Harun Yahya

Sohbetler (28 Mayıs 2017; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. A9 TV ekranlarında Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey çok memnun oldum, siz de hoş geldiniz. Nasıllar zatıalileri?

KARTAL GÖKTAN: Çok iyiyiz Allah’a hamdolsun. Siz nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ta iki hafta önce PKK’lı teröristlerin roketli saldırısında yaralanan Uzman Çavuş Oğuzhan Yılmaz yapılan bütün müdahalelere rağmen şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Oğuzhan, ne mutlu sana Oğuzhan. Herkes senin peşinden gelecek ama bizim durumumuz belli değil, sen cenneti garantilemişsin Allah’a hamdolsun. Sana imreniyoruz. Hiç kimse burada durmayacak. Seninki şerefli ve güzel bir dünyayı terk ediş. Dolayısıyla haklı olarak imreniyoruz. Allah şehadetini kabul etsin, makbul etsin, meşhur etsin. Annene babana Cenab-ı Allah sevdiklerine uzun ömür versin, sabr-ı cemil, güzel bir sabır nasip etsin. Sabır, tahammül değil bak sabr-ı cemil ayrı bir şeydir. Sabırda hani böyle zoraki bunalma falan değil, mutluluk içindedir sabır, ona derler. Şehadetine her Müslüman gibi biz de imrendik Allah mübarek etsin. Evet.

OKTAR BABUNA: Manisa dün 5.1 büyüklüğündeki depremle sallanmıştı. Bugün yine Manisa’da öğleden sonra 4.9 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi. Manisa’da gün boyu artçı depremler devam etti.

ADNAN OKTAR: Olabilir, artçı makul. Gittikçe azalarak yine ara ara 3 şiddetinde olur, 2 şiddetinde de olabilir. Bir yıl falan da devam edebilir. Allah’ı hatırlatıyor. Cenab-ı Allah yerin altını zaten magmayla doldurmuş, insanlar gafletten uyansın diye hepimize herkese bir uyarı. Eğer vefat eden olursa şehit hükmündedir, yaralanırsa gazi hükmünde olur. Gökyüzünde akıl almaz bir süratle gidiyoruz. Magma dolu bir tas-kap, yuvarlak bir küre, içi magma kaynayan bir küre. İncecik kabuğun üstündeyiz hepimiz. Göktaşları yoğun olarak etrafımızdan geçiyor. Her yer Allah’ın aklıyla dolu, her yer metafizik. Bizi imtihan ediyor, “Kendimize önem veriyor muyuz, bedenimize önem veriyor muyuz, Allah’a ne kadar sevgi duyuyoruz, ne kadar kendimizi Allah’a bırakıyoruz?” Allah bunu bize gösteriyor. Kendimizden geçiyor muyuz yani canımız kıymetli mi yoksa Allah için feda etmiş miyiz? Bu çok önemli. Menfaatimizle çatıştığında Allah’a karşı sevgimizde saygımızda bir gelişme değişme oluyor mu? Nasıl olacak? Bilakis son derece lehte olacak gelişim. Çünkü beden Allah’a ait, geçici verilmiş bir beden. “Kolum ağrıdı” diyor Allah’a darılıyor, “bacağım ağrıdı” diyor Allah’a darılıyor. Kime ait o kol-bacak? Allah’a ait.

Allah onu aslında çok önemli bir yöntem olarak uyguluyor fakat insanların bu o kadar dikkatini çekmiyor. Mesela sahabeleri Allah imtihan ediyor, Peygamber (sav)’i de imtihan ediyor. Savaşa gidiyorlar, her gün kol-bacak kopması var her gün çene burun kopması, kulak kopması, göz çıkması var ama istisnasız savaşlar her gün devam ediyor. Gece iki saat falan, üç saat uyku alıyorlar dinleniyorlar nöbetleşe, öbür taraf devam ediyor gece, mukatele var yani. Sabah erken kalkıyorlar yine mukatele. Ok geliyor gözüne mesela oradan giriyor öbür taraftan çıkıyor iki gözünü birden düşürüyor hiç umurunda değil sahabenin. Çünkü göz Allah’a ait. Adam boş yere insanlar sahip çıkıyor. Tamamen Allah’a ait. O sahip çıkmadan kaynaklanan ızdırap var insanlarda. Allah’ın olduğuna emin olsa öyle acı çekmeyecek. Allah’ın olduğuna bir türlü emin olamıyor yani kendi malı olduğuna inanıyor gözünün, kaşının, ağzının, burunun, hepsi Allah’a aittir. Sen nasıl yapacaksın kaş-göz, burun? En basit bir akla sahip insan bile bunu görür. Sen nerede burun yapacaksın, kulak-göz yapacaksın? Allah’a ait. Allah ne yapıyorsa yapar, sana mı soracak Allah, değil mi? Tahammül edemiyor adam, mesela kolu gidiyor tahammül edemiyor. Kolu kim verdi sana? Allah verdi “yok benimdi kol” diyor. Senin değil Allah’ın, Allah’a ait. Bir şey yok büyütüyorsun, yanlış anlıyorsun ve yanlış uyguluyorsun. Tam o sırrı bilse hiç sıkılmayacak tam teslim olacak. O sırrın çok üstünde durmak lazım. Yani her şeyin Allah’a ait olduğu sırrını. Onu tam anlasa bitti. Çünkü bak, mesela bir hayvan diyelim, kolu kopuyor hayvanın insan sadece acıyor ona hayvana o kadar. Yani yardımcı olmaya çalışıyor. Çünkü kendisine ait bir kol değil hayvanın kolu, değil mi? Şimdi oradaki kolun eğer onun olduğuna inansa aklı gider. Sinir bağlantısı olmasa dahi “o kol senindi” desen aklı gider acayip ızdırap çeker. Çünkü insanın mesela kolu uyuşabilir, uyuşmuşken de kopabilir kolu “kolun gitti” desen adamın aklı gider birçok insanın. Allah’a ait olduğunu bilme çok önemli. Onu insan mutlaka düşünüp akılcı olarak bulması gerekiyor, kavraması gerekiyor. Canı gidiyor, canını kim verdi etme çatma Allah aşkına. Tamamen Allah’a ait canı, o görüntü tamamen Allah tarafından veriliyor, hatıralarını veriyor, bir türlü kabul edemiyor. “Yok bana ait” diyor. İşte sorunun ana kaynağı da o oluyor, şirkin kaynağı da odur. Bunun iyi kavranması olduğunda, beyin bunu tam anladığında bu olay bitiyor insan için. Dürüstçe doğru samimi karar verdiğinde üstünden bu sorun kalkar. Buna karar veremediği müddetçe o bela onu ezer ezer ezer sürekli, kurtulamaz ondan. Allah “şirk koşmayın” diyor işte şirk bunun içinde oluyor. “Attığın vakit sen atmadın Ben attım” diyor Allah. “Öldürdüğün vakit sen öldürmedin Ben öldürdüm” diyor. O ne demek? İşte “adımını attığında Ben attırdım sana adımı” diyor. “Düşündüğünde, konuştuğunda hepsini Ben yapıyorum” diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Siz geçtiğimiz günlerde evlerde hayvanların boynuna çip takılabileceğini ve bununla bu hayvanların durumunun kontrol edilebileceğini söylemiştiniz. Nitekim Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın meclis gündemine sunacağı tasarıyla pet shoplarda kedi ve köpek satışına yasak getiriliyor. Kedi-köpek gibi hayvanlar ısı ve ışık dengesi olan üretim yerlerinde kalacak. Ayrıca evde bakılan kedi ve köpeğe de pasaport verilecek ve çip takılacak. Bu hayvanlar 15 gün içinde veri tabanına kayıt edilecek. Mikroçiplerin seri numaraları, hayvan sahiplerinin ad ve soyadlarıyla adresleri yer alacak. Evde bakımını yaptığı kedi ve köpeği sokağa atanlara para cezası uygulanacak.

ADNAN OKTAR: Para cezası değil, öyle şey olmaz para cezası sadece. Olur mu öyle şey? Adam para cezasını verir, öyle olmaz. Hayvana eziyet eden, canını yakan olduğunda TRT’den diğer kanallardan resmi olarak yayınlanması lazım o şahıslar. Gördük ya köpeği dövüyor hayvanı. Döven hayvan, dövülen hayvan değil de kendisi hayvan yani yapan hayvan. Şimdi bu orada görünmüyor görüntüsü. Öyle olmaz biz bunu göreceğiz. Bir kere insanlığın korunması açısından da bilinmesi gerekir. Köpeği adam arabaya bağlıyor koşturuyor hayvanı otuz kilometre. Hayvanın bütün ayakları yara oluyor kanıyor yani. Şimdi biz bu adamı bilmeyeceğiz ve bu adamla beraber yaşayacağız. Kahveye gittiğimizde oturacak yanımıza adam. Yahut adam bakkal sahibiyse peynir verecek alacağız falan. Adam manyak alenen manyak nasıl bilmeyiz biz manyağı? Manyağı bilmek durumundayız biz tanıyacağız.

Mesela bu darbeciler otomatik silahla halkı taramış, bu adamları bize iyice tanıtacaklar önden, yandan, cepheden her yerden göreceğiz. Su gibi ezberleyeceğiz hafızamıza iyice nakşedeceğiz. Çok güzel yaptılar, ben bunu rica etmiştim Allah razı olsun hükümetten. “Bu adamları bize iyice tanıtın” dedim tek tek gelirlerken. Şimdi hakikaten öyle yapıyorlar bir bir, bekleterek yavaş yavaş önden, yandan birçok kamera göstersin, iyice hafızamıza alalım biz bu adamları. Bir de bunlar şımardığında hukuki tedbir alınsın. Bazıları züppelik yapıyorlar, bu züppeliğin cezası verilmesi lazım.

Hayvana da eziyet çok büyük bir olay. Çip takılmasını söyledim yeni. Ama bu hayrettir dua mahiyetinde Allah’ın hikmeti. Hemen hükümet çip için karar aldı. Daha yeni söyledim duydunuz. Bu mucize. Bak ne desek elhamdülillah hükümet iki-üç gün sonra gereğini yapıyor. 300-400 konu var böyle, ne dediysek oldu elhamdülillah. Dua mahiyetinde.

OKTAR BABUNA: Sayın Erdoğan, gençlerin yetişmesinde müfredatın önemine dikkat çekti. “Dilimizden tarihimize kadar pek çok alanda ecdadımıza ve kültürümüze duyulan husumetin ürünü bir yaklaşımla hazırlanmış olan müfredatlar daha yeni yeni değişiyor. Hala en etkin yerlerde ülkesine ve milletine yabancı zihniyetli kişilerin bulunduğunu biliyorum. Dün hedefimiz bir avuç birikimli nesil yetiştirmekti, bugün ise hedeflerimiz çok çok farklıdır. Elimizde böyle bir imkan varken hala pek çok yeri boş bırakıyor olmamız aklın kabul edebileceği bir durum değildir” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam haklı. Gönlü de rahat olsun. Millet çok önemlidir millet. En az yüzde 70 biz onu destekliyoruz. Oraya buraya bu adamların sakat takımı biliyoruz sızdılar ve arsızca ve hayasızca da eylemlerine devam ediyorlar, göstererek yapıyorlar. Hükümet de yavaş yavaş hamlelerle bundan kurtulmaya gayret ediyor. Hiçbir şey yapamaz bunlar. Zaten gözümüzün önündeler çok dikkatlice bakıyoruz. Öksürmeleri bile gözümüzün önünde. Yavaş yavaş temizliğe devam. Ve Tayyip Hocam’a da desteğe devam. Yalnız desteğin daha yüksek olması lazım. AK Parti’ye destek demiyorum, Tayyip Hoca’ya desteğin daha yüksek olması lazım. Bunun için aydınların, aklı başında insanların sürekli teşvik edici güzel konuşmalar yapmaları gerekiyor.

Yaklaşık üç buçuk kilo falan geliyor. İngilizce İngiliz derin devletini anlatan çok kapsamlı bir eser. Ve baştan sona belge. Böyle kafadan anlatılmış bir hikaye bir şey yok. Her anlatılanın kaynağı belirtilmiş. Bilimsel kaynağı, tarihi kaynağı hepsi belirtilmiş. Kaynaksız konuşmuyorum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, insan yetiştirmede vakıfların önemine dikkat çekti. “14 yıldır kesintisiz iktidardayız ama sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda hala sıkıntı yaşıyoruz. Vakıf, dernek, parti gibi kuruluşlarda yapılan hizmetler gönül işidir. Bu sevgi, sevda işidir. İnsan yetiştirmek her şeyden önce inanç, adanmışlık, sabır ve süreklik gerektirir. Her imkanımız var. Tek eksiğimiz hizmete dönüştürecek adanmış kadrolardır” dedi.

ADNAN OKTAR: Yettik Tayyip Hocam yettik sen rahat ol. Sonuna kadar yanındayız. Binlerce göremediğin ve gördüklerin senin yanında.

Mesela dünyada derin devlet diye bir ifade bilinmiyordu. Şimdi bütün her yerde basında İngiliz derin devleti konu olarak işlenmeye başlandı biz yol açtıktan sonra.

Tayyip Hocam diyor ki bak: “Siyasi iktidar olmak başka bir şeydir, sosyal ve kültürel iktidarsa başka bir şeydir” diyor. Senin kültürel iktidarını biz sağlıyoruz Tayyip Hocam. Seni felsefi olarak yıkacak adam daha anasından doğmadı. Hiç kimse senin hükümetinin devletinin felsefesini yıkamaz biz varken, elhamdülillah. Asla buna müsaade etmeyiz. Güçleri yetmez tahayyül dahi edemezler. Doğu Perinçek ne dedi: “AK Parti hükümetinin felsefi zeminini oluşturdular, bütün Anadolu’yu gezdiler ve AKP iktidar oldu” dedi.

Evet Fikret Bey, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Museviler ve İsrail hakkında haberlere yer veren Facebook’ta 1 milyon 600 bin takipçisi olan Jews News haber sitesi “Herkesin duyması gereken bir hikaye; Türk Müslüman grubun İslam dünyasında antisemitizme karşı yorulmak bilmeyen mücadelesi” başlığıyla sizin çalışmalarınıza yer veren bir haber yayınladı. Haberde sizi temsilen Cihat ve Mehmet’in Musevi öğrencilerle Polonya Nazi Kampları gezisine katıldıkları ve A9 televizyonunda soykırımı İslam dünyasına anlatacak bir belgesel hazırladığınızdan bahsediliyor. Ayrıca İsrail’in en çok okunan İngilizce yayınlarından Facebook’ta 1 milyonun üzerinde takipçisi olan The Times Of Israel Gazetesi’nde yazı haham Jeff Seidel köşesinde “İslam’ı 21. yüzyıla taşıyan hareket” başlığıyla bir yazı kaleme alarak sizden bahsetti. Jews News bu köşe yazsını da sitesine taşıdı. Hakkınızda şunlar yazılıyor: “Türk Müslüman lider Adnan Oktar sosyal ve siyasi çalışmaların altında yatan ana sebeplerin büyük kitleler tarafından fark edilmesini sağlayan çalışmalarıyla dünya çapında tanınıyor. TV programları, kitapları, belgeselleri, makaleleri, konferansları, dergileri, web siteleri üzerinden eğitim kampanyaları yürütüyor. Ayrıca birlik ve kardeşlik mesajını yaymak için dünyanın her yerinden politikacılar, dini liderler ve aktivistlerle yakın ilişkiler içerisinde.”

ADNAN OKTAR: Musevileri seviyoruz tabii. Çünkü 4000 yıl Hz. Musa (as)’a sadakat, 5000-6000 yıl Hz. İbrahim (as)’a sadakat. Hz. Yusuf (as)’a, Hz. Süleyman (as)’a sadakat. Hz. İsrail (as)’a sadakat tabii ki seveceğiz. Onlar Allah’ı seviyor biz de onları seviyoruz.

Güzel sevmesi, sahibi için bir şey demiyorum da fakat insan elini havyana yalattırması falan bunlar riskli. Çünkü çok yoğun bakteri olur insan elinde. Hayvanın hiç alışmadığı şeyler. İnsandaki bakterilere alışık değil onlar, çok şiddetli hastalık meydana getirebilir. Tamam bir sevme vardır ama hayvana da özen göstermek lazım. Özellikle bünyesi zayıf olur küçüklerin yavruların. Çok hırpalamak yormak falan olmaz. Biraz uzaktan seven bir politikayla, güçleninceye kadar sabırlı olmak lazım.

Evet, şimdi sorusu suali olan kardeşlerimiz varsa.

KARTAL GÖKTAN: Barış Bey’in sorusu.

VTR: Adım Barış. Ağabey, kızlara karşı çok nezaketliyiz ama kızlardan çektiğimiz ne?

ADNAN OKTAR: Ne kadar sevimli. Kızları erkekler, bayanlar, amcası, dayısı -bazı yerlerde bazı kişiler için söylüyorum- akrabaları şunu bunu falan o kadar eziyorlar ki o çocuklar da ona karşı direnç geliştiriyor. Ve karakter erozyonu başlıyor bu sefer. Mesela dalga geçiliyorsa o dalga geçilmeye karşı ne yapacağını öğreniyor. Küfrediyorlarsa küfre karşı nasıl tavır koyacağını öğreniyor. Yahut biri garip bir yüz ifadesi gösteriyorsa ona karşı ne yapacağını öğreniyor dolayısıyla o bir nevi terminatör gibi oluyor. Böyle gergin sinirli asabi, her türlü garip ve çirkin tavrı yapmaya hazır. Çok özür dilerim de halk arasında tabiri caizse belirtildiği gibi kaşar oluyor. Yani üç-dört kere kaşardan geçmiş oluyor. Gayet sakin mesela bir delikanlıyla, kahve içmeye çağırıyorlar genellikle klasik yöntemleri o, kahve içmeye gidiyor. Ama kız genellikle onu elinde böyle -çok özür dilerim de bazı insanlar için diyorum bazı kişiler- maymun gibi oynatacağından emin oluyor. Zeki oluyor kızlar genellikle, çok akıllı ve yaman oluyorlar. Erkekler de kompleksli ve bazen zayıf oluyorlar çocuksu ve güçsüz oluyorlar. Onu böyle parmağına takıp oynatıyor. Onun zaaflarını görüyor, o zaaflarından ona yaklaşıyor, ezim ezim eziyor. O da sinirleniyor karşı atağa geçiyor. Bu sefer küfürleşme başlıyor. O ona hakaret ediyor, o ona hakaret ediyor. Barışıyorlar yine küfrediyorlar birbirlerine. Karşılıklı güvensizlik had safhada oluyor. Telefonda kız ona soruyor “sen şu an neredesin?” diyor. Yani “Fuhuş mu yapıyorsun?” gibi soruyor daha Türkçesi. Erkek de onu aradığında “Sen de şu an fuhuş mu yapıyorsun?” tarzında soru soruyor. Yani aslı Türkçesi bu. Dolayısıyla erkekler kadınlardan bir kısmı nefret ediyor. Bir kere kızların çekici ve cazibeli olmasını suç olarak gösteriyor toplumun büyük bir kesimi. Kızlardan bir kere erkeklerin birçoğu soğuyor. Çünkü bakımlı, temiz ve kadınsı olmak bir yana, erkeksi, kaba, sert ve duygusuz olmak durumunda olduğuna inanıyor genç kızlar. Yani sevgisiz bir dünya onlara sunuluyor. Dolayısıyla erkekler de bunlarla karşılaştıklarında gardlı geliyorlar zaten yani nefret ruhuyla geliyorlar. Ve şiddetli bir kavga ve nefret ruhu hemen kendini gösteriyor. Bunun sonucunda da gençlerin arasında homoseksüel acayip yaygınlaştı. Kendi aralarında daha rahat anlaşıyorlar ama homoseksüel olarak. Bu şeytanın bir oyunu. Ve toplumda bu bela gittikçe katlanarak gelişmeye devam ediyor birçok yerde. Bir genç kız gidin sorun, 19, 20, 21 yaşında genç kızlara, “Erkeklere güveniyor musun?” diye bir sorun. Hemen hemen hiçbiri güvenmiyor. Bu nasıl elde edildi? Özel elde ediliyor. Kızlarla ilgili sorun erkeklere. “Kızlara güveniyor musun?” Adamlar güvenmiyorlar. Kızlar erkeklere, erkekler de kızlara güvenmiyorlar. Çünkü din ahlakı yaşanmıyor, İslam ahlakı yaşanmıyor. Allah korkusu, Allah sevgisi yaşanmıyor. Mesela genç kızın yüzünde o -hepsini tenzih ediyorum- o çirkef ve kavgaya hazır ifade hissediliyor. Şüpheli, şüpheci, tedirgin, her lafa hazır, her laftan şüphe eden, ince ince planlar yapan, oyuncu, menfaatiyle çatıştığında çirkeflikten asla çekinmeyen bir ruhta büyük bir kitle geliştirdiler. Ailesi de destekliyor böyle bir yapıyı zaten. Bazı genç kızlar da eğer mazlumsa ailesi tarafından, toplum tarafından feci şekilde eziliyorlar. Güçleri yetmiyor. Arkadaşları eziyor, dalga geçiyorlar lisede. Hatta döven çete kızlar oluyor. Kızları dövüyorlar. Onlar da artık kendini tamamen bırakıyor. Son derece bakımsız, saçları keçeleşmiş kirli, sağlıksız. Birçoğunun birçok enfeksiyon rahatsızlığı oluyor. Kulağında, başka yerlerinde mantar hastalıkları şunlar bunlar. Zahiren sağlıklı gibi görünüyorlar. Hemen hemen büyük bir çoğunluğunda çok ciddi hastalıklar var. Sağlıksız oluyorlar. Bunu ortadan kaldırmak ancak Kuran ahlakıyla mümkün, İslam ahlakıyla mümkün, Allah korkusu, Allah sevgisi ile mümkün. Öbür türlü bu bela bu çocukları böyle ezmeye devam edecek. Bak her gün söylüyorum. Dışarı çıkın bakın genç kızlara. Hangi genç kız göğsünü gere gere gezebiliyor. Hangisi dimdik etrafına bakarak yürüyebiliyor. Hemen hemen hepsine yakın bir kitle, topluluk gözleri yerde. Hiçbir yere bakmıyorlar. Sevgiden korkuyor. Sevmekten korkuyor, sevilmekten de korkuyor. Bir de sevecek kalitede adam bulamıyor. Çünkü mesela delikanlıyla arkadaş olmak istiyor. Delikanlıların birçoğu kadın karakteri gösteriyor; duygusal, romantik, kadın gibi. Ağlıyor, laf sokuyor, dedikoducu, kuşkucu ve gururlu, enaniyetli ve kibirli. Genç kızı sürekli mahcup etmek, küçük düşürmenin peşinde yani onun bir açığını bulsun, o bir hata yapsın onu orada hemen mahcup etsin. Laf cambazı oluyor. Genç kızlar da bundan çekindikleri için onlar da o laf cambazlığını geliştiriyorlar. Bu sefer birbirlerinin kusurlarını görmeye yönelik, birbirlerini o yönden ezmeye yönelik tavırlar oluyor. İşte yok boyun kısa, yok kulağın büyük, yok gözünün birisi küçük birisi büyük, yok dudağının bir kenarı yukarda birisi aşağıda. İpsiz sapsız, abuk sabuk şeyler. Ve genç kızlar da hassas oldukları için buna kafaları takılıyor cidden üzülüyorlar. Ve hakikaten kendilerine güvenlerini kaybediyorlar. Bir de şeytan gibi oluyor insanlar, birçoğu bazıları diyelim veyahut. Hepsi aynı o çocuktaki o kusuru yakalıyor. O kadar güzel yönü varken onu görmüyor da, ya diyor “Dudağının üst kısmında biraz fazla yukarı doğru gibi geliyor bana” diyor. Başka güzelliğini göremiyor musun? Başka şey göremiyor musun? Mesela kadınlarda basen daha geniş olur bu doğal olarak. “Mahvolmuşsun sen” diyor. Kızcağız korkuyor. Halbuki çok mükemmel yani tam kadın. Dolu dolu kadın. Erkek kalçası gibi olmadı diye onu mahcup ediyor çocuğu. O da korkuyor. Kazak bağlıyorlar hatta. Korkuyor kalçası belli olacak diye. Halbuki çok çok yakışıyor ona, bayağı güzel. Belinin inceliğini bile suç gibi gösteriyorlar. Mesela göğsünün büyüklüğünü suç gibi gösteriyor. Gayet güzel işte, kadına yakışır. Veyahut göğsü küçük oluyor biraz, normal. O da çok yakışır kadına. Onu büyük bir kompleks ve bela haline getiriyorlar o çocuğa. Adeta hayata küstürüyorlar. O yüzden genç kızlar da, delikanlılar da mutlu olamıyorlar. Halbuki Allah korkusu, Allah sevgisi olsa, Allah için insanlar sevilse, saygıya, hürmete önem verilse, değer vermeye önem verilse, Allah’ın muhteşem bir tecellisi olarak kadın görülse, kadına insanlar hayran olur, tutkuyla bağlanırlar. Ama değerlerini bilmiyorlar kadınların. Çok büyük bir nimet var. Altından bir sarayda yaşıyorlar ama kıymetini bilmiyorlar, öyle diyelim.

Evet, diğer kardeşlerimizin sorularına geçelim.

VTR: Merhaba ben Tuğba Ekinci. İsrail ve Filistin’e 2008’de bir siyasi proje, Avrupa Birliği projesi için gitmiştim ve her ne kadar konu eski gibi görünse de aslında her zaman yeni ve taze bir konu. Açıkçası oradaki durumların uzun vadede belki bir çözümü mümkün ama kısa vadede çok mümkün değil. Çünkü Filistin’de bile hala bir takım işte sağcı-solcu ocu bucu birtakım ayrımlar var. Üstüne üstlük yani bir İsrail işgali hala söz konusu. Üstelik ramazanda bir takım kışkırtıcı şeyler İsrail tarafından hatta İsrail halkının bile onaylamadığı pek çok şey yapılıyor Netenyahu ve yönetimi tarafından. 2008’de benim gördüklerim bunlardı. Hala da durum değişmiş değil. Belki bu ramazanda bir şeyler değişir, belki daha az şiddet görür insanlar. Her iki taraf içinde geçerli bu. Her dinin mensubu için gerçekten çok kutsal o topraklar. Umuyorum ve diliyorum kendi Peygamberlerinin getirdiği huzuru o iki halk da kısa vadede bulurlar ve bu ramazan gibi güzel bir ayda olur.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah hanım kardeşimizin hitabeti çok güzel. Çok akıcı, güzel konuşuyor. Üslubu da hoş. Hanım kardeşimizin tabii içi yanmış belli. Samimi bir Müslüman. Dürüst konuşuyor, Allah razı olsun. Oradaki konu, Filistin’de gençler arasında sevgi yok, çok nadir. Merhamet, şefkat, Allah korkusu, Allah sevgisi zannedildiği gibi değil Filistin’de. Yani dindar bir topluluk değil. Komünist yetiştirdiler onları. Daha yeni yeni İsrail ile rekabetten kaynaklanan bir dindar çizgi görülüyor, o da zahirde. Gerçek dindarlıkta yani derin Allah sevgisinde, derin Allah korkusunda; derin şefkat, derin sevgi, aşk ve tutku olur. Gençlere bakıyoruz çok saldırgan, sert ve acımasızlar. İsrail’de Tevrat’a göre de eğitildikleri için bir de İsrail devletinin yapısından da kaynaklanıyor. Onlar da tabii sertliğe sertlikle karşılık veriyorlar. Şimdi orada yapılacak şey ne? Sadece Allah korkusunun, Allah sevgisinin yaşandığı bir toplum meydana getirmek. Yani İsrail’in gençlerini dindar yapmak, Filistin’in gençlerini dindar yapmak ve bunları kardeş yapmak. Bunun dışında hiçbir yol yok. Allah korkusu, Allah sevgisinin dışında İsrail’in hiçbir kurtuluşu olmaz. Sürekli azap ve acı devam eder. Bana da geldiler burada konuştuk. Koyu dindar İsrail gençliği, koyu dindar Filistin gençliği iç içe olursa ve sevgiyle, kardeşçe yaklaşırlarsa İsrail’in onlardan alıp veremediği hiçbir şey yok. İstedikleri kendi vatanları olarak olduğu gibi kullanabilirler. Eğer istiyorlarsa ortak vatan olarak da kullanabilirler. İsrail’den hiçbir sorun çıkmaz. Bize bu konuda garanti versinler, biz aracı olalım. Desinler ki “Biz İsrail devletini tanıyacağız. İsrail halkını da seviyoruz, zalimleri sevmiyoruz.” desinler. “Onları kardeş biliyoruz” desinler. Söz bir Allah bir ben barıştıracağım, vesile olacağım. İsrail devleti hiçbir şey demez. En üst kademeden insanlarla görüşüyoruz burada. Onlar zaten “Siz çözüm söyleyin yapalım” diyorlar. Bir şey dedikleri yok. Ama nefret nefret nefretle bir yere varılmaz. Filistin’den buraya adam çağırmak bile sorun. Acayip sinirliler, acayip asabiler. Suriyelileri buraya getirdik, muhalifler barut gibi. Dedim ki bak Türk ordusu girsin Suriye’ye. Hükümetle konuşuruz, orduya teklif ederler. Eğer uygunsa Türk ordusu girer dedik. “Vay ne işi var Türk ordusunun?” dediler. “Türk ordusu girmezse Rus ordusu girer, yapmayın” dedim. “Bak Türk ordusu insancıl davranır, merhametli davranır. Kan da akmaz mesele hallolur” dedim. Gördünüz barut kesildiler. Ben söyledikten bir hafta sonra Rus ordusu girdi. Ve yağmur gibi Rus uçakları bomba yağdırdı. Arkasından Amerikan uçakları, İngiliz uçakları ve koalisyon güçleri yağmur gibi bomba yağdırdılar. Ne olur Türkiye girse? Hükümete karışmaz, toprak bütünlüğüne karışmaz. Sadece oraya adalet getirmek üzere girecek. Adaleti tesis edecek, seçimlerin yapılmasını sağlayacak, Türk ordusu çekilecek, bu kadar. Buna da meclis karar verecek. Meclise biz bunu teklif ettireceğiz, söyleyeceğiz. Yer gök oynadı. Sözümü dinlemediler. Dinleseler bu iş olurdu. Böyle çok güzel hallolurdu. Filistin için de söylüyorum bak, Filistin’den heyet gelsin ama sinirliler. Tek kelime hep, “Filistinliler olarak ne kadar İsrailli varsa öldüreceğiz, hepsini yok edeceğiz. İsrail’i yerle bir edeceğiz, tarih olacak, haritadan sileceğiz.” Kardeşim böyle yaparsan Allah belanı verir. Böyle şey olmaz. Allah ayette onların orada olacağını söylüyor. Ve ehli kitap bu insanlar. Bu nefret normal değil. Allah “Onlarla evlenebilirsiniz, yemeğini yiyebilirsiniz.” diyor. Bu zorun nedir? Bu nefretin anlamı ne? Sevgiyle yaklaşırlarsa ne istiyorlarsa yaptırtacağız, söz. Sevgiyle yaklaşırlarsa. Yoksa olmaz bu iş. Sevgiyle, şefkatle. Ne istiyorlarsa diyor ki mesela “Kudüs’ün yarısı” tamam. Devlet kurmak istiyorlar, tamam. Toprak da dert değil. Orası ucu bucağı yok. Mısır da toprak verir, Ürdün de toprak verir. Toprak dert mi? Zaten orada bir avuçsunuz. Filistin bir avuç, İsrail bir avuç. Uçsuz bucaksız toprak var. Toprak derdi yok ki. Sevgi derdi var orada. Üç milyon Musevi var. Topraklar onlara o kadar büyük geliyor ki bomboş o araziler, her yer bomboş. Filistin açısından da bomboş her yer. Paylaşılamayan ne var orada? Sorun sadece sevgi. İsrail’den nefreti kaldırsınlar, söz bir Allah bir ne istiyorlarsa yaptıracağız. Başka ne diyeyim yani?

Evet, dinliyorum.

VTR: Adım Burhan, soyadım Alpak. Okulu bıraktım, bundan sonra ne yapmamı istersiniz? Ne tavsiye verirsiniz bize?

ADNAN OKTAR: Muhtemelen sıkılmış herhalde okulda. Çeteler oluyor, dövüyor sövüyorlar çocuklara. Bazı yerlerde homoseksüel bir bakış açısıyla çocuklara yaklaşıyorlar. Hatta bazen kızlar bile çok çirkef oluyor, saldırgan oluyor, çete oluşturuyorlar. Çocuklar da tahammül edemiyor böyle bir ortama. Veyahut ailevi nedenler de olabilir, sıkılmış da olabilir. Tabii ki okulu bırakmaması gerekiyor. Başka bir okul olabilir, daha rahat edeceği bir okul olabilir. Ama ekonomik nedenlerdense devlet yardımı gerekir. Çünkü dışarıda ne yapacak? Bir işe girip çalışabilir en fazla. Boş olması çok riskli olur. Eğitilemez, kendini geliştiremez. Boşluk onu çok sıkar, bunalıma sokar. Mutlaka eğitilmesi gerekir. Ya okulunu değiştirecek. Eğer okumaya güç yetiremiyorsa devlet desteği olabilir. Ama bize verdiği bilgiden bir şey anlamamız mümkün değil. Tahminle hareket edebiliyoruz. Detaylı bilgi verirse detaylı bir açıklama yapabiliriz. Ama okul şart.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Pervin. Türkiye’de bazı insanlarda yabancı hayranlığı var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yabancı hayranlığının nedeni, yabancıların temiz olması, kaliteli olması. Sanattan, estetikten anlaması, müzikten zevk almaları, heykelden zevk almaları, merhametli olmaları, makul olmaları, Allah’tan korkmaları, Allah’ı sevmeleri. Klas ve kaliteli bir görünümde olmaları o yüzden yabancı hayranlığı oluyor. Haklılar yani o yönden. Hayran olmakta bir beis yok. Karşısındaki adam eğer kaliteli olursa diğer kişiler, onlara da hayran olur. Kaliteye hayran olmuş oluyor. Ama tabii biraz da kompleks meydana gelmiş oluyor, aşağılık kompleksi meydana geliyor bazı bölümler, bazı gruplar, bazı bölgeler bu kompleksi körüklüyor. Ona uygun bir ortam oluyor. Kalitenin artışı, Allah korkusunun, Allah sevgisinin artışı, kaliteli dindarlık anlayışı o konuyu makul hale getirir, daha tutarlı hale getirir. İyi insana özenmekte de bir mahsur yok. İyiyse, saygı duyulacak değerli bir insana değer veriyorsa bir insan güzel. Ama çevresindeki insanların hiçbirine değer vermeyip, sadece yabancılara değer veriyorsa bir felaket var demektir. Bunun kökenine inip gerekli tedbirleri almak lazım.

Filistinli kardeşlerimiz için yapılacak şey, Filistinli kardeşlerimizin daha dindar olmasını sağlamak, sevgilerini daha artırmak. Gerçi Filistin’de tabii çok acı çekmiş, çok çile çekmiş insanlar var. Bütün hayatları acıyla geçti. Çok çilenin içinde yoğruldular. Sevgiyi daha pekiştirmemiz gerekiyor. İçlerinde güzel, doğru çok fazla insan var. Onların öncülüğünde daha iyi neticeler alabiliriz.

VTR: Kentsel dönüşüm yapılıyor. Bazı insanlar çok mağdur ediliyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Mağdur edilmesi kaldırılabilir ortadan tabii. Günlerden beridir söylüyorum. Deniz kenarları bomboş Marmara’ya doğru, her yerde boş. İstanbul’dan biraz çıktıktan sonra uçsuz bucaksız kıyı. Kıyı şeridinde geniş arazi vermek lazım vatandaşa. Resmi binaları oralara taşımak, AVM’leri oraya taşımak, burayı tarihi şehir olarak bırakmak İstanbul’u. Çözüm bu. Burada merkezi binaları bırakmamak lazım. Valilik bile taşınabilir, İstanbul Valiliği bile taşınabilir. O zaman mecburen insanlar oralara gidecektir. Evet.

VTR: Benim ismim Emre. Benim sormak istediğim soru, başkanlık sistemi çok konuşuldu ama kabul edildi. Sebebi ne acaba?

ADNAN OKTAR: Başkanlık sistemi değil aslında tam; partili cumhurbaşkanlığı. Benim görüşüm bir mahsuru yok. Çünkü biz riskli maddelerin çıkmasını söyledik. Hükümet çıkarttı. Biz huylandık bazı maddelerden bölünmeye sebep olur diye. Hakikaten riskliydi. Onları çıkarttılar. Başkanlık sistemi de olmasın dedik. Ben sürekli onu söyledim. Partili cumhurbaşkanlığı olursa kabul ederim dedim. Bir de bölünmeye tamamen kapıyı kapatacak şekilde anayasa planlanırsa kabul ederim dedim. Tam dediğimiz şekle getirdiler. Biz artık ‘kaşın üstünde göz var’ diyemeyiz. O durumda kabul ettik tabii ki. Ben bir risk göremiyorum şu an ama varsa, kardeşimiz söylerse ona göre konuşurum. Düzeltilebilir gerekirse. Evet.

VTR: İstanbul’da yaşıyorum. Anadolu yakasından buraya karşıya Şişli’ye gelmek için üç saatte geldim. Bunun çözümü ne? Şimdi geldim, burada Mecidiyeköy’de adım atılacak yer yok.

ADNAN OKTAR: Yeraltı. En güzel çözüm hep yeraltıdır. Ve merkezi binaların da İstanbul dışına taşınması, yeraltı yolları yani.

Evet, dinliyorum.

VTR: Şimdi bak bu saat oldu hastaneden geliyorum. Muayene oldum, doktor bana ilaç yazdı; göz damlası. Eczanelerde yok. Başka bir ilacım daha var, o da yok. Boşu boşuna sabahtan akşama kadar stres, sinir içinde geçti. Gün bitti yani. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Çok sevimli anne. Göz ilacı olmaması tabii bir telefon numarası yani 155 gibi telefon numarası olması lazım sağlıkla ilgili konularda acil bildirilmesi için. Mesela eczanelerde öyle bir göz ilacının bulunmaması çok vahim. Oraya bildirilip hemen çözüp sağlanabilir. Öyle bir yol bulunsun. Tıkanan, sağlık konularında tıkanan konularda 155 gibi acil aranan bir telefon ve hemen çözüm. Çünkü bu ilaç muhtemelen depolarında falan hepsinde vardır. Sadece bir tıkanma ve bir sorun oluşmuştur. Oradan kolayca intikal olup netice alınabilir.

Tayyip Hocam tabii İstanbul’dan gece gündüz bahsediyoruz. Tayyip Hocam da İstanbul’un güzelliğinden “her güzel gibi nazlıdır” diyor. “İstanbul’u sevmemiz yetmez, şehri güzelleştirelim, değiştirelim, dönüştürelim” diyor. Günlerden beri konu o. Tayyip Hocam takip ediyor olayları zaten. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Adnan bey size bir soru yöneltilmişti “Nerede yaşamak istersiniz?” diye siz şöyle demiştiniz; “Peygamberler şehri Kudüs de güzel ama manzara ve doğal güzellikler açısından Sicilya demiştiniz. Sicilya’nın güzelliğiyle ilgili bazı resimler var.

ADNAN OKTAR: İşte olay bu. Üzüm bağları falan nefis, çok güzel Sicilya’nın. Zeytinyağı çok güzel, zeytin ağaçları. Bir de binalar hep eski o yönden çok güzel.

VTR: Merhabalar ben Fırat. Benim sorum şu; iktidar bu FETÖ terör örgütü olarak nitelendirilen örgütün paranoyasından siyasi ve askeri ve ekonomik olarak nasıl kurtulacak? Benim sorum bu.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam iyi niyetli bir delikanlı, iyi niyetli bir insan. Bütün gücüyle destekledi Fethullah Gülen örgütünü yani yapılanmasını. Aklının ucundan geçmedi böyle bir şey yapacakları. Bayağı güvendi. Secde eden, namaz kılan, mazlum, yere bakan, terbiyeli insanlar zannediyordu. Şok oldu çok hayret etti. Tabii ki böyle bir bela harika bir mucize çok şaşırtıcı ahir zamanın bir özelliği. Mehdiyet öncesi bir deccal atağı, büyük bir deccal atağı. Ve Mehdiyet görünümünde bir deccal atağı bak çok manidar. Zaten deccal öyle çıkıyor. “Önce bir mürşit konumunda çıkar” diyor. Mürşit yani çok iyi bir insan görünümünde. Sonra peygamberlik iddia eder diyor sonra da Allahlık iddia eder diyor. Örgüt yapılanmasına baktığımızda bunu görüyoruz. İngiliz derin devleti buna göre bir plan çizmiş. Biz ne yapacağız? Bir millet olarak birbirimizi seveceğiz, partiler olarak birbirimizi seveceğiz MHP, AK Parti, CHP dost olacağız. Birbirimizi çok sıkı kollayacağız. Ve İngiliz derin devletinin hiçbir sızma girişimine müsaade etmeyeceğiz. Sabırla, akılcı bir politika izleyeceğiz başka çözüm yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bazı faaliyet haberlerimiz var. Karamürsel’de dört bin adet imani kitaplarınızdan halka ücretsiz olarak dağıtıldı. Bursa’da Mustafa Kemal Paşa’da eserlerinizden beş bin adet Allah akılla bilinir isimli eseriniz halka ücretsiz dağıtıldı. 27-28 Mayıs tarihlerinde Viyana’da beş bin adet Tarihi Bir Yalan Kabataş Devri ve beş bin adet Evrim Aldatmacası kitabınız toplam on bin adet olmak üzere halka ücretsiz hediye edildi. Bunun yanında on bin adet de PKK Kürt Halkının Temsilcisi Değildir broşürü de hediye edildi. Dağıtıma Avusturya, İsviçre, Almanya ve Türkiye’den yaklaşık yirmi beş kardeşimiz katıldı. Bir haber de Kopenhag’tan. Danimarka’daki kardeşlerimiz de Erhan ve Filiz kardeşlerimiz Kopenhag’ta fosil sergisi düzenlediler.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel. Şimdi kardeşlerimizin gayretlerini tebrik ediyoruz. Allah adımlarınca sevap yazsın. Nefeslerince sevap yazsın. Nurlu tertemiz, gayet modern sahabe karakterinde, nezih insanlar. Toplumu kucaklayan insanlar, toplumla asla çatışmayan, topluma tam uyum sağlayan nezih varlıklar. Allah hepsine uzun ömür, sağlık sıhhat versin, hayır bereket versin. Mehdi (as)’ye İsa Mesih’e hepimizi Allah talebe etsin. İslam’ın nurlu hakimiyetini, sevgi hakimiyetini Allah bizlere göstersin.

Buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası basında yayınlanan makaleleriniz var Adnan Bey.

OKTAR BABUNA: Merkezi Bağdat’ta bulunun bağımsız ve sol çizgiye sahip Arapça günlük gazete Almada’da “Dünyayı değiştirmek isteyenler” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda iyilerin ittifakının büyük bir organize olması gerektiğini anlatıyorsunuz. Organize bir hareket olan kötülerin sinsi tuzaklarının ancak bu şekilde engellenebileceğini ve dünyanın ancak bu şekilde daha iyi bir yer haline gelebileceğini belirtiyorsunuz.

Hindistan’ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’da yayın yapan tanınmış köşe yazarlarına yer veren günlük gazete Keşmir Reader’da “Türkiye’nin AB yolculuğu nereye kadar?” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda Avrupa Birliği’nin değerli ve korunması gereken bir birlik olduğunu ancak AB’nin kendi varlığını korumasını da Türkiye ile ilgili ilişkilerinin seyrini de yine kendinin tutumunun belirleyeceğini anlatıyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen İngilizce haber sitesi Riyadh Vision’da “Dünyada artık Guantanamo var olmamalı” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda terörü ve şiddeti ortadan kaldıracak olan asıl etkenin dünyanın değişik noktalarına saklanmış hapishaneler, akıl almaz sorgu yöntemleri, işkenceler değil terörü doğuran sebeplerin ve besleyen felsefelerin fikren ortadan kaldırılması olduğunu anlatıyorsunuz. Bunun da ancak kapsamlı bir kültürel çalışmayla mümkün olabileceğini vurguluyorsunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet Fikret bey kardeşlerimizin sorularına geçelim.

KARTAL GÖKTAN: Tabii.

VTR: Merhaba ben Sertan. Binaların öncelikle mescitleri çok kirli ve bunları nasıl önleyebiliriz?

ADNAN OKTAR: İşin ilginç yanı mescitleri hem küçük yapıyorlar hem bakımsız, hem kirli. Kardeşim koskoca AVM’sin insaf et herhangi bir mağaza bile hükümet gibi oluyor gayet geniş ferah tertemiz oluyor. Bir tane mağazanı ayıramıyor musun? Bir mağazanı ayıracaksın, ufacık daracık bir yer yapıyor. Basık alt katta bodrumda. Zoruna ne oluyor? Niye böyle olması gerekiyor? Ortadoğu’da böyle bir ruh vardır yani camilerin, mescitlerin o kadar temiz olmasına gerek yok kafasında olurlar. Halılar kirli olur, ortam kirli olur. Özellikle abdest alınan yerler çamur içinde olur, alışmış adamlar. Onun bir devamı gibi görünüyor. En temiz olacak yer mescit olması lazım. Mesela ünlü bir AVM var gittiğimiz onun birinci katında, zemin katında gidip aramayacağız, birinci katında bir mağazayı verirsin. Gıcır gıcır tertemiz çok klas bir ortam olur insanlar orada namazını kılar. Doğru söylüyor kardeşimiz. Bunun bir kanunla da belirlenmesi mimari proje aşamasında bunun bir şart olarak öne sürülmesi gerekiyor bence. Nasıl garaj şartı var şu şartı var bu şartı varsa bu konu da bir şart olarak belirtilmesi lazım.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey nasılsınız?

KARTAL GÖKTAN: Çok iyiyim Adnan Bey teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Buyurun.

VTR: Merhaba ben Merve, 24 yaşındayım. Eğitim sistemi hakkında çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü çocuklarımızın yeterli şekilde eğitildiğini düşünmüyorum. Çok düzayak bir eğitimimiz var ve bu şekilde sadece kültürel anlamda değil sadece sosyal anlamda yetiştiklerini düşünüyorum. Bilgiye dayalı bir sistem olduğunu düşünmüyorum sonuçta hayatımızı sadece bilgilere göre yönetmiyoruz. Bu konuyla ilgili eğitim sisteminin değişmesi gerektiğini düşünüyorum.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorsun. Eğitim sistemi şefkatin, sevginin, dostluğun, kardeşliğin ana felsefe olduğu bir eğitim olması lazım. Çocuk hadi mühendis oluyor ama sevgi yoksa çocuğun mühendis olmasının ne faydası var bize? Doktor oluyorsa sevgi yoksa doktor olsa ne olur olmasa ne olur? Devletin ana politikası, eğitimin ana politikası sevgiyi amaçlaması lazım. Dev amaç, ana amaç sevgi olması lazım. Dolayısıyla sevgiye uygun zeminde çocuklar eğitilmesi lazım. Stres olmadan, gerilim olmadan, güzel binalarda, ferah rahat yerlerde ve onları eğlendirerek, onların mutluluğuna katkıda bulunarak, sinemayla, tiyatroyla bu tip görsel sergilerle çocukların eğitilmesi gerekir. Ama bu dönemde olur mu? Zor tabii. Hepsini Tayyip Hoca’ya git yap dersek olmaz. Benim kanaatim Mehdiyet devrinin güzelliği bunlar. Bunların hepsine kavuşacağız inşaAllah. Evet.

VTR: Ben insanların başkalarının güzellik algısına göre kendisini şekillendirmelerini anlamıyorum. Mutsuzlar ve bir kalıp içerisine girmek zorunda hissediyorlar bunu neden yaptıklarını anlamıyorum ve bu yüzden çoğunda psikolojik rahatsızlıklar çıkıyor. Bence bunun üzerine gitmeliler ve nedenini öğrenmeliler.

ADNAN OKTAR: Canım benim hakikaten sinirlenmiş de o hissediliyor. Kendisi de bu uygun olmayan ruh halinden tedirgin ve bezgin olduğu ses tonundan, anlatım şeklinden anlaşılıyor. Güzel ahlak insanı güzelleştirir hiçbir şey olmaz. Güzel huylu bir kadın, akıllı bir kadın bayağı güzel olur. Hiç dert edinmesinler. Boyu kısa, boyu uzun gerçekten hiç fark etmez. Yok işte şöyle böyle hiç fark etmez. Derinliği, aklı varsa, tutkusu varsa, Allah’ı aşkla seviyorsa, diğerkamsa yani egoist bencil değilse o kadın gerçekten çok güzel olur. Kendine de güvenir zaten hiçbir sorun olmaz. Öbür türlü mecburen mutsuz oluyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Pınar. Bir insana iltifat ettiğinizde şımarmaması için ne yaparsınız?

ADNAN OKTAR: Şimdi o tabii vahim bir konu, şöyle vahim. Kaliteli bir insan övüldüğünde kesinlikle şımarmaz. Ama insanların epey bir bölümü deli oluyor yani dengesiz oluyor. Normal halim selimken övüldüğünde bambaşka bir varlık oluyor. Karakteri değişiyor, ahlakı değişiyor, saldırgan, ters, huysuz, aksileşen bir karakter gösteriyor. Ama eğer biri onu eziyorsa, aşağılıyorsa, adam yerine koymuyorsa da baş eğici adeta köle gibi içine kapalı garip bir insan oluyor. Kaliteli bir insan övüldüğünde sadece o karşıdaki insana sevgisi artar. Ve asla da şımarmaz haddini bilir. Normal bir insanın ne yapacağı bellidir. Şımarması bir akıl bozukluğu aslında bu yani tıp kitaplarında bütün akıl hastalıkları geçmez. Mesela şizofreni geçer, paranoyak şizofreni geçer birçok hastalık cinsi geçer ama böyle adı konmamış elli-yüz çeşit akıl hastalığı vardır. Mesela bir insan övüldüğünde, bir insanı övdüğünde adamın şımarıp kontrolden çıkması bir akıl hastalığıdır. Bir delilik çeşidi. Ama tıp kitaplarına baktığında bunu bulamazsın. Tıbbın bu konuda da yelpazeyi genişletmesi bunları da akıl hastalığı grubuna alarak veyahut sağlıksız ruh hali grubuna alarak bunları da irdelemesi, analiz etmesi, sebeplerine inmesi insanlara bir nebze de olsa faydalı olabilir. Sevgi dolu, Allah’tan korkan, Allah’ı seven, aklı başında bir insan asla övülmekten şımarmaz. Ama maalesef kızlar bazen erkekleri överler hanımlar, kendine hiç saygısı olmayan adam o ezik gariban adam bir anda canavara dönüşür. Kadına karşı son derece küstah, saygısız, üst perdeden bakan bir mahluka dönüşür. Veyahut kadınlarda oluyor mesela normal kendi halinde bir kadınken övüldüğünde birden saldırganlaşıp huysuz ve aksi olur ama bu da çok yaygın Allah’ın hikmeti çok acı bir olay. En iyisi o insanın olgunluğuna bakarak yavaş yavaş övmeyi geliştirmek lazım. Yani olgun, kaliteli, aklı başında, asil bir insan mı, dengeli bir insan mı değil mi ona bakmak lazım. Olgun, dengeliyse bir mahsuru yok ama ham insansa, çiğ insansa gerçekten çok riskli olur. Yani o insanı kaybetmiş olur kişi. Bu hanım arkadaşımızı bir daha dinleyelim.

VTR: Merhaba ben Pınar. Bir insana iltifat ettiğinizde şımarmaması için ne yaparsınız?

ADNAN OKTAR: Pınar muhtemelen karşılaşmıştır. Kızlarda da karşılaşmıştır mesela kız kıza iltifatta da bu olur. Erkek erkeğe iltifatta da bu oluyor. Oluyordur yani. Demek ki o güzel insanın canı yanmış ki dikkatini çekmiş bu konu, vahim bir konu olarak görmüş bunu soru olarak deruhte ediyor açıklıyor. Özenli akılcı bir analizle bir insanın kişiliği anlaşıldıktan sonra övülmesi daha doğru olur. Evet.

VTR: Çok kitap okumak ve gezmek kültürü geliştirir mi?

ADNAN OKTAR: Entel gençler oluyor çok kitap okuyorlar hatta gözleri miyop oluyor kitap okumaktan falan ama hikmetli bir insan olmuyor. Arif insan olmuyor. Derin düşünen bir insan olmuyor. Bilgisayar gibi her şeyi biliyor -bazıları için diyorum- ama çok da dengesiz olabiliyor. O bilgiye dayalı psikolojik bozuklukları da gelişebiliyor bazen. Çok görüyorsunuzdur acayip bilgili ama içine kapalı asosyal garip bir insan olabiliyor. Ama genel kültür her zaman için insana yakışır. Yüzünü güzelleştirir, üslubunu güzelleştirir, konuşma üslubu, akıcılığı artar. İrticalen de güzel konuşur kültürlü insanlar. Bir daha o soruyu yayınla.

VTR: Çok kitap okumak ve gezmek kültürü geliştirir mi?

ADNAN OKTAR: Evet. Aferin çocuklara bak gençler hem eli yüzü çok nurlu dikkat ederseniz. Çok efendi, ufukları da geniş gayet dengeli konuşmaları dikkat ederseniz. Şu ana kadar çocukların hepsi dengeli, çok nadir sinirli olanlar oluyor ama o baskının etkisi o etrafındaki insanların baskısının etkisi.  Ama yine de tutarlı ve makul oldukları görülüyor. Gezme; tabii ki gezme etkili olur. İnsan davranışlarını analiz edecektir. O coğrafyadaki insanların sanat, estetik anlayışını görecektir. Görgü açısından faydası olur tabii. Ama gezmese bile resimler, filmler, kitaplar aynı etkiyi meydana getirir.

VTR: Aşk acısı nasıl geçer?

ADNAN OKTAR: Sevimliliğe bak sen sevimliliğe hepsi çok nurlu görüyor musun bayağı güzel yüzlü hepsi. Aşk acısı nasıl geçer? Allah’ı seviyorsan Allah aşkı sonsuz olduğu için acı değil de o sevinç mutluluk sonsuza kadar devam eder. Şöyle olabilir bir insanı mesela bir delikanlı bir kadını Allah için değil de bir müstakil varlık olarak adeta putlaştırarak şirk düşüncesi içerisinde kendinden oluşmuş bir insan olarak düşünüp ona bağlanır. Onu kafasında yüceltir. Allah ceza olarak onu putlaştırdığı için o insanı ona aksi hale getirir. Onun kalbindeki sevgiyi saygıyı da alır kaldırır. Ve o kişiyi o ezmeye başlar. Yani put olduğu için putlaştırdığı için o put onun aleyhine döner. Çünkü Allah’ın kontrolündedir, put olarak gördüğü de Allah’ın kontrolündedir. Allah onun aleyhine çevirir. Allah Kendisine çevirmek için bunu yapar. Dolayısıyla o Allah’a tam dönerse o putun acısı olmaz. Putlaştırdığı varlık eğer imanla, hidayetle süslenirse put olmaktan çıkar sevgisi makul hale gelir. Ve dolayısıyla o şahsın putlaştırılmaması put haline gelmemesi lazım. Put insanı boğar zaten. Putun özelliği ezici ve boğucu olmasıdır. Put insana mutluluk getirmez. Hiçbir put insana mutluluk getirmemiştir. Putlaştırılan her insan belaya dönüşür. Dolayısıyla acı çekmesi de putun verdiği ezadır. Put vesilesiyle Allah eza verir. Eğer hidayetle, imanla o işe yaklaşırsan, o kişiye yaklaşırsan o kişi bir anda nurlanır canlanır, Allah’ın nurunu taşıyan bir varlık olarak ona pozitif olarak ona geri döner. Yoksa o acı devam edecektir.

VTR: Gölge insan için gereklilik midir?

ADNAN OKTAR: Gölge olmasa zaten maddeyi algılayamayız. Maddenin vasfı kaybolur. Gölge mucize olarak yaratılıyor Allah tarafından.  Maddenin ışıklı şekline göre gölge sürekli hareket halinde. Yani esir. Esir akıllıdır yani Allah’ın aklıdır. Allah’ın aklını taşır. Esir sürekli şekil alır. Bak yürüyoruz ışıkla beraber esir hareket eder. Çok keskin bir akıldır esir. Her yerde kendini gösterir. Elektrik olarak kendini gösterir, ışık olarak kendini gösterir. Duruma göre şekil alır. Allah’ın dilemesiyle. Evet.

 VTR: Merhaba. Sizin en çok hoşunuza giden sanat dalı hangisidir.

ADNAN OKTAR: Müzik. En doyurucu olan müziktir. Ama resim tabii ressamlar ben çok severim ressamları. Onlar renkleri daha iyi alıyorlar. Daha sevgi güçleri yüksek oluyor. Ben hep bunu gördüm şu ana kadar. Daha nezaketli olurlar ressamlar, daha naif olurlar. Ama gerçek ressamlar. Evet.

VTR: Ülkemizde kitap okuma oranı neden düşük?

ADNAN OKTAR: Kitaplar bir kere, pahalı biraz halk için. İki lira, üç lira bile halk için çok önemli oluyor. İkincisi, çok çalıştırılıyor insanlar. Yani medeni ülkelerde insanlar çok fazla çalışmaz. Mesela İngiltere'de, orada burada falan 11:00'den 15:00'e kadar çalışıyor insanlar. Ama Hindistan'da falan sabah 6:00'dan akşam 21:00'a kadar, 22:00'a kadar çalıştırılır. O duruma göre değişiyor. O arada da insanların kitap okuması diye bir konu olmuyor. Çılgıncasına çalışması gerekiyor. Eve gidince de çalışıyor; orayı burayı siliyor süpürüyor, yemek yapıyor. Çok az uyumaya vakit bulabiliyorlar. Yani nefes almaz bir koşuşturma oluyor. Dolayısıyla deccaliyet, insanları ezerken onların kitaba ulaşmasını da engelleyecek tedbiri dolaylı yoldan almış oluyor. Çünkü kitapla aydınlanabileceğini biliyor. Ama ne olur ne olmaz diye kitaplara da el atıyor deccaliyet. Onları da Darwinist, materyalist bilgilerle dolduruyor. Dolayısıyla insanlığı kilitlemiş oluyor. Kitap okumanın bir kurtuluş olması için kitaplarda Allah korkusu, Allah sevgisi, iman hakikatleri, Kuran mucizeleri olması gerekir. Bu olmadığında ve akılcı bir anlatım olmadığında yine boğmaya devam eder bu sistem insanları, bir yönüyle ve bazı insanları. Evet.

VTR: Affetmenin iyileştirici gücü var mıdır?

ADNAN OKTAR: Af olmazsa insanın sinirleri bozulur. Akıl hastası olur hatta Allah esirgesin. Yalnız kalır hayatta. Bunalıma girer. Normal yaşayamaz. O Kuran'da şifa olan bir husustur. Müminler zaten afla sıhhat buluyorlar. Affederek sıhhatli oluyorlar, sağlıklı oluyorlar. Affederek arkadaş oluyor, bağlantı oluyor. Mesela tutkunun, aşkın, sevginin temel vasıflarından biri affetmektir. Tutku devam etmez yoksa af olmazsa. Aşk olmaz. Delice bir sevgi için diğerkam olmak, fedakar olmak ve affedici olmak gerekir. Allah güzel ahlakı hazırlarken güzel ahlaktaki amacın tamamı sevgidir zaten. Sabır, sevgi içindir. Affetmek, sevgi içindir. Cömertlik, sevgi içindir. Hepsi sevgi içindir. Ama en önemlisi Allah'tan korkmaktır. Evet.

VTR: Merhaba, ben Özcan. Ramazan davulcuları hakkında, rahatsız olanlar var, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii. Mesela uyuyordur, evi birinci kat oluyor. Davulcu tam evinin önüne geliyor. Pencerenin camları da incecik zaten. Var gücüyle davulu çalıyorsa, o da işe gidecekse. Mesela erken yemiş oluyor yemeğini veyahut Müslüman olmuyor, Hristiyan veyahut Musevi oluyor veyahut ateist de olabilir veyahut dediğim gibi yemeğini 03:00'a kadar beklemiyor da 02:00'da yiyip yatmış oluyor. Davulcu da 03:00'da davulunu çalmaya başladı mı uykusu allak bullak olur. Nedir çözüm; davulun sesinin uzaktan gelmesi. En iyisi odur. Evin dibinde olması olmaz. Biraz uzaktan çalınması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hükümetin yönetim şeklini, ülkenin yarısı bunu istemiyorken nasıl değiştirilebildi?

ADNAN OKTAR: Ama başka türlü demokraside bir yol yok. Demokrasinin klasik yöntemi bu. Buna bir çözüm bulunmuş değil halen. Ama planlanırsa bulunabilir. Yani her tarafın görüşüne uygun bir anayasa da yapılabilir. Herkesin kabul edeceği bir anayasa da olabilir. Ama onun da yine referandum kanununda belirtmek lazım. Mesela yüzde yetmişle şu kabul edilebilir, yüzde seksenle şu, yüzde doksanla şu, yarı yarıya olduğunda da yüzde elli birde de şu kabul edilir diye bir madde konulması lazım. O zaman ortalı bir hüküm de verilebilir. Delikanlının dediği, haklı, doğru. Ama onun demokraside kuralının konması gerekiyor. Bunun kuralı konmamış. Boşlukta bırakılmış. Yüzde elli buçuk bile olsa karşı tarafın dediği oluyor. Yüzde kırk dokuz buçuk kaybetmiş oluyor. Halbuki iki tarafın da dediğine uygun bir ortalı hüküm çıkabilir. Bu olmayacak bir şey değil. Ama bunun düşünülmesi, araştırılması ve hayata geçirilmesi gerekiyor.

Hayrettin Karaman Hoca, Allah şifa versin kanser hastalığına yakalanmış. Kanser tedavisi görüyormuş. Bu konuyla biz ilgilenelim. Yani tedavi düzgün gidiyor mu, ne olduğuna bir bakalım. Hastalığı müddetince Hoca'yı takibe alalım. Dosyasına bak Oktar. Doğru bir tedavi uygulanıyor mu? Biz güveniyoruz doktorlara ama yine de bir içimiz rahatlasın. Bir bakalım. Muntazam takip edelim.

Evet, kardeşlerimin sorularından sor.

VTR: Ilımlı İslam nedir?

ADNAN OKTAR: Ilımlı İslam. Biz, Ilımlı İslam pek kullanmıyoruz o kelimeyi ama modern İslam vardır. Yani sahabe İslam'ı vardır. Kuran'a doğrudan tabi olan İslam. Sahabe dönemindeki gibi kolay, zevkli, heyecanlı, kusursuz, gerçek İslam. İlave olmayan, ek yapılmamış, çıkarılma yapılmamış saf İslam'a biz sahabe İslam'ı, modern İslam diyoruz. Ama Ilımlı, iyi niyetle söylendi mi kötü niyetle mi söylendi, onu bilmiyorum. Çünkü ılımlıyı İngilizler çıkarttı. İngiliz derin devletinin çıkarttığı bir laf. Onlar Rumilik falan istiyorlar. Yani İslam olmasın da Mevlevilik olsun, Rumilik olsun diyorlar. İslam dini diye bir din kabul etmiyoruz diyorlar. Darwinizm olsun, homoseksüellik serbest olsun diyorlar. Asıl bunu anlatmak istiyorlar. Bu olmaz. Buna müsaade etmeyiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Elif. İslami bir evlilik nasıl olmalı sizce?

ADNAN OKTAR: İslami evlilik; yani Allah rızası için, Allah'ın rızasının en çoğunu arayarak evlenmek. Bir kadının zaten eşini seçerken Allah'ın rızasının en çoğunu arayarak evlenmesi lazım. Bu insan Kuran’a tabi mi, Allah’a kendini teslim etmiş mi, egoizmi, bencilliği ortadan kaldırmış mı, sadece Allah için yaşıyor mu, İslam için neleri yapmış? Kuran’ı insanlara öğretmek için, iman hakikatleri için, PKK ile mücadele için, İngiliz derin devletine karşı mücadele için yani deccaliyete karşı mücadele için neler yapmış, İttihad-ı İslam için gayretleri nelerdir? Türk İslam birliğinin oluşması için hangi atakları yapmış veya yapmak istiyor bu ve buna benzer delillerden o insan hakkında kanaat oluşabilir. Yüzünden, üslubundan, konuşmasından anlaşılır. Eğer iman ehliyse Allah’tan korkuyorsa ve sahabe ahlakı gibi Allah’a teslim olmuş bir mümin ruhu gösteriyorsa kadın için o çok uygundur bir kadın için. Ahiret kardeşini seçmiş demektir. Dünyadaki iki günlük hayatı için seçemez. Çünkü yirmi yaşındaki bir kadın iki on senede kırk yaşına geliyor. Kırk yaşına kadar da bitiyor zaten birçoğu kadın biter kırk yaşında. İki on sene için evlenilmez. Otuz yaşındaysa zaten bir on senesi kalmış oluyor. Sonsuz hayat için evlenilir. Sonsuz hayattaki eşini seçer insan. Hadi üç on sene de desek çok az, dört on sene de desek çok az. O kadar hayat için evlenilmez zaten sonsuz hayatı için evlenir bir insan. Sonsuz hayattaki eşini ahiretliğini seçer. Orda da Allah’ın rızasının en çoğunu araması gerekir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Peygamberlerin birbirlerinden üstünlüğü var mı?

ADNAN OKTAR: Ayete göre var. Kuran’da “Derecelerle birbirlerini üstün kıldık” diyor Allah. Farklı oluyorlar tabii.

VTR: Adım Muhammet. Sırat köprüsü ile ilgili bize bilgi verir misiniz?

ADNAN OKTAR: Sırat köprüsü diye bir köprü yok. İşte kıldan ince kılıçtan keskin, adam üstüne çıkıyor dengede durmaya çalışıyor altında ateş var yani bu hayal ürünü olan bir şey. Hatta geçemeyeceğine kani olursa daha önce kestiği kurban olan koyun geliyor. O koyun o telin üstünde yürümeyi iyi biliyor ve adam da onun üstüne biniyor karşıya geçiyor. İslam diniyle alay etmek gibi bir şey bu bazı insanlar için. Gereksiz bir hurafe. Kuran’da böyle bir ifade yok. Allah sadece sorguluyor ve bu sorgulama da çok kısa sürüyor. Hatta müminler için sorgulama usulendir. Sadece ne güzellikler yaptığını ona bildirme kastıyla yapılır. Küfürde de ızdırap vermesi için uzun uzun yüz, yüz elli sene, iki yüz seneye yayılarak, üç yüz seneye yayılarak sorgulanır. Bütün yaptığı ahlaksızlıklar burnundan getirilir. Hepsi ayrı ayrı mesela bir portakal oluyor tek tek soruluyor. “Bunun hakkını verdin mi?” Mesela bir sağlığı oluyor onun “Bunun hakkını verdin mi?” Mesela yemek yiyor “Bu yemeğin hakkını verdin mi, bunu yerken ne düşündün?” yani fitil fitil Allah burnundan getiriyor tek tek. Bu, ama müminler için öyle bir şey yok. Mümin derhal cennete gider.

VTR: Üzeyir. Açık resimlere bakmak veya açık film izlemek günah mı?

ADNAN OKTAR: Yani o kadının kendisi değil. Ama o kadının rızası yoksa olmaz. Ama kadının kendine bakılması haramdır. Resmine, sudaki aksine veyahut aynadaki aksine bunlar değil Kuran’da kastedilen bu değildir. Kuran’daki doğrudan şahsın kendisidir, direkt bakılmasıdır. Fotoğraf, film, aksi, yansıma bunların hiçbiri bu hükümde değildir fıkha göre böyledir. Kuran’a göre açık zaten mantığı bu ama o kişinin rızası yoksa o zaman haram olur. Çünkü onu müteessir ediyorsa, üzüyorsa olmaz öyle bir şey.

VTR: Mesela mübarek ramazan aylarımız ya mesela siz ramazanda programlarınızda insanları nasıl yönlendirebilirsiniz?

ADNAN OKTAR: Ramazan; çok büyük bir hata var orada. Ramazan ayında Müslüman olunur, ramazan ayında haramlardan çekinilir, ramazan ayında yaptığı ne kadar anormal şey varsa hepsini durdurur, ne kadar iyi şey varsa ramazanda yapar, ramazandan sonra da serbesttir böyle gibi oluyor. Öyle bir şey yok ki biz her gün İslam’ı tebliğ ediyoruz, Kuran’ı anlatıyoruz. Bunun için ramazanı beklemeye gerek yok. Haram varsa da ramazan ayında o haram durur diye de bir şey yok. Adam haram işliyorsa zaten haramı daha önce yapması da haramdır zaten. Ama ramazanda durduruyorsa günahı azalmış olur o kadar. Yoksa ramazandan sonra yine devam ediyorsa bu çok münasebetsiz bir hareket ve çok galiz bir hatadır öyle şey olmaz. Mesela ramazanda müzik olmuyor farz edelim, haramsa hiç yapmaman lazım. Bu ne demek? “Ben” diyor “ramazanda içmem” diyor. Daha önce helal mi? İşte akıllı biri bir şey atıyor ortaya kırk akıllı çıkaramıyor ondan sonra bu gelenek oluyor ve gönlü de çok rahat “Ben” diyor “ramazanda zaten içki içmem” diyor. Kardeşim bir tek ramazanda günaha girmemiş oluyorsun o kadar. Yoksa günaha girmeye devam ediyorsun böyle bir din anlayışı olur mu? Ama şöyle diyebilir “Ya arkadaş ben dindarlara saygımdan ayıp olmasın diye yapıyorum” dese aklım alır. Ama ibadet olarak hayır ibadet olarak da yine yapabilir de ibadetin devamlılığı esastır. Ramazan ayında bir şeyler değişmez. Mesela adam ramazan ayında gazinosunu kapatıyor. “Niye?” diyorsun “ya haram da onun için” diyor. Allah Allah daha önce haram değil mi senin inancına göre? Helalse normal devam edersin. Haramsa hiç yapma zaten başından itibaren yapmaman lazım. O kadar garip gelenekler, o kadar garip adetler oluşmuş ki kimse de çekindiği için bu işin içine girmiyor. Bu konularda bir beyanatta da bulunmuyor. Bu böyle kendi başına gidip devam ediyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Settar. 18 yaşındayım size bir sorum olacak. Aleviler hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Aleviler candır her zaman söylüyorum. Aleviler kabadayıdır, yiğittirler, sanatçı insanlardır, sanatçı ruhludurlar, ariftirler derin düşünürler, tefekkürleri çok zengindir, bağnazlığa karşıdırlar. Yobazlığa karşı bir kaledirler. Sevgi insanlarıdır. Hayvanları, insanları, bitkileri her şeyi severler. Dedem hep kızlarını Alevilere vermiş. Demek ki onlarda bir güzellik, iyilik gördü ki. Mesela Ahmet eniştem, Ahmet Kılıç eniştem aleviydi. Mehmet Eray eniştem vardı o da Ayten Teyzemin kocası o da aleviydi. Ama çok efendi insanlar. Aleviliği adamlar bizim çocukluğumuzda korkuturlardı. İşte “Kızılbaş” bilmem ne falan derlerdi bizim ödümüz kopardı Kızılbaş kelimesinden. Adam mesela tam evlenecekken “Kız ya Kızılbaş’mış haberiniz var mı?” derlerdi annesi babası bayılırdı falan böyle yerlere yatarlardı yani büyük bir felaketmiş gibi. Hatta ateistler bile ateist olduğu halde adam “Ne Kızılbaş mı?” diye şok olurdu. Ya kardeşim Kızılbaşlık asil bir güzelliktir, bir asalettir Kızılbaşlık. Çünkü Hz. Ali (kv)’nin sarığı bembeyazdı. Savaşta o delikanlı on yedi yerinden yaralandı dedem. Sarığı kıpkızıl oldu kandan oradan kalmadır Kızılbaşlık. Delikanlılığın, yiğitliğin, kabadayılığın sembolüdür. Ne var bunda? Alevilik Hz. Ali (kv)’yi sevmek, adı üstünde Alevi, gayet güzel. Efendim dolayısıyla Alevilik aleyhinde konuşanlar bilgisizliklerinden, sevgisizliklerinden konuşuyorlar. Çok ufku geniş, Allah’ı çok seven, Peygamber (sav)’e aşık insanlardır Aleviler. Dolayısıyla o devir bizim vesilemizle kapandı. Artık Alevi aleyhtarlığı yok Türkiye’de yani o konuyu kapattık. Mesela “Kızılbaş’ım” diyen göğsünü gere gere bugün Müslümanlar söyleyebiliyorlar. Bütün Müslümanlar Kızılbaş’tır hepsi. Hepsi Hz. Ali (kv)’yi severler, hepsi Allah için canını verir yani şehit olur. Şehit ney kızıla boyanmıyor mu vücudu kandan? Başına kuşun gelse ne oluyor? Kıpkızıl oluyor başı bu anlamdadır Kızılbaşlık.

VTR: Merhaba ben İhsan Akdemir. Size bir sorum olacak. Bir Müslümanın güçlü olması için illa zengin mi olması gerekiyor? Cevaplandırırsanız sevinirim.

ADNAN OKTAR: Allah’ı çok sevmesi, Allah’ın da onu çok sevmesi gerekir. Allah’ın çok sevdiği bir insanı bütün dünya bir araya gelse yenemez. Bütün dünya ona tabi olur Allah’ın sevdiği kişiye, bir kişi. Bütün dünyanın malı mülkü de onun olur, Allah’ın dilemesiyle onun bekçisi olur. Mesela Hz. Süleyman (as) öyleydi tek başına bütün malın mülkün bekçisiydi. Allah’ın kulu sadece Allah’ı çok seviyordu, mümin, muttakiydi o kadar. Mesela İmam Mehdi (as) zuhur edecek. Bütün dünyanın lideridir Allah’ın dilemesiyle. Özelliği ne, zengin olduğu için mi? Yok. Sadece Allah’ın onu sevdiği için o Allah’ı seviyor Allah da onu seviyor o kadar. Allah Miraç’ta Peygamberimiz (sav)’e söylüyor “Ben onu çok seviyorum” diyor “sen de onu çok sev” diyor. Bitti, Allah’ın sevdiği oldu mu kimse o insanı yenemez Allah’ın dilemesiyle.

Yayını bitirelim, yarın devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Hoş Sohbetler programımızın bugünkü yayını sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü