Harun Yahya

Sohbetler (5 Mayıs 2017; 15:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

GÖRKEM ERDOĞAN: Adnan Oktar’la Neşeli Saatler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey de birazdan bizimle birlikte olacak, inşaAllah.

Yayınımıza Sayın Adnan Oktar’la devam ediyoruz. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyoruz. Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’da da “Rus Sınırında NATO Silahları” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda savaş stratejilerinin yönettiği bir dünyanın karanlık bir gelecek demek olduğunu anlatıyorsunuz. Barışın sesini getirecek olanın ise dünyadaki iyilerin ittifakı olacağını vurguluyorsunuz yazınızda.

Kanada Ontario’da İngilizce ve Arapça olarak basımı yapılan Al Bilad Gazetesi’nde “Sosyal Adalet Ancak Kuran’a Uymakla Yaşanır” başlıklı makaleniz Arapça olarak yayınlandı. Yazınızda sosyal eşitlik ve adalet arayışı içinde olan ve bu amaçla çeşitli ideolojilere sarılan kişilerin büyük yanılgı içinde olduğunu, onların aradıkları mükemmellikteki sosyal sistemin Kuran’da olduğunu ve Kuran ahlakını yaşamakla sağlanabileceğini anlatıyorsunuz. Al Bilad Gazetesi’nin İngilizce yayınında da “Irak Bir Kez Daha Zor Günlerin Eşiğinde” başlıklı makaleniz yayınlandı.

1950 yılından beri yayınlanan, günlük tirajı yüz on bin olan Malezya’nın en büyük gazetelerinden biri olan Berita Harian’da Malezyaca “Büyük Balığın Küçük Balığı Yutması Gerekliliği Diye Bir Şey Yoktur” başlıklı makaleniz yayılandı. Sosyal Darwinizm’in ortaya sunduğu bu bozuk mantığın imani bir çalışmayla sonlandırılabileceğini, böylece güçlünün güçsüzü koruduğu bir anlayışın geliştirilebileceğini anlatıyorsunuz. Dolayısıyla Müslümanlar, Hristiyanlar ve Musevilerin materyalizm ve ateizme karşı ilmi mücadelede birlik olmalarının önemini anlatıyorsunuz.

Merkezi Londra’da bulunan Irak’ın günlük Arapça Gazetesi olan Az Zaman’ın hem basılı yayınında hem internet sitesinde “Dezenformasyon, İnanmak ya da İnanmamak” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda sosyal medya üzerinden verilen mesajların kesinlikle inanca ırka ve cinsiyete yönelik nefret söylemleri içermemesini, sevgiyi ve dostluğu teşvik etmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. Ayrıca sosyal medyanın insanların güvenilir kaynaklara sahip, teyit edilmiş gerçek bilgileri paylaştıkları bir platform olması gerektiğini anlatıyorsunuz.

Körfez ülkeleri haberlerini okuyucularına taşıyan körfez bölgesinden Arapça olarak yayın yapan Gulf Eyes’ta yazılarınız yayınlanmaya başladı. İlk olarak “Yeni Bir Dönemin Eşiğinde Türkiye” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda referandum sonuçlarına saygı duymanın demokrasinin bir gereği olduğunu ve sonuç farklı çıkmış olsaydı bile Türkiye’nin barış, demokrasi ve kardeşlik içinde yoluna devam ediyor olacağını anlatıyorsunuz.

Hindistan’ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’dan yayın yapan tanınmış köşe yazarlarına yer veren günlük gazete Kashmir Reader’da yazılarınız yayınlanmaya başladı. İlk olarak “İslam Dünyasındaki Acılara Son” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda barışın doğru politikalar uygulandığı takdirde çok kolay elde edilebileceğini belirtiyorsunuz. Devlet liderlerinin birbirlerine saygı, şefkat, merhametle yaklaşmasının ve sadece şahsi menfaatlerini düşünerek değil gerektiğinde fedakarlıklarda bulunmaları gerektiğinin öneminden bahsediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Bu kadar.

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Vay be sabahtan beri faaliyet halindeyim. Çarşıları gezdik, pazarları gezdik, akşam sohbetteyiz. Allah’a hamd olsun.

“Kardeşlik sevgi her yerde” diyelim.

Başka güncel konular neler var olaylar?

ASLI HANTAL: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu “hayır” oyu verenlerin toplumun eğitimli kesimi olduğunu söyleyerek “evet” oyu verenlere bu kesimin demokrasi dersi vermesi gerektiğini öne sürdü. “En az yüzde ellinin ağırlığı eğitimli bir kesim, dünyayı sorgulayan bir kesim “evet” oyunu kullananlara demokrasiyi en iyi şekilde anlatacak bir kesim bu kesim” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani sonuçta her şeyde bir hayır var. Hayırsız bir şeye Allah müsaade etmez. Yani yeni bir sistem, denenmesinde fayda var. Belki hakikaten hızlandırıcı, daha canlandırıcı, daha faydalı yönü olacaktır ki öyle gibi görünüyor. Yeniliğe açık olmak lazım. Beğenmezsek düzeltiriz.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bu eğitimli eğitimsiz yönündeki açıklaması Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başbakanımıza sorulmuş. Başbakan Binali Yıldırım şunları söylemiş; “Ne olacakmış yani eğitimli eğitimsiz oyları yeniden mi sayalım? Eğitimlilerin oyunu ayrı, eğitimsizlerin oyunu ayrı olarak sayıp bir kat sayı ile mi çarpalım? Bütün bunlar demokrasiyi, milli iradeyi zihinsel olarak kabul etmemenin getirdiği sonuçlardır. Geçmişte de “çobanın oyuyla profesörlerin oyu aynı olur mu?” diye laf edenle bu sözü söyleyen arasında bir fark yoktur. Demokraside oyların ağırlık merkezi aynıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Dediği doğru tabii ama Kemal Kılıçdaroğlu da bir sosyal analiz yapmış. Ne bileyim zenginlerin oyu olabilir, işçi sınıfının oyu olabilir; sosyal analiz. Ama demokrasilerde kültürlü kültürsüz, zengin fakir, işçi köylü fark etmez, yani çoğunluğa göre esas alınır olayların değerlendirilmesi. Dolayısıyla yani çok gereksiz. Olayı irdelemenin pek bir alemi yok bence. Çünkü olay olup bitmiş, netleşmiş. Bir felaket de değil. Yani belli ki hayırlı olacak, inşaAllah. Zararlı bir şey olsa müsaade etmezdik, Allah müsaade etmezdi en başta. Nihayet kaderin dışında bir şey olmuyor. Bak, Kemal Kılıçdaroğlu bunu konuşuyorsa o da kaderde tabii.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Partili kalemlerin İslamcılar, Reisciler tartışması çıkarması konusunda yeni bir açıklama daha yaptı. “Sosyal medyada zaman zaman gereksiz tartışmaların yaşandığına şahit oluyorum. Son günlerde şahsım ve partim üzerinden yine böyle malayani bir tartışma başlatıldı. Benim adıma Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü konuşur, dolayısıyla başka kimse benim adıma söz sahibi değildir, konuşamaz. Kim konuşuyorsa onlar fitne üretiyor. Bunlara fırsat vermeyeceğiz. Bugün bizimle yürümeyenler yarın bizimle yürüyebilir. Kimseyi dışlamadık, ötekileştirmedik, hor hakir görmedik” dedi.

ADNAN OKTAR: Kim açıklama yaptı ki Tayyip Hoca adına? Yahut karşı tarafın konuşmasına kim cevap verdi, nasıl oldu neyi kastediyor acaba? Siz anladınız mı burada neyi kastettiğini?

ASLI HANTAL: AK Partili bazı yazarları kastediyor “İslamcı Reisci” diye bir şey çıkarmışlardı.

ADNAN OKTAR: Tamam, adam onu diyor peki yani o konuşmasını demez herhalde. O konuşuyor zaten. Başka burada kastettiği kim? Yani partiden açıklama yapanlar mı oldu ona karşı cevap verenler mi oldu?

ASLI HANTAL: Onu tam bilmiyorum. Olabilir.

ADNAN OKTAR: Eğer anlayan varsa bana göndersin, ona göre bir cevap verelim. Şöyle olabilir: Sosyal medyada herkes Tayyip Hoca adına konuşuyordur o şekil. Ama şöyle yapıyorlardır, yani AK Parti’yi kendine göre yorumluyordur. AK Parti’nin görüşünü yorumluyordur, ona göre cevap veriyor olabilir adamlar. Yani Tayyip Hocam’ın da demek istediği “şimdi adamlar bana ileri geri konuşuyor ama yarın bir gün bunlar yine beni destekler” falan onu demek istemiş. Yanlış mı anladım?

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yani “sert konuşmayın haklarında. Yine bunlar döner dolaşır bu noktaya gelirler” gibi söylüyor anladığım kadarıyla. Konuşmaların daha kontrollü olmasını istiyor zannediyorum. Yani zıtlaşıp onları tamamen kaybetmek istemiyor. Benim anladığım bu. Çünkü üslup sertleşirse, adamlar net bölünür. Yani iki kamp oluşur. AK Parti de böyle bir bölünmeyi istemediği için, cevapların usturuplu, itidalli, dengeli, onları kızdırmayacak, tamamen ayrılmalarına sebep olmayacak bir tarzda olmasını ve geri dönüşü mümkün tarzda bir konuşma yapılmasını istiyor. Stratejik açıdan doğru. Sözü doğru. Özenli, usturuplu konuşulması gerekir. Çünkü cevap verenler genellikle akılcı cevap vermiyorlar. Adamları iyice ezecek, iyice köşeye sıkıştıracak cevaplar veriyorlar. O yüzden de AK Parti’de gereksiz bir kopuş veyahut azalma olabilir. Tayyip Hoca’nın üslubu tabii ki akılcı. Akılcı bir siyasetçinin yapması gereken atak budur. Bu tip bir üslup gerekir. Ama kim cevap verdi onu bilmiyorum. Yani çünkü böyle geniş çaplı konuşmalar varsa onlara derli toplu esaslı bir cevap verilmesi lazım. Köklü bir cevap verilmesi lazım.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Kardeşlerimizin faaliyetlerinden haberler vardı. Bursa’dan kardeşlerimiz iki ayrı gün toplanıp kitaplarınızdan bölümler okuyup tefekkür etmişler. 11 Nisan ve 3 Mayıs akşamları Bursa’da doksan, Burdur’da kırk adet kitap ve çok sayıda broşür dağıtmışlar. Geçen hafta Osmaniye’de “Müşrikler İstemese de Mehdi” kitabınız ve “PKK Kürtleri Temsil Etmiyor” broşürü dağıtılmış Osmaniye halkına. 23 Nisan günü Balıkesir Merkez, İzmir Kemalpaşa ve Manisa Akhisar’da sizin toplam doksan bir adet eserinizi halkımıza hediye etmiş kardeşlerimiz. 26 Nisan’da da Merkez’de altı yüz yirmi yedi adet kitabınızı dağıtmışlar. 23 Nisan günü Kayseri’nin Talas ilçesinde, sizin yüz yirmi adet kitabınızı dağıtan kardeşlerimiz, sonrasında ev sohbeti yapıp sizin sözlerinizden ve Kuran’dan ayetler okumuşlar. 20 ve 25 Nisan günleri Aksaray’da toplam yüz on sekiz kitabınızı dağıtan kardeşlerimiz, 22 Nisan’da da Şişli AK Parti, MHP ve CHP ilçe başkanlıklarına “Üst Akıl İngiliz Derin Devleti” kitabını hediye etmişler. Adana’dan kardeşlerimiz kitaplarınız hakkında sohbet etmişler. Geçtiğimiz hafta içinde Manisa Muradiye, İzmir Alsancak, Barlar Sokağı, Kordon, Alsancak tren garı, Gündoğdu Meydanı ve Konak Metro’da özellikle gençlere ücretsiz olarak, doksan adet “Harun Yahya” eseri ve belgesel CD’si dağıtılmış. Gebze’de kardeşlerimiz ev sohbetinde bir araya gelerek Kuran-ı Kerim okumuşlar. 20 Nisan’da da bin beş yüz adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Bursalı kardeşlerimiz 18 Nisan’da bir araya gelip kitabınızdan bölümler okumuşlar. Ayrıca daha önce sizin kitaplarınızla stant açarak katıldıkları Bursa Kitap Fuarı’nda Profesör İlber Ortaylı’ya sizin çeşitli kitaplarınızdan hediye etmişler. Resmi yok. Ankara’dan kardeşlerimiz 23 Nisan’da sohbet için toplanmışlar. Geçen hafta içinde de Keçiören Bağlarbaşı Mahallesi, Maltepe Cami çevresi, Kızılay 15 Temmuz Milli İrade Meydanı, Pursaklar, Beşevler Dikimevi, Çaldıran ve Batıkent’te yüz elli beş Harun Yahya eseri, yetmiş belgesel CD’si ve bin beş yüz iman hakikati broşürü dağıtımı yapmışlar. Adapazarı Merkez civarı ve Sakarya ili Erenler ilçesinde çok sayıda A9 TV broşürü dağıtmış kardeşimiz. 26-29 Nisan tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen 3. Bilim Festivali etkinliğinde fosil sergisi yapmış kardeşlerimiz. Dört gün boyunca yaklaşık otuz bin kişi standı ziyaret etmiş maşaAllah. Bunların içinde; Eski Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök, eşi ve torunları da varmış. Biyolog olan eşi “Ben de evrimin olmadığını biliyorum” demiş. Ayrıca Büyük Şehir Belediye Başkanı Menderes Türel ve Konyaaltı Belediye Başkanı Muhiddin Böcek’te fuar alanını ziyaret etmişler.

ADNAN OKTAR: Fevkalade olmuş. Çok güzel olmuş. Hayırlı olmuş. Böyle böyle, böyle böyle bilinçlenen, fikirlerini geliştiren, imani yönden ruhunu mükemmelleştiren kardeşlerimiz dünyaya, Türkiye’ye, bütün İslam alemine çok faydalı güzel hizmetler götürüyorlar. Götürecekler de.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu parti içi tartışmalara izin vermeyeceğini açıkladı. Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamada “Parti içi kavgaya asla izin vermeyeceğim. Kavga edenleri gerekirse kapının dışına koyacağım” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Kavga ama var mı kavga? Kavga, sille tokat olursa olur. Küfür olursa olur.

ASLI HANTAL: Deniz Baykal’ın söylediği bazı şeyler var.

ADNAN OKTAR: Ne diyor Deniz Hocam?

ASLI HANTAL: CHP Genel Sekreteri Başkanı Deniz Baykal’ı kastederek ya partinin başına geçmesini ya da istifa etmesini söylemişti.

EBRU ALTAN: Cumhurbaşkanı adaylığını eğer aday olarak girerse, o zaman partinin başında kalmasını, eğer aday olmayacaksa istifa etmesini, başka birinin liderlik yapmasını söylüyor.

ADNAN OKTAR: Ama CHP kendini ancak toparladı ve ancak birlik ve beraberliğini devam ettiriyor. Güçlü büyük bir parti. Sayın Kılıçdaroğlu tahmin eder tabii ki başkan seçilemeyeceğini. Akılcı düşünmeye çalışıyordur. Yani o partinin lideri olarak hizmete devam edip, netice alınmayacak bir şeye de girmek istemiyor olabilir. Çünkü hadi dese ki Kılıçdaroğlu “Tamam ben gireceğim.” Belli başkan olamayacağı. Yahut işte partili cumhurbaşkanı olamayacağı belli. Hiç olmazsa “partiyi derli toplu tutayım” diye düşünüyor olabilir. Bence akılcı. Onda bir şey yok. Yani Sayın Baykal CHP’nin başına geçse “Ben başkanlık için adayım” dese, o da başkan olamaz. Yani CHP’den her kim olursa olsun, olamaz. Olacak biri varsa söylesinler. CHP’liler en ufak bir tereddüt göstermez ve derhal onu seçerler zaten. Sayın Kılıçdaroğlu da seçer onu. Yani çekilir, onun başkan olmasını ister. Dolayısıyla CHP’de şu an o tarz bir kişiyi ortaya getirmediklerine göre, Sayın Kılıçdaroğlu’nun politikası normal.

CHP, solun en sağında olması lazım. Sağı çok güçlendirmesi lazım. Modern İslam anlayışını savunması lazım. Güçlü bir parti olarak muhalefette kalabilir. Faydalı bir parti. Yani muhalefet boş bir şey değildir ki, muhalefet çok önemlidir. Muhalefet partisi gereksizmiş gibi düşünmek çok yanlış olur. O da iktidar gibi hizmet eden bir güçtür.

Partiyi dengede tutmak önemli. CHP dağılmaya müsait, bölünmeye müsait bir parti. Demokrasi anlayışı açısından değerlendirdiğimizde, bu tip sonuçlar da ortaya çıkabilir. Ama AK Parti’de mesela, merkezi sistem anlayışı vardır, o sarsılmaz. Sayın Kılıçdaroğlu da onu herhalde partisinde uygulamak istiyor, bu sistemi. Bence makul görünüyor. Ama daha halim bir üslupla olabilir belki. Öbür türlü “ben gelsem başkan olurum” diyen varsa, zaten gelsin. Kılıçdaroğlu desin bunu aslında. Yani “Gelip CHP’yi iktidara taşıyacak bir kişi varsa, geldiğinde partili cumhurbaşkanı olacağından emin olduğuna dair kanaati varsa bir kişinin, hiç durmasın gelsin” demesi lazım. Ama parti içi dengeyi tutturmaya çalışması da çok makul. Yani partiler, dalgalı denizde giden sürat motorları gibi oluyor. Sürat teknesi gibi oluyor. Partiyi dengede tutmak çok zordur. Savrulabilir. Takla atabilir. Bölünebilir. Bir yere çarpar, bölünür. Bu AK Parti için de ciddi bir tehlike, bölüme tehlikesi. Ama Abdullah Gül çıktı işte “benim niyetim yok” dedi. Bu badire de atlatılmış oldu. Ama bir risktir yani, şakası olmaz.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: CHP’li Muharrem İnce, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu da sert sözlerle eleştirdi. “Meydanlarda, salonlarda Cumhurbaşkanı’nı eleştirirken, aynı şeyler partimizde yaşanıyor. O zaman insanları inandıramayız. Sayın Kılıçdaroğlu istediği zaman, istediği kişiyi genel başkan yardımcısı yapabiliyorsa ve istediği zaman görevinden alabiliyorsa, sonra Cumhurbaşkanı’na dönüp ‘istediğin kişiyi cumhurbaşkanı yardımcısı yapacaksın, istediğiniz zaman alacaksın’ diye eleştirme hakkı yoktur”  sözleriyle sert çıktı Muharrem İnce. 

ADNAN OKTAR: Ama işte parti yönetmek öyle kolay bir şey değil ki. Bir topluluğu bütün içinde, halinde tutmak çok güçtür. Kılıçdaroğlu’nun haklılığını da düşünmek gerekiyor. Kolay iş mi partiyi derli toplu tutmak? Daha önce kaç defa bölünme olayları içerisinde oldu CHP, zor direndi. Bazen de bölündü. Bence şaşılacak bir şey değil. Partiyi derli toplu tutmaya çalışması, bir lider için en hayati konudur bence. Mesela bir yandan CHP’yi bölmeye çalışıyorlar. Bir yandan AK Parti’yi bölmeye çalışıyorlar. Bir yandan MHP’yi bölmeye çalıyorlar. Bir yandan Büyük Birlik Partisi’ni bölmeye çalışıyorlar. Bir yandan Saadet’i bölmeye çalışıyorlar. Yani bu olmadı mı? Oldu gördük işte. Partiler hep bölünme tehlikesi içerisinde oluyor. Küçük küçük parçalara bölünme tehlikesi içinde oluyor. Bu bir risk. Bölündüğünde parti gücünü kaybediyor. Bunu düşünmek gerekiyor. Tamam ama yani uç kararlar, uç düşünceler güzeldir ama yani mümkün değilse bunu zorlamanın alemi yok. “Kılıçdaroğlu, hadi git, partili cumhurbaşkanlığı için lider ol.” Kazanamayacağını biliyor. Niye olsun yani? Ama partiyi bütünlük içinde tutma, bu imkanı varsa olur.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bir de hakkında disiplin soruşturması açılan CHP Mersin Milletvekili Fikri Sağlar şöyle bir açıklama yapmış: “Ben uyarı görevimi yapıyorum.  Biz seni atıyoruz dememeliler.” Demiş. “CHP'de insanlar dedikodu yapmazlar emekleriyle mücadele ederler.” Demiş. Fikri Sağlar, Kurultay’da genel başkanlığa da aday olabileceğinin sinyalini vermiş.

ADNAN OKTAR: Aday olsun da yani sert, CHP’deki bu sertlik kalksın. Bu riskli olur CHP için. Gerek yok. Partiden atılmasına da gerek yok Fikri Sağlar’ın. Ama yani bir konuşup derli toplu, “partiyi derli toplu çizgisinde devam ettirelim” denmesi lazım. Sivri heyecanlı çıkışlar bence gereksiz. CHP çünkü hakikaten önemli bir parti.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: 125 kiloda güreşçimiz Taha Akgül, resmini görebiliriz. Avrupa şampiyonu olmuş.

ADNAN OKTAR: Taha helal olsun sana. Aslansın sen aslan. Aferin sana. MaşaAllah. Avrupa şampiyonu?

GÖRKEM ERDOĞAN: Avrupa şampiyonu evet.

ADNAN OKTAR: Güzel. Tuşla aldığı müsabakalar varsa onları yayınlayalım.

GÖRKEM ERDOĞAN: Tamam soralım.

ADNAN OKTAR: Tuş çok önemlidir pehlivanda. Şimdi gençler güreşiyor Allah’ım sayıyla. Sayıyla güreş mi olur kardeşim? O, onu itiyor. O, onu itiyor. O, onu itiyor. O, onu itiyor. Öyle bir şey olmaz. Aldığıyla kırbaç gibi vuracak. Tabii. Şahin soyadlı bir güreşçimiz vardı, 68 kiloda. Muhtemelen Ahmet Şahin’di ismi. Rakibini yan taraftan tutup kırbaç gibi vurmuştu ve gazetelerde de “rakibini kırbaç gibi vurdu” diye çıktı. Yani kodu mu oturtuyordu. Eski güreşçiler vardı. Dalıp kaldırıp atıyordu böyle anında. Muazzam hareketli oluyordu güreşler. Şimdi o onu itiyor, o onu. Olmaz, sumo güreşi gibi, böyle güreş olmaz. Daldı mı havalandıracak, omuzuna alacak böyle. Atacak omuzundan. Hemen üstüne kapanacak. Kündeden kurtuluş olmaması lazım. Bastı mı kündeyi şırak diye yapıştıracak. Kündede pozisyonu alıyor. Kündeyi atamıyor. Yani çok nadir künde atabilen güreşçi. Eski güreşçiler kündeyi kırbaç gibi atıyor anında. Burguda anında böyle vida gibi çeviriyorlar. Ama şimdi yok. Güreş muhabbeti isteyen bana gelebilir.

GÖRKEM ERDOĞAN: Taha Akgül’ün bir videosu var. Görebiliriz.

ASLI HANTAL: Eski bir şampiyonluktan.

ADNAN OKTAR: Göster. İşte gönül isterdi ki, tek daldı mı aldığıyla çarpsın. Kuvvet çok önemli pehlivanda. Acı kuvvet olacak. Bir kere, dalıp kaldırıp omuzuna alması çok hayatidir. Hiç görmüyoruz. Eski güreşler vardır bakın, burada Akdeniz Olimpiyatları yapılmıştı, güreş seyrettik kardeşim. Mesela Milli Olimpiyatlarda falan da Alman Dietrich var, muazzam güreşir. Medvet, Rusların ağır sıkleti. Yani tuşundan kurtulmak mucizeydi. Mutlaka tuşlar. Öyle olması lazım.

ASLI HANTAL: Yaşar Doğu’nun bir videosu vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte bak güreş böyle olur. Bas kündeyi. Helal olsun koçuma. Olay bu işte. Bu kadar. Güreş diye buna derler kardeşim.

ASLI HANTAL: Adnan Bey, Yaşar Doğu rakiplerini hızla devirmesiyle ünlüymüş.

ADNAN OKTAR: Müş değil, öyleydi. Evet.

ASLI HANTAL: Avrupa, Balkan, dünya ve olimpiyat şampiyonu güreşçimiz, 1948 yaz olimpiyatlarına katılmış. Burada beş rakibini de yenerek olimpiyat şampiyonu olmuş. Ömrü boyunca yapmış olduğu kırk yedi müsabakadan, kırk altısını kazanmış.

ADNAN OKTAR: İşte maçlarını bulun da, bari onlarla millet teselli bulsun. Ali Rıza Alan vardı mesela. Fırtına gibi girerdi mübarek. Tokatlı hemşerim. Halen de devam ediyor orada. Antrenörlük yapıyor Tokat’ta. Nefis güreşirdi. Sefer Baygın, o da çok şahane güreşirdi.

GÖRKEM ERDOĞAN: Tokatlı Ali Yücel’in bir videosu var.

ADNAN OKTAR: Görelim. Görüyor musun kardeşim güreşi? Helal olsun. Tokat’tan çok pehlivan çıkar. Tokat bu işin merkezlerindendir.

ASLI HANTAL: Sultan Abdülaziz’in güreşçisi Kel Aliço’nun resmi vardı. Görebiliriz. Çok sert ve acımasız güreş tekniğinden dolayı “Gaddar Ali” olarak anılıyormuş. Dev gibi biriymiş. Abdülaziz de dev gibi biriydi. Abdülaziz’le güreş tutarlarmış. Abdülaziz de çok iri pehlivan yapılı olduğu için bazen Kel Aliço’yu yere yapıştırırdı. Kel Aliço Kırkpınar’da aralıksız yirmi yedi yıl başpehlivanlığı kazanmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bence nezaketen yenilmiştir o. Yani bayağı zor, ben Kel Aliço’yu tanıyorsam.

Avrupa’da ilk dünya fuarları yapılıyor, Paris Fuarı. Abdülaziz de gitmiş. Şu meşin bir top var, vuruyorlar ya lunaparklarda falan. Onun önüne geliyor. Abdülaziz diyor ki; “Nedir bu?” diyor. “Türk kafası” diyorlar, gıcığına böyle terslik olsun diye. Yanında da Sadrazam Ali Paşa var. Ali Paşa da, Abdülaziz’den daha iri yapılı, o pehlivan. Ona diyor ki “bir vur bakalım nasıl bir şey?” diyor. O vurunca o alet edevat tamamen dağılıyor. Yani top da gidiyor, alet hepsi darmadağın oluyor. Yani mekanizması falan da çöküyor aletin. “Osmanlı tokadı” diye bütün Paris gazetelerinde yayınlanıyor ondan sonra. Osmanlı tokadı oradan geliyor.

ASLI HANTAL: Mahmut Demir isimli bir güreşçimizin videosu var. “Türk Tankı” deniyormuş Mahmut Demir’e. 96 yılında ünlü Rus güreşçi Medvedev’i yenerken.

ADNAN OKTAR: Medvedev’i?

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Türk Tankı helal olsun. İşte pehlivan dediğin böyle olacak kardeşim. 1960 olimpiyatlarında Müzahir Sille, Mithat Bayrak, Tevfik Kış, Ahmet Bilek, Mustafa Dağıstanlı, Hasan Güngör, İsmet Atlı toplam yedi güreşçimiz altın madalya almıştı. İsmet Oğan ve Hamit Kaplan ise gümüş madalya almışlardı. Takım halinde şampiyon olmuştuk. Nerede o eski günler? Gençlerin hiçbiri bilmez.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Süleyman Demirel’in bir fotoğrafı var. 66’da Toledo’da. Dünya Serbest Güreş Şampiyonası’nda. Milli güreşçileri şampiyon olan, başbakanlık konutunda kabul etmiş.

ADNAN OKTAR: Çok önemli, pehlivanlara destek olmak.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Gürbüz kedilerin resimleri var.

ADNAN OKTAR: Bu çok çıldırtıcı bir şey. Şu salaklığının tatlılığına bak. Yüzündeki ifade muhteşem. Bir de acayip uslu. Ayakları, patiler. Kuyruk muyruk, kulaklar her şeyi şeker.

Biz şu an koskoca bir kürenin üstündeyiz. Uçsuz bucaksız fezada yol alıyoruz. Altı magma. Fokur fokur kaynıyor. Bak Allah’ın rahmetine bak. Üstünde ağaçlar, çimenler. Yani akıyor. Görüyorsunuz bazen dağlardan püskürüyor. Magma yani. Nasıl güven içinde gidiyoruz, bak? Binlerce, on binlerce dev kaya kitleleri, dev uzay cisimlerinin arasından süratle yol alıyoruz ve hiçbirimize dokunmuyor. Sürekli göktaşları geçiyor üstümüzden, hiçbir şey olmuyor. Allah’ın rahmeti. Akıl almaz hızla gidiyoruz ayrıca ve ne kadar huzurluyuz. Herkes işte çekini senedini bozduruyor, düğün hazırlıkları yapıyor ama altta magma fokur, fokur kaynıyor. Gökyüzünde de alabildiğine hızlı yol almaya devam ediyoruz. Şehirler kurdurtuyor Allah, arabalar, evler, sokaklar, uzaktan kumandalı televizyonlar bizi huzur içinde yaşatıyor. Bütün bunları Allah gereksiz yaptı derse bir insan bunun açıklaması olmaz.

Bu Kasımpaşa’dan bir Adnancı Efe isimli bir koçyiğit var.

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet görebiliriz resmini.

ADNAN OKTAR: Ama tam tipik Adnancı değil mi? Saçlar kıyafet çok şık, yakışıklılık her şey.

Taha Akgül’ü yine tebrik ediyoruz. 125 kilo zaten asıl pehlivanlıktır yani süper ağır. Koçyiğidi aslanımızı tekrar tebrik ediyoruz.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bir tuş videosu var Taha Akgül’ün.

ADNAN OKTAR: Çok iyi tek daldı aferin. Pozisyon görünmüyor aslında hakem çöküyor öyle durumda yere eliyle pat diye vuruyor tuş oluşmuş oluyor. Yaklaşık üç saniye sırtının yerde kalması gerekir tuş olması için, yani bir saniyede inmesi geçerli olmuyor yani değip kalkması olmaz. Yapıştıracak vücut sakinleşecek ondan sonra düdük çalıyor elini yere vuruyor tuş oluşmuş oluyor.

Tayyip Hocam efedir aslandır bak İngiliz derin devletine karşı ilk defa candan meydan okuyan bir lider çıktı ortaya ilk defa oluyor Osmanlı’dan bu yana ilk defa bak açıkça söyleyeyim. İlk defa İngiliz derin devletine karşı aslan gibi kükreyen yiğit ama biz İngiliz derin devletini deşifre ettikten sonra bu oldu. İngiliz derin devletinin en kurnaz yönü Türkiye’de böyle züppe, çakal, münafıklardan bir ekip oluşturdu. Genç kızlardan, genç delikanlılardan. Nerde münafık var, nerde üçkağıtçı var, nerde cemiyet mikrobu var, nerde ahlaksız karaktersiz var, nerde böyle yancı tıynetli hırsız, pislik tip varsa gidip onlara kancayı taktılar ve kullanmaya başladılar bunları. Ben de bunları naçizane tespit ettim ve burunlarından fitil, fitil geldi gördünüz ve gelecek ve gelmeye devam edecek. Neyle? Kanunla hukukla, akılla fikirle, imanla. Kanun hukukun dışında hiçbir şey olmaz. Daima benim çizgim kanun hukuk, demokrasinin imkanları. Bunun dışında bir şey olmaz.

Tayyar Hamzaoğlu, “Ben Tayyar. İnşaAllah bir gün tanışmak nasip olur. Ailemle birlikte.”

Gülsüm Şentürk, “MaşaAllah koçyiğit aslan Hocam.”

MaşaAllah, inşaAllah deyince sadece biz akla geliyoruz hayret edilecek bir şey bu. Allah maşaAllah’ı, inşaAllah’ı bize nasip etti. MaşaAllah, inşaAllah Kehf Suresi’nde geçer. Kehf Suresi de baştan sona Mehdiyet’i anlatır. MaşaAllah, İnşaAllah diyenler dünyaya hakim olacaklar inşaAllah. Türkiye’de şu an çok yaygın maşaAllah, inşaAllah. Eskiden İnşaAllah demek ne anlama geliyordu? Yani olmaz, olmayacak. “Gelebilir misin?” “İnşaAllah” diyordu yani “gelemem” halbuki şu an hakikaten “Allah dilerse” anlamında diyorlar. MaşaAllah,  yaygın değildi, çok yaygın şu an maşaAllah.

Nil Karahan, “Yakışıklılık zenginlik, kültür aşkla bakan kadınlar. Allah her şeyin en güzelini nasip ediyor sana” diyor. Evet, maşaAllah elhamdülillah.

Elmas Soysal, “Biz de Tokatlıyız sultanım” diyor, ne güzel.

Tokat’ın özel şivesi var. Bilmiyorum şu an bozuldu mu? Demir gibi, gemük, gemü, geldük, gittük, gardaş diyorlar. Çok şahane Tokat’ın şivesi inşaAllah değişmez. İnşaAllah muhafaza ederler.

“İlmiyle, güzel ahlakıyla, sevgiyi, merhameti, şefkati, dostluğu, her türlü iyiliği savunan altın kalem sahibi olmaya layık arslan sevgi öğretmenim Harun Yahya” diyor. Bütün güç kuvvet Allah’ın bizi vesile ediyor. Daha kainat yaratılmadan biz konuşmuştuk. “Safalar getirdin hoş geldin sevgi öğretmenim” diyor.

“Adnan Bey, yıllardır sohbetinizi izliyorum, eserlerinizden faydalanıyorum. Öyle bir durum oldu ki Allah’ı unutmuş olan yaşadığım çevremle hatta bazı kişilerle zaman zaman bir arada olmakta zorlanıyorum. Tebliğ yapıyorum fakat samimiyetsiz ortamlardan rahatsız oluyorum bu durumda ilgili ne yapabilirim?” İşte rahatsız olmayacaksın bilakis oralarda tebliğ yapacaksın sevap almak istiyorsan, Allah rızasını kazanmak istiyorsan yapacaksın.

“Tevrat’taki Mesih ayetlerini neden Mehdi ayetleri diye paylaşıyor Adnan Hoca onu merak ettim. Aynı kişi mi Mesih ile Mehdi?” Evet. Moşiyah, Mesih, Mehdi aynı kişidir. İki mesih var; biri Mehdi, biri de Mesih İsa’dır ama Tevrat’ta Moşiyah çok kapsamlı anlatılır. En kapsamlı anlatılan odur. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde de Mehdi çok kapsamlı anlatılır. Zaten bütün dinlerde Mehdi’den bahsediyor, bir tek Hristiyanlıkta, Musevilikte, Müslümanlıkta değil. Bütün eski dinler de de, bozulmuş eski dinlerde de Mehdi’den bahsedilir.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Mısır yiyen bir kedi videosu var.

ADNAN OKTAR: Şu beraber yeme işi mükemmel bir şey. Böyle kedilere güzel bakan insanlar görünce çok seviyorum onları, çok saygı duyuyorum. Kedi mübarek bir varlıktır, çok nefis bir varlık. Kediyi hoşnut eden, onu iyi koruyup kollayan insanlar çok sevdiğim insanlar, çok güzel ahlaklı insanlar. Hepsine teşekkür ediyorum.

İngiliz derin devletiyle ilgili konuşmalarımdan sonra İngiliz derin devleti mahvoldu yani adeta. Bak durumu toparlamak için nasıl çırpınıyorlar anlatamam. İngiltere’den akın akın adamlar geliyor. Ajanları, üçkağıtçı böyle sahtekarları, hırsızları, İngiliz derin devletinin böyle müptezel, karaktersiz münafıkları tuzla buz oldular. Şu an sokak köpeği gibi geziyorlar, Ankara’da, İstanbul’da boş boş, aylak aylak. İt gibi geziyorlar. Hiçbir şey yapamıyorlar. Bütün yolları kapandı. Neyle? İlimle, irfanla, kanunla, hukukla.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Modern tasarımlı kuş evleri var. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Olmuş, güzel olmuş. Bu mesela güzel. Hayvanın hoşuna gidecek gibi olması lazım.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bu güzel.

ADNAN OKTAR: Bu da güzel. Yani muhkem olması gerekir. O köprülerin alt kısmının o bağlantı yerleri güvercinler için, kuşlar için çok mükemmel yuvalar oluyor. Kudurmuş gibi doluşuyorlar oralara.

Neva A. Cehra; “Senin gibi güzel konuşan bir yiğit daha görmedim.” Akılcı konuşmaya gayret ediyorum. Kırıcı konuşmaktan kaçınıyorum. Dürüst, samimi olmaya özen gösteriyorum. Samimiyetsizlik beni çok utandırır. Çok ağrıma gider yani. Çok özen gösteririm samimi olmaya. Samimi olmayan tek bir kelime bile beni çok sıkar. Samimi olduğumda ben normal yaşayabilirim. Yani samimi olmadığımda ben çok çok azap duyarım. Yaşayamam yani. Bütün ömrümün samimi olması gerekiyor benim. Çok sıkar beni samimiyetsizlik, en çekindiğim şeydir.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Dört gözlü balık resimleri vardı. Güney Meksika-Güney Amerika nehirlerinde yaşayan bu balık türü suyun hem içinde hem de dışında son derece iyi görebiliyor. Daha çok dört gözlü balık olarak tanınan bu balık türü, suyun dışını net olarak görebiliyor. Ve havadaki nesnelere bile odaklanabiliyor.

ADNAN OKTAR: Ne mutlu ona. Bayağı şeker, keyfi de yerinde.

Mesela 1994 seçimlerinde Tayyip Hocam’ın ben dürüst olduğunu anladım. Belediye başkanı olması için desteklemiştim. Ezici şekilde aldı. Belediye başkanı olduğunda bizim çocuklar iki yanındaydılar. Fotoğrafları bütün basında yer almıştı. Manevi desteğimiz tamdı. O zaman hayal bile edilemeyecek bir şeydi yani İstanbul Belediye Başkanlığı Refah Partisi kanalıyla tahayyül edilemeyecek bir şeydi. Allah’a hamd olsun bu oldu. Onda bizim çok emeğimiz oldu, Allah’a şükür. Tayyip Hocam kazandığında Altuğ Berker de yanındaydı. Var mı resmi?

ASLI HANTAL: Evet. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Berker yanında, maşaAllah. Tayyip Hocam aslan gibi delikanlıydı o zamanlar. Benim Tayyip Hoca’yla şahsi görüşmüşlüğüm hiç yok. Ama bizim çocuklar görüşüyorlardı, konuşuyorlardı.

Bütün dinlerde; Hristiyanlık, Musevilik, İslam, Budizm, Hinduizm, ateşe tapanlar, Mejdek hepsinde Mehdi (as) anlatılır. Çünkü hepsi hak dinlerin bozulmuş şekilleridir. Mesela Brahmanizm; İbrahim’den gelir zaten. Brahma, İbrahim. Mesela Mehdi (as)’ın ismi Hinduizm’de Kalki’dir. Karanlığı ve cehaleti yok eden kişi. Hindular bekliyorlar şu an Kalki’nin gelişini. Ama Mehdi (as) olarak bekliyorlar. Ve şu an o çağdayız diyorlar. Yani bu yüzyılda bekliyor Hindular. Bak herkes bu yüzyılda ittifak halinde. Hindular da bekliyor. Masonlar da Adonay’ın geleceğine inanıyorlar. Adon veyahut Adonay diyorlar. Budizm’de Maitreya; sevgi isimli kurtarıcıyı bekliyorlar, Mehdi. İsmi sevgi anlamına geliyorlar. Bak, Maitreya. “Onun döneminde dünyada barış krallığı kurulacak” diyor. “Dünyayı aydınlanma kaplayacak. Bu dönemde hırsızlık, cinayet, zina, sarhoşluk kalmayacak. Şehirler aydınlanacak.” Yani bayağı ışıklanacak. “Bahçeler kurulacak. Onun yönetiminde herkes susayanın içtiği sudan doyması gibi doyacak. İsmi en ücra noktalara kadar tüm dünyayı dolaşacak.” Bak, Budizm’de de var. Taoizm’de de; sel ve salgınların yoğun olduğu bir dönemin ardından Li-Hong adında bir kurtarıcının geleceği, dünyayı eşitlik, barış ve mutluluk dönemine kavuşturacağı söyleniyor. Zerdüşt dininde de; Sauşyant isimli kurtarıcı yani Mehdi (as)’ın geleceği söyleniyor. Hatta son savaşta tepelerden metalin eritileceği, toprakta nehir gibi akıtılacağı anlatılmış. Zülkarneyn kıssasının benzeri. 2000’li yılların başında geleceğine inanıyor Zerdüştler. Aynı, görüyor musun? Budistler aynı, hepsi bu yüzyılda bekliyor. Tibet inancında; Orta Asya bölgesinden, Geser isimli bir kurtarıcıyı bekliyorlar. 1950’li yıllarda doğduğuna inanıyorlar. Halen onlar Mehdi (as)’ı bekliyor Tibet inancında. Mesela Endonezya’daki Java Adası yerlileri; Ratu Adil -sadece kral manasına geliyor- bu kurtarıcıyı bekliyorlar. Ve dünyaya barış ve adalet getireceğini ve dünyayı kardeş yapacağına inanıyorlar. Mesela Hinduların kutsal kitabında; Arap topraklarından yani bu bölgeden, büyük başlı; başı büyük, büyük vücutlu -bak vücudu da geniş- ve işte bütün azaları büyük, Mansur isimli bir lider çıkacağı. Mansur zaten zafer, Arapçada da var Mansur. Görüyor musun? Hindu kitabında yazıyor. Yani zafer sahibi. Dünyayı adaletle dolduracağı anlatılıyor. Kuzey Kutup bölgelerinde yaşayan Eskimolar; sakallı, doğudan gelecek bir Mesih bekliyorlar. Meksika’da yine bir kralın gelişi bekleniyor. Yine sakallı olacağı, güneşin doğduğu yönden geleceği söyleniyor. Teosofizmde; tüm dinler tarafından beklenen Maitreya’nın -yani sevgi anlamına geliyor- 21. Yüzyılda geleceğine inanılıyor. Yani şu içinde bulunduğumuz yüzyılda. Tüm dinlerin beklediği kişinin aynı kişi olduğu ve dünyada paylaşmaya ve yardımlaşmaya dayalı bir düzen kuracağı, bu düzenin adalet üzerine olacağı bütün dinlerde ittifak halinde. Museviler de; altıncı bin yıl bitti, yedinci bin yıla girildi. Bu yüzyılda geleceğine inanıyor Museviler de. Hristiyanlar da, bütün evanjelikler, cayır cayır şu anki hazırlıkları o yönde. Yani su testisi taşıyan adam, İsa Mesih’le beraber. İsa Mesih diyor İncil’de; “O su testisi taşıyan adamı evine kadar takip edin” diyor. “Şehirde onu göreceksiniz” diyor. O su testisi taşıyan insan on iki bin yıllık tabletlerde de var. Yani Mehdi (as).

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Adnan Bey, sıra dışı Ete Aquarid meteor yağmuru bu gece gerçekleşecek. Bu meteor yağmuru adını Aquarius takımyıldızından alıyor. Aquarius; kova burcu, kova takımyıldızı demek.

ADNAN OKTAR: Zaten kova çağındayız. Kova burcundan bir insanın, insanlığı kurtaracağı inancı en eski yazıtlarda bile var. Bak on iki bin yıllık yazıtlarda bile hep adamın elinde kova var. Masonluğun mühim bir sembolüdür kova. Var mı resimleri?

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet, görebiliriz. Bu Ararat Krallığı, MÖ 650-590. Asur Medeniyeti, MÖ 1392-1056. Etrüsk Medeniyeti, MÖ 800-600. Fenikeliler, MÖ 800.

ADNAN OKTAR: Bak hepsinde kovalar aynı boyutta görüyor musunuz ve aynı elde?

GÖRKEM ERDOĞAN: Hititler, MÖ 1750-1700.

ADNAN OKTAR: Bak tutuş şekli hepsinde aynı.

GÖRKEM ERDOĞAN: Meksika, MS 600-900. Mitanni Krallığı, MÖ 1350. Lübnan, MÖ 1200-400 yılları. Mısır Medeniyeti, MÖ 650-350. Nemrut’un sarayından bir rölyef.

ADNAN OKTAR: Elindeki de masonik işaret.

GÖRKEM ERDOĞAN: MÖ 883-859. Sümer Medeniyeti, MÖ 4000-2000. Toltec Medeniyeti, MÖ 1200-1000. Urartu Medeniyeti, MÖ 1250.

ADNAN OKTAR: Yine sen de birkaç resim vardı.

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet, onları da açayım. Görebiliriz. MÖ 12.000 yılına ait Göbeklitepe kova sembolleri. T şeklinde sütunların üzerinde.

ADNAN OKTAR: Görüyor musunuz? Bu T zaten masonik işaret. Göbeklitepe’de buldukları aslında bir mason mabedi. Bak, 12 bin yıl önce de masonluk var.

“Adnan Bey’e sorum, Nimetullah Hoca’yı tekrar yanınızda görecek miyiz? Çok sevimli, çok nurlu maşaAllah. Sizi Allah için çok seven birisi” diyor. Evet, Nimetullah Hocamız’a Allah sağlık, sıhhat versin. Ne yapıyor Nimetullah Hocamız? Bir süreden beri görmüyorum. Yine bir sorun halini, hatırını.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Türkiye Yazarı Kazım Kürşat Yücel, İslamcıları eleştiren şöyle bir yazı yazdı. “İslamcılar çok mu iyi durumda? İngiliz’in kucaklarına verdiği domuza evladım diye sarılıyorlar. İslam adına yapabilecekleri bir şey yok. İtikatları bozuk. Fındık büyüklüğündeki akıllarıyla ehli sünnet alimlerine dil uzatıyorlar. Ellerinden gelse o mübarek zatların ihlasla kaleme aldıkları eserleri yeryüzünden kazıyacaklar. Bu yolda Kemalistlerle yarışıyorlar. Kafaları bulanık, kalpleri kararmış, üstelik edepsizler” dedi.

ADNAN OKTAR: Gerek yok bu laflara. Zaten Müslümanım diyen adamlara hiçbir şekilde söz etmemek lazım. Akılcı şekilde, sakin sakin anlatmak lazım. Hiç olmazsa adam Allah diyor. Yani oturup şimdi fındık kafalı, fıstık burunlu falan bunlara gerek yok. Yani Müslümanım dedikten sonra sakın ha sakın sakin sakin anlatalım. Eleştiririz, anlatırız, ama yıkıcı üsluba gerek yok. Öfkeli üsluba da gerek yok. Zaten şu an İngiliz siyasetini destekleyecek halleri de kalmadı. Deşifre olmuşken bunu pek yapamazlar. Şu an tamamen ayakları bağlandı. Bir yere gidecek halleri yok şu an.

“Sayın Adnan Bey, sizi çok seviyorum, mübarek ellerinizden öpüyorum.” Ben de sizin ellerinizden öpüyorum.

“Hocam, Bakü’de okuyorum.” Hocam deme, Adnan Bey de. Ondan sonra bizi RTÜK’le karşı karşıya getiriyorsunuz. ‘Büyük İslam alimi’ diyor baksana RTÜK. ‘Değilim’ diyorum. ‘Yok, İslam alimisin’ diyor. Allah Allah, değilim diyorsam değilimdir. Öyle bir eğitim de almadım.

EBRU ALTAN: En az yüz kere söylemişsinizdir.

ADNAN OKTAR: “Öğretmenimiz” yani öğretmen de değil de işte halktan birisiyim. Öğretmenlik de ayrı bir şey. “Allah sizin vesilenizle doğruları ortaya çıkartıyor” diyor. Doğru, vesile oluyoruz.

“Sağın modern olması, solun sağa yaklaşması gerçekten mümkün mü? Ebru Canikli.” Tabii, bu şart. Sağ, ultra modern olacak. Sol da en sağda olacak. Başla türlü olmaz.

Nimetullah Hoca çok şeker. Resimlerini göstersene. Dünya tatlısıdır o, çok efendi o. Sevgisi de çok güzel.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bursa’nın Osmangazi ilçesinde bir lise öğrencisi kız arkadaşını silahla öldürüp, intihar girişiminde bulundu. Okul arkadaşlarıyla yazışmalarında; “Arkamdan katil demeyin. Kız kendisi istedi. Sınıfa gelip katil olmayı isterdim. Ya da dışarıda seri seri elli-yüz kişiyi öldürmek ne güzel olurdu. Ama imkanlar buna el vermiyor. Hem riske de giremem. Yaşarken işe yaramadım. Bari ölünce bir işe yarayayım” dediği öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Adam mı diyormuş bunu?

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet, öldüren kişi. Lise öğrencisi.

ADNAN OKTAR: Psikolojik bunalıma girmiş demek ki. Konuştuğu safhaları ciddiye almak lazım. Yani psikopat ifadeler kullandığında hemen devreye girmek lazım.

ASLI HANTAL: Bu konuda televizyonlara çıkan uzmanlar şöyle söylemişler; “Bazı gençler ‘hayatın bir anlamı yok, bir işe yaramıyorum’ diye düşünüyorlar. Bu yüzden ruh halleri birkaç ay içinde değişip, cinayet işler hale geliyorlar” şeklinde ifadeler kullanmışlar.

ADNAN OKTAR: Filmler, şunlar bunlar, Darwinist eğitim. Çünkü Darwinist eğitimde ne diyor? “Sen bir hayvansın, mikroptan geldin” diyor. “Karşındaki hayvan” diyor, “o da mikroptan türedi” diyor. Adam için hayatın bir anlamı olmuyor. Ölüp, yok olup gideceksin. “Böcekten farkın yok senin” diyor. Çok tehlikeli bir anlatım metodu. Milli Eğitim’den Darwinizm’in tamamen kaldırılması lazım.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bebek pandalar var. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Çok iyi böyle bakmaları. Nesli tükenmediği çok iyi oldu. Hiçbir hayvanın neslinin tükenmemesi lazım. Çin’i tebrik ediyorum. O konuda çok gayretli olsunlar.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Doğal güzellikleri bozmayan dekorasyonlardan örnekler var. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet, bayağı güzel olmuş, yakışmış. Çok güzel.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Musul’da IŞİD kontrolündeki bir bölgede çatışmalardan kaçan sivillerin sığındığı bir okula füze saldırısı düzenlendi. 29’u kadın 18’i çocuk olmak üzere 81 kişi hayatını kaybetti. Okul, IŞİD militanlarının mı yoksa Irak ordusunun mu vurduğu hakkında henüz bir bilgi verilmedi. Irak ordusu bu bölgede IŞİD’le savaşıyor.

ADNAN OKTAR: Bunun pek önü sonu gelmez. Yani Mehdi (as)’ın dışında bu savaşı durduracak yok. Bak Amerika, Rusya, Türkiye, İran bir araya geldiler, durduralım dediler. Durmaz. Hiçbir şekilde durmaz. Adamlar zaten bağırdı çağırdılar orada gördünüz. Mehdiyet’in sevgi ruhu oraya hakim olmadan mümkün değil.

“Eskişehir’den saygılar. Öğrenci evinde Adnan Hocamız’ı topluca izliyoruz.” Evet, birçok ilden bu tip yazılar geliyor. Öğrenci yurtlarında öğrenciler özellikle ‘topluca izliyoruz’ diyorlar. Tokat’tan da aynı şekilde yazmışlar.

“Adnan Bey artık yayınları çok kısa yapıyorsunuz. Siz çok yoğunsunuzdur ama biz de sizi çok seviyoruz. Biraz da bizim için kalır mısınız?” diyor Ezgi Tok. Tamam.

“Adnan Bey gündemle ilgili yorumlarınız çok ufuk açıcı.”

“Ben açık bir bayanım” diyor, yazan bir hanım kardeşimiz. “Bugüne kadar dine göre yanlış giyim tarzım olduğunu düşünerek çok üzülüyordum. Kuran okuyamıyordum. Allah’a layık olamadığımı düşünüyordum. Vesilenizle artık çok huzurluyum. Kuran da okuyorum, ibadetlerimi de yapıyorum” diyor, Ayşegül Acar. Milyonlarca kadını mahvettiler böyle, dinden uzaklaştırdılar. İnşaAllah bu felaketi önleyeceğiz ve önledik.

Şeytandan Allah’a sığınırım. Tevbe Suresi, 42’de “Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi.” 42. ayet. Deccaliyet genellikle kırk yıl sürüyor. İnsanlar dayanamıyor bazen böyle uzun süreye. “Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler.” Aynı şey Mehdiyet’te de olacaktır.

“Allah seni affetsin;” diyor Cenab-ı Allah “doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da” Yani münafıklar, üçkağıtçılar da ortaya çıkıncaya kadar. “öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?” (Tevbe Suresi, 43) Demek ki Müslüman seçerek kardeşlerine tavsiyede bulunması gerekiyor.

“Eğer (mücadeleye) çıkmak isteselerdi, herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah, (mücadeleye) gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve; "(Onlara) Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi.” (Tevbe Suresi, 46) diyor. Münafıkların Allah ayaklarını bağlıyor.

“Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur.” (Tevbe Suresi, 56) diyor münafıklar için Allah.

“Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar” ev veya “veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı.” (Tevbe Suresi, 57) Münafıkların ilk yapacağı şey odur. Sığınacak bir yer bulduklarında hemen çıkar bulduklarında o tarafa giderler.

Taha Suresi, 44. Firavun için Cenab-ı Allah diyor ki; "Ona yumuşak (halim) söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." Halim konuşmak çok önemlidir.

“Dilimden düğümü çöz.” (Taha Suresi, 27) Mehdi (as)’da da var o. Yani konuşması zaman zaman tutuluyor. Hz. Musa (as)’da da var.

Lokman (as) diyor ki; “Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır.” Diyorlar ki hani ‘siz neden tebliğ yapıyorsunuz?’ Allah’ın emri. Bak, Hz. Lokman (as) ne diyor? “Namazı dosdoğru kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır.” İslam’ı anlat diyor. İstisnasız herkes için geçerli bu. “Sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret.” Yani zorluklarda yılma. Hastalık, dert, her şey olabilir. Sabredecek. “Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.” (Lokman Suresi, 17)

Şimdi şu Fikret’in anlatımlarını bir dinleyelim önce. O konuyu daha geniş konuşacağız.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü