Harun Yahya

Sohbetler (29 Mayıs 2017; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: Hayırlı geceler değerli izleyicilerimiz A9 TV’de Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk muhterem kardeşim. Nasılsınız?

KARTAL GÖKTAN: Elhamdülillah çok iyiyiz. Zat-ı şahaneleriniz nasıllar?

ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Siz nasılsınız beyefendi?

OKTAR BABUNA: Elhamdülillah. Çok iyiyim siz nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Ne güzel.

Buyurun sohbet için uygundur.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde AK Parti’nin ilk Merkez Karar Yürütme Kurul Toplantısı gerçekleştirildi ve ardından Parti Sözcüsü tarafından Sayın Erdoğan’ın  A takımı olarak nitelenen yeni Merkez Yürütme Kurulu açıklandı. Buna göre Genel Bakan Vekili Sayın Binali Yıldırım, Parti Sözcüsü Mahir Ünal, Genel Sekreter Abdülhamit Gül, Genel Başkan Yardımcıları ise Hayati Yazıcı, Mustafa Ateş, Ahmet Sorgu, Mehdi Eker, Öznur Çalık, Erol Kaya, Vedat Demiröz gibi isimlerden oluştu.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. Ama orada tabii mühim olan merkezdeki şahsa çok iyi destek sağlamak. Ondan gerisi sorun değil. İnsanlar gelir gider değiştirirsin şu yapar bu yapar. Ama baştaki merkez çok önemlidir baş. Yani Tayyip Hoca onun desteklenmesi hayati. Ondan gerisinde sorun çıkmaz. Başsızlık, İslam alemini mahveden başsızlıktır. Baş oldu mu sorun olmaz.

Bu adamlar vazgeçmez Fethullah Gülen cemaati. Çünkü Fethullah Gülen cemaatini İngiliz derin devleti destekliyor. İngiliz derin devleti demek Avrupa demektir. Avrupa’nın bütün ülkeleri demektir. Amerika demektir, Almanya demektir. Hatta işte Pakistan, Hindistan falan demektir. Bazı Türki devletler de bu işin içindeler. Ama halkı çok kızdırdılar Fethullah Gülen cemaati yani o bilmişlik, tepeden bakma halkın en nefret ettiği konulardan birisi budur. Yani milleti adam yerine koymamak. O yüzden halk aralarında itibarları olmadı. Küçük bir yapılanma olarak yüzde sıfır virgül iki büyüklüğünde bir yapılanma oluştu. Bu yapılanmayla devleti ele geçirmeleri mümkün olmadığı için komünistlerin yöntemini kullanmaya karar verdiler. Yani PKK’nın yöntemiyle devleti ele geçirme. Şiddet kullanarak. Marks’ın, Lenin’in, Stalin’in görüşünü benimsediler. Azınlıkla şiddet kullanmak. Ama bunu devletin silahlarıyla yapmaya kalktılar. Beceremediler işin doğrusu. Kendilerini batırdılar. Tereddütteydiler zaten çok az bir adam grubu bunları desteklediği için başarılı olma imkanları yok. Zaten başarılı olamayacaklarını tahmin edip daha önce karılarından boşanmışlar hazırlık yapmışlar. Başaramama ihtimalinin çok yüksek olduğunu anlamışlar. Kumar gibiydi onlar için hani bir ihtimal. Eğer Tayyip Hocamızı şehit ederlerse tabii o zaman bir de TRT’yi ve diğer televizyon kanallarını kilitlemiş olsalardı bir ihtimal başarılı olma durumları olabilirdi. En azından bir süreliğine ön atakları başarılı gibi görülebilirdi. Dolayısıyla bu iş bitti. Yani Gülenci hareket bundan sonra böyle tatlı tatlı kuşlardan bahsederek, kelebeklerden bahsederek, insanların iyi niyetini kullanarak taban tutmaları imkansız şu an. Bu konuyu kaybettiler. Bu konu bir daha olmaz onlar için. Sahte Mehdiyet olmaz. Çünkü Mehdiyet diye çıktılar olay deccaliyete döndü. Zaten hadislerde öyle geçiyor deccal önce gerçek bir mürşit konumunda çıkıyor. Sonra peygamberlik iddia ediyor, peygamber gibi görüyor sonra da Allahlık iddia ediyor. Rumilikte zaten Allahlık iddiası var. Bence Fethullah Gülen hareketi olsun, İngiliz derin devleti olsun hiçbir şey yapamaz. Tek şart merkezde iyi ittifak etmek. Yani Tayyip Hoca’da iyi ittifak edersek hiçbir şey olmaz. Hocamızı iyi korusunlar, ittifak tam olsun destek yüzde yetmiş konu biter. Başka bir şeye gerek yok.

Mesela hadiste “Daha sonra uluhiyet (ilahlık) davasında bulunacak -haşa- ben Allah’ım diyecek” diyor. Rumi’nin eserlerinde Allah olduğunu iddia ediyor. Adam diyor ki “inşaAllah” diyor adama hakaret ediyor Rumi’nin kitabında, bilmiyorum Mevlana Celalettin bunu dedi mi demedi mi ama öyle yazıyor. “Neden inşaAllah diyorsun ki?” diyor. “Bunu söyleyen benim zaten” diyor. “Bana niye inşaAllah diyorsun?” diyor. “Ben söyledim çünkü” diyor. “Ben Allah’ım” diyor haşa “Niye bana inşaAllah diyorsun ki?” diyor.

Bak “Süfyan çıktığı zaman herkes onu sahici bir mürşit sanıp peşine takılacak. Derken peygamberlik iddia edecek.” Yani Mehdilik veyahut İsa Mesih olduğunu iddia edecek. “Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar daha sonra uluhiyet (ilahlık, Allahlık) davasında bulunacak. -Haşa- ben Allah’ım diyecek.” Yani senin ne düşündüğünü bilirim onun ne düşündüğünü bilirim. Orada kim ne yapar hepsini bilirim. Bu tarz iddiada bulunacak diyor. Enaniyetlerine ağır geldi yenildiler konu bitti. Bayağı perişan oldular. Sen Allah’a karşı samimiyetsiz olursan, enaniyetli olursan Allah yanına bırakmaz.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Yeni Akit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kadir Demirel, İstanbul Başakşehir’deki evinde damadı tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Alınan bilgiye göre Kadir Demirel, kızı Esma Karanfil’in evinde damadı Cemil Yavuz Karanfil ile tartıştı. Kavgaya dönen tartışmanın ardından Karanfil kayınpederini bıçakladı ve kaçtı.

ADNAN OKTAR: İşte Allah korkusu olmayınca umurunda bile değil. Bayağı ferah adamlar.

“Hocam biz siyah diyelim siz de beyaz deyin” diyor. Siyah beyazı tebrik ediyoruz Beşiktaş’ı. Tam bir zafer. Allah tekrarına erdirsin ama diğer takımlar da inşaAllah kazansınlar.

Ya kardeşim normalde insanlar rahat yaşaması lazım. Gereksiz insanlara baskı yapıyorlar. Müzik helal, dans da helal. Orucumuzu tutalım, namazımızı kılalım, dans da olsun, müzik de olsun, resim, heykel de olsun. Hayatı cehenneme çevirmenin bir alemi yok. Bir akıllı bir taş atıyor, yüz akılı çıkaramıyor. Ya yok öyle bir şey. “Ramazanda müzik dinlenmez” diyor. Nereden çıkardın? Yüz yıl adet gidiyor kardeşim. Adam diyor ki günün birinde “Ramazan ayında mübarek ayda müzik olmaz” diyor. “Öyle mi ya?” diyorlar. Bütün imparatorlukta uygulanmaya başlıyor. Nereden çıkardın? “Kafamdan çıkardım” diyor. Kuran’da var mı öyle bir şey? Yok. Niye dünyayı cehenneme çevirmeye kalkıyorsun? Müzik olsun, hareket olsun, canlı olalım. Bizim gençliğimiz dinamik, çok canlılar. Allah’a şükür ben gençlere bakıyorum hiçbiri öyle bağnazlığa prim verecek gibi değiller. Hep modern, dışarıya çıkıyorum hep modernler. Dindar gençlerin de hepsi modern, yani hep bizim çizgimizde. Düğünlere falan bakıyorum hep bizim çizgimizde. Başörtülü genç kızlarda da bakıyoruz, yani büyük bir bölümü o çizginin içerisindeler. Müzik de dinliyorlar, eğleniyorlar da ve yani kafa değişiyor. Buna eğer “evet” denirse bu sistem bizi yutar, gelenekçi sistem. IŞİD’e kadar olay dayanır. Yani bunun son noktası IŞİD’dir. Onun için bu sisteme karşı akılcı tavır konması gerekiyor.

Ramazanda denize de girilir, bikini mayoyla yüzer de adam. Ramazan cehennem ayı değil, mağfirettir, ferahlık rahatlık ayıdır. Ramazan ayında yeni haramlar ortaya çıkmaz. Herkes girsin denize, istedikleri gibi yüzsünler hiçbir şey olmaz. Yalnız oruçlarını tutsunlar, namazlarını kılsınlar. Helale harama dikkat etsinler ondan gerisi hurafe, öyle bir şey yok. İstedikleri gibi rahat olsunlar. Ramazanda helaller haram olmaz, haramlar helal olmaz. Yeni ibadetler çıkmaz. Sıcak hava mesela istediği gibi vatandaş denize girsin, istediği gibi eğlensinler. Öyle bir şey yok. Yeni yeni haramlar helaller çıkmaz ramazan ayında.

Kediye eziyet beni çok tedirgin ediyor, ondan çok kuşkulanıyorum. O konuda devlet bize güvence versin, biz rahat edelim. Çünkü bak kardeşim bunların ağzı var dili yok. Savcıya gidemez, mahkemeye gidemez. Hiçbir savunması yok. Babası, dayısı da yok, el kadar hayvan. Adamı gördünüz adam eline terlik almış hayvan nasıl korkuyor ya ayakta. Yani bir çok psikopata bu hayvanları teslim ediyorlar bazı yerlerde bazı kişilere, yani cezası çok ağır olması lazım ibret-i alem için. Hatta o adamları keşke kanun çıkarsalar da şehirde gezdirseler görsek ne olduğunu, yani bu çok kızdırıcı.

Evet, sorulara geçelim. Kardeşlerimiz soru sorsunlar konuşalım.

KARTAL GÖKTAN: Antalya’dan Zehra Hanım sormuş.

VTR: Selam Hocam. Sizi çok seviyorum. Size bir sorum olacaktı. İttihad-ı İslam için ve Mehdiyet için yapmam gerekenler nelerdir, görevlerim nelerdir? Çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni, nasıl güzel huylu. Aleykümselam. Mehdiyet, yani Kuran’da Allah’ın belirttiği İttihad-ı İslam Allah’ın farz kıldığı “din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar Müslümanın mücadele etmesi farz. Veya sıkışıklık durumunda da Allah’tan bir sahip istemeleri Kuran’da Allah tarafından bizlere bildiriliyor. Sahip, zamanın sahibini istemek, bir önder, bir yönetici istememiz Allah tarafından bize bildiriliyor. Mehdiyet denilen olay budur. Muhtedun, Allah “Mehdiler gönderdim” diyor. Ne yapılır? Samimi olacağız sadece, dürüst olacağız, çileden çekinmeyeceğiz. “Yorgunum, hastayım” gibi bahanelerle İslam’a hizmetten kaçınmayacağız. Bin bir türlü bahane çıkmayacak. “Fakirim, param yok” da demeyeceğiz. On liran varsa beş lirasıyla hizmet edebilirsin. Atak, candan olununca Allah zaten yolları açar. Allah “Benim yolumda gidenlere yollarını açacağım” diyor zaten. Yani o görev Allah’a aittir, orada tedirgin olacak bir şey yok. Nisa Suresi 75’te Allah Mehdi istememizi bize söylüyor. Nisa Suresi, 75’te Mehdi beklememizi istiyor. Bakara Suresi, 246’da bak diyor ki Allah. “Peygamberlerinden birine” bak peygamber gelmiş, buna rağmen. “Peygamberlerinden birine “Bize bir melik” Mehdi “gönder de Allah yolunda mücadele edelim” demişlerdi.” Evet.

VTR: İsmim Elga Olca. Bir sorum olacak. Ramazanda gençlerin gece kulübüne gitmesi doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Gider niye gitmesin? Ramazan neyi değiştiriyor? Yani neden Müslümanlık mı değişiyor? Helaller haram mı değişiyor? Mesela “Ramazanda müzik olmaz” diyor. “Dans olmaz.” Ya kardeşim müzik dans haramsa ömür boyu haramdır. Ramazanın getirdiği bir haram yok. Ramazan yeni yeni helaller de getirmez, haramlar da getirmez. Mesela adam rakı içiyor her akşam. Ramazan geliyor “ben içmem” diyor. Niye? “Haram da onun için” diyor. Peki öbür aylarda haram değil mi? Yok, orada gönlü çok rahat. “Ramazanda haram olur” diyor. Yani kendi kafalarına göre din anlayışı çıkartmışlar. Eğlence de olur, denize de girersin, her şey yaparsın. Yeter ki namazını kıl, yeter ki orucunu tut, farzlar yani Allah’ın emirlerini yerine getir. Ondan geri insanların uydurduğu haramlara uyma. İnsanların uydurduğu dine uyma. O sahte din şirk dini olmuş olur. Yani Allah’ın haram kılmadığını sen kendine haram kılarsan şirk dini yapmış olursun. Şirk dinine uymuş olursun. Yani müşrikler kendi kafalarına göre Allah adına helaller haramlar oluşturuyorlar. Allah diyor ki şeytandan Allah’a sığınırım ayette; “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” (Nahl Suresi, 116) “Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?” (Kalem Suresi, 36-37) diyor Allah. “Ne zaman onlara: “Allah'ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?”  (Bakara Suresi, 170) diyor Allah. Adam; evet, ben yine uyacağım” diyor. Böyle din anlayışı olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar Dilek ben. Helallik hakkında sorum olacaktı. Birbirimize söylediğimiz kişilerin özellikle “hakkımı helal ediyorum” veya “etmiyorum” kelimesi Kuran’da var mıdır? Kuran’da ne kadar yeri vardır bunu öğrenmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Canım adam densizlik yapıyor. Diyor ki; “Ben hakkımı helal etmiyorum bana şunu yapmazsan.” Mesela annesi diyor ki; “Namaz kılarsan sana hakkımı helal etmem” diyor. Yahut “Müslümanlarla görüşürsen annelik hakkımı sana helal etmem” diyor. Böyle hak iddiası olmaz. Yani bunun bir geçerliliği de olmaz. Ama adamın malını gasp etmiştir, adam şikayetçidir. Tamam, burada o haram bir işlem olduğu için, haram bir fiil olduğu için karşılığı ahirette ondan sorulur. Ama münasebetsiz bir şeyse bu olmaz. Yani yanlış bir şeyse bu olmaz. Mesela gece kulübünde adam şarap içiriyorsa gece kulübüne gitmesi olmaz, yani gidip şarap içecekse. Gece kulübünde fuhuş varsa haram fiiller varsa bu olmaz. Ama gece kulübünde meşrubat içiyor, eğleniyor, müzik var, hiçbir mahsuru yok. Yani haram ve helale göre olay değişir. Yani helal eylemler varsa hiçbir şey olmaz. Haram fiiller varsa olur.

VTR: Ben Begüm Sancıoğlu. İzmir’de yaşıyordum. Kızım hamile kaldı. Bebeği olduktan sonra ona yardım amaçlı bebeğe bakmak için İstanbul’a taşındık ve üç yıldır buradayız. Kızımın hem bebeğine bakıyorum hem işlerinde yardımcı oluyorum. Hem cam yapıyorum hem onlara kızımın bebeği alerji olduğu için ona alerji yemekleri yapıyorum. Gelen konuklarımızla, gelen stajyerlerimizle ilgileniyorum. Onlara cam dersi veriyorum. Bütün Türkiye çapında annelerin çocuklarına yardımcı olmalarını öneriyorum. Destek çıkmalarını öneriyorum. Bu konuda siz ne dersiniz?

ADNAN OKTAR: Çok güzel sanatçı bir annesin. Güzel yoldasın, hayır yoldasın. O küçük çocuğa da yardımcı oluyorsun, şifasına vesile oluyorsun, oradan sevap kazanıyorsun. Kızın zor durumda, yardıma ihtiyacı var. Ona yardımcı oluyorsun. Sanatla, estetikle etrafını güzelleştiriyorsun. Her yönde makbul ve temiz bir insansın. Allah Kuran’ı tam yaşamanı sana nasip etsin. Hayır yolda devam etmeni Allah sana nasip etsin.

VTR: Ben Ebru, cam sanatçısıyım. Kendi atölyemde bir dükkanım var birlikte yürüttüğüm. Fakat Türkiye’de görüyorum ki insanlar sanata pek destek vermiyor. Sanatı çok iyi anlayamıyorlar. O da şöyle: Yapılan ürünlerin, yapılan eserlerin sanki Çin’den, yurt dışından gelmiş veya endüstriyel bir ürünmüş gibi davranıp sanat eseri olduğunu algılamadan bununla ilgili farklı yorumlar yapıyorlar. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Sanat demek sevgi demektir, sevgi demek sanat demektir. Sanat yoksa zaten sevgi de yoktur, güzellik de yoktur, estetik de yoktur, hayatın anlamı da yoktur. Sanat hayatın kendisidir. Allah’ın kanunudur, en güzel kanunudur. Sevgi ve sanat iç içedir. Mesela Allah insanı sanatla yaratır. Çocukları sanatla, kelebekleri, kuşları, böcekleri, çiçekleri, hepsini sanatla yaratır. Bir renk cümbüşü vardır. Renk uyumu vardır, mükemmellik vardır. Estetik vardır, altın oran vardır. En muhteşem gerçek sanatçı Allah’tır. Sanatçıları yaratan da Allah’tır, sanatçının sanatını yaratan da Allah’tır. Dünyadaki gerçek tek sanatçı Allah’tır. Sanatıyla dünyayı güzelleştirir, hayatı güzelleştirir. Sevmeyi ve sevilmeyi öğretir. Ruhumuzu da sanatla yaratmıştır. Ruhumuzu sevgiyle donatmıştır. Sevmeyi öğretmiştir ruhumuza. Aklımızı sanatla yaratmıştır. Bedenimizi sanatla yaratmıştır. Her yerde sanat vardır, Allah’ın sanatı vardır. Dolayısıyla Türkiye’de sanata tabii o kadar önem verilmemesinin nedeni Darwinist, materyalist eğitimdir. Darwinist, materyalist eğitim insanların hayatını adeta gayesiz görmelerine sebep oluyor. Çünkü sen solucandan oldu n atan solucandır, solucan gibi ölüp yok olup gideceksin dersen adamı ne sanat ilgilendirir ne kalite ilgilendirir ne de yaşamak ilgilendirir. Sadece ölmeyi öldürmeyi istiyor o zaman bazı insanlar. Hayatı bu şekilde mahveden sisteme karşı akılcı, imani, Kurani yoğun faaliyet gerekiyor. Evet.

VTR: Bir şey soracağım Hocamız’ın değişik kitapları var faklı konularda. Bunlara bakıyorum merak ettiğim şey Hocamız’ın bu konuların ilmini nereden yakalayabildiği yani çok değişik konulara dönüyor. Hocamız çok aktif, televizyon programı oluyor, bir sürü konuşmaları oluyor ama bu kitapların ilmini nereden bulduğunu bunları nasıl nerede yazabildiğini çok merak ediyorum. Hocamız’dan rica ediyorum acaba bununla ilgili bana cevap verebilir mi?

ADNAN OKTAR: Benim her konuşmam zaten kayda alınıyor. Benim konuşmalarımdan istifade edilerek kitaplar hazırlanıyor. Herhangi bir konu olduğunda arşivlenen konuşmalar alındığında yazıya çevrilmiş olduğu için hazır olduğu için ilgili bilgiler de bana ham bilgi olarak geldiğinde ikisini birleştirtiyorum redaktöre veriyoruz tabii ve düz yazı haline geliyor. Yani bütün yazılarla tek tek harf harf ben uğraşmam redaktörlerle bağlantı kurup bu meseleleri hallederiz. Ama mesela farz edelim paleontolojik deliller ben bunların fotoğraflarının hepsini istetirim getirttiririm, resimlerini çektirtiyorum resimlere bakıyorum. Bunların hepsini mesela atlasa koydurtuyorum. Bilimsel açıklamaları da tercüme ettirip getirttiriyorum bunları da bu kısımlara bu şekilde yerleştirirsiniz diyorum. Kısaca da yorumluyorum kısa kısa yorumlar. Daha önceki yazılarımdan da yorumlar alıyorlar birleştirerek kitap oluşmuş oluyor. Bizden ayrılan kişiler vardı işte çok ayrılan oldu. Bize çok gelen olur çok da giden olur arkadaşlık grubumuzdan “ya” dedi “kitapları ben yazdım.” İyi mübarek tamam Allah razı olsun eline sağlık yazdıysan. Peki ayrılmış beş sene olmuş bir tane daha niye yazmıyorsun? Değil mi? Bak üç yüz tane kitap var bir tane daha yaz. Yahut birkaç sayfa yaz. İstifade edelim internete koy birkaç sayfa. Sıfır, o zaman o kitapları sen yazmıyorsun. O kitapları yazan Allah. Bizi vesile ediyor. Bütün kitapları yazan Allah’tır. Ben üç yüz kitabı benim yazamayacağım belli bir mucizedir bu. Allah yazar. Bizleri vesile eder. Evet.

VTR: Ben Bahadır Tatlı. Adnan Bey’e bir soru sormak istiyorum. Kıbrıs halkıyla görüşmeyi düşünür mü veya buraya herhangi bir yatırım yapma veya buluşmayı düşünür mü Kıbrıs halkıyla?

ADNAN OKTAR: Şeyhimizi görmeye gidebilirim. Dünya tatlısını. Çünkü o bizim alıştığımız, bildiğimiz insanlardan birisi değil. Şeyhimiz çağırırsa gideriz. İnşaAllah. Kıbrıs halkı da güzel insanlar, Kıbrıs güzel yer. Oradan bir karış bile toprak vermeyiz. Onun koruyucusu Allah’tır. Kıbrıs’ı muhafaza eden Allah’tır. Kıbrıs’ı bize hediye eden de Allah’tır. Ne güzel Akdeniz’de kocaman bir ada. Ve bize ait çok büyük bir nimet. Ve güzel insanlardan oluşmuş, güzel iklimi olan güzel bir yer. Oranın manevi sultanı da Şeyhimiz Sultanımız Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleridir. Manevi bekçidir, insan olarak vesile olan manevi bekçidir. Öyle insanlar vefatından sonra da hizmet ederler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Raif Yıldırım, Kıbrıs’tan. Çok merak ediyorum bunca güzel bayanı nereden buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bütün güzellikler Allah’a aittir. Mesela çocuklar çok güzeldir Allah yaratır. Kadınlar çok güzeldir Allah yaratır. Buraya gelme; Allah diyor ki “Dünyanın neresinde olursanız olun” diyor şeytandan Allah’a sığınırım kuzey kutbunda da olsanız “Müminseniz sizi bir araya getiririm” diyor Allah. Hakikaten kimi Almanya’dan geldi, kimi Danimarka’dan, kimi Norveç’ten, kimi Güneydoğu’dan. Her yerden geliyor bu insanlar. Allah bir araya getirir. Allah’ın gücünü insanlar tahmin etmiyorlar. Beynimizde bir görüntü olarak Allah bunu yaratıyor. Biz onu zahirde zannediyoruz ama bizim beynimizin içinde yaratılan Allah’ın tecellileri ve görüntüleridir. O görüntüleri sevdiren de Allah’tır. Karşılıklı sevgi oluşturan da Allah’tır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey’in kitapları Kıbrıs’a geliyor Adnan bey Kıbrıs’a gelmeyi düşünüyor mü?

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şeyhimiz Sultanımız çağırırsa gideriz. Daha önce dünyalar güzelim benim dedi ki “Kıbrıs’a Adnan’ın gelmesine gerek yok” dedi. “Ben onunla zaten görüşüyorum o da benimle görüşüyor” dedi. “Biz onunla görüştüğümüz için bedenen gelmesine gerek yok” dedi. Çok büyük bir söz söyledi aslında. Güzel bir söz söyledi. Sözü doğru ama çağırırsa gideriz. İnşaAllah. Evet.

VTR: Merhaba Hocam sizi çok severek seyrediyoruz bir sorum olacaktı. Mehdi (as)’ın metafizik özellikleri olacak mıdır? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Mehdi (as) Allah’ın garip bir kulu. Allah’ın mazlum bir kuldur. Bütün güç kuvvet Allah’a aittir. Mehdi (as)’nin müstakil ilahi bir gücü yoktur. Onu Allah seçmiş, daha dünya yaratılmadan seçmiş. Tevrat’ta da geçiyor bu, dört bin yıllık Tevrat’ta geçiyor, Moşiyah olarak geçiyor. “Daha ilk kainat yaratılmadan Moşiyah’ın ismi yaratıldı” diyor. Moşiyah’ın ismi yani Moşiyah yaratıldı. “Sonra da adn cenneti yaratıldı” diyor. “Adn cenneti ve Moşiyah ve Tevrat yaratıldı” diyor. Buradan da insanlar açıkça anlıyor ki bütün güç kuvvet sadece Allah’a aittir. Dolayısıyla tabii ki Mehdi (as)’ye Allah metafizik güç vermese bir gücü olmaz deccaliyete karşı. Nasıl deccaliyetin metafizik gücü varsa Mehdi (as)’nin de metafizik gücü vardır. Yani Allah’ın yarattığı metafizik gücü, şahsının değil bak Allah’ın yarattığı metafizik gücü vardır. Mesela gökte iki uçlu kuyruklu yıldızı kimse yaratamaz. Peygamberimiz (sav) bildiriyor aynısıyla oluyor. Bu Mehdi (as)’nin kerameti Peygamberimiz (sav)’in de mucizesidir bu. Olağanüstü, yirmi bin yıl önce bile yok. İki uçlu kuyruklu yıldız ilk defa çıkıyor. Mehdi (as) devrinde bir kere çıkıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Neden bu kadar ünlü olma çabanız var?

ADNAN OKTAR: Allah ayette Peygamberimiz (sav)’e diyor ki “Sen bilinmez tanınmaz bir kişiydin. Seni Ben ünlü yaptım” diyor Allah “şöhret sahibi yaptım. Fakirdin seni zengin ettim. Delalet içindeydin sana hidayet verdim” diyor. Şöhreti Allah yapar. Allah o gücü sağlar. Deccaliyet güya beni aleyhte propagandayla etkisiz hale getirecekti. Mehdi (as) yolunda talebe olduğum için her Mehdi (as) talebesini deccaliyet güçlendirir. Elinde değildir. Nasıl Bediüzzaman’ı meşhur ettiler? Deccaliyet meşhur etti. Bilinmiyordu hiç bilinmez bir insandı. Bütün gücüyle tanıttılar. Resulullah (sav) tanınıyor muydu? Bilinmiyordu Ebu-l Kasım’ın yetimi diye biliniyordu bütün müşrikler falan her yerde meşhur ettiler Peygamberimiz (sav)’i. Ve müminleri de meşhur ettiler. Dolayısıyla meşhur eden Allah’tır. İslam’ın menfaati için, İslam’ın dinin yayılması için meşhur eder. İnsanları dikkatini celp eder böylece kitaplara insanlar dikkat eder, eğilir, merak eder, tahkik eder ve imanın urunun güzelliğine gark olurlar.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Danimarka’dan Erhan kardeşimiz sormuş.

VTR: Danimarka’dan Erhan. Selam Adnan Bey. Daha önce cennete az kişinin gireceğini söylemiştiniz. Bu konuyu biraz daha açıklayabilir misiniz? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Gerçek insan azdır. Ölü çoktur dünyada. Ölü çok fazla vardır. İmtihan olması için ölü çok yaratılır. İnsanlar da ölülerin çoğunu hepsini hemen hemen diri zannettikleri için onlarla kendilerini kıyaslayarak bazen gaflete düşerler. Mesela Allah’ı inkar edenleri görür, dini yaşamayan, namazını kılmayanları görür “ben de kılmasam ne olur? Çok fazla yapan var hep birlikte yapmıyoruz” mantığına gidebilir. Ama Allah’ın ruhunu taşıyan anlar ki özel bir görüntü gösteriliyor o görüntülerden etkilenmez. “Halkın çoğuna uyarsan” diyor Allah ayette “seni delalete düşürürler” diyor. Bu ne demek? Ölülere uyarsan mahvolursun. Dirilere uyacaksın. Diriler de Kuran’ı anlar, Allah’ı sever ve Allah’a yakın olurlar. Ve sayıları azdır tabii. Evet bütün selam verenlere aleykümselam diyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben Danimarka’dan Filiz. Bir sorum olacaktı size. Sizin kitaplarınız, anlatımlarınız çok etkili sizi tanımak isteyen insanlar da sizin adınızı kullanmadan sizin fikirlerinizle konuşuyorlar bazı kişiler bazı yerlerde bunun için ne söyleyeceksiniz?

ADNAN OKTAR: Mühim olan İslam’a hizmet ediyor olmaları. Hakikaten benim fikrimi olduğu gibi alıyor, yazımın tamamını alıyor altına imzasını atıyor. Zaten onun zekasını aklını insanlar bilir, o yazının ona ait olmayacağını da bilirler hemen anlaşılır o ve topluma da kendince çirkin bir hakarette bulunmuş oluyor yani. Onların zekasıyla alay ettiğini zannediyor. Öyle aklınız zayıf ki diyor bak bu yazıyı beni yazdığımı zannedecek kadar aklınız zayıf diyor. Dolayısıyla her bakan onun akılsızlığını görür acır ama o yazıdan da istifade eder. O konuda bir sorun çıkmaz. Ama iyi niyetle yapanları tenzih ediyorum. Her halükarda küçük düşürücü olur. Yapan için. Evet.

VTR: İnsanlar birbirine güvenmiyor bunun sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: Çünkü Allah’tan korkmayan insan pervasız oluyor, münasebetsiz deli tıynetli olur, çıkarıyla çatıştığı zaman vahşileşir, çirkefleşir, gözü döner, kendi egoist pis çıkarları için alçakça planlar yapar. Pis ataklar yapar. Karşı tarafı huzursuz etmek ister, yalan söyler, oyun oynar, komplo yapar. Bütün aklı fikri kendi çıkarı, kendi nefsani aşağılık istekleridir onu elde edinceye kadar kahpece eylemler yapar. O da Müslümanları aklı başında insanları tabii ki rahatsız eder o yüzden de insanlar bu tip insanlara güvenmezler. Ama müminse, muttakiyse, temiz, iyi niyetliyse, samimiyse güvenir öyle bir şey olmaz. Samimi bir insan, dürüst bir insana Allah güven duygusu verir. Ama ahlaksız alçak bir insanda pis bir elektrik olur yani bir iblis gibi, bir şeytan gibi onun pis bir kokusu pis bir elektriği olur Allah onu müminlere hissettirir. Yani elli kilometreden bile anlarsın. O bir altıncı histir işte bu bir mucizedir. Bu anlaşılır müminler tarafından anlaşılır. Evet.

VTR: Parfüm kokusunun etkileyici bir özelliği var mıdır?

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Mümin temiz güzel kokar. Gelenekçi Ortodoks Müslümanda mesela bu temizliğe dikkat etmiyor bir kısmı mesela kadınlara parfüm kullandırtmıyorlar. Kadınların çoğu ter kokuyor yazık üst üstede giyindikleri için, saçları da sürekli kapalı olduğu için bakteri ve mantar ürüyor, vücutları da sürekli kapalı olduğu için ve parfüm kullanmadıkları için ve nadir yıkandıkları için kötü bir koku vücutlarına hakim oluyor. Şirkin insanlara verdiği bir bela. Allah diyor ya “Müşrikler ancak bir pisliktir” yani bu şirke bir şekilde insan bulaşırsa onun üstüne bir pislik ve kir geleceğini Allah işaret ediyor. Evet.

VTR: Bir kadına uzun saç mı daha çok yakışır uzun saç mı?

ADNAN OKTAR: Tabii genellikle klasik olarak uzun saç güzel olur kadında. Ama çok çok güzelse kısa da da o kadar fark etmez. Ama her halükarda tabii kadına uzun saç yakışır.

VTR: Merhaba ben Samet. Film izlemek saçmalık mıdır acaba?

ADNAN OKTAR: Faydalı, kaliteli, iç açıcı filmler izlemek lazım. Yani böyle basitliği ifade eden, adiliği, karaktersizliği ifade eden, avami aşağılık üslubu ifade eden, kavgalar, çirkin komploları anlatan filmler insan ruhunu karartır olumsuz etki yapar. Kötü örnek olur. Ben etkilenmem dese bile şahsın bilinçaltında, kalbinde bir kararmaya sebep olabilir. Evet.

VTR:  Fotoğraf çekilmek isteyen herkes sizin yanınıza gelebiliyor mu?

ADNAN OKTAR: Tabii. Ben çarşıya çıktığımda, dışarı çıktığımda şu ana kadar ne az binin üstünde kişi resim çektirmiştir. Severek iftiharla yanıma gelebilirler. Ben herkesi çok seviyorum resim çektirmek isteyen insan zaten sevdiği için resim çektirmek ister. Onur duyarım resim çektirenleri de şefkatle saygıyla değerlendiriyorum. Onları dost olarak görüyorum. Tabii ki her zaman gelebilirler.

VTR: Hiç imza günü düzenlemeyi düşündünüz mü?

ADNAN OKTAR: İmza günü olur da nasıl olur? Çok özen gösterilmesi gerekiyor. Çünkü dünyada bin bir türlü insan var. Psikopatı var, densizi var, cahili var, akılsızı var. Ne yapacağı belli olmayan tipler oluyor. Şimdi onun için özel güvenlik önlemi alınması gerekiyor. İyi niyetli insanlar için o sıkıcı bir görüntü verebilir. Çünkü bilmiyoruz adamın ne yapacağını sürpriz insanlar olabilir. Akıl hastası olabilir, dengesiz olabilir, haplı olabilir. Gerçi imza günleri düzenliyor yazarlar falan ama çok ünlü tanınan kişiler için bence riskli olabilir. Çünkü patavatsız, münasebetsiz, cahil olan cesur olur. Mesela iki kuruşluk alıyla çok densizce fikir akıl vermeye kalkıyor. Doktor oluyor doçent, profesör adam mesela mide hastalıklarıyla ilgili uzman adam ona mide hastalıklarıyla ilgili akıl veriyor. Mesela diyor kitabınızda şöyle yazmışsınız ama havuç haşlama iyi gelir aslında diyor meyan köküyle beraber diyor. Tam tipik dangalak yani çok kızdırıcı bir şey bu. Bayağı da ağzından köpükler saçarak anlatıyor heyecanla. Onun orada densizliğini ona anlatmak çok zor. Cahil insanla muhatap olmak güçtür. Ama nadir rastlarsın ama olabilir. Onun için imza günü o kadar güvenli bir yol değil. Ama olabilir hiç olmaz değil seçerek dikkatli olarak yapılabilir.

VTR: Benim adım Oktay. Kardeşiniz var mı? Varsa kaç kardeşsiniz?

ADNAN OKTAR: Bir tane ağabeyim var başka kardeşim yok.

VTR: Merhaba benim adım Gökmen. Hangi ülkeleri gezdiniz?

ADNAN OKTAR: Hangi ülkeleri gezdim? Türkiye dışına çıkmadım ben. Ama şehir olarak Tokat Turhal, Amasya, Çorum, Merzifon. Yakın şehirlere birkaç kere gittim. Genellikle İstanbul’u pek terk etmem ben. Evet.

VTR: Merhaba ben İrem. Hiç aşık oldunuz mu?

ADNAN OKTAR: Aşıklar oldunuz mu denebilir. Çok tabii ben çok sık aşık olurum benim aşkım da sabittir. Ben ölünceye kadar severim. Sevdim mi hiçbir şekilde de aklımdan çıkmaz. Allah’ın tecellisini asla unutmam. Aşk öyle olur. Sonsuza kadar severim. Cennette sonsuza kadar ahiretliğim olduğuna inanarak severim. Mesela Beril nasıl sevilmez? Tabii ki tutkuyla seviyorum. Sonsuza kadar severim. Hepsini bütün arkadaşlarımı, bütün kız arkadaşlarımı hepsini çok seviyorum. Hepsine aşığım onların da hepsi bana aşık. Ben onlara tutkuyla bağlıyım onlar bana tutkuyla bağlı. Bu Allah’ın tecellisi olarak sevginin verdiği yüksek hazdır. Yüksek sevgi şeklidir buna aşk denir. Evet.

VTR: Hiç umutsuzluğa kapıldınız mı?

ADNAN OKTAR: Umutsuzluğa kapılmak haram olur. Bir mantığı da olmaz. Beni mesela tımarhaneye götürdüler hiç bayağı neşeliydim. Oktar da gelmiş görmüştü bayağı keyfim yerindeydi.

OKTAR BABUNA: Herkesi siz neşelendirmiştiniz.

ADNAN OKTAR: Benim avukat iptal olmuştu. Gözleri doluyordu, ben onu şevklendiriyordum. Annemin eli yüzü bembeyaz oluyordu, geliyordu böyle elinde portakal, limon falan bir şeyler oluyordu, deliler gelip kapışıyorlardı bir anda annem acayip panik oluyordu. Ben hiç gayet normal karşılıyordum. Tımarhanede de delilerin olduğu koğuşa koydular. Hiç yani umutsuzluk değil bilakis çok heyecanlandım, şevklendim, imtihan olduğumu bildiğim için. Evet.

VTR: Eğitim sistemiyle ilgili ben aslında Türkiye Cumhuriyeti’nde sorunların çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bununla ilgili de benim düşüncem şu; eğitim sisteminde çocukların çok fazla deneyimlemeden sadece ezber yöntemiyle öğrenmesine sebep oluyorlar. Bu da çocukların ileriki yaşamında özellikle 0-5 yaş arasındaki anaokulu ve oyun okulları vesaire gibi yerlerde, çocukların aslında hayatı deneyimlemeden, oyun oynamadan başlamasına sebep oluyor. Benim fikrimce de bu biraz daha profesyonellerden destek alınarak, okulların bu programları tekrar gözden geçirerek, çocukların özellikle oyun gruplarıyla ilgili değerlendirmelerini gözden geçirmeleri gerekiyor. İlkokul, ortaokul ve lise çağlarını düşündüğümüz zaman da çocuklara ezber yönteminin dışında kesinlikle uygulamalı, uygulayarak her şeyi uygulama şansı vererek eğitim sistemine destek olunabileceğini düşünüyorum. 

ADNAN OKTAR: Güzel konuştu bu güzel hanım doğru söylüyor ama çocukları oyunda bile disipline ediyorlar. ‘Ali Ercan dört numara sen şuraya geç’, ‘Fazıl sekiz numara sen şuraya geç’ çocuklar hepsi hazır olda ‘hadi bakalım oyun başlıyor’ diyor. Yani askeri nizam içerisinde böyle oyun mu olur? Çocuklar dehşete kapılıyorlar. Her şey askeri nizam gibi böyle, sınıfa girişleri askeri nizam, çıkışları askeri nizam, zil çalıyor çocuklar çıkıyorlar, zil çalıyor giriyor böyle bir hayat olmaz. Çocuklarda en acil ihtiyaç, en yüksek ihtiyaç sevgidir. Yani yüksek bir sevgi ve şefkattir. Sevgi ve şefkat olduktan sonra her şeyi sevecen bir ortamda ona anlatırsın ve çok iyi öğrenir. Sevgi olmadan çocuğa bir şey öğrettiğinde onun kafası onu bir türlü almaz. Alsa da kafasından geri atılır o, kavrayamaz çocuk onu sadece stres yapar ve sıkılır. Derin bir sevgi, derin bir şefkat, koruma hissi ve çocuğun ruhunu sıkmayan bir ortam olması gerekiyor. Ve çocuk neden öğrendiğini iyi bilmesi gerekiyor. O öğrendiği bilginin ona ne fayda vereceğini kavradığında, onu coşkuyla aç bir ruhla alır. Yani doyuma ulaşarak alır. Öbür türlü bela gibi görür. Oyun bile çocuğa dert gibi sunulursa olmaz. “Hadi spor saati” diyor, çocuğun eli ayağı boşalıyor. “Hadi ayakkabılarınızı giyinin, eşofmanlarınızı giyinin” diyor. Çocuklar hazır ola geçiyorlar. Teftiş ediliyor çocuklar. Hadi bir iki, bir iki diyor ayakla saydırmaya başlıyorlar. Bu çok sıkıcı, böyle olmaz. Ruhlarındaki hürriyeti bütün coşkusuyla açmak gerekiyor ve sevgiyi onlara pınar gibi akıtmak lazım. O zaman çok sıhhatli olur çocuklar.

Kedi çok büyük bir olay aslında. Dünya kediyi bir fark ederse çok büyük olay olacak.

Evet Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sema Hanım bir soru sormuş.

VTR: Adım Sema. 18 yaşı milletvekilliğine uygun buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Niye? Bayağı zeki, böyle güzel genç kızlar var, delikanlılar var. Biraz tabii zorlanabilirler bazen gençler. Yani 18 yaş ama denenebilir. Niçin olmasın? Çünkü bir topluluk meclis nihayet tek başına karar verecek değil. Çok güzel neticeler olabilir. Mesela bir genç kız, çok gösterişli, zeki bir genç kız duyguları yüksek oluyor, merhameti yüksek oluyor, ruhu kararmamış oluyor. Taze ve saf, temiz bir ruhla dolu oluyor. Çok güzel olur. Olmaz diye bir şey yok. İleri yaşlarda insanlar bazen katılaşır ama o körpe bir ruh olmuş oluyor, iyi o.

VTR: Ramazan çadırlarıyla ilgili birkaç sefer ben de ziyaret ettim. Oruçlarımızı açtık. Bu esnada gerçekten ihtiyacı olan insanların, oruç tutan insanların kullanmadığını orada gördüm. Blokasyon olarak bazı insanların bu çadırları erken saatte gelip tutulduğunu gerçekten oruç tutan insanlara da engel olduğunu görüyorum. Bunlar biraz daha revizyon edilebilir mi?

ADNAN OKTAR: Öyle değil de onunla pek baş olmaz. Fakat çadır sayısı artırılabilir. Yani genişletilebilir. Yemek yemeyen hiç kimse almaz. Belli ki bir kısım kardeşlerimiz yemek yiyemiyor, dışarıda kalıyorlar. Bu çok acı bir olay. Orada yedek çadırlar olması lazım, yedek yemek sistemleri olması lazım. Süratle yeni masalar açılması lazım. Yani yedek masalar, yedek yiyecek gayet kolay elde edilebilir. Mesela caddede veriliyor yahut sokak, meydanda veriliyor yan sokaklara doğru kaydırılabilir o. Dışarıda yemek yemeyen hiç kimsenin kalmaması lazım.

VTR: Adnan Hoca’nın kanalında ramazanda Cuma günleri daha böyle dini bilgiler eskiden yaptığı gibi yapabilirse A9’un hem izlenme oranı daha fazla artar, daha da milleti doldurur ilerlemiş olur. Dini konulara öncelik verirse daha iyi seyredileceğini, daha ileri gideceğini tahmin ediyorum.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Tabii. Dini konu derken helaller haramlar onları mı kastediyor acaba yoksa iman hakikatleri, Kuran mucizeleri mi? Yoksa hepsi mi?

OKTAR BABUNA: Hepsi Allahualem.

ADNAN OKTAR: Hepsi evet. Zaten bizim simamız yeter, nazarımız yeter, samimiyetimiz yeter. İnsanlar samimi Müslüman görmek istiyor sadece. Müslümanlık bilinmiyor değil. Herkes Allah’ın farkında, herkes Müslümanlığın farkında. Helaller haramlar karmakarışık değil. Domuz eti yemeyeceksin, şarap içmeyeceksin, zina etmeyeceksin, adam öldürmeyeceksin, hırsızlık yapmayacaksın, Allah adına kesilmemiş yiyecekleri yemeyeceksin, kumar oynamayacaksın, ölü eti yani leş yemeyeceksin o kadar. Yani din, İslam anlaşılmayacak gibi değil. Namazlarını kılacaksın ve Allah’ı çok seveceksin. Karmaşık değil. Onun dışında bütün sorun samimi Müslümandadır. Adam bir çıkıyor sanki cennetten gelmiş, cennetin kralı gibi. Yani üst perdeden, halkı böyle aşağılayarak, Arapça bilmediğini bilerek, idğamlı, galgaleli, şeddeli konuşmalarla Arapçayla insanlara bir şeyler anlatıyor ve çokbilmiş bir üslupla “Ben cennetin ustasıyım, cennetin çok iyi bilen bir elemanıyım sizi aydınlatıyorum. Siz batacaksınız, mahvolacaksınız ben size orada yol gösteriyorum” mantığındalar. Öyle değil. Samimi Müslümana insanlar alışık değil. Yani nadir oluyor. Samimi dini anlatana pek müştak değil insanlar. Bizde görüyor ben mesela enaniyet yapmıyorum, poz yapmıyorum. Diyorum, “Ben cahil bir insanım, bilgisizim, halktan bir insanım, benim bir vasfım yok. Cennete de girebilirim, cehenneme de girebilirim. Evliya değilim” diyorum. Adam bunu diyebiliyor mu? Diyemiyor. Mesela bir tarikat şeyhi çıkıp “Ben cennete de gidebilirim, cehenneme de gidebilirim” diyemiyor. Cennetlik olduğunu anlatıyor, vurguluyor, hissettiriyor. Bazıları için söylüyorum. Ve üst perdeden konuşuyor. Yani böyle ilahi bir varlıkmış gibi sanki bir peygamber gibi konuşuyor. Müslüman mütevazi olacak. Allah’tan korkacak. Mazlum, herhangi bir insan olduğunu hissettirecek. Ve gerçekten inandığını göstermesi lazım. Yoksa anlat anlat televizyona çıkarıyorlar o dedeleri. Mesela bir yaşlı şeker bir dede var “Bir kadının suali var. Çeşmenin kenarında kül birikmiş efendim o külü suyun içine karıştırmak mahsurlu olur mu, olmaz mı? Bir bakmak lazım yani” diyor. Ya kardeşim ne kafa ütülüyorsun Allah aşkına? Yapma etme. Mesele bu mu? İpsiz sapsız, abuk sabuk anlaşılmıyor da ne dediği. Çok acı bu. Ortalık kan gövdeyi götürüyor. Suriye’de Müslümanlar şehit ediliyor tek kelime konuşmuyor. Irak’ta Müslümanlar kitle halinde şehit ediliyor tek kelime konuşmuyor. PKK her gün katliam yapıyor onunla da ilgili tek kelime konuşmuyor. Darwinist, materyalist sistem mahvediyor gençliği onları da söylemiyor. İnsanların iman hakikatlerine, Kuran mucizelerine ihtiyacı var onları da anlatmıyor. Abuk sucuk, ipsiz sapsız laflar ediyor. “Darladan yaban domuzu geçmiş efendim şimdi ben onun üstüne basabilir miyim basamaz mıyım?” diyor. Bırak münasebetsizliği Allah aşkına, inanılır gibi değil. Ama amcamız muhterem doğru söylüyor fakat bizim simamız yeter, nazarımız yeter, samimiyetimiz sevgimiz yeter. İnsan samimi Müslüman arıyor başka bir şey yok. Eğer istifade etmek istiyorsa o yeter. Yoksa fıkhi bilgiyi açar internetten her şeyi öğrenebilir. Benim gibi cahil bir insanın bilgisine mi ihtiyacı var insanların. Bilinmeyen ne var ayrıca, neyi bilmiyorlar? Oruç farz. Kim bilmiyor ki? Namaz farz. Kim bilmiyor? Zina haramdır, içki haramdır, uyuşturucu haramdır herkes bilir bilmeyecek bir şey yok. Ben bunu söylesem de söylemesem de su gibi bilinen gerçekler bunlar.

VTR: Kendisine çok güvendiğim kişiler çıkarları söz konusu olduğunda gerçek yüzlerini gösterebiliyorlar. Sizce kime güveneyim?

ADNAN OKTAR: İşte imtihanın güzelliği orada. “Dünyada” diyorlar “niye bu acılar var, niye sıkıntılar var, niye belalar var?” ama bu çok hayati bir güzellik. Mesela bak samimi insan zorda kalınca belli oluyor. Mesela iyilik yapıyorsun gayet neşeli güzel. Ama çıkarı kesildiğinde vahşileşip, hayvanlaşıp saldırganlaşmaya çalışıyor. Bu çok korkunç. İşte onun için Müslümanlar hep samimi Müslüman ararlar. Bak arkadaşın aradığı samimi Müslüman. Mesela ben, dediler ki “Sen arkadaş tebliğine devam edersen seni hapsederiz” “edin” dedim girdik hapse, yattık çıktık. “Seni tımarhaneden çıkartmam” dedi o zaman başhekim “ömür boyu yatarsın” “çıkartmazsan çıkartma” dedim “devam edeceğim” dedim baş eğmedim. Mesela cezaevindeyken oraya bir avukat geldi. “Avukat görüşmesine seni çağırıyorlar” dediler ben de kendi avukatım geldi zannettim bir adammış tanımıyorum. “Ya” dedi “ben senin avukatın olmak istiyorum ama ücret talep etmiyorum” dedi “seni buradan çıkartmak istiyorum ben” dedi. “Allah razı olsun” dedim “inşaAllah olur” “Yalnız senden” dedi “biraz ricalarım var” dedi “bazı isteklerim var, anlatacaklarım var” “Buyur” dedim “Ya kafanı dikiyorsun sen” dedi “mahkemede böyle duruyorsun” dedi “böyle olmaz” dedi “başını öne eğmen lazım” dedi. Anladık ki adamda bir anormallik var “Ayrıca” dedi “elini önüne bağlaman lazım” dedi. İki elimi önüme bağlayacakmışım şöyle. “Başını öne eğeceksin” dedi. “Öyle olursa” dedi “hakim bunu görürse seni bırakırlar” dedi “sen öyle bakınca kızıyorlar” dedi. Ama hakikaten her gittiğimde savcı bana ayağımdan tepeme kadar tepemden ayağıma kadar bakıyordu. Böyle elini çenesinin altına koyuyordu kürsüde iki elini çenesinin altına koyuyordu kürsüde bana bakıyordu ama bayağı bunalıyordu hissediyordum. Başımı bütün fotoğraflarımda görülür bu dimdikti. Normalin çok çok üstünde dikiyordum ta şöyle yapıyordum bu şekilde duruyordum. Her geldiğimde bakıyorlardı “Sanığın” diyor “mahkemedeki durumu da” diyor “esas alınarak tahliyesinin reddine, mahkemenin şu güne” her geldiğimde istisnasız. Hiç konuşma olmuyordu bana bakıyorlardı gönderiyorlardı, bakıyorlardı gönderiyorlardı. Baktılar olacak gibi değil en sonunda bıraktılar. Hakim o zaman beyaz saçlı çok efendi birisiydi benim avukatı çağırmış ünlü avukat oldu sonra o. O zaman da ünlüydü. “Ya oğlum” demiş “siz sürekli tahliye istiyorsunuz da bu politik bir mahkeme” demiş “sizin bildiğiniz gibi değil olay” demiş “bırakmam mümkün değil” demiş “ben biliyorum bir şey olmadığını ama bırakamam” demiş “onun için benden hiç tahliye istemeyin” demiş. “Usulen isteyin ama bırakmayacağım” demiş özetle. Bana söyledi o zaman Mahmut Hoca’yı falan da tutuklamayı düşünüyorlardı. “Ya” dedim “şimdi dindarlardan birkaç kişinin tutuklanması gerekiyorsa Mahmut Hoca yaşlı insan” dedim “o cezaevine dayanamaz” dedim “beni tutuklasınlar” dedim “siz söyleyin” dedim “ben yatarım” dedim “bana bir şey olmaz ama Mahmut Hoca’ya bir şey yapmasınlar” dedim “yaşlı başlı insan yakışık almaz” dedim. Çünkü o zaman bu 28 Şubat kafası hakimdi. Bir kafa almak istiyorlardı “Ben yatarım” dedim. Gönüllü olarak yattık o zamanlar. O hakikaten de dinginleşti o zamanlar sakinlik meydana geldi. Sonra bir kere daha oldu biliyorsunuz. Bana etki etmez. Biz nerede olsa yatarız evde de yatarız, hapishanede de yatarız, tımarhanede de yatarız yeter ki bize bir yatak olsun.

Evet, dinliyorum.

VTR: İyi bir yere gelmemiz için ne yapmamız lazım?

ADNAN OKTAR: Bir tane yol var samimi olacaksın. Bak insanların bilmediği bir şey var. Dünyada gizli bir kanun vardır sır olarak söylüyorum. Allah o kanunu sürekli uygular. Sadece samimi insanlara uygulanan bir Allah’ın pozitif kanunu vardır. Israrla samimi olan dünya hakimi olur. Hiç şaşırmaz. Hatta masonlar da onları kullanırlar o ayeti “Üzülüp tasalanmayın. Ümitsizliğe kapılmayın, ümitvar olun. Eğer inanıyorsanız samimiyseniz mutlaka galip gelirsiniz” diyor Allah. Mümkün değil mağlup olmaz, o sırrı anlamaya çalışsınlar. O zaman dünyadaki esir Allah’ın izniyle onun esiri olur emrine girer. Her şey bütün madde onun emrine girer bütün dünya her şey. Sürekli olarak pozitif olarak madde emrinde olur. Öbür türlü madde boğar onu zannettiği gibi olmaz.

Evet, dinliyorum. 

VTR: Bir insanın en güzel çağı hangi yaşındadır?

ADNAN OKTAR: En güzel çağı iman ettiği çağ yaş. Ne zaman Allah’ı en çok severse o yaşı en güzel yaşıdır. Ne zamanki imanı zayıftır genç de olsa sürünür. İman ettiği yaş en güzel yaştır. Bir de ruhun yaşı vardır zaten ruh da yaşlanmaz. Ruhta seneler geçer sadece. Ruh 70 katrilyon, 100 katrilyon sene yaşasa daha yeni başlamış oluyor. Sıfır yaşında olmuş olur. Mesela 900 bin katrilyon sene geçmiş oluyor. “Ruh kaç yaşında?” diyorsun sıfır yaşında oluyor yeni doğmuş genç olmuş oluyor daha başlamamış oluyor. Ruhun yaşı olmaz ama beden şekilden şekle girer. Hastalıktan bazen çöker mesela 17-18 yaşında bile çöker uyuşturucudan, yiyeceklerden bir hastalıktan çökebilir. Ama adam 90 yaşındadır ama çakı gibidir. O alakası yok onunla.

VTR: Bir kadını güvende ne hissettirir?

ADNAN OKTAR: Kadınlar haklı olarak korku içinde yaşıyorlar tabii. Her yerden darbe alıyorlar. Birçoğu annesinden, babasından, kardeşinden, sokaktan, erkek arkadaşından, kız arkadaşından dehşet içinde yaşıyorlar. Ancak samimi insana güvenirler. Samimi insanı da Allah ona tanıtır. O onun istemesiyle olmaz. Bir insan kendi yeteneğiyle samimi insanı kavradığını zanneder ama samimi insanın samimi olduğu onun kalbine vahyedilir. Allah vahyeder o zaman inanır. Yoksa kendi gücüyle samimi bir insanı bir insan kavrayamaz öyle bir gücü yoktur insanın. Samimi insanı Allah onun yanına yaklaştırır onun kalbine vahyeder. O zaman onun samimi olduğunu anlar vahiyden dolayı anlar ve ona yanaşır. Allah ona yanaşmasını kalbine ilham eder, güvenmesini ilham eder.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir kadının boyu en fazla ne kadar olmalı?

ADNAN OKTAR: 1.55 de bir kadın için normal 1.70-1.80 de normal 1.50 de normal. Minyon kadın çok güzeldir. Çok şekerdir minyon kadınlar. Boş yere kendilerini üzüyorlar. Minyon kadın çok etkileyici bir varlıktır kızlar onu bilmiyor. Mesela uzun boylu dalyan gibi o da çok etkileyicidir. Orta boy bir kadın da çok güzeldir. Kadının uzunu ortası falan olmaz. Akıllı, derin düşünense, Allah’ı çok seviyorsa her boyda kadın güzel olur.

VTR: Güzel şarkı söylemek mi yoksa güzel dans etmek mi?

ADNAN OKTAR: Güzel şarkı çok hoş tabii ama dans tabii çok heyecan verici bir şey müziğe uygunsa. Ama bazen erkekler kadın gibi oynuyor yakışmıyor. Ben acıyorum onlara. Kadın kıyafetiyle erkek oynatmak da çok çok bana acımasız bir hareket olarak geliyor. Yürek burkucu yani o insanları gereksiz yere mahcup ediyorlar. Kadın kıyafetiyle erkek oynamaz. Böyle bir şey yapmasınlar. Erkek gibi oynaması lazım. Ama güzel ses de yani içli, güzel bir kadın sesi ama o kadının güzel yüzünü de görerek olursa çok çok nefis olur. Bayağı güzel olur. Evet.

VTR: Duygusallık kötü bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Bayağı tehlikeli tabii yani aklı başında konuşamazsın, aklı başında düşünemezsin. İntihara kadar götürebilir Allah esirgesin. Cinayete sebep olabilir duygusallık, boş vermişliğe sebep olur, aklı gider, dengesizleşebilir. Yani her yönden riskli. Daima akılcı olmak lazım. Allah’ı hiç bırakmamak lazım. Duygusallık demek Allah’ı bırakmak demektir. Yani sarhoş gibi bir dünya, melankoli falan çok tehlikelidir. Buna hiç yanaşmasınlar. Gelenekçi Ortodoks hocalar gelenekçiliği teşvik ediyorlar. İşte “Ağlayın, üzülün, kaval sesi dinleyin, böyle hüzün içerisinde yaşayın” yani bir şizofren ruha doğru çekmeye çalışıyorlar insanları. Öyle bir şey yok. Dinamik, canlı, dopdolu bir hayat vardır ve sürekli Allah’la bağlantı halinde zinde bir ruh vardır. Evet.

VTR: Aşk sizin için neyi ifade ediyor?

ADNAN OKTAR: Allah’ı ifade eder. Allah’ın tek isteği vardır; aşktır. Bütün kainatı aşk için yaratmıştır. Tecellilerinde biz onu buluruz. Evet.

VTR: Benim adım Kadir. Sevgi en güzel nasıl anlatılır?

ADNAN OKTAR: Samimiyetle anlatılır. Genç kızlar samimiyetsiz iltifatlardan çok rahatsız olurlar. Bir kadına oradan buradan öğrendiği, romanlardan öğrendiği sözler yahut internetten duyduğu sözlerle yazılar yazanlar oluyor. Kalıplaşmış kelimeler, kalıplaşmış cümleler. İçten ve kalpten olmazsa ve içinde şefkat, saygı, hürmet olmazsa samimiyetsiz bir üslup kadını çok kızdırır. Kadınlar bayağı akıllıdır. Bazı erkekler kendini çok akıllı zannediyor ama kadınlar onları parmağında oynatırlar. Yani kadınların zekasıyla alay ettiklerini zannediyorlar halbuki kendileri alay edilen konumunda oluyorlar, kendilerini küçük düşürüyorlar. Kadın daima -altıncı hissi de güçlü olduğu için- çok iyi anlar. Yani akılsız bir insanı anlar, samimiyetsiz bir insanı da anlar. Evet.

VTR: Bir kadını beğendiğinizde nasıl ifade edersiniz?

ADNAN OKTAR: Kadını beğendiğinde Allah senin yüzüne doğal bir ifade verir samimi, o kadının da kalbine vahyeder. O kadın senin onu sevdiğini anlar, samimi sevdiğini anlar. Ama bu vahiyle olur. Vahyetmesi lazım Allah’ın. Yoksa üç numaralı bakışlar böyle yandan, garip yüz ifadeleri falan bunlarla olmaz. Duruşlar mesela bir adımını ileri atıyor yandan, gözünü kısıyor, hafif dudağını kenara çekiyor. Bayağı eziyet çekiyor. Saatlerce kızcağızın karşısında duruyor. Kız da acayip sıkılıyor tabii. O münasebetsizliğe, akılsızlığına mı yansın kızcağız, adamın densizliğine mi yansın? O da bütün elinden geleni yaptığı halde nasıl etkili olamıyor ona şaşıyor. Kadında aranacak şey akıl, iman ve samimiyettir. Kadın da erkek de akıl, iman ve samimiyeti arar, derinliği arar. O karşılıklı Allah tarafından şahıslara vahyedilir. Eğer pislik bir insansa onu senin kalbine Allah vahyeder. Ondan tiksinirsin, anlarsın ahlaksız olduğunu, kalbini sıkar. Ama dürüst, iyi bir insansa kalbinde ferahlık olur. Ona karşı derin bir tutku duyarsın. Yani müthiş bir haz bütün vücudunu sarar. Allah’ın dilemesiyle olur o yani Allah yaratmadan mümkün değil olmaz. İstediği kadar göbeği baklava gibi olsun, işte omuzları merdane gibi olsun kadını hiç etkilemez. Yani sığırda da vücut var, öyle olmaz. İllaki akıl, derinlik, tutku, samimiyet, güçlü bir Allah korkusu. Kadını en çok etkileyecek budur. Evet.

VTR: Türkiye’de sizce jazz müziğe önem veriliyor mu?

ADNAN OKTAR: Jazz maalesef Türkiye’de çok çok zayıf önem verilmesi, çok çok zayıf. Jazz çok güzel bir müzik türü. Blues çok şahane bir müzik türü ama maalesef az önem veriliyor. Halbuki her yerde jazz olması lazım. Çok zengin bir müzik türü jazz.

Evet dinliyorum.

VTR: Mesafeler aşka engel midir?

ADNAN OKTAR: Yok, öyle bir şey olmaz. Bir kere dünyanın yapısı da ona müsait değil. En uzak yerden bile çok kısa sürede insanlar gelebiliyor, internetten bağlantı oluyor, televizyondan bağlantı oluyor. Mesafe kalmadı zaten ahir zamanda. Mehdiyet çağında Allah mesafeyi kaldırdı. Evet.

VTR: Otistik çocuklara nasıl daha rahat bir hayat sağlayabiliriz?

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel şefkat, sevgi anlayışları, hep görüyorum otistik çocuklara karşı derin bir şefkat, engelli kardeşlerimize karşı derin bir şefkat ve sevgi var. Hep onun heyecanı ve koruma hissi içerisindeler kardeşlerimiz. Allah korkusu, Allah sevgisi oldu mu otistiğe sen derin bir sevgi duyarsın, derin bir şefkat duyarsın, Allah’ın seni de öyle yapabilecekken yapmadığı için Allah’a şükredersin ve ona derin bir saygıyla yardımcı olursun. İmansız olmaz yani adam imansız adam çok rahatsız olur öyle bir şeyden. Yani bir engelli bir imansızı yahut hepsi için demeyeyim de yani Allah’ı sevmeyen bir insan bir otistikten çok rahatsız olur, engelli bir insandan çok rahatsız olur. Yani görmek istemez. Sadece keyfine uygun şeyleri görmek ister. Merhamet duymaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Sevdiği insanın ölümüne nasıl tahammül edebilir bir insan?

ADNAN OKTAR: Bir kere yaratan, öldüren, alan tamamen Allah. Yani o beden ve ruh tamamen Allah’a ait. Orada sahiplenmeden kaynaklanıyor yani ilahlık iddiasından kaynaklanır o. Mesela bir baba, kızı vefat ediyor “Kızım öldü” diyor. Kızını kim yarattı, bedenini? Allah. Ruhunu kim yarattı? Allah. Sen neyini yarattın? Hiçbir şeyini. Nereden çıkıyor bu o zaman? Yaratırken sana sordu mu Allah? Yok. Alırken sana niye sorsun? Ve aldığı yer daha güzel, daha hayırlı olduğunu bildiğin halde neden rahatsız oluyorsun? Ayrıca sen de gideceksin. Allah’ın yaptığını beğenmiyor musun, o anlamda mı diyorsun, ne anlama gelir? Çok yanlış bir şey. Mümin bir kardeşi vefat ettiğinde ancak bundan sevinç duyar. “Allah gani gani rahmet etsin. İnşaAllah biz de onun yanına gideriz” der. “İnşaAllah cennette kardeş oluruz” der. Burası çilenin, zorluğun olduğu bir yerdir. Evet.

VTR: Adım Deniz. Dolar ve Euro’nun yükselişini tehlikeli bir durum olarak görüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Tehlikeli şöyle olur yani işi gücü bırakıp biz sürekli Amerika’dan, Avrupa’dan alışveriş yaparsak, bütün ticaretimizi, hayatımızı onlara bağlarsak, gece gündüz çalışsak onlara para yetiştiremeyiz. Çünkü sürekli yükselecektir. Yükseldikçe de paramız oluk oluk akacaktır. Ama Amerika’dan, Avrupa’dan mal almazsan mesela Rusya’dan, Çin’den, Hindistan’dan, Pakistan’dan alırsan yahut İran’dan alırsan oranın para yapısından çıkmış oluyorsun öbür tarafın para yapısına girmiş oluyorsun. Orada da bir hareketlenme olmadığına göre sorun yok demektir. Bu en güzel blokaj meydana getirerek olur. Hatta bir ara düşündüler. Euro’nun ve Dolar’ın yasaklanması da mevzubahis olabilir, kullanımı. Anında değeri düşer ama akıl almaz düşer yani. Sıfırlanır gider. Hiç kimse kullanmaz. “Yasak hemşerim” dersin bu kadar. Kanun çıkarırsın. Ve çok zor durumda kalırlar. Onlar da bir daha yükselmesini istemezler.

Evet dinliyorum.

VTR: Kehanet diye bir şey var mıdır?

ADNAN OKTAR: Atıyorlar. Kehanet atış demektir. Uyduruyor yani. Ama Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden alarak söylüyorsa o olur. Mesela Nostradamus, Muhyiddin Arabi’den alıyor. Muhyiddin Arabi kimden alıyor? Peygamberimiz (sav)’den alıyor. Dediği doğru çıkar o zaman? Ama “Ben geleceği biliyorum” diyorsa adam yalan söylüyordur. Evet.

VTR: Bir insanın sık sık tatile çıkması iyi bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Sıkılıyordur herhalde. Davası olan adam nasıl sık sık tatile çıksın işi olan? Çünkü tatil bir şey yapmamak anlamına geliyor. İnsan bir şeyler yaptığında mutlu olur. Bir hizmet verdiğinde, faydalı olduğunda, hayatı güzelleştirdiğinde mutlu olur. Yoksa boş boş gezmeyle bir şey olmaz. Ama gidip bir şeyler öğrenip anlatacaksa, bir şeyleri öğrenmek, tahkik etmek ve onu insanlığa sunmak amacıylaysa o ayrı mesele. Ama keyif için bana mantıklı gelmiyor. Evet.

VTR: Evlat acısı nasıl gider?

ADNAN OKTAR: Evlat acısı insan şirkten kurtulursa her şeyi Allah’ın yarattığını, çocuğunu Allah’ın yarattığını bedenini ve ruhunun da tamamen Allah’a ait ruh olduğunu annenin babanın hiçbir dahili olmadığını bilirseler yani yaratma işleminde hiçbir dahili olmadığını sadece sebep olduklarını bilirseler ve geldiğinde Allah onlara sormadığını götürürken de sormayacağını bilirseler şirk ruhundan kurtulursalar ve çocuğunun da cennette onları karşılayacağını bilirseler hiç acı çekmezler. Öbür türlü şirk acısı çekerler bu da çok kötü olur. Evet.

VTR: Peygamberlerin fizik olarak güçlü yaratılmalarının sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: İnsanlar bazen saldırgan oluyorlar. Ve güçten etkileniyorlar. Hem saldırganlığı caydırır hem de güçten etkilenmeleri onların daha itaatli olmalarını sağlar. Mesela zenginlik, bedeni güç, dinçlik bunlar insanları çok olumlu etkiler. Mesela Mehdi (as) ileri yaşlarda olmalarına rağmen genç görünümlüdür niçin? Allah o eğlensin diye yaratmıyor, İslam alemine faydalı olsun diye o yaratılır. Nefsani olarak yapılmaz bu. Müslümanların kuvveyi maneviyesi güçlensin diye yapılır. Mesela Peygamberimiz (sav) simsiyahtı saçları gerçi boyuyordu ama bayağı dinçti dökülmedi saçları hiç. Sakalı saçı simsiyahtı ve bebek cildi gibiydi cildi. Altmış üç yaşında Hakk’ın rahmetine kavuştu ve çocuk masumluğu vardı çocuk yüzü vardı Peygamberimiz (sav)’in yüzünde. Çocukluğundaki yüz hiç gitmedi yüzünden. Niçin? Müminlere kuvveyi maneviye olsun, destek olsun, müminler mutlu olsun. Mesela sakatlık vermedi Allah. İstese verirdi kolu kopabilirdi bacağı kopabilirdi. Yapmadı Allah. Evet.

VTR: Bu ülkede en sevdiğiniz sanatçı kim?

ADNAN OKTAR: Ben yerel sanatçıları çok seviyorum. Mesela Kemancı Mızrap çok değerli bir sanatçı. Akademik eğitim almamış sanatçılar bence daha yetenekli oluyor. Kasımpaşa’da yaşlı bir amcanın söylediği Türk Sanat Müziği ben en kaliteli sanatçının söylediğine değişmem. Nefis güzel söylüyorlar. Bayağı güzel. Aşkla söylenen şarkılar iyidir. Öyle nota üzerine resmi bir anlatım, resmi bir üslup, resmi sazlar, askeri nizamda oturtturulmuş öyle olmaz. Arkadaşlık ortamı öyle samimi olacak aşkla söyleyecekler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dünya barışı nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle Mehdiyet’in öncülüğünde Allah’ın dünyaya vahyetmesiyle olacak.

Evet, dinliyorum.

VTR: En sevdiğiniz enstrüman hangisi?

ADNAN OKTAR: Zor bir soru. Ama tabii en hoş kanun ve kemandır. İlla seçim yap dersen keman derim. Evet.

VTR: Adım Sude. Çok özgür olmalı mıyız?

ADNAN OKTAR: Tabii. Özgürlük yaratıcı gücü geliştirir. Telif gücünü geliştirir. Türkiye’de sanatın gelişmemesinin nedeni toplumsal baskıdır. Hiç sanatçı çıkmıyor dikkat ederseniz. Ne resim, ne heykel ne müzik çok nadir sanatçı çıkıyor. Gelenekçi Ortodoks sistemin meydana getirdiği yoğun baskıdan dolayı insanlar dine, İslam’a saygılı oldukları için insanları da rencide etmemek için onların İslam’a, Kuran’a uygun olmayan yasaklarına uyuyorlar. Hurafelerin baskısı Türkiye’yi sarmış durumda. Birçok yerde her yerde olmasa da birçok yerde sarmış durumda. Dolayısıyla genç kızlar, insanlar, delikanlılar hemen hemen hiçbir kimse birçok yerde birçok zaman rahat olamıyorlar. Kendini güvende hissetmiyor. O yüzden de sanat gücü çok çok düşmüş durumda. Yeni bir mesela Orhan Gencebay’lar Ferdi Tayfur’lar bir daha olmuyor. Ressamlar çıkmıyor, heykeltıraşlar çıkmıyor. Bir opera yazılmıyor. Yok. Bir tiyatro eseri olmuyor. Bir sinema sanatçısı yüksek kalitede çıkmıyor. Olmuyor yani. Evet.

VTR: Sizce Tük futbolu nasıl geliştirilmeli?

ADNAN OKTAR: Futbolcunun çok imanlı olması lazım. Allah’tan korkması, Allah’ı sevmesi lazım ki içinde şevk olsun. Bir de iyi futbol tekniği bilen elemanlar getirtilmesi lazım Türkiye’ye. En iyi bilen ustalar getirtilmesi lazım. Güreşte de öyle en iyi ustaları getirtmek lazım. İyi beslemek gerekiyor sporcuları yani protein, vitamin, mineral dengesini çok iyi kurmak gerekiyor. Bir de acı bir kuvvet gerekiyor. Çok kuvvetli olması lazım sporcuların. Zayıf oluyor güçleri. Mesela güreşçi oluyor gücü yetmiyor. Ne künde atabiliyor ne omuzuna kaldırabiliyor rakibini. Ne salto atabiliyor hiçbir şey yapamıyor. Ancak zorlayabiliyor. Mesela künde pozisyonunda zorluyor. Halbuki şakır şakır künde atması lazım. Köprüye getirdiğinde acı kuvvetiyle yapıştırması gerekiyor. Köprüden rahatça rakibi kurtuluyor kuvveti zayıf olduğu için. Futbolda da kondisyonun çok yüksek olması lazım. Ayak kaslarının çok iyi gelişmiş olması lazım. Bir de orantılı vücut gelişmesi için üst taraflarını da çalıştırmaları gerekiyor. Futbolcuların çoğunun bacak kısmı gelişiyor. Fakat üst kısım gelişmiyor. Göğüs kafesi daha orantısız oluyor omuzları falan daha orantısız oluyor halbuki atletik yapıda olmaları lazım. Görünümleri pehlivan gibi olması lazım orada amaç sporsa sporun en önemli amaçlarından biri de beden terbiyesidir. Bedenin düzgün ve güzel hale getirilmesidir. Şampiyon olmak değil ki dert sadece. Evet.

VTR: Ramazanda insanların bu kadar rahat yemek yemelerine karşı ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Şimdi iman zafiyeti, Allah korkusu olduğunda -ayrı ayrı olur iman zafiyetinde ayrı Allah korkusu olduğunda ayrı olur- şimdi iman zafiyeti varsa Allah’a inanamıyorsa yemek yememek diye bir şey olmaz onun için. Yemek önemli bir içgüdüdür o insanlar için. Asla kabul etmez açıkça yer. Dine karşı bir kısım insanlarda gelenekçi Ortodoks sistemden kaynaklanan bir öfke meydana geldi. Cübbeli Ahmet kafası yahut diğerlerinin kafası işte “kadınları dövün, cehenneme dolacak kadınlar” diyor, “kadınlar ne derse aksini yapın” diyor. Buna benzer sözlerden dolayı insanlarda bir dine karşı bir önyargı oluştu. Fazla da araştırmadıkları için, sevgisiz yetiştirildikleri için din konusunda pasif ve güçsüz oldular. Bir kısmı Darwinist, materyalist sistemin güçlü dayatması sonucunda Darwinist eğitim sonucunda Allah’ı inkar etme noktasına geldi. Öyle bir insan Darwinist, materyalist bir insan oruç tutmaz. Bir de şöyle oluyor; adam Hristiyan olabilir Musevi olabilir tutmaz. Budist oluyor bazen tutmayabilir. Veyahut hastadır böbreklerinde, karaciğerinde veyahut tansiyonunda problem vardır tutmuyordur. Gençlerde de hastalığa rastlanıyor birçok insan, kadınlarda falan da çok rastlanıyor. Veyahut ay hali oluyor kadının kaldıramıyor. Bitkinleşiyor ve oruç tutmuyor. Onların takibi yapılamayacağına göre hüsnü zan etmek lazım. Hasta olabileceğine ihtimal vermek lazım. Veyahut Hristiyan ya da Musevi olacağını düşünmek lazım. Ama tabii iman zafiyeti de çok yaygın. Ona karşı da Allah sevgisini, Allah korkusunu artırmak, iman hakikatlerini anlatmak, Kuran mucizelerini anlatmak çok etkileyici olur. Evet.

VTR: Ülkedeki marjinal gençlik hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Marjinal gençlik bir renktir. Gençlerin hepsi birbirinin aynı olacak diye bir şey yok. Renk oluyor görünümleriyle, tavırlarıyla bütün mesele samimi olmalarında. Mesela rockçı olur gitsin namazını kılsın akşama kadar rockla da ilgilenebilir eğlensin. Kızlı erkekli sohbet de edebilirler eğlenebilirler de. Birbirinin namusuna iffetine zarar vermedikten sonra, inançlarına zarar vermedikten sonra, temiz bir ortam olduktan sonra insanların birbirine benzemesine gerek yok. Evet.

 VTR: Sevgililer birbirlerini neden bu kadar kolay aldatıyor?

ADNAN OKTAR: Yine imanla ilgili. Allah korkusu, Allah sevgisi olması lazım. Allah’ın tecellisi olarak görmesi lazım karşısındaki insanı. Onun namusuna, onun asaletine, insanlığına, onuruna çok değer vermesi, saygı duyması, gözünde yüce görmesi lazım. Onu üzmekten de çok kaçınması gerekir. Onu üzmeyi kendine yapılmış büyük bir felaket gibi görmesi lazım. Çünkü insan sevdiğini üzüyorsa kendine bin misli azap vermesi gerekir. Ona birse kendine bin olur. Çünkü sevdiğin üzülüyor bu olacak iş değil. İnsan sevdiğini üzmemek için çok özenli olur dolaysıyla aldatmayı bırak kötü söz de söylemez yanlış bir şey de yapmaz içi dışı bir olur. Zaten içi dışı bir olanın da samimiyetinin güzelliği yüzüne vurur. Kadın öyle bir varlıktan çok hoşlanır çok beğenir.

Dinliyorum.

VTR: Bazı insanlar kedilerini köpeklerini bile kuaföre götürürken öbürleri açlıktan sürünüyor bu nasıl bir adalet?

ADNAN OKTAR: Şimdi burada bir anayasa olması gerekiyor işte. Anayasa olmadığında yani manevi bir anayasa olmadığında insanlar istediği gibi hareket eder. Köpeğini adam ilahlaştırabilir, annesinden babasından da önemli görebilir. Veyahut köpekten nefret edip hayvanı boğmaya kalkabilir, kafasını kesmeye kalkabilir. Her şey olabilir. Anaysa işte Allah korkusu, Allah sevgisinden kaynaklanan Kuran olması gerekiyor. İnsan ruhunun anayasası. Ahlak anayasası. Merhamet, şefkat ve asalet, onurun, namusun bir anayasası olması lazım. Bu olmadığında insanlar her biri bir yana pervane gibi savrulur. Biri bir yana gider biri bir yana gider. Ve kimse kimseye karışamaz. Adam der ki sana ne der. Neye göre böyle olması gerekiyor dese ne diyeceksin? Yani bu neye göre? “Ben hayvana acırım insana acımıyorum” der. “Olur mu ya?” diyeceksin işte orada senin bir delil göstermen lazım. Delil göstermen için imana dayalı, Kuran’a dayalı bir açıklama yapman gerekiyor. Ortak bir iman noktan olması lazım. Ortak iman noktası yoksa eleştirin havada kalır etkili olmaz. Evet.

VTR: Neden herkes kendini bu kadar çirkin görüyor?

ADNAN OKTAR: Ben ona şaşıyorum kadınlarda bilhassa çok yaygın görüyorum. Erkeklerden pek bilmiyorum var mı yok mudur? Nadir bilgi alıyorum o tarz. Ama hanımlarda çok yaygın görüyorum dışardan tanıştığım hanımlarda falan görüyorum. Çok gereksiz şeylere kafa takıyorlar ama şöyle oluyor kadınlar ve erkekler bir kısmı çok zalim, vicdansız ve merhametsiz oluyorlar. Karşısındaki insanı üzmekten zevk alıyorlar. İnsanların böyle bir kompleksi olabileceğini yakaladıkları için hep o noktadan onlara yaklaşıyorlar. Mesela bir kulağı biraz daha büyük oluyor ama nefis varlık, bütün dikkatini ona veriyor. “Allah Allah” diyor “bu nasıl oldu? diyor. “Bunu ameliyat ettirmeyi düşünmedin mi?” diyor. “Hep aklım ona takılıyor” diyor. Sırf ahlaksızlık olsun onu bunaltmak için. Halbuki hiçbir mahsuru yok aslında yalan. Mesela ayak parmaklarından bir tanesi biraz daha uzun oluyor “iğrenç” diyor “çok korkunç” diyor. Çok ahlaksızca yaklaşıyor. Gayet yakışıyor samimi sempatik bir görünüm veriyor ona. Niye yakışmasın? Nereden çıkarıyorsun? Ama acımasız, merhametsiz, sevgisiz bakınca bu dehşetli bir hastalık olarak yayılıyor etrafa. O ona yapıyor o ona yapıyor. En ufak detaylara kadar iniyorlar. İlk karşılaştığında hemen birbirini aşağılamanın peşinde oluyor. Yaşı, kilosu, boyu, posu, ağzı, burnu, kulağı her şeyi devreye giriyor. Halbuki insan bütün olarak güzeldir ve her şekliyle insan güzel olur. Akıllı ve samimi olduktan sonra. Her şartta güzel olur. Ama onu işte akıllı imanlı insanlarla insanlar yaşayabiliyorlar. Bir kanunu olmayan bir insanın savurulması mecburi oluyor. Bir oraya savruluyor bir buraya savruluyor. Onun için “Kuran doğru yol” diyor Allah. “Allah’ın kopmaz koparılmaz ipi” demesinin nedeni de o.

Evet dinliyorum.

VTR: Kuleli Askeri Lisesi tekrardan eğitim verebilir mi yoksa müze olarak devam etmeli mi?

ADNAN OKTAR: Müze çok güzel olur. Yol üstü zaten çok nadide bir yer orayı geniş çaplı halk kullanması lazım. Okul her yerde yapılır. Çok geniş araziler var yani o kadar muhteşem tam orta notada İstanbul’un en güzel yerlerinden bir orası orada halkın o güzelliği görmesi mümkünken halka kapalı çok az küçük bir kitlenin eğitim yapacağı bir yer olarak kullanılması akılcı olmaz. Tabii ki müze veyahut onun benzeri halkın geniş çapta kullanacağı, o güzelliği geniş çapta göreceği hareketli bir yere çevrilmesi lazım. Evet.

VTR: Birçok israf varken ve bu kadar aç insan varken bunun önüne nasıl geçebiliriz? Bu israfın önüne bu açlığın önüne?

ADNAN OKTAR: Bir kere israf bombayla silahla yapılıyor. En büyük israf o. Dünyada silahlanmaya ayrılan para eğer fakire fukaraya ayrılsa onda biri bile fakire fukaraya yetiyor. Beslenmesine ve her türlü ihtiyacına onda biri bile yetiyor. Ki yani öbür türlü tam anlamıyla zengin edeceği anlaşılıyor ve silahla adam öldürülüyor ve insan yaralanıyor. Başka bir şey yapılmıyor. İşte Mehdiyet devrinde silahlar kalkıyor. Onun yerine insanların ihtiyacı olan işte buzdolabı, çamaşır makinası şu bu falan yapılıyor. Ve bütün bu israf durduğu için insanlar muazzam zenginleşiyor. İsraf komitesi de, deccaliyetin israf komitesi de, hayat pahalılığını meydana getiren komitesi de görevine son verildiği için her yeri zenginlik sarıyor. Yani Mehdiyet’le bunun olacağını Peygamberimiz (sav) bildiriyor. Kuran’a göre de bunun böyle olduğu anlaşılıyor. Akılcı düşündüğümüzde de böyle olduğu anlaşılıyor. Evet.

VTR: Lisede ya da üniversitede bir hayaliniz var mıydı? Varsa gerçekleşti mi?

ADNAN OKTAR: Lisede hayalim İslam’ı yaymaktı. Güzel Sanatlar Akademisi Fındıklı’da mükemmel yaptım o faaliyeti. Binlerce kişiye tebliğ yaptım. Sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne kayıt yaptırdım, imtihana girdim onun için, otuz puan da fazla aldım. Birinci tercihimdi. İmtihan sonuç belgesi geldi, cayır cayır yazıyor üstünde; İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü diyor acayip hoşuma gitti. Otuz puan da fazla. Hiç çalışmadığım halde, sırf genel kültürden konu bitmişti, sırf genel kültür. Girdik, orada da muazzam faaliyet yaptım. Ve hedefime ulaştım. Çok iyi oldu yani. Halen de öğrenciyim ben. Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi öğrencisiyim. Bu son aftan yararlanarak yeniden öğrencilik belgesi aldım. Öğrencilik belgem geçerli şu an. Pasom falan da var yani her şey tamam. Evet.

VTR: Beğendiğiniz kızı etkilemek için neler yaparsınız?

ADNAN OKTAR: Beğendiğim kızı etkilemek için Allah’a dua ederim. Samimi olurum. Allah’a hamt ederim. Allah’ın onun kalbine vahyedeceğini umarım. İmanımı daha çok artırırım, Allah’tan korkumu daha çok artırırım. O zaman Allah o tecellisine vahyeder ve sevdirir. Yoksa onun dışında olmaz. Evet.

VTR: İmam hatip liselerinden rahatsız olan insanlar var. Kapatılmalarını istiyorlar. Sizce kapatılmalı mı?

ADNAN OKTAR: İmam hatibin kapatılması için bir neden yok ki. Rahatsız olacağı da bir şey yok. Bana bir madde söylesin rahatsız olduğu anlayayım. Gayet güzel eğitim veriyorlar. Kaliteli bir eğitim ve zor bir eğitim. Dolayısıyla nedir? Ama imam hatiplerde Darwinist propaganda olmaması lazım. Yani bu çok büyük hata. Hiçbir lisede olmaması lazım. Evet.

VTR: Ramazanda nasıl beslenmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Bir kere protein çok önemli, protein titiz, hayvansal protein onda titiz bir politika izlenmesi lazım. Yani et türü yiyecekler, sebze. Her tür vitaminin bulunduğu bir ilaç da alınabilir. Yani bütün vitamin ve mineral türlerinin olduğu bir ilaç doktora sorularak alınabilir. Özellikle süt ürünleri, magnezyum, kalsiyum açısından vücudun çok ciddi ihtiyacı olduğu için çok alınması gerekir diye düşünüyorum. Bol su bir de ve çok yorulmaktan kaçınmak gerekiyor ramazanda. Evet.

VTR: Merhaba, ben Doruk. Size bir sorum olacak. Ölünün arkasından büyüklerimiz Yasin okuyor, sizce bunun faydası var mı?

ADNAN OKTAR: Yasin bize faydası olur, ölüye bir faydası olmaz. Yani tabii ama Yasin’in manasını bilerek okursak ama adam bütün gücüyle bağırıyor, Arapça bir söz söylüyor ama kimse anlamıyor. Bunun bir faydası olmaz. Çünkü Allah onun manasından bizi imtihan edecek. Adam hiçbir şey bilmezken sen ona yüksek sesle Arapça onu okursan, adam da onu o konuyu kavrayamıyorsa bu haram olur. Çünkü onun bir an önce bilgilenmesi gerekiyor. Allah’ın hükmünü öğrenmesi gerekiyor. Evet.

VTR: Böyle bir dini programda neden açık giyiniliyor?

ADNAN OKTAR: Neden kapalı giyinilsin? Onu soruyorum ben de. Yani dini programda neden kapalı giyinmesi gerekiyor bir insanın? Sen ona delil getirirsen mesele bitecek? Delil olmadığına göre yani kapalı giyinmeleri için bir mecburiyet, bir hüküm olmadığına göre açık giyinmelerinde bir mahsur yok demektir. Yaz aylarında gayet güzel püfür püfür giyinir. Gayet de güzel çok şık, yakışıyor da kadınlara dekolte. Ama Allah’tan bir hüküm getirirsen “Bak Kuran ayeti açık” dersen bu insanlar mümin, Allah’tan korkuyorlar derhal yerine getirirler. Ama yoksa bir hurafe getirirsen bize, uydurma bir söz getirirsen, Allah adına söylenmiş bir yalanla gelirsen, şirk bir inançla gelirsen tabii ki bunu kabul etmemiz haram olur, kabul edemeyiz. Evet.

VTR: İsmim Samet. İslam’da hırsızlık yapanın eli kesilir mi?

ADNAN OKTAR: Evet. Kuran’a göre İslam’da hırsızlık yapanın eli kesilir ama bu el kesmeyi Kuran bize açıklamamış. Açıklamayınca ayette Cenab-ı Allah ne diyor? “Allah sizin için zorluk dilmez, kolaylık diler. Hz. İbrahim’in dini gibi kolaydır” diyor Allah. O zaman biz Kuran’da zorluğu aramayız. Kuran’daki kolay olan kısma bakarız. Yani Kuran tefsir edilirken, hükümler anlaşılırken en kolaya göre bakılması lazım. En kolayı ne? “Hz. Yusuf (as)’ı gören kadınlar ellerini kestiler” diyor Allah ayette. Özel konmuştur o ayet kasten Allah tarafından özellikle çünkü bir amacı olmadan böyle bir şeyi Allah koymaz. Kadının elini kesmesi bir detay yani şaşırtıcı bir detay. “Onu görünce heyecandan ellerini kestiler” diyor. O zaman hırsızın da eli çizilmiş olsa aynı hüküm olmuş oluyor. Yani kadının elini kesmesi kadar elinin kesilmesi o hükmün yerine gelmesini sağlar. Yalnız şimdi adamın elinin kesilmesi için tabii İslam hukukuna göre diyorum, şu anki modern hukuka göre demiyorum. Bir kere adamın ihtiyacı İslam karşılıyor zaten. Yani hiç kimse aç açık kalmıyor. Farzdır yani bütün Müslümanlar birbirini koruyor. Açıkta evsiz kalmıyor, yemeksiz kalmıyor bütün ihtiyaçları gideriliyor. Buna rağmen hırsızlık yapıyorsa kleptoman olabilir. Kleptomansa hastaysa o zaten tedavi görmesi gerekiyor. Başka da bir anlamı olmuyor o zaman. Allah’ı inkar ettiği için kasten yaptıysa, ahlaksızlık için yani zulüm olsun diye yapıyorsa o zaman bir işaret olarak eli kesiliyor. Yani mesela avucunun içinden eli kesilebilir. Veyahut elinin üstünden eli kesilebilir. Tabii o tedavi edilmesi de gerekir aynı zamanda kesilmenin. Bir ibret olarak bu şeri hukuka göre, Kuran hukuka göre böyle olduğu anlaşılıyor. Çünkü aynı ifade. Ama bunun ispat edilmesi gerekiyor. Bir de karşı tarafın şikayetçi olması gerekir. Yani hırsızlık yapıldığı için şahsın bunu ispat edip şikayetçi olması gerekiyor. Nasıl ispat edecek? Yani pratikte pek uygulanabilecek bir ceza değil. Çünkü şahit bir kere çok büyük bir sorun. Adamın şikayetçi olması zor. Çünkü mümin adam ihtiyacım vardı da aldım derse bir şey diyemez. Affeder onu yani. Mesela açtım da aldım dese. Mesela farz edelim yoktu bir şey mecburdum dese bir şey demez Müslüman, affeder. Bunu da düşünmek gerekiyor. Dolayısıyla İslam’da öyle hükümler vardır ama pratikte uygulaması pek olmaz. Mesela İslam hukukunda Osmanlı döneminde el kesme hemen hemen hiç olmamış. Pratikte olmuyor çünkü adam şikayetçi olmuyor. Yahut şahidi yok. Veyahut affediyor. Hatta üstüne para veriyor adam mağdur olmasın diye.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Metin. Kabir yaşantısı diye bir şey var mı?

ADNAN OKTAR: Yok. Kabir azabı diye bir şey olmaz. Çok yanlış bir düşünce. Bir kere kabirlerin yüzde doksanı şu an yeryüzünden silinmiş durumda yani yirmi-otuz bin yıldan beri insanlar var, kırk bin yıldan beri insanlar var hepsinin mezarları un ufak olmuş vaziyette. Oralara apartmanlar dikilmiş, tarlalar yapılmış yani mesela adamın domates bahçesi var; eski bir mezarlık. Dolayısıyla kıyamette -diyor ki; aile kabristanı- aile kabristanın un ufak olacak. Dünya toz duman oluyor, dümdüz tepsi gibi oluyor, mezar falan yok. Daha hala diyor. “Mezardan kalkacağız.” O mezardan kalkmayacaksın, mezar kalmayacak ki oradan kalkasın. Sen yattığın yerden kaldırılacaksın, ona diyor Allah mezar diye. Yattığın bir yer var yani uzanmış yatarken kalkıyorsun. Anlamıyor zaten adam. Bir kere öldüğünün de farkında değil. Ahirete gittiğinin de farkında değil. Orayı anlamaya çalışıyor. “Uzaktan bir çağırıcı onları çağırır” diyor. Muhtemelen Peygamber Efendimiz (sav). Bir insan sesi duyuyorlar, bir sütun var yani yüksek bir sütun o tarafa doğru oradan bir bilgi alırız diye milyarlarca insan o tarafa doğru koşmaya başlıyorlar. O tarafa doğru yöneliyorlar. Oraya gittiklerinde diyorlar ki “Eyvahlar bize” diyorlar küfredenler. Kastedilen ahiret bu, biz öldük, dirildik şu an hesap yerine geldik diyorlar. Çünkü gittikleri yer cehennemin kenarı. Sonra oradan müminler cennete alınıyorlar. Küfür cehenneme alınıyor. Yalnız bunlar çok süratli olan şeylerdir. Yani kısa sürede olan şeylerdir.

KARTAL GÖKTAN: Hoş Sohbetler yayınımız burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü