Harun Yahya

Sohbetler (21 Mayıs 2017; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk aziz kardeşim.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bugün onursal başkanı olduğunuz Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı, Milli Değerleri Koruma Vakfı ve Milli Değerler Vakfı Harbiye Ritz-Carlton Balo Salonu’nda ortaklaşa uluslararası bir bilimsel konferans gerçekleştirdi. Konferanstan görüntüler de göstereceğim. Konferansın adı 2. Uluslararası Yaşamın ve Evrenin Kökeni. Yaklaşık beş yüz kişinin katıldığı konferansta uluslararası üne sahip Amerikalı, İtalyan ve Türk bilim adamları konuşmalar yaptılar. Balo Salonu’nun girişinde milyonlarca yıl öncesinden günümüze uzanan fosillerin yer aldığı bir sergi gerçekleştirildi. Konuklarımız dijital masada canlıların milyonlarca yıllık fosilleriyle günümüzdeki hallerini eşleştirdikleri bir oyunu oynama imkanı buldular. Ayrıca evrimin geçersizliğiyle ilgili bir anket de yapıldı. Özellikle canlı fosillerinin sergilendiği on iki metrelik fosil duvarı büyük ilgi çekti. Konuklar aynı zamanda kitaplarınızı da inceleme fırsatı buldular, Yaratılış Atlası ve diğer kitaplarınızı. İstiklal Marşı ile başladı konferans ve 15 Temmuz Şehitleri için saygı duruşu yapıldı. Daha sonra genetik, biyoloji, paleontoloji, fizik, kimya ve astrofizik bilim dallarının “Yaşam nasıl başladı?” sorusuna “Yaratılış” şeklinde cevap verdiği gösterildi. Kahvaltı, öğle yemeği ve ara ikramlarla süslenmiş molaların yanı sıra seyircilerden büyük alkış alan İstanbul Dans Factory’nin gösterisi de vardı. Ayrıca bir de perküsyon performansı vardı. Konuşmacılar hakkında da kısaca bilgi verebilirim. Konferansa katılan konuklarımız şöyleydi. Oturumların moderatörlüğünü DEİK Başkanı Sayın Zuhal Mansfield gerçekleştirdi. West Virginia Eyalet Koleji’nden Prof. Dr. Fazale Rana ve ayrıca Ohio Üniversitesi’nden de kimya dalında doktora derecesi var kendisinin. DNA’nın ilham verici tasarımlarını anlattı konuşmasında Fazale Rana. İtalya’dan konuğumuz Dr. Fabrizio Fratus, konuşmasında “Evrim: Mit mi Gerçek mi?” başlıklı konuşmasını yaptı.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti Olağanüstü Kongresi’nde 998 gün sonra 1414 oyla AK Parti’ye yeniden genel başkan seçildi.

ADNAN OKTAR: Hanlar hanı oldu, yedi ceddine rahmet olsun. Dürüst ve samimi, sonuna kadar yanındayız şahsının, AK Parti’nin değil. Ben AK Partili değilim ama şahsını sonuna kadar destekliyorum. Dürüst, doğru delikanlı, samimi, elinden yüzünden nur akıyor. Kılına zarar getirttirmeyiz. Denemeye kalkanı bin kere pişman ederiz söyleyeyim kanunla hukukla yani ne gerekiyorsa yaparız.

Fenerbahçe basketbolda Yunan Takımı Olympiakos’u 80-61 yenerek Avrupa Şampiyonu olmuş. Helal olsun. 80-61 ne demek; kalbura çevirmiş, ilimle, irfanla, bilgiyle yüksek kaliteyi elde etmişler. Çok iyi olmuş.

Yedi ceddine rahmet olsun Tayyip Hocam’ın. Ölümüne yanındayım, ölümüne. Yani kanımın son damlasına kadar Allah için kanunla, hukukla sonuna kadar yanındayım. Çok güzel doğru gidiyor, cesur gidiyor. Devam etsin hayır yolda. Kim ki Tayyip Hocam’a karşı böyle ahlaksızca, alçakça, şerefsizce, namussuzca komplo yapmaya kalkar veyahut ağzını bozmaya kalkar, ağzını ensesine kadar yırtacağız hukukla, kanunla. Dikkatlice takip edenler zannediyorum hissediyorlardır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına Fatiha Suresi’nin Türkçesini okuyarak başladı ve şunları söyledi Adnan Bey. “Ülkem için, ümmetim için hayırlı olmayan hiçbir şeyin bizim nezdimizde yeri yok. Buradan sesleniyorum eğer Tayyip Erdoğan’ın ülkenin ve milletin hayrına olmayan en küçük bir tavrını, sözünü, davranışını, icraatını duyarsanız bugüne kadar yaptığı her şeyi bırakın ve gereğini yapın. Böyle bir yanlışın içine düşen Erdoğan’ın tüm hakları size helaldir. Ben de sizden bugün helallik istiyorum. Biz bu dünyanın fani olduğunu hiç aklımızdan çıkarmadık. Eksiklerimiz, hatalarımız elbette oldu ama ihanetimiz asla olmadı.”

ADNAN OKTAR: Yiğit delikanlısın, kabadayısın, sonuna kadar millet yanında, gözün gönlün açık olsun, rahat olsun. Kılına tüyüne zarar getirtirsek gençliğimiz bize haram olsun. Sonuna kadar devam et, çok da rahat ol. Yani bilgimiz dahilinde sana kimse bir şey yapamaz Allah’ın izniyle. Sonuna kadar da görevin müddetince görevini yapacaksın, kimse de sana dokunamaz. Dürüstlük elinden yüzünden akıyor, çok rahat ol. Yani gücü yeten varsa gelsin. Senin aleyhine bir şey yapmak isterlerse karşılarında bizi bulurlar hukukla kanunla. Gördükleri ve görmedikleri çok büyük destekçi grubun var görmediğin, göremediğin ve görmediğin çok büyük destekçi bir grubun var, gönlün rahat olsun. Tayyip Hocam dürüst delikanlıdır, yiğit delikanlıdır, kabadayıdır. Bu milletin maneviyatını çok titiz şekilde koruyan bir insan, iliklerine kadar dürüst. Ona zulmedenler ahirette bin pişman olacaklar ben söyleyeyim. Ahirete kalmadan dünyada da pişman olacaklar, çok mahcup olacaklar. Böyle insanı çok zor bulurlar, bayağı dürüst. Bir nevi Mehdi’dir, bir nevi siyaset Mehdisidir. Aman ha gayet iyi güzel hizmet ediyor. Bilakis teşvik etsinler. Ama başka partilerden olabilirler, hiçbir mahsuru yok. CHP’li, MHP var hepsi bizim kardeşimiz, hepsini destekleriz. Ben AK Parti’ye destek anlamında bunu söylemiyorum. Şahsını, gece gündüz bunu söylüyorum, şahsını. Kılına tüyüne dokundurtmayız. İngiliz derin devleti köpek gibi saldırıyor, köpek gibi kafasını ezeceğiz, köpek kafası ezer gibi hukukla kanunla. İtleştiler, itleştikçe daha da üstlerine gideceğiz kanunla, hukukla, ilimle, irfanla.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti 3. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde partinin en üst yönetim organlarından MKYK’ya Rumeysa Kadak ve Yasemin Atasever isimli iki öğrencinin alınması dikkat çekti. Rumeysa Kadak halen Marmara Üniversitesi’nde öğrenim görüyor. Kadak, ayrıca okulun Öğrenci Konseyi Başkan Yardımcısı görevinde de bulunuyor. Yasemin Atasever ise İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde öğrenim görüyor.

ADNAN OKTAR: Bak bir genç kardeşimizin başı örtülü, öbürünün başı açık, dekolte sayılır. Öbürü de mütesettire, çok iyi olmuş. Bu dengeyi daima muhafaza etmek lazım. Hem tesettür, hem de dekolte, evet, doğrusu bu. İyi, akılcı güzel gidiyorlar, devam.

Tayyip Hocam kabadayının şahı, delikanlısı. Bak, çok güzel söylemiş. Diyor ki; “Bu milletin istiklali ve istikbali için neler yapabileceğini görmek istiyorlarsa dönüp tarihe baksınlar. 15 Temmuz’a baksınlar. İfademizi anlamayanlara karşı meramımızı er meydanında ifade etmekten başka çaremiz kalmıyor demektir. Namert kaçar, mert dövüşür” diyor. Tam bir kabadayı delikanlıya yakışacak tarzda konuşmuş. Helal olsun sana Tayyip Hocam. Bundan sonra benim gözümde Hanlar Hanısın. Allah yolunu açık etsin. Allah yolunda sana selamet versin. Gayet candan konuşuyor. Onun dürüstlüğünü de Sayın Bahçeli gördüğü için can-ı gönülden şahsını destekliyor, şahsını. Partisini değil bak, şahsını destekliyor, en önemli konu bu işte. En başında dedim bak, “şahsını destekleyelim. Partisini desteklemeye gerek yok” dedim. Partisini isteyen desteklesin. Ben tamam AK Partililer kardeşimdir bir şey demem ama Tayyip Hocamız bu vatanın evladı. İngiliz derin devleti kafayı ona taktı mı? Taktı. Biz de İngiliz derin devletinin kafasını ezeceğimize göre ilimle, irfanla, kanunla, hukukla bütün gücümüzle destek olmak durumundayız. Bu kadar. Ayetin hükmü açık. Allah diyor; “bir mümin kardeşinize deccaliyet saldırırsa bütün gücünüzle ona destek olun” diyor. Ayet açık. Bizim görevimiz Kuran’a göre açık sarih belli. Tayyip Hocamız’ın kılına dokundurtmayız, bu kadar. Deneyebilirler. Ama bak, söylüyorum. Kollarını dirsekten ta omuzdan kırarız. Akıllarını başlarına alsınlar. Hukukla, kanunla, ilimle, irfanla gereğini yaparız. Tayyip Hocam’ın son ataklarından dolayı Tayyip Hocamız’a karşı sevgimiz çok arttı. Allah gönlünü açsın, irfanını açsın, yolunu açsın. Allah üzerindeki ağırlıkları kaldırsın, kalbine ferahlık versin. Vatan düşmanlarını Allah kahr-u perişan etsin. Türkiye’yi bölmek isteyenleri Allah kahr-u perişan etsin. Kızıl Elma’yı özleyenleri, İttihat-ı İslam’ı özleyenleri Allah ali kılsın, başarılı kılsın, muzaffer etsin. Muzaffer Daima, Osmanlı’nın lakaplarından bir tanesi. Ali Osman, Muzaffer Daima, Osmanlı’nın tanıtımında kullanılan bir güzel söz.

Gençler neler diyor, sorular gelsin.

VTR: Merhaba ben Beyza. Yazın toplu taşıma araçları çok havasız oluyor. Bunun çözümü ne olabilir?

ADNAN OKTAR: Çok haklı, doğru söylüyor. Yol da uzun. O kadar mesela kırk kişi var içinde, kırk kişinin nefesi o otobüsün içinde oluyor. Öyle şey olur mu? Bir kere yaz otobüsleri tamamen ayrı olması lazım. Tamamen açık olabilir. Sadece tavan koruyucu kısmı olur. Tamamen açık olsun. Afrika’da falan var ya öyle açık, o tarz olması lazım. Hem terlemez insanlar hem havadar olur. Püfür püfür millet gitsin yani. Zor bir şey değil, yapılabilir. Doğru söylüyor Beyza.

KARTAL GÖKTAN: Muhammed Bey’in sorusu.

VTR: Merhabalar ben Muhammed. Suç işleme oranı, uyuşturucu bağımlılığı ilkokul seviyesine kadar düştü. Bunları nasıl önleyebiliriz sizce?

ADNAN OKTAR: İşte Allah inancı olmayınca çocuklar çok sıkılıyorlar. Diyorlar ki; “Siz mikroptan oldunuz. Atanız solucan” O da kahroluyor yani. “Yok olup gideceğim” diyor. Vücudu kaldırmıyor bedeni, akıl almaz sıkılıyor. İlaç alıyorlar doktorlardan falan, onu kurtarmıyor. Ondan sonra gidip uyuşturucuya başlıyorlar. İmansızlığı vücut kaldırmaz. Mahvolur vücut. Alkol, uyuşturucu, sinir ilaçları, zibil gibi gidiyor iman zafiyetinden. Allah korkusu, Allah sevgisi oldu mu bunların hiçbiri olmaz. İnsan bayağı zinde, rahat, huzurlu olur.

Evet, Fikret Bey dinliyorum seni canım kardeşim.

KARTAL GÖKTAN: Emine Hanım’ın sorusunu görebiliriz.

VTR: Merhaba ben Emine. Türkiye’nin üzerindeki en büyük bela nedir ve nasıl giderilir?

ADNAN OKTAR: Amine güzel isim, mümin kardeşim. Mesela başörtülü derin saygı ve sevgi duyuyorum. Onları korumak için canımı dahi veririm. Nakşibendiler, Kadiriler, hepsini çok seviyorum. Ama işte maalesef onlar birbirlerini sevmiyorlar, yani onu sağlamak gerekiyor. En büyük bela deccaliyettir ahir zamanda. Yani İngiliz derin devletidir. Tayyip Hocam’ı farkına vardı adamlar, yani dediler, “herkes bize itaat ediyordu. Buna ne oldu ya?” dediler. “Şaka mı yapıyor?” dediler. Baktılar hakikaten itaat etmeye pek niyeti yok. Delirdi adamlar. Baksana “öldüreceğiz” falan diyor. Sıkıysa öyle bir atak yap da bir görelim bakalım. Türkiye’ye adımınızı atamayacaksınız adımınızı. Hiçbir itlik yaptırmayacağız size, çakallık yaptırmayacağız. Tayyip Hoca’nın da kılına dokunamazsınız. EvvelAllah o görevini yapacak. Görevini yapıncaya kadar kimse onu durduramaz.

Bizi izleyen gençlik Türkiye’deki en aydın, en kültürlü, en dinamik, en çok siyasetle ilgilenen, en çok okuyan gençler. Deccaliyet belası var, onu uyarıyoruz anlatıyoruz. Mehdiyet’i anlatıyoruz. Gelenekçi Ortodoks sistemin yaptığı tahribatı ve İslamofobiye sebep olmalarını anlatıyoruz, PKK tehlikesini anlatıyoruz. İttihat-ı İslam’ı, Kızıl Elma’yı anlatıyoruz. En can alıcı konuları anlatıyoruz. Onun için aydın kesimin en faal, aktif, dikkatli olan kesimi gençlik bizi en çok takip eden. Dışarı çıktığımdaki ilgi ve alakadan da bunu anlıyorum. Yani çünkü her kesimden destek var, her kesim. Sol, sağ fark etmiyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yusuf Bey’in sorusunu görebiliriz.

VTR: Merhaba ben Yusuf. İnsanlar zeka ve zihin gelişimi için ne yapabilir?

ADNAN OKTAR: Çok düşünmesi lazım, her şeyi çözmeye çalışması lazım, çok sorumluluk alması lazım. Hiçbir şeyi oluruna bırakmamak lazım. Mesela bak Mehdi için diyor ki Bediüzzaman “Kendi zamanının” diyor “meseleleriyle ve çileleriyle çok fazla meşguliyetle gelişen kabiliyetiyle” diyor bak “sanat yönü vardır” diyor ama bunu ayrıca vurguluyor. “O kadar çok zorlukla karşılaşır ve o kadar çok çözer ki” diyor “muazzam bir tecrübi zekaya, akla sahip olur” diyor Mehdi için, çilelerin, zorlukların etkisiyle. “Bir de o devirde taassup geriye çekilecek” diyor. Hakikaten bak her yerde çekiliyor görüyorsunuz. Suudi Arabistan beni kendi çizgilerine çekmek istediler. Ben çok seviyorum Suudileri. Ama onlar benim çizgime uydular şu an. Bak Prens söyledim, kızlar bayağı süper mini etekliler bütün çalışan kızlar. Ama hiçbir adam o kızlara gözlerini dikip bakmıyor, bir saygısızlık yok herkes hürmet ediyor. Namusuna, şerefine, haysiyetine o kızların tek bir tavır olmuyor. Çok nezaketli, hürmetli, bakımlı, tertemiz bir ortam var. Kızların saçları püfür püfür açık saçları, temiz taranmış, mini etekliler, çok şık ve güzel giyiniyorlar. Gayet güzel de bakıyor Prens. Ben biliyorum adamın onlara karşı, onların izzetine, onların gururuna, haysiyetine, şerefine, namusuna yönelik en ufak bir harekete izin vermiyor. Gayet titiz. Hatta bir itiraf gibi birisi çıktı, bir ahlaksız kız ona iftira attı. O zaman benden de rica ettiler “Hocam” dedi “beni desteklersen” dedi “çünkü bunlar ahlaksız” dedi “beni çok zor durumda bırakacaklar. Yardım ederseniz çok memnun olurum” dedi. Ben de o zamanlar televizyondan iftira atıldığını ispatlayan belgelerle açıklamıştım, anlatmıştım. Hakikaten de kurtuldu sonra.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yine bir izleyici sorusu.

VTR: Merhaba ben Yusuf. Çevremdeki insanlar çok samimiyetsiz. Bağımızı nasıl iyileştirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Samimiyetsiz; bak daha demin bu güzel kızla konuştuk. Hep etrafındaki insanların samimiyetsiz olduğundan bahsediyordu. Gençler bundan çok yangınlar. Bu büyük bir milli bela sevgisizlik. O samimiyetsizlikten dolayı da o çocuklar onlar da onlara samimiyetsiz davranıyorlar. Bir tiyatro oynanıyor. Mesela genç kızlarla bazen tanışıyorum “Oo nasılsınız?” falan böyle acayip şamata falan bir türlü sakinleşmiyor. Gereksiz gülmeler, stresli hareketler, garip heyecan atakları, gereksiz abartılı konuşmalar. Konuşa konuşa sakinleştiriyorum sonra oturuyor artık yani sakinleşiyor. “Ya” diyor “insanlar o kadar samimiyetsiz ki” diyor “adeta deli gibiyiz” diyor “rahat yaşayamıyoruz” diyor. Kendi olamıyor bak kendi kendisi olamıyor. Mesela en az yarım saat, bir saat konuştuktan sonra kendi kendisi olabiliyor bir genç kız ben konuştuğumda. O yapmacıklıktan bir türlü kurtulamıyor. Mesela bir şey görüyor beğeniyor, heyecanlanıyor beğendiği şeyin aleyhine konuşmaya başlıyor bu sefer. Böyle bir anormallik olur mu? Beğendiği bir şeyin aleyhine konuşuyor gururuna ağır geldiği için sıkıntı geliyor garip reaksiyonlar gösteriyor. Bunlar tabii tarif edilerek, anlatılarak o beladan onları kurtarabiliyoruz. Samimiyetin tek yolu Allah’ı sevmektir, Allah’tan korkmaktır. Allah’tan korkmayan samimi olmaya da gerek duymaz. Çünkü samimiyet enayilik gibi görülüyor küfür toplumunda. Samimiyet en büyük enayilik olarak görülüyor. Halbuki en büyük güzellik samimiyettir. En büyük enayilik samimi olmamaktır aslında. Samimi olmayanı Allah ezim ezim ezer haberi bile olmaz. Her yerde ezer. Mesela diyor ki “Ben mantığımla hareket ederim samimiyetle hareket etmem” diyor “samimi oldum hep beni ezdiler” diyor. Halbuki samimi olduğunda tabii ki Allah onu imtihan eder ama sabretse çok büyük mükafata kavuşacak hem dünyada hem ahirette. Ama sabretmediği için samimiyetsizliğe samimiyetsizlikle karşılık veriyor. O zaman artık kıyım başlıyor. Allah ezim ezim ezmeye başlıyor. Okulda eziyor, iş yerinde eziyor, ailesinde eziyor adeta süründürüyor Allah. Samimiyetin dışında bir yol yoktur. İnsanların samimi olmasının dışında Allah onları kabul etmiyor. Bak ayette diyor şeytandan Allah’a sığınırım “Ancak Allah’ın samimi kulları kurtulur” diyor Allah. Onun dışında yol yok.

KARTAL GÖKTAN: Tülay Hanım’ın sorusunu dinleyebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet.

VTR: Merhaba ben Tülay. İnsanların bedeni yaşlanıyor. Ruhları da yaşlanıyor mu acaba?

ADNAN OKTAR: Ruh yaşlanmaz tabii ki. Onu dün de konuşmuştuk yaşlanması için bir neden yok. Katrilyonlarca sene yaşıyor ruh aynısıyla duruyor. Ama bedende değişiklikler olur. Bazen on dokuz, yirmi yaşında oluyor ama felaket yaşlanır, çöker hastalık nedeniyle çöker. Hafızasında çökme olur, bedeninde de çökme olabilir. Ama adam seksen beş, doksan yaşında oluyor çakı gibi oluyor, yarışmalara falan bile katılıyor. Atletizm yarışmalarına falan katılıyor. Dolayısıyla alakası yok tabii. Yani yaşlılık diye bir şey yoktur. Sadece bedenin yıllara dayanamayıp Allah’ın kanununa uygun olarak hücresel çökümü mevzubahistir. Ama ruh dipdiri durur. Ama bazılarının da ruhu yaşlanıyor gibi taklit yapıyorlar. Aslında o bir oyun. Kendi kendilerine yaptıkları bir oyun. “Evladım” falan ne evladım da ne zorun? Konuşma zorun varsa o ayrı mesele ona bir şey demem ben. Görüyorsunuz dede taklidi yapıyor. Bırak, normal adamsın sen ne ihtiyacın var? Mesela ben altmış üç yaşındayım dede taklidi yapmıyorum değil mi? Baba taklidi de yapmıyorum, ağabey taklidi de yapmıyorum on sekiz yaşında neysem oyum ben. Yapamam zaten çok komiğime gider nasıl yapayım ben şimdi? “Evlat, hoş geldin” falan deyip nasıl yapayım? Bayağı komik.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Melisa Hanım’ın sorusu.

VTR: Merhaba ben Melisa. Manevi eksiklikler mutsuzluğun sebebi midir?

ADNAN OKTAR: Tabii ki ben her gün dışarı çıkıyorum, bakıyorum filinta gibi, aslan gibi genç kızlar var. Canlarım benim ben bir tanesinin mutlu olduğunu görmüyorum. Bir kere bir genç kız beğenilmekten çok zevk alır. Bir genç kızın en çok hayatta hoşlandığı şey beğenilmek ve sevilmektir. Beğenilme isteklerini kaybetmişler. Sevilmek istiyor seveni yok. Şimdi beğenilmeyince sevme de olmuyor. Beğenilmeyi yasaklamışlar genç kızlara, çirkin göstermişler. Eğer beğenilecek haldeyse bir genç kız çok kötü bir tavır içindeymiş gibi gösteriyorlar. Sanki ahlaka uygun olmayan bir şey yapıyormuş gibi, kirli bir şey yapıyormuş gibi gösteriyorlar güzel olmayı, temiz olmayı. Bakımsız mesela saçları keçe gibi, eli yüzü bakımsız makyajsız, bitap, sapsarı sadece bir t-shirt giymiş, bir de pantolon, lastik ayakkabı sokağa çıktıysa o natürel olmuş oluyor, doğal kız olmuş oluyor “Ben doğallıktan yanayım” diyor. Dünyanın doğal olduğunu düşün.  Dünya yaşanmaz. Olur mu, ne demek doğal? Ağaçlar, bitkiler doğal olur, insan doğal olmaz. Kuran onun için indiriliyor bize doğal olsa biz bambaşka bir şey olurduk. Saçımız sakalımız birbirine karışırdı doğallık diye bir şey yoktur. Kuran’ın çizgisi içerisinde biz kendimizi mükemmelleştireceğiz, hem güzelleştireceğiz, ruhen ve bedenen de mükemmel hale getireceğiz. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Allah “Her mescit yanlarında ziynetlerinizi takının” buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Bütün Kuran ayetleri güzelleşmeyi esas alıyor bak “Mescitlere giderken ziynetlerinizi takının.” Mescit ne demek? “Toplantıya giderken, bir araya gelirken Müslümanlar bir araya gelirken ziynetlerinizi takının. Yani en güzel elbiselerinizi, en güzel kıyafetlerinizi giyinin. Tertemiz, bakımlı, süslü gidin” diyor Allah açık ayet.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir başka soru görebiliriz.

VTR: Merhaba ben Tevfik. Biyoloji okuyorum. Canlılar için sudan karaya geçiş mümkün müdür? Bunun cevabını merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Sudan karaya geçiş için bütün sistemin baştan sona yenilenmesi gerekiyor. “Apartmandan uçak olur mu?” “Niye olmasın?” diyor adam “gayet güzel olur” diyor “jumbo jet de yaparsın apartmandan” diyor. Böyle bir şey teknik olarak, bilimsel olarak tepeden tırnağa imkansız. Kendileri de biliyorlar ama götürebildikleri kadar götüreceklerini zannettiler bilim görünümü altında. Çünkü bilime insanların saygısı var ya “Tesadüf bilim” diyor sen alay mı ediyorsun sen? Tesadüfle bilimin ne alakası var? “Kromozom nasıl oldu?” diyoruz “Tesadüfen oldu” diyor. “Koful?” “O da tesadüfen” diyor. “Mitokondri?” “O da tesadüfen oldu” diyor. Zekamızla alay mı ediyorsun sen? Şeytan yerlere yatarak gülüyor senin bu haline. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Begüm. Çevremde bazı insanlar çok kötü ve bundan rahatsız oluyorum. Onları nasıl düzeltebiliriz, nasıl eğitebiliriz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, hepsi öyle çocukların hepsi. Ve dışarı çıktığında herkes baksın. Bir genç kız göğsünü dikerek, böyle püfür püfür saçları bakımlı, istediği gibi giyinmiş, beğenileceğini umarak giyinmiş, etrafındaki güzellikleri seyrederek, etrafındakilere sevgi sunarak böyle mesela selam vererek, merhaba diyecek hiç gittiğini gördünüz mü? Bir kişi yok, bir Allah’ın kulunu ben görmedim. Niye olmasın? Genç kız kardeşim saçları püfür püfür olacak tertemiz. Örfe ananeye göre dekolte de giyinebilir hafif dekolte, ileri dekolte de giyinebilir. Gıcır gıcır etrafındaki insanlar onu beğenir, takdir eder. Kadın; aşık olunur kadına. Otobüste değil mi herkes kadın gördü mü ayağa kalkması lazım yer vereceksin. Mesela markete geldi, alışveriş yapıyorsun “Önce hanımefendinin alışverişleri hallolsun sonra bizim alışverişimizle ilgilen” diyeceksin. Adam itekliyor önce benimkisi hallolsun diye. Kadın gelmiş, kadın kutsaldır saygı göster, hürmet et. Mesela yolda gidiyorsun yer dar aç oradan geçsin. Mesela ağır bir paket taşıyamıyor. Dersin “Kardeşim müsaade ederseniz ben götüreceğiniz yere kadar götüreyim” bu kadar. Mesela yolda kadınlar yağmurlu havada tek başına yürüyor yürüyor yürüyor arabalar bomboş geçiyor. Şimdi normalde arabasını durdurup bir şahsın alması lazım onu. “Canım kardeşim arabam emrinizde. Ben sizin babanızım yahut öz ağabeyinizim, kardeşinizim buyurun” kapısına kadar götürecek. Tehlikeli bir yerse kapıda da bekleyecek “Buyurun canım kardeşim” diyecek değil mi o çocuğu evine teslim edecek. Mümkünse iki bayan birden mesela hatta iki, üç bayanı birden alacak. “Aynı yöne gidelim efendim buyurun” yolda da nezaketini hiç bozmaz. Mesela bakılmaz da eğer üzülecekse ve rahatsız olacaksa alır götürürsün. Kadın, Allah’ın en büyük nimetidir dünyada. İnsanın nasıl hürmet edeceğini şaşırması lazım. Savaş açıyor adamlar adeta. Arabadaki şoför oluyor kadın mesela arabayı kullanıyor akıl almaz kepazelik. İşte kendi zekasının daha üstün olduğunu kardeşim zekan üstün olsa zaten münasebetsizlik yapmazsın. Aklın zayıf ki öyle bir ayrımcılığa gidiyorsun. Normal aklın olsa onu yapmazsın zaten.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hatice Hanım’ın bir sorusu var.

VTR: Merhaba ben Hatice. Dünyada üç şeyi değiştirmek isteseydiniz neleri değiştirirdiniz?

ADNAN OKTAR: Üç şey. Ne kadar şekermiş Hatice maşaAllah. Bir; dünyanın kardeş olmasını isterdim, ırk ve din ayrımından kaynaklanan savaşın ortadan kalkmasını isterdim. İki; bütün insanların Allah’a hayran olmasını isterdim. Üç; herkesin samimi olmasını isterdim. O cennet demektir. Bu olacak mı? Bak bu da olacak bunu söyleyeyim. Hayret edeceksiniz ama bu olacak. Çünkü bak Allah diyor ki “Eğer bir şeyi samimi ve kararlı kesin isterseniz onu yaparım” diyor Allah. “Tam samimi kalpten isterseniz bunu yaparım” diyor. Mehdi ve talebeleri bunu istediği için, İsa Mesih ve talebeleri bunu istediği için bu mutlaka olacak.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Beyza Hanım sormuş.

VTR: Merhaba benim adım Beyza. Kocaeli Üniversitesi’nde okuyorum. OHAL’in uzatılmasından dolayı okulumuzda bahar şenlikleri yapılamıyor. Sizce bu doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Okulda eğer komünist gruplar, PKK’lı gruplar tehlike arz ediyorsa onu Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet İstihbaratı valiliğe bildirmiştir. Valilik de o riske binaen tedbir olarak çocukların, gençlerin zarar görmemesi için bir süreliğine ertelemiş olabilirler. Eğlence olacak mı bakalım? Gönlümüz tabii ki eğlenmeniz yönünde ben iftihar ederim. Gülün, eğlenin, neşelenin ama tam siz eğlenirken adam oraya bomba koyabilir. Veyahut sloganlarla içeriye girip komünist propaganda yapabilirler, adilik yapabilirler. Böyle fırsatları kaçırmıyor bu alçaklar. Onun için devlet bir şey yaptığında akılcı ve makul yaklaşıyor. Bizim devletimiz çok akılcıdır. Osmanlı döneminde de çok akılcıdır. Devlet aklı bayağı makuldür. Çünkü Allah’ın desteklediği bir milletiz biz. Böyle paldır küldür bir gidiş olmaz bizde. Devlet aklı hep dengelidir bizde, çok makul bir akıldır. Onun için devlet terbiyesi alanlar da çok oturaklı insanlar olur, böyle dem almış insanlar olur ham almazlar. Devletin bir bildiği vardır güvensinler. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yurtdışından bir sorumuz var.

VTR: İsmim Diana ve sorum: Neden hepimiz eşit haklara sahip değiliz?

ADNAN OKTAR: Kadın-erkek anlamında diyor değil mi? O bir felaket ben anlamıyorum. Bunu zamanında erkekler elde etmişler. Her yerde çoğunluk onlarda. Hangi üstünlük iddiasıyla bunu elde ettiler? Neye göre oldu ve neye göre millet bunu normal karşıladı ben bunu anlayabilmiş değilim. Meclisin en az yarısı kadın olması lazım. Dekolte hanımlar da olması lazım, böyle çok güzel manken gibi genç kızlar da olması lazım, neşeli, canlı bir ortam olması lazım, işyerlerinde de öyle. Kadınlar mazlum ve tatlı oldukları için, itaatli oldukları için kabul etmişler. Adamlar da ataktan atağa geçmişler “Madem mevziiyi aldık ilerleyelim” gibisinden. Mehdiyet devrinde bu korkunç durum tamamen düzeltilecek. Peygamberimiz (sav)’in açık hadisleri var, açık müjdeleri var. “Bir kadın” diyor “mesela İstanbul’dan Şam’a kadar ayağı” diyor “çimlere dokunacak şekilde, bacaklarına çimler dokunur” diyor “özgürce hiç kimsenin müdahalesi olmaksızın Şam’a kadar gider” diyor açık.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Avusturya’dan bir soru.

VTR: İngiltere toplumu Avrupa Birliği’nden neden çıkmak istedi?

ADNAN OKTAR: Çünkü İngiliz derin devletinin böyle bir yapıya ihtiyacı yok, zaten kontrolünde. Zaten kontrolünde olan bir yapıyı neden bir birlik içerisinde toplamaya çalışsın? Müstakil olduğunda daha gururuna uygun, daha kafasına uygun hareket edeceğini düşünüyor. Bunları da zaten rahatça yönlendireceğini düşündüğü için kendisinin müstakil olmasını istiyor bu kadar basit.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hande Nur Hanım’ın sorusunu görebiliriz.

VTR: Merhaba, iyi günler ben Hande, sosyoloji öğrencisiyim. Şimdi almış olduğumuz derslerde taş devri üzerinde çok yoğun bir şekilde duruluyor. Fakat sizce bu devir gerçekleşmiş midir? Çünkü çoğu insan birçok geçmişte olan evrim teorilerine tam olarak inanmıyorlar.

ADNAN OKTAR: “Beş bin yıl önce” diyor “atalarımız baltalarla falan taş devrini yaşıyorlardı” diyor beş bin yıl önce, on iki bin yıl önce mason dergahı var adam pergel, iletki diğer masonik sembollerle orda koskoca bir mason mabedi yapmış, yüzlerce tonluk kayaları alıp getirmiş ve onları demir aletlerle yontmuş, muazzam bir medeniyet yaşamış adam, oturmuş taş devrinden bahsediyorlar. On iki bin yıl önce adam masonik toplantı yapıyor mason toplantısı yapıyor ve muazzam mason dergahı kurmuş, şimdi bile yoktur o kadar büyük. Bir de onun ahşap kısımlarını düşünün, ahşap porselen, kumaş kısımlarını, metal kısımlarını düşünün sadece taş kısımları kalmış. Bize bıraksınlar bu mavalları. Yedi bin, sekiz bin yıllık, on bin yıllık duvar resimlerinde kullanılan boyanın tekniğine daha yeni ulaşılıyor, solmamış olduğu gibi duruyor.

KARTAL GÖKTAN: Batuhan Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba, adım Batuhan. Mobilya bölümünü okuyorum, on birinci sınıf öğrencisiyim. Yaptığımız mobilyaları fazla beğenmiyoruz, bunu daha çok nasıl Osmanlı’ya benzetebiliriz, nasıl güzel yapabiliriz? Sorum budur cevaplarsanız teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Osmanlı mobilyaları, Edirnekariler tabii biraz emek gerektiren güzellikler, onun zamanı gelecek. Mehdiyet devrinde her şey güzel olacak ama şu an o pek mümkün değil. Çünkü özen gösterilmesi gerekiyor o bir aşk, şevk meselesi bir de ona talep olması lazım. Adam Osmanlı mobilyadan hoşlanmaz, barok mobilyadan da hoşlanmaz dümdüz bir sandalye olsun, dümdüz bir masa olsun yetiyor, işlevsel olmasına önem veriyorlar dolayısıyla o tarz bir şey biraz zor. Önce insanlarda Allah sevgisi olması lazım, güzelliğe müştak bir ruhun gelişmesi lazım, estetikten, sanattan çok hoşlanan insanlar oluşması lazım ondan sonra o olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Benim sorum şöyle: Bizim topluluk serbest bir topluluğa gelişecek mi? Özgürlüğe hakim olacak bir topluluk oluşacak mı? Hem toplumsal hem ekonomik olarak. Yoksa sınırlama ve düzenleme mi hakim olacak?

ADNAN OKTAR: Bak hepsinin ruhunda Mehdiyet var görüyor musun? Hiç bilmez ama anlattığı Mehdiyet ve İsa Mesih’in gelişiyle de oluşacak olan güzellik. Bütün gençlerin bilinçaltında Mehdiyet çağının o ihtişamı, o mutluluk anlayışı, o özgürlük anlayışı var. Olacak mı? Tabii ki olacak görecekler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli partililere şöyle seslendi Adnan Bey. “Sudan sebeplerle eften, püften bahanelerle darılmak, gücenmek, küsmek, kopmak, sırt çevirmek, bana ne demek, cebelleşme ve ezikleşmeye prim vermek tasvip etmeyeceğimiz kırılma ve ilkellik halleridir. Ayrılıkta azap, birlikte rahmet vardır” dedi.  

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. MHP çok hayati bir parti. Partiden de ziyade bir fikir ekolü, bir aksiyondur, bir davadır. Bölünmesi asla kabul edilemez zaten bölünmesine de müsaade etmeyiz, edilmez.

Mesela bak bilezik Milattan Önce 1400 Mısır’da bilezik yine Milattan Önce 2000’de Antik Yunan’da Milattan Önce 200’de de Mısır’da topuz tokası. O adamlar mağaralarda baltalarla gezdiklerini iddia ettikleri dönemdeki teknolojiye, güzelliğe ve sanat anlayışına bak? Resimleri gösterebiliyor musun?

BÜLENT SEZGİN: Milattan Önce 1400 Mısır bilezik. Milattan Önce 200 Mısır yine topuz tokası.

ADNAN OKTAR: Şimdi bile yok böyle bir süsleme tekniği.

BÜLENT SEZGİN: Milattan Önce 2000 Antik Yunan, bilezik.

ADNAN OKTAR: Altından yapılmış şuradaki teknolojiye bak. Sen baltalardan bahsediyorsun, samimiyetsiz bir açıklama.

BÜLENT SEZGİN: Güney Batı Fransa’dan bazı mağara resimleri vardı Adnan Bey. 32 bin yıllık çizimler. Bu çizimde atları gün içindeki dört değişik zamanı uyurken, yemek yerken vesaire.

ADNAN OKTAR: Nerde burada kabotaj? Bir daha anlat.

BÜLENT SEZGİN: Göreceğimiz resimler üç mağaranın resmi Güney Batı Fransa’dan 32 bin yıllık. At ve öküzler bu resimde çok katmanlı olarak çizilmiş. Bu resimde atların gün içindeki dört değişik zamanı uyurken, yemek yerken vesaire görülüyor. 

ADNAN OKTAR: Sen neden bahsediyorsun? Eli baltalı adamdan bahsediyorsun. 32 bin yıl önce ve bu kullanılan boyalar solmuyor, ışıktan etkilenmiyor, kimyasaldan etkilenmiyor mükemmel bir karışım. Nerde balta? Baltayı yutmuşlardır herhalde bundan sonra onu diyen bazı tipler.

Bu sevimlinin bir sorusu var. “Kadınlar” diyor “kadınlarla bayanlara gerçek dostluk kurarlar mı ve nasıl olur?” Diyor. Cidden Allah’tan korkuyorsa, cidden Allah’ı seviyorsa her ikisi de Allah’ın görüntüsü olduğu için çok rahat ahbap olur. Ama kadınları çocukluktan itibaren bir kadın felsefesiyle yetiştiriyorlar ve iğneleyici, züppe, kavgacı, laf sokan, suratını asan, nobran, ters, ahlaksız, vicdansız, kindar, nefret dolu, her fırsatta nefretini kusan, hasut ve şiddetli kıskanç, dilbaz kadınlar olur. Bu kadınların birbirini sevmesi mümkün değildir ama bütün kalbiyle, bütün benliğiyle Allah’ı seven bir kadın karşısındaki de Allah’ın tecellisi, o da Allah’ın tecellisi, o da Allah’ın tecellisi tek Allah’ın tecellisi oldukları için canı gönülden sever onu. Hep Allah sevgisiyle bağlantılı oluyor işte onun için dindarlık dünya için kurtuluş oluyor. Allah onun için kitap indiriyor. Kitap olmadığında insanlık mahvoluyor, Kuran olmadığında, din olmadığında insanlık mahvoluyor.

“Adnan Hoca, televizyona çıkıp mason olduğunu özgürce ilan ederken, yanında olan dekolte hanımlarla özgürce muhabbet ederken, özgürce Mehdiliğini ilan ederken.” İnsaf insaf, ne zaman ben Mehdilik ilan ettim? Ben defalarca yemin ettim Mehdilikle ilgili iddiam olmayacağını, ömrüm boyunca öyle bir iddiamın mümkün olmadığını hem yemin ederek, hem lanetleşerek yani yüz kırk sekiz kere falan söyledim. Bu doğru değil. Ne gerek var doğru konuşmamaya ne gerek var? Bu ne fayda sağlayacak ki sana? “Bu konularda yazan ve yorum yapan insanlara da aynı özgürlüğü tanımalı.” Nasıl özgürlük tanımalı yazıyorsun işte. Hakaret etme özgürlüğü olmaz.

Mesela bir şey anlatacaksın nezaketiyle anlat yahut düz anlat, nezaketsiz de olsa düz anlat ama ağzını bozmanın alemi ne? Çünkü ağzından akan lağım üstüne dökülüyor, kendi üstüne dökülüyor. O bana gelmez her lağım ağzından çıktığında bir şahsın o lağım üstüne dökülür bize gelmez o. Ama konuşma olarak istediği gibi her konuda eleştiri yapabilirler, istediği gibi konuşabilirler. Hangi konuda konuştular da biz konuşmayın dedik.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu.

VTR: Ben Murat, yabancıyım. Türkiye’de nasıl yabancılara davranacağız?                                           

ADNAN OKTAR: Bazı hayvanlar hayvan gibi davranıyor, insanlar da insan gibi davranıyor. Hayvana hayvanlık yakışır, normal hayvan özelliği göstermesi, insana da Müslümanca, efendice davranış yakışır. Şaşırmamak lazım dünyanın her yerinde hayvan var, her yerinde de insan var.

BÜLENT SEZGİN: Eski dönemlerden kalma bir fotoğraf gösterecektim. On bin yıl önce beyin ameliyatı yapılmış. Haberde şöyle yazıyor: Anadolu’da en eski ameliyatlı kafatası Aşıklı Höyük’te Aksaray’da bulunmuştur. Yaklaşık on bin yıllık yirmi, yirmi beş yaşlarında bir kadın kafatasında çok düzgün biçimde açılmış bir deliğe rastlanmıştır. Kafatasındaki deliğin düzgünlüğü ve görülen iyileşme izleri bu kişinin ameliyattan sonra yaşamını sürdürdüğünü göstermektedir. On bin yıllık.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok ağır bir ameliyat, başarıyla ameliyatı yapmışlar. Baltayla mı yapıyorlardı? On bin yıl, beş bin yıl önce sen baltalı adamlardan bahsediyorsun. Eğitim sisteminin kökten değiştirilmesi gerekiyor, bu eğitim sistem PKK’ya yarıyor, komünistlere yarıyor, ateistlere yarıyor yani Darwinist, materyalist eğitim çok çok yanlış.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yurtdışından bir soru var.

VTR: Benim ismim Roberto ve sorum şöyle: Sevgi nerde? Sevgi nerde kaldı? Saygı nerde? Saygı nerde kaldı? Nereye doğru gidiyoruz? Şu anki gelişme bizi nereye yönlendiriyor? Neden bu kadar çok anlamadığımız olaylar oluyor? Mesela savaş. Kardeş olduğumuz halde, hepimiz insan olduğumuz halde neden karşılıklı savaşıyoruz? Benim çok sorum var. Ama şu an en çok bu soruları düşünüyorum.

ADNAN OKTAR: Bak her yerde insanlık deccaliyetten yangın vaziyette, hep savaşlar ve sevginin olmaması. Gençler de sevgisizlikten sokaklarda öyle ümitsiz bir şekilde geziyorlar dünyanın her tarafında. İşte turistlik gezi adı altında geziyorlar, sıkıntılarını atmaya çalışıyor ama yine sıkılıyor. Sırtındaki çantasıyla yürüyor yürüyor yürüyor sevgi olmayınca nereye gideceksin? Neden zevk alacaksın? İnsan ancak sevildiğinde, saygı gördüğünde dünyada mutlu olabilir. Allah’ı severse, Allah’ın yarattıklarını severse mutluluk olur ve savaşlar, anarşi, terör de durur, yine olay hep bak Mehdiyet’e çıkıyor. Tek çözümün Mehdiyet olduğunu, tek ilacın Mehdiyet olduğunu Allah bize her yerde gösteriyor, dünyanın her tarafı bunu gösteriyor.

Evet, dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Nurettin Bey’in bir sorusu var onu size yöneltiyoruz.

VTR: Merhaba, ben Nurettin. Suriyeliler için çözüm ne olabilir?

ADNAN OKTAR: En güzel çözüm hepsine güzel birer nüfus cüzdanı, Türkiye’nin kullanılmayan bomboş uçsuz bucaksız arazileri var oralar da tarım arazisi olarak onlara devredilsin hayvancılık yapmaları, tarım yapmaları için tohum verilebilir, hayvan verilebilir onları çoğaltırlar gayet güzel geçimlerini sağlarlar. Türkiye’nin tarımına da büyük katkıları olur kardeşlerimizin. Türkiye Cumhuriyeti’nde vatandaş olurlarsa onları bağrımıza basarız. Ne güzel Arapça bilen üç milyon insan, herkese de Arapça öğretirler çok güzel olur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yurtdışından bir bayan izleyicimizin sorusu var.

VTR: Şunu öğrenmek istiyorum: Türkiye’nin yeni seçimi ve yeni politikanın hakkında ne düşünüyorsunuz?     

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu oldu işte, Tayyip Hocam’ın eli rahatladı. Benim tek çekindiğim nokta bölünmeye kapı açan bir madde olmamasıydı, ilgili maddeyi söyledik çıkarttılar. Başkanlık sistemi olmasın dedim Partili Cumhurbaşkanlığı olsun dedim onu da kabul ettiler, biz daha ne arayalım, ne diyelim? Ne diyorsak yapıyor karşımızdaki insan, gayet de nezaketli dolayısıyla hayırlı uğurlu oldu, gayet de güzel olacaktır bundan sonra gidişat. Hakikaten Cumhurbaşkanı AK Partili olduğu biliniyor ama tarafsız olduğu söyleniyor yani çok acayip bir durum vardı bu ortadan kalktı bu da çok makul baştan beri söylüyorum.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün Auguste Comte’un ‘sorunlu’ ifadesini kullanarak eleştirmesi Ahmet Hakan gibi gazetecileri rahatsız etti. Ahmet Hakan şöyle bir yazı yazdı: “Ve sıra filozoflara geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan felsefeci, sosyolog, Auguste Comte için ‘sorunlu’ demiş. Kant, Freud, Hegel, Nietzsche, Sartre kollayın kendinizi sıra her an bir yerinize gelebilir.”

ADNAN OKTAR: Darwin’e gelecek Darwin’e, sakin olsun. Tayyip Hocam peşrevde iyidir pehlivandır. Önce peşrevle girer sonra da kündeyi bastı mı rakibini tuş eder. Bak hepsini saymış bir tek Darwin’i saymamış. Halbuki orada ana hedef Darwin’dir, gayet de akılcı yaptığı eleştiri, doğru. Çünkü bizim manevi köklerimize yönelen bir çalışma yapıldı. Manevi köklerimizin tahrip edilmesini istemiyor ve tedbir alacağı anlaşılıyor, Millet de onu destekliyor, biz de onun yanındayız.

VTR: Merhaba, ben Zeynep. Bu sene üniversiteye hazırlanıyorum. Tavsiye ettiğiniz bir bölüm var mı?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin güzelliğini, efendiliğini. Allah sana uzun ömür versin. Hanımlara tıp güzel tıp, yapabilirse tıp güzel. İşletme rahattır, işletmede rahat okuyabilir. Jeoloji, paleontoloji bölümleri daha çok arazide olduğu için orada biraz zorlanabilirler ama öğretmen olmak istiyorsa da sosyoloji bölümü veyahut diğer bölümler coğrafya bölümleri olabilir. Ama yaman bir şeye benziyor tıp okuyabilir bence.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Emrah Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba, ben Emrah. Adnan Bey, yanınızda devamlı güzel hanımlar ve yakışıklı beyler var, bunun dışında insanlar acaba katılamıyorlar mı? Ben bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Yok, ben sadece samimi olmasını yeterli buluyorum insanların, kardeşlerimizin dürüst, samimi olması, iyi niyetli olması yeterli.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İsmail Demir isimli izleyici.

VTR: Ben İsmail Demir. Fethullah Gülen hükümetler arası çok iyiyken şu an ne gibi çıkar çatışması var ki araları bu kadar bozuk?

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, dürüst delikanlı, iyi niyetli, samimi yani Nurcuları her zaman sever, her zaman koruyup kollamıştır. Bunlar da Nur talebesi diye inanıyordu, ya ne güzel dedi işte hukukta ataklar yapıyorlar, tıpta ataklar yapıyorlar, emniyette güzel görevler alıyorlar iftihar etti, çok hoşuna gitti. Tayyip Hoca’yı da koruyup kolluyor görünümündeydiler işte Ergenekon şu bu falan konularını ortaya çıkarttılar. Tayyip Hocam Anadolu delikanlısıdır, iyi niyetlidir böyle kötü düşünmez, oyun oynayacaklarını, kahpelik yapacaklarını falan aklının ucundan geçirmedi. Hatta Fethullah Gülen’i davet etti Türkiye’ye. “Ne gerek?” dedi. “Hukuki bir engel yok. Gel rahatça kendi vatanın” dedi. Yaptıkları büyük organizasyonlara AK Partililerin hepsi katılıyordu. Tayyip Hoca her yerde onları teşvik etti, takdir etti, tasvip etti, koruyup kolladı. Bir baktı sabah evine dayanmışlar. Kaldığı, tatil yaptığı oteli basıyorlar, şehit etmek istiyorlar. Halkı tankla eziyorlar, havadan otomatik silahla tarıyorlar. İnsanlar bir canavarla karşılaştı adeta. Alenen bir canavar yani. Nerede hani kelebekler, kuşlar, karınca ezmez insanlar? Karşımıza azılı katiller çıktı. Nedir bu? Tayyip Hocam çok şaşırdı ama dirayetsiz, güçsüz bir insan değil; cesur ve kararlı. Allah’ın yardımı üzerine en az yüz yerde Allah’ın yardımını gördük. Mehdiyet’in bereketiyle Allah bütün deccali saldırıları altüst etti. Ve onu feraha kavuşturdu. Bak, yolu açıldı. Dümdüz yol, gidiyor. Halkın kalbine de takdir, muhabbet, sevgi koydu. Halk da seviyor, o kadar olumsuz propagandaya rağmen. O kadar oyuna rağmen bak, Anadolu’daki halk, köydeki çobanlar, genel müdürler, üniversite öğrencileri herkes seviyor. İyi niyetine inanıyorlar çünkü. Temiz delikanlı, dürüst insan. Enaniyet, kibir de yapmıyor. Hiçbir şekilde önüne Cumhurbaşkanlığı forsu, ne onun enaniyeti üzerinde olmadı. Son derece mazlum Anadolu delikanlısı. Belediye başkanıyken nasılsa, belediye başkanı olmadan önce nasılsa şimdi de aynı. Aynı Tayyip Erdoğan. Kendi evladımız, kendi vatanımızın öp-öz evladı. İngiliz derin devletine karşı çıkması, İngiliz derin devleti tarafından büyük suç olarak görüldü. Kahpece, alçakça saldırıyorlar. Eğer kılına dokunsunlar dünyayı başlarına geçiririz söyleyeyim. Yapamazlar, kanunla hukukla dünyayı başlarına yıkarız. Dünyanın her tarafında okul açmalarını Tayyip Hocam sağladı. Tayyip Hocam temiz düşünüyor Anadolu delikanlısı. Böyle ince ince bunların kötülük yapabileceği, ahlaksızlık yapabileceği öyle bir şey düşünmedi o, iyi niyetli düşündü. Şu anda da devleti ve kendini koruyor, bu kadar. Anormal olan bir şey yok. Varsa bana yazsınlar. Söyleyeyim ben burada gürül gürül söyleyeceğim, gürül gürül de eleştireceğim söz bir Allah bir. Bak kendi de diyor zaten. “Bende en ufak bir yanlışlık görürseniz hakkımı helal etmem” diyor özetle. “Mutlaka söyleyin” diyor. Dürüst delikanlı. Yüzünden de açık açık belli oluyor. Bugün de gördüm yüzünde bir nuraniyet var. Çok efendi bir insan, laf söyletmeyiz. Anormallik yapan olduğunda da uyarıyoruz. İngiliz derin devleti kendince Tayyip Hoca’yı sardığını zannetmiş. Biz adamların düğmesine bir bastık, adamların üstünde ne varsa çıktı düştü aşağıya. Bütün kirli yönlerini göstermiş olduk. Dolayısıyla onun üstüne oyun yapmaları mümkün değil.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyicimizin sorusu.

VTR: Şimdi sormak istediğim şu. Aynı zamanda zaten kafamı kurcalayan da bu. Halk oy veriyor, bir parti hükümet oluyor ve aldıkları para helal olmuş oluyor. Hakkı çünkü çalışarak kazandılar. Ama CHP oy alamıyor, hükümet olamıyor hükümet de değil.  Neden o benim paramı yiyor?

ADNAN OKTAR: Çok sevimli. Canım mecliste oylamalara katılıyor işte, fikir beyan ediyor, görüş beyan ediyor. Tam hakkını veremiyor olabilir, doğru diyorsun ama devletin güvenliği için gerekir, istişare için gerekir. Hadi diyelim o milletvekillerine bir şey olsa onlar devreye girer. Şimdi futbol takımı var bir de yedekler var. ”Yedeklere ne gerek, onlara niye para veriliyor?” denir gibi bir şey. Onlar da yedekte bekliyorlar. Muhalefet görevi yapıyorlar veyahut. Veyahut parti içinde çeşitli görevler alıyorlar yani o müesseseyi ayakta tutuyorlar. Hiçbir milletvekili, hiçbir parti görevlisi boş olmuyor genellikle. Mutlaka bir görevde bulunuyorlar, bir işler yapıyorlar. Ama teknik açıdan, teorik açıdan dediği doğru gibi görünüyor ama pratikte değil. Pratikte makul. Mesela itfaiye teşkilatında memurlar var. Yangın çıkmıyor, oturuyor akşama kadar adamlar. Mesela bir ay, iki ay, üç ay yangın çıkmıyor. Üç ay maaşlarını alıyorlar. Ama bazen de sürekli yangın çıkıyor, sürekli çalışmaları gerekiyor. Kardeşimiz onun gibi düşünebilir. Her halükarda aldıkları para helal olur, öyle bir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Vedat Bey sormuş.

VTR: Merhaba ben Vedat. Evrim teorisi acaba müfredattan kaldırıldı mı?

ADNAN OKTAR: Yok kaldırılmadı. Biz önce öyle düşündük. Öyle bir şey yok, gayet açık seçik net olarak anlatılıyor. Sadece o kelime kaldırılmış. Evrim, Darwin falan onu kullanmıyorlar. Onun dışında muntazam anlatılıyor. Bak, öğrenci de demin gördünüz “Ben sosyoloji öğrencisiyim” diyor. “Kabataş çağından bahsediyorlar” diyor. “5 bin yıl önce atalarınız taştan başka bir şey bilmiyordu diyorlar” diyor. 12 bin yıl önce mason locası var. 4 bin yıllık, 5 bin yıllık mücevherler var. 10 bin yıl önce beyin ameliyatı yapılıyor. 30 bin yıl önce tablo yapıyor adam. Şu an ressamlar bile yapamaz. Çok mükemmel yani özel eğitim görmüş ressam bile yapamaz. Ve yaptıkları tablolarda kullanılan boyanın tekniği, teknolojisi daha yeni bulunmuş bir teknoloji. Birçok kimyasal maddenin karıştırılmasıyla elde ediliyor, 30 bin yıl önce. Samimi değiller, anlatımda ve öğretimde bir bozukluk var. Materyalist eğitim, İkinci Dünya Harbi’nden kalma bilgiler, Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma bilgiler bilim diye gençlere öğretiliyor. Tesadüf bilimi diye bir bilim meydana getirmişler. Tesadüf hurafenin diğer adıdır. Tesadüfle bilim olur mu? “Kromozom nasıl oldu?” diyoruz. “Tesadüfen oldu” diyor. “Mitokondri?” “O da tesadüf.” “Koful?” “O da tesadüf.” “Bu ne?” diyoruz. “Bilimin en gelişmiş şekli” diyor. “Bir yaratıcı, bir güç, üstün aklın müdahalesi var” diyoruz, “burada görülüyor.” “Olmaz” diyor. “Tesadüf” diyor. “Tesadüf diye dersen bilimsel olur” diyor. “Üstün bir akılın müdahalesi var dersen bilimsellikle alakası olmaz” diyor. Şimdi biz bir havaalanında uçak görüyoruz. Diyoruz ki “bunu mühendis yaptı.” “Fabrikalarda yapıldı” diyoruz. “Yok” diyor adam. “Tesadüfen oldu.” “Nedir?” diyoruz “Bu bilimdir” diyor, aynı bunun gibi. Böyle bir münasebetsizlik ben görmedim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mustafa Bey.

VTR: Merhabalar, Mustafa. Neden Irak’ta Suriye’de, dünyada bu kadar savaş yaşanıyor?

ADNAN OKTAR: Deccaliyetin kan dökme özelliği vardır. Kan dökme eylemini şeytandan alıyorlar. Yani aslında işin doğrusu bir mason locasında toplanıyorlar, ateist bir mason locasında. İngiltere’de yeri de belli bunun. Burada seçkin, üstat, ateist masonlar var, onlara göre seçkin olan. Bunlardan bir tanesi üstat oluyor yani usta. Cin çağırmada usta. Bunu trans haline geçiriyorlar hipnozla. Derin transa geçiyor. Ağzından köpükler falan çıkıyor adamın, hırıltılar falan çıkıyor. Bunun ağzından çıkanları yazıyorlar. Şeytan bunun içine giriyor. Yazıyorlar, ne derse onun aynısını yapıyorlar. Bu kadar basit, karmaşık bir şey yok. Nerelerde kan döküleceğini anlatıyorlar. “Vahiy geldi” diyor zaten onlar. “Baphomet’ten vahiy” geldi diyor. Vahiy kitabı olarak yazıyorlar. Allah böyle diyor der gibi yazıyorlar. Uzun uzun anlatıyor; şöyle bir ülkeye gideceksiniz, şurada kan dökeceksiniz. Onun benzeri yazıları ben gösterebilirim fakat yanlış anlaşılır diye göstermiyorum. Bir ara da gösterebilirim. Neyse şimdi yanlış anlaşılabilir o. Yani var. Bu adamları vazgeçirecek şey Müslümanların bir araya gelmesi ve birbirlerini sevmeleridir. Ama bu normalde olmuyor işte Allah, Mehdi denen bir insanı gönderiyor, İsa Mesih’i gönderiyor. Bunun vesilesi ile özel olarak yaratıyor. Normalde olmuyor insanlar böyle. Mümkün değil yapmazlar. Mahvolurlar yine yapmazlar. Ama Mehdi gelince oluyor. İsa Mesih gelince oluyor. Mesela şimdi vahyedecek Allah bütün insanlar iman edecek. Şaşıracaksınız ama olacak. Ve İslam Birliği de olacak, hepsi olacak. Bak, Tayyip Hocamız’a oyun oynadılar. Allah vahiy ile önledi. Yüzün üstünde harika meydana geldi, hepsi harika. Mehdiyet’in yüzü suyu hürmetine Allah vesile etti. On beş dakika arayla bir insan kurtulur mu? Havada uçak gidiyor, jet uçağı takip ediyor uçan uçağı, vuramıyorlar. Havaalanına iniyor yine bir şey yapamıyorlar. Nereye baksan mucize. Roketleri çıkarıyorlar, roketler yolda kalıyor. Tanklar çıkacak, tanklar kapıda kalıyor. Hepsinde Allah vahyediyor ilgili insanlara. Vahiyle engelledi Müslümanları. Haberi bile yok vahiy aldığından. “Tankın üstünde bir çamur gördüm” diyor. Temmuz ayında tankın üstünde çamur olur mu?

TUĞBA BOZKURT: “Nereden geldiğini bilmiyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: “Bilmiyorum” diyor. Çamurun üstünde gidiyorlar adeta, tankın üstü çamur dolu. “Nerden geldiğini bilmiyorum” diyor. Kim getirecek? Allah yaratıyor. Çamuru alıp tankın penceresine o yani dışarıyı gören kısmına sürdüklerinde tank ilerleyemiyor tabii, bu kadar basit. Ama bak geçiştiriyorlar. Mazot dese yine akıl alır. Çamur, sulu çamurun ne işi var tankın üstünde? Askeri tesiste çamur olur mu tankın üstünde? Toz toprak dese yine akıl alır bir derece. Ama çamur bu. Çamur özel olarak yapılması lazım, çamur olmaz. Karşı tarafa Allah akıl tutulması verdi. Mesela normalde darbeyi her halükarda bunlar gece 3’te falan yapabilirlerdi. Hiçbir şey de olmazdı. Sadece bir dedikodu vardı çünkü darbe dedikodusu. Çok sık çıkan bir dedikodu bu. Emniyet güçleri de o kadar önem vermeyebilirlerdi her zaman olduğu gibi. Bazı yönlerden, bazı kişiler buna önem vermiyorlardı. Hatta diyorlar açıklamalarında. “Bize daha öncede böyle istihbarat geliyordu. Biz onlardan biri zannettik” diyorlar. 3’e kadar bekleyemediler, korktular. Allah ayaklarına dolandırdı. Milletin iş saatinde, dağılma saatinde gittiler tanklarla köprünün üstüne çıktılar. Bu ne bu? Bu, Allah’ın ayaklarına dolandırması. Hangi darbeci böyle gündüz gözüyle, bütün milletin işten çıkış saatinde tankın üstüne çıkıp köprüyü kesip, “Merhaba, biz darbe yaptık” der mi? Bu ne demektir? Darbeyi durdurun demektir. Başka bir anlamı yok. Kendi elleriyle gelip kucağa oturdular. Tankların hiçbirini çıkaramadılar adeta. Her yerde akıl tutulması oldu darbecilerde. Allah akıllarını ellerinden aldı. Bu ayette de belirtilir Kuran’da. Akıllarını ellerinden aldı, basiretleri kapandı. Akıl almaz bir beceriksizliğe büründüler. Yoksa bu askeri güçle, bu imkanla çok çok kolay darbe yapmaları, biterdi yani. İki yüz tankı çıkaracaklardı çıkaramadılar. Allah vahyetti müminlere, engellediler. Vahiy olmasa önüne kamyon da koysan, kamyonu bombayla havaya uçururlar, yakar adam tankla sürükler yine çıkar. Çıkamadılar, akılları kapandı yani. Çıkamıyorum diye bir şey olmaz ki. Tank ezer geçer. Veyahut yakar, bombardımana tutarlar darmadağın ederler, yine geçerler. Ama yapamadılar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Trump’ın dünya ülkeleri gezisinin ilk ayağı Suudi Arabistan oldu. İki ülke arasında toplam değeri 100 milyar doları bulan ve içinde önemli silahların bulunduğu dev bir anlaşma imzalandı. Trump’a kızı Ivanka ve damadı da eşlik etti. Trump’ın damadı Yahudi olduğu için Şabat günü motorlu taşıt kullanma yasağı olduğu için hahamdan özel izin alarak uçağa bindi ve bu seyahate katıldı. Bazı fotoğrafları var.

ADNAN OKTAR: Ne güzel öyle dindar olması. İşte dindar oldukları için Allah yollarını açıyor, bereket de veriyor. Elleri yüzleri de nurlu, gayet iyi. Ama tabii Trump o kadar rahat olmasın. Her türlü oyunu oynayabilirler, her türlü ahlaksızlığı yapabilirler. İngiliz derin devleti kafayı bayağı takmış durumda. Şimdi onu sahtekarlıkla falan suçlamaya başladılar. Muhtemelen dava falan da açıp, mahkemeyle düşürmeyi düşünüyorlar. Türkiye de, Arap ülkeleri de herkes Trump’a destek olsun. Çok yakından takip edelim, ezilmesine göz yummayalım. İngiliz derin devletinin oyun oynamasına müsaade etmeyelim.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Nazan Hanım’ın bir sorusu var.

VTR: Merhabalar, ben Nazan. İstanbul’daki kalabalık ve trafik nasıl çözülür?

ADNAN OKTAR: Bak hepsi yangın. Yeraltı, İstanbul’un altı bomboş. Deniz altından, deniz üstünden her yerden geçirebilir. Ama en güzeli yeraltıdır. Mesela yolda gidiyoruz, dağların kenarlarına sadece taş duvarlar yapılmış. Dağı oy, git gidebildiğin kadarına. Güzel araba garajları yapabilirsin, AVM’ler yapabilirsin, hastane yapılabilir. Her şey yapılır dağın altı bomboş. Üç-beş kat altına da yol yap, paralı yap. Kestirme yol olacaktır. Hem benzinden, mazottan da tasarruf. Gayet güzel olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bahsetmiş olduğunuz tanka çamur sürme videosu vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte baksana nasıl eğittilerse azgınlığa bak. Bunu er yapacak gibi olmaz. Er böyle bir şeye güç yetiremez. Profesyonel katilleri doldurmuşlar. Yani cinayet önceden hazırlanmış. Katilleri önceden hazırlamışlar. Ama normal bir katil de değil yani seri katiller de bunu yapmaz. Bunlar kahpe üstü kahpe, alçak üstü alçak, şeytandan da şeytan, aşağılık mahluklar. Olay çok büyük. Sakın unutulmasın, sakın hafife alınmasın.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir başka izleyici sorusu.

VTR: Bu engelli çocuklara yönelik, otistik çocuklara yönelik şu an ne yapmamız gerekiyor? Hem toplum olarak, hem devlet olarak. Onunla ilgili bir çalışmalar var mı? 18 yaştan sonra bu otistik çocukların aile içerisinde artık eğitim de verilmiyor. Birçok ailenin maddi durumu da yok. Devlet bununla ilgili ne gibi bir önlem alıyor veya ne gibi bir çalışmaları var? Onu çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Devlete bırakmamak lazım bunu. Devleti yormamak gerekiyor. Devlet emniyeti sağlasın, asayişi sağlasın. Birçok konular var dışişleri, içişleri. Bunlar vakıf işidir. Çok fazla vakıf kuralım, sırf engelliler için hayır vakıfları. Teberruda bulunsun vatandaş, gece gündüz hizmet etsinler. Tek bir vakıf değil, üç yüz-beş yüz vakıf kurulabilir. Ama iyi kontrol edilsin. Vatandaş sevgi dolu, merhametli. O vakıflarda görev almak isteyen binlerce, on binlerce insan var. Teberruda da bulunacak çok fazla insan var. Dolayısıyla devlete bırakmadan, vakıflar, dernekler yoluyla bu işler halledilirse çok güzel olur. Bunun için de tabii yine Allah sevgisi, Allah korkusu gerekir. Yoksa Allah’tan korkmayan, Allah’ı sevmeyen böyle bir şeye hiç girmez.

Mesela MİT’e, Milli İstihbarat Teşkilatı’na önceden darbeyi haber veren Binbaşı diyor ki, ona demişler ki bu katiller “Bugün iyi dinlen. Bütün gece uçacağız” bombardıman yani havadan. “Çok kan dökülecek” diyorlar. Aslanımız hemen MİT’e gitmiş, haber vermiş. O kadar da pervasızlar yani. Mesela bu tankların içinden FETÖ davasında yargılanan polisler çıktı asker çıkmadı. Birçoğu profesyonel katil tanklar içinden. Asker biliyor mu adam uzun saçlı, uzun sakallı falan it kopuk takımı yani. Azılı katil hazırlanmış cinayete.

Bu Trump’a sevgiyi sürekli aşıladığımız, anlattığımız için Suudi Arabistan hem görüşlerimizi kabul etti yani modern İslam anlayışını kabul ediyor hem de Trump’a karşı çok sevgi dolu yaklaştılar ve dediğimiz olmuş oldu. Mesela normalde başı açık kadın asla kabul etmezler kabul ettiler. Kadınlarla tokalaşma asla mümkün değil tokalaştılar. Trump’a da çok fazla sevgi gösterdiler, desteklerini de gösterdiler. Bu Trump için tabii çok olumlu puan, İngiliz derin devletine de ciddi bir tokat. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yunus Çayır isimli kardeşimizin sorusu.

VTR: İyi akşamlar Adnan Bey. Benim sorum Bektaşilikte ve tasavvufta geçen üçler, beşler, yediler hakkında olacak. Üçler, beşler, yediler aslında bir şahıs mıdır? Ayrıca Kehf Suresi’nde geçen Kehf ehliyle alakalı olabilir mi? Sizi çok seviyoruz, saygılar sunuyorum.

ADNAN OKTAR: Üçler, yediler var beşlerden haberim yok ama olabilir. Benim bildiğim üçler, yediler, kırklar vardı bir de. “Üçler, yediler, kırklar demine devranına hu diyelim” demişler. Daima bir kutb-ul aktab bir de kutb-ul irşad oluyor Hızır (as)’la beraber üç. Efendim yediler de yine işte bu yöneticilerden oluşuyor. Onlar da ayrı değil onlar da yine Mehdi (as), İsa Mesih, Hızır (as) ve Cebrail (as), Mikail (as), İsrafil (as), kırklar da daha kalabalık bir ekip. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Remzi Bey’in sorusu.

VTR: Merhaba ben Remzi. Otobüsler saatinde duraklara gelmiyor. Bunun çözümü nedir?

ADNAN OKTAR: Otobüs sayısını çoğaltmak ve yeraltı ulaşımını sağlamak. Yoksa bu olur yani trafik tıkanıyor şu oluyor bu oluyor falan çok zor. Otobüs, akademinin bizim evin önünden Ortaköy’den kalkıyordu. İşte Allah rast getirdi mesela çok iyi. Tam akademinin önünde duruyordu orada. Giderken de tam evin önünde duruyordu oraya kadar da geliyordu otobüs. Ama ben çoğu zaman otobüs kullanmıyordum yürüyerek gidip geliyordum. Yürümenin faydasını bildiğimden değil de öylesine hani hoşuma gidiyordu. Tek başına o terörün en azgın olduğu dönemlerde o karanlık sokakların aralarından falan geçerek işte o T cetvelim, dosyam falan gayet sakin gidiyordum. Hiç en ufak bir fütur getirmiyordum. Ve rahatça da tebliğ yapıyordum her yerde. Camilerde de toplantı yapıyordum. Bayağı çekiniyordu o devirde insanlar çok çok çekiniyorlardı birçoğu.

Fikret Bey, dinliyorum sizi Beyefendi.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorumuz var.

ADNAN OKTAR: Evet.

VTR: Merhabalar adım Emre. İstanbul Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuyorum. Sayın Donald Trump’ın, Sayın Cumhurbaşkanımız’a yirmi dakika süre ayırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Trump’ın bir özelliği var; konuşmaktan çabuk sıkılan birisi. Bilmiyorum biliniyor mu, bilinmiyor mu? Hiçbir toplantısı onun uzun değil. En fazla beş dakika, üç dakika, on dakika falan konuşuyor insanlarla. Bir de pratik akla sahip, pratik konuşan bir insan. Uzun uzun kahvehane sohbeti gibi hatıralarını anlatacak hali yok. Bazı dedeler oluyor “Ben Priştine’deyken” diye başlıyor. Onun gibi oturup konuşacak hali yok pratik olması lazım. Zaten devlete ait bütün konular daha önceden konuşuluyor. MİT mensupları gidip konuşuyor, Dışişleri Bakanları konuşuyor. Tayyip Hocam gittiğinde o konular konuşulup hallolmaz. Zaten bitmiştir sadece dostça görüşme için gidilir. Orada hatta on dakika bile normaldir. Ne konuşsunlar? Tanışmış, görüşmüş, iltifat edip hal hatır sormuş. Bayram ziyareti gibidir kısa görüşülüp çıkılması lazım. Uzun uzun konuşulacak bir şey yok. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir başka soru.

VTR: Merhaba adım Alican sorum Adnan Bey’e. Adnan Bey bulunduğunuz ortamı sıfırdan nasıl kurdunuz çok merak ediyorum. Rica etsem açıklar mısınız?

ADNAN OKTAR: Sıfırdan, çok sevimli. Kadere tabii olduk. Kaderin treninde yol almak için kaderin trenine ulaştım. O beni buraya getirdi. Ve halen de götürüyor gidiyorum. Bir film şeridi gibidir. Biz otururuz o film şeridi akar ben sadece samimi olmakla mükellefim. Ben samimi bir insanım ben buna inanıyorum. Allah sürekli bana güzellikler, iyilikler, hayırlar, bereketler, başarılar gösteriyor. Ha korkunç şeyler de görüyorum, ürkünç şeyler de görüyorum ama hepsinin Allah’tan olduğunu bildiğim için severek, hoşlanarak seyrediyorum. Bana Allah hapishane de gösterdi çok hoşuma gitti. Tımarhane gösterdi o da hoşuma gitti yine hapishane gösterdi yine hoşuma gitti. Defalarca gözaltına alındım hep ben neşeli olarak gittim polisler bilir. Ben gözaltına alındığımda çok neşeli oluyordum, şakacı oluyordum, sohbet ediyordum. Hapishanede de çok rahattım, neşeliydim, tımarhanede de çok neşeli, rahattım. Ben bir bela gibi görünen şeyden rahatsız olmam. Oradaki hayrı görür ondan sevinç duyarım. Dolayısıyla bütün başarılarım Allah’a ait. Ben sadece samimi olmakla mükellefim. Ben bu görüntüyü nasıl değiştireyim? Düşünün ben bir ekranın başındayım bir kaset seyrediyorum öyle düşünün. Ve başından sonuna kadar o kasetin değişmesi mümkün değil zaten. Ben sadece samimi olarak onu seyrediyorum o kadar. O kaseti seyreden insanım. Sadece sebebe sarılıyorum başka bir şey yok. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Mert Bey sormuş.

VTR: Benim adım Mert bir sorum olacaktı size. Rap müzik hakkında ne düşünüyorsunuz acaba?

ADNAN OKTAR: Rap müzik tabii ki çok güzel, çok hoş yani müzik türlerinin tamamı güzel aslında. Hoş olmayan ben müzik türü görmedim. Ama içlerinde hoş olmayan müzikler oluyor o var. Yoksa her müzik türü güzel. Ama içinde beğenmediklerim oluyor.

KARTAL GÖKTAN: Bir başka soru var görelim.

ADNAN OKTAR: Evet.

VTR: Merhaba ben Ufuk. Herkesin müzik tarzı farklı sizin müzik tarzınız ne? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Benim müzik tarzım, müzik tarzlarının tamamı. Bazı gençler oluyor işte underground mı, niye belirli bir şey? Mesela “Sadece pop müzikten hoşlanıyorum” yahut “Türk sanat hoşlanırım” ne kadar samimiyetsiz bir şey. Hepsi güzel, hepsinin içinde güzel olanlar var, olmayanlar var yahut orta güzel olanlar var dürüst davranmak lazım. Mesela hep arabeskte de çok güzel parçalar var, Orta Anadolu, Karadeniz parçaları çok güzel, Arap müziği, Japon müziği çok güzel, Çin müziği, Kore müziğinden çok güzel parçalar var. Afrika müziği nefis. Niye dürüst davranmıyorlar ben anlamıyorum. Opera çok hoş oluyor ama bazıları rahatsız oluyor insan dinliyor güzel olmuyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye Gazetesi’nden Necati Özfatura “Eski CIA ajanı Graham Fuller’ın zamanımızın Lawrence’i” olduğunu söyledi. Şöyle söylüyor “Zamanımızın Lawrence’i Graham Fuller’e göre İslamiyet'i yıkmak ancak Türkiye’nin yıkılmasıyla mümkündür. Herkes yerini tayin etmelidir. Türkiye ve İslamiyet’i yıkmak isteyenlerin mi yanındasınız ya da bunların karşısında mücadele edenlerle mi aynı saftasınız? Ama asla ve asla umutsuz olmayın. Zaman Türkiye ve İslam dünyasının lehine çalışıyor. 21. asır Türk ve İslam dünyasının asrı olacaktır.”

ADNAN OKTAR: Hocam bizim anlattığımızı derli topluca özetlemiş. Bizi de güzel takip eden değerli bir büyüğümüz. Ellerinden öpüyorum. Türkiye için nimet olan muhterem, mübarek, müberra bir büyüğümüz. Candan, hakiki, samimi bir konuşma yapmış şahane. Bir daha dinleyelim.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye Gazetesi’nden Necati Özfatura “Eski CIA ajanı Graham Fuller’ın zamanımızın Lawrence’i” olduğunu söyledi. Şöyle söylüyor “Zamanımızın Lawrence’i olan Graham Fuller’e göre İslamiyet’i yıkmak ancak Türkiye’nin yıkılmasıyla mümkündür. Herkes yerini tayin etmelidir. Türkiye ve İslamiyet’i yıkmak isteyenlerin mi yanındasınız ya da bunların karşısında mücadele edenlerle mi aynı saftasınız? Ama asla ve asla umutsuz olmayın. Zaman Türkiye ve İslam dünyasının lehine çalışıyor. 21. asır Türk ve İslam dünyasının asrı olacaktır”

ADNAN OKTAR: EvvelAllah yani Mehdiyet, yani İsa Mesih’in nüzulü. Çok güzel konuşmuş. Allah ömrünü uzun etsin Hocamızın, hidayetini artırsın. Türkiye’nin süsü güzel insan. Konuşmasını çoğaltmak lazım. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir soru var.

VTR: Merhaba ben Baran. Fastfood yemekleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Onu Sağlık Bakanlığı özel düzenleyebilir. Fastfood yemek yiyebilir onda bir mahsur yok da yiyeceklerdeki mineral, protein, yağ, karbonhidrat miktarının iyi düzenlenmesi gerekiyor. Mesela genç bir kardeşimiz hazır bir yiyecek yediğinde o günkü ihtiyacı olan kalsiyum, magnezyum, fosfor, çinko, bakır, kobalt hepsini alması lazım. Proteinin büyük bölümünü alması lazım, bütün vitamin türlerini alması lazım buna dikkat edilmiyor. Yağ çeşitlerinin de sadece doymuş yağlarla ittiba edilmesine dikkat ediliyor. Halbuki doymamış yağlar çok önemli gençler için, herkes için önemli. Katı yağlarla beslendikleri için Allah esirgesin birçoğunda kalp damar rahatsızlıkları oluyor çocukların. Mesela spor yaparken yığılıp kalıyor Allah vermesin. Doymamış yağların ağırlıklı olarak gençlere sunulması gerekiyor omega3, omega6, omega9. Ben tıptan pek anlamam ama yine de bildiğim kadarıyla söylüyorum. Protein cinsleri, özellikle hayvansal protein de gençlere nitelikli kaliteli olarak sunulması gerekiyor. Onun dışında diğer klasik hazır yiyecekler çocuklara tabii çok ciddi zarar veriyor gençlere. Özellikle tatlılar işte gofretler şunlar bunlar çikolata çeşitleri. Gençler de ağırlıklı onları yiyorlar çok yüksek şeker alıyorlar. Zararlı tabii. Mümkün mertebe şekeri azaltmaları lazım, şekeri vücut zehir gibi algılıyor normal bir gıda gibi algılamıyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz gecesinden bir görüntü vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bak görüyor musun ahlaksızı, haysiyetsizi? Adam diyor ki “Ambulans” diyor “vurun, vur bir tane başlayın” diyor. Bak anlamazdan geliyor o yani o anormal bir durum olduğunu anlamış o direniyor. “Hepsi ambulans” diyor “ya vurun” diyor daha hala “vurun” diyor “bir tane vurun” diyor. Laf kalabalığına getiriyor “Ambulansı da vurun” diyor. Bunlar korkunç ahlaksız, haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz adamlar yani şeytanın üstünde şeytan bunlar. Bu kadar alçak yetiştirmesi için deccale tabi olmaları lazım, tam tipik deccal ordusu işte. Deccalin adamı böyle oluyor işte böyle gözü dönmüş oluyor. En azılı katil bile bu kadar alçak olamaz, ahlaksız olamaz bak “Ambulansı da vurun” diyor. Anlamazdan geliyor dikkat ettiniz mi?

Dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Ümit. OHAL acaba ne zaman bitecek? Bir süresi var mı bunun?

ADNAN OKTAR: Ama şimdi OHAL’in bizde oluşturduğu bir rahatsızlık oluşmuyor. Dışarıda mesela ben hiç sokakta polis görmedim. Çok nadir yerde polis görüyorum. Jandarma yok, polis yok halk gayet özgür rahat yaşıyor. OHAL’den kaynaklanan sıkıntı nedir? Ben onu öğrenmek istiyorum. Onu söylerseler onun üstüne gidebiliriz.  Nerede mağduriyet meydana getiriyor söylemeleri lazım. Evet.

VTR: Merhabalar ben Nurhayat. Ülkemizdeki flört şiddetini nasıl önleyebiliriz?

ADNAN OKTAR: Genç kızlar sevgi arıyorlar tabii dostluk, arkadaşlık arıyor, sevilmek istiyor. Bilmiyorlar romanlar, hikayelerden falan öğrendikleri kadarıyla işte bir genç yaklaşıyor “Bir kahve içelim” falan diyor. Çocuk da iyi niyetli zannediyor belki evlenir falan gibi düşünüyor herhalde. Götürüyor çocuğun ırzına geçiyor ahlaksızca ve alçakça sonra da küfrediyor, hakaret ediyor “Sen” diyor “iyi birisi olsan zaten bunu yapmazdın” diyor zorla ırzına geçtiği insana bu tertemiz çocuğa, genç kıza bunu söylüyor. Küfredip gönderiyor veya devam etse bile sürekli hakaretlerle aşağılayarak, adam yerine koymayarak devam ediyor. Neden? Çünkü Allah’tan korkmuyor, çünkü merhameti yok, şefkati yok. Allah’ın tecellisi olarak görmüyor, Allah’ın emaneti olarak görmüyor. Kadın dedin mi ırzını payimal edeceği birisi olarak görüyor. Halbuki onun onuruyla o güzel olur, şerefiyle güzel olur, değer verirsen güzel olur, saygı duyarsan güzel olur, koruyup kollarsan güzel olur, sağlığına dikkat edersen güzel olur. Değil mi ölümü göze alarak onu koruman gerekir. Sen ne yapıyorsun? Her türlü ahlaksızlığı yapıyorsun. Laf dalaşına girmek istiyor, çocuğu mahcup etmek, zeka oyunları yapıyor o akılsız aklıyla kendinin daha akıllı olduğunu göstermek için genç kızlarla böyle çok çirkin, alaycı, aşağılık esprilerle böyle pis laflarla onlarla mahcup ediyorlar. Çocuklar o kadar gardlı geliyorlar ki ben bazen görüyorum ödü kopuyor yani böyle alay edilecek zannediliyor. Onunla dalga geçilecek, kötü bir şey yapılacak zannediyor. Kadın kutsaldır çok mübarek varlık olacak iş mi? Kadına sadece saygı gösterilir, değer verilir, yüceltilir nasıl olsun böyle bir şey? Anlıyor onu ama hemen anlamıyor. Mesela biraz vakit geçince anlıyor, konuştuğunda anlıyor. O kadar yılmış çocuklar. Büyük bir kitle genç kızlarla hep dalga geçme üstüne kurulu sistemleri. Ya tipiyle dalga geçiyor, ya konuşmasıyla dalga geçiyor yani her şeyi suç olarak görüyorlar. Ufacık bir kusurunu bulsa oradan yaklaşıyor ve onu sürekli vurgulayarak o çocuğun asabını bozuyor, moralini bozuyor. Onlar da nazik oluyorlar kafasını takıyor günlerce düşünüyor. Dolayısıyla bir öfkelendirme sistemi üzerine kurmuşlar sevgi üstüne kurulmamış. Allah sevgisi, Allah korkusu olursa bunlar olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Musa Dede, Hürriyet’teki yazısında, kıyamet yaklaştıkça iblis ve yandaşlarının gayretlerini artırdığını söyledi ve şunları söylüyor “İyiyi, güzeli, doğruyu tanıyalım bunların peşinde koşalım. Kalbimizi, zihnimizi temiz tutmaya gayret edelim, içimizi karartmayalım. Hoş kokalım her daim insan olsun, cin olsun şeytanilerden Rabbimize sığınalım. Haktan başkasından da korkmayalım. Korkacaksa onlar bizden korksun. Vaat edilen gün elbet gelecek.”

ADNAN OKTAR: Hürriyet’te yazıyor. Hayırdır inşaAllah. İyi sıhhatte olsunlar Hürriyet’te böyle bir yazı nasıl çıkıyor? Hayret. Ben ilk defa görüyorum. İnşaAllah Allah hayırlara yazsın. MaşaAllah kapının önüne koymazlarsa o çocuğu iyidir. Gayet güzel olmuş.

Fikret Bey’in anlattığı konuyu bir kere daha anlatalım, su gibi ezberlesin kardeşlerimiz. Rica ediyorum.

BÜLENT SEZGİN: Evet, videomuzla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü