” diyor “kardeşiniz Cebrail’di” diyor. Ama gitmiş, bulmaları falan mümkün değil. Yok oluyor zaten arasalar da bulamazlar. Ama aklın ihtiyarını kaldırmayacak şekilde oluyor işte. Mesela yürüyerek geliyor yakışıklı bir delikanlı suretinde Hz. Dıhye’ye benziyor bayağı gösterişli bir delikanlı. Kanadı falan yok, hiçbir şeyi yok. Sahabelerin gayretkeşliğini görüyor musunuz? “Aman” diyorlar “öyle bir şey kesin olmaz.”

Hz. Ayşe diyor ki annemiz: “Ben gerçekten Peygamberimize soğuğu şiddetli bir günde vahiy geldiğine şahit olmuştum.” Gece çok soğuk oluyor biliyorsunuz çöl yani çok şiddetli soğuk olur. “Vahiy kesildiği zaman” gece geliyor vahiy “şakaklarından ter” böyle hani ‘şakır şakır akıyor’ derler ya boncuk boncuk akıyor o soğuk havada. Bazen de rengi bembeyaz oluyor rengi soluyor vahiy geldiğinde tam aksine bazen kıpkırmızı oluyor bazen de rengi solup bembeyaz oluyor yani böyle hani baygınlık geçiren insan gibi oluyor yüzü. Ayette var ya şeytandan Allah’a sığınırım “Ey Muhammed doğrusu Biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız” işte Kuran’da kastedilen o ağır, o ağırlığa dikkat çekiyor Allah. Bazen Resulullah (sav)’da titreme de oluyor vahiy geldiğinde vücudu sarsılıyor. Hem rengi gidiyor hem vücudu sarsılmaya başlıyor. Şakaklarından sürekli ter döküyor böyle inci tanesi gibi soğuk havada ama. Vahiy kesildikten sonra tülbendi kaldırıyorlar gittikçe açılıyor tabii, gittikçe sakinleşiyor, rahatlıyor. Sonra işte mukabele başlıyor. Yani yeniden sahabeler ezberden yeniden söylüyorlar. Mukabelede de ezberliyor. Bu camilerde mukabele var ya işte oradan kalmadır, Cebrail (as)’den kalmadır mukabele. Aynısı o söylüyor o da “Evet, doğru söyledin” diyor. Şimdi Müslümanlar, hoca okuyor onlar da Kuran’dan takip ediyorlar ya ona mukabele deniyor biliyorsunuz. Bazen de nefes almakta çok zorlanıyor. Uyku halinde insan zorlanır ya uykuda bazen. Çok şiddetli bir nefes almada zorlanarak nefes alıyor. Yine rengi soluyor, yine şakaklarından akıyor. Çok uzun oluyor vahiy geldiğinde. Mesela bayağı uzun sureler var. Hayret edilecek şekilde o surenin tamamını ezberlemiş oluyor. Mucize başka açıklaması yok.

Tabii çekilip oradan gidiyor Cebrail (as). Ama giderken Peygamberimiz (sav)’in bir şey dememesi o da vahiy bilgisinden kaynaklanan bir şey. Halbuki söyleyebilir kapıdan çıkar çıkmaz söyleyebilir. Adamlar da sahabeler de veyahut orada diğer işte müşrikler falan da var, peşine takılabilirler. Öyle yapmıyor tamamen uzaklaşmasını bekliyor. Tamamen uzaklaştıktan sonra tebessüm ederek söylüyor “O kardeşiniz Cebrail’di” diyor. Tabii onlar “Niye önce söylemedin?”e getirecekler ama olmaz. Aklın ihtiyarının kalkmaması için bir tedbir o.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Makaleleriniz hakkında bilgiler vardı. Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’da ve internet yayınında “Suriyeliler vatandaşımız olmalı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Türkiye topraklarında barınan ve siyasi ve adli olarak risk taşımayan tüm Suriyelilere ayırt etmeksizin Türk vatandaşlığı verilmesi gerektiğini anlatıyorsunuz.

Merkezi Londra’da bulunan Arapça günlük gazete El- Kuds el-Arabi’de “Krizin ortasındaki Irak” başlıklı yazınız yayınlandı. Gazete Londra dışında New York, Frankfurt’ta da basılıyor. Ve Avrupa, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kuzey Amerika’da dağıtımı yapılıyor. El-Kuds’de çıkan yazınızda bölgede sorunların çözülmesinin ancak İran ve Türkiye gibi büyük güçlerin işbirliğiyle gerçekleşebileceğini belirtiyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya’da “Sosyal adalet ancak Kuran’a uymakla yaşanır” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda sosyal eşitlik ve adalet arayışı içinde olan ve bu amaçla çeşitli ideolojilere sarılan kişilerin büyük yanılgı içinde olduğu onların aradıkları mükemmellikteki sosyal sistemin Kuran’da olduğunu ve Kuran ahlakını yaşamakla sağlanabileceğini anlatıyorsunuz.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde “Kırım’da krizi tarihi bir fırsata dönüştürebilmek” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Resque’da “Üniversiteler terörizmin doğduğu değil son bulduğu yer olmalı” ve “Hücredeki organellerin kusursuz dağlımı” başlıklı makaleniz yayınlandı.

ADNAN OKTAR: “Sevgili Hocam elimizden geldiği vakitçe sizi takip ediyoruz. Canlı yayınızı saat 20.00’den önceye alırsanız çok iyi olur.” Sabah da yayın yapabilirim aslında ama bayağı formda oluyorum sabah da. 09.00-10.00 arası yapabilirim.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Faaliyet haberleri var kardeşlerimizin. Bursa’dan kardeşlerimiz 15 ve 22 Şubat’ta bir araya geldikleri sohbetlerinde sizin kitaplarınızdan okumuşlar. 25 Şubat günü de Pembe Çarşı çevresinde 600 adet broşür dağıtmışlar. Adanalı kardeşlerimiz hafta sonu sizin 60 adet kitabınızın dağıtımını yapmışlar. Antalya’da 14 ve 15 Mart günleri bir kardeşimiz eşiyle birlikte kitap dağıtımı yapmış. İstanbul’da 450 adet kitabınız halkımıza hediye edilmiş. Konya’nın Bozkır ilçesinde bir kardeşimiz Ülkü Ocağı, AK Parti Bozkır Binası ve esnafa 40 adet kitabınızı hediye etmiş. Sakarya Erenler’de 11 ve 15 Mart tarihlerinde kitaplarınızdan apartmanlara bırakılmış. Yine Sakarya’da kardeşlerimiz evde bir araya gelip kitaplarınızdan bölümler okumuşlar. Ve çeşitli kitaplarınızdan 200 adet ve 1000 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Sakarya AK Parti İl Başkanı Fevzi Kılıç’a sizin kitaplarınızı hediye edip, evrim konusunda bilgilendirme yapıp sohbet etmişler. Ayrıca Sakarya’da miting yapan Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan konuşma yaparken “Üst Akıl İngiliz Derin Devleti, Rumilik Tehlike mi? ve Münafığın Derin Karanlığı” kitaplarını yakın korumasına teslim edip Cumhurbaşkanımıza vermesi için söz almışlar. Bursa ve Eskişehir’den kardeşlerimiz 14 Şubat’ta Eskişehir’de CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Vural Yörük, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Akın Sallarel ve AK Parti Tepebaşı İlçe Başkanı İbrahim Yılmaz Kaynarca’yı makamında ziyaret edip sizin kitaplarınızdan hediye etmişler. Kayseri’nin farklı semtlerinde sizin eserlerinizden dağıtmış kardeşlerimiz. Dün de İbrahim Tuncer’le birlikte sohbet etmişler. Hafta sonu Malatya’da sizin 55 kitabınız ve 70 adet broşür dağıtımı yapılmış. 5 Mart Pazar günü Edremit’te 53 adet kitabınızı dağıtmış kardeşlerimiz. 18 Mart günü Balıkesir Merkez’de kardeşlerimiz 37 adet Üst Akıl İngiliz Derin Devleti kitabını halkımıza hediye etmişler. İzmir Basmane metroda gençlere sizin kitaplarınızdan vermiş kardeşlerimiz. Ankaralı kardeşlerimiz 9-17 Mart tarihleri arasında Dutluk, Ümitköy, Kızılay, Karanfil Sokak ve Mecidiye Çay Yolu’nda 850 adet broşür ve 65 adet Harun Yahya eseri dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz sizin eserlerinizden bölümler okuyup üzerine sohbet etmişler. Ayrıca Burdur’da 30, Bursa’da 60 adet kitabınızı dağıtmışlar. Viyana’dan kardeşlerimiz bir hafta boyunca sabah 09.00 akşam 21.00 arası günde 50 bin ziyaretçisi olan bir alışveriş merkezinde fosil sergisi yapmışlar. Sergiye yoğun ilgi olmuş ve fosillerin milyonlarca yıl önce de günümüzle aynı olduğunu öğrenince hayret etmişler ve evrimin geçersizliğine kanaat getirmişler maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Her saniyeleri bir sevap. O kitaplar nasıl büyük etki yapıyor tahmin tahayyül edemezler. Elden ele, ondan ona, ondan ona o insanların dünyasında çok köklü ani değişiklikler meydana getirir, dünyaya bakış açılarını tamamen değiştirir.

“İyi akşamlar Hocam hadislere baktığımız zaman hadislerin çoğunun o döneme hitap ettiğini bu zamana pek uygun olmadığı kanaatindeyim.” O döneme de hitap etmiyor, hiçbir döneme hitap etmiyor. Tamamen uydurma, hurafe izahlar.

“Hocam az önce gösterdiğiniz çiçeğe birçok insan sadece çiçek olarak görüyor ama siz o çiçeğe Allah’ın tecellisi olarak baktığınız çok belli oluyor. Çocuğa bakarken Allah’ın tecellisi olduğunu, kadına bakarken Allah’ın tecellisi olduğunun bilinciyle konuşuyorsunuz. Aynı duyarlılığı bizim de kazanmamız için ne yapmamız gerekir? Allah için bizlere dua edin” diyor.

GÖRKEM ERDOĞAN: Adnan Bey, Başbakan Binali Yıldırım memleketi Erzincan’ı ziyaret etmiş ve kuzuları sevmiş orada. Resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Binali Hocamı herkes seviyor, bizler de çok seviyoruz. Temiz insan, güzel insan, samimi insan hakikaten bütün Türkiye’de seviliyor.

Sungur Ağabey 30 Ocak 2007 günü İstanbul’da bir sohbetinde şöyle dedi: “Daha önce biz biraz geri duruyorduk” diyor. “Risalelerden başka kitaplarla ilgilenmiyorduk. Fakat neşriyat yayınlar aleminde Harun Yahya’nın, Adnan Oktar’ın eserlerinin elmas hükmünde olduğunu gördük maşaAllah” dedi. O adliyede de dünya tatlısı, “Ne mutlu sana kardeş!” dedi bağırdı böyle. “Mazi de müstakbel de seni alkışlıyor” dedi. Bizim çocuklar fal taşı gibi gözleri açılmış bana bakıyorlar. Tecrübesizler de hiç böyle tutuklama falan hiç bilmiyorlar. Cezaevi kıyafetlerim falan gelince. Hocamız öyle söyleyince çok iyi olmuştu. Yine bir ziyaretimde bana dedi ki: “Sen” dedi “küfre karşı Seddi Zülkarneyn oldun. Seni aşıp bize gelemiyorlar” dedi. Çok dürüst, samimi bir Müslümandı maşaAllah.

Evet dinliyorum.      

ASLI HANTAL: Faaliyet haberimiz vardı. 19 Mart Pazar, bugün Samsun İl Merkezi ve Çarşamba ilçesinde sizin toplam on beş bin adet “Fosillerin Evrime Yenilişi” isimli eseriniz halkımıza ücretsiz dağıtıldı. Dağıtıma Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinden toplam altmışaltı kardeşimiz katıldı. Sonrasında ise evde yemek yiyip sohbet edildi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. 

ASLI HANTAL: Yine bugün Kırklareli merkezde sizin dört bin adet farklı eseriniz halkımıza ücretsiz olarak dağıtıldı. Dağıtıma İstanbul ve Trakya’dan yaklaşık on beş kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah B-52 bombardımanı gibi maşaAllah. Her adımlarına Allah bir sevap versin, her saniyelerine Allah sevap versin. Ne mutlu onlara ki ahir zamanda, ahir zamanın en şiddetli devrinde mükemmel ve kalıcı bir cihat, ceht yapıyorlar. Kıtal değil ceht. Ceht gayret demektir biliyorsunuz. Ve kalıcı, söz uçar derler ama yazı kalıcıdır. Kitap daha da kalıcıdır. Kitabı adam ömür boyu okur, bir daha okur, bir daha okur, başkası okur, şu getirir okur, bu getirir okur.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Deniz altı şeklinde bir zeminin videosu vardı. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak Hz. Süleyman (as) zamanında işte derin bir havuz sandılar diyor ya onu yakalamaya, bulmaya çalışıyorlar, ona benzer bir şey yapmışlar. Bir daha göster. Düz zemin bu, dümdüz zemin havuzla alakası yok ama aynı havuz.

Müslüman alemi bir avuç, yaklaşık üç yüz kişiye mağlup oluyorsa bunu Müslümanların düşünmesi lazım çok büyük bir olay var demektir. Üç yüz kişiye, İngiliz derin devletinin üç yüz beynine karşı güç yetiremiyorlarsa demek ki kendi aralarında muazzam bir ihtilaf var. Muazzam bir oyuna gelmişler, şeytan esaslı bir oyun oynamış, onun için Müslümanların bunu düşünüp tuğyan ve delalete karşı esaslı bir karşılık vermeleri gerekiyor sevgiyle, ilimle, irfanla ve kardeşlikle.

Son Osmanlı halifesi ikinci Abdülmecit’in kızı prenses Dürrüşehvar Sultan’ın bir tek çekilmiş resmi var görebiliyor muyuz onu?

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Osmanlı böyle aydındı. Halife Abdülmecit kızı Dürrüşehvar Sultan’ın düğününde resim çektirmiş var mı?

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak kadınlar gayet şık, çocuklar gayet şık. Neslişah Osmanoğlu Halife Abdülmecit’in torunu gençlik resmini görebiliyor muyuz?

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Mesela bağnaz zihniyet şiddetle karşı olur buna, çok güzel bir dekolte çok yakışmış. Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin ve son halife Abdülmecit Efendi’nin torunu Hanzade Sultan ve kızı Prenses Fazile.

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak hepsi tertemiz bayağı güzel, çok bakımlı hanımlar. Gayet şık dekolte olmuş çok yakışmış. Yine son halife Abdülmecit’in torunları Hanzade ve Neslişah Hanımlar.

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Dekoltenin kadınlara nasıl yakıştığının ve güzel olduğunun da delili. Sultan Vahdettin’in kızının düğününde resim var onu göster.

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi kısa bir ara verelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz.

Yayınımız sona erdi. Yarın görüşmek üzere inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü