Harun Yahya

Sohbetler (19 Mayıs 2017; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ASLI HANTAL: Adnan Oktar’la Neşeli Saatler programımıza başlıyoruz. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Ne diyelim? Bir etiket yapalım. “Dünyanın güzelliği sevgidir” diyelim. Yahut “Dünyanın güzelliği sevgi” diyelim sadece, evet.

Bir şeyler anlatın önce, konuşun. Günün önemini anlatın. Sonra devam edelim.

ASLI HANTAL: Bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. Sayın Cumhurbaşkanı, gençlere hitap ettiği konuşmasında “Kızıl Elma” hedefinin altını çizdi ve şunları söyledi. "Şöyle çevreme bir bakıyorum, bazılarının gençlerimizle ilgili karamsar düşünceler taşıdıklarını görüyorum. Ben ise tam tersine gençlerimizden ümitliyim. 2023 Türkiye’sini sizler için ve sizlerle birlikte inşa ediyoruz. Bir sonraki Kızıl Elma'mız olan 2053 Türkiye’si ise her şeyiyle sizlere emanettir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Evet ama emanet edeceğimiz şekilde yetiştirmeye de çok dikkat etmemiz lazım. Şimdi Darwinist, materyalist adama neyi emanet edeceğiz? Bomboş yetişmiş bir adama neyi emanet edeceğiz? Tamam, gençlerimizin büyük bir bölümü imanlı maşaAllah. Akıllı, eğitimli ama bomboş olanlarda var. Kızıl Elma, yüklü bir inancın üstüne konursa o hedefine gider. Yoksa adam Kızıl Elma diye bir şey dinlemez. Anlamazda. Onun için Kızıl Elma’nın yolunu yapmak lazım önce. Yani o yoldan rahat geçmelerini sağlamak lazım. O bizim görevimiz. Yoksa bize 2053’te gençler “bizi niye böyle yetiştirdiniz?” derseler olmaz. Değil mi? Onları imanlı, Darwinist, materyalist düşünceye karşı, donanımlı, milli ve manevi değerlere çok güçlü sahip çıkan, Allah korkusunu, Allah sevgisini çok iyi bilen insanlar olarak yetiştirmemiz lazım. Şu anki Milli Eğitim’de Darwinist, materyalist eğitim devam ediyor.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Erhan ve Filiz kardeşlerimiz Kopenhag’da önceki gün fosil sergisi düzenlediler. Dün de birlikte bin iki yüz adet “İslam Ancak Sevgi İster” ve “Fosiller Evrimi Yalanlıyor” broşürlerinden dağıttılar. 

ADNAN OKTAR: Çok çok güzel olmuş. Modern ülkeler, medeni ülkeler hiçbir sorun çıkmıyor bak. Türkiye’de hırlayanlar da oluyor, kitabı ısırmaya çalışanlar da oluyor. Az da olsa oluyor ama tabii büyük bir çoğunluk güzel oldu.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’ye yönelik tüm saldırıları masum göstermeye çalışanlara yönelik şunları söyledi. “Kimse bana Gezi olaylarının amacının üç-beş ağaç olduğunu söyleyemez. Kimse bana 17-25 Aralık operasyonunun adaleti uygulamak için yapıldığını, PKK’nın eylemlerinin masum amaçlar taşıdığını, Suriye ve Irak'ta yaşanan hadiselerin Türkiye'yi hedefleyen yönlerinin olmadığını öne süremez. Hala 15 Temmuz'un bu ülkeyi işgale yönelik bir ihanet girişimi olmadığını öne süren varsa kusura bakmasın, onun aklından ve izanından şüphe ederim. Bütün gerçekler ortada” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam gönlü rahat olsun. Anlaşılmayacak gibi değil. Adamlar çok büyük bir ahlaksızlık yaptılar. İngiliz derin devleti nezaketli bir şey yapmaz. İngiliz derin devleti sadece pislik yapar. İngiliz derin devletinin pisliğini ispata gerek yok. Zaten malumdur. Malumu ispata gerek kalmaz.

Rahmetli Mustafa Yaman’ın parçaları aşkla, coşkuyla, samimi. O fakir evlerde çekilmiş, güzel icra edilmiş parçalar. Allah gani gani rahmet etsin. Şimdi böyle güzel parçalar, böyle aşkla çalınan parçalar bulmak çok zor.

Sultangazi 19 Mayıs kutlamaları var, görebiliyor muyuz?

ASLI HANTAL: Evet.

ADNAN OKTAR: Bak kapalı genç kızlar, başı açık genç kızlar, delikanlılar hep birlikte eğleniyorlar, ne var bunda? Bir daha göster. Tamam işte doğrusu bu. Gençler eğlenir, güler, namazını da kılar. Bizim hedeflediğimiz gençlik bu tarzda. Bak isteseler de istemeseler de bizim çizgimize geliyorlar sonunda. Görüyor musunuz? Güya bizi kendi çizgilerine çekeceklerdi. Bak onlar bizim çizgimize geliyorlar. Bizim dediğimiz galip oluyor. Nereye gitsek bizim dediğimiz hakim. Demek ki biz doğru yoldayız. Tayyip Hocam modern delikanlıdır. AK Parti moderndir. Dolayısıyla modern hayat her yere hakim olacaktır.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Cyphochilus böceğinin resimlerini göstermek istiyoruz. Bu böceğin en önemli özelliği taşıdığı, beyaz renk. Bu beyaz rengin sırrı, böceğin kabuğundaki pulların meydana getiren liflerin inceliği ve bu liflerin arasındaki boşluklar. Bu sayede lifler güneş ışınlarını çok etkili bir şekilde dağıtıyor ve ortaya çok net beyaz bir renk çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Mühendislik harikası. Akıl almaz bir intizam. Akıl almaz bir mükemmellik. En uç noktalarına kadar, mikroskopta büyütüldüğünde ayakları, çok detaylı ince kancalarla, ince detaylarla süslendiği ve işlevsel olarak takviye edildiği anlaşılıyor hayvanın.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Güzel yüzlü bir kedi göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Ama bu bize eziyet oluyor. Gerçekten eziyet. Ben bunu yakalayıp hart diye ısırsam bayağı rahatlarım.

“Adnan Bey. Cennette zer alemini hatırlayacak mıyız?” Tabii hatırlarız. Bir mahsuru yok. Çünkü artık aklın ihtiyari kalkmış oluyor.

“Mehdi cemaati neden üç yüz on üç kişi? Neden artmıyor salih kimselerin sayısı?” Mustafa Sarı.  Allah öyle uygun görmüş. Cennette de insanlar az ona kalırsa. Yani cennet öyle çaka çaka dolu değil. Azdır cennet ehli.

“Villanızı ballandıra ballandıra anlattınız. Hani maddiyatla değildi? Kendinizle çelişiyorsunuz Adnan Bey” diyor. Oradaki villada eşyalar var. Güzellikler var. Şimdi onların hepsi ipek halı olsa, şamdanlar altından, gümüşten olsa dediğin doğru. Orada sadece sanat ve güzellik var. Orada servet yok. Ona dikkat etmemiş. Bak servet ayrıdır, sanat ayrıdır. Orada sanat var. Mesela ben tablo yapıyorum, o servet değildir sanattır. Mesela oradaki raflar, normal raf. Orada kullanılan malzemeler de yani sanat eseri. Pahalı olan bir şey değil. Yani altın, gümüş, ipek falan bunlar akıl alır. Pırlanta olur. Zümrüt, yakut ama bunlar öyle değil. Bunlar baştanbaşa sanat. Sanat; hiç para harcanmaz mı desen sanata, tabii ki harcanır. Para zaten önemsizdir, mülk önemsizdir demedim ben. Hazreti Süleyman (as) zenginlik ve ihtişamıyla İslam’ı hakim etti. Peygamberimiz (sav)’in yanında da hep en zengin insanlar vardı devrin. Hazreti Ebubekir (ra) en zenginiydi. Hazreti Osman (ra) en zenginiydi. Dolayısıyla para Allah yolunda harcandıktan sonra mesele yoktur. Çünkü orada bir zenginlik mevzubahis değil. Zenginliği harcıyorsun Allah yolunda. Onu bloke edip biriktirmek olmaz. Sen desen ki bana “bankada şu kadar paran varmış, bu kadar altınların varmış” desen, o zaman olurdu. Ama benim bankada beş kuruşum olmadığına göre, birikmiş altınlarım olmadığına göre, mülklerim olmadığına göre geriye sanat kalıyor. Geriye ihtişam kalıyor. Allah için kullanılan ihtişam kalıyor. Allah için tabii ki kullanılacak. Allah için olan bir birikim, bir mülk değildir. O sanattır. Allah’a mahsus bir sanattır.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Ankara’nın merkezi Kızılay Alışveriş Merkezi’nde bir yıl içinde dört genç intihar etti. Ve hala bu olayların önlenmesi için ne valilik, ne belediye tarafından bir tedbir alınmıyor. Kızılay AVM yedi katlı bir bina. En yukarıya çıkmak için yürüyen merdivenler kullanılıyor. Yapının ortası ise, metrelerce yükseklikten oluşan boş bir avluya bakıyor. Gençler genelde en yukarıya çıkıp, bu avluya kendilerini atarak intihar ediyorlar. İntihar edenlerin tümünün yaşı on sekizden küçük.

ADNAN OKTAR: İntihar edecek olan önce bizi bir arasa da ikna etsek, konuşsak. Değil mi, intihar edecek ne var? Ne güzel işte, dünyada Allah mümin olarak yaşarsa, ahirette sonsuza kadar cennette tutacak. İntihar son derece tehlikeli bir şey. Eğer cinnet geçirdiyse ayrı mesele ama eğer bilerek açık şuurla yaparsa, sonsuz cehennem olur karşılığı. Aman ha. Aman ha.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Zekeriya Bey’in size bir sorusu var.

VTR: Adım Ziya. Burcunuz nedir? Burçlara inanır mısınız?

ADNAN OKTAR: Benim burcum kova burcu. Ama kova burcundakiler işte zeki olur, lider olur falan diyorlar. Öbür burçtakiler zeki değil mi yani? Çok münasebetsiz bir izah olmuş oluyor. Değil mi? Diyor mesela “bu burçta olanlar cömert olur.” Öbür burçtakiler nasıl cömert olmuyor? Genel konuşmuş. Tabii inanılacak gibi değil. Biz ayrıca burçlara değil, kadere bağlıyız.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: AK Parti’nin Pazar günü yapılacak Olağanüstü Kongresi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti Genel Başkanı seçilecek olması dolayısıyla Binali Yıldırım’ın bu görevi sona erecek. Ancak Başbakan Yıldırım’ın 24 Mayıs günü basına yapılacak grup toplantısında yeniden AK Parti meclis grup başkanlığı görevine seçilmesi bekleniyor.

ADNAN OKTAR: Haklı tabii. İyi olur. Faydalı olur. Tayyip Hocam’ın formu yerinde maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Çok faydalı olacak.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Doğukan Çelik Bey sormuş.

VTR: Efendim hayırlı akşamlar. Ticarette nasıl başarılı olabilirim diye size soruyorum. Bana yardımcı olur musunuz?

ADNAN OKTAR: Ticarette nasıl başarılı olursun? Eğer kendini Allah’a adarsan, kazancını Allah’a adarsan “Ya Rabbi ben mal mülk senin için istiyorum. Senin dinine hizmet için istiyorum.” Dersen, mal mülk sana yağmur gibi yağar. Bak ben kendimi Allah’a adadım. Malı mülkü de Allah’a adadım. Allah yağmur gibi mal yağdırıyor. Para yağdırıyor. Ve ama hepsini harcıyorum. Beş kuruş bir kenarda param yok. Hiçbir mülküm yok. Gelir gelmez Allah için harcıyorum. Sen öyle niyet edersen, Allah sana rızkı oluk oluk akıtır. Malı sana oluk oluk akıtır. Yeter ki Allah’a adamalı. Ama “Ben alıp biriktireceğim. Egoistim. Bencilim. Dünyamı yaşayacağım” dersen, dünya senden kaçar. Sen onu kovalarsın. Adeta sürünürsün. Allah esirgesin.

Duha Suresi 8’de Peygamberimiz (sav)’e Cenab-ı Allah diyor ki “Bir yoksul iken seni bulup (Allah) zengin etmedi mi?” diyor. Zenginliği tamamen Allah verir.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir ayette “Hazineler Allah Katındadır. Onu dilediği miktarda indirir” diye bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BEYZA BAYRAKTAR: Şeytandan Allah’a Sığınırım. “Hazineler Allah Katındadır. Onu dilediği miktar ile indirir” diye Allah bildiriyor ayette.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Hocam benim bir arkadaşım var Nurullah adında. Çok borçları var diye intihar etmeyi düşünüyor.” Çok çok özür dilerim de borç için çok adice olur öyle bir şey. Mal için, para için cinayet akıl alacak gibi değil. Ama benim dediğim, bir cinnet durumu vardır, Allah esirgesin. Psikolojik bir bunalımı vardır. İman sorunu vardır. Konuşurum. İşte “falancayı elde edemedim, parayı elde edemedim, intihar edeceğim.” Zaten o aklı gitmiş onun yani. Vicdanı gitmiş. Tefessüh etmiş. Cinayete azmetmiş bir katil hükmünde olur. Olmaz.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Van’da düzenlenen temel atma töreninde aniden hızlanan fırtına nedeniyle platformun kısmen çökmesi sonucu, Mehmet Görmez’in de aralarında bulunduğu çok sayıda davetli ölümden döndü. AK Parti Van Milletvekili Beşir Atalay’ın konuşması sırasında, davetliler için kurulan platformun demir ayaklıkları fırtına nedeniyle yerinden çıktı. Yaşanan çökme esnasında davetliler etrafa kaçışırken Mehmet Görmez ise korumalar tarafından alandan çıkarıldı. Videosunu da görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Böyle derme çatma yer mi olur kardeşim? Çok hafif rüzgara bile dayanamıyor yani. Daha güçlü bir rüzgar olduğunu düşünün. Bayağı tehlikeli olur. Böyle uydurma şey olmaz. Yani bu mühendisler tarafından hazırlanması lazım. Ustalar tarafından hazırlanırsa böyle olur. Yani usta çünkü geçici düşünerek yapıyor. Sadece işte yağmura karşı koruyucu olsun diye yapıyor. Orada mühendisliğin uygulanması lazım.  Yani hangi şiddette rüzgara nasıl dayanabilir? Değil mi? Sağlam bir şey yapacaklar. Böyle uydurma şeyler olmaz.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Muş’tan MaşaAllah Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba Hocam. İyi geceler diliyorum. Gerçekten şu an senin sohbetini birebir yanında oturup da izleyen kardeşlerimiz ne kadar şanslıdır. Keşke Cenab-ı Allah bizlere de o şansı nasip etseydi, senin gibi değerli bir hocamızı gerçekten canlı böyle, televizyonda değil de yanında olabilsek. Seninle olabilseydik. Ben Muşluyum. İsmim MaşaAllah. Kürtçe anadilimle sana seslenmek istiyorum. Hoca ez te pır hezdıkım. Seni çok seviyorum Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kürt kardeşlerimiz hep böyle tertemiz, yiğit, candan, vicdanlı, merhametli, insancıl, sevgi doludurlar. Güneydoğu Anadolu böyle nur gibi güzel insanlarla dolduğu için deccaliyet oraya yöneldi. Oradaki insanları komünist, Stalinist, Allahsız, Kitapsızların eline teslim edip, Müslümanların canını yakmak istediler. Biz de deccaliyete dedik “el mi yaman, bey mi yaman göreceksin” dedik. Şu an solucan gibi kıvranıyor. Gerekeni yapacağız. Gereken neyse yapılacak. İlimle irfanla. Kanunla hukukla.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Furkan Bey’in sorusu.

VTR: Adım Furkan. Yollardaki tümseklerin trafiğe bir katkısı var mı sizce?

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim bir tek Türkiye’de var bu. Tangur tungur, tangur tungur bir çizgiler çekiyorlar. Oradan kurtuluyorsun tümsekten geçiyorsun. İnsanların kafası beyni karmakarışık oluyor. Adım başı. Nereye gitsen tangur tungur, tangur tungur, sonra tümsek yine tangur tungur. Bu eziyete ne gerek var kardeşim? Avrupa’da hiçbir yerde böyle bir şey yok. Eğitirsin. Yahut ceza sistemi kurarsın. Kontrol sistemi kurarsın. Olur biter. Böyle eziyet ederek, sıkıntı vererek insanları hizaya getirmek, trafik kurallarına uymasını sağlamak diye bir konu olmaz. Çok yanlış bir uygulama. En kısa sürede Türkiye’den kalkması lazım. Bu Pakistan’da var. Hindistan’da var. Türkiye’de var. Ama git Paris’te bulamazsın. Londra’da bulamazsın. Moskova’da yok. Yapmayın etmeyin böyle şeyleri yani. Evet. Kasis. Milleti kasıyor. Kasmak için yapmışlar. Evet.

GÜLEN BATURALP: İbrahim Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben İbrahim. Sevgili arasında kim alttan almalı?

ADNAN OKTAR: Sevgililer Allah için birbirini severse zaten alttan alma, üsten alma diye bir şey olmaz. Mümin zaten güzel huyludur, güzel ahlaklıdır, güzel hitap eder. Sevgi doludur. Mesela kadın, sanat eseridir. Ona insan nasıl hürmet edeceğini, nasıl sevgi göstereceğini adeta şaşırır. Yani ne yapsam da gönlünü alsam, ne yapsam da mutlu olsa, ne yapsam da herhangi bir şekilde üzülmese diye özen gösterir. Dolayısıyla mümin zaten alttan alacak bir pozisyona gelmez. Peşin affedicidir zaten. Derhal affedicidir. Kin tutmaz. Öfkelenmez. Uzayan bir kriz olmaz Müslümanlıkta. Dolayısıyla her iki taraf da Müslüman ahlakında olursa, Allah’ın rızasını güderse, Allah’ın tecellisi olarak birbirlerini severler. Allah sevdirir zaten. İnsanın sevme gücü yoktur. Allah sevdirir. Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Necmi Bey’in sorusu.

VTR: Üstadım benim şöyle bir sorum olacak. Hz. Mehdi (as) ile Hz. Hızır (as) birbiriyle görüşürken, Hz. Mehdi (as), Hz. Hızır (as)’ın Hz. Hızır (as) olduğunu biliyor mu? Bilmiyor mu? Onu öğrenmek istiyorum inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şüphe edebilir de. Ancak kendini tanıtırsa açıkça o ayrı. Yani ben Hızır’ım derse o ayrı. Onda da alamet gerekir tabii. Yani Hızır (as)’ın özelliği mesela, duvardan geçer. Duvardan geçip “ben Hızır’ım” derse “sen Hızır değilsin” denemez tabii ki. O, odur yani. Ama bazen de normal bir dost gibi, bir arkadaş gibi gelebilir. Yani herhangi birisi gibi gelebilir. Fakat onun tahkik edilmesi kaderde olmadığı için onu tespit edemez. Mesela Cibril (as) geliyordu Peygamberimiz (sav)’in yanına, Hz. Dıhye suretinde. Peygamberimiz (sav)’in yanından ayrılıyordu, sahabelere de selam veriyordu. Ama onun takibi kaderde mümkün olmuyordu. Yani yapılmıyordu kaderde. Yani gidiş yolundan, nereye gidiyor ne yapıyor diye takip edilmiyordu. Allah ona göre yapar. Mesela Hızır (as) da geldiğinde onun nereye gittiğini tespit etmek kaderde yoktur. Yani dolayısıyla onu tespit ederim, takip ederim, anlarım gibi bir mantık olmaz. Hızır (as) senin yanına gelir konuşur, bir arkadaşın, ahbabın gibi konuşur haberin bile olmaz. Seni yönlendirir. Tavsiyelerde bulunur ve çeker gider. Sen akraban zannedersin o geldi zannedersin halbuki o değildir akrabanın haberi bile yoktur. Ama onunla konuştuğunu zannedersin. Ve onu tahkik etmek kaderinde olmaz. O çok mühim. Yani kaderinde onu asla tahkik edemezsin.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Musa Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Musa. Dikkat dağınıklığım var ne yapabilirim?

ADNAN OKTAR: Dikkat dağınıklığına sürekli dikkat egzersizleri yapılması lazım. Her şeye dikkat vermek lazım. Merdivenlere dikkat edeceksin, sokağa dikkat edeceksin, bir insanın konuşmasına dikkat edeceksin. Beyindeki o dikkat o zaman Allah’ın dilemesiyle gelişir. Yani nasıl body de vücut sürekli çalıştıkça gelişiyorsa, dikkat de sürekli çalıştırdıkça Allah’ın dilemesiyle gelişir. Eğer dikkat kullanılmazsa, mesela sokakta adamlar vardır ruh gibi dikkati kapalı ağzı açık geziyorlar çok görüyorsunuzdur. Hiçbir şeye dikkatini veremiyor. Beyninde o dikkati kullanmadığı için sürekli dumura uğruyor dikkati. Bir süre sonra Allah esirgesin bunamaya kadar gider.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Tolga Bey.

VTR: Merhaba ben Tolga. Dövüş sporları hakkında ne düşünürsünüz?

ADNAN OKTAR: Tolga, sağlığı bozar o yani kafaya vuruluyor çünkü dövüş sporlarında. Ama kafaya vurmadan dövüş sporu öğreniyorsa bir mahsuru yok. Mesela boks yapıyordur kum torbasıyla yapar bir şey olmaz. Yani kung fu, karate yine aynı şekilde jimnastik spor tarzında yapılırsa bir şey olmaz. Ama müsabaka çok tehlikeli. Yani karşılıklı iki kişinin rakip olarak birbirine kıyasıya vurması çok çok çok büyük hata. Haram olur ayrıca. Çünkü bütün gücüyle kafasına vuruyor. Kafa aklın mekanı. Aklın mekanına bütün gücünle vuruyorsun e zorun nedir yani? Görmeyi bozar, düşünmeyi bozar, hafızayı bozar her şeyi bozar. Allah’ın verdiği nimeti bütün gücünle ezmeye kalkmış oluyorsun, olmaz.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Furkan Bey.

VTR: Merhaba ben Furkan. Rüyaların gerçeklerle ne kadar bir ilişkisi olduğunu soracaktım bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Rüyaları o kadar ciddiye almamak lazım. O insanlarda sıkıntı meydana getirir, üzer.  Yani korkutabilir. Ama bazen hal ehli insanlarda, mana ehli insanlarda rüyayla Allah uyarır kulunu. Yani çok nadir olur ama olabilir. Ama ona tabii farz gibi inanmak olmaz.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Emre Bey.

VTR: Merhabalar ben Emre. Millet, Adnan Bey’in yaptığı programı neden çekemiyor?

ADNAN OKTAR: Adnan Bey yakışıklı, Adnan Bey’i kadınlar seviyor, Adnan Bey zengin, Adnan Bey sanatçı, Adnan Bey güzelliklerden hoşlanıyor, müzikten hoşlanıyor, güzel yaşıyor. Seveni çok, o da çok seviyor ama çok fazla sevdiği var, tutkuyla bağlanıyor sevdi mi aşık oluyor. Adam da aşk yok, sevgi yok, estetik yok, sanat yok, güzellik yok, temizlik yok, güzel sözler yok, iman yok, Kuran yok hiçbir şey yok. Ruhu bomboş. E o zaman ne devreye giriyor? Haset, kıskançlık devreye giriyor. O da öyle bir sistemdir ki, haset edildiğinde bir insana, kıskanıldığında o insan daha güzelleşir, daha sağlıklı olur daha zengin olur. Haset eden de çöker, hastalanır, bereketi gider, malı mülkü gider. Allah’ın hikmeti. Gizli bir sistem vardır. O sistemin içine girip daha da beter oluyorlar. Tavsiyem hasetten vazgeçmeleri.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Murat Bey.

VTR: Merhaba. Son günlerdeki Osmanlı mimarisine verilen değer hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Osmanlı mimarisi hakikaten özellikle evler için camiler için mükemmeldir. Bütün Anadolu’yu her yeri kaplaması lazım. Yani ben katı bir Osmanlı bakış açısıyla bunu söylemiyorum gerçekten sanat yönüyle mükemmel olduğu için söylüyorum. Yoksa başka bir sanat dalını kabul etmiyorum anlamına gelmez. Mesela Osmanlı cami vardır karşısına İtalyan mimarisine uygun bir İtalyan sanatına uygun çok güzel bir yapı yapabilirsin. Ama Osmanlı’nın sıcaklığı, güzelliği ezicidir. Hakikaten çok güzeldir. Ama İtalyan sanatına uygun heykeller, resimler, tablolar yapılması da ayrıca çok güzel olur. Yani Avrupa sanatının da kendine has bir güzelliği vardır.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Efe Bey’in sorusu

VTR: Merhaba ben Efe. Her gün programlarınız oluyor yorulmuyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Yorulma değil de programa çıkmasam yorulurum ben. Yani İslam’a hizmet etmezsem yorulurum. Programa çıkmakta ben açılıyorum görüyorsunuz. Yani daha zindeleşiyorum, daha dikkatim keskinleşiyor, daha şevkim artıyor, heyecan duyuyorum, mutlu oluyorum, zevk alıyorum. Çünkü Allah’a, dine hizmet etmek insana en yüksek hazzı veren güzelliktir. Çünkü sevdiğine, aşık olduğuna hizmet ettiğinde sen sevginin zevkini, o yüce zevkini alırsın. Ben de Allah’a aşık olduğuma göre, çok sevdiğime göre O’na hizmet ettiğimde, O’na sevgimi, aşkımı gösterdiğimde, çok şiddetli zevk alırım ve alıyorum. Ve tecellilerini. Mesela siz de tecellilerisiniz Allah’ın, sizleri sevmekten de çok şiddetli haz duyuyorum, şiddetli zevk alıyorum. İşte karşılıklı yaratıyor Allah. Karşılıklı olduğu için zaten şiddetli zevk veriyor Allah.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Gaziantep’ten Hüseyin Bey.

VTR: Hz. İsa (as) talebelerine karşı harika mucizeler gösterdiği halde neden talebeleri ondan özellikle ‘Gökten sofra indirebilir misin?’ şeklinde bir talepte bulunmuşlardır? Teşekkürler Allah razı olsun.

ADNAN OKTAR: Gökten sofra da indirdi ama yine etkilenmediler. Yani onlar zannetti ki gökten şöyle inecek zannettiler. Onlar otururken buluttan bir sofra kapı açılacak kapıdan içeri girecek veyahut evin tavanından aşağı inecek. Öyle değil. Hz. İsa (as), Allah’a dua etti yan odaya geçtiklerinde orada hazır bir sofra buldular. Bu aklın ihtiyarini kaldırmadı. Yani mesela ölüyü diriltirken kemik haline gelmiş ölü kemik üzerinde etler oluşup ayağa kalmıyor. Mesela üç günlük ölü. Ölmüş doktorlar kanaat getirmişler, kalbi durmuş, nefes alma durmuş bildiğin ölü. O zaman taş mezarlara konuluyor ölüler ve ağzı da taşla kapatılıyor mağara gibi bir yere koyuluyor. Üç gün geçmiş mesela “La Mart” diyor “Allah’ın izniyle kalk.” diyor. Mezarın kapısında bağırıyor İsa (as). Adam kalkıyor üstündeki o sargılarla o taşı itiyor, açılıyor taş düşüyor dışarıya çıkıyor. Bu. Aklın ihtiyari kalkıyor mu? Kalkmıyor. Adam niye şüphe ediyor? Çünkü şöyle de düşünebilir. Adam ölmemiştir, üç günden beri orada duruyordur diye düşünür. Halbuki ölmüş şahitler var yani. Nabzına bakıyorlar durmuş nabız. Bembeyaz olmuş ölmüş yani nefes de almıyor, 24 saat nefes almıyor. 24 saat nefes almayan adam ölüdür yani. 24 saat kalbi de durmuş. Adamlar da gömüyor onu haklı olarak öldü diye. Üç gün sonra kalkıyor adam Allah’ın hay isminin tecellisi olarak. Aklın ihtiyari kalkıyor mu? Kalkmaz. Mesela çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor. Allah söylüyor vahiyle. Yani bayağı kuşa benzeyen bir balçıktan heykel yapıyor. Alıyor onu derenin kenarında otların içerisine koyuyor. Üfürdükten sonra. “Bismillah” diyor üfürüyor koyuyor geriye çekiliyor pır diye bir kuş oradan uçup gidiyor. Gidip şeye bakmaz yani o çamur orada duruyor mu durmuyor mu diye bakmaz. Oradan uçuyor uçup gidiyor. Aklın ihtiyari kalkıyor mı? Kalkmaz. Hiçbir mucizede aklın ihtiyari kalmaz. O gelenekçilerin anlattığı tarzda hikayelerin hiçbirine inanmayın. Öyle bir mucize hiçbir zaman, hiçbir yerde olmadı ve olmaz. O zaman imtihan sırrına uygun olmaz. Olur mu öyle şey? Allah’ın adaletine uymaz o. “Hz. Musa (as)’nın asasıyla denize vurmasıyla” adam diyor ki: “Asayı denize bir vurdu deniz şak diye attı. Deniz” mesela “iki bin metrelik derinlikte yahut bin metre derinlikteki deniz taş gibi dondu.” diyor “arasından Musa geçti.” Ya kardeşim hadi Müslümanlar geçti, Firavun geçer mi? Adam o kadar mı avanak yani? Başında su durarak durur mu geçer mi oradan? Su tsunami tarzında çekiliyor. Zaman zaman çekiliyor zaten. Yani yılda mesela bir kere veyahut üç-beş yılda bir kere o su çekildiği oluyor. Su tamamen çekiliyor. Müslümanlar karşıya geçiyor. Firavun da su çekildi diye gönlü çok rahat yavaş yavaş atlı arabalarla falan geliyor. Bu sefer su büyük bir hızla yani yaklaşık on metre falan yüksekliğinde su yedi ve on metrenin arasında değişiyor, büyük bir hızla biliyorsunuz onun yıkma etkisi çok güçlüdür yani tsunami tarzında geldi mi balyozla vurmuş gibi. Vurduğuyla altına alıyor su hepsini darmadağın ediyor. Şok vuruş yapar. Yani yüzme bilmek falan kurtarmaz adamı. Darmakeşan ediyor adamı yani yıkıcı etki yapıyor hepsi darmadağın oluyorlar. Son anda işte Firavun bağırıyor “Musa’nın ve Harun’un Rabbi’ne iman ettim” diyor Allah “şimdi mi?” diyor.” “Seni kurtaracağım” diyor Allah. O da seviniyor. “Yani” diyor “bedenini kurtaracağım.” diyor. Çünkü o ruha inanmıyor ruhun varlığına inanmıyor. “İnandığın şeyi kurtaracağım işte.” diyor Allah. “Bedenine inanmıyor musun, cisme maddeye inanıyorsun.” diyor “onu kurtaracağım.” Diyor Allah. “Ruha inanmıyorsun” ruhunun kurtuluşunu istemesi diye bir konu olmaz. İnanmıyorsun ki isteyesin. “Bedenini kurtaracağım” diyor. Allah “ayrıca seni ibret de edeceğim.” Diyor. Hakikaten bak binlerce yıl sonra dört bin yıl sonra cesedi duruyor müzede.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bir izleyicinizin sorusu.

VTR: İyi akşamlar Adnan Bey. Bizlere sabırla ilgili tavsiyeleriniz neler olabilir?

ADNAN OKTAR: Sabır biraz tabii insanı gerici ve yorucu gibi görünüyor ama o gerilip dururken insan yıpranacağını zanneder halbuki acayip şifa bulur. Yani sabrederken Müslüman yıprandığını düşünürken dinçleşir, gençleşir, zenginleşir, bereketlenir. Ruhen ve bedenen daha sağlıklı olur. Tam tersinedir. Mesela diyor ki: “Ben çilelere sabrettim.” diyor “ne acılar çektim.” diyor. Bakıyorsun yüzüne çocuk gibi yüzü. Öbürü de diyor ki: “Ben çok rahat yaşadım.” Bakıyorsun ki acayip çökmüş mahvolmuş yani. Acı insanı güzelleştirir, çileler insanı güzelleştirir. Sabır insanı güzelleştirir. Çok güzeldir sabreden insanlara dikkat edin, çile çeken insanlarda keskin bir güzellik olur. Sabretmeyen, çile çekmeyen insanlarda bir matlık ve kütlük hakim olur. Yani böyle ablak olurlar bazıları bazı kişiler.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Hikmet Bey’in sorusu.

VTR: Hocam ben Hikmet. MaşaAllah Hocam. Sizi seviyoruz dinliyoruz. Hocam müridiniz olmak istiyorum ne yapmalıyım? Bilgi istiyorum Hocam. Biz 5-6 arkadaşız müridiniz olmak istiyoruz ne yapmalıyız?

ADNAN OKTAR: Zaten kardeşiz. Seviyorsan zaten kardeşsindir. Kardeşliğin şartı sevgidir. Mesela dışarı çıkıyorum çok fazla insan iltifat ediyor, sevgi gösteriyor, muhabbet ediyorlar çarşılara gidiyorum falan. Hatta bugün nefes alamadım fotoğraf çektirenlerden o kadar çoktu. Kitap almaya gittim yani kitap seçecek vaktim olmadı o kadar yoğundular maşaAllah bayağı coşkulu seviyorlar. Genç kızlar genç delikanlılar modern insanlar, hepsi aklı başında insanlar. Şimdi bana dese ki “Ben sizin Hocam müridiniz olmak istiyorum.” yahut işte “Dostunuz arkadaşınız olmak istiyorum.” Zaten olmuş. Sevdiyse dostumdur zaten. Ben de onu hemen severim. Sevgi esaslıdır burada zaten asıl olan burada tek şart sevgidir. Sevgi varsa dostluk hemen oluşmuştur, kardeşlik oluşmuştur. Ama müritlik bu tarikatlarda olur. Yani meşayih sistemi, şıhlık, şahlık, şeyhlik sistemi tarikatlarda olur. Ben tarikat ehli değilim. Mürşit değilim. Yani bir Nakşibendi veya Kadiri şeyhi değilim herhangi bir Müslümanım. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Kardeşinizim dolayısıyla benim sizden bir üstünlüğüm yok. Sizin de bana bir üstünlüğünüz yok. Kardeş kardeşe mürşit vaziyeti alamaz diyor Bediüzzaman. En fazla aramızda kardeşlik bağı olur. Bu da güzel bir bağdır, bu üstünlüğe dayanmaz. Kardeş kardeşi nasıl mürşit konumuna alsın? Ben onunla ders kardeşiyim birlikte hep beraber sohbet ediyoruz dolayısıyla benim size üstünlüğüm olamaz. Ben size en fazla hizmetçi olabilirim, onu kabul ederim. Öyle bir mürşitliği, üstünlüğü kabul etmem.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bir resim göstermek istiyorum. Bu resim 1900’lerin başında Çanakkale’de bir sokak resmi.

ADNAN OKTAR: Bak ne kadar güzelmiş o zaman sanat. Ne kadar güzelmiş her şey. Şimdiki evlere bak bir de o zamanki evlerin güzelliğine bak.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Eren Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba Ben Eren. Benim arkadaşımın panikatak sorunu var ve biz bu durumda ne yapmalıyız?

ADNAN OKTAR: Panikatağın en güzel çözümü hiç muhatap olmamaktır. Çünkü yeni çıkarttılar bu modayı panikatak diye. E nedir? İşte “Birden öleceğimi hissediyorum” Ya ölmezsin bir şey olmaz. “Bayılacağımı hissediyorum.” Bayılmazsın. “Kalbim duracak zannediyorum.” Durmaz kalbin bir şey olmaz. Sen istesen de durmaz kalbin yani sen istesen de bayılamazsın zaten istesen de ölemezsin. Yani bunları bırak keyfine bak. Bak onun çözümünü ben şimdi gösteriyorum. Şu çözüm.

Panikatağın çözümü budur bağıra bağıra şarkı söylersin. Hadi gelsin bakalım panikatak. Panikatak kaçar senden o zaman. Korkar yani. Hele hele böyle efendim Konya havalarına falan hiç dayanılamaz. Mesela. Kamayı çektim kından. Yani bunu duydu mu panikatak kaçacak delik arar.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Final Four Basketbol Turnuvası için İstanbul’a gelen Yunanlı taraftarların meşale yakıp Konstantinopolis şeklinde sloganlar atmasının ardından İstiklal Caddesi’nde kavga çıktı. Kavgada altı kişi yaralandı. Yunanlı taraftarlardan iki Yunan, Şirinevler’de saldırıya uğradı. Tekme ve yumrukların hedefi olan turistleri çevrede bulunanlar araya girerek saldırganların arasından kurtardı.

ADNAN OKTAR: Çok ayıp yapmışlar. Buraya gelen misafire kabadayılık yapmak delikanlılığa yakışmaz, çok çok çirkin. O, bunlar cehalet eseri olabilir, görgüsüzlük olur, kalitesizlik olur. Sana buraya güvenip gelmiş, dost olarak gelmiş tanımaz, bilmez, etmez, yabancı bir ülke değil mi? Genç çocuklar ayrıca güzel ağırlamaları lazım. Beraber bir yerde şarkılı, türkülü eğlenebilirlerdi geniş bir meydanda zaten isteseler hükümet onlara imkan da tanır. O çocukları korkutmanın, tedirgin etmenin alemi ne? Sevgisiz olarak ülkelerine geri dönecekler, marifet mi şu? Nefret tohumları atmış oluyorlar ne gerek değil mi? Yunanlılara biz çok benziyoruz, fizik olarak da benzeriz, huyumuz, suyumuz da benzer. Çağır mesela bir uygun alana hepsi gelsinler hükümetten müsaade alırsın kaymakam ateş de yakarsın sabaha kadar eğlenirsiniz. Sloganda atın yine taraftarlarınızı coşturun da ama kavga neyin nesi?

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Minik bir izleyicinizin sorusu var.

VTR: Çok çizgi film izlemem doğru mu?

ADNAN OKTAR: Yerim ben senin o minik burnunu. Hiçbir şey olmaz sen rahat ol sen. Keyfine bak sen. Ne hoşuna gidiyorsa yap. Geçenlerde çarşıdaydık oyuncakçıya girdim bizim çocuklar da vardı yanımda, ufak bir çocuk bir oyuncak çantası almış sıkı sıkı yapışmış bütün gücüyle bağırıyor annesi de “almayacağım” diyor ama kendini parçalıyor bir görsen bütün mağaza ayağa kalkıyor böyle, “anneciğim lütfen al” diyor böyle. Çocukları gönderdim git hemen şunu al çocuğa. Kardeş hemen orada gitti kasaya ödedi. Bu kadar acı çektirmenin alemi ne çocuğa? Aslında anneler tabii terbiye ederim falan diyor ama çok acı çekiyor o çocuklar ben de onları görünce çok acıyorum onlara. Yine başka bir çarşıya gitmiştim orada da annesine nasıl yalvarıyor çocuk. “Lütfen anneciğim bak bir daha yapmayacağım” diyor “gitmeyelim” diyor herhalde çarşıdan onu götürüyor o da gitmeyelim diyor ama bütün gücüyle aynı şeyi bir daha tekrarlıyor, canını yakmanın alemi ne? Nasıl bir merhamet anlayışı bu? Özür diliyor işte daha çocuk, el kadar çocuk daha ne desin? “Özür diliyorum anneciğim bir daha yapmayacağım” diyor “gitmeyelim” diyor gitme ya, ne olur? Aksini yaptı mı iyi terbiye edeceklerini zannediyorlar halbuki o çok ters etki yapar. Çocuğun bilinçaltında öfke meydana getirir, o onu bayağı kızdırır, akılcı bir hareket değil o.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bilge Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhaba, ben Bilge. Urfa’daki Balıklı Göl’deki balıkları yemiyorlarmış, sizce bu doğru mu?

ADNAN OKTAR: İnanca göre işte balıkların kutsal olduğuna inanıyorlar, orda tabii saygı duymak lazım. Aslında öyle bir şey yok tabii yani ne Kuran’a, ne hadise uygun değil. O balıklar gayet güzel ızgara yapılıp yenir hiçbir şey olmaz. Hurafelere inanmamak lazım, işte o ağaçlar balık oldu falan öyle bir konu yok, ona ait hiçbir kaynak da yok. Helali haram yapmak günahtır. Orda helal olan bir şey o balıklar alıp yersin ama süs balığı olarak görüyorsan kıyamıyor olabilirsin ona bir şey demem saygı duyarım ama haram etmek çok yanlış. Allah adına bir şeyin hükümle yasak edilmesi günah olur, şirk olur. Mesela Budistler de inek yemiyor işte çeşitli hayvanlar yemiyorlar şimdi onlara benzemek olur, bu şirk inanç olur. Müslümanın böyle batıl inançlara ihtiyacı yok.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Emre Bey’in sorusu.

VTR: İsmim Emre, bir sorum olacak. Bugün meydanlarda bangır bangır PKK propagandası yapılıyor, yetkililer buna neden ses çıkarmıyor? Yoksa çıkaramıyor mu?    

ADNAN OKTAR: Hangi ilde bu? Doğrudur ben eskiden beri ben ona şaşırıyorum Güzel Sanatlar Akademisi Fındıklı’da benim okulum halen öğrenciyim ben orda, okula nasıl gideceksin adamlar kaynıyor orda, Abdullah Öcalan’ın posterleri falan her şeyi asıyorlardı propaganda yapıyorlardı. Defalarca söyledik ses çıkmadı. Eskiden öyle değildi, eskiden siyasi şubenin polisleri gelirdi ne var ne yoksa hepsini söker kaldırır adamları tutuklar götürürdü. Arkadaşın dediği olay nerde olmuş onu bir tespit edin onu ilgili birimlere bildirelim, yetkililerde hakikaten bir hata, eksiklik, kusur varsa soruşturma açılması için şikayette de bulunabiliriz ama ben sathi bilgiye sahip olduğum için şu an bir şey diyemiyorum ama bu çok korkunç. PKK başını kaldırdığı her yerde ezilmesi lazım, PKK propagandası serbest, eylemi yasak böyle şey olur mu? Propagandasını yapan zaten eylemini de yapar. Gereği yapılsın kanunda değişiklik yapılsın, bu hayat memat meselesi Türkiye’nin.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Victoria Hanım.

VTR: Merhabalar, İtalya’da yaşıyorum ve bir soru sormak istiyorum. Bugünkü bilim çok değişik noktaya geldi, artık insan olarak yapay organları yapmaya başlıyoruz, bu acaba Kuran’a aykırı mı?

ADNAN OKTAR: Yo, yapay göz yapılsın, karaciğer yapılsın, kalp yapılsın bu nimet, güzellik. Niye aykırı olsun? Ama kalp yaptığında ruh o kalbin içine girmez yani çelikten yaparsan ama ruhun girebileceği gibi olursa ruh oraya girer hiçbir mahsuru da olmaz.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Batuhan Bey.

VTR: Merhaba benim adım Batuhan. İnsanların hayatta yaptığı en büyük hata neler?

ADNAN OKTAR: En büyük hata? Allah’ı inkar etmek, şirk en büyük günahtır onun dışında insanlar hata yapabilir, günaha girebilir; tövbe edecekler, şirke de girse tövbe edebilir, Allah’ı inkar etse de tövbe edebilir yani dönülmeyecek hiçbir şey yoktur İslam’da. En büyük hata da olsa dönülebilir, tövbe edersin dönersin.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Can Bey bir soru sormuş.        

VTR: Merhaba, benim adım Can. Adnan Bey’e soruyorum yanındaki bayan arkadaşlar nerden geliyor?

ADNAN OKTAR: Evlerinden geliyorlar. Allah diyor ki, ayette. “Müminler dünyanın neresinde olursa olsunlar” bak Kuran ayeti “nerede olursa olsun Allah onları oldukları yerden bir araya getirir” diyor “oradan alır bir araya getirir” diyor. Bu ayetin gereğini yaptı Allah. Bak “dünyanın neresinde olursa olsunlar Allah onları toplayıp bir araya getirir” diyor. Bu ayetin tecellisini görüyoruz.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Onur Bey.

VTR: Merhaba, ben Onur. Adnan Bey’e şunu sormak istiyorum. Bu programın acaba amacı ne?

ADNAN OKTAR: Programın amacı Allah’ın rızasıdır. Müminin bir tane amacı olur; Allah’ın rızası. Her hareketini Allah rızası için yapar. Allah’ın hoşnutluğu için yapar çünkü tek sevgilidir, gerçek sevgilidir Allah, onu hoşnut etmek aşktır. Allah’ı hoşnut etmek için Allah’ın rızası için yapılan her gayret sevgiliye gösterilen sevgidir, sevgi gösterisidir.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Can Bey.

VTR: Merhaba, ben Can. Ezan okunurken susmamız gerekiyor mu?

ADNAN OKTAR: Hürmeten iyi olur ama bir farziyeti yok tabii yine Allah’ı anabilirsin, konuşabilirsin, sohbet edebilirsin ama gelenekçi Ortodoks inançta insanların olduğu bir ortamda ezan okunurken konuşursan rencide olurlar. Ben gelenekçi Ortodoks Müslümanlara saygı duyuyorum, onları incitecek bir şey yapmaktan kaçınıyorum o yüzden ezan okurken susuyorum yoksa biz ezan okunurken zaten ezan dışarda okunuyor buraya çok zayıf geliyor ve biz Allah’ı anıyoruz hiçbir mahsuru yok. Ezan da Allah’ı anmaktır, biz de Allah’ı anmış oluyoruz yani ezan beni Allah’ı anmamı durduracak bir şey değil ama hürmeten, nezaketen dikkat ediyorum. Mesela kandil gecelerinde müzik olsa da işte daha makul bir müzik yani canlı böyle aktif müzik değil de daha sakin müzikleri tercih ediyorum, o nedir? Gelenekçi Ortodoks Müslümanlara saygım, onlara olan sevgim, merhametimdir. Onları da ben koruyup kolluyorum. Onları ben doğru yola çekerken üzülmelerini de istemem, ben yıkıcı bir yaklaşımla onlara yaklaşmam ve çok itinayla koruyorum. Onları mesela ezmeye kalktılar hükümetin içinden, dışından bazı adamlar biliyorsunuz tarikatları, cemaatleri hedeflediler ama fitil fitil burunlarından getirdim kanunla hukukla diyecek halleri kalmadı bak ağızlarını açamıyorlar, nefes aldırmadım. Çünkü onlara yönelik ezici bir politika izlemek istiyorlardı. Tayyip Hocamız da bundan çok mutazarrır rahatsızdı dolayısıyla oyunlarına müsaade etmedik.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Alper Bey.

VTR: Merhaba, ben Alper. Sorum: İnsan öldükten sonra ruhu bu dünyada dolaşır mı?

ADNAN OKTAR: Yok ama şöyle olur mühim bir görevse, mühim bir çalışmaysa Allah nimet olarak mesela mühim mürşitlere geçici olarak dünyaya geri gönderir, geri götürür. Bazen o talebelerine moral olsun, onları şevklendirsin diye ruh olarak, ruhaniyet olarak görünebilir, bazen gelir, kısa konuşabilir, görüşebilir ama bu çok kısa sürer öyle uzun süreli, uzun bir şey değildir geçici bir nimetlenmedir. Mesela Abdülkadir Geylani de çok görülmüştür, Muhyiddin Arabi Hazretleri’nde görülmüştür, Hz. Ali (kv)’de görülmüştür. Mesela Hz. Ali (kv) vefat ediyor cenazesine geliyor, ruhaniyet olarak geliyor. O moral vermek için, taraftarları üzülmesin diye, çok üzüldüler çünkü Ali (kv) şehit edilince ama felaket üzüldüler şok meydana getirdi, onu rahatlatmak için cenazenin önünde yürüdü kısa bir süre yani en fazla ne kadardır mesela on saniye, yirmi saniye, otuz saniye yani gördü birçok kişi ama sonra kayboldu. Moral vermek içindir yani sürekli olmaz.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: İsmail Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba, ben İsmail. Geleceğimiz nereye gidiyor?

ADNAN OKTAR: Geleceğimiz güzele gidiyor, hayra gidiyor tabii zor günler olacak, çok büyük olaylar olacak yani bu suskunluğun arkasından büyük olaylar olacağı anlaşılıyor hadislere göre ama bizim milletimize hiçbir şey yapamazlar. Türkiye bereketli, uğurlu bir ülkedir hayırla neticelenecek büyük olaylar, büyük güzel neticelerle kendini gösterecek inşaAllah. 

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kerem Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba, ben Kerem. Adnan Hoca’ya sormak istiyorum. Hz. Mehdi (as) hakkında düşünceleri nelerdir?

ADNAN OKTAR: İmam Mehdi (as)’nin gelişi Hristiyan inancına göre, Musevi inancına göre ve Müslüman inancına göre bu yüzyılın dışında mümkün değil. Çünkü Peygamberimiz (sav) dünyanın yedi bin yıllık bir takviminden bahsediyor o bitti. Hicri 1500’de bitiyor, bu yüz yıldan başka vakit yok ve bütün meşayihet, Nakşibendiler, Kadiriler herkes ittifakla Mehdi (as)’ın bu yüz yılda çıkacağını söylüyor hepsi. Mehdi (as)’ın bütün alametleri çıktı Peygamberimiz (sav)’in belirttiği hadisler çıktı, hepsi farkındalar bütün güçleriyle direniyorlar ama Türkiye’nin yüzde yetmişi Mehdi (as)’ın bu yüz yılda çıkacağına inanıyor, yapacakları hiçbir şey yok.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Furkan Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba, ben Furkan. Bugün 19 Mayıs, bugün hakkında yorumlarınız olumlu veya olumsuz öğrenmek istiyorum. Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Olumsuz olması için bir neden yok, gayet güzel. Atatürk çok ince düşünmüş çocuklar için ayrı bir bayram yapmış, gençler için ayrı bir bayram yapmış zamanlaması da mükemmel. 23 Nisan baharda efendim 19 Mayıs yine baharda çok güzel. Dolayısıyla Atatürk’ün gençleri, çocukları ne kadar sevdiğini, ne kadar önemsediğini vurgulamak açısından ve her yönden önemli. Olumsuz hiçbir neden yoktur 19 Mayıs’ta. Sadece olumluluk vardır, sadece güzellik ve iyilik vardır. Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: İbrahim Uçkan bir soru yöneltmiş.

VTR: Adım İbrahim Uçkan. İnsanlarımız neden ölüyor? Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de, Türkiye’de paylaşamadıkları şeyler nelerdir?

ADNAN OKTAR: Mezhep, paylaşamadıkları şey mezhep. Sen Hanefi’sin, ben Sünni’yim, sen Şii’sin, sen Vahabi’sin kıyasıya birbirlerine giriyorlar İngiliz derin devleti de bunu körüklüyor. Halbuki Peygamberimiz (sav) zamanındaki gibi sadece Kuran’a göre hareket etseler ne Vahabi, ne Şii, ne Sünni kalacak. Şimdi mesela İran’ın başına da yeni bir baş geliyor bilmiyorum inşaAllah hayırlı olur. Daha da inşaAllah kötü etkisi olmaz; iyi etkisi olur, hayırlı etkisi olur. Ama Müslümanları böyle mahveden şey mezheplerdir. Peygamberimiz (sav)’in zamanından sonra müminler kendi aralarında fırkalara ayrıldılar. Ayette de söylüyor zaten “Kendi aralarında fırkalara ayrılacaklar” diyor. “Fırkalara ayrıldılar. Ben onların hesabını ahirette onlara soracağım” diyor Allah. Biz sadece Kuran’dan sorumluyuz. Ahirette Allah, Cenab-ı Allah bizleri sadece Kuran’dan soracağını söylüyor. Buna rağmen Kuran’ın dışında yollar aramanın sonucunda bu felaket oluştu ve milyonlarca Müslüman şehit edildi. Bunun sebebi Müslümanların kendi arasında bölünmesidir. Mehdiyet, Müslümanları bir araya getirip Kuran etrafında birleştirecek gücün adıdır. Şimdi sıra Mehdiyet’te. Daha önce deccaliyet Müslümanları paramparça etmişti. Şimdi Mehdiyet birleştiriyor ve birleştirecek. Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Canan Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhaba ben Canan. Toplumumuzda farklı görüşleri olan insanları neden dışlıyoruz?

ADNAN OKTAR: O çok felaket bir şey. Mesela CHP’liden nefret ediyor adam bazı AK Partililer var. Veyahut Milliyetçi Hareket Partisi’nden insanlar var akıl almaz çirkin sözlerle onlara karşı öfke duyuyorlar. Halbuki hepsi bu vatanın evlatları ve hepsi de samimi, gayet düzgün, güzel insanlar. Dışlama kafası çok yaygın. İşte “Benim tarikatımdasın. Ama benim tarikatımın içinde de benim grubumdan olman gerekiyor” mantığındalar. Hayret edilecek şekilde insan sevgisinde, çocuk sevgisinde, kadın sevgisinde bir boşluk yaşanıyor bu Allah sevgisinin azlığından oluyor. Mehdiyet bunun da çaresi ve çözümüdür.

Evet, bir arkadaşımız sormuş, “Bediüzzaman hakkında bilgileri nasıl edindiniz, neler biliyorsunuz?” gibi. Ben Risale-i Nur’un hemen hemen tamamını okudum. Ama tabii Nur talebesi değilim. Risale-i Nur’dan istifade ediyorum ama Nur talebesi değilim. Öyle olsa zaten klasik Nurcu yöntemleriyle hareket ederdim. Başka bir bakış açısına sahibim ben. Kuran’ın yeterliliğini savunan bir bakış açısına sahibim. Bediüzzaman biliyorsunuz Sünni’ydi. Sünnilik içerisinde de kendi mezhebine göre hareket ediyordu. Hanefi, Hanbeli, Şafiilik vardır biliyorsunuz bir de Malikilik vardır. O Şafi’ydi. Kendisi de söylüyor “Ben Şafiyim” diyor. Mesela ben Şafii değilim. Dolayısıyla inanç ve uygulamada farklılıklar var. Ama özde bir farklılığımız yok. Samimiyet, candanlık, halislik yönü çok önemlidir Bediüzzaman’ın o yönü asıl Müslümanlık yönüdür. Zaten iman yönü esaslıdır. O yönleriyle takdir ediyorum, beğeniyorum ve uyuyorum, ona tabi oluyorum o yönüyle. Ve bütün Müslümanlar tabi olur. Bediüzzaman da kendisi de olsa bize bu devirde olmuş olsa bu yönlerle tabi olurdu yani iman yönü, samimiyet yönü, ihlas yönü, iman hakikatlerini anlatma yönü, Kuran mucizelerini anlatma yönü çok önemlidir. Bediüzzaman da zaten “Kuran mucizelerini anlatın, iman hakikatlerini anlatın” diyordu. Bizim yaptığımız da bu. Dolayısıyla Risale-i Nur’un çizgisi içerisinde hareket etmiş oluyoruz. Ama fıkhi inancımız aynı değil. Çünkü kendi de kabul etmiyor. Diyor “Benden sonra Mehdi gelecek” diyor. “En büyük müceddid, en büyük müçtehit, hem hakim, hem mehdi, hem mürşit olarak bir kutbu azam olarak Allah, Mehdi’yi gönderecek” diyor “ona da tabi olacaksınız” diyor “bana tabi olun” demiyor Bediüzzaman. “1980 yılında Mehdi gelecek, ona tabi olun” diyor. “Benim yolumdan gidin” demiyor. Dolayısıyla bizim yolumuz, Mehdiyet yoludur. Görmesem bile Mehdi (as)’yi onun fikriyatına göre hareket ediyorum.

Başka ne demişti çocuk? Bir şey daha sormuştu.

ASLI HANTAL: Bayanlar hakkında sormuştu.

ADNAN OKTAR: Bayan arkadaşlarımız. Evet, bayan arkadaşlarımız Allah rızası için geliyorlar, hiçbir çıkarları yok. Tabii modeller ayrı onlara belirli bir ücret veriyoruz ama kız arkadaşlarımın hepsinin işi gücü var, hepsi üniversite mezunudur, hepsi en az iki yabancı dil bilirler, hepsi seçkin ailelere mensup, kaliteli, klas, aklı başında, nezaketli, kibar, iffetli, son derece kültürlü, görgülü, her şeyin detaylarına inebilen, her konuda bilgisi olan muhterem, mübarek, müberra insanlar. Ama kalitesiz insanlar, it kopuk takımı, ezik insanlar, haysiyetsiz, namussuz insanlar kaliteli insanlardan çok rahatsız olurlar, aşağılık kompleksi duyarlar. Onları böyle elimine etmek, onları pasifize etmek için uğraşır. O zaman ne yapar? İşte iftira eder, kötü sözler söyler, ağzını bozar kendince durduracağını zanneder. Şimdi mermer bir heykel sen bunun üstüne istediğin kadar çamurlu su dök, istediğin kadar ne yaparsan yap o mermer heykel durur. Ama sen çamurlu su olarak aşağı doğru akarsın ve çamurlu su olarak kendin kalırsın, çamur olarak sen kalırsın. Mermer orada durur heykel. Onun için bizim arkadaşlarımıza hiçbir etkisi olmaz bunların. Karaktersiz, basit insanlar tarihin her devrinde kaliteli, yüksek insanlara, nezih insanlara çirkin sözler etmişlerdir. Bütün peygamberlere, peygambere uyan insanlara o devrin aşağılık, karaktersiz, haysiyetsizleri, namussuzları çirkin sözlerle yaklaşmışlardır. Ama müminler nur gibi parlamışlardır onlar çamur gibi dibe batmışlardır. Dolayısıyla kardeşlerimize, bizlere haset edenlerin haset etkisi olmaz.

Başka ne demişti arkadaşımız?

ASLI HANTAL: “Tam olarak neler yapıyorsunuz?” diye sormuştu.

ADNAN OKTAR: Tam olarak Allah’ın rızası için yaşıyoruz. Kuran’da Allah ne diyorsa onları yerine getiriyoruz. “Tebliğ edin” diyor tebliğ ediyoruz, “putlarla mücadele edin” diyor putlarla mücadele ediyoruz, “birbirinizi sevin” diyor seviyoruz “saygıyı, sevgiyi, hürmeti, kültürü, kaliteyi etrafa yayın” diyor Allah, onları yapıyoruz. Ama bu konuda bizi eleştirenlere bakıyoruz ki bomboş adamlar. Ne Darwinizm’e karşı mücadele var, ne iman hakikatleri anlatıyor, ne Kuran mucizeleri anlatıyor, ne ibadetlerini yapıyor, ne ibadetlere teşvik ediyor hiçbir şey yaptığı yok. Sadece tek yanlı eleştiriyor. Neyi eleştiriyor? Başarılı olan insanları eleştiriyor. Bu şeytani bir tavır olmuş oluyor. Ona o emri şeytan veriyor. “Başarılı insanlara git musallat ol, eleştir” diyor. Ne olur Müslümanlar o zaman? Daha yücelir, daha güçlenir. Basit insanlar da çöker, batar, mahvolur. Dolayısıyla böyle sevgisiz, karaktersiz, ruhu kararmış, karanlık insanların sözü geçerli olmaz. Ama nezaketli, kibar bir insan merak eder, sorar. Kuran ölçüsü içerisinde sevgiyi ruhunda taşıyarak soru sorarsa biz buna cevap veririz. Ama aşağılık bir nefret anlayışıyla, kin dolu, kudurmuş köpek gibi ağzından salyalar akarak, iğrenç yüzüyle, iğrenç kelimelerle ruhundaki pisliği, içindeki pisliği etrafa saçarak kuduz köpek gibi yaklaşırsa öyle insana biz insan demeyiz ve muhatap da olmayız, cevap vermeye de gerek olmaz öyle insanlara. İnsan gibi insana ihtiyaç vardır. Mümin gibi Müslüman terbiyesiyle, nezaketiyle konuşursa her türlü eleştiriyi, her türlü düşünceyi açıkça herkes anlatabilir. Bu iftihar edilecek bir şeydir, gayet güzeldir. Hakikaten anlamayabilir ama hasetten, kinden kaynaklanan işi ahmaklığa vererek “Ben anlamadım” diyerek, ağzını bozarak, iğrenç bir üslupla ağzındaki pis kokuyla bir şeyler derse biz buna cevap vermeyiz.

Model arkadaşlar normalde buraya gelen mesela bak geç vakte kadar oturuyorlar onlar da sevgiden. Normalde uykusu gelir. Mesela dedim “İstersen gidebilirsin” gitmiyor. Verdiğimiz para da onlara harçlık. Bir paraya ihtiyaçları olduğundan değil. Bir mecbur yani bir maaş gibi değil. Ama biz kendi gönlümüzde onlara bir cemile olarak bir güzellik olsun diye çünkü öğrenci bu insanlar. Tabii ki öğrenci harçlığı verilir.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Mert Bey’in bir sorusu var.

VTR: Merhaba benim ismim Mert. Bu kuaförlerde hijyen kurallarına dikkat edilmiyor. Bunun için ne yapılmalıdır?

ADNAN OKTAR: O dediği doğru tabii, olabilir. Mesela kuaförün tırnaklarında mantar hastalığı olabilir yahut eli kirli olabilir veyahut o kullandığı önlük bir başka hasta adama takmıştır, gelip o insana takar. Kullandığı tarak mesela saçında mantar, enfeksiyon olan bir insanda kullanmış olabilir o tarağı veyahut o makineyi aynı şekilde kullanmış olabilir. Bunun için tabii tedbir alınmış olması gerekiyor ama bu çok köklü bir çalışmayı gerektirir. Ayaküstü birkaç kelimeyle geçilecek gibi değil. Çünkü o makinelerin ultraviyoleye tutulması gerekiyor. Antisepte edilmesi lazım. Bunun için özel yürürlükte olan kanunlara ek ilave bentler geliştirilmesi gerekiyor veyahut tüzükler konması gerekiyor. Bu kapsamlı yani bir tek orada değil ki havuzlarda da bu durum oluyor. Adamda mesela deri mantarı var havuza giriyor. Herkes deri mantarına yakalanıyor. Yahut adamda sinüzit var, enfeksiyon var, havuza giriyor o enfeksiyon her tarafa yayılıyor. Veyahut sarılık var adamda sarılık A-B, ter yoluyla veyahut tükürük yoluyla havuza karışıyor, o da adamların ağzına, burnuna, kulağına doluyor. Dolayısıyla o virüsleri alıyorlar, sarılık virüsünü alıyorlar. Havuza gidip birçok hastalığa yakalanan insanlar oluyor. Kasık mantarı oluyor, kulakta mantar gelişiyor veyahut enfeksiyon gelişiyor. Göz enfeksiyonları çok yaygın. Yani bu sadece berber için değil, birçok yer için geçerli. Birçok yerde bu tehlike, risk var. 

Alışveriş merkezlerine gidiyorum, şimdi alışveriş merkezlerinin ana kapıları var, oraya arabayla geliniyor, herkes arabayla iniyor. Alışveriş merkezine giriyor. Şimdi bazı teyzeler, dedeler, amcalar falan oluyor. Arabadan yavaş yavaş iniyor, arabanın arka kısmını açıyorlar, önce dedenin bastonu çıkıyor yavaş yavaş, sonra oradan bir araba çıkartıyor orada alışveriş yapacağı, torbalarını çıkartıyor. Sanki pikniğe geldi. Hırkasını çıkarıyor yavaş yavaş. Birbirlerine “lan Cevat” diyor mesela çağırıyor. “Başka neyi getireyim?” diyor. İşte “hanım benim orada lüle taşı vardı, onu da getir” diyor. Ya kardeşim yeri mi orası? Arabadan inip içeri gireceksin orada. Orası o kadar kamp hazırlığı gibi çalışma yapacağın bir yer değil.  Kampa gelmiş gibiler ya adamlar böyle. Yani kamping yerine gelmiş gibiler. Bu münasebetsizliğe karşı çarşı kapılarına bir yazı assalar iyi olur. “Burada bekleme diye bir şey olmaz. Sadece ineceksiniz.” Denmesi lazım. Bütün ihtiyaçlarını almış olması lazım adamın. Umursamıyorlar. Bilhassa yabancı misafirlerde falan da oluyor. Gayet sakin, yarım saat falan millet bekliyor onlar geçecek diye. Alışveriş merkezleri bu konuda bir yönetmelik kapıya assalar iyi olur diye düşünüyorum.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sabit Yıldız Bey’in sorusu.

VTR: İyi akşamlar Hocam, ismim Sabit Yıldız. Siyasete girmeyi düşünüyor musunuz? Sizi çok seviyoruz, iyi akşamlar.

ADNAN OKTAR: “Eûzü billahi mine'ş-şeytani ve's-siyaset” diyor Bediüzzaman. Ben de“Eûzü billahi mine'ş-şeytani ve's-siyaset” diyorum. Siyasetçilerimiz gayet aklı başında çok sayıda ve yetenekliler. Siyasetçi sorunu yok. Siyasetçiye verilecek akıl sorunu var. Yöntem, taktik ve teknik sorunu var. Yani sen siyasetçiye, taktiği, tekniği, bilgiyi verirsen o onu uygular. Yani şöyle düşünün. İşçi var, kazma var, nereyi kazacağını göstereceksin. “Burayı kazacaksın” dedin mi kazar o. Siyaset bir işçiliktir. Sadece teknik bilgiye ihtiyaç vardır, yönlendirmeye ihtiyaç vardır, faydalı açıklamalara ihtiyaç vardır. Böyle olduktan sonra siyasetçi gayet güzel görevini yapar, yani pozitif yönde olması lazım. Siyasetçiye çirkefçe yaklaşmak olmaz, bağıra çağıra küfrederek de olmaz. Yani bizi eleştirenler de öyle çirkef, sevgisiz, ahlaksız bir üslupla olursa bu nefret ve kin olduğunu gösterir. Samimiyet olduğunu göstermez. Mesela arkadaşlar konuşuyor, her şeyi konuşuyorlar. Daha da girift konulara girebilirler ama nezaketli ve kibar olacaklar. Kin dolu bir ağız, pislik dolu bir ağız lağım ağzıdır. Biz lağım ağzını burada boşalttırmayız. Yani burası foseptik dökülecek bir yer değil. Onu gidecek kendi üstüne dökecek. Çünkü pis konuşan kendi üstüne döker o foseptiği. Kibar, nezih konuşan insanlara her zaman kapımız açık. En ağır eleştirileri bile yapabilirler ama nezaketli olacak. Ama böyle köpek gibi hırlayarak falan kıskaçlık ve hasetliğin iğrençliği içerisinde kudurmuş adamlara cevap verirsen alçaklığı, ahlaksızlığı teşvik etmiş olursun. Ahlaksızlığı teşvik etmek de ayrı bir ahlaksızlık olur. Müslüman’a yakışmaz. Ahlaksıza her zaman kapıyı kapatmak lazım. Hırlayacağı, çirkeflik yapacağı yerlere ket vurmak, kapatmak bir ahlakın gereğidir, yüksek ahlakın gereğidir. Dürüst, efendice, nezaketiyle konuşana kapılar sonuna kadar açılır ama ahlaksıza hayat hakkı tanırsan yani ahlaksızlığını yapacak şekilde hayat hakkı tanırsan bu çok büyük hata olur. Ahlaksız o zaman gelişir, yani hacim alır. Ahlaksızlık yapamayacağını gösterirsen o da mecburen kibar, nezaketli ve hürmetli olur. Yine fikirlerini söyler ama insanca ve Müslüman’ca. Bazen hata yapıyorlar mesela dürüstlük adına ahlaksız adama kapıyı açıyor, adamın lağımını dökmesine müsaade ediyor, oradaki fikri önemli. Aynı düşüncesini nezaketle söyleyebilir, artı lağım olmaz. Onun sadece eleştirisini alacağız, lağımı kendi üstünde kalacak. Ama fikrini alabiliriz, nezaketli konuşmak şart.

Hayvanla çocuk arasındaki o sıcak masumluk acayip uyumlu oluyor, onlar da çünkü çok masum oluyor, onlar da çok masum oluyor. Mesela inek diyorlar hayvana ama inek çok tatlı bir hayvan mesela eşek diyorlar, eşek acayip güzel bir varlık, sıpası inanılmaz güzel.

Bir de deniz kenarında yol alıyoruz Bebek’te olsun, Beylerbeyi’nde her yerde, asla denizi göremiyoruz. Her yer ev, zamanla yapmış adam. Ya kardeşim bir kanun çıkarılsın, deniz kenarındaki bütün yalıları devlet istimlak etsin açılsın oralar. Hayır, yalı; duvarlar neyin nesi, dikenli teller falan. Biz esir kampında mı geziyoruz, İstanbul’da mı geziyoruz? Her yer işte “köpek var, dikkat kapıda.” Ya o duvarlar tamamen kalksın ya o binalar tamamen kalksın. Deniz muhteşem bir güzellik, milli güzelliktir. Milli güzellik evlere kapanmasın, devlet istimlak etsin o yerler açılsın. Püfür püfür denizi görerek, o güzelliği görerek yol alalım ve geniş de yollar yapılır o zaman. Üst üste sırt sırta gidiyor insanlar. Yani bir avuç insan deniz kenarında oturacak diye milyonlarca insanın o güzellikten mahrum olması mantıklı değil. Ama illa oturmak istiyorsa açsın duvarlarını tamamen ne yapıyorsa yapsın. Yani o güzellik, İstanbul’un güzelliği hayati bir konu. Sanki böyle karakol duvarları gibi, yani askeri tesis gibi. Böyle şey olur mu? Açın o duvarları, yani en güzeli istimlak. Devlet açsın oralarda halk rahatça gezinsin. O güzelliği rahatça görelim. Bozulmasın yalı sahipleri, bozulacak bir şey yok. Bütün insanlığın nimeti olarak görecekleri bir konu, kendileri de mutlu olurlar bundan. Kendileri de denizi püfür püfür görerek gezeceklerdir. Kendi evinin ucunda kenarında denizi göreceğine boydan boya denizin her yerini görmüş olacak. Bütün deniz sahili onun olmuş olacak. Yani bu konuyu bir düşünsün, hükümet de düşünsün, ilgililer de düşünsün. Gerekir diye düşünüyorum.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Selen Hanım’ın bir sorusu var.

VTR: Merhaba benim adım Selen. Devamlı olarak Türkiye’den Avrupa’ya beyin göçü oluyor. Bunu tersine nasıl çevirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Türkiye’yi çok kaliteli hale getirirsen, her yere heykeller, resimler, güzellikler, bağlar, bahçeler, kaliteli mimari, tertemiz sokaklar Avrupa’dan daha üstün, İtalyan sanatından daha üstün sanat eserleri doldurursan kimse gitmez. Ama gecekondular, mahvolmuş evler, yere bakan insanlar, işlevsel kıyafet giyen genç kızlar, saçı keçeleşmiş bayanlar, bakımsız delikanlılar olan bir yerde az veya çok insanlar durmak istemez. Bakımlı insanların olduğu yere gitmek isterler. Güzel evlerin olduğu, güzel caddelerin olduğu, sanat eserlerinin olduğu yere, özgürlüklerin olduğu yerlere gitmek isterler. Hükümete bu konuda destek olursak hükümet bunları gayet güzel yapar ama gelenekçi Ortodoks Müslümanların baskısına insanlar boyun eğerse hükümeti de zor durumda bırakmış oluruz. Ama kayıtsız şartsız Tayyip Hocam’a destek sağlanırsa o bayağı başarılı güzel şeyler yapacak diye umuyorum, öyle görünüyor. Yani güzel ataklar yapacak. Türkiye kaliteli, seçkin bir sanat anlayışına sahip olursa Avrupa’dan buraya gelir insanlar o zaman. Ters beyin göçü olacaktır o zaman. İngilizler buraya gelir, Fransızlar buraya gelir, burada yaşamak isterler. Buradan oraya gidiş değil, oradan buraya geliş olur, bunun şartı kalitedir.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Furkan Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Furkan. Size bir soru soracaktım. Neden biz bu kadar şehit veriyoruz?

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletinin alçaklarının en çok şey istediği şey de kandır. Çünkü şeytan onlardan sürekli kan istiyor ve özellikle Türk milletine kafayı takmalarının nedeni Hz. Mehdi (as)’ın Türk milleti içinden çıkacak olmasıdır. Onun içi deccaliyet en azgın deccalları bizim üzerimize saldı. Allahsız, Kitapsız PKK’lıları yetiştirdi, Darwinist, materyalist, Stalinist, komünist alçakları, kan dökücü kudurmuş köpekleri bu imanlı milletin üzerine salıp onların imanını durdurmak, Mehdiyet’i durdurmak için kendilerince alçakça planlar yapıyorlar. İşte Karadeniz’den Akdeniz’e kadar bir hatla İttihat-ı İslam’ı durdurmak, Mehdiyet’in ileri hareketini bloke etmek için ahmakçasına yöntemler ve planlarla iştigal ediyorlar ama başarılı olamayacaklar. Mağlup olacaklar, bunu göreceksiniz.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Civan Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Civan. Bu ülkedeki bu son durum, bu kriz ne olacak mesela?

ADNAN OKTAR: Kriz şu an devam ediyor ama hükümet, devleti korudu şu an. Devleti koruma refleksini işletiyor. En hayati olan şey şu an devletin ayakta kalmasıdır, devlet gitti mi her şey gider. Onun için devleti ayakta tutmak için de ekonomiyi ayakta tutmaya çalıyor. Onun için birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Ben AK Parti’nin desteklenmesi diye bir talebim olmuyor vatandaşlardan ama Tayyip Hoca’nın desteklenmesini istiyorum. Çünkü birlikten kuvvet doğar, dağılırsak gücümüz gider. Ama tek noktada birleşirsek başarılı oluruz.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: İsmail Bey.

VTR: Sorum şöyle olacak. Ölü ve ruhlardan dilek dilemek yani doğru bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Yani boş şey tabii anlamı yok; şirk. Sadece Allah’tan istenir. “Ölü ve ruhtan istiyorum” diyor. Puttan istemek yani hem haram hem günah hem belayı celbeden, hem uğursuzluk getiren felaket kapısı. Her şey Allah’tan istenir.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Hüseyin Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Hüseyin. Aklımda kalan bir soru var. Açık saçık kızlarla dolaşmak veya eğlenip gülüşmek caiz mi değil mi? Bir Hoca Adnan Oktar Bey’e soruyorum. Cevabı varsa verebilir mi bize acaba?

ADNAN OKTAR: Bayağı sevimli. Dekolte bir hanımla gezersin, eğlenirsin de gülersin de neşelenirsin ama Allah’ın tecellisi olarak görüyorsan, Allah’a kendini adadıysan, kabadayıysan, dünyadan geçtiysen, dünyanın malında mülkünde gözün yoksa, o kadını Allah’ın mübarek kutsal emaneti olarak görüyorsan, iffeti namusu için ölümü göze alacak şekilde titizsen, ona adeta köle gibi hizmet etmeyi, çok saygılı olmayı, çok sevgi göstermeyi, koruyup kollamayı, kendi çocuğun gibi adeta özen göstermeyi kabul ettiysen o dekolte kadınla gezersin. Allah senin yanında onu gezdirir, yani cennet hurisi gibi gezdirir. Ama arkadaşı tenzih ederim de alçakça, haysiyetsizce, namussuzca onun ırzını payimal etmek için, onu küçük düşürmek için, onu kullanmak için, kabaca ve küstahça ve hanzoca ve hayvanca onu rencide ederek yanında gezdirmeye kalkarsan zaten Allah belanı verir, öyle bir insan da yanına gelmez zaten. Allah sana onu nasip etmez. Ama o delikanlıyı tenzih ediyorum tabii, çok iyi niyetli çünkü.

GÖRKEM ERDOĞAN: Ayşegül Hanım.

VTR: Merhaba ben Ayşegül. Türkiye’de basın özgürlüğü var mı sizce?

ADNAN OKTAR: Basın özgürlüğü tabii ki biraz baskılandı bu görülüyor. Ama Türkiye yok olacaktı, yani geçtiğimiz aylarda meydana gelen olaylar Türkiye’nin yok olması veya var olması üzerine kuruluydu. Yani hayat memat meselesiydi. Biz çok büyük bir olay atlattık. Türkiye paramparça olacaktı ve mahvolacaktık, yani en az iki-üç milyon insan şehit edilirdi, en az üç milyon. Bu büyük beladan kurtulma arifesinde hükümetin aldığı tedbirlere göre şu yaşadığımız hayat bence çok demokratik ve çok özgür, yani normalde sokağın asker ve polis dolu olması lazım. Her basın kuruluşunda asker ve polis bulunması gerekiyor. Büyük bela atlattık ama herkes özgür dikkat ederseniz. Alın benden görün. Gelenekçi Ortodoks sistemin tam alnının ortasını kaşıyan bir insanım. Gittim mason da oldum kimse bir şey diyemedi, karışamadı. Tapınak şövalyesi de oldum. Yedi ayrı ülkeden masonluk diplomam var, yedi ayrı ülkeden. Ayrıca tapınak şövalyesi olarak da üç ayrı diplomam var otuz üç dereceli. Türkiye’deki özgürlüğün en açık kefiliyim, deliliyim ben. Bana baksınlar anlasınlar. İstediğimi konuşuyorum. Ama Cumhurbaşkanı’na alçakça ve kahpece suikast düzenleniyor, bunun da planları projeleri yayınlanıyorsa, böyle bir özgürlük olmaz. Cinayet özgürlüğü yoktur. Kahpeliğin özgürlüğü olmaz, tabii ki gereği yapılacaktır. Ben kimseyi ima etmiyorum, ben kimseyi kastetmiyorum ama devlet kendini koruyor şu an. Yani sadece Cumhurbaşkanı’nı koruyor değil, Cumhurbaşkanı’nı devleti temsil ettiği için koruyoruz. Devlet kendini koruyor şu an. Özgürlük; gerçek anlamda özgürlüğe doğru gideceğiz ama şu an olağanüstü şartlar içerisindeyiz. Zaten olağanüstü hal var, OHAL kapsamındayız. Yani bunu normal karşılamak lazım. Devlet başka türlü korunuyorsa bize bilgi versinler. Desinler ki; “devlet öyle korunmaz, böyle korunur” desinler. Kabul, anlatalım ve ilgililerle de konuşacağım söz veriyorum. Yani “arkadaş öyle yapılmaz, böyle yapılır” desinler. Devlet olabilecek en hafif, en nezaketlisini yapıyor, en saygılısını yapıyor. Ben her gün çarşıya pazara gidiyorum, sokakta bir tane bile polis görmüyorum, jandarma görmüyorum. Normalde arabalar durdurulup her yer aranması lazım bilmem ne falan, öyle bir olay yok. Yani hükümet çocuk değil. Devlet de çocuk değil. Aklı başında. Oynanan oyunu görüyor. Alay eder gibi gözümüzün içine baka baka devleti yıkmaya çalışırsa adamlar tabii ki gereği yapılır.

Evet, şimdi şu başörtüsü konusunu bir daha bir dinleyelim de arkadaşlarda bir kanaat tam oluşsun. Bakın nasıl oyuna getirilmişler, hadislerle nasıl oynanmış ve nasıl aklımızla, zekamızla alay etmeye çalışmışlar kendilerince bir görelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü