Harun Yahya

Sohbetler (11 Mayıs 2017; 16:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ASLI HANTAL: Adnan Oktar ile Neşeli Saatler programımıza başlıyoruz. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum buyurun.

ASLI HANTAL: Ağrı, Doğu Beyazıt Tendürek Dağı’nda çıkan çatışmada 2 askerimiz şehit oldu, 11 askerimiz yaralandı. Şehitlerimizin resimlerini görebiliriz. Uzman Çavuş Mehmet Gücüyetmez.

ADNAN OKTAR: Muhammed, güzel. Ağabeyinin aslanı, boyunu posunu Yaratana kurban olayım ben.

ASLI HANTAL: Ve Uzman Çavuş Alper Seven.

ADNAN OKTAR: Alper’in yüzünü yaklaştır bakayım yakışıklı Alper’in. Yakışıklı Alper, seni tebrik ediyoruz. Aslansın sen. Allah annene babana uzun ömür versin. Seni de bu güzel makamından dolayı melekler ve bütün peygamberan hazirun sevinçle, onurla seni karşılıyorlar. Ne mutlu sana, ne mutlu ailene. Gıbta ediyoruz sana. Allah bizlere de nasip etsin. Hepsi yakışıklı, maşaAllah. Şimdi yakışıklıyı Cenab-ı Allah burada fazla tutmak istemiyor yakışıklılığıyla, orada rahat etsin istiyor. Hayret edip arkadan bizim niye gelmediğimize şaşırıyorlar. ‘Niye burada duruyoruz?’ falan gibisinden. Takdir Allah’ın “gel” derse geliriz, dur derse dururuz. Şimdilik bize “burada dur” diyor Allah duruyoruz. “Buraya gel” derse de oraya gideriz. Annesi babası uzun ömürlü olsun, sağlık sıhhat içinde olsun, bereketle sarılsın, nurla sarılsın, hidayetle sarılsınlar. Allah yollarını açık etsin. Ne mutlu onlara ne mutlu şehidimize. 2 şehidi de tebrik ediyoruz. Allah şehadetlerini makbul etsin, meşhur etsin.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Mustafa Sungur Ağabey’in oğlu Ahmet Sungur vefat etti. Resmini görebiliriz. Kendisine Allah’tan rahmet tüm ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

ADNAN OKTAR: Büyük oğlu Ahmet Sungur. Bu çok efendi bir insan idi. Allah gani gani rahmet etsin. Çok nezaketli, saygılı, hürmetli, kibar bir insan.

“Lütfen Atatürk’e hakaret edenlere duyarlı programlar yapın. Adnan Hoca’ya güveniyoruz.” Yok, bu adamları gündeme getirmeye gerek yok. Onların hakareti; Ağrı Dağı’nın üstüne sinek konsa ne olur? Ne etkisi olur? Onlarınki o, Ağrı Dağı’nın üstüne sinek konması gibi. Bunları gündeme getirip meşhur etmenin de bir alemi yok. Sıradan adamlar bunlar lafını sözünü bilmeyen. Bir de kötü söz sahibinindir. Atatürk onların erişemeyeceği kadar yüce yüksektir. Atatürk’ün dine yaptığı hizmetlere bir bakalım, vatana millete yaptığı hizmetlere bir balkım, bir de bunlara bakalım milyonda bir bile değildir bunların. Bunları kaale almaya gerek yok.

Adam her önüne gelene küfrediyor o tip, Almanya’da yaşıyor adam kendini güvende hissediyor. Çünkü orada hakaret davası takip edilemiyor. Buranın mahkemeleri geçerli ama onu yurtdışından alıp buraya getirmek mümkün olmuyor. Onun için pervasız o istediği gibi konuşuyor. Adamı gündeme getirmenin bir anlamı yok. Ne konuştuğundan haberi yok onun, baktım ben konuşmalarına. Yani bayağı şaşırmış vaziyette. Öbürü de kendi kafasına göre konuşuyor, çok uçuk izahlar. Hiçbiriyle muhatap olmak doğru olmaz. Adam çünkü “ne demiş?” diyorsun, hakaret etmiş oluyor. Ne gerek? Bırakın kendi kurduğu bataklıkta dursun. Orada boğulur, kendi kurduğu bataklıkta boğulur adam. Onu oradan çıkartmaya gerek yok, kaale almaya da gerek yok.

Atatürk her akşam Kuran okuyan, okutan insan ve zevkle dinliyor. Her akşam hafız efendi çağırıyor. Var mı bunlarda böyle bir şey? Yok. İlahiyat fakültelerini kurdu, halen tüm Türkiye’de görüyorsunuz. İmam Hatip’leri kuran da odur. Diyanet İşler Başkanlığı’nı kuran da odur. 100 bin cami var, 100 binin üstünde imam var Türkiye’de. Bu mu din karşıtlığı? Böyle mi oluyor?

GÖRKEM ERDOĞAN: Atatürk’ün meclis açılışında bir fotoğrafı var. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Tabii, dualarla tesbihlerle. Camide hutbe veriyordu. Cuma namazı kıldırdı Atatürk, imamlık yaptı. Namazlarını da kılan bir insandı. İçki içiyordu ayrı doğru o, gizlemiyordu zaten. Günahı kendisine. Ama yaptığı iyilikleri güzellikleri niye görmüyorsun? O zaten “ben masumum peygamberim” demiyor ki. “Ben günahkar bir insanım” diyor “benim de hatalarım vardır ben de insanım” diyor. Ama mükemmel bir insan. Her insan gibi günahı olan ama mükemmel olan bir insan. On binlerce Kuran dağıttırdı Anadolu’ya. Yapmış mı bunlar öyle bir şey? Elmalı tefsirini yaptırdı Atatürk ve devlet eliyle bastırıp dağıttırdı. Yapmış mı bunlar? Yok. Buhari-i Şerif’i tercüme ettirdi bütün her yere dağıttırdı devlet eliyle. Yapmış mı bunlar? Yok. Her yerde dindarlık propagandası yapıyordu. Ama mezhep taassubu yoktu Atatürk’te, Kuran Müslümanlığını savunuyordu. Yani Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi değil sadece Müslümanlık. Yani Peygamberimiz (sav) nasıl sadece Müslümandı, nasıl Peygamberimiz (sav)’in mezhebi yoktu Atatürk’ün de mezhebi yoktu. Müslümandı sadece. Bak Tayyip Hocam da o yolda. “Ben Müslümanım” diyor, “ben mezhep kabul etmiyorum” diyor.

ASLI HANTAL: Atatürk’ün vefatından önceki son konuşmalarından biri var Adnan Bey. Okumak istiyorum. “Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in gösterdiği yolu takip etmeli. Ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (sav)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.”

ADNAN OKTAR: Atatürk Mehdiyet mukaddemesidir, bir nevi Mehdi’dir. Bilinir yani Anadolu’da Mehdi olarak bilinir, bir nevi Mehdi olarak bilinir. O olmasa Mehdiyet hareketi de gelişemezdi zaten. Onun zemininde Mehdiyet gelişiyor. Gelenekçi Ortodoks Müslümanlığın karşısındaydı. Tabiri caizse bağnazlığın. Tabii gelenekçi Ortodoks Müslümanların hepsine biz bağnaz diyemeyiz ama bağnazlığın karşısındaydı diyelim. Bağnazlığın karşısındaydı. Kibardı çok kaliteli bir insan. Yemesi-içmesi, giymesi, oturması-kalkması, misafirlere hitabeti her şeyiyle tam klas, cumhuriyet delikanlısı ve Osmanlı evladıydı tam. Bir de müthiş yakışıklı Atatürk biliyorsunuz. Gitti mi böyle jilet gibi. Var mı kıyafetleri?

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Toplantılar sohbetler her şeyi klas. Görüyor musun? Masası, sohbeti her yeri. O devirde böyle bir olay tahayyül dahi edilemez yani. Bak görüyor musun? Şıklığa bak, 24 saat şık. “Elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız” diyor Atatürk. 16 Mart 1023 Adana Türk Ocağı Esnaf ve Sanatkarlar toplantısında söylüyor. Bak “elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız” diyor. Medeniyet öğretti, nezaket öğretti, efendilik öğretti. Bir kısım adamlar o devirde öküz gibiydi, sığır gibiydiler, hayvan gibiydiler. Lafını sözünü bilmeyen homurtuyla konuşan ayı gibi adamlar vardı bazı yerlerde. Adam etti onları insan olmalarını sağladı, normal Müslüman olmalarını sağladı. Aklı başında Müslümanlığı yaydı ve kabul ettirdi. Yoksa biz onun yarattığı, yetiştirdiği, geliştirdiği zemin olmasa mahvolmuştuk Allah esirgesin. Siz ne böyle dekolte giyinebilirdiniz, ne başınızı açabilirdiniz, ne müzik olurdu, ne resim olurdu, ne heykel. Baksana adam “küfrediyorum” diyor heykeli görünce. Onlar hakim olacaklardı. Atatürk bayağı da sağlam. Allah gönderdi Atatürk’ü, kendisinden gelmiş değil Allah gönderdi. Mehdi mukaddemesidir. Bütün hayatı 19’larla kodludur Atatürk’ün, çok ehemmiyetli bir şahıstır. Bütün hayatı 19’la kodludur, ucu-bucağı yok nereye dönsen 19 hayatında.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyoruz. Yayıncısı Al Arab Publishing House olan, İngiltere’den yayın yapan Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika haberlerini okuyucularına taşıyan The Arab Weekly Gazetesi’nde yazılarınız yayınlanmaya başladı. İlk olarak “Kimyasal Silah Suç, Peki ya Konvansiyonel Silah?” balıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, mücadelemizin, insanı değersiz ve savaşı makul gören her türlü ideolojinin önüne geçmek olduğunu anlatıyorsunuz. Kitle imha silahlarını masumlaştıranların ve savaşı gerekli görenlerin zihniyetlerini çürütmenin bizlerin sorumluluğunda olduğundan bahsediyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’ta “Türkiye Avrupa’dan Uzaklaştırılamaz” başlıklı makaleniz yayınlandı. Geçtiğimiz hafta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye’nin izleneceği kararının alınması üzerine kaleme aldığınız bu yazınızda, demokrasinin yalnızca Avrupa’nın değil asıl olarak İslam’ın tavsiye ettiği bir model olduğunu anlatıyorsunuz. Dinde zorlamaya izin vermeyen dinimizin, demokrasinin en mükemmel tarifini yaptığını belirtiyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa’dan üstün bir demokrasi geliştirebileceğini belirtiyorsunuz.

Bu yazınız aynı zamanda Amerika’dan yayın yapan bağımsız yayın organı ve aynı zamanda düşünce kuruluşu Eurasia Review’de de yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

ASLI HANTAL: Ürdün’ün ilk bağımsız Arapça gazetesi El-Gad’da “Referandum Sonrası Nasıl Bir Türkiye Bekleniyor?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, gizli yapılanmaların, kirli emperyalist sistemine köle edemediği Türkiye, Rusya ve Amerika ile ciddi sorunları olduğunu belirtiyorsunuz. Bu sebeple bu üç ülkenin liderlerinin ittifakının öneminden bahsediyorsunuz bu yazınızda.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden El-Raya’da “Türkiye-Körfez İşbirliği” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Müslüman ülkeleri dostluk, sadakat, sevgi etrafında birleştirip aralarındaki işbirliğinin kalıcı olmasını sağlamanın Müslüman yöneticiler üzerine düşen önemli bir sorumluluk olduğunu anlatıyorsunuz. İslam dünyasının ittifak etmesini sağlayacak Kuran ahlakının gereğinin de bu olduğunu belirtiyorsunuz.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da “Kuzey Suriye’deki YPG-PYD Terörünün Belgeleri” başlıklı yazınızda, Marksist-Leninist terör örgütü YPG-PYD’nin İngiliz derin devleti tarafından nasıl kullanıldığını delilleriyle anlatıyorsunuz.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde “Yeni Bir Dönemin Eşiğinde Türkiye” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, referandum sonuçlarına saygı duymanın demokrasinin bir gereği olduğunu, sonuç farklı çıkmış olsaydı bile Türkiye’nin barış, demokrasi ve kardeşlik içinde yoluna devam ediyor olacağını anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel. Bak bu Allah’ın lütfu her yerde yazılarımız çıkıyor.

İngiliz derin devleti bize masonluk kanalıyla da yanaşmaya çalıştı, tepetakla gittiler. Nerede olsa yakalarım. Bize oyun sökmez. Yunanistan’daki mason arkadaşlara da sordum, dedim “tanıyor musunuz?” “Böyle bir loca, böyle bir olay yok” dediler “böyle birisi yok.” P2 mason locası vardı, bu devleti yıkmak için organize olmuş derin devlet yapılanması, paralel yapı. Pilloni’nin benim dergahım dediği, işte benim mason teşkilatım dediği yapı onun devamı. O kimlerden teslim almış onu da göster.

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ASLI HANTAL: Armando Corona. P2 locasının kurucusu Liccio Gelli’den sonra devralıyor, sonra da locayı Pilloni’ye devrediyor. P2’nin gerçek Grand Orient locasıyla hiçbir bağlantısı yok. Liccio Gelli’den sonra yerine Armando Corona geçti ve Armando Corona da hiçbir rite bağlı değil.

ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi silsileyi en baştan al. Kimden kime kimden kime kimden kime geçmiş?

ASLI HANTAL: Kurucusu Liccio Gelli, P2 mason locasının lideri, kurucusu.

ADNAN OKTAR: Bu P2 mason locası da gladyonun beyni yani derin devlet yapılanması. Evet.

ASLI HANTAL: Daha sonra Armando Corona.

ADNAN OKTAR: Bu dededen Armando Corona’ya geçiyor. Bu yaşlı adama geçiyor. Evet. O da buna Pilloni’ye devrediyor, evet. Yani masonluk olmayan bir masonluk, evet.

ASLI HANTAL: Evet. Hiçbir rite bağlı değiller.

ADNAN OKTAR: Hiçbir yere bağlı değil. Bir derin devlet yapılanmasının adı P2 mason locası diye. Onu P3’e çeviriyorlar. Ondan ona ondan ona ondan da buna Pilloni’ye geçiyor. Ama masonlukla uzaktan yakında alakası olan bir sistem değil.

“Hocam, videolu soru sorabiliyor muyuz?” Tabii çok iyi olur.

“Arslan Adnan Bey, kim yapmış böyle sizin gibi güzel hizmet? Allah için çıksın göstersin. Böyle yüzlerce kitap, Darwinizm’e karşı mücadele, PKK’ya karşı mücadele, İngiliz derin devletine karşı mücadele bana bir kişi göstersinler” diyor. Doğru söylüyor, inşaAllah.

“Allah aşkıyla sevdiğin ruhum nur ala nur canım Adnan Bey muhteşemsin, heybetlimsin, yiğidimsin, aslanımsın.” Gülsüm Hanım demiş.

“Adnan Bey. Çileye neden çile demişler ki? Onlar birer güzellik, insanı olgunlaştıran değil mi?” diyor Kemal. Tabii çileyle insan güzel olur.

Bu videoyla soru soruyorlar ya, onlardan bir kısmını gösterin.

GÖRKEM ERDOĞAN: Tabii görebiliriz.

VTR: Sayın Adnan Bey, sizi yakından takip ediyorum. CHP ve MHP’nin içerisindeki aykırı sesler ne anlama geliyor? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Severim ben seni, çok güzel insan. CHP’nin içinde aykırı sesler, MHP’nin içinde aykırı sesler, zaten parti sisteminde bu var. Aykırı ses oluyor, parti içi demokraside bu gerekiyor. Yapmasalar zaten demokratik bir görünüm olmaz. Ama MHP’yi bölecek dereceye getirirlerse tabii buna müsaade etmeyiz. CHP’yi bölecek dereceye getirirlerse buna da müsaade etmeyiz. Nasıl etmeyiz? Demokratik yöntemlerle. Ama iç muhalefet sıhhatli bir görünüm verir, bir mahsuru yok. MHP’ye hiçbir şey olmaz, CHP’ye de hiçbir şey olmaz. İkisi de sağlam ellerde.

Evet başka.

ASLI HANTAL: Görebiliriz. Denizli’den bayan.

VTR: Sayın Adnan Bey, masonluk belgenizi neden yırttınız? Bu belgeyi yırtmanız ne anlama geliyor? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Anlattığım detaylar ve bize kendilerince sızmak isteyen bu güçler bir cevap almalıydı. Masonluk tarihinde masonluk belgesini yırtan hiç kimse olmamıştır. O yüzden çok ağırlarına gitti. “Ben de onu masonluktan çıkarttım…” Biz onu yıkmış yok etmişiz olmayan şeyin nesini kaldırıyorsun? Bitmiş zaten yıkılmış gitmiş yani yok olmuş. Neyini kaldırmaya kalkıyorsun? Olayın çapı çok büyük. Ve asıl talimat İngiltere’den geliyor. İngiliz derin devletinin desteklediği bir yapı. O zaman tabii ki ben o belgeyi yırtıp adama dedim “al bunu nereye götürüyorsan kutuya mı koyuyorsun, var mı kavanozun neyse al sana olsun” dedim. Ve tabii çok mahcup oldu ve çok küçük düştüler.

Evet, yine rica ediyorum.

VTR: Adnan Bey, size bir sorum olacak. Güncel olaylara çok akılcı yorumlar getiriyorsunuz. Siyasete katılmayı hiç düşünür müsünüz? Cevaplarsanız sevinirim. Çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Siyasete asla ve asla katılmayı düşünmüyorum. Çünkü benim üstadım Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri “euzümineşşeytane ve siyase” dedi. Siyasetten ve şeytandan Allah’a sığınırım. Siyaset yapanları desteklerim, bütün gücümle desteklerim ama siyasete asla girmem. Çünkü siyasetteki elemanlar insanlar çok çalışkan ve gayretli. Siyasette elemana ihtiyaç yok. Siyasette akla, uyarıya, bilgiye, taktiğe ihtiyaç var, biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Yoksa onu yapan var, değil mi? Siyasetçinin neye ihtiyacı var? Uyarıya, bilgiye, yönteme ihtiyacı var. Verdikten sonra o yöntemleri bilgiyi o yapar zaten.

Mesela diyor ki yeni ulaştığımız bir bilgi. Tayyip Hocam için haşa diyor ki: “15 Temmuz darbesini Erdoğan’ın kendisinin yapıp-yapmadığını bir sorun” diyor. Bak görüyor musun? Tam İngiliz derin devletinin yönlendirdiği bir yapı olduğu, yani İngiliz derin devletinin desteklediği diyelim bir yapı olduğu bu üsluptan anlaşılıyor. Ucu ucuna kurtuldu Cumhurbaşkanı, millet ucu ucuna kurtuldu, oturmuş adam neden bahsediyor? Bu tayfanın tamamı bu kafada zaten. Bu tayfanın tamamının mantığı bu. Evine 200 metre kalmıştı Tayyip Hoca’nın. Teröristler girecekti evine, değil mi? Allah korudu. Polisle kapısına dayandılar yine Allah korudu. Kaldığı otele baskın yaptılar 15 dakika arayla yine kurtuldu Allah korudu. Oturmuş sen “darbeyi kendi mi yaptı?” diyorsun. Her yeri kurşun yağmuruna tutuyorlar, havadan halkı tarıyorlar, meclisi bombalıyorlar, “kendi yaptı” demek ne demek bu? Eğer girmiş olsalar zaten şehit edeceklerdi. Böyle bir kendi yapma olur mu? Mesela farz edelim bir rahatsızlandığını düşün, ‘15 dakika biraz dinleneyim sonra çıkalım’ demiş olsa Tayyip Hoca’yı delik-deşik edeceklerdi, şehit edeceklerdi. Ailesini, çocuklarını tamamını şehit edeceklerdi. İçeri girenler yağmur gibi kurşun yağdırmış her yere. Kimi görüyorsa kurşunlamış, duvarlar dolaplar her yeri kurşunluyor. Sorgu sual yok. Sen ne diyorsun, Pilloni ne diyor? “Erdoğan’ın kendi mi yaptırdı?” diyor. İşte buradan zaten olayı çözdük. Benim tabii anlatmadığım başka şeyler de var.

Pilloni P2’nin yerine P3’ü kuruyor, o dedelerden teslim alıyor, masonluk olmayan bir masonluk kuruyor. Ben de “bu adam buraya niye geldi?” dedim hayret ettim. Karşımda el-pençe divan duruyorlar gördünüz resimleri. Acayip saygılı “emredin, siz ne emrederseniz onu yaparız” işte “siz bizim liderimizsiniz” falan. Hayırdır inşaAllah dedik. Sonra ertesi gün “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” dedi “ben Müslüman oldum Allah’a çok şükür” dedi. Ben ne diyeyim? “Sen yalan söylüyorsun” mu diyeyim? İnandım hakikaten. Sevindik de değil mi? O zaman herkes sevindi. Ben hüsnü-zan ettim araştırıp-soruşturmadım da. Tecessüs etmem ben. Ama fitne, tehlike ortaya çıkınca tabii ki araştırmak gerekir. Şimdi adam ta İtalya’dan kalkmış gelmiş, nezaketsizlik edemem. “Sana 33 dereceli masonluk diploması getirdik” dediler. Birçok ülkeden geldiği için bana 33 dereceden masonluk diploması onlardan da kabul ettim nezaketen. Adam “Müslümanım” deyince “hayır sen Müslüman değilsin” denir mi? “Allah’a şükür” dedik “iyi maşaAllah” dedim.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz.

VTR: Nur Suresi’nin 31. Ayetinde Başörtüsünden Bahsedilmemektedir

ASLI HANTAL: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Bu köprüde bir çalışma var yanından geçtik, bir iş makinesi var, orada da üç kişi var adam son derece lakayt. Yavaş yavaş biniyor, elinde bir parça var ona bakıyor. Makine zaten çalışmıyor. Aklına estiğinde birkaç bir şey yapıyorlar. Böyle çalışma olur mu kardeşim? Yüz binlerce insan mağdur oluyor. Orada en az 2-3 makine çalışması lazım ve en az 50-100 işçi çalışması lazım en az 100 işçi en az 100. Ve 24 saat kesintisiz çalışmaları lazım. Akşam oluyor gayet sakin ortalık. Böyle olursa… Şimdi normalde adamlar iki ayda bitirecekmiş, hükümet açıklama yaptı “biz konuştuk bir ayda bitirecekler” dediler. Yıldırım hızıyla yapıp-bitirsinler böyle şey olmaz. Millet acayip sıkıntı çekiyor. Dönüş yolu acayip tıkalı. Yani adım adım adım ilerliyor arabalar. Orada da adamlar son derece rahat çalışıyorlar. Böyle sistem olur mu? Demek ki isteseler daha da hızlandıracak. Bak iki ayda yapacağını “tamam bir ayda yapayım o zaman” diyor. Yine baktım son derece rahatlar. Bir tane makine var orada, yavaş yavaş üç-beş kişiyle çalışma devam ediyor. Böyle olur mu? Doldur 100-150 kişiyi, 200 kişiyi fırtına gibi yapsınlar. 7-24 çalışılması lazım, yani üç vardiya çalışılması lazım, kısa sürede bitirilmesi lazım. Olmaz böyle. Bir hafta, on gün en fazla, bir aylık bir iş yok orada.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Uyuyakalan bir köpek vardı.

ADNAN OKTAR: Kuzuya benziyor. Yazık canım benim. Niye oraya koydular acaba hayvanı? Onu mecbur etmişlerdir hayvanı onun için orada kaldı öyle. Milletin hoşuna gidecek diye böyle eziyet yapmak olmaz. Hayvanın oraya gitmesi için bir neden yok hayvanı mecbur etmişler oraya, ayakta durmaya da mecbur etmişler benim gördüğüm. Yazık-günah bu, ben hiç eğlendirici bulmadım. Normalde köpek öyle bir şey asla yapmaz. Köşeden çıkamıyor hayvan. Ne alakası var? Direkt yan gelir yatar hayvan, değil mi? Orada bir gariplik var. Bizi güldürecekler diye böyle eziyet dolu şeyler biz istemiyoruz. Bu tip şeylerde hep ilgililer el koyması lazım. Bunu nasıl elde ettin, bu hayvan bu hale nasıl geldi diye araştırılması lazım.

ASLI HANTAL: 15 Temmuz gecesi art arda aldığı çok kritik kararlarla darbenin seyrini değiştiren ve sonrasında da FETÖ’ye adeta göz açtırmayan Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper makam aracına bir kamyonun çarpması sonucu göreve giderken bir kaza ile şehit oldu. Olay şu şekilde gerçekleşti. Yol üzerindeki kontrolsüz kavşakta bir hafriyat yüklü kamyonla çarpıştı, kamyon altına alarak yaklaşık beş metre sürükleyip, ortadaki refüjdeki ağaca sıkıştırdı, otomobildeki Başsavcı Alper ile şoförü Muzaffer Akşehirli hayatını kaybetti, koruması Ramazan Uğur ise ağır yaralandı.

ADNAN OKTAR: Daha önce de buna benzer olaylar olmuştu. Bu tip şeyler de kamyon kullanılıyor ve genellikle işte hiçbir şey bilmiyor gibi falan adamlar kullanılıyor şüpheli bence incelensin. Yani cinayet de olabilir, suikast olabilir.

ASLI HANTAL: Savcının vefatından önce ailesine vasiyet olarak şöyle söylediği ortaya çıktı; “Ben bu güne kadar hep helal lokma yedim ve size de helal lokma yedirdim. Devletin okullarında okudum, ülkeme karşı sevgi ve saygımı hiç kaybetmedim. Şimdi ben gideceğim, geri dönmeyebilirim, geri dönmediğim zaman anneniz size sahip çıkar korkmayın, babanızdan asla utanmayın.”

ADNAN OKTAR: O zaman tehdit almış, suikast ihtimali çok yüksek. Sırf şoförün sorgulanması değil de çok iyi teknik detaylı araştırma yapılması gerekiyor. Çünkü böyle şeylerde meczupları falan da kullanıyorlar, hiç alakasız adamları da kullanabiliyorlar, çok dikkat etmek lazım.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Güzel bir leopar var görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bayağı süslü hakikaten çok güzel. Hayret Allah’ın onları o kadar süslü yaratması.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: İlginç resimler göstermek istiyorum. Bu dantel desenli tırtıl, çilek örümceği, bebek tırtıl, antenli kuş, cennet kuşu, deniz kuzusu, desenli güve.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Müminler cazibeli olurlar.

Dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ortadoğu’da Türkiyesiz karar verilmesinin tehlikeli sonuçları olacağını belirten şöyle bir açıklama yaptı: “Ortadoğu’da Türkiyesiz bir karar verilmesi düşünülemez. Eğer Türkiye’nin fikrine müracaat etmeden birileri karar alıyorsa bunun bedelini aslında ağır ödüyorlar. Hem ekonomik hem de insan kaybı olarak ödüyorlar. Bir de huzuru yok ediyorlar. Şu anda bölgede huzur var mı? Yok.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Yetiş ya Mehdi, diyoruz. Yetiş ya İsa İbn-i Meryem. Bu sistemle hiçbir şekilde olmaz. Türkiye’nin dahil olmasıyla da bir şey değişmez. Bölge kan gölü gibi olmaya devam eder. İlla ki İmam Mehdi (as)’nin zuhuru. Kıyametin birinci fecri. Kıyametin birinci alameti. Kıyamet zaten çok yakın.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sevimli kedi yavruları var.

ADNAN OKTAR: Bu dombili benim olsa, ben bunu yerim ben bunu. Ama Allah esirgesin tehlikeli de. İnsan bunu ısırmak ister. Çok tehlikeli olur.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Hanefi Avcı Oda TV’ye verdiği röportajda, Türkiye’nin PKK propagandasını suç saymasını eleştirdi. Resmini görebiliriz Hanefi Avcı’nın. Açıklaması şöyle: “Avrupa diyor ki ‘Fiili eyleme karışan, fiilen suç işleyen insanlar örgüt mensubudur, ben bunu cezalandırırım. Örneğin PKK'nın eylemci grubunu, silahlı faaliyet göstereni ben cezalandırırım ama sokakta bayrak çeken, PKK lehine konuşanı onlar gibi birçok şey yapanı da cezalandırmam’ diyor. Bizim Türk hukukunda ise herkesi cezalandırıyormuşuz gibi bir halimiz var. Bence yanlış bu.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Yani neymiş doğrusu?

ASLI HANTAL: Yani PKK’nın silahlı olanlarına ceza verelim. Silahlı faaliyet yapanlarına ama sözle konuşanlarına hiçbir şey yapmayalım diyor.

ADNAN OKTAR: Olur mu canım? Türk milleti için rahmetli Atatürk’ün güzel bir sözü var. “Beyler, şurası unutulmamalıdır ki, Türklük aleminin en büyük düşmanı komünistliktir.” Diyor. Behemehal “Her görüldüğü yerde ezilmelidir.” Diyor. Her görüldüğü yerde. Olur mu? Yani eve giriyor. İçeriden silah aldığı an, suçlu oluyor. İçeri girmeden suçlu olmuyor, olur mu? PKK’lıysa konu bitti. Öyle bir metot olmaz. Yanlış o.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim. Sonra sokakta kardeşlerimize sorular sordurttuk. Onları dinleyeceğiz. Ama namazdan sonra.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz.

VTR: Münafık, İnkarcı Dostlarıyla ve Derin Devletler Olan Gizli Bağlantısını Sinsi Metotlarla Gizlemeye Çalışır

ASLI HANTAL: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyoruz.

GÖRKEM ERDOĞAN: Seyirci sorularımız var.

ADNAN OKTAR: Seyirci. Evet göreyim.

VTR: Tarihin evrimi olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Tarihin evrimi. Yok, tarih normal gelişir. Yani evrimlik bir konu; olaylar vardır, kader içerisinde. Kaderin konuları vardır. O konuları film gibi teker teker görürüz. Mesela bir film seyrettiğimizde, başlangıcı var filmin. Sonuna kadar o film gider. Kader de bir filmdir. Bir kasettir. Yahut bir film şerididir. Başlangıcından sonuna kadar insanlar onu izlerler. Bittiğinde kıyamet kopar. O kadar. Evrimleşecek; mesela Hazreti Adem (as)’ın devinde gayet güzel, kendine evler yapmıştı. Yemek, içmek, tarım hepsini biliyor. Gayet şık. Sakalı, kıyafeti, her şeyi yerinde. Gayet düzgün bir insan. Görüntüsü her şeyi. Avrupai’dir Hazreti Adem (as). Sonradan yine onun nesli devam etti. Yine nesli devam etti. Birçok olaylar oluyor. Olaylar hep kader içerisinde renkli yaratılır. Mesela Türkiye’nin son olaylarına bakın. Çok renkli ve hep şaşırtıcı. Mesela bir ayaklanma oluyor. Bir darbe oluyor. Bir bilmem ne oluyor. Mehdiyet adımlarla ilerliyor, emin adımlarla. Normalde Mehdiyet’in çok rahat ekarte edilmesi gerekiyor gibi görünüyor ama dalgalı bir denizde giden, çok muhkem bir gemi gibi. Hazreti Nuh’un (as) gemisi gibi gidiyor Mehdiyet. Ve durdurulamıyor. Mesela sahte mehdiler savruldu her tarafa. Çırpınıyorlar ama çaresi yok. Öyle projeyle Mehdi olunmaz. Allah yaratması lazım Mehdi olarak. Bir insanı Allah’ın görevlendirmesi gerekiyor. Yoksa Allah’ın kaderine rağmen “yok ben kenardan Mehdi olarak çıkacağım” dersen, Allah belanı verir. Öyle bir şey olmaz. Yani hevesle olmaz bu işler. Allah’ın yaratması gerekir.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bir seyirci sorusu daha vardı. Damla Hanım. Görebiliriz.

VTR: Hayvanların korunması için ne gibi önlemler alınabilir?

ADNAN OKTAR: Bir kere ev hayvanı olanların, mutlaka kayıt yaptırması mecburiyete getirilsin. Mesela kedi besliyorsa, benim şu yaşta, şu cinste kedim var diye veterinere gösterip değil mi? O hayvanın resimlerinin çekilmesi lazım. Muayene edilmesi lazım. İğnesi aşısı neyse yapıldıktan sonra hayvanın yıllık kontrolleri gerekir. Veyahut üç ayda bir kontrolü. Mesela hayvan stres altında mı? Huyunda suyunda bir değişiklik var mı? Yaralanma var mı? Mesela organ kaybı şu bu falan. Yahut eziyet işkence görmüş mü? Bu anlaşılır. Hatta boynuna tasma takılabilir hayvanın. Hayvanın canını yakacak bir şey olduğunda, hayvan bağırdığında o tasmada, o elektronik olarak tespit edilebilir. Veyahut hayvanın stres altında olduğunu gösteren bir cihaz bulunabilir. Bir şey bulunabilir. Daha Türkçesi hayvana işkence yapılmasını imkansız hale getirmek lazım. Mesela demin bir film seyrettik. Köpek köşede hayvan, ayakta uyumaya çalışıyor fakat devriliyor. Belli ki gülelim diye güya hayvan eğitilmiş ve bu bir eziyet. Normalde ayağıyla öyle köşede falan durmaz. Bir sebebi yok. Gider normal yatar, her yere yatar. Ama bak canı yandığı halde, uyumak istediği halde uyuyamıyor. Devriliyor yeniden toparlanıyor. Bunda bir anormallik var. Bir de ihbar üzerine de hayvana eziyet ediliyorsa, hayvanların eziyetini engelleyecek bir güvenlik sistemi kurulması lazım. Yani ihbar üstüne eve gelip incelenmesi lazım. Mesela adam köpeğini dövüyor, hayvan bas bas bağırıyor. Yani polis gibi yetkili güvenlik ekibi olması lazım. Hayvanı muayene edip, değil mi? Darp almış mı hayvan? Bir şey olmuş mu tespit etmek. Çünkü bu çok kızdırıcı bir şey. Bunu yapan adamlar da kamuoyuna tanıtılsın ayrıca. Önden, yandan resimleriyle. Değil mi? Ne yapar, ne iş yapar tanıtılsın. Bu bir şey değil ki. Bilelim. Adam manyaksa, bizim bunu bilme hakkımız var. Ruh hastasıysa bilme hakkımız var. Yani biz bilmeden adamla muhatap olacağız o zaman. Mesela bunun bir yerde aşçı olduğunu düşün, bu manyağın. İnsanlar ona teslim oluyor. Ona güveniyor. Onun yaptığı yemeği yiyor. Olur mu öyle şey? Veyahut güvenlik elemanı olur. Bir şey olabilir adam yani. Mutlaka bilinmesi lazım. Hayvana eziyette adamın fitil fitil burnundan getirmek lazım. Kedi yavrusuna, köpeğe zulüm edilmesi ciddi suç haline getirilmesi lazım. Bilmeden oluyorsa o ayrı. Onda bir şey yok. Mesela farkına varmadan bir şey olur, Allah esirgesin. Yani aynı insan gibi korunması gerekiyor. Çok kızdırıcı. Onların dili yok, ağzı yok. Kimseye şikayet edemez. Polise gidemez. Hakime şikayet edemez. Ne yapsın? Yani bu herkesi kızdıran bir şey. Herkesin de isteyeceği bir şey. Sıkı bir kontrol sistemi olması lazım. Bakamıyorsa almasın evine. Bu kadar basit yani.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kayseri’den Deniz hanımın bir sorusu var.

VTR: Adnan Bey, Mehdi (as), İsa (as), Hızır (as) manevi alemde üçü beraber işbirliği yapıyorlar mı?

ADNAN OKTAR: Bu olur da yani, yekaza halinde olabilir. Yoksa bu aklın ihtiyarini alır. Yani Mehdi (as)’yle Hızır (as)’ın direkt görüşmesi aklın ihtiyarini alır. Fakat yekaza halinde olabilir. Hazreti Musa (as)’nın da görüşmesi, benim kanaatim yekaza halinde. Yoksa öbür türlü aklın ihtiyari kalkar. Çünkü her hali harika Hızır (as)’ın. Bir yekaza hali olduğu orada görülüyor. Yani Allah imtihanda kusur yapmaz. Yani imtihanın kusursuz, nefis bir sistemi vardır. Aklın ihtiyarinin alınmaması Allah’ın bir sanatıdır. Mesela hangi harika olursa olsun, asla aklın ihtiyari alınmaz. Şimdi mesela bu Mehdiyet’in delilleri normalde aklın ihtiyari alınacak derecede. Yani şu tarifler, anlatım. İki uçlu kuyruklu yıldız. Hiçbir açıklaması yok bunun. Eğer dikkatlice düşünülürse, hiçbir açıklaması yok. Doğrudan aklın ihtiyarini alacak gibi. Alıyor mu aklımızın ihtiyarini? Almıyor. İşte bu, Allah’ın böyle bir sanatı var. Aklın ihtiyarini almama sanatı. Mesela proteinler, hücre, kromozomlar, kromozomların tamiri. Hücre ne yapıyor? Emir veriyor. Elemanlar geliyor. Kromozomu ortadan ikiye fermuar gibi ayırıyor. Biri bir yandan çekiyor, biri bir yandan çekiyor ayırıyor. Sonra eşleştirme yapıyorlar. Hatalı bir parça var mı, ona bakıyor adam. Geliyor kontrol ediyor. “Burada hatalı parça var” diyor. Parçayı imal ettiriyor. Getirttiriyor. Çok karmaşık bir madde, yapılan. Açısı son derece karmaşık. Yani tam açısında olması gerekiyor. Mesela sekiz, on, on beş açı var, o tam ilgili açıda olması gerekiyor. Tamını oturtturuyor. Her yönden kusursuz ve tam olması gerekiyor. Oturttuktan sonra, üsteki geliyor diyor ki “tamam, parça doğru oldu” diyor. “Arkadaşlar kapatın.” Fermuarı adamlar kapatıyor. Şimdi bu normal mi bu? Yani normal akılda bir insan, eğer aklın ihtiyari kalkarsa, ağlayarak secdeye kapanır bunda. Yani yüzde yüz iman eder. Aklın ihtiyari kalkıyor mu? Kalkmıyor. Bütün millet, herkesin gözü önünde oluyor. Herkes gayet normal karşılıyor. İşte imtihan böyledir. Yani Hazreti İsa (as)’da da hiçbir şekilde de aklın ihtiyari kalkmaz. Bakın göreceksiniz son derece normal karşılayacaklar. Hatta vefatından sonra da “O İsa değildi” diye açık açık. Ne Mehdi (as)’ye inanacaklar vefatlarından sonra, ne de İsa (as)’ya. Direkt ikisi de insanları öyle kandırdılar. “Ne o Mehdi’ydi. Ne de o İsa’ydı. Hiçbiri değildi. Boş yere vakit kaybettik.” Diyecekler. Ahlaksızlık diz boyu olacak. Rezaletin boyutu artacak. Katliamlar artacak. Şimdi bunu, bu bozulmayı yeni doğan çocuklar görecekler. Şu saatlerde, şu yıllarda yeni doğan çocuklar görür. Çünkü 2017’deyiz. 2082. Çünkü bir de ömürler de uzadı. Adam seksen beş, doksan yaşına kadar yaşıyor. Rahat rahat görürler. Hem Mehdi (as)’yi görecekler, hem bozulmayı. Mehdi (as)’de de bence hiç şaşılma falan olmaz. O derece bir şok olmaz. Heyecan olur ama şok olmaz. İsa Mesih’te de insanlar heyecanlanır “Aa görseydik” derler. Çabuk alışırlar. Öyle bir şey olmaz. Hızır (as) sezdirmeden yönlendirir olayları. Mesela bu son darbede, Hızır (as) görev yaptı. Kimse farkına varmadı. Farkına vardı mı? Kimseden duydunuz mu? Mesela peş peşe harikalar oldu. Her yerde görev aldı ama farkına varılmadı. Kimi yerde asker görünümündeydi. Kimi yerde polis. Kimi yerinde yaşlı bir insan görünümünde. Kimi yerde genç bir insan şeklinde. Hatta köpek şeklinde de olabilir. Yani her şekle girer. Fark edilmez. Uykuda görüşme dersen, o olur tabii. Mehdi (as), İsa Mesih yekaza halinde sık sık görüşürler. Mehdi (as), İsa Mesih ve Hızır (as) görüşür ama bu hiç aklın ihtiyarını alacak bir şey değildir. Hiç kimse bunda zaten sorumlu olmaz. Zaten ondan hüküm de çıkmaz. Yani bir farz bilgi çıkmaz. Ama bir ışık, bir işaret olur. Benim kanaatim, gördüğü rüya üzerine tedbir alabilir Mehdi (as). Mesela İsa Mesih gördüğü rüya üzerine tedbir alabilir. Mesela farz edelim,  bir yere gidiyor orada bir bela olduğunu görüyor. Gidecekse gitmez mesela oraya gidecekse gitmez ve böylece korunmuş olur. Bu farz mı? Değil. Bu anlamda bir farziyeti olmaz. İsa Mesih’in de kendini İsa Mesih bilmesi farz değildir. Çokça zanneder. Çok çok çok fazla zanneder. Biz de çokça zannederiz. Zannı galiple. Yoksa yani yüzde yüz iman etme mecburiyetimiz yok. Hristiyanlar çok tabi olacaklar. Bayağı tabi olacaklar. Onlarda bir coşku oluşacak. Hayrettir mesela Museviler çok katıdır dinlerinde. Onlar da büyük bir bölümü Müslüman oluyor. Ama dinini bırakmayacak yani. Musevi Müslüman olacaklar. Hristiyanları da İsevi Müslüman olacak. Yani hiçbiri dinini bırakmıyor. Kuran’da da buna açık işaret var. Mesela Mısır’daki o ayaklanma. Yani çok garip şeyler yapar. Eğer Hızır (as)’ı insanlar, Müslümanlara göstersen gelenekçi Ortodoks Müslümanlara, bayağı ona karşı mücadele verirler birçoğu. Bilmez yani. Neden yaptığını bilmez. Mesela Mısır’da darbe oluyor. Şimdi bu nedir? Şer görünüyor değil mi? Hayır var. Şimdi bak, normalde şer görünüyor. Allah diyor “Şer zannettiğinizde hayır vardır” diyor. Hayır oluyor. Zannedildiği gibi olmuyor. Yani her şeyde hayır oluyor Müslümanlar açısından. Şer olmuyor. Allah’ın bir sanatı oluyor. Ama bazen Hızır (as) hissedilir ama o da yine aklın ihtiyarini almaz. Mesela ben Mısır’da bir yeşil atlı olarak bir görüntü oluşmuştu. O yani bir film hilesi falan değil. Amatör bir kameramanın çektiği kamera. Diyebilirler ki belki, ışık hataları, ışık yansıması. Değil yani. Hızır (as)’ın orada olduğunu gösteren bir olay. Tam tarife de uygun. Görebiliyor muyuz? Var mı filmi?

ASLI HANTAL: Hazırlayalım. Şu anda yok.

ADNAN OKTAR: Evet.

DANIELA ZEYNEP BALABAN: İsevi Müslümanlar hangi kitaba göre hareket edecek?

ADNAN OKTAR: Kitap; İncil’i bırakamaz onlar. Zaten İsa (as)’nın ümmeti onlar. Yani bir Hristiyan “ben İsa’yı bıraktım” diyemez. Zaten tabi olmakla mükelleftir İsa (as)’ya. İsa (as)’ya doğru olarak tabi olmuş oluyor. Kuran’a göre tabi olmuş oluyor. Kuran’dan doğrusunu öğrenerek tabi oluyor. Bir Hristiyan “Ben İsa’yı bıraktım” derse dinsiz olur zaten. İmandan çıkar yani. Öyle bir şey olmaz. Onun ümmeti o bırakamaz. Muhammedi İsevi olur. Bırakması için bir neden yok.

GÖRKEM ERDOĞAN: Şu an görebiliyoruz. Hazır.

ADNAN OKTAR: Evet. Teknik olarak böyle bir şeyin hazırlanması mümkün değil. Yani film hilesi falan değil. Doğru. Amatör bir kameramanın çektiği film. İncelendi. Buna baktılar teknik olarak. Hiçbir şekilde müdahale yok. Zaten insanlar da görür ama bu aklın ihtiyarini almaz. Aldı mı aklınızın ihtiyarini? Almaz. Evet.

Evet yine kardeşlerimizin sorularından yine bakalım.

ASLI HANTAL: Evet. Zeynep Hanım var Kadıköy’den.

VTR: Gençleri erdemleri, potansiyellerini açığa çıkarabilmek için daha nasıl iyi bir etkin eğitim vermek gerekiyor? Nasıl yöneltmek gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Gençleri dürüst samimi olmaya çekmek gerek. Samimiyet çok önemli bir konu. Mesela devlet o konuda hiçbir çalışma yapmıyor. Samimiyet halbuki, bir insan samimi olduğunda zaten konu bitmiş oluyor. Bütün insanlar samimi olduğunda dünya kurtulur. Ama samimiyete direnmek gerekiyor. Samimi olmak kolay olmuyor. “Ben çok samimiyim” diyor. Halbuki sahtekarın şahı oluyor. Öyle olmaz. Samimiyet insana bazen pahalıya mal olur. Yani nefsine zor gelir samimiyet. Samimiyet yüzünden hapse düşebilir, tımarhaneye düşebilir, fakir kalabilir, malını mülkünü kaybedebilir. Samimiyet onu getirtir. Ama genellikle samimi olanlar zengin ve güçlü olur ensonunda. Ama çok çile de çekerler. Dürüst, samimi olmaları, sadece bu. Başka hiçbir şey yok. Çünkü Allah ayette diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ancak samimi olan kullarım kurtulur.” Diyor. Öyle olsaydı detay detay anlatırdı Allah. Şu gerekir, bu gerekir. Hiçbir şey demiyor Allah. “Sadece samimi olan kullarım kurtulur.” Diyor. Samimiyet ruhun gıdası. Aklın gıdasıdır. Samimi oldun mu mesele biter. Ama şimdi samimiyette o pahalıya mal olmayı kabul etmesi gerekir şahsın. Sezdirmeden, kurnazlık yaparak samimiyetten kurtulmaya çalışması olmaz. Örnekler verebilirim ama genellikle anlaşılacak bir şey olduğu için detaylandırmıyorum ama gerekirse de yapabiliriz.

Başka var mı sorusu olan?

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet Barış Bey var Kadıköy’den.

VTR: Türkiye’de dostluk, kardeşlik nasıl sağlanabilir? 

ADNAN OKTAR: Bir kere bizim çocukluğumuzda falan Kürt dedin mi bir acayip karşılardık çocuk olarak Kürt, bizi tedirgin ederdi Kürt kelimesi mesela bunlar Kürt falan derlerdi. Hatta onlarla ilgili kötü kötü şiirler falan olurdu böyle Kürtlerle ilgili bize bir garip gelirdi Kürt. Hele çingene çok çok acayibimize giderdi çingene, büyük bir irkilmeye sebep olurdu bak çingeneler geliyor falan derlerdi, seni çingeneye vereceğim. Sonra baktık Kürt nefis bir insan, tertemiz bir insan mesela mert bir insan, delikanlı, yiğit, cesur bir insan, kabadayı bir insan, lafını, sözünü bilen, namuslu, nezih bir insan. Irkçılık azgınlığı yüzünden bize bunu yanlış aksettirmişlerdi ama bunu biz toparladık elhamdülillah. Çingene baktık çingene dünyanın en tatlı insanıymış; neşeli, sanatçı, mütevazi, dindar, güzel huylu, sevecen, coşkulu, nefis bir insan. “Aman çingene deme” diyor. Kardeşim kanında çingenelik olmayan hiç kimse yoktur, herkes Adem (as)’in neslindendir, herkesin kanında çingenelik de, Kürtlük de vardır. Tertemiz mübarek insanlar onlar. Gurur duyulacak bir sözdür çingene olmak. Kürt olmak gurur duyulacak bir güzelliktir. Dolayısıyla ırkçıların aptal sözlerinden kimse alınmasın, gocunmasın da bu mübarek insanlar, mübarek kardeşlerimize coşkun sevgi duyuyoruz. Mesela Ermeni değil mi? Seni Ermeni dölü falan derlerdi yani Ermeni soyu, ne güzel. Arami, Ermeni Hz. İbrahim (as)’in nesli yani Hz. İbrahim (as)’in babasının soyundan. Gayet güzel peygamber nesli ne var? Seni Yahudi seni falan derlerdi, ne güzel peygamber soyu. Seni Rum seni falan. Rum çok şeker insandır Rumlar, çok tatlıdırlar, çok kibardırlar, eğlenceyi severler, şakacı, hoş sohbet, mert, çok güzel insanlar Rumlar. İşte Arap, işte bilmem neyin ya Şam’ın şekeri falan böyle bizi çocukluğumuzda öyle yönlendirirlerdi. Baktık Araplar dünya güzeli insanlar, Museviler dünya güzeli insanlar. Rus derlerdi Rus, Moskof falan öyle bak benim canlarım Rus dünya tatlısı bunlar, melek gibi insanlar, çok güzellermiş. Irkçı azgınlıkla böyle sloganlar attılar kendilerince soğutacaklar baktık ki bu insanlar hepsi birbirinden güzeller. Adem (as)’in evlatları hepsi kardeştir, hepsi birbirini çok sevecek. İstediği oyunu oynasınlar hiçbir netice alamazlar.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Viyana’dan Büşra’nın bir sorusu var.

VTR: Sayın Adnan Bey, size şunu sormak istiyorum. Kanalınızda her gün sevgi etiketi oluyor, bunun sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: Deccaliyet sürekli nefretin eğitimini veriyor, sürekli öfke, kin, filmlerle, tiyatrolarla her şeyle ama geceli, gündüzlü ve fiili savaşlarla, bombardımanlarla bunun eğitimi veriliyor. Bu negatif elektriğe karşı pozitif elektrik verilmesi gerekiyor. Biz bunu dünyaya yaydığımızda o negatif elektrik yanmış oluyor, pozitif elektrik dünyayı kaplamış oluyor. Bizim elektriğimiz yeter mi? Yeter. Az bir pozitif elektrik bile dünyaya yetiyor. Mesela Hz. İbrahim (as) ufacık bir topluluk küçük, bütün dünyaya yetiyor bereketi. Mesela Resulullah (sav)’ın çok azdı etrafında sahabeleri, bereketi bütün dünyaya yetti. Mesela Mehdiyet de çok küçük bir topluluk Peygamberimiz (sav) “çok küçüktür” diyor. Ama bereketi bütün dünyaya yetiyor.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Viyana’dan Merve’nin bir sorusu var.

VTR: Selam Adnan Bey’e bir sorum olacaktı. Hz. Mehdi (as)’ın geldiğinden İngiliz derin devletinin haberi var mı?

ADNAN OKTAR: En iyi onlar bilir çünkü onlar metafiziğe çok önem veren insanlar. Şeytan çağıran, cin çağıran metafizik derinlik içerisinde hareket eden adamlar. Ruhlarla bağlantı kurduklarına inanıyorlar zaten. Onun için Mehdi (as)’ı bilmemeleri mümkün değil fakat fiili müdahale edecek güçleri olmuyor. Melekler tarafından korunur Mehdi (as). Yapıyor yapar ama Allah’ın hikmeti mesela mucize olarak belki iki bin, üç bin hamle yapıyorlar bakın az boz değil belki iki bin, üç bin tamamı bozuluyor yapamıyorlar. Yoksa Mehdi (as)’ı bilir. Bilmez olur mu? Yani katletmek de istiyorlar, şehit etmek de istiyorlar ama onlar daha ziyade uzaktan onun ruhuna azap verebileceklerini düşünüyorlar, böyle sapkın, manyakça düşünceleri oluyor. Büyüyle etki edebileceklerini düşünüyorlar var ya o filmlerde falan onun gibi böyle manyakça inançları var. Mesela cinleri görevlendiriyorlar işte git ona suikast yap, aklını boz, işte kalbine etki et, ruhuna etki et falan gibisinden ve bir gün başarılı olacaklarına inanıyorlar. Allah’ın gücünü anlamıyorlar, hakikaten cin de gönderiyorlar fakat melekler Mehdi (as)’ı koruduğu için baş edemiyorlar. Bunu gördükleri halde iman edemiyorlar bak mesela bu da çok acayip. Baş edemediklerini gördükleri halde normalde iman etmeleri lazım bu çok harika bir durum, bunu ilerde kendileri itiraf da edecekler, ederler. Peygamberimiz (sav) çok fazla söylüyor Mehdi (as)’la uğraşmalarını, çeşit çeşit oyun oynuyorlar yani kendi derin devletlerle uğraşıyorlar şu bu. Hatta iki kere Mehdi (as)’ın gözden kaybolacağı hadisi onların yapacağı hamleyi gösteriyor. Ya hapsedecekler, ya işte bir şey yapacaklar, ona benzer bir şeyler. Hatta rivayette “Mehdi (as)’ı deccal alır” diyor “testereyle ortadan ikiye biçer onun arasından geçer” diyor ama “Mehdi (as) yine birleşir yeniden gülerek karşısına gelir” diyor “senin deccal olduğunu daya iyi anladım der” diyor. Tabii illüzyon yapıyor deccal, illüzyon yani illüzyonla elde ediyor gerçekten bir biçme yok ama onunla etkileyeceğini zannediyor, onu korkutacağını zannediyor. Ataklar yapacaktır. Açıkça söyleyeyim deccaliyet masonlukla iç içedir. Bak ben kendim masonum birçok ülkeden masonluk diplomam var çeşitli ülkelerden. Bir kısmı açık değil yani söylememem söylendiği için söylemiyorum ama şu an ateist masonlarla, Allah’a inanan masonların müthiş bir mücadelesi var yani kıran kırana ama tabii bu bir silahlı mücadele şeklinde olmuyor ilmi bir mücadele şeklinde kıran kıranadır.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Aziz Bey’in sorusu var Kadıköy’den.

VTR: Dünya daha nasıl güzel bir hale getirilebilir?

ADNAN OKTAR: Dünyanın güzel olmaması için hiçbir neden yok. Bak Amerikalılar çok güzel insanlar, Ruslar güzel, Museviler güzel, her millet güzel, her arazi güzel, her yer güzel bir kere şu sınırlar, şu mayın tarlaları nerden çıkartmışlar bunu, kimse bunu düşünmüyor. Ya kaldır, sınır ne alaka kardeşim? Mayın tarlaları bilmem ne, kaldır. Tamam hadi sınır kapısı yap bir şey dediğim yok, pasaport da yap, vize de yap ama usulen olsun. Adam kimliğini belirtsin geçsin, mayın tarlasına falan da gerek yok ayrıca. Tel örgüler bilmem ne bırak hiçbir şeye gere yok. Herkes birbiriyle dost olsun kardeşim. Bakıyorum herkes güzel, herkes güzel insan, her din mensubu efendi, terbiyeli, kibarlar yani tamamen gereksiz şeytan çok büyük bir oyun oynamış. Şu savaş Suriye’de inanılır gibi değil tam bir kepazelik daha hala ağır silahlar veriliyor ya kardeşim silahlık ne var? Uçsuz bucaksız bomboş arazi hiç insan yok zaten orada bir şey yok boş yere kavga yapıyorsunuz. Bırakın herkes birbirini sevsin. Mesela Araplar çok güzel insanlardır. Suriyeliler çok güzel insanlar bırak vatanına dönsün adam ne istiyorsun, kepazelik niye çıkartıyorsun? İşte Müslümanları mezheplere ayırdılar müthiş bir kin nedeni oluyor. Halbuki bir tane din var. Kuran’a uyulsa bitecek konu, Kuran’a uymuyor, hadise uyacağım diyor işte hadis de böyle başımızı belaya sokuyor çünkü hadis değil Peygamber (sav)’in adına uydurulmuş yalanlar. Nasıl anlıyoruz yalan olduğunu? İmam Hanefi’ye soruyoruz diyoruz ki bu hadis doğru mu? “Bu yalan” diyor. İmam Hanbel’e soruyoruz Hanefi’nin hadisini soruyoruz, “alenen yalan söylüyor” diyor. O Hanbel’ininkini Maliki’ye soruyoruz, “alenen yalan söylemiş, yanlış” diyor. Kardeşim toptan vazgeçin şundan. Kuran’a uyun, Kuran’a yanlış diyemiyorsunuz işte. Kuran’a uyduğunda dinde ne eksik kalıyor? Ne eksik kalıyor? Tertemiz arı, duru çok güzel bir din çıkıyor ortaya İslam dini. Hz. İbrahim (as)’ın devrinin aynı, bırak o yaşansın. Bütün mesele gelenekçi Ortodoks inancın ortadan kalkmasında, Museviliği mahveden de Ortodoksluk, Müslümanları mahveden de Ortodoksluk, Hristiyanları mahveden de Ortodoksluk. Kuran’a uyulduğunda hepsinin sıkıntısı biter.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Mersin’den Emir Osman Köse’nin videosu.        

VTR: Merhaba Adnan Bey, gaflet halindeki insanları nasıl uyarmalıyız? İyi yayınlar.

ADNAN OKTAR: Gafletin faydası da vardır, gaflet olmasa cinnet geçirebilir insanlar. Çok berrak bir kafada cinnet geçirebilirler onun için Allah yarı gaflet içinde yaratıyor o zaman rahat yaşıyorlar, çok aşırı berraklıkta zaten iman etmeyen insan kalmaz. Yarı yarıya kapalı bir şuurla yaşatır Allah, şuur keskinleştikçe insan hakikatleri çok daha keskin görür yani ikinci bir ihtimal yoktur zaten net iman eder ama imtihan için hafif gaflet verilir, hafif bir uyku hali verilir, genel bir uyku hali verilir ki, aklın ihtiyarini zorlamasın yoksa adam hemen anlar. Mesela kromozomun yapısı, kelebekten mesela arıdan bile bal arısı, bal peteğinden kesin net iman eder, hemen iman eder. Ama kalp biraz gafil olduğunda onu göremez dolayısıyla imtihan ortamı daha rahat olmuş oluyor öyle diyelim. Peygamberler keskindir gafleti kırarlar. Gaflet demeyelim de ona ne diyelim? Ülfeti kırarlar. Ülfet kalktığında müthiş keskinlik olur. Mesela Hz. İsa Mesih’te ülfet kırma özelliği yüksek, anlıyoruz Kuran’daki anlatımda. Mesela bazı peygamberlerde ülfetin devam ettiği görülüyor Hz. Musa (as)’da. Mesela ülfet açık açık görülüyor her üslubunda, her konuşmasında hissediliyor ama İsa Mesih’te bu görülmüyor yani iradesini kullanmış, azmetmiş ülfeti ciddi şekilde kırmış görülüyor ve berraklaşma olmuş, çok keskin berraklaşma olmuş hatta o yüzden de şaşırıyor tabilerine “ne biçim iman ediyorsunuz siz?” diyor. “Nasıl imanınız var sizin?” Diyor. Hatta diyor “gerçekten iman etseniz dağa gelin buraya deseniz dağ gelir” diyor. “Su üstünde de yürürsün” diyor “gerçekten iman edersen” diyor “yürür suyun üstünde çeker gidersin” diyor “hiçbir şey olmaz” diyor. Ama imtihan için tabii bu gerekiyor.

DANIELA ZEYNEP BALABAN: “Mehdi (as)’da nasıl olacak?”  

ADNAN OKTAR: Mehdi değil hadislerden anlıyoruz ben görmediğim için, bilmediğim için bilemiyorum ama daha bir keskinlik var benim gördüğüm. Çünkü Musevi inancına göre bütün peygamberlerden üstün mesela Hz. İbrahim (as)’dan üstün, Hz. Musa (as)’dan üstün Moşiyah Mehdi. Peygamberimiz (sav)’in ifadelerine göre “birçok peygamberden üstündür” diyor. “Ebubekir, Osman, Ali hepsinden üstündür” diyor. Görünce kanaatimiz gelecek ama nasıl bir insan bilmiyorum tabii biz onun talebesi olmak azmindeyiz ben de, sizler de.

İzleyicilerden yine.

GÖRKEM ERDOĞAN: Olgun Bey’in sorusu var.

VTR: Kadının toplumdaki saygınlığı nasıl attırılabilir?

ADNAN OKTAR: Deccal kadınlara büyük bir oyun oynamış, dünyanın en büyük nimetini akıl almaz ezmiş nimet değil de haşa sanki belaymış gibi göstermiş, müthiş bir kadın nefretini yaymış, hayatın en güzel varlığını en dayanılmaz varlık gibi göstermeye çalışmışlar. Bakın gelenekçilerin konuşmalarını görüyor musunuz? Nasıl döveceğinden bahsediyor işte “hepimizin evinde bir kadın var” diyor kadın diyormuş ki bak sıkılmış o çocuk kim bilir ne hale geldi ki Allah vermesin tabii ki gönül istemez Allah’tan bela istiyor kendisi için, “amin diyeceksin” diyor. Allah sana uzun ömür versin, Allah sana sağlık sıhhat versin, sen benim canımsın ne demek diyeceğine Allah senin belanı versin diyor kadına, ne kadar korkunç bir şey. Öbürleri “elimiz sopaya alışmıştır dövmek istiyoruz ya” diyor. Öbürü “deşarj olacaksın karıyı dövüp” diyor. Öbürü diyor ki, “üç yaşındaki çocuğun bacağını açmayın amcası görürse başka türlü olur” diyor. Dehşet verici bir oyun oynamış şeytan ve onların etkisinde kalmış bu insanlar farkına varmadan. Kuran’a göre hareket etseler bunların hiçbiri olmayacak. Kadının kıymetinin ahir zamanda bilineceğini Peygamberimiz (sav) söylüyor ama bu Mehdi (as) devrinde oluyor. Kadın en yüksek noktaya gelecek ve ilk defa oluyor hayatında Allah’ın en büyük nimeti en yüksek noktaya getirilecek ve alabildiğine hürriyet verilecek kadına, hadislerde okumuştuk biliyorsunuz. Mesela Mekke’den Şam’a kadar yanında erkek olmaksızın diyor bak tek başına bacağında süsleriyle diyor ayağında süsleriyle, ayağında süsleriyle gidecek diyor Şam’a kadar. İşte kadın özgürlüğünü çok güzel vurgulayan bir hadis açıklama.

Bir etiket yapalım. “Kadınlar dünyanın süsüdür” diyelim.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Çorum’dan Mesut.

VTR: İyi akşamlar ben de sizin gibi Allah’ı çok sevmek istiyorum bunun için ne yapmalıyım?

ADNAN OKTAR: Tabii Allah’ı sevmenin bir sırrı var yani o biraz düşünülürse olur o kadar karmaşık bir şey değil. İnsanlar bu sırrı bulamıyorlar o yüzden konu çok azap boyutuna varıyor, Allah’ı aşkla sevmeyi Allah’tan istemek lazım ama tabii buna sağlam niyet etmek lazım, sağlam niyet edildiğinde hemen oluşur o. Allah’ı candan sevecek bir insanı da bütün dünya ortadan kaldıramaz yani bütün dünyaya hakim olur Allah’ı candan seven insan, tek başına bütün dünyaya hakim olur. Mesela dört milyar insan baş edemez onla mesela dört milyar da cin gelse yine baş edemez Allah’ı sevenle, o metafizik bir varlığa dönüşür, dünyanın en büyük gücüne dönüşüyor. Sırf bir niyetle metafizik dünyanın en güçlü varlığına dönüşür bu bir sırdır mesela Peygamberimiz (sav) öyleydi. Sasaniler vardı çok azgın bir devlet, Roma imparatorluğu vardı dünyanın en azgın deccalıydı böyle isteseler tek başına Müslümanları mahvederler Sasaniler tek başına mahvedebilir, Roma devleti de kafasını taksa mahveder Müslümanlığı. Hiçbir şey yapamadılar, niye? Çünkü Peygamber (sav) Allah’ı seviyordu. O metafizik güce kimse baş edemedi, başa çıkamadılar yapamazlar, hiçbir şey yapamadılar. Mesela İsa Mesih Allah’ı çok seviyordu Roma imparatorluğu hakimdi ama tam deccaliyetin de ortasındaydı hiçbir şey yapamadılar, bir anda madde olmaktan çıktı bitti konu, başka boyuta geçti hiçbir şey yapamadılar bir saniye sürdü belki, göz açıp kapama kadar. Gözünü kapadı, uyudu, gözünü açtı yataktaydı bu dünyada o kadar bir saniye gibi geldi ona. Ayette diyor ya “göz açıp kapama vakti kadar” diyor ya. Bin yıl bir göz kapama kadar açtığında bir bin yıl daha geçti, iki bin yıl. Ve dünyaya geldi. Bu kadardı. Allah’ın katında zaman yok.

Ben şimdi bunları anlatıyorum, ben duyduklarımı, okuduklarımı, Risale-i Nur’dan, alimlerden, hocalardan duyduklarımı aktarıyorum. Alim değilim, hoca değilim, din eğitimi almadım. Laik lisede yetiştim ben, Ankara’da Cebeci Ortaokulu, Kurtuluş Lisesi, Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi, İstanbul Üniversitesi Felsefe. Yaşadığım mahalle, sokak herkes laikti, normal vatandaşlar. Risale-i Nurları okudum işte biraz İhya-u Ulumiddin İmam-ı Gazali’nin onu okudum İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını. Bostanü’l Arifin Tenbihü’l Gafilin, Ebu'l-Leys Semerkandi Hazretleri’nin kitapları. O kadar yani aklımda kalan kadarını samimi olarak aktarıyorum. Benim sözlerim bir alim sözü değildir. Benim sözümü dinleyen kendine göre ayrıca onu araştırıp inceleyebilir. Ama zannediyorum yine benim dediğime çıkar sonunda. Ama araştırsın, incelesin. Doğrudan kabul talebim yok benim. Çünkü internete girebilir, bakabilir her şey müsait yani.

Mesela diyor ki İsa (as)’a talebeleri geliyor; “Biz cini neden kovmadık?” diyorlar “senin gibi”. “Cini çıkaramadık” diyorlar. “İmanınız az olduğu için” diyor İsa Mesih. “Bir hardal tanesi kadar imanınız olsa şu dağa, buradan geç şu tarafa doğru deseniz, dağ yürür gider o tarafa doğru” diyor. Çünkü şuuru oluyor maddenin tamamının şuuru vardır. “Ve sizin için imkansız hiçbir şey olmaz” diyor. “Hepsi olur ama iman edemiyorsunuz” diyor. Konu odur.

Benim her dediğimi insanlar internete girip bakıp değerlendirebilirler, araştırabilirler. Yani her dediğime inanmak durumunda değiller. Ben samimi kanaatimi aktarıyorum, bir daha söylüyorum. Ama samimi anlatım benim bir özelliğim, onu da söyleyeyim.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Çorum’dan Yasemin Hanım’ın bir sorusu vardı.

VTR: Adnan Bey, Kuran’da hangi ayetler Mehdiyet’e işaret eder?

ADNAN OKTAR: 200’e yakın ayet var. Allah’ın Hadi isminin Mehdi kelimesine uygun. Ama alenen ve açıkça olan ayetleri okuyorum ara ara. O ayetlerde mesela Cenab-ı Allah, “Para istemeyen, sizden ücret istemeyen Mehdilere uyun” diyor. Hadiyun, Mehdiler. Muhtedun, Mehdiler. Açıkça Mehdi’nin çoğulu muhtedun. Biz Türkçede Mehdiler demek istesek nasıl diyeceğiz? Mehdiler diyoruz. Arapçada da muhtedun, aynısı. “Mehdilere uyun” alenen ve açıkça Kuran’da Allah “Mehdilere uyun” diyor. “Hidayetinize vesile olan Mehdilere uyun.” Zaten Allah Nisa Suresi 75’te Şeytandan Allah’a sığınırım, “Size ne oluyor ki” diyor Allah, “şaşırmanız gerekir” diyor. “Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar” ne zaman? Mehdiler ne zaman çıkıyor? Zulüm etrafı kapladığında, ülkelere hakim olduğunda. Ayette ne diyor bak, “Halkı zalim olan bu ülkeden” zulüm olması gerekiyor Mehdi (as)’nin çıkması için. “Bize Katından bir veli” Allah’ın velisi. Sahib, sahib-i zaman. Zaten Mehdi (as)’nin adı nedir? Zamanın sahibi, sahib-i zaman. “Sahib gönder” Bak peygamber gönder demiyorlar. “Bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla” bir kişi, insan. “Diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele niye etmiyorsunuz?” Diyor Allah, Nisa Suresi 75. Demek ki müminler büyük bir bela ile karşılaştıklarında Allah’tan Mehdi (as)’yi talep ediyorlar. Kuran ayeti, aksi bir anlamı yok, mümkün değil. “Peygamberlerinden birine” şeytandan Allah’a sığınırım “Bize bir melik gönder” bak, Peygamber’e diyorlar melik. Mülkün sahibi bir kumandan, idareci. “Ve Allah yolunda mücadele edelim.” (Bakara Suresi, 246) ama önce melik istiyor Peygamber olmasına rağmen. İstenen yine Mehdi. Mesela “Allah size Talut’u melik olarak gönderdi” Peygamber diyor ama bak. “Peygamberleri dedi ki: “Allah size Talut’u melik olarak gönderdi.” Yani Mehdi olarak. Ama bak onun Mehdiliğini kabul de etmiyorlar diyorlar ki, “Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir? Allah şöyle dedi” diyor, “Doğrusu Allah size onu seçti” Nasıl olması gerekiyormuş Mehdi’nin? Allah tarafından seçilmesi gerekiyor. “Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedeni gücünü arttırdı” yani gençlik, dinçlik ve güç veriyor, bilgisini arttırıyor. “Allah, kime dilerse mülkünü verir;” hakimiyetini verir “Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir.” (Bakara Suresi, 247) Demek ki ısmarlama Mehdiyet yok. Allah yaratması gerekiyor. Bak diyor ki Yasin suresi 21’de, Şeytandan Allah’a sığınırım “Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir.” Mesela bak diyor ki Allah, “Allah kuluna kafi değil mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar.” Yani deccallerle, deccaliyet sistemiyle mi korkutuyorlar? “Allah kimi delalette bırakırsa” yani deccaliyete tabi ederse “o zaman onun için” bak çok açık “onun için bir hidayetçi” yani Mehdi “yoktur.” (Zümer Suresi, 36) Minhadin ne demek? Mehdi. “Hidayete vesile olan yoktur” diyor. “Deccale tabi oluyorsa onun için bir Mehdi yoktur” diyor, açık.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Merve Hanım, Kadıköy’den.

VTR: Toplumdaki kalite anlayışı nasıl arttırılır?

ADNAN OKTAR: İşte bu kalite konusundan dolayı YPG’yi, PYD’yi Amerika destekliyor şu an. Türkiye’de eğer gelenekçi Ortodoks sistem olmasa, ultra modern olsa Türkiye, YPG, PYD diye bir şey kesinlikle olmaz. PKK’nın bütün kozu gider. Ama bak PKK diyor ki, “Biz YPG ve PYD olarak kadın haklarına, dekolteye, sanata, müziğe, kalitenin geliştirdiği her şeye tam açığız ve kabul ediyoruz.” diyor. “Biz gelenekçi Ortodoks sisteme tamamen karşıyız.” diyor. O zaman bütün dünya onları tercih ediyor işte. Türkiye’de de eğer kalite birinci plana alınmış olsa, yani gelenekçi Ortodoks sistem değil de, sahabe dönemi İslam’ı gibi olup, ultra modern, kaliteyi birinci planda öne alan, heykelin, resmin, sanatın en yüksek noktalara taşındığı, kadınların özgürce giyindiği, kadın haklarının en ileri derecede olduğu bir ülke olsa -ki zaten Avrupa’nın en kaliteli ülkesi olmuş olacağız- konu bitecek. Ama bu olmadığı için veyahut yetersiz olduğu için bütün dünya bastırıyor, PKK-YPG’ye önem veriyor çünkü diyorlar ki, Türkiye’deki gelenekçi Ortodoksların IŞİD’den, Taliban’dan hiçbir farkı yok. Eğer bunlar birleşirse, Türkiye ile onlar birleşirse, Türkiye’deki o kafadakilerle bu kafadakiler ikisi birleşirse Ortadoğu mahvolur diyorlar. Onun için araya, bunlar komünist de olsa hiç olmazsa bunları koyalım da bu olayı engelleyelim diyorlar, konu bu. Ama Türkiye, ben kesinlikle gelenekçi Ortodoks sisteme karşıyım, modern İslam anlayışını kabul ediyorum dese bütün ülkeler Türkiye’ye yatırım yapar. Amerika da her şeyini buraya verir. Bir Avrupa ülkesi olmanın da ötesinde dünyanın merkezi oluruz.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Ankara’dan Gamze Hanım’ın bir sorusu var.

VTR: Selam Adnan Bey, Hz. İsa (as)’ı dünya gözüyle ne zaman göreceğiz? Teşekkürler, hayırlı yayınlar.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Benim kanaatim yüzdük yüzdük sonuna geldik yani çünkü biz 79’larda 2017’lerden falan bahsediyorduk. 2021’ler bizim için rüyaydı yani çok uzak bir vakitti. O vakte geldik. 2021-2023’lerde bence İslam tam oturur yani Türkiye İslam aleminin ortasında olur. İslam aleminin lideri oluruz. PKK’yı falan tepeler Türkiye. Çünkü çok büyük olaylar olacak, şu son gelişmeler onu gösteriyor. PKK’ya silah verilmesi falan çok büyük kapsamlı olayların bir başlangıcı. Tabii bu olayların içinde Hızır (as)’ın da olduğu görülüyor. Bunların tamamen arkasından yani uzun vadelidir Mehdi (as)’nin son zamanlarına rast geliyor İsa Mesih ile Mehdi (as)’nin karşılaşması. Biraz vakit alacak benim kanaatim. İslam’ın hakimiyetini görür kardeşlerimiz de İsa Mesih ile karşılaşma Kudüs’te olacak bir şey bu. Orada Hristiyanlar, Museviler, Müslümanlar hepsi bir araya geliyorlar. Zaten Kudüs de ısınmaya başladı dikkat ederseniz. Orada da çok büyük olaylar olacak gibi görünüyor. Onun ateşi şu an yakılmaya başlandı. En sonundadır yani Mehdi (as) ile İsa Mesih’in buluşması. Ondan sonra birliktelikleri 7 veya 9 yıl kadardır. İşte dünya hakimiyeti dönemi o. Biraz vakit alır o ama İslam’ın hakimiyetini kardeşlerimiz görür.

Sığırlara İslam’ı anlatacağız, insanlara İslam’ı anlatacağız, cinlere anlatacağız, şeytanlara anlatacağız. Sığırların anırmasından rahatsız olmayacağız, öküzlerin bağırmasından rahatsız olmayacağız, sabırla anlatacağız. Çünkü öküz de olsa o içgüdüsel olarak anlar, sığır da olsa içgüdüsel olarak anlar. Bu sığırlara, bu hayvanlara biz anlatamıyoruz falan çok yanlış. Bazı Müslümanlarda görüyorum. “Ya adam bana öküz gibi bakıyor anlamadı” diyor. Olmaz, beyni alır onun. Nefsi olarak kabul etmiyor o beyin olarak kabul ediyor. O vatandaşların, vatandaş da değil artık onlar garip mahluklar, onların özel kamerayla çekilmiş resimleri vardı bu sığır takımının. Önce eğitilmemişleri göster, sonra eğitilmişleri gösterelim.

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak bizim eğitimimizden sonra. Normalde bunlar dinsiz, imansız, Allahsız, Kitapsız, ahlaksız, haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz, it kopuk takımıydı.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Üsküdar’dan İsa Bey.

VTR: İlmi çalışmalarınızı çok beğeniyorum. Bayanlar acaba neden ön planda?

ADNAN OKTAR: Bayanlar dünyanın en güzel süsüdür, cennetin de en güzel süsüdür. Bu nimetin insanlara çok iyi anlatılması gerekiyor. Mümin kadın nasıl güzel olur? Yüzünde nasıl nur olur? Nasıl efendidir? Nasıl haysiyetlidir? Nasıl iffetlidir? Nasıl kibardır? Nasıl Allah onu güzelleştirir? Nasıl yüzüne heybet verir? Bunu insanlara mucizevi olarak göstermek en etkili yöntemlerden biridir. Biz kadınları doğrudan övsek adam anlamayabilir. Ama göstererek anlatırsan, mesela bak yüzünde görülüyor. Elinden yüzünden nur akıyor. Bu imanla olur. Mesela son derece terbiyeli, saygılı, hürmetli. Ama bir çakalın konuşmasına bakın, bir çakal kızın konuşmasına bakın, üslubuna bakın, dehşet verici. Yırtıcılığı, kaşarlığı, itliği mesela haysiyetsizliği, namussuzluğu çok korkunç oluyor görüntüsü. Her yerinden pislik akıyor, her yerinden kir akıyor. Aradaki farkı göstermek açısından ben daima hanımları ön planda gösterip, fiili olarak tebliğ yapmış oluyorum. Mesela evlerimizin güzelliğini, temizliğini gösteriyorum. Müslüman evi nasıl olur? Nasıl bakımlı olur? Biz hayali bir şey anlatırsak olmaz. Yüzünün temizliği, üslubunun temizliği, nezaketi, iffeti, aklı, kültürü, görgüsü, klaslığı fiilen gösterilmesi lazım. O yüzden hanımlar hep ön planda olacaktır. Bu sonuna kadar da böyle. Mehdiyet çağının bir özelliği olarak bunu yapacağız.

ASLI HANTAL: Ankara’dan Fatih Kaya kardeşimiz.

VTR: Adnan Bey selam, ismim Fatih. Ankara’da üniversite okuyorum. Sorum şu şekilde, önceki sohbetlerinizde peygamberlerle beraber yeryüzüne iki ilim geldiğini söylemiştiniz. Ve Mehdi (as)’ın zuhuruyla bu ilimlerin sayısının 27’ye çıkacağını açıklamıştınız. Peygamberlerle gelen bu ilim hakkında ve Mehdi (as)’ın zuhuruyla öğreneceğimiz ilimler hakkında bilgi verebilir misiniz? Çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Şimdi tabii bunu bize en güzel Mehdi (as) anlatır. Ama ben tahminimi söyleyebilirim. Bilimin gelişmesiyle internet, telefonlar, yazılı aktarımların çapının olağanüstü olması ve olağanüstü kolay ulaşılması nedeniyle her türlü ilime, bilgiye yetişmenin kolaylığını vurgulayan bir hadis bence o. Çünkü bir insan ne olursa olsun, hafızasında belirli derecede bilgiyi toplayabilir. Ama bilgisayarı olan bir insan internete girdiğinde dünyadaki bütün ilimlere anında ulaşabiliyor, her şeye anında ulaşabiliyor. Bence ona işaret birinci dereceden. İkinci dereceden bakacak olursak ledün ilmi olabilir, batın ilmi olabilir, Peygamberimiz (sav)’in gizlediği ilim olabilir. Yani Hz. Ali’ye, Ebu Hureyre’ye öğrettiği ilim olabilir. Diyor ya “ben iki ilim dolu kap aldım. Birisini anlattım, bu zahir ilmi” diyor. “Ama öbür bir ilim daha var ki” diyor “eğer bunu anlatsam bu boyun gider” diyor. Çok fazla hadis var bununla ilgili. Belki odur. Tabii en net zuhurunda anlayacağız Mehdi (as)’yi. Ben şimdi öyle bir şahısla karşılaşmadığım için, Mehdi (as)’yi henüz görmediğim için ancak tahminde bulunabilirim. Ama inşaAllah Allah beni talebesi etsin, sizleri de talebe etsin, o zaman netleşir.

Ben laik liselerde yetiştim her zaman söylüyorum hoca değilim, alim değilim ama emin olmadığım bir şeyi de anlatmam. Bir şeyleri görmesem, duymasam, hissetmesem, deliller çok güçlü olmasa mahcup olacağım bir şeyi anlatmam. Ne anlattıysam doğru çıktı şu ana kadar. Yani ne dediysem. Buhari’de var mesela Sahih-i Buhari’de 42. “Resulullah (sav)’den iki kap dolusu ilim öğrendim. Birisini yaydım, anlatıp herkese duyurdum. İkincisini söyleyecek olsam şu boğazım kesilirdi” diyor. Ebu Abdullah İmam Caferi Sadık dedi ki, “Ey Hişam kaç duyun var?” Dedi ki, “Beş duyum var.” Buyurdu ki “Bunlardan hangisi daha küçüktür.” Dedi ki, “Görme duyusu.” Buyurdu ki, “Peki görme duyusunun çapı ne kadardır?” Dedi ki, “Bir mercimek kadar veya ondan daha küçüktür.” Yani beyinde. Buyurdu ki “Ey Hişam ön tarafına ve üst tarafına bak ve ne gördüğünü bana anlat.” Dedi ki, “Göğü, yeri, evler, saraylar, kara parçaları, dağlar ve nehirler görüyorum.” Dedi ki, “Senin gördüğün bunca varlıkları bir mercimeğin veya ondan daha küçük bir şeyin içine sığdırmaya güç yetiren Allah, dünyayı küçültmeden yumurtayı da büyütmeden bütün bir dünyayı yumurtanın içine sokabilir mi?” Hişam derhal imama sarıldı. Ellerini, başını ve ayaklarını öpmeye başladı ve şöyle dedi. “Bu kadarı bana yeter ey Resulullah’ın oğlu.” Çünkü daha fazlasını kaldıramaz. Ama anlatmış işte bu bir aşamadır. Yani sırrı ona açıklıyor.

Dinliyorum.

ASLI HANTAL: Kopenhag’daki kardeşlerimiz Erhan ve Filiz 2600 adet “İslam Ancak Sevgi İster” ve “Fosiller Evrimi Yalanlıyor” broşürlerinden dağıttılar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah.

ASLI HANTAL: Ve bir fosil sergisi düzenlediler.

ADNAN OKTAR: Allah Allah maşaAllah çok iyi olmuş.

ASLI HANTAL: Bu faaliyetlerden sonra da sizin Münafığın Derin Karanlığı kitabınızdan okuyup sohbet etmişler ve size sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Münafığın Derin Karanlığı kitabı gözlemle yazdığım bir kitap. Yani bir münafığı ve bazı münafıkları gözlemleyerek yazdım. Onların hayatını anlatıyorum aslında.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu partililere şöyle bir uyarıda bulundu: “Bizi bölmek isteyenlere rağmen ‘Hayır. Dağılmıyoruz.’ demeliyiz. Bazı çevreler CHP’de bir karışıklık kavga olmasını istiyor.16 Nisan’dan bu yana havuz medyası CHP’de büyük bir kavga var gibi gösteriyor. Arkadaşlarımızın bu oyuna gelmemesi lazım. Hepimiz bu tuzaklara karşı dikkatli olmalıyız.” dedi.

ADNAN OKTAR: CHP’ye bir şey yapamazlar Kılıçdaroğlu’na da bir şey olmaz. Biz yanındayız evvelAllah. Ama CHP içinde öyle klasik CHP demokrasi anlayışından kaynaklanan kavgalar olur. Eskiden Ecevit hizbi vardı Baykalcılar hizbi vardı birbirlerine girerdiler falan bizim çocukluğumuzda. Yani bazen kafa göz patlatırlardı falan. Kolay kolay hiçbir şey olmaz CHP’ye.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sayın Erdoğan’a Kılıçdaroğlu’nun: “Saray CHP’yi karıştırıyor.” iddiası soruldu. Şöyle cevap verdi: “Bir kere oranın adı saray değil Külliye. Dedikleri de külliyen yalan. Bizim kendi işimiz gücümüz var. O işlerle ne yapacağız? Maalesef adresi yanlış göstermiş.” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok. Tayyip Hoca o işlerle uğraşacak birisi değil. Bir işine de gelmez ayrıca bir faydası da olmaz. Yani CHP’nin bölünmesi çok riskli olur çok yanlış bir şey olur. Neden istesin ki? CHP’nin en güzel yapacağı şey solun en sağına gidip modern dindar parti haline getirip partiyi atağa kalkmasıdır. O zaman zaten herkes destekler.

Başka seyircilerden.

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet görebiliriz. Viyana’dan Muhammed.

VTR: Sayın Adnan Bey, Cumhurbaşkanımıza neden bu kadar sahip çıkıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam özel yeteneği olan bir insan. Yani cesareti iyi. Sabrı, dirayeti iyi. Milliyetçiliği güzel. Dindarlığı güzel. Hamiyet-i İslamiyesi iyi. Korkak değil. Sebatlı ve inatçı. O yönleriyle bayağı faydalı. Çok çile çekti o zamanında. Bütün çocukluğu gençliği hep çileyle geçti. Gerçek dava adamıdır. Siyaset adamı değildir o dava adamıdır. Siyaseti davası için kullanıyor. Siyaset adamı değil. Hiçbir çıkarı da yok. Çok zorlu ve çileli bir hayatı var. Yetenekli, azimli ve liberal görüşlü. O yönüyle de güzel. Koyu Katolik, koyu Ortodoks Müslümanları da çok güzel koruyup kolluyor. Modern hayatın, modern insanların yaşantısına da kapıyı sonuna kadar açıyor. Güzel gidiyor ama bunun dozunu daha da artırabilir. Yani koyu Katolik, koyu Ortodoks Müslümanlara daha çok sahip çıkarak ve modern hayatı savunan, dekolte hanımları, modern geçleri, sanatçıları, sanatı, kaliteyi. klaslığı ayyuka çıkarabilir. Destek konusunda hiç tedirgin olmasın. Biz destekleyeceğiz onu destekleriz. Yani sonuna kadar da gider hiçbir şey olmaz. O vazifesini yapacak vazifesini yapıncaya kadar kimse onu durduramaz. Benim görüşüm Mehdiyet için de ideal Cumhurbaşkanı. Yani çok güzel olur. Mehdiyet devrinin ideal Cumhurbaşkanı bayağı güzel milleti idare eder. Çünkü Mehdi (as) siyasete karışmaz, o siyaset yönü çok iyi Tayyip Hoca’nın yani. Organize etmesi, teşkilatçılığı her şeyi iyi.

Türkiye’ye ben bakıyorum geçen gün anlattım ya ilaçlar. 80 liralık ilaç 8 liraya satılıyor. 100 liralık ilaç 10 liraya satılıyor. Hastaneler gürül gürül açık. Ekonomi fokur fokur kaynıyor gayet rahat. Bir ferahlık, bir bereket memleketin üzerinde sürekli duruyor. Hiçbir ekonomik kriz falan bir şey olmadı Türkiye’ye. Tayyip Hoca’yı da desteklemeye devam. Şahsını, AK Parti’yi değil. Benim AK Parti’yle alıp veremediğim yok. AK Partili değilim ben. Şahsını İngiliz derin devletin karşı sürekli koruyacağım ve kollayacağım. İnşaAllah kılına zarar getirttirmeyiz. Bak söylüyorum o vazifesini yapıncaya kadar kimse ona karışamaz.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: İstanbul’dan Osman Topşir Bey’in sorusu var.

VTR: Adnan Bey merhaba. Ben şöyle bir soru sormak istiyorum. Gelenekçi hocaların aksine siz sürekli Kuran’ın yeterliliğine vurgu yapıyorsunuz, dinimizi tam yaşayabilmek için yalnızca Kuran’a uymak yeterli midir?

ADNAN OKTAR: Önce bana dediler ki “Sırf Kuran’a uyarsan namazlar, oruç her şey bir acayip hale gelir. Yani din yarım oluyor.” dediler “Kuran’la”. Ayetlere baktım Allah “Ben her şeyi anlattım” diyor “çeşit çeşit örneklerle vurguladım. Her şeyi anlayacağınız şekilde bol detaylarla netleştirdim. Hiçbir ilave ek istemiyorum, çıkartma da istemiyorum.” diyor Allah. “Yaparsanız şirk olur.” diyor. Bir daha okuduk bayağı net. Baktım namaz var mı? Var. Oruç var. Eksiksiz. Yani eksik hiçbir şey yok. Ya diyor mesela: “Istakozun haramlığı geçmez.” diyor. Ya kardeşim ıstakozun haramlığı geçmiyorsa helal demektir. Ya mesela diyor: “Kan” diyor “abdesti bozar ama Kuran’da geçmiyor.” Allah Allah kardeşim Kuran’da kan abdesti bozmaz diyorsa bozmuyordur. “Ama Kuran’da yok.” diyor. Aklını başına al Allah aşkına. Kuran’da yoksa sen uydurdun demektir. Kuran’da yoksa daha ne istiyorsun? Yok işte. Niye dinin zorlaşmasını istiyorsun? “E Kuran’da başörtüsü yok.” diyor adam. E yok. Yok. Daha ne istiyorsun işte rahatlık güzel. Çarşaf var başörtüsü yok. Kuran tek başına yaşandığında din çok sade ve kolay oluyor. Helaller haramlar son derece kolay oluyor. Hayat ultra modern olur. Genç kızlar çok rahat, gençler çok rahat. Namaz kılanlar çok rahat namaz kılabilir. Abdest alanlar çok rahat abdest alabilir. Bütün baskı, üzerimizdeki o bütün zincirler gider. Alabildiğine özgür ve rahat bir hayata kavuşmuş oluruz. Dünyanın en ileri medeniyeti oluruz. İslam dünyaya derhal hakim olur. Avrupa’dakilerle ben mason arkadaşlarımla falan konuşuyorum. Rus masonlarla da konuştum Yunanistan’dan arkadaşımla da konuştum. “Eğer Hocam” diyor “senin dediğin gibiyse İslam, hepimiz Müslüman oluruz.” diyorlar. Bu ne demektir? Hazır herkes. Ama yeter ki sadece Kuran’a göre olsun. Hadise göre İslam’da İslam yok oluyor ve yok olacak, oluyor. Yani son aşamasında yetiştik elhamdülillah. Yok ediyorlardı İslam’ı İslam bitmişti yani.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet. Bir soru daha var. Görebiliriz.

VTR: Şehit olacak bir kimse şehit olmadan bunu önceden hissedebilir mi? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Çoğu zaman Allah ilham ediyor hayret ediyorum. Bak bu koçyiğit de fark etmiş son savcımız. Ben şehitlerin yüzde 90’ında bunu gördüm. Hepsi söylüyor. “Sakın ağlamayın.” diyor. “Şöyle yapmayın böyle yapmayın.” Ki mesela o savcının şehit edilmesi çok zor bir ihtimal. Savcılar çünkü beylik silahları da var koruması da var yanında. Olacak iş değil çok zor. Ama bak hissetmiş daha önce de söylemiyor yeni söylemiş bunu. Şehit olacağını biliyor. Allah ilham ediyor. Zaten o şehit olma anında da fark etmezler. Yani o hiçbir şeyi fark etmez. Mesela kurşunla vuruluyor aslanlar. Silah sesini duyar ama kurşunun vücuduna geldiğini görmez yani hissetmez. Yani son silah sesini duyar bir patlama sesi gelir o normal devam eder hayatına. Ondan sonra geçiş oluyor. Yani mantık değişiyor, boyut değişiyor. Boyut değiştiği için mantığı değişiyor. Çok makul geliyor. Nasıl biz rüyada mesela hayattayken insan birden rüyaya girdiğinde birden bir aleme geçiyor. Mesela arkadaşlarıyla sohbet ederken diyor ki  “Ben bir parça şöyle gözümü kapayıp sizi dinleyeceğim.” diyor değil mi? Onları dinlerken birden uykuya geçiyor bir rüya görmeye başlıyor. Silkinip birden kalkıyor değil mi rüyadan? “Rüya görüyordum.” diyor. Bak hemen boyutlardan boyuta geçiyor. Halbuki onların arasında. O da bir anda bir başka rüya boyutuna geçiyor o anda. Makul bir geçiş olur. Yani öyle şaşırmaz. Öldüğüne dair hiçbir alamet olmuyor yani ölme hissi hiç almaz. Onun için emin oluyorlar şehitler ölmediklerinden. Çünkü hakikaten ruh alınma yok. Azrail (as) gelmiyor. Nasıl inansın ki öldüğüne? Kan yok hiçbir şey yok.

Mesela bak Mehmet Gücüyetmez, Tendürek’teki kabadayı. Son paylaşımı internette. Yeni daha. “Sıcak evlerinde üşüyenler var, bir de karlı dağlarda vatan aşkıyla yananlar var. Biz vatan aşkıyla yananlardan olmayı seçtik.” diyor. Görüyor musun kabadayıyı?

GÖRKEM ERDOĞAN: Görebiliriz paylaşımını.

ADNAN OKTAR: Göster. Ya kardeşim işte bu aslanları götürüp hemen gasilhaneye götürüyorlar. Ya bırakın biz onlara o kanlı elbisesiyle bir sarılalım kardeşim. Yaklaştır yakından göster. Şu güzelliğe bak şu. Şu şehit güzelliğine bak yani. MaşaAllah. Ne mutlu sana, ne mutlu sana, ne mutlu sana. MaşaAllah. Allah bize de nasip etsin.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Sizi seven şehit bir kardeşimiz vardı o da eşiyle konuşmasında “Şehit mi olacağım acaba?” diye mesajlaşmış.

ADNAN OKTAR: Evet canımın içi o benim kitaplarımı hep okuyordu.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bugünkü çatışmada diğer şehidimiz Alper Seven. Resmini gösterememiştik.

ADNAN OKTAR: Alper’in şu yakışıklılığa bak, şu şehit nuruna bak yüzündeki. Görüyor musun? Elindeki yüzündeki nurdan anlaşılmıyor mu? Şehit nuru maşaAllah. Biz tozlu topraklı dünyada imtihana devam. Sen tozsuz topraksız cennet gibi ortamda yaşama devam. Onlar da orada imtihan oluyorlar. Pozitif imtihan onlarda. Negatif bir şey yok orada. Pozitif yani yine namaz kılıyor, oruç tutuyor, zekat veriyor ama negatif bir şey yok Allah’ın hikmeti. Yani mesela o çok ayrı bir sanat nasıl yapıyor Cenab-ı Allah? Allah’ın sanatına hayran olmamak mümkün değil. Hem imtihan da oluyor ama sadece tek yanlı. Mesela kir yok, toz yok. Hastalık yok, dert yok. Gayet makul geliyor. Aslında makul olan da o. Mesela öyle de imtihan edebilir ama işte onda yükselme olmuyor. Yani fazla yükselme imkanı yok. Çünkü şehit artık makamını almış onun bitmiş. Onunki netleştiği için orada imtihan da aslında bir nevi kalkıyor. Çok az sevap alabilir orada artık. Namaz kılıyor ama son derece kolay. Oruç tutuyor ama mesela oruç acısı, sıkıntısı çekmiyor. Sabah mesela uykuya kalkma şeyi yok. Mesela uyku zorluğu yok. Yorgunluk çekmiyor. Diyorlar ki “biz öyle imtihan olamaz mıyız?” Olursun da sevap alamazsın. Onlar en yükseğe kavuştukları için şehitlik makamına, sıddıkiyet makamı sadıklarla, şehitlerle beraber oluyorlar. Daha onun üstü yok işte. Onun içi orada artık imtihanın da bir ihtiyaç olmaktan çıktığını görüyoruz. Yani flu olarak devam ediyor flu. Bazı insanlar çok rahat yaşarlar. “Hiç ömrümde ben sıkıntı çekmedim.” diyor seviniyor. Felaket o. Nasıl, niye seviniyorsun ona? “Hiç zorlukla karşılaşmadım.” diyor. Yani başın belada demektir. Onun bir açıklaması yok ki. “Başım bile ağrımadı ömrümde.” diyor o zaman sen bir şeysin yani. Değil mi? Kork Allah’tan yani.

GÖRKEM ERDOĞAN: Şehit Savcımız Mustafa Alper’in zeybek oynadığı görüntüler var.

ADNAN OKTAR: Niye zeybek oynuyor? Çünkü kabadayı. Hakikaten gerçek kabadayı Savcı. Mesela darbe gecesi birçoğunun kanı iliği kurudu, höykürenler vardı biliyorsunuz. Eli ayağı boşanıp böyle sindirim sistemi bozulanlar oldu. Savcı darbeyi duyuyor, oradaki bu işe karışanların hepsini tutuklama kararı veriyor hemen saniyesinde dakikasında. Bak, duyuyor normalde adam der ki “Bir ortalığı bir anlayalım nedir kim ortada? Kim güçlü, kim doğru? Kim yanlış?” Gözünü kırpmadan hemen tutuklama kararı veriyor. Kim varsa oraya karışan, olaya karışan kimi tespit ettiyse hepsini tutuklama gece yarısı tak tak tak tak seri olarak tutuklama kararları çıkarttırıyor. Bu nedir? Kabadayı olduğunu gösterir. Memleket kabadayı kaynıyor. Bu memlekete güçleri yetmez.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Almanya’dan Ömer Korkmaz’ın bir sorusu var.

VTR: Sayın Adnan Bey, kıyamet ne zaman kopacaktır? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Şimdi tabii Kuran’da Allah kıyametin vaktinin gizli olduğunu söylüyor ama bir ayette de Allah “…neredeyse gizleyeceğim.” (Taha Suresi, 15) Diyor. Bak, “neredeyse gizleyeceğim.” Allah Katındadır, fakat alametleri var. Mesela Yecüc Mecüc, dabbetül arz, duhan zuhuru. “Kuran’da” diyor ki “kıyamet alameti Kuran’da geçmiyor” diyor. Sen ne konuşuyorsun? Duhan zuhuru. Ayet Duhan Suresi var. Nasıl geçmiyor? Yecüc Mecüc isimle geçiyor Kuran’da. Nasıl yok? Dabbetül arz. Son zamanda kıyamete yakın dabbetül arzın zuhur edeceği. Nasıl yok yani? Hayret ediyorum bu adamların pervasızlığına. Bütün kıyamet alametleri oluştu. Ama daha Yecüc ve Mecüc’ün zuhuru var. O İsa Mesih’ten sonra onlar. Yani kıyamete yakın çıkacaktır o. Yani bir kitle katliamı yapan bir topluluk ama büyük bir topluluk. Mesela kaç kişilik, belki bir milyar kişilik. Hepsi katillerden oluşmuş bir topluluk bütün dünyaya saldıracaklar, yani kitle katliamı yapacaklar. Normalde kıyametin vakti de geldi.

Muhammed Bakır (as) şöyle diyor. “Eğer imam Mehdi yeryüzünden bir saat çekilse” bir saat, “tıpkı denizin ehlini boğduğu gibi yeryüzü kendi ehlini yutar” “hemen dünya dümdüz olur” diyor. “Kıyamet kopar” diyor. Yani “bütün her şeyi yutar bitirir dünya” diyor. “Bir saat çekilmesi yeter” diyor yeryüzünden. Onun için Cebrail (as), Mikail (as), İsrafil (as), Azrail (as) titizlikle koruyorlar Hz. Mehdi (as)’ı. Üç bin melekle koruyor. Yani Hz. Mehdi (as)’a bir şey olsa derhal kıyamet kopar, yani anında kopuyor kıyamet.

Şimdi Bediüzzaman Said Nursi iki Kuran ayetinden bir de hadisten ebcedlerinden çıkartıyor, “üçü de tam mutabakat halinde” diyor. “Bu normal bir durum değil” diyor. “Bir olağanüstülük var” diyor. Üçü de mutabık, çok aynı. Hadisler tam mutabık, bak hadislerle tam mutabık. Çünkü 56, “5600 yıl geçti” diyor Peygamber (sav). “Yedi bin yıl” diyor. Yani 1400 ve 1500 arasında bitiyor. Yedi bin yılı hadislerle bunu anlıyoruz. Ayrıca Tevrat’tan alıyoruz. Tevrat’ta da yedi bin var. Onların takvimi de bitti, yani Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı için başka vakit yok. Yani Moşiyah’ın çıkışı için başka vakit yok. Hristiyanlara göre de başka vakit yok. Buna rağmen Bediüzzaman diyor ki “Allahualem ve bil sevap” diyor. “La ya’lemu’l-ğaybe illaAllah.” “gaybı Allah bilir” diyor. “Ama zannı galiple tahmin ediyorum 1545 gibi kıyamet kopacak” diyor. Ve üç inkılab-ı azimenin zamanını veriyor. Biri 1506, onu zaten bu nesil görecek. Bak, 1506. Dediği olmazsa desinler ki “hakikaten dediği çıkmadı bu kişinin, bu mübareğin” desinler. Bak, net tarih veriyor: 1506. 1506’yı görecek bu nesil,yani üç yaşında, iki yaşında çocuklar görecekler. 1506’yı görürler, yani çok rahat görürler. 1506’da bozulma başlayacak, bak, 1506’ya kadar “zahir ve galibane” diyor. 1506’dan sonra “gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesini yapmaya devam eder” diyor. Ama “1506 Hz. Mehdi (as) talebelerinin son zamanlarına bakar” diyor. Yani Mehdiyet 1506’ya kadar. Sonra yeni bir ekip devreye giriyor ama gizli ve mağlubiyet içerisinde. Artık ona Mehdiyet denir mi? Denmez. Yani küçük bir grup gizlilik içinde devam eder. Ama tahmin ediyorum herhalde masonik bir yapılanmayla devam ettirecekler, gizli, ona benzer. Yani kendilerini gizleyen bir yapılanmayla devam ettirecekler. “1506’dan 1543’e kadar” diyor. 1543’ten sonra işte o kudurma devri başlıyor onların. Ve 1545 gibi kafirin başına kıyametin kopacağına remzen işaret ediyor. Fakat birkaç kere de şaşırtmaca vermiş Bediüzzaman. Bir yerde “1560” diyor bir yerde de “1577” diyor. Ama bak ben söyleyeyim; 1545. Onu çünkü iki ayet ve bir hadisten çıkartıyor. “Allahualem” diyor, vurguluyor. Şeyi de uygun 45’ten sonra zaten 46 oluyor, yani rakam atlaması değişiyor. 45 sınır bir çizgi. 46 oldu mu zaten bitmiş oluyor. Hicri 1500 bitmiş oluyor. 1545’ten bir geçtiğinde 1500 bitmiş oluyor, geçiş olmuş oluyor. Allahualem 1545. Ama “en fazla 1577’ye kadar” diyor anlattığında. Fakat benim kanaatim Allahualem 1545. Bir de “akşam ezanı okunurken” diyor İstanbul esas alınıyor bu hadiste. İstanbul aleminin son merkezi esas alınıyor. İstanbul’da akşam ezanı okunurken. Yazsınlar bir yere o nesil. Bir kayanın üstüne yazdırta da biliriz istiyorlarsa. Bir yere koyalım. Yani “adam demişti de yanlış çıktı” desinler. Ama bak, 46’da o kayayı göremeyecekler. Yazdırayım bir kayanın üzerine, granitin üstüne yazdırayım, bir yere koyduralım. 46’da o kayayı görmezler. Tuzla buz olacak dünya. Yani boğaz iki taraf karşılıklı ya şimdi iki taraf bir kere bir birleşecek. Sonra geri açılacak yine birleşecek yine açılacak. Bilmiyorum ne hale gelir İstanbul yani. Bunu insanlar bu nesil görecek bu dediğim bozulmanın başlangıcını. Hakimiyeti zaten görecekler inşaAllah. Bediüzzaman ne derse çıkar kardeşim, öyle bir şey yok. Bak bir kere 12 Mart muhtırasını, 12 Mart’taki darbeyi ve terörün başlayacağını ayetten ebcedle çıkartıyor, söylüyor. Aynısıyla çıktı. 28 Şubat’ı net tarihiyle veriyor. “Tağut” diyor. Tağutun atağa geçmesi olarak söylüyor. Net söylemiş. “Mezar taşımı” diyor “mezarımı yıkacaklar. Mezarım yıkılacak” diyor. “Şu tarihte de öleceğim” diyor “Allah’ın izniyle. Rusya yıkılacak” diyor. “Mehdi 1980’de İstanbul’dan çıkacak” diyor. “Darwinizm’i, materyalizmi yıkacak” diyor. “En başta en birinci görevi o olacak” diyor. “Bambaşka olacak” demiş baksana Sungur Ağabey’e de. “Nur talebesi olmayacak, bambaşka olacak” diyor.

EBRU ALTAN: Darbe için de “kahraman ordu, imanlı millet” diye açıklıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii,darbeyi dağıtacak ordu” diyor “kahraman ordu ve imanlı millet bu gizli komiteyi” diyor. “Gizli komiteyi darmadağın edeceği rivayetlerden anlaşılıyor. Kahraman ordu ve imanlı millet” diyor hepsini söylemiş. Risale-i Nur’un yayılmasını, mesela Mehdiyet için başlangıcını ise “1956 yılı” diyor. “Bu yılda bir şey var çıkaramıyorum” diyor. “Ya yeni bir Nur-u Kuran” diyor. Yani “yeni bir Mehdiyet hareketi başlıyor” diyor. “ama tam çıkaramıyorum” hep böyle diyor. Hem açıklayacak hem “çıkaramıyorum” diyecek. Yani “nur-u Kuran başlıyor” diyor. “Yeni bir nur-u Kuran” diyor. Hep öyle diyor nezaketiyle. Mesela dabbetül arzda şunda bunda her şeyde öyle konuşuyor. “Öbür meseleler gibi bedahet derecesinde bilememekle beraber” diyor. “Gaybı Allah bilir” diyor. “Herhalde şöyle olacak” diyor. Dediği gibi çıkıyor aynı. Menderes’in asılacağını söyledi. Aynı dediği gibi çıktı. Talebelerine ne dediyse tamamı hepsi çıktı.  Mesela tutuklanacak olanları söylüyor. “Sen tutuklanacaksın” diyor. Tutuklanıyor. Ona da söylüyor.

EBRU ALTAN: “Ben hayattayken sana hiçbir şey olmayacak, ben seni koruyacağım” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Bir tane iki tane değil, hepsini söylüyor. Mesela Romanya’da, komünistti Romanya “orada Kuran dağıtılacak” diyor. Oluyor, dediklerinin hepsi oluyor. Mesela diyor ki “Ca-yı dikkattir ki, birinci ayet “Hâ mîm” olan Sûre-i Mü’min’de” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîm” “Bu Kitab’ın indirilmesi, Aziz, Alim olan Allah’tandır” makam-ı cifrîsi, bazı mühim âyetler gibi 1370’e (Miladi 1951’e) bakıyor. Acaba on beş-yirmi sene sonrası” 1. Şua 1936’da telif ediliyor. Şimdi yirmi sene sonrası 1956 ediyor. Otuz altı, yirmi daha: elli altı. Bak, diyor ki; “yirmi sene sonrası başka bir nur-u Kuran zuhur mu edecek acaba?” Diyor. Bak, üslubu görüyor musun? “Yahut” diyor, şimdi kapama yapıyor. “Risale-i Nur’un bir inkişaf-ı fevkalâde ile bir fütuhatı mı olacak, bilemediğimden o kapıyı açamıyorum.” Diyor. Daha ne diyeceksin işte? Anlatmışsın. Bu ikincisi kapama, öyle yapıyor genellikle. Önce açıklıyor sonra kapama cümlesi kullanıyor. Onunla kapatıyor, bu nezakettir. Yoksa verdiği tarihler benim anladığım Hızır (as)’dan aldığı bilgiler. Mesela “1956 nifakın sükutu” diyor ayrıca. Yani Mehdi’nin başlangıcı olarak Mehdiyet’in. Mesela “Risale-i Nurlar serbest bırakılacak” diyor. “Radyolardan okutulacak” diyor. Radyodan, yani “devlet okutacak” diyor. Yani “Diyanet eliyle de basılacak” diyor. Dedikleri aynısıyla oldu. 12 Mart’ı söylüyor. 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı, Balkan Harbi’nin ebcedlerini çıkartıyor. Onları gösteriyor. Trablusgarp Savaşı’nın ebcedini gösteriyor. 1979-80 yıllarında Mehdi (as)’nin çıkacağını İstanbul’dan çıkacağını söylüyor.

EBRU ALTAN: Menderes’in geziye gitmemesi için uyarıda bulunuyor.

ADNAN OKTAR: “Menderes sakın gitmesin” diyor. “Haber söyleyin” diyor. Gidiyor zaten uçak kazası oluyor. Mesela şiirinde yaşını veriyor mesela o 86 “Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde Said'den yetmiş dokuz emvat” diyor. “bâ-âsâm âlâma” diyor. 1379’da vefat ediyor. Bak, 79 diye söylüyor. Açıkça 79 vefat tarihini veriyor, 79. “Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş” diyor 1980’de mezarının yıkılacağını söylüyor. Bak, bir yıl sonra tarihini de veriyor, mezarının yıkılış tarihini. Normal mi bunlar? Darwin’in zamanını veriyor. Darwin’in vaktini veriyor. 1887 diye, o kitabının basılmasının tarihini ebcedini Kuran’dan çıkartıyor. Yani fitnenin başlangıç aşaması olarak söylüyor. Ama Darwinizm’den hiç söz etmiyor Bediüzzaman. Yani tamamını Hz. Mehdi (as)’a bırakmış. “Birinci vazifesi Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir etmek” diyor “Hz. Mehdi (as)’ın. Her şeyden önce onunla uğraşacak” diyor. “Birinci olarak.” İstanbul’da çıkacağını söylemesi mesela çok acayip. Darwinizm’i nereden bilir? “Darwinizm, materyalizm onu hedefleyecek” diyor. “Siyasete karışmayacak” diyor. “Siyasetten uzak duracak” diyor. “Risale-i Nur'u hazır bir programı olarak neşir ve tatbik edecek” “Risale-i Nur’dan istifade edecek” diyor. “Risale-i Nur’un asıl sahibidir” diyor. Nurcuları beğenmiyor Allahualem. Yani değil mi “asıl sahibi” niye desin? “Asıl sahibi Nurcular” demesi lazım, demiyor.

EBRU ALTAN: Sungur Ağabey’e de “Mehdi bambaşka olacak” demiş.

ADNAN OKTAR: Evet, o çok garip yani.

Mesela “Ğasikin iza vekab” şeytandan Allah’a sığınırım. “Karanlık çöktüğünde geceden” kelimeleri bu zamana değil, belki “Ğasikin” karanlığın en koyu hali, (1161-1747) “iza vekab” şeytandan Allah’a sığınırım. “iyice çöktüğü” 810 ederek, yani 1407 ederek, “o zamanlarda ehemmiyetli maddi ve manevi şerlere işaret eder. Eğer beraber olsa, Miladi 1971 olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir” diyor. Bu çok acayip. “Yirmi sene sonra şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak.” Diyor. Terörün başlayacağı tarihi veriyor. Mesela Avrupa Birliği’nin oluşacağını haber veriyor. “Avrupa birleşecek” diyor. Avrupa Birliği oluştu. “İslam alemi de birleşecek” diyor ama. “Avrupa’da bir İslam devleti olacak” diyor. Bosna’da oluştu. Mesela Ceylan’a diyor ki talebelerinden. “Senin hayatın Nurlara aittir oğlum” diyor. (Ceylan Çalışkan) “Eğer sen dünyaya dönersen senin hayatın pek kısa olacak” diyor. Hakikaten Ceylan Çalışkan Bediüzzaman’ın vefatından sonra İstanbul’a yerleşip evlenip iş kuruyor. Ancak işini kurduktan kısa bir süre sonra otuz üç yaşında vefat ediyor. “Eğer devam edersen çok uzun yaşayacaksın” diyor Risale-i Nur’da. “Ama ayrılır da ayrı bir hayat kurarsan çok kısa yaşayıp öleceksin” diyor. Dediği aynısıyla çıkıyor. Zaten Hızır (as)’la olan görüşmeleri konuşmaları çok net anlatıyor zaten. Onu anlatmıştım biliyorsunuz.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bir videomuz daha var.

VTR: Adnan Bey size sevgi birliği hakkında bir şey sormak istiyorum. İnsanların ne yapması lazım sevgi için? Nelerde bulunması lazım? Ne faaliyetler göstermesi lazım bunu öğrenmek istiyorum sizden. Fikirlerinize saygı duyuyorum. Sizden çok şeyler öğrendim ve sizi takip ediyorum. Herkese de öneriyorum.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sevgi için en başta Allah’tan korkmak lazım, Allah’a inanmak lazım, Allah’tan korkmak lazım. Ondan sonra sevginin kapısı açılır. Ondan sonra o tutku derecesinde gelişir. Ama Allah’tan korkmadan, Allah’ı sevmeden sevgi mümkün değil kilitlenir. İnsanın beyni ona kapanır. Ama Allah’tan korkarsa insan, Allah’ı severse sevgi her tarafa doğru yayılıyor. İnsanlara, Allah’ın yarattığı mahlukata, bitkilere her şeye yayılır.

Şimdi kısa bir ara verelim. Şu Fikret başörtüsü konusunu bir daha anlatsın. İyice bir ezberlensin o.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü