Harun Yahya

Sohbetler (16 Mayıs 2017; 16:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ASLI HANTAL: Adnan Oktar’la Neşeli Saatler programımıza başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Şu şeye çok bozuldum “Türkiye’de Suriyeli istemiyoruz” diye etiket yapmışlar. Ne kadar ayıp. Bu nasıl bir vicdan? Allah’tan korkmak lazım. Sen orada olsan Suriye’de sığınacak yer yok nereye gideceksin? En yakın yer Türkiye. Suriyeli istemiyoruz deseler sana ne yapacaktın? Öyle bir kafa olur mu? Biz de “Suriyelileri seviyoruz” diye etiket yapalım. Öyle mantık olmaz Allah’tan korksunlar, ehli vicdan olsunlar. Ne kadar korkunç değil mi? Orada savaş var. Her gelen adam öldürüyor. Hangi grup olursa olsun adam öldürüyor. Ne yapsınlar? Gelmiş Türkiye’ye sığınmışlar Allah rızası için. Biz de kardeşimiz olarak onlara bakıyoruz. Nereye gitsin adam, peki ne istiyorsun? Geri gönderelim diyor. Kardeşim öldürecek adamlar. Olsun diyor. O zaman insaf yani. Vicdanına ne oldu o zaman senin? “Suriyelileri seviyoruz” diye etiket yapalım kardeşlerimiz de çok iyi desteklesinler. Yazık günah adamlar acayip tedirgin olur. Şimdi Suriyeli bir vatandaşı düşün bir yerde oturuyor kiracı “Suriyeli istemiyoruz” diye etiket. Sokağa çıkıyorlar laf atıyorlar falan. Böyle bir felaket olur mu? Böyle bir bela olur mu? Bu nasıl bir laf?

Erdoğan Hocam’la Trump görüşüyor değil mi? Ne oldu neler geçti?

ASLI HANTAL: Evet onları okuyalım inşaAllah. Cumhurbaşkanı ve Trump bugün Beyaz Saray’da bir araya geldi. Trump görüşme sonrası komünizme karşı mücadelede Türkiye’nin öneminden bahsetti ve şunları söyledi; “Erdoğan’ı konuk etmekten şeref duyuyorum. Türkiye komünizmle savaşta son derece önemli bir ülkeydi. Sovyetler Birliği’ne karşı efsanevi bir varlık gösterdi. Türk askerleri Kore’de Amerikan askerleriyle omuz omuza savaştılar ve kahramanlıkları unutulmaz. Onların cesaretleri bizim askerlerimizin hala unutmadığı şeylerden biridir. Komutanlarımız Türk askerlerinin şerefini hep övmüştür. Şu anda terörle mücadelede yeni bir düşmanımız var ve beraber mücadele veriyoruz. Türkiye’yi DEAŞ gibi PKK’yla mücadelede destekliyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, özel de konuştular inşaAllah hayır olur.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da görüşme sonrası yaptığı açıklamalar var. Şunları söylüyor Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamasında; “Sayın Başkana FETÖ terör örgütü hakkındaki beklentilerimizi açık bir şekilde ifade edeceğim. YPG, PYD terör örgütünün muhatap olarak alınması bu konuda küresel düzeyde verilen mutabakata kesinlikle uygun değil. Amerika ve Türkiye arasındaki işbirliği çok önemlidir. Suriye ve Irak’ta atabileceğimiz ortak adımları değerlendirdik. Tabii Sayın Trump’ın seçim zaferi yeni beklentilerin doğmasına umutların filizlenmesine yol açmıştır” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani aslında Suriye meselesi durmaz tabii. Hz. Mehdi (as) zahir oluncaya kadar devam edecektir. Açık açık buradan söylüyorum. Her iki uç fikir, hatta dört uç fikir, hatta beş uç fikir birbiriyle çatışacaktır. Ancak Mehdiyet’te ittifak edince, ortak bir düşüncede ittifak edince bu durur. Onun dışında devam eder.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Trabzon’da arama tarama çalışması yapan askerlere PKK’lı bir terörist tarafından ateş açıldı. Uzman çavuş kurtarılamayarak şehit oldu. Bölgeye Gümüşhane ve Trabzon’dan özel harekat birlikleri sevk edildi. Bölgede oturan kimi vatandaşlar da operasyona destek vermek için hazır bekliyor. Daha önce de Ordu bölgesinde PKK’lı teröristlerin sızma yapma amacıyla yaptığı girişimler halkın askerle birlikte silahlanarak operasyona çıkmasıyla püskürtülmüştü. Şehidimiz Uzman Çavuş Osmangazi Çetingöz.

ADNAN OKTAR: Nasıl nurlu, nasıl temiz. Ağabeyinin canı. Cennet güzeli maşaAllah. Allah o şerefini ailene de sirayet ettirsin. Ailen de inşaAllah cennetle cemalullahla şereflensin senin gibi. Ne mutlu sana. Ne güzel bir şeref. Allah şehadetini makbul etsin, kabul etsin, meşhur etsin.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Yeni makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyoruz. Merkez Londra’da bulunan Arapça günlük gazete El Kuds El Arabi’nin hem internet hem de basılı yayınında “Musul’da çözüm için savaşa değil birliğe ihtiyaç var” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda başta Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Irak ve Suriye olmak üzere İslam devletlerinin bir araya gelerek mezhepsel farklılıkları tamamen bir kenara bırakıp insanları şiddete sürükleyen ideolojik sebepleri ortadan kaldırmaları gerektiğini vurguluyorsunuz. Tüm dünyada ve Musul’da meydana gelen sorunların sadece işbirliği, dayanışma, uzlaşma, sevgi ve samimiyet ile çözülebileceğini anlatıyorsunuz.

Merkezi Londra’da bulunan Irak’ın günlük Arapça gazetesi olan Az Zaman’ın hem basılı yayınında hem internet sitesinde “Balkanların ihtiyacı gerilim değil uzlaşma” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda savaş, çatışma ve gerginlik ile bir kazanç elde etmenin mümkün olmadığını anlatıyorsunuz. Kuran’da ve İncil’de kin, öfke, nefret ve kan davası olmadığını af, sevgi, dostluk, merhamet olduğunu vurguluyorsunuz. Bu yüzden Balkanlardaki ülkelerin aralarındaki tarihsel sorunlara son verip birbirlerine anlayış ve sevgi ve içinde yaklaşmaları gerektiğini belirtiyorsunuz. Az Zaman’da ayrıca “Dünya kayıp on bin mülteci çocuğa karşı kayıtsız” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Merkezi Bağdat’ta bulunan bağımsız ve sol çizgiye sahip Arapça günlük gazete Almada’da “Beş göz tek beyin” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda İngiltere, Amerika, Kanada, Avusturalya ve Yeni Zelanda’da oluşan ortak istihbarat ağı Beş Göz’den bahsediyorsunuz. Beş Göz’ün faaliyetlerinin hiçbir yasa ve sınır tanımadan özel hayat ve mahremiyeti hiçe sayarak tüm hızıyla sürdürdüğünü vurguluyorsunuz. Bu nedenle Beş Göz benzeri yapılarla en iyi mücadelenin onları deşifre etmek ve sakladıklarını karanlıklardan aydınlığa çıkarmak, şeffaflaştırmak olduğunu vurguluyorsunuz. Bu mücadelenin başarılı olabilmesi için de iyilerin ittifak etmesinin önemini anlatıyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Rayah’da “Tek çıkar yol” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Kuran’da yeri olmayan ancak din adına uygulanan vahşi uygulamaların sadece geniş çaplı bir eğitim politikasıyla ortadan kaldırılacağını, radikalizmin çözümünün sadece Kuran’da olduğunu anlatıyorsunuz.

Merkezi Cidde’de bulunan Suudi Arabistan’ın en köklü günlük gazetelerinden El Bilad Daily’de makaleleriniz yayınlanmaya başladı. İlk olarak “Muhteşem bir yaratılış gerçeği DNA” başlıklı makaleniz yayınladı. Yazınızda her biri bir milyon sayfaya eş değer bin ciltlik kitap bilgisine sahip DNA’nın olağanüstü yapısının bir yaratılış harikası olduğunu anlatıyorsunuz.

Bu haberimiz de El Bilad Daily okuyucularından size gönderilen bir fotoğraf. Sizin yazınızı size göndermiş.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Yani Mehdiyet gelir bu sıkıntılar bu uzaklıklar biter o anlamda.

Ümmeti Muhammet ne diyor bize, sorular ne diyorlar?

GÜLEN BATURALP: Beşiktaş’tan Mevlüt Bey sormuş.

VTR: Beşiktaş’tan Mevlüt. Benim sorum, eğitim sistemi değişecek mi?

ADNAN OKTAR: Eğitim sistemi değişsin diye uğraşıyoruz. Önce Darwinist, materyalist eğitimin kaldırılması lazım. Bir de bu ezberci eğitimin kaldırılması lazım. Tahta sıralara falan çocukları sokup öyle değil, geniş salonlara getirirsin, sinema filmiyle öğretirsin. Ve burnundan getiren bir üslup gibi geliyor bana bu imtihanlar şunlar bunlar falan. Buna da gerek yok. Genel kültür sohbet edersin çocuklarla. Oradan onun genel kültürünü anlarsın üslubundan, konuşmasından. Hocaların kanaat notu olması lazım. Bir çocuğun, bir gencin kültürlü olup olmadığına kanaat getirir hocası. Ayım bayım olarak öyle imtihan olmaz, benim kanaatim.

Evet, kitap dağıtanlar falan. Güzel bir hizmet bu. Evet, dinleyelim.

ASLI HANTAL: Tamam. Geçtiğimiz hafta sonu sizin eserlerinizin ücretsiz hediye edildiği yerlerle ilgili bilgi vermek istiyorum. Gemlik’te beş bin adet ‘Allah akılla bilinir’ eseriniz, Sakarya Hendek’te iki bin beş yüz adet iman hakikatleri eserleriniz, Bandırma’da dört bin adet iman hakikatleri eserlerinizden halka ücretsiz hediye olarak dağıtıldı. Dağıtıma Bursa, Bandırma, Balıkesir, Sakarya, Akçakoca, Gemlik ve Hendek’ten yaklaşık elliye yakın kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel. Adımlarına, nefeslerine Cenab-ı Allah sevap nasip etsin. Oraları ışıklandırmış, nurlandırmışlar. Çok güzel olmuş.

ASLI HANTAL: Bosna’da da kitaplarınız dağıtıldı. Yine geçtiğimiz hafta sonu Bosna’da sizin on bin adet ‘İslam terörü lanetler’ eseriniz halka ücretsiz olarak hediye edildi. Başkent Saraybosna ve Mostar’daki dağıtıma 11 kardeşimiz katıldı. Bosna halkı Sayın Adnan Oktar’a ve eserlerine çok büyük ilgi gösterdi. Kitabın yanında, ‘PKK Kürt halkının temsilcisi değildir’ broşürü de on bin adet dağıtıldı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel olmuş. Bosnalılar güzel insanlar. Anadolu’dan bir parça gibi Bosna. Allah hepsine bereket, sağlık, sıhhat, selamet versin, hidayet versin. Çok çok güzel olmuş. Aydınlık yüzleri daha da aydınlanmış.

ASLI HANTAL: Ayrıca dağıtım haberi Bosna’daki günlük bir gazete olan Oslobodenje’de yer aldı. Bu ön sayfası, ilk yani kapak sayfası. Burada da arkadaşımız İbrahim Tuncer’i görüyoruz haberle birlikte.

ADNAN OKTAR: Aferin.

Evet, sorulara geçelim.

ASLI HANTAL: Bir izleyicinizin sorusu var.

VTR: Çok saygıdeğer Hocamız, öncelikle hürmetlerimi sunarım ve sizi büyük bir zevkle dinliyoruz ailece. Size şöyle bir sorum olacak; Bir insan çölde kalır ve namaz kılmaya çalışırsa, kıbleyi bilmiyordur yönünü. Hangi tarafa dönmesi gerekiyor. Ya da farklı bilmediği bir yöne dönerse kabul olur mu namazı olmaz mı? Hürmetler, hayırlı akşamlar. Ellerinizden öperim, saygılarımı sunarım.

ADNAN OKTAR: Fıkıh konusunda bir bilgim yok ama kulak dolgunluğu söyleyebilirim. Önce güneşe göre, aya yıldızlara göre yönünü tayin etmesi lazım yani kıbleyi tespite çalışması lazım. Yosunlardan da anlayabilir, birçok şeyden anlayabilir. Ama hiç anlayamazsa zannı galiple herhangi bir yöne dönüp, Allah rızası için namazını kılar. Tabii ki de namaz geçerli olur. Din öyle açmaz oluşturan, insanı açmazlar içinde sürükleyen bir din değil. Allah bizim samimiyetimize göre ibadetlerimizi kabul ediyor. Orada esas olan samimiyettir. Dolayısıyla tabii ki kabul olur. Ama Mehmet Talu Hocam’a sorsun. O çok iyi bilir.

Evet.

GÜLEN BATURALP: İzleyicilerimizden İsmail Bey’in bir sorusu var.

VTR: Önceki darbelerde insanları sağcı-solcu diye ayırdılar, birbirine düşürdüler. Aynı şeyi şimdi ülkemizde Kürt-Türk diye ayırıyorlar. Ama hepimizin kardeş olduğunu biliyoruz biz. Bunun önüne nasıl geçeceğiz?

ADNAN OKTAR: Eskiden Kürt kardeşlerimize hakikaten saygı yoktu. Ben hatırlıyorum, biliyorum. Köyde de bilirim ben. Kürtler falan vardı. Çocukların falan herkesin acayibine giderdi. Mahallede de öyle Kürt derlerdi. İlginç bulurduk. Sanki haşa ikinci sınıf bir vatandaşmış gibi bir his oluşurdu. Sonra son dönemlerde yani 1980’lerden sonra Kürt kardeşlerimizi insanlar daha yakından tanıdılar. Baktılar ki Kürt mert, dürüst, efendi, sevecen ve güzel insan. Parlamentoda gördüler, devlet dairelerinde gördüler, her yerde gördüler. Anadolu’nun o mazlum, dindar, efendi, yiğit, delikanlı, kabadayı insanlarını çok takdir ettiler ve o kafa tamamen ortadan kalktı. Türkiye’de artık Kürt dedin mi birinci sınıf kaliteli insan akla geliyor. Hiç kimse artık Kürt’ün aleyhinde bir ruh halinde değil. Ben, öyle olsa görürüm sokakta. Çok nadir böyle sevgisiz, merhametsiz, şefkatsiz, hayvan gibi karaktersiz insanlarda bir tek Kürt’e karşı değil; Rus, Rum, Ermeni, Arap, Suriyeli hepsine karşı nefret var. Bu zaten mahluk bu, hayvan bu. İnsan bunu diyor demeye gerek yok. Ha köpek havlamış, ha o onu demiş. Dolayısıyla Kürt kardeşlerimiz, milletimizin şerefli fertleridir, yücedirler, değerlidirler. Benim çok fazla Kürt kardeşim var. Kız arkadaşlarımın çoğu da Kürt’tür benim. Burada da Kürt olan kız arkadaşlarım var. Daha demin gitti benim Kürt arkadaşlarım. Son derece efendi ve merttirler, delikanlıdırlar, haysiyetli, namuslu, dindar, aklı başında insanlardır. Kürtler aleyhine konuşanlar, ahlaksız, haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz adamlardır. Haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz adamın lafını etmeye de gerek yok.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Gazeteci Tayyar Işıksaçan Bey’in bir sorusu var size.

VTR: Adnan Hocam merhaba. Türkiye’nin İslam dünyasının lider ülkesi olacağına inanıyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Merhaba. Bu klasik gelenekçi yapıyla zaten olmaz. Çünkü neden olmaz? Teknik olarak imkansız. Türkiye’de bir kere Sünni inanç hakim, Sünnilik. Ağırlık Sünni’dir. Şia ile asla birleşmez, Vahabi ile asla birleşmez. Zaten buradan teknik olarak bitmiş, mümkün değil. O zaman Şia üstü, Sünnilik üstü, Vahabilik üstü bir fikir ile imanla, inançla birleşebilir. Kimdir bu? Mehdiyet ve Mehdi’dir. Nokta-i istinat Mehdiyet ve Mehdi olacağı için bu birleşme olacaktır. Nasıl olacak? Hayrettir olacak işte. Mesela şu an Mehdiyet aleyhtarlığı dünya tarihinin en yüksek noktasına çıktı. İslam tarihinde böyle bir Mehdi aleyhtarlığı hiç olmamıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın öncülüğü ve gayretiyle yetmiş bin camide Mehdi’nin gelmeyeceği, Mehdiyet’in gerçek olmadığı, Mehdi’yi beklememek gerektiği hutbelerle halka ilan edildi. İslam tarihinde bu yok, hiç olmayan bir şey. İşte bu Mehdi’nin çıkışının imzası bu. En büyük alametlerindendir. 2017’deyiz büyük olaylar olacak 2017’de. Henüz daha başlamadı. Allah saklasın milletimizi, Allah muhafaza etsin. 2018’de de çok büyük olaylar olacak. 2019’da da bayağı büyük olaylar olacak ve Mehdiyet 2021 gibi güneş gibi doğacak. Ben buradayım, herkes de burada, göreceğiz inşaAllah. Allah’ın kaderini kimse durduramaz. Allah istedi mi oluyor. Dediler ki “Mehdilik hikaye. Mehdiyet olur mu? Rüya görüyorsunuz.” Sahte Mehdiliğin Türkiye’yi teslim alması yarım saat arayla hatta 15 dakika arayla durdurulabildi. Bak, sahtesinin Türkiye’yi teslim alması 15 dakika arayla durdurulabildi. 15 dakika gecikilse Türkiye’yi teslim almışlardı, sahtesi. Gerçeği yolda. Gerçeğinde kan yoktur. Gerçeğinde şiddet yoktur. İngiliz derin devletiyle bağlantı yoktur. Gerçeği sadece Allah’a bağlantılıdır. Sadece Allah’ın rızası vardır, sevgi vardır, merhamet, şefkat, barış ve kardeşlik vardır. Dolayısıyla Mehdiyet’i göreceğiz. Türk halkının yüzde yetmişi Mehdi’yi bekliyor yapılan anketlerde. Türkiye çapında anket yapıldı, resmi anket, bildiğin anket. Yüzde yetmiş, gözlerime inanamadım. Türkiye’nin geneli. Yüzde yetmiş ne demek? Her kim olursa olsun soruyor “evet Mehdi gelecek bekliyoruz” diyorlar.

EBRU ALTAN: Alametlerini çok iyi biliyorlar. Fiziksel özelliklerini anlatıyorlar, nereden çıkacağını biliyorlar.

ADNAN OKTAR: Hepsini biliyorlar. Daha da ilginci diyorlar ki “ben göreceğim” diyor. Yüzde yetmiş bizim zamanımızda çıkacak diyor. Adamların dudakları uçukladı. Bir daha da anket yapmak istemiyorlar bu konuda. Nereden yaptık der gibi.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Kaan Bey bir soru sormuş size.

VTR: Ramazanda hocaların belirli bir ücret karşılığında programa çıkması doğru mu, yanlış mı?

ADNAN OKTAR: Kuran’da en çok vurgulanan hususlardan birisi budur. “Sizden ücret istemeyenlere uyun.” diyor Allah. Sürekli tekrar eder; “sizden ücret istemeyenlere uyun. Çünkü onlar Mehdilerdir (Muhtedun).” (Yasin Suresi, 21) Adam geliyor, konferansa gelmiş arabasında, lüks arabası. Arabasından inmeden önce o konferansı düzenleyenleri arabaya çağırıyor, pencerenin camını açıyor; “parayı getirdiniz mi?” diyor. “Hocam parayı getirdik ama on bin lirası eksik” diyorlar. Yani öyle esaslı bir para istiyor zaten. Yetmiş bin lira mı ne? “O zaman tamam” diyor. Pencerenin camını geri kapatıyor, çekip gidiyor. “O parayı tamamlayın ondan sonra gelin” diyor. Kimi seksen bin lira, kimi yedi yüz bin lira. Ucu bucağı yok, akıl alacak gibi değil. Hayret edilecek bir şey bu. Sonra diyor “ben Suudi Arabistan’a gidip sakal bırakıp sade bir hayat yaşayacağım” diyor. “Allah’a çok şükür” diyor. “Püfür püfür Dubai’de çoluk-çocuk gezeriz” diyor. Biz burada Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele veriyoruz, PKK’ya karşı mücadele veriyoruz, Allahsız, komünistlere karşı ilimle irfanla mücadele veriyoruz. İman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatıyoruz. Bin bir zorlukla mücadele veriyoruz. Sahte masonlar, ateist masonlara karşı mücadele veriyoruz. İngiliz derin devletiyle muazzam bir bilimsel çatışma içindeyiz. Gecemiz, gündüzümüz yok. Hiçbir şekilde tatil yapmıyoruz. Bak adam “tatile gideceğim” diyor. “Biraz daha para kazanayım” diyor. “Çuvalları doldurayım sakal bırakacağım, Suudi Arabistan’a tatile gideceğim” diyor. “Dubai’ye falan, arada sırada Türkiye’ye uğrarım” diyor. “Fethiye Ölüdeniz yazın sıcak olduğunda ne yapacağız? Çoluk-çocuk yüzmeye geliriz arada sırada” diyor. Adamlarda kafa bu.  

Evet.

ASLI HANTAL: İstanbul’dan Turan Uysal Bey’in sorusu var size.

VTR: Efendim merhaba. Benim sorum, insanın yaratılış özelliği ile alakalı. Natürel nedir? Sizden bunun açıklamasını rica edeceğim. Bilgi edinmek istiyorum. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: İnsan nasıl yaratıldı? Zer alemi, an içinde bak saniyenin milyonda biri değil, trilyonda biri değil, katrilyonda biri değil. Aniden bütün insanlık, gelmiş geçmiş bütün insanlık zer aleminde bir anda yaratıldı. Tam teşekküllü. Sonra oradan insanlar teker teker, anneden babadan oluyor gibi gösterilerek dünyaya sunuluyorlar zer aleminden. Halen devam ediyor bu sunma. Kıyamete kadar da devam edecek. Dolayısıyla öyle çamurdan evrimleşme falan yok. Ama Hz. Adem (as)’i mesela Cenab-ı Allah zer aleminden dünyaya getirişi şöyle oluyor. Önce balçıktan, kaliteli balçıktan, tam anlamıyla insan biçiminde Allah “İki Elimle yaptım” diyor ama bak, “İki Elimle.” Allah insan şeklinde tezahür edip yani tecelli edip insan şeklinde mükemmel bir porselen heykel yapıyor. Ateşte pişmiş gibi yapıyor onu bir anda. Şu taş mankenler var ya onun çok kalitelisini düşünün, satılıyor Japonlar falan yapıyor. Onun gibi böyle duruyor, bakıyor. Allah “buraya gel” diyor. “Derhal ya Rabbi” diyor. O kadar. Zer aleminden alınışı bu şekildedir. Meleklerin hoşuna gitsin diye yapıyor. Yoksa o, o anda orada yaratılmıyor. Zaten var zer aleminde Adem (as). Cenab-ı Allah diyor ki “Ben seni şu an cennette yarattım, şu an cennettesin. Eşini de yaratacağım” diyor. “Beraber burada yaşayacaksınız ama” diyor “orada bir meyve ağacı var onu yeme, ondan uzak dur o kadar, başka haram yok” diyor. “Yasak o var” diyor. Şeytan diyor ki “Bak sana bir şey söyleyeceğim. Ben o meyveden yedim, ben sonsuz oldum” diyor. “Artık ben ölmeyeceğim” diyor. “Sen şimdi o meyveden yemedin” diyor. “Allah sana söylemiyor” diyor. “Sen bir süre sonra öleceksin” diyor. “Sen sonlusun” diyor. “İstersen git, o meyveden birkaç lokma dahi yesen o senin vücuduna geçecek, onun etkisiyle sen ölümsüzlüğü kazanacaksın” diyor. Önce Hz. Adem (as) direniyor, sonra aklına yatıyor. Allah diyor “onda biz sebat bulamadık” diyor Adem (as)’de. Yani “Direnç bulamadım Ben, direnemedi” diyor. Gücü yetmiyor karısıyla beraber gidip oradaki meyveyi alıyor, yiyor. Onun vücuduna geçip hakikaten sonsuz olacağını düşünüyor. Yediği an üzerindeki elbiseler bir anda yok oluyor cennet elbiseleri. Zaten -nasıl söyleyelim- madde değil onlar, o cennet elbiseleri. İnsan da madde değildir, bizim anladığımız anlamda madde değildir. Cennet elbiseleri kalkınca cinsel organları görünüyor. Annemiz de babamız da her ikisi de açık halde oluyorlar. Oradaki geniş incir yaprağı gibi cennette bulunan bir ağacın yapraklarını koparıp Hz. Adem (as) önlük gibi önüne bağlıyor. Havva annemiz de bağlıyor. Havva annemiz ayrıca göğüslerinin üstünü de örtüyor. İşte kıyafet budur. Kadının kıyafetini ilk Hz. Havva (as) annemiz uygulamıştır. Allah Katında kıyafet budur. Kuran’da ayetle açıklanıyor bu. Diyor ki “olmaz” diyor. Allah beğeniyor işte, sen beğenmiyorsun ama Allah beğeniyor. Masonlukta önlük işte onun için takıyorlar onlar da. Hz. Adem (as)’’den kalmadır onlardaki adet. Ama tabii olay onunla bitmiyor. Bakıyor doğal ihtiyaçlarının olduğunu anlıyor. O zaman ağlıyor. Çok üzülüyor Hz. Adem (as), öyle bir şey hiç ummuyor öyle bir şey olacağını. Sık sık her gün doğal ihtiyaçları olduğunu anlıyor. Mesela üşüdüğünü görüyor, sıcaktan bunalıyor. Halbuki cennette bunların hiçbiri yok. Hastalık var. Her gün yeni bir şey buluyor mesela tırnakları uzuyor. Tırnaklarını kesmesi gerekiyor. Sakalı uzuyor, onu kesmesi gerekiyor. Saçı uzuyor, banyo yapması gerekiyor. Ucu bucağı yok yani. Bitmiyor, her gün bir şey. Muazzam pişman oluyor, defalarca tövbe ediyor. İşte ululazm peygamber olmuştur Hz. Adem (as) biliyorsunuz. Sonra onun oğullarından birçok ırklar türedi. Oğullarından bazı çocukları zenci olarak doğdular sonradan. Bir kısmı sarı ırk olarak doğdular. Böyle çekik gözlü falan doğdular. Yafes’in oğulları mesela onlar çekik gözlü. Bir başka oğlu başka türlü oldu ve ırklar meydana gelmiş oldu. Bunu niçin yapıyor Allah? Zer alemindeki hallerini burada bir sebebe bağlayarak yaratıyor, bu kadar. Yoksa burada bir şey oluştuğundan değil yani, ne kromozoma ihtiyacı var Allah’ın, ne onların genetiğine ihtiyacı var. Hiçbir şeye ihtiyaç yok. Sadece sebep olması için bu şekilde yaratmıştır.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Oğuz Bey bir soru sormuş.

VTR: Geçtiğimiz günlerde Süleyman Yeşilyurt gibi insanların Atatürk’e hakaret etmesinin sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: Bu adamların ne dediği o kadar önemli değil. Yani biz Atatürk’ü tanıyoruz. Atatürk çok aklı başında bir Osmanlı beyefendisi, Osmanlı delikanlısı. Yiğittir Atatürk, cesur bir insan. Şu anki rahat yaşantımızın vesilesi odur. Siz böyle dekolte falan giyemezdiniz, müzik falan da dinleyemezdik. “Kuran yeterlidir” hiç diyemezdik. Kafayı alır götürürlerdi yani öyle bir şey olmazdı. Resmini görebiliyor muyuz bu adamın?

GÜLEN BATURALP: Evet, görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Böyle toplum içinden çıkar bunlar. Şimdi bu tutuklamalardan sonra bunu diyenler zaten çabuk sinen, ürkek tiplerdir. Yani bir sorun çıkmaz. Şimdi iki tane tutuklama olması, mesela farz edelim iki yüz bin kişi varsa, iki yüz bini de susar. Öyle bir şey olmaz. Atatürk’e haşa yakışıksız sözler ediyorlar, ahir zamanla ilgili olarak. Atatürk’ün kim olduğunu ben onlara söyleyeyim. Atatürk Mehdi mukaddemesidir. Mehdi başlangıcıdır. Bütün alametleri Mehdiyet’e uygundur. On dokuzla kodludur hayatı. Mübarek muhterem bir insandır. Müslümandır. Muttakidir. Kuran Müslümanıdır. Bıraksınlar bana bunu. Bediüzzaman için de suçlama yapmışlardı o zaman işte “Atatürk’e hakaret ettin sen, şöyle dedin, böyle dedin.” “Benim böyle bir sözüm yok” diyor Bediüzzaman. “ Atatürk’le ilgili benim böyle bir ifadem olmadı” diyor. Bu yeterlidir. Dolayısıyla bu adamlarda kaale alınacak adamlar değil. Mahkemeler zaten ilgileniyorlar. Gençlerin tabii rahatsız olması makul. Bizler de rahatsız oluyoruz. Ama hiçbir güçleri yok. Tabii Atatürk’ü gençlere sevdiren tanıtan biz olduk. Dindar gençlere sevdiren tanıtan ben oldum. Atatürk’le ilgili kitaplar eskiden hep üçüncü hamur, siyah beyaz. İşte Atatürk adamın kafasına elma koymuş da onu vurmaya çalışmış, falan böyle acayip acayip hikayeler. Atatürk’ü gerçekten tanıtan sevdiren bir eser pek yoktu. Dindarlığını anlatan da bir eser yoktu. Bu eserleri ilk yazan benim. Atatürk’ü tanıtan da benim. Ben Atatürk’ün dindarlığını anlatıp tanıttıktan sonra, Atatürk aleyhtarlığı Türkiye’de bitti. Bakın o tarihlere. Ondan sonra mahkeme dosyalarına bakın. Tamamen bu konu kapandı. Ama arada sırada böyle dalgın tipler çıkıyor, laf ediyorlar. Tabii ona göre de karşılığını alıyorlar.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Yönetmen Yılmaz Atadeniz Bey’in bir sorusu var size.

VTR: 1932’de doğdum. Şu an seksen beş yaşındayım. Sinemadaki hayatım altmış altıya giriyor. 1951’den beri sinemacıyım. Yüzün üstünde dizi ve film yaptım. Toplumun hoşgörüsü kalmadı. Herkes birbiriyle ilk laflarında kavgalı oluyor. Nasıl oluyor bu iş? Neden bu kadar bu noktalara geldik çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Darwinist eğitim. Hükümet bunu hiç tahmin etmedi. Darwinist eğitimin hiçbir zararı olmayacak zannediyorlar. Halbuki Darwinist eğitim her sene toplumu daha da yıpratır. Her sene bizi felakete doğru bir adım daha yaklaştırır. Vicdanları törpüler. Merhameti törpüler. Manevi duyguları köreltir ve Allah bereketi kaldırır en başta. Darwinist eğitimle gençler eğitildikleri için, radyolardan televizyonlardan sürekli sevgisizlik, kavga, şiddet öğretildiği için, İslam’ı Kuran’ı anlatanlar da işte Cüppeli falan tarzı adamlar olduğu için. Onlar da “Namaz kılmayan öldürülür. Sakalını kesen öldürülür. Kadına sopa atmak lazım. Üç yaşındaki çocuğun bacağına bakmamak lazım” gibisinden dehşet verici izahlarda bulunuyorlar. Dolayısıyla maneviyatta ciddi bir çökme oluyordu. Ama bundan sonra Allah’ın izniyle sürekli bir manevi kalkınma olacaktır. Ben gençlere bakıyorum. Hepsinde bir Kuran Müslümanlığı ruhu var. Hepsinde coşkun bir sevgi var. Mesela çarşıya çıkıyorum, bakıyorum. Yani ben muhalif hiçbir kimseyi görmüyorum. Modern gençlerin hepsinin sevgi dolu olduğunu görüyorum. Ama tabii gelenekçi Ortodoks kesimde kitle psikoloji esas olduğu için, birbirlerini destekleyerek, birbirlerini teşvik ederek, hoş olmayan yanlış olan bir çizgide hayat yaşamaya devam ediyorlar. Birbirlerini oraya zorla çekiyorlar. Mesela, Atatürk hakkında olumsuz bakmaya birbirlerini çekiyorlar. Kadınlara karşı sevgisizlik konusunda o noktaya çekmeye çalışıyorlar. Mesela üç yaşındaki çocuğun bacağı konusunda, birbirlerini o noktaya çekiyorlar. Her türlü kötülükte birbirlerini o noktalara, kötü noktalara çekiyorlar. Dolayısıyla dengelerinde bir bozukluk oluyor. Yani psikolojik açıdan da, sevgi yönünden de birçoğunun ruh dengesi sağlıklı olmuyor. Ama bizim anlatımlarımız dalga dalga her yere yayılıyor. Şu an onu durdurmaları mümkün değil. İnşaAllah düzeliyor ve düzelecek.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: İzleyicilerimizden Nazan Hanım bir soru sormuş.

VTR: Üsküdar’da oturuyorum. Şu konuyla alakalı aklıma takılan bir şey var. Tam cevaplayamıyoruz bunu. Ben din kültürü öğretmenliğinden mezun oldum bu yıl. Ve son katıldığım programda şöyle bir tepki aldım diyebilirim. “Din kültürü dersinin ilköğretimden zorunluluğunun kaldırılması gerektiği, bunun insan haklarına aykırı olduğu” vesaire bununla alakalı bir konuşma geçti. Ama zaten ülkede bir dinin ötelenmesiyle alakalı bir durum söz konusuyken, bunun kaldırılması ne kadar doğru? Zaten kaldırılmaması gerektiğini düşünüyorum ama kaldırılması gerektiğini düşünen insanlara nasıl cevaplar vermeliyiz?

ADNAN OKTAR: Şimdi “Din kültürünü öğrenmeyeceksin” diyor. Adam Müslüman. Hayatı tamamen Müslümanlık üzerine. Yani mesela evlilik kurumu vardır, Müslümanlıktan kaynaklanır. Aile kurumu var, Müslümanlıktan kaynaklanır. Devlet, devletin kökeninde de yine din vardır. Yani devlet anlayışının kökeninde de din vardır. Çünkü din olmasa, devlete insanlar gerek duymaz. Devletin yapısında, ahlakın yapısında, ahlak sisteminin tamamında kökeninde din vardır. Aile kurumunu oluşturan yine dindir. O şahsın hayatının bütün sosyal yönlerini kuşatan dini adam bilmeyecek, bir. İkincisi, komşusu Hristiyan, onu da bilmeyecek. Dünyada Musevilik diye bir din var, onu da bilmeyecek. Sadece Darwinizm’i öğrenecek. Darwinizm serbest olacak. Böyle bir genel kültür olur mu? Genel kültür oldu mu her şeyi öğrenmesi lazım. Darwin’i de öğrensin. Museviliği de, Hristiyanlığı da, Müslümanlığı da öğrenecek. Yani hayatın ne olduğunu öğrenecek. Marksizm’i de öğrensin. Faşizmi de öğrensin. Genel kültür değil mi? Sen diyorsun ki “adamın genel kültürü olmasın. Bilgisiz olsun. Şu şu şu konularda bilgisinin olmasını istemiyorum.” Böyle bir şey olmaz.  Bunlar hayati konulardır. Hayati konularda insanlar mutlaka bilgisi olması gerekir. Öbür türlü cahil olmuş olur.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Üsküdar’dan Yunus Bey bir soru yöneltti.

VTR: İyi yayınlar. İsmim Yunus. Üsküdar’dan katılıyorum. Bütün ülkenin gündeminde olan bir soru var, onu sormak istiyorum size öncelikle. Amerika FETÖ denen terör örgütünün elebaşını Fethullah Gülen’i iade edecek mi?

ADNAN OKTAR: Etmez. Niye etmez? Çünkü Fethullah Gülen örgütünün mensuplarına sorulduğunda, adamlar “biz Türkiye’nin vatandaşıyız” falan demiyorlar. “Biz Amerikan vatandaşıyız” diyorlar. Yani “Biz Amerika’ya sadığız.” İngiltere’deyse “İngiltere’ye ben sadığım” diyor. “Benim ülkem bura. Vatanım burası” diyor. Dolayısıyla Amerika böyle bir şey yapmaz.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Rahmetli Müslüm Gürses’in eşi, değerli eşi Muhterem Nur’un bir sorusu vardı.

VTR: Değerli Hocam, ben size bir şey sormak istiyorum. Sanat dünyası ve sanat dünyasının haricinde insanların sevgi ve vefa borcu nedir? Çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Tabii, o işte bu bizim gece gündüz anlattığımız bir olay. Mesela bak rahmetli, ben hiç unutmam. Müslüm Gürses hastaneye gidiyor. Akıl almaz öfkeleniyorum, aklıma geldiğinde. “Hanım bizim para yetecek mi?” diyor. Kardeşim gazinoya gelmemişsin, pavyona gelmemişsin. Hastaneye gelmişsin. “Para yetecek mi?” Bir sanatçıya bu nasıl dedirttirilir? İnanılır gibi değil. Sonra Allah razı olsun Tayyip Hoca devreye girdi de sonradan ödendi borcu. Borç hala derdine düştüler onlar borcun. Aklıma geldiğinde kan tepeme çıkıyor. Acayip sinirleniyorum. Yaşlı başlı bir insan. Bak başı derdinde. Para yetecek mi? Parayı sayıyor. Acaba yetecek mi diye. Korkunç bir olay bu. Bak unuttular gitti. Halbuki ne kadar çok alkışlanıyordu. Ne kadar çok seviliyordu. Ki bence gelmiş geçmiş en büyük sanatçıdır, ses sanatçısıdır Müslüm Gürses. Yani üstüne sanatçı gelmedi Türkiye’de. En büyük sanatçıdır. Ben böyle bir yorumcu, böyle bir sanatçı görmedim. İlahi mevhibe, Allah’tan verilmiş bir üstünlüktü. Bak hiç lafı sözü yok. Annemizi de biz arıyoruz soruyoruz arada sırada. Halbuki o insan, değil mi hayattayken de çok sevilmesi gerekiyordu. Saygı duyulması gerekiyordu. Ben ona film hazırlatmıştım. Onun hayatını anlatan. Gözleri dolmuştu. Çok hoşuna gitmişti. Bize ziyarete gelmişti. Değer bilmek, kadirşinas olmak, vefalı olmak, sadık olmak çok önemli bir şey. Bunu gençlere unutturdular. Sevgiyi unutturdular. Robotik oldular. Ben bu kadar bir felaket, taun şeklinde, veba şeklinde dünyayı kapladığını hakikaten son zamanlarda gördüm. Varsa ne yaparız? Allah’ın izniyle yok edeceğiz. Sevgi dünyaya hakim olacak. Biz varken aksi olmaz Allah’ın izniyle. Türkiye zaten sevginin sancaktarıdır. Bizim milletimiz sevgi öğretmeni olacak.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: 15 Temmuz gecesi şehit olan Ömer Halisdemir’e ilk müdahaleyi yapan sağlık görevlisi, tanık Astsubay Kamil Aksoy o gece gördükleriyle ilgili şöyle bir bilgi verdi. “Astsubay Ömer Halisdemir’in çok zayıf da olsa nabzı vardı. Bunun üzerine ambülanstan malzemeleri istedim. Yaralıya bakarken uzun boylu bir kişi bana ‘çekil’ dedi ve ardından iki el ateş etti” dedi.

ADNAN OKTAR: Rezalet. Ama onlar mı götürmüşler? Darbeciler mi götürmüşler?

ASLI HANTAL: Şöyle oluyor. Astsubay Ömer Halisdemir biraz nabzı atarken, yanında olan birisi hemen gidip almak istiyor ambülanstan malzemeleri. Sonra “uzun boylu birisi geldi” diyor. Herhalde dediğiniz gibi FETÖ’cü ateş eden kişi.

ADNAN OKTAR: Darbecidir evet.

ASLI HANTAL: Onu çekip ateş ediyor.

ADNAN OKTAR: Ömer’e?

ASLI HANTAL: Ömer’e ateş ediyor.

ADNAN OKTAR: Hayret ya.

ASLI HANTAL: O sırada nabzı atıyor. Yaşıyormuş Allahualem.

ADNAN OKTAR: Bir dahaki sefere Allah vermesin istemeyiz ama yani verilen karşılık tabii çok çok çok çok hafif oldu. Yani o öyle olmaz, böyle olur diye bir karşılık verilebilirdi. Kabadayının kaderinde şahadet varmış. Ne mutlu ona. Yakışır yiğide de kabadayılık. Onun şanı ona yeter. Şu an rahatının yerinde olması bizi ilgilendirir. Ömer Halisdemir burada olsaydı, bu kadar rahat etmezdi. Bulunduğu yer çok çok rahat. Hürmet görüyor. Saygı görüyor. Değer görüyor. Ve sonsuzluğu yaşıyor şu an. Mühim olan o. O bize hayret ediyor şu an. Niye gelmiyoruz gibisinden. Dolayısıyla kaderinde vardı zaten onun, Ömer Halisdemir’in. Böyle kabadayılar memlekette tükenmez. Türkiye’nin kabadayısı kadar dünyada kabadayı mevcudu yoktur. Ki gördükleri çok küçük bir bölümdür. Ki kabadayılıklarını gösterecek imkan da bulamadılar. Biz sürekli şefkate çektik. “Aman dokunmayın. Aman hiçbir şey yapmayın. Alın kucaklayın götürün karakollarına teslim edin. Sakın linç olmasın” dedik. Sabaha kadar uyardım. Yani sussaydık bile Allahualem bir kişi bırakmazlardı söyleyeyim. Sırf sussaydık bile. Yani şiddetle üstüne gittik “Aman dokunmayın” diye. Yoksa o öfkeyle, o sinirle bir kişi kalmazdı söyleyeyim. Yani tanklarla sen milletin üstüne çıkacaksın, havadan millete otomatik silahla tarayacaksın, sonra da elini kolunu sallayarak gideceksin. Öyle bir şey olmazdı.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Mustafa Bey’in bir sorusu var.

VTR: Adnan Bey’e sormak istediğim soru. Sayın Cumhurbaşkanımız’ın ABD Başkanı’yla görüşmesiyle ilgili düşünceleri.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam çok uyanık, yamandır. Yani nerede nasıl konuşacak iyi bilir. Tabii Türkiye’nin izzeti nefsini de temsil ediyor. Kendi izzeti nefsini de temsil ediyor. Söylüyor. Ama YPG hakkında onun gerçek bir kanaati vardır Tayyip Hoca’nın. Yani bir şey düşünüyordur o. Ama söylemesi gerekenleri söylemesi gerekiyor. Söylüyor. O konuşmalar, zaten oradaki konuşulacak konuşmalar, daha önceden konuşulmuş konuşmalar oluyor. Orada sürpriz bir konuşma olmaz zaten. MİT kanalıyla konuşulur. Dışişleri kanalıyla konuşulur. O konular zaten aktarılır. Devlet öyle bir şeyi bekletmez. Orada usulen konuşulur. Yani hiçbir konuşmada sürpriz bir konuşma olmaz. En gizli konu bile olsa, bir kurye kanalıyla gidilip konuşulur. Devlet böyle konuları bekletmez. Ama Tayyip Hoca dürüst delikanlıdır. İyi niyetli. Cesareti güzel. İnatçılığı iyidir. Sıkı inatçıdır. Azimlidir. Bir de İttihad-ı İslam sevdası var onun. O hırsı güzel. Tabii İslam aleminin birleşmesini istiyor. Gayret ediyor. Ama tabii her şeyi bir usulüyle yapmak istiyor. Fakat tabii Cenab-ı Allah’ın ruhsat vermesi gerekiyor. Allah ruhsat vermeyince bir şey yapamaz. Allah “tamam” demesi lazım. Yani “Sen bunu yap, sen de bunu yap” demesi lazım. Şimdi mesela bak İttihad-ı İslam olacak. Allah insanların kalbine şu an vahiy etmiyor. Birleşemiyorlar. Vahiy ettiğinde nasıl birleştiklerini göreceksiniz. Hayretle görülecek. Kitleler halinde. Çok kalabalık kitleler halinde. En inatçı adamların bile kabul ettiğini göreceksiniz. Nasıl oluyor? Açıklaması yok. Allah vahiy ediyor kalbine. Duymaz onu yani. Bir insan sesi şeklinde duymuyor bunu. Kalbinde bir his. Kabul etmesi gerektiği şeklinde bir his geliyor. Şimdi onları göreceğiz.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Ankara’dan Elmas Hanım.

VTR: Sayın Adnan Oktar yekaza halini açıklar mısınız?

ADNAN OKTAR: Yekaza biraz da isteyerek elde edilebilen bir durum. Yani bazı hal ehli insanlarda, bazı maneviyat ehli olan insanlarda yekaza haline geçilebilir. Bazı Musevilerde de bu oluyor. Alim hahamlarda ama özellikle onların hangi kolunda? Kohenlerde var daha çok. Kohenlerde ama öbürlerinde de bazen oluyor. Kohenlerde daha yoğun oluyor. Yani kendi istediklerinde. Bazen gözünü yumuyor kapatıyor yekaza haline geçebiliyorlar. Yani bir özel yetenek. Bir uyku hali. Ama net uyku hali. Bu, şuna benzer bir uyku hali. Başka bir aleme geçiyor. Yekaza denen budur. Sonra silkelenir çıkar.

BEYZA BAYRAKTAR: Maddenin aslını bilmesiyle alakalı mıdır?

ADNAN OKTAR: Bilmiyorum ki. Ben öyle bir şeyle muhatap olmadım. Yekazayı ben yaşamadım. Ama onlardan anladığım bu.

EBRU ALTAN: Görüm aldım dedikleri de.

ADNAN OKTAR: Görüm aldım evet. Mesela o gelen daha ilk gelen haham vardı. Rahmetli olmuştu. O, “İstanbul Boğaz Köprüsü üstünde görüm aldım” dedi. Beni acayip seviyordu. Çok çok seviyordu. Bu Abrahamson, ondan sonra işte diğer bazı Musevi hahamlarda da bu var. Yani görüm alıyorlar. Şeyh Nazım Hocam’da vardı. O da görüm alıyor. Onda da oluyor. Bediüzzaman’da çok fazla var. O açıkça söylüyor. Bazen de kendi isteği dışında yekaza haline girdiğini söylüyor Bediüzzaman. “Ben” diyor “böyle bir nazar ettim” diyor. Yani “o aleme girmek istedim. Kendim giremedim” diyor. Kendim girmek istedim, o an elde edemedim. Sonra diyor “İhtiyarım dışında, kendi ihtiyarım dışında, nevm (uyku) içinde uykudayken yekaza haline girdim” diyor. Yani berrak bir görüntüyle. Yani yekazaya girdiğinde adam, insan uykuda gibi olduğunu biliyor ama onun uykuda olduğunu da biliyor. Yekaza olduğunu biliyor. Bu çok önemli. Mesela uykuda insan bilmiyor, biliyorsunuz. Yüzde doksan dokuz bilmez. Ama yekazadayken kendisinin uyku halinde olduğunu biliyor. Ama bilinçli olarak çıkmaz ondan. Yani yekazadan çıkmaz. Böyle normal hayat yaşar. Yani rüya gibi. Sonra aniden uyanıyor. Mesela Hazreti Hızır (as)’da benim gördüğüm yekaza hali var. Mesela tarikat ehlinde olur. Nakşibendilerde bazen. O seyr-i süluk diyorlar ya, o seyr-i sülukleri onların yekaza halindeyken oluyor zaten. Mesela o çeşitli makamlara çıkarlar. Makam-ı Mehdiyet. Makam-ı Hızır. Mesela Hızır makamına geçiyor. Orada kendini Hazreti Hızır zannediyor. Eğer o makamda kalırsa, akıl hastası olduğuna inanıyorlar zaten. Bazen çıkamıyorlar. Yani o yekaza halinden çıkamıyor. O zaman işte “aklı gitti” diyorlar. Onlara “Kırklara karıştı” diyorlar. Yani şuuru kapalı oluyor. Yarı şuuru açık, yarı kapalı. Mesela konuştuğunda bakışları sarhoş gibi. Ne konuştuğu bilinmez. Mesela şeriata aykırı laflar ediyor. Haşa mesela “Ben Allah’ım” diyor Allah vermesin, durduk yere. Bazen uygun bir şey yapıyor. Mesela namaz kılıyor falan. Bazen “Namaz benden sakıt oldu” diyor. Yani acayip haller oluyor. Onun için bu hale giren adamlara, bu kişilere uymak haram olur, uyulmaz. Ama kendi sorumlu olmuyor o yani aklı gittiği için. Onun için işte ayette diyor ya Allah “bir sultanla beni girdir, bir sultanla beni çıkar, güzel bir girdirişle girdir, güzel bir girdirişle çıkar, beni bir sultanla destekle” diyor. Yekazanın tek başına olması risklidir. Şahıs bazen çıkamayabiliyor. Onun için yanında mesela şeyhinin olması gerekiyor. Mesela İmam-ı Rabbani’ye müracaat ediyorlar o zaman, İmam-ı Rabbani’nin talebeleri var çok fazla onun şeyleri var. Talebeleri hepsi söylüyor yekaza haline girdiklerini, ondan yardım istiyorlar. O da o da onları çıkartıyor yekaza halinden. İmam-ı Rabbani’den okuyabiliriz onları bir ara, Mektubat’tan okuyabiliriz.

“1335 senesi Eylül’ünde, dehrin hadisatının verdiği yeisle, şiddetle muzdarip idim. Şu kesif zulmet içinde bir nur arıyordum. Mânen rüya olan” bak manen rüya olan “yekazada bulamadım.” Bilinçli olarak yekazaya girmek istiyor ama bulamadım diyor görüyor musun?  “Hakikaten yekaza olan” insanın bilinci dışında, isteği dışında olan “rüyayı sâdıkada -sadık rüyada başka bir şeklinde- “bir ziya gördüm” bir ışık yani küçük bir ışık parlak bir ışık. O ışığa bakmaya başlıyor, ondan sonra o boyuta giriyor. Yani o ışığa baktıkça o ışık onu almaya başlıyor, gözünü almaya başlıyor, çekiyor onu o ışık yani. Sonra işte yekazaya girmiş oluyor. “Hakikaten yekaza olan rüyayı sâdıkada bir ziya gördüm, tafsilatı terk ile.”  Yani nasıl geliştiğini detaylarını anlatmayacağım diyor. Yani yekazanın aşamaları var, onları açıklamayacağım diyor. “Yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim” söylediğim değil bak, söylettirilen noktaları kaydedeceğim. “Bir cuma gecesinde nevm ile -uyku ile- âlem-i misale girdim. Biri geldi dedi:” diyor  işte bu çok net şey olan yani gerçek olan “Hakikaten yekaza olan rüyayı sâdıkada  girdim” diyor “hakikaten” öbürü istekle elde ediliyor, bu isteksiz oluyor.  “Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem, seni istiyor.” Bütün ulema büyükler, peygamberan, Hz. Mehdi (as), İsa Mesih herkes orada. Yani bütün yani şey halindeler, zer alemindeki halleriyle, yani ruhaniyet olarak hepsi oradalar. “Gittim gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim”  çünkü dünyada nasıl görsün? Daha gelmemiş Hz. Mehdi (as) ama görüyor. İsa Mesih geçmişte onu da görüyor. Bak “selef-i salihinden” sahabeler de orada “ve asârın mebuslarından” yani o devre ait insanlardan “her asrın mebusları içinde” yani Abdülkadir Geylani, İmamı Rabbani her yüzyıla ait mebuslar bulunur. “Bir meclis gördüm” büyük bir topluluk. “Hicap edip, kapıda durdum” bir salon gibi büyük bir yerde toplantı var, onu söylüyor “kapıda durdum. Onlardan bir zât dedi ki: Ey felâket; helâket asrının adamı, senin de reyin var, fikrini beyan et!” işte bir zat dediği Hz. Hızır (as). Ayakta durup dedim: Sorun cevap vereyim. Biri dedi: Bu mağlubiyetin neticesi ne olacak, galibiyette ne olurdu? Dedim…” işte devam ediyor. Bak kaç sayfa konuşma, görüyor musun? Su gibi ezberden aynısıyla anlatıyor. Hiç ilave yapmadım diyor, konuşmayı olduğu gibi aktardım diyor. Yani insan uykuda bu kadar düzgün konuşup, bunu aklında tutabilir mi?

EBRU ALTAN: İnsan uykudan uyandı mı hemen unutuyor.

ADNAN OKTAR: Bu kadar konu var ezberde tutulur mu, bu kadar mantıklı rüyada konuşur mu? İnsan çok özür dilerim, çoğu zaman zırvalar rüyada. Abuk sabuk konuşur. Ayakkabının içine biniyor, komşuya gidiyor bilmem ne. Mantık diye bir şey olmuyor ki. Mesela Haham Froman rahmetli o görüm almıştı ama söylediği görümü söylemem tabii. “Boğaz Köprüsü’nün üstünde gördüm” dedi. “Boğaz Köprüsü’nün üstünde gördüm” dedi. Akıl almaz seviyordu beni, maşaAllah.  Yani net kanaatim geldi dedi. Gördüm dedi yani “köprünün üstünde gördüm, görüm aldım” dedi. Birçoğunda oluyor, yani şey gibi oluyorlar Museviler, yani benzetmek gibi olmasın peygamber gibi oluyorlar görüm alma konusunda. Gibi diyorum ama bak aynısı demiyorum. Mesela Hollander var o da kohendir. Froman da kohendi o da görüm alıyor. Abrahamson benim kohen soyundan geldiğimi uzun araştırmalarla tespit etti. Aklı fikri o. Önce Hz. Davut (as)’a neslimin dayandığını ispat etti. Sonra da kohenliğime kafası takıldı. Şimdi de onu tespit etmiş, kohenliğimi tespit etmiş, kohen soyundan geldiğimi. Onun çekindiği nokta ben kohen olmazsam tapınağa giremiyorum. Yani Hz. Süleyman (as)’ın mescidi yapacağız dedik ya inşaAllah oraya ancak kohenler girebiliyorlar. Yani tabii Musevilerin olan mescide giremiyorum. Yoksa Müslümanların mescidine girerim de, Musevi mescidine girebilmem için kohen olmam gerektiğine inandıkları için aylardan beri beni arayıp şeceremi. Çok şekerler maşaAllah. 

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Antalya’dan bir izleyicinizin sorusu var, Erol Bey.

VTR: Merhabalar Adnan Bey benim sorum maddenin hakikati ile ilgili. Madde aslında yoksa Kuran’da Allah’ın var ettiğim dediği varlıkların mahiyeti nedir? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Ben buna cevap vermiştim değil mi? Ama bir daha söyleyeyim. Allah diyor ki şimdi ay var, bakıyoruz ayı görüyoruz. Hayır adam uzaya da gidiyor, teleskopla da bakıyor. Allah’ın dediği olur mu? Olmuyor mu? Oluyor. Dağlar yaratıyor, bakıyoruz dağı görüyoruz. Sen diyorsun ki cisim, cisim ne peki? Yani sen onu kafanda bir inanç olarak çıkarmışsın. Yani inanıyorsun sen maddeye sadece. Maddeyi sen hiç görmemişsin ki. İman ediyorlar maddeye. Yani hiç kimse maddeyi görmemiş, madde var diye herkes iman ediyor. Biz de diyoruz tamam inanıyoruz diyoruz. Görüntü olarak var, kimsenin elinde madde olarak madde yok. Hiç kimse madde ile karşılaşmamış şu ana kadar. Beynindeki görüntünün dışında hiç kimse madde ile karşılaşmamış. Gören varsa bana söylesin nerede görmüş? Yani Hz. Adem (as)’den itibaren bu asra kadar, bu devre kadar hiç kimse maddeyi görmemiştir. Maddeye inanıyoruz sadece. Olması gerekir diyorlar. Ben de diyorum ki var ama gölge varlık olarak var. Hayal varlık olarak var, yani gölge varlık olarak var.

NADIA AYŞE: Siz rüyayı örnek veriyorsunuz. Orada da biz objeleri görüyoruz. Tat alıyoruz demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Allah’ın dediği her şey oluyor zaten. Allah’ın dediği çıkmayan bir şey yok. Dinliyorum sizi.

ASLI HANTAL: Bir bayan izleyicimizin sorusu var.

VTR: Trafikte giderken erkekler kadınlara karşı çok kaba davranıyor. Bu nasıl önlenebilir?

ADNAN OKTAR: Bunu iki, üç yıl önce bizim çocuklar arabadayken söyledi. Kadınlara hakikaten çok ters davranıyor insanlar dediler. Ben yok ya dedim nadir rastlanan bir şeydir falan dedim. Yolda giderken bir vaka gördüm, bir tane daha gördüm, bir kere daha gördüm. Kadınlardan nefret eden ne kadar çok insan var. Bunlar manyak, deli bunlar yani. Karaktersiz, ahlaksız bunlar, böyle bir şey olmaz. Acayip nefret ediyorlar yani. Potansiyel deli muamelesi yapıyorlar. Kafası çalışmaz, anlamaz. Ya kardeşim bu senin ahlaksızlığından, deliliğinden, sevgisizliğinden, merhametsizliğinden, hayvanlığından, insanlıktan çıkmışsın sen. Çok üstündür kadınlar, sanatçıdır, sevgi doludur, nezih, kibar varlıklardır. Adale gücü zayıf olabilir, senin de adale gücün zayıf olabilir, hastalanırsın adale gücün zayıf olur. Adale gücünün üstünlüğü senin üstünlüğünü göstermez ki. Kadınları horlayanlar, ahlaksız, haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz adamlardır. Kadın düşmanları dünyanın en karaktersiz, en cibilliyetsiz, en pislik adamlarıdır. Böyle diyeyim de artık ona göre kendilerini düzenlesinler.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Ankara’dan bir izleyicimizin sorusunu izleyebiliriz. Ömer Bey.

VTR: Hocam benim sorum basitliğin kirli kültüründen nasıl kurtulabiliriz?

ADNAN OKTAR: Şu an tabii deccaliyet hakim. Allah’ın delalete düşürücü ismi hakim. Deccaliyet görünmeden Mehdiyet’in görünmesi mümkün olmuyor. Yani insanlar deccaliyetle mücadele edecekler, yenemeyecekler, ancak çözümün Mehdiyet olduğu anlaşılacak. Ondan sonra deccaliyet ortadan kalkacak. Bak yangın. Kadın sevgisi, bir de çocuk sevgisizliği var, çocukları da sevmiyorlar. Yani akıl almaz güzel çocuklar var, kimse ilgilenmiyor bakıyorum da çok nadir insan ilgileniyor. Çocuk görünce insan aklını atar. Nefis varlıklar, acayip güzel varlıklar. Her yerin rengi süsü onlar. Hiçbir kadın süslenip gezemiyor dışarıda. Hep işlevsel kıyafet giyebiliyorlar. Yani üşümeyecek kadar, örtünecek kadar. Ayakkabıları falan da öyle. Birçoğu. Hepsi demeyeyim de birçoğu. Bakımlı güzel olmak kadınlar için suç haline getirilmiş. Hakaret ediyor adam güzel kadın gördü mü, güzel olmasını yasaklamışlar. Genç kızların ödleri kopuyor çocukların. Saçını yaptırmak, saçını boyamak, kaşını almak ailelerin büyük bir bölümünde ciddi bir suç haline gelmiş. Kaşını alan bir kız, “Oo” diyorlar “sen ne yapıyorsun ya?” Veyahut saçını boyatan veya saçına bakım yaptıran yahut güzel giyinen, dekolte giyinen zaten bitti. Akıl almaz bir kadın karşıtlığı ve güzelliğe, sevgiye, şefkate, estetiğe karşı muazzam bir muhalefet birçok Ortadoğu ülkesini sarmış vaziyette ve Türkiye’de de bu çok yoğun. Bunu da inşaAllah Allah’ın izniyle düzelteceğiz. Yoldaki çiçeklere bile dönüp bakmıyorlar. Hiç ilgilenmiyorlar, dümdüz gidiyorlar. Bakıyorum yoldaki çiçekler tablo gibi akıl almaz güzel. Böyle küçük küçük yabani çiçekler çıkmış, gelincikler var acayip süslü çok güzel. Bir kişinin bile dikkatini çekmiyor. Muhatap dahi olmuyorlar. Ellerindeki yiyeceklere çok dikkat çekiyorlar. Mesela dondurmaya çok önem veriyor yahut hamburger bilmem ne, şu, bu falan. Veyahut gofret oluyor çıldırmış gibi onu bitirmeye çalışıyor. Güzellik onu ilgilendirmiyor.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Kula’dan Rüştü Bey sormuş.

VTR: Hocam sizin sıkı takipçinizim ve her zaman sizi çok enerjik görüyoruz. Niçin diğer kanallarda da sizleri görmeyelim? Bunu kalben rica ediyorum, istirham ediyorum. Oradaki fikirlerinizi diğer halkımıza sunmanızı rica ediyorum. Saygılar.

ADNAN OKTAR: Evet çok nezaketli bir kardeşimiz. Yani nasıl olur? Aynı anda birkaç yerde ışınlanamayacağıma göre canlı yayında ne yapabiliriz? Belki başka kanallarda da aynı anda paralel canlı yayın yapılabilir. O olabilir, onun dışında teknik olarak pek mümkün görünmüyor. Ama güzel kardeşimizin temennisi, inşaAllah düşünürüz.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: İzleyicilerimizden Aynur Hanım’ın sorusu var.

VTR: İsmim Aynur. Çengelköy’de oturuyorum. Ben çok üzülüyorum, sahipsiz çocuklar küçük yaşta mağdur kalıyor, çocuklara neden sahip çıkılmıyor? Bir anne baba olarak onlara sahip çıkmalıyız diye düşünüyorum. Üzülüyorum ben bazı programları da seyrediyorum ve ben çok psikolojim çok bozuluyor. Yani elimizden geldiği kadar çocuklara sahip çıkalım lütfen.

ADNAN OKTAR: Çocuk bir kere dünyanın çok müthiş bir güzelliği, dünyanın neşesidir. Hakikaten çocukların nimet olduğunu duymuyorum ben insanlardan. Mağazalarda da her yerde çocuk görüyorum. Yani eşya cisim gibi sanki orada bir plastik mekanizma hareket ediyormuş gibi muhatap dahi olmuyorlar. Halbuki mağazada bir çocuk oldu mu herkes onunla ilgilenmesi lazım. Muhteşem bir şey çocuk. Mesela bir mahallede bir genç kız o mahallenin şerefidir güzelliğidir. Değil mi? Orada böyle aslan gibi geçtiğinde insanların ona hamd ederek şükrederek, saygı duyarak bakmak lazım. Nezaket göstermeleri lazım. Hepsi Mehdiyet’i bekliyor özetle bunların tamamı.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Umut Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba Adnan Hocam ben Umut. Gördüğümüz her rüyanın şeytani mi haberci mi olduğunu nereden anlarız?

ADNAN OKTAR: Rüyalara o kadar itibar etmemek lazım. O çok korkutur ve üzer insanları çünkü rüyalar genellikle çok normal olmaz. O kadar mantıklı olmaz. Ve hayra da yormuyorlar. Mesela öldüğünü görüyor öleceğim diye korkuyor. Veyahut bacağının kırıldığını görüyor herhalde bacağım kırılacak diyor. Rüya bu yani rüyada her şey görülebilir. Onu üzüntü sebebi yapmak doğru değil, rüyadan uyanınca hayat başlamış olur. Bir film seyrettiğini düşünsün o kadar. Ama bazen de rüyalar tabii bazı şeylere karşı daha dikkatli olmamızı sağlayabilir ama üzüntü sebebi olmaması lazım. Mesela bir arkadaşını çok kötü bir insan olarak görüyor bu sefer onu, hakikaten düşman oluyor arkadaşına. Garibim adam durduk yere başına iş geçiyor. Rüyamda öyle gördüm seni diyor. Adam ne yapsın? Rüyanın aksini de ispat edemiyor. Öyle olmaz, rüyayla bir insana suizan etmek, işte ben seni akşam rüyamda münafık gördüm diyor adam ne yapacak da kurtulacak belli değil. Olmaz öyle şeyler. 

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: İş adamı İliya Gülerşen bir soru yöneltmiş size.

VTR: Adnan Bey’in bu kadar şık olmasını neye bağlıyoruz? Gıpta ediyorum, çok güzel giyiniyor ve fiziği de çok düzgün çok beğeniyorum Adnan Bey’i. 25 senedir tanıyorum hiç fiziği bozulmamış bunun sebebi nedir? Bunu bana izah etsin lütfen.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah sevgisinden. Hakikaten ben şaşıyorum altmış üç yaşında bir insan böyle olmaz. Ne sesi böyle olur, ne cildi böyle olur, ne böyle bir hareketliliği böyle olur, ne böyle bir enerjisi olur. Ben konu geçtiğinde aklıma geliyor ben hiç aklıma gelmiyor, normal yirmi üç yaşında ne isem ruhum,  kafam, mantığım bedeni yapım neyse aynı. Tabii ben imanla olduğuna inanıyorum inancım gereği bu. İmanlı olan insanlarda hatta Tevrat’ta geçiyor “Allah onun derisini bebek cildine çevirir” diyor. İmanlı insanın bak cildini bebek derisine çevirir, bebek cildine çevirir diyor Tevrat’ın bozulmayan bir hükmü. İman insanı güzelleştirir. Nurlandırır, temizlendirir,  temiz, tahir hale getirir. Kuran’a uymak, imana uymak yeterli.

Evet, inşaAllah.

ASLI HANTAL: Kaya Bey’in sorusu var size.

VTR: Merhaba Hocam iyi akşamlar adım Kaya. Size bir sorum olacaktı. Müslüman olmayan insanlar Hristiyan, Yahudi olan insanların kesin olarak cennete girmeyeceklerine dair bir yazı var mı Kuran’ı Kerim’de?

ADNAN OKTAR: Allah Kuran’da ölçüyü belirtmiş diyor ki “Allah’ın ancak samimi olan kulları kurtulur” samimi. Hristiyan’sa dahi eğer samimiyse kurtulur. Samimiyse çünkü samimiyse zaten peygamberi fark eder, görür onun yalan söylemediğine kanaat getirdiğinde zaten Müslüman olur. Bizim Peygamberimiz (sav)’e yalancı demedikten sonra bir insan Müslümandır. Bir Hristiyan’a sorduğumuzda “Hz. Muhammed yalan mı söylüyor?” diye sorsan -haşa- “hayır o yalan söylemiyor bence” dediğinde o Müslümandır. Museviler için de bu, bu şekilde. Museviler diyorlar ki mesela benim için sen müminsin diyorlar Nuhi yönden müminsin Müslümansın, bizim iman kardeşimizsin. Senin şahitliğinize güveniriz diyorlar Museviler. Şimdi benim şahitliğime güvenince her sözüme güvenmiş oluyor. Ben ne diyorum? Hz. Muhammed (sav), Allah’ın peygamberi diyorum. O zaman biz buna inanırız diyor. Mümin olduğun için bu şehadetine inanırız diyor. İnandı mı ne oluyor? O da Müslüman olmuş oluyor. O yüzden Museviler de mümindir Müslümandır. Çünkü bak Müslümanın iman ehli olduğuna inanıyor, mümin olduğuna inanıyor. Mümin de yalan söylemez diyor şehadetine inanıyor. Hangi konuda şahitlik ederse inanıyor. Dini inancı olarak buna mecbur, inanmaya mecbur. Aksi mümkün değil sen diyorsun ki “Hz. Muhammed (sav), Allah’ın peygamberi ve resulüdür. Ve Allah’ın kuludur” bitti “tamam” diyor. O zaman o da mümin olmuş oluyor.

Evet.

ASLI HANTAL: Sayın Devlet Bahçeli bu akşam Amerika’ya giden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arkasında Türk milletinin duası olduğunu söyledi. “Cumhurbaşkanımız arkasına milletimizin hayır duasını alıp muhataplarının karşısına çıkacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı Amerika’ya gitmekle isabetli bir karar almıştır. Şimdi sırada belgeleriyle YPG, PYD bağlantısını anlatmak kaldı” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama Sayın Bahçeli tabii çok iyi niyetli, çok temiz, dürüst bir insan ama Amerikan istihbaratı CIA, YPG’nin, PYD’nin PKK terör örgütü olduğunu bizden çok samimimi söylüyorum bin kat daha bilir. Onlardaki belgeler bizdeki belgelerin bin misli, on bin misli. Onlar zaten işin içinde. Onların yanında söylüyor adamlar PKK’lı olduklarını zaten. Amerikan askerlerinin yanında söylüyorlar. Amerikan istihbaratının elemanlarına söylüyorlar “biz PKK’lıyız” diyor adamlar zaten. Böyle bir şeye ihtiyaçları yok onların. Hani bilmiyorlar bunlar coni böyle saftirik ilk defa biz anlatıyoruz böyle bir şey yok. Adamlar avuçlarının içi gibi biliyorlar onu. Ama şu açıdan problem meydana geliyor ben açıkça söyleyeyim devletimiz inşaAllah ona göre tedbir alır hükümet, Türkiye’de gelenekçi Ortodoks sistemin hakim olduğuna inanıyorlar. Yarın bir gün Türkiye’nin IŞİD’le işbirliği yapacağına, Türkiye’deki dindar bilinen kişilerin Taliban’la, El Kaide’yle işbirliği yapacağına, bütün bölgeyi kan gölüne çevireceğini, halifelik iddiasıyla ortaya çıkacağımızı ve muazzam bir şiddet dalgasının etrafı saracağına inanıyorlar. Hristiyanlara, Musevilere saldıracağımızı, İsrail’e saldıracağımızı düşünüyorlar. Ve bunun Yecüc Mecüc zuhuru şeklinde olacağına inanıyorlar. O yüzden de oranın yerli milisleri olarak görüyorlar PKK’yı. “Biz burada tek başına bir şey yapamayız bunlar da buranın yerli halkı burada bir savunma mevziisi hazırlayalım bunlar da bize yardımcı olsunlar. PKK’lı da olsa, pislik de olsa bunları kullanmak durumundayız” diyorlar. Buna karşı Türkiye’nin yapacağı şu; “Biz modern, Atatürkçü, çağdaş görüşteyiz. IŞİD’e aman vermeyiz. Gelenekçi Ortodoks sistemini kabul etmiyoruz.  Kuran Müslümanlığını ve modern Müslümanlığı kabul ediyoruz. İsrail’le de dostuz, Avrupa’yla da dostuz. Türkiye en ileri derecede kaliteli, yüksek sanat anlayışına sahip bir Avrupa ülkesidir. İstediği gibi Avrupalılar Türkiye’ye gelebilirler. Biz burada heykeli, resmi, müziği her şeyi koruyup kollayacağız. Gelenekçi Ortodoks sisteme de müsaade etmeyeceğiz” deseler konu biter söyleyeyim. Bunun dışında bu korkuyla mümkün değil PKK’dan adamlar ayrılmazlar. Ve gittikçe de onları besleyeceklerdir ve onlara devlet de kurdururlar onu da söyleyeyim. Çünkü orayı müstahkem bir mevki olarak görüyorlar. Yani İsrail gibi görüyorlar. Bir İsrail var bir İsrail’e benzeyen bir devlet daha kurarız. Özelliği nedir? İşte sanat serbest, dekolte serbest, müzik serbest. Avrupa gibi. Gelenekçi İslam yok. Yani Ortodoks gelenekçi İslam yok. Ama dinsizlik var ama diyorlar biz yine kilisemizi açarız, Hristiyanlığı yaşarız. Müslümanlar da yine Müslüman gibi isteyen de yaşayabilir komünist bir devlette. Biz bu komünist devleti kontrol altında tutabiliriz inancındalar. Bu belanın içine bunların düşmesine müsaade etmesek de biz aydın kaliteli, ultra modern bir Türkiye oluştursak, bölgede İsrail’in dostu olsak, Avrupa’nın da dostu olsak. Laiklik tam uygulansa, Kuran Müslümanlığını her yere yaysak, IŞİD, Taliban ve El Kaide’yi fikren tamamen yerle bir etsek konu bitecek. Adamlar PKK’yla ne muhatap olsun o zaman? Konu kökünden biter. Ama bak bunun dışında adamlar bütün gücüyle bak Rusya da, Amerika da, Avrupa da PKK’yı destekler. Başka da bir çözüm göremez adamlar. Türkiye’de çünkü gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının hakim olacağına inanıyorlar. Bir halifelik iddiasıyla, Türkiye’nin bölgeye saldıracağını hatta İsrail’e saldıracağını, IŞİD’le, Taliban’la, El Kaide’yle işbirliği yapacağına inanıyorlar. Ve Türkiye’den bağımsız olmayacağını bu sistemin ve gelişerek katlanarak tehlikeli bir hal alacağını düşünüyorlar. Onun için güçlü bir direnme mevziisi olarak görüyorlar PKK’yı. Olduğu bölgeyi. Adamları desteklemeye devam ediyorlar, edeceklerini açıkça söylüyorlar edeceğiz de diyorlar. Bilgi olmaması diye bir konu yok. Nasıl bilmez adam? CIA onların PKK’lı olduğunu bilmez mi? Şu olacak iş mi? İç içe yaşıyorlar zaten nasıl bilmez? PKK bayrakları var adamların elinde zaten. Öcalan’ın resmini asıyorlar. Gidip bizim onlara anlatmamız biraz onlara acayip gelir, mantıksız gelir. Biz öyle yapmayalım da heykelin, resmin, müziğin Türkiye kalesi olsun. Sanatın kalesi olsun. Kadınlar dekolte rahatça giyinebilsin. Kadın hakları ön plana alınsın. Kadınların aleyhine bu gelenekçi hocaların konuşmaları durdurulsun. Geceli gündüzlü kadın aleyhine konuşuyorlar. Nasıl asıp keseceklerini anlatıyorlar. Nasıl doğrayacaklarını anlatıyorlar. Bak sakal kesmeyle öldüreceğiz diyorlar. Sakalını keseni öldüreceğiz, namaz kılmayanı da öldüreceğiz, çöplüğe atacağız diyor. IŞİD de aynısını söylüyor zaten, IŞİD de aynısını yapıyor. Adamı kesip çöplüğe atıyor. Bu da diyor ben kesip çöplüğe atacağım diyor. O yüzden Avrupa tir tir titriyor, dünya da titriyor. Bu korkuyu bunların üstünden kaldırdığımız an mesele bitecektir. Onun dışında mümkünü yok açıkça söyleyeyim.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Bir kardeşimiz soru yollamış.

VTR: Adnan Bey merhaba ben namaz kılmak istiyorum bir türlü nasip olmuyor. İmanımı nasıl arttırabilirim acaba? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Size namazı o kadar zor gösterdiler ki. Size gösterilen namazı zaten o namazın kılınmasını anlatan adamlar da kılamaz. Bak açıkça söylüyorum hatta iddiaya da girebilirim. Bak on trilyonluk iddiaya girebilirim. Fıkıh ilmihallerinde, bu işte Hüseyin Hilmi Işık’ın ilmihalinde, Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalindeki tarif edildiği şekilde tek bir tane Türkiye’de namaz kılan çıkmaz. Kılamazlar. Sulara ait hükümler var, zelletül kariaya ait hükümler var. Namazın farzları, vacipleri, sünnetlerine ait hükümler var. Mümkün değil her yerden gider. Bir kere bak sırf bir örnek veriyorum ufak bir örnek düşünün. Allahu ekber diyorsun ya Allahu ekber şeddeli dedin değil mi bitti namazın gitti. Açıp göstereyim Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalinden göstereyim. “Kişi” diyor “Allahu ekber derken” diyor bir örnek vermiş sırf bir örnek “b harfini şeddeli söylerse” ki başka türlü demek mümkün değil. Şeddesiz nasıl söylenir Allahu ekber? Ekber diyorsun zaten mecbur sen b’yi bastıracaksın dudağına. Bastırdığın an bitti. Namaz gidiyor. Yine bir örnek daha vereyim Şafi mezhebinde hem Kabe’ye yöneldiğini bilecek aklından geçirecek, hem namaza niyet etmesi gerekiyor o anda, farz namaza niyet edecek, hem kıbleye döndüğüne niyet edecek, hem vakte niyet edecek aynı anda. Allahu ekber derken. Onu diyemedikleri için Şafi mezhebindeki imamların namazlarını gidip seyredin defalarca tekbir getiriyorlar tutturamıyorlar. Bir daha Allahu ekber diyor yine olmuyor, bir daha diyor olmuyor birçoğu beceremiyor. Bak aynı anda Allahu ekber derken aynı anda onu düşünmesi gerekiyor üçünü birden. İmkansız. Mesela abdest alırken bir bir parmakların aralarının hilallenmesi gerekiyor şuralar araların, hiçbir kimse yapmaz bunu. Ve hepsinin ayrı ayrı duaları var. Sünneti terk eden zaten mahvoldu gitti. Sünneti terk etmek Peygamber (sav)’i terk etmek oluyor. Sünnet aynı farz gibi terk edilmesi diye bir konu yok sünnetin. Her hareketin ayrı duası var. Mesela üç yüz altmış sayfa falan abdestin alınması. Hiçbir insan o şekilde abdest alamaz. O dualarıyla o şeyleriyle. Başın mesh edilmesi başını böyle mesh ediyorsun değil mi? Öyle değil, şöyle elinle mesh edeceksin elinin tersiyle böyle çeviriyorsun kendinden çıkartmış bunu. Bunu tutturmak da çok güç. Geçiş yolları var nereden yapacağın da belli ensenden çekemiyorsun. Nereden tutturacağın da belli değil tarif etmiş onu. Tamamen müphem. Kalb-ü mesih deniyor. Müstehaplar var. İçinden çıkılacak gibi değil. Hiçbir insan yapamaz. Mesela abdest suyu yıkanıyorsun ya yüzünü yıkıyorsun muşamba bağlıyorlar abdest alırken. Niye biliyor musunuz? Abdest suyu necaset-i galize olduğu için, galiz necaset olduğu için. Yani abdest suyundan akan su galiz necaset oluyor. Hiçbir yerine dokunmaması lazım. Bu mümkün mü? Olacak iş değil. Mesela iğne ucu kadar vücuttaki herhangi bir kir, vücut kiri diyelim, vücuttaki atık kir diyelim iğne ucu kadar olduğunda namaz kılamıyor. Hanefi mezhebinde de diyor avuç içi kadar diyor. Nasıl avuç içi kadar? Çok korkunç açıklamalar, avuç içine yayacakmış adam elinde o suyu, kirli suyu avuç içini eğer kaplarsa bitti olmuyor. Ama avuç içinin kenarlarına kadar gelirse oluyor. Böyle bir ölçü olur mu? Böyle bir namaz kılınabilir mi? Çıksınlar bana yok öyle bir şey desinler. Avuç içi kadar diyor. Kendi bir kısmını da açıklıyor bir lira kadar diyor bir lira nereden bulacaksak. Ama çoklukla avuç içi miktarı kadardır diyor. Avuç içine yaymak. Adamın avucu geniştir, hadi yaydın nerelerine kadar yayacaksın? Avucun kenarlarına kadar geldiğini düşünelim kirli su adam onunla mı uğraşacak avucunun içinde? Zaten kirli su buharlaşır avucunda kısa sürede parmağıyla onu yayacak, bak bütün fıkıh kitaplarında vardır bu. Parmağıyla yayacak yayarken de süratli yayması gerekir hakikaten buharlaşır cilt de çekebilir suyu eğer yayılırsa namazını kılamıyor. Eğer yayılmazsa avuç içinin de sınırları belli değil başparmağın nerelerine kadar yayılabilir? Öbür parmağın nerelerine kadar üst alt kısmı? Şu avuç kısmı ya mesela burada şöyle diyelim burada sınırlar neresidir belli değil. Açıklanmamış bitti. Namaz kılarken namazın farzını, vacibini, müstehabını, mendubunu karıştıran birisi olursa yani hangisiydi diye aklına gelmezse namaz bitiyor. Namaz kılarken diyor adam “namazım acaba bozuldu mu?” diye aklından geçirirse diyor bu kadarlık bir müddet diyor “namazım bozuldu mu?” şu kadar müddet düşündüğünde namazı bozulur diyor. Şimdi böyle namaz kılabilir misin sen? Adam zaten düşünür bunu otomatik namazım bozuldu mu diye. Mesela namaz arasında Allahu ekber diyor ekber acaba şeddeli miydi değil miydi? Diyor zaten ekber şeddeli dersen bozulur diyor. Şimdi Allahu ekber dedi adam mecburen düşünür değil mi? Şeddeli mi diye. Düşündüğü an diyor namazı bozulur diyor. Kardeşim burada şeytani bir anormallik yok mu? Şeytan oyun oynamıyor mu insanlarla burada? Mümkün değil böyle bir şey namaz imkansız kılamazlar. Şimdi Hanefi diyor namaz kılarken diyor dişinde dolgu varsa diyor Şafi mezhebini de taklit etmesi lazım diyor. Ben Şafi mezhebini taklit ediyordum o zamanlar. Hem Hanefi hem Şafi. Bak iğne ucu kadar kirli su elbiseye veyahut vücudun herhangi bir yerine sıçrarsa namaz olmuyor kılamıyorsun namazı. Abdest suyu galiz necaset oluyor. Bir de orada başka su varsa, temiz su varsa oraya sıçrayan su iğne ucu kadar dahi olsa o suyun tamamı galiz necaset oluyor. Tamamı galiz necaset. Mesela leğende su olduğunu düşünün oraya iğne ucu kadar kirli olduğunu düşündüğün su sıçradığında bütün leğendeki su gidiyor. O leğeni sen yıkarken ondan sıçrayan suların tamamı galiz necaset oluyor. Zincirleme yani. Ben din alimi değilim. Fıkıh kitapları okudum. Akıl almaz bir açmaz. Şu anlattıklarım binde biri değildir. Binde biri değil. Mesela İbn-i Abide’nin fıkıh kitabı var üç, beş cilt. Ucu bucağı yok. Anlat anlat anlat bu konuları binlerce sayfa anlatıyor. Hepsinin yapılması gerekiyor. Bu durumda adam nasıl namaz kılsın? Halbuki namaz Kuran’da olağanüstü kolaydır. Ve abdest de olağanüstü kolaydır. Yüzünü yıkayacaksın. Bileklerine kadar ellerini yıkayacaksın. Başını mesh edeceksin. Ayağını yıkayacaksın bitti. Kıbleye dönüp Allah’a secde edeceksin. Namaz kılacaksın.

Dindarlığın modern hayatla da çeliştiğini söylüyor. İşte müzik dinleyemezsin, eğlenemezsin. Elbise giyemezsin. Sakalını kesemezsin. Say say. Yani “Öleceksin” diyor adam özetle. “Mahvolursun” diyor. O yüzden gençler dini yaşayamıyordu. Ama şu an vesilemizle dini yaşayan çok büyük bir gençlik var. Esaslı bir gençlik oluştu. Gelenekçi sisteme göre de namazlarını kılmıyorlar. Bizim anlattığımız gibi rahat bir anlayışları var.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Yavru fok balığı resimleri göstermek istiyoruz. Fok yavruları bebek yağı denilen bir yağla kaplı olarak doğuyorlar. Küçük vücutları bu yağ sayesinde sürekli sıcak kalır. Üç hafta içinde yavru, ağırlığının üç hatta dört katına çıkabiliyor. Çünkü fokların sütü en iyi inek sütünden on iki defa daha yağlı ve dört kat daha fazla proteinli. Bu yavrunun çok hızlı büyümesini sağlıyor. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Pelinsu Hanım’ın sorusu var size.

VTR: Merhaba ben Pelinsu. Adnan Oktar adalet anlayışı hakkında ne düşünüyor?

ADNAN OKTAR: Adalet tabii ki dünyada şu an mükemmel uygulanmıyor. Mehdi (as) devrinde adalet tam anlamıyla ve mükemmel uygulanacaktır. Dünyanın neresine gidersek gidelim adalette bir çökme, bozukluk her yerde kendini hissettiriyor. Tarafgirlik her yerde hissettiriyor. Ama yine de “adalet hiçbir yerde yok” diyemeyiz. Ama zor da olsa, eksik de olsa devam ediyor. Hiç olmamasından iyidir.

ADNAN OKTAR: Yaren Hanım’ın sorusu var.

VTR: Ben Yaren. Kadınlar neden güzel olmak zorunda?

ADNAN OKTAR: Kadın zaten güzel yaratılmış bir varlık. Kelebekler, kuşlar. Mesela kelebek güzel olmak zorunda. Kuşlar güzel olmak zorunda. Allah da güzeldir. Allah güzelliği sever. İnsanlar güzel olmak zorundadır. Eğer güzellik yoksa kainatın bir amacı olmaz. Allah güzel olsunlar diye kainatı yaratıyor. Ve Allah güzeli seviyor. Cenneti de güzel yaratıyor. Güzeli sevmemizi istiyor. Sevginin zaten kökeni güzelliktir. Güzellikle sevgi iç içedir. Güzellik olduğu için sevgi olur. Sevgi olduğu için de güzellik olur. İkisi bir bütündür. Sevgi güzelliğin ruhudur. Güzellik bedenidir. Allah sonsuz güzeldir. Tecellisi de sonsuz güzeldir. Bitkileri her şey çok güzel. Altın oranla, biçimli ve simetrik yaratır. Kadınlar da güzel olacak, herkes güzel olacak. Çocuklar güzel olacak. Bitkiler, eşyalar. Bütün kainat güzel olacak. Ahir zamanda bunu göreceğiz. Ama şu an eşyalar güzel değil, evler güzel değil, sokaklar güzel değil. Birçok insan güzel değil. Kadınların güzelliğine önem verilmiyor. Kadınların güzelliği suç gibi gösteriliyor. Güzel olan kadın hakarete uğruyor, baskıya uğruyor. Çirkinleştiğinde ses çıkartılmıyor kadının. Bakımsız olduğunda ses çıkarılmıyor. Güzel kadın teşvik edilmiyor. İnşaAllah öyle bir devir gelecek ki, her yer cennet gibi olacak. Ama kısa sürecek Mehdiyet devrinde. Bunu göreceğiz.

GÖRKEM ERDOĞAN: İstanbul'dan bir izleyicinizin sorusu var. Burcu Hanım.

VTR: Merhaba ben Burcu. Öfkenin önüne geçilebilir mi? Ve geçiliyorsa ne yapmamız gerekiyor? Ne yapılabilir? 

ADNAN OKTAR: Öfke zaten insanın komik hale gelmesi demektir. Çok küçük düşürücü. Burun kanatları şişiyor. Alnının damarları çıkıyor. Kalp atışı yükseliyor. Kalbi sıkışıyor. Sesi gidiyor. Ağlamaklı oluyor. Berbat bir durum. Aynısını sakin olarak halledebilir. Allah’a tevekkül etmemekten kaynaklanıyor. Halbuki kaderinde olan bir şey o. Kaderinde Allah hayırla yaratıyor onu. Onu şirkten Allah'a sığınarak, şirk ruhundan kaçınarak sakince değerlendirmesi lazım. O zaman hem ibadet etmiş olur. Hem şirkten kurtulmuş olur. Hem putu yıkmış olur. Allah'a karşı güzel bir ibadet eda edilmiş olur. Çünkü öfkelenmemek ibadettir. Öfkelenirse sevabı kaybeder. Öfkesini yenerse ki ayette var. “Öfkelerini onlar yenerler” diyor. Sevap kazanır. Öfkeyi yenmek şeytanı yenmektir.

GÜLEN BATURALP: Bir bayan izleyicimiz soru yöneltmiş size.

VTR: Merak ettiğim soru; Kedicikler neden bu kadar bakımlı ve güzeller? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: İbadettir bakımlı olmak. Güzel olmak ibadettir. Mesela Peygamberimiz (sav) çok bakımlıydı. Peygamber (sav) halkın önüne çıkıyor. Dişleri inci gibi parlıyor. Sohbete çıkmadan önce Peygamberimiz (sav) mutlaka dişlerini misvaklıyor. Suyla dişlerini yıkıyor mutlaka. Saçlarına kokulu güzel yağ sürüyor. Pırıl pırıl parlıyor ve saçlarını örüyor, iki belik önde, iki belik önde saçları örgülü. Gözleri sürmeli. Ve son derece bakımlı. Son derece dinç, tertemiz ve banyo yapmış olarak çıkıyor. Bu nedir? Bu bir nezakettir, güzelliktir. Sevgi insanının yapacağıdır. Müslüman bir kadın da öyle. Bakımlı, temiz, makyaj da yapabilir ki Peygamberimiz (sav)’in kadınlara tavsiyesi odur zaten. Makyajsız asla kabul etmiyordu. Mutlaka gözlerine sürme sürmelerini istiyordu. Bütün hatta çocuklar bile gözlerine sürme sürüyordu o devirde. Kadınlar da yanaklarına haluk denilen kırmızı bir boyayla boyuyorlardı yanaklarını ve dudaklarını ve parmaklarını. O zamanın ojesi gibi halukla. Hatta Peygamberimiz (sav)’e elini uzatan bir kadına Peygamberimiz (sav) diyor “bu kadın eli mi, erkek eli mi?” diyor. “Elini boyasın öyle gelsin” diyor. Elini halukla boyuyor kadın. “Böyle olması lazım” diyor. Kadın da çok bakımlı olacak, erkek de bakımlı olacak. Evler bakımlı olacak. Eşyalar bakımlı olacak. Sokaklar bakımlı olacak. Her yer güzel olacak. Binaların içi, dışı, mobilyalar, sofralar güzel olacak. Bahçeler güzel olacak. Kadınlar güzel olacak. Çocuklar güzel olacak. Her şey güzel olacak. Güzellikle sevgi iç içedir.

Evet.

ASLI HANTAL: Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas, Filistin topraklarında bir İsrail devletinin kuruluşuna zemin hazırlayan Balfour Deklarasyonu nedeniyle İngiltere’nin özür dilemesini istedi. Abbas “Halkımızın uğradığı ve hala artmaya devam eden tarihi zulüm uğursuz Balfour Deklarasyonu’yla başladı” dedi. İngiltere hükümetini tarihi ve ahlaki yerine getirerek söz konusu deklarasyon nedeniyle ağır bedeller ödeyen Filistin halkından özür dilemeye çağırdı.

ADNAN OKTAR: Yeni yeni İngiliz derin devletini tanımaya başladı bak. Yüz yıldan beri yoğun atakta İngiliz derin devleti. Yüz elli yıldan beri zaten faaliyetleri açık herkes görüyor. Bütün Ortadoğu’yu paramparça etti masa başında. Yeni yeni İslam ülkeleri felaketin kaynağını görmeye başladılar. Deklarasyonu yapan İngiliz derin devleti. “Özür dilesin” diyor. İngiliz derin devleti onunla iftihar ediyor yaptıklarıyla.

ASLI HANTAL: Adnan Oktar’la Neşeli Saatler programımız sona erdi. Yarın görüşmek üzere inşaAllah.

Masaüstü Görünümü